Çin, İran’ı ‘Husileri silahlandırmayı durdurmaya’ zorlayacak mı?

Fotoğraf: AFP_Arşiv
Fotoğraf: AFP_Arşiv
TT

Çin, İran’ı ‘Husileri silahlandırmayı durdurmaya’ zorlayacak mı?

Fotoğraf: AFP_Arşiv
Fotoğraf: AFP_Arşiv

Halid Hamada

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) Komutanı Michael Corella, Suudi Arabistan Krallığı ile İran heyetleri arasında Çin’in himayesinde yürütülen müzakerelerin sona ermesi ve 10 Mart 2023’te üçlü ortak bildiri yayınlanmasının üzerinden daha birkaç gün geçmeden, 16 Mart’ta Riyad ve Tahran arasındaki istişarelerle eş zamanlı olarak Yemen’deki Husilere gitmekte olan beş İran silah sevkiyatına el konulduğunu açıkladı.

ABD medyasında yer alan haberlere göre Corella, söz konusunu ifadeleri kullandığında ABD Savunma Bakanlığı’nda düzenlenen basın toplantısında Çin himayesindeki Suudi Arabistan- İran anlaşması hakkında açıklamada bulunuyordu.

ABD’nin üç yıl süren müzakereleri takip etmesine rağmen Corella şunları söyledi:

İran, bölgede (Ortadoğu) istikrarı bozucu ana faktördür. Suudi Arabistan ile anlaşmayı uygulaması şüpheli bir konudur. Görüşmeler devam ederken, son 90 gün içinde İran’dan Yemen’e beş büyük silah sevkiyatını engelledik. Anlaşma bir şeydir ve uygulama başka bir şeydir.

Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığına göre anlaşmanın başarısına dair şüpheci beklentiler, Çin’in müttefiklerinin evinde diplomatik bir atılım gerçekleştirme başarısından hoşlanmayan ABD ile sınırlı değil. Ancak Yemen sahasının karmaşıklığını takip eden birçok gözlemci ve diplomat, ABD’nin anlaşmayla ilgili sorularını paylaşıyor. Öyle ki İtalyan Uluslararası Siyasi Çalışmalar Enstitüsü'nde araştırma görevlisi Leonora Ardimagni, “Suudi Arabistan ile İran arasında Pekin’de imzalanan anlaşma ateşkesin uzatılmasına izin verebilir. Ancak Yemen’deki iç karışıklıklar barış yolunu engelliyor” dedi. Çin’in ‘garantör taraf’ değil, ‘Umman Sultanlığı modeli gibi kolaylaştırıcı taraf’ olduğunu söyleyen Ardimagni, “Anlaşma, Yemen konusunda aşırı beklentileri körüklememelidir. Çünkü iç aktörler arasında barışı sağlayamayacak” ifadesini kullandı.  

Diğer yandan ABD’nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilci Yardımcısı Büyükelçi Jeffrey DeLaurentis, Suudi Arabistan- İran anlaşmasının ‘Yemen’deki çatışmaya kalıcı bir çözüm sağlama, Husilere devam eden ölümcül İran yardımı akışını ele alma ve İran’ın Yemen siyasi sürecine desteğini sağlama’ çabalarına katkıda bulunacağı yönündeki umudunu dile getirdi. Çin’in BM Daimi Temsilci Yardımcısı Büyükelçi Geng Shuang, daha iyimser bir tavır ortaya koyarak, anlaşmayı ‘belirsizlik ve istikrarsızlıkla dolu günümüz dünyası için iyi haber’ olarak nitelendirdi. Geng Shuang, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) yaptığı konuşmada “Bölgede barış, istikrar, dayanışma ve iş birliği sahnesine olumlu bir unsur getiren anlaşmanın, Yemen’deki durumun iyileşmesi için de elverişli koşullar sağlamasını umuyoruz” dedi.

Husilerin silahlandırmasını durdurma İran için bir test

İran, Haziran 2004’te Ali Abdullah Salih hükümeti ile ‘ülke içinde silahlı örgüt kurmak, Zeydi imamlığını yeniden kurmak ve Yemen Cumhuriyeti’ni devirmek istemek’ ile suçlanan ve ‘Husiler’ olarak bilinen ‘Ensarullah’ hareketi arasında başlayan altı savaşa ve Saada çatışmasına dahil oldu. Ayrıca 21 Eylül 2014 tarihinde Ensarullah’ın başkent Sana’ya girişine destek verdi. Daha sonra 25 Mart 2015 tarihinde Suudi Arabistan liderliğinde on ülke tarafından ‘Yemen’deki Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu’ kuruldu. Daha sonra ise Çin himayesinde üçlü bildiri imzalama aşamasına geçildi.

Husilere her türlü silahı, balistik füzeleri ve insansız hava araçlarını sağladığını kanıtlama konusunda, İran’ın rolüne ilişkin ek kanıt gerekmiyor. Bu rol, Yemen içindeki güç mücadelesinin komşu ülkelerin ekonomik altyapısı için bölgesel bir tehdide dönüşmesine katkıda bulundu ve istikrarını tehdit etti.

İran’ın rolüne ilişkin uluslararası raporların başlangıcı, ABD’nin BM Büyükelçisi Nikki Haley’nin İran silahlarının Yemen’deki ‘Husilere’ teslim edildiğine dair yeni kanıtları ortaya çıkardığı 14 Aralık 2017’ye kadar uzanıyor. Başkent Washington yakınlarında bulunan Anacostia-Bolling Ortak Askeri Üssü’ndeki bir askeri merkezde Haley ve Pentagon yetkilileri, Husiler tarafından kullanılan Qasef-1 insansız hava araçları ve Tufan tanksavar güdümlü füzelerinin yanı sıra Yemen’de keşfedilen İran yapımı bir dizi silah sisteminin füze parçalarını ve fotoğraflarını yayınladı. Brifing, Kıyam-1 kısa menzilli balistik füze ve Şark-33 sınıfının uzaktan kumandalı ve patlayıcı botları olmak üzere iki gelişmiş silaha odaklandı. Botlardan birindeki bir bilgisayarda bulunan sabit disk, İran, Yemen ve Kızıldeniz’deki konumlar için 90’dan fazla koordinat içeriyordu. Daha sonra ABD, İngiltere ve Fransa devriyeleri tarafından Hint Okyanusu, Kızıldeniz, Babül Mendeb Boğazı ve Arap Körfezi’nde gerçekleştirilen çeşitli silah ve mühimmat sevkiyatlarını durdurma faaliyetlerine ilişkin veriler ortaya koyuldu. Son iki yılda Tahran’ın Husilere askeri destek sağlama konusunda dikkate değer bir faaliyet kaydettiği belirtildi. İngiliz Kraliyet Donanması, “HMS Montrose fırkateyni, 2022’de iki kez, İran’ın güneyindeki uluslararası sularda kaçakçıların bulunduğu teknelerde İran silahlarına el koydu” açıklamasında bulundu. El konulan silahların arasında karadan havaya füzelerin ve güdümlü seyir füzeleri için motorların da bulunduğu belirtildi. Wall Street Journal’ın haberine göre Fransız ordusu yetkilileri, 15 Ocak’ta bir Fransız savaş gemisinin, Yemen kıyılarında 3 binden fazla saldırı tüfeği, yarım milyon mermi ve 20 tanksavar güdümlü füze taşıyan şüpheli bir kaçakçılık gemisini durdurduğunu açıkladı. 2 Mart 2023’te İngiliz ve Amerikan deniz kuvvetleri, İran’ın Umman Körfezi’ndeki bir tekneyle yaptığı silah sevkiyatına müdahale edildiğini duyurdu. Sevkiyatın, üç ayda yedinci kez Husilere ulaşmak üzere yola çıktığı belirtilirken, BMGK’nın 2216 sayılı kararı ve uluslararası hukuku ihlal edecek şekilde tanksavar güdümlü füzeler ve orta menzilli balistik füze bileşenleri içerdiği kaydedildi.

Anlaşmadaki güç ve zayıflık unsurları

Leonora Ardimagni, Çin’in ekonomik düzeyde ve Riyad ile Tahran arasında eşit bir siyasi mesafede bir merkez olma yeteneğinin, Pekin’in anlaşmaya dair son umudunu şekillendiren şey olduğunu dile getirdi. Suudilerin ve İranlıların Çin’e güvendiklerini dile getiren Ardimagni açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Çünkü Pekin’in, enerji ve deniz ticaret yolları için büyük ölçüde istikrarlı bir Körfez’e güvendiğini biliyorlar. Artık herkes, Pekin için Avrupa ve Afrika pazarlarına açılan kapı ve Kuşak ve Yol Girişimi’nin kara ve deniz merkezi olan Körfez’e güveniyor.”

Ancak anlaşma, mükemmel güvenli gibi görünüyor. Suudi Arabistan-İran görüşmeleri bağlamında fark edilebilen şey, iki ülkenin güvenlik yönlerinde gerilemeyle ilgili. Bir yandan Suudi Arabistan Ulusal Güvenlik Danışmanı Musaid el-Ayban, diğer yandan İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Ali Şemhani (daha sonra bu görevden ayrıldı) tarafından da bu durum dile getirildi. Bu noktada, yanıtlamak veya sadece gündeme getirmek için henüz çok erken olan bir grup önemli sorunun üzerinde durmalıyız. Bu soruların başında ise şunlar geliyor:

‘Krallığa yönelik bu tehditler, ister Yemen’den ister Irak’tan gelsin, topraklarını hedef alan saldırılarla sınırlı mı, yoksa Tahran’a bağlı milislerin Körfez ve bölgenin güvenliğini tehdit eden sınır ötesi faaliyetleriyle ilgili her şeyi de içeriyor mu?’ ve ‘İran açısından, kendisi ve İsrail arasındaki herhangi bir bölgesel gelişme karşısında Suudi Arabistan’ın tarafsızlığının bir garantisi mi, yoksa ülke dışından yayınlanan ve İran ve dünya içinde geniş görüş ve etkileşim alan iç protestoları etkilemek için mi?’

Suudi Arabistan Krallığı, 2021’den bu yana diplomatik ilişkileri yeniden tesis etme anlaşmasından önceki müzakere turlarında Tahran’la gerginliği azaltma stratejisi uyguladı. Öyle ki bu savaşa bir son vermek için açık bir çaba ve dikkate değer bir açıklık gösteriyor. Ancak sorun İran’ın Yemen anlaşmazlığına barışçıl bir çözümü kabul etmek için ‘Ensarullah’ hareketi üzerinde uygulayabileceği etkinin boyutuyla ilgili. İran tarafında, Husiler üzerindeki güçlü etkisine rağmen Tahran’ın bunu yapabileceğini uzak görenler var.

İran, Husilerin ana silah, eğitim ve propaganda tedarikçisidir. Çok şey yapabilir ve yapmalıdır. Ancak Husilere silah gönderdiğini bir kez bile kabul etmedi. Yalnızca iki yıl önce grubun faaliyetleri için ‘danışmanlık desteği’ sağladığını belirtti.

Dolayısıyla, ‘İranlıların Tahran’la ittifak halindeki hareket üzerinde gerçek ve etkili baskı uygulamaktan kaçınması durumunda, Suudi Arabistan’ın seçeneklerinin ne olabileceği’ sorusu meşru hale geliyor. Bu, çözüm ve bağlantının İran rejiminin elinde olduğu diyalog masasına geri dönene kadar ardı ardına ve paralel askeri saldırıların geri dönüşüne yol açar mı? Sahadaki etkili Yemen güçlerini çatışmaya siyasi bir çözüm bulmaya zorlamadaki başarısızlık, Suudi Arabistan’ın bu dosyadan bir bütün olarak çekilmesine yol açabilir mi?

Husi grubu ülkenin kuzey bölgelerini tamamen ele geçirse ve Yemen daha uzun yıllar kendi iç çatışmalarında debelenmeye terk edilse bile, özellikle bölünmüş ve sorunlu bir komşunun varlığında Riyad’a İran’la yaptığı anlaşmadan umduğu güvenlik ve çıkarları garanti edecek hibrit ve çoklu çatışmalara gireceğiz. İran’ın desteği olsun ya da olmasın, Husiler ile kısmi bir güvenlik anlaşmasına varılsa bile Suudi Arabistan’ın istikrarı, ‘sınırlarının Husi hareket tarafından kontrol edilen kısmıyla’ sınırlı olmaksızın güney komşusunun istikrarına bağlıdır.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Majalla’dan çevrildi.



Suudi hava savunması Taif’e yönelen balistik füzeyi engelledi

Koalisyon, Husilerin Taif yönünde fırlattığı balistik füzeyi imha etti. (Suudi Savunma Bakanlığı)
Koalisyon, Husilerin Taif yönünde fırlattığı balistik füzeyi imha etti. (Suudi Savunma Bakanlığı)
TT

Suudi hava savunması Taif’e yönelen balistik füzeyi engelledi

Koalisyon, Husilerin Taif yönünde fırlattığı balistik füzeyi imha etti. (Suudi Savunma Bakanlığı)
Koalisyon, Husilerin Taif yönünde fırlattığı balistik füzeyi imha etti. (Suudi Savunma Bakanlığı)

Suudi Arabistan hava savunma sistemleri, Taif kentine doğru fırlatılan bir balistik füzeyi engelledi. Ulusal Erken Uyarı Platformu üzerinden Cidde, Taif ve Yanbu’da uyarılar yayımlanırken, daha sonra tehlikenin sona erdiği duyuruldu.

Koalisyon Güçleri Sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki, çarşamba sabahı yaptığı açıklamada, Suudi hava savunma sistemlerinin terörist Husiler tarafından Taif yönünde fırlatılan bir balistik füzeyi engelleyerek imha ettiğini bildirdi.

Suudi Arabistan Sivil Savunma Teşkilatı, daha önce Cidde ve Yanbu vilayetlerinde Ulusal Acil Durum Erken Uyarı Platformu üzerinden alarm yayımlayarak olası bir tehlikeye karşı halkı uyardı. Teşkilat, bölge sakinlerine yetkili kanallar aracılığıyla yayımlanan resmî talimatlara uymaları çağrısında bulundu.

Sivil Savunma Teşkilatı daha sonra Cidde ve Yanbu’daki tehlikenin sona erdiğini açıkladı. Açıklamada, güvenlik talimatlarına uymayı sürdürmenin, olay yerlerinde kalabalık oluşturmaktan ve görüntü çekmekten kaçınmanın önemi vurgulandı. Acil durumlarda 911 numaralı hattın aranması istendi.

Erken uyarı mesajlarının alınması durumunda uygulanması gereken güvenlik talimatları arasında sakinliğin korunması, resmî yönlendirmelerin takip edilmesi ve derhal bir binanın içindeki en yakın güvenli alana ya da pencerelerden uzak kapalı bir bölüme geçilmesi yer alıyor. Talimatlarda, tehlike sona erene kadar güvenli alanda kalınması ve tehlikenin geçtiği resmen duyurulmadan evin veya binanın terk edilmemesi gerektiği belirtiliyor.

Ayrıca açık alanlardan, pencerelerden, camlardan ve çatılardan uzak durulması; tehlike bölgelerinde toplanılmaması ve görüntü çekilmemesi isteniyor.

Uyarı mesajlarını araç kullanırken alan sürücülere ise köprülerden ve yüksek bölgelerden uzak, yol kenarında güvenli bir noktada durmaları tavsiye ediliyor. Herhangi bir tehlike durumunun resmî acil durum kanalları üzerinden bildirilmesi gerektiği de vurgulanıyor.


Koalisyon, bir balistik füze ve 9 İHA’yı imha etti

Dammam’daki Kral Fahd Uluslararası Havalimanı (SPA)
Dammam’daki Kral Fahd Uluslararası Havalimanı (SPA)
TT

Koalisyon, bir balistik füze ve 9 İHA’yı imha etti

Dammam’daki Kral Fahd Uluslararası Havalimanı (SPA)
Dammam’daki Kral Fahd Uluslararası Havalimanı (SPA)

Yemen’de meşru hükümeti destekleyen koalisyon, perşembe günü Suudi Arabistan’ın Necran kentine yönelen bir balistik füze ile Doğu Bölgesi, Riyad ve Medine’yi hedef alan 9 insansız hava aracını (İHA) imha etti. Öte yandan, çarşamba günü Dammam’daki Kral Fahd Uluslararası Havalimanı’nı hedef alan saldırıda hayatını kaybedenlerin sayısı 2’ye, yaralı sayısı ise 8’e yükseldi.

Koalisyon Sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki, hava savunma sistemlerinin Doğu Bölgesi’ne doğru fırlatılan 4 İHA’yı önleyerek imha ettiğini, Riyad ve Medine bölgelerini hedef alan 5 İHA’nın da etkisiz hale getirildiğini açıkladı.

El-Maliki, terör örgütü Husiler tarafından perşembe günü Suudi Arabistan’ın güneybatısındaki Necran kentine doğru fırlatılan bir balistik füzenin de önlenerek imha edildiğini bildirdi.

Dammam Havalimanı’na saldırıda 2 kişi hayatını kaybetti

Suudi Arabistan Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, perşembe günü yaptığı açıklamada, Dammam’daki Kral Fahd Uluslararası Havalimanı’nı hedef alan saldırıda hayatını kaybedenlerin sayısının 2’ye yükseldiğini duyurdu. Hayatını kaybedenlerin Suudi Arabistan vatandaşı bir kişi ile Hindistan vatandaşı bir yerleşik olduğu belirtildi.

Saldırıda Suudi Arabistan, Yemen, Nepal ve Hindistan uyruklu 8 kişi de yaralandı.

Kurum, havalimanındaki operasyonların yeniden başladığını ve hava trafiğinin normale döndüğünü bildirdi. Yaralıların durumlarının hafif ile ağır arasında değiştiği, yaralılara gerekli sağlık hizmetlerinin sunulması amacıyla derhal hastaneye sevk edildikleri kaydedildi. Açıklamada ayrıca saldırının maddi hasara yol açtığı ve hasar tespit çalışmalarının sürdüğü belirtildi.

Şeybe petrol sahasındaki tesis hedef alındı

Öte yandan, Suudi Arabistan hava savunma sistemleri çarşamba günü, ülkenin doğusundaki Aramco’ya ait Şeybe petrol sahasında bulunan tesislerden birini hedef almaya çalışan bir İHA’yı önledi.

cdvfgbhyj
Suudi Aramco’ya ait Şeybe petrol sahası (Şarku’l Avsat)

Enerji Bakanlığından bir yetkili, olayın tesisin çevre duvarlarının dışında, sahada faaliyet gösteren yüklenici firmalardan birine ait araçta yangına yol açtığını, ancak operasyonların etkilenmediğini bildirdi. Yetkili, ilgili kurumların olaya müdahale ettiğini ve gerekli önlemleri aldığını belirtti.

Söz konusu saldırı girişiminde Filipinler ve Nepal uyruklu iki kişinin hayatını kaybettiği, Pakistan ve Hindistan uyruklu iki kişinin ise yaralandığı açıklandı.

Enerji Bakanlığı yetkilisi, hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı ve taziye dileklerini iletirken yaralılara acil şifa temennisinde bulundu.


Husilerin ABD-İran anlaşması sonrası “yeni stratejisi”

Yemen'in Sanaa kentinde İran'la dayanışma gösterisi düzenleyen Husilerin destekçileri, 10 Nisan 2026 (Reuters)
Yemen'in Sanaa kentinde İran'la dayanışma gösterisi düzenleyen Husilerin destekçileri, 10 Nisan 2026 (Reuters)
TT

Husilerin ABD-İran anlaşması sonrası “yeni stratejisi”

Yemen'in Sanaa kentinde İran'la dayanışma gösterisi düzenleyen Husilerin destekçileri, 10 Nisan 2026 (Reuters)
Yemen'in Sanaa kentinde İran'la dayanışma gösterisi düzenleyen Husilerin destekçileri, 10 Nisan 2026 (Reuters)

Enver el-İsa

İran ile ABD arasında varılan mutabakatın ardından yalnızca birkaç gün içinde İran’ın müttefiki Husilerin lideri Abdulmelik el-Husi, bir televizyon konuşmasıyla grubunun yeni stratejisini ilan etti. Stratejinin öne çıkan başlıkları arasında ‘tam egemenliğin yeniden tesisi’, ‘abluka ve bağımlılığın yanı sıra ABD’nin saldırganlığı ve ablukasına’ son verilmesi yer aldı. Abdulmelik el-Husi ayrıca ‘Sanaa güçlerinin’ İsrail’in Somaliland’daki askeri varlığını da hedef alacağını açıkladı.

Husiler, bu konuşmanın hemen ardından ‘Genel Seferberlik Kuvvetleri’ adını verdiği yeni bir askeri ve güvenlik yapılanmasını devreye soktu. Söz konusu yapılanma, Husi liderin talimatlarını yerine getirmek amacıyla tam hazır olduğunu ilan ederek savaşçıları cephelere sevk edeceğini ve ‘saldırganlık güçleriyle yüzleşmek, işgalcileri sürmek ve ablukaya son vermek’ sloganı altında askeri hazırlıkları güçlendireceğini duyurdu. Husiler, ‘son yıllarda hazırlanıp silahlandırılan yüz binlerce unsur ve yüzlerce tugay’ aracılığıyla bu hedefleri gerçekleştireceğini ve Husilerin de yer aldığı ‘silahlı kuvvetlerle’ her düzeyde tam koordinasyon içinde hareket edileceğini açıkladı.

Gerginliğin arka planı

Bu adım, uzman ve analistlerin büyük bölümüne göre bölgesel ve küresel ölçekte herhangi bir askeri değer taşımıyor ve İran-ABD mutabakatının uygulanmasına yönelik süregelen düzenlemeler ile İsrail-Lübnan hükümeti çerçeve anlaşması bağlamında önem arz etmiyor. Bununla birlikte pek çok isim ‘Husilerin yeni stratejisinde’ dikkati çeken birkaç husus tespit etti.

Bunların başında bu ilanın Husilerin yeni bir siyasi doktrini olmadığı, daha çok derin bir siyasi, güvenlik ve ekonomik açmazda gören ve kartları yeniden karıştırmayı hedefleyen bir girişim olduğu geliyor. Husiler, Tahran ile Washington arasındaki mutabakatın ardından kendisini olumsuz yönde etkileyebilecek olası yansımalara ilişkin endişeleri gidermeye yetecek herhangi bir bağlam ya da düzenlemenin dışında kalmış görünüyor. Özellikle Husilerin İran'ın ‘direniş ekseni’ üzerine büyük bir bahis oynadığı ve ‘destek meydanlarında’ ‘Gazze ile dayanışma’ ve ‘Hizbullah'a sempati’ adı altında elindeki tüm İran füzelerini harcadığı göz önüne alındığında bu endişe çok daha somut bir anlam kazanıyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Tahran'ın Washington ile mutabakat muhtırasını imzalamasının ardından Husiler için siyaset dünyasında hiçbir şey sabit kalamaz ve İran her şeyden önce kendi çıkarlarını gözetirken daha önce kurduğu -ister Husilerle ister ideolojik ve siyasi açıdan kendisine çok daha yakın olan Hizbullah'la olsun- tüm ittifaklardan, mezhepsel bağlılık ilişkilerinden ve siyasi-askeri ortaklıklardan sırt çevirebileceği gerçeği artık tartışmasız biçimde netleşmiş olmalı.

Yemen'deki Husiler ile Lübnan'daki Hizbullah, Tahran-Washington mutabakat muhtırasını onaylamak ile Sanaa ve Beyrut'un güney banliyösündeki kendi konumlarını ilgilendiren ilkelerini reddetmek arasındaki aynı ikilemde kalmış durumda.

Öte yandan bir kesim, Husiler'in İran'ın yörüngesindeki rollerinin sona erdiği ve Tahran'ın askeri çevresindeki hareketlerinin Hizbullah için çizilen duraklama noktasıyla, belki de geçici ya da kalıcı olarak askeri ve güvenlik sahnesinden çekilmeyle son bulması gerektiği sonucuna ulaşan bir siyasi zekaya sahip olmaları halinde kalıpların dışında düşünme haklarının bulunduğunu düşünüyor. Ancak burada ‘Husiler bu durumdan nasıl çıkacak?’ sorusu gündeme geliyor.

Husiler, İran’ın bölgedeki vekil güçlerinin durumunun yeniden düzenlenmesine yönelik herhangi bir sürecin içinde ya da dışında olsun, Washington'ın gözetiminde varılan Lübnan-İsrail anlaşmasıyla Hizbullah'ın silahsızlandırılmasının gündeme gelmesinin ardından sıranın kaçınılmaz biçimde kendilerine geldiğini hissediyorlar. Bu durum, Abdulmelik el-Husi’nin uluslararası alanda tanınmayan ayrılıkçı Somaliland bölgesindeki İsrail’in askeri varlığını hedef alma imasını açıklayabilir. Zira İsrail de Hargeysa'daki bölge yönetimiyle askeri ve güvenlik iş birliğini geliştirme ve genişletme isteğini defalarca kez dile getirmişti.

dfvbfr
Yemen'in Aden kentinde, Güney Geçiş Konseyi (GGK) genel merkezi önünde nöbet tutan bir asker, 8 Ocak 2026 (Reuters)

Ancak bir kesime göre İran'ın Husilerden vazgeçme ihtimalini düşük. Bunun temel nedeni Tahran'ın İran Dini Lideri’nin (Rehber) ofisindeki ve Hatemu'l-Enbiya Merkez Karargâhı’ndaki şahinlerin çekincesiyle birlikte Washington ile imzalanan mutabakat muhtırasının hükümlerini yerine getirme kapasitesinin sorgulanır olması. Bu durumda mutabakatın başarısızlıkla sonuçlanması ve İran ile ABD arasında çatışmanın yeniden alevlenmesi son derece muhtemel görünüyor. Bu yüzden Tahran'ın vekil güçleri ve uzantılarıyla, başta Babu’l-Mendeb Boğazı'nın hemen yanı başında konuşlanan ve Hürmüz Boğazı ile Süveyş Kanalı arasındaki deniz ulaşımını tehdit edebilecek konumdaki Husiler olmak üzere, ittifaklarını sürdürmeye her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyor olabileceği değerlendiriliyor.

İki durum arasında bir fark yok

Yemen'deki Husiler ile Lübnan'daki Hizbullah, Tahran-Washington mutabakat muhtırasını onaylamak ile Sanaa ve Beyrut'un güney banliyösündeki kendi konumlarını ilgilendiren ilkeleri reddetmek arasında aynı ikilemde kalmış durumda. Husiler, Tahran'ın Washington'a yönelik müzakerelerinde kabul ettiği tüm acı tavizler karşısında siyasi körlük ya da bilinçli bir görmezden gelme sergileyerek artık kendi destekçileri nezdinde bile can sıkıcı bir hal alan ‘direniş’ yanılsaması ile ‘abluka ve saldırganlık’ söylemine gömülü kalmayı sürdürüyor.

Husilerin bölgede ve dünyada -ABD, İsrail, komşu ülkeler Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri dahil- yeni bir askeri macerayı göze almaktan çekinmediği görülüyor. Bu tutum Hizbullah'tan pek farklı değil. Hizbullah bir yandan Pezişkiyan-Trump mutabakatının Tahran açısından kazanımlarını abartılı bir övgüyle ve adeta hayal satarak pazarlarken öte yandan Lübnan hükümeti ile İsrail arasında varılan çerçeve anlaşmayı sert biçimde eleştiriyor. Sanki İran'daki sistemin bir parçasıymış ve ‘Lübnan'ın yarısını’ temsil ettiğini iddia ettiği gibi değilmiş gibi davranıyor. Açıklamalarından ‘Tahran'ın kendi çıkarlarını korumak adına yaptığı her şey meşru, oysa Lübnan'ın toprak, varlık, tarih, gelecek, devlet ve toplum olarak geriye kalan özünü muhafaza etmesi haram’ görüşü ortaya çıkıyor:

Aktivistler, sosyal medya platformlarında, milislerin büyük bir bölümünün maaşlarının ödenmemesi nedeniyle cephelerden kaçtığını ve siperlerine geri dönmeyi reddettiğini, hatta bazı milis komutanlarının meşru hükümetin kontrolündeki bölgelere sığındığını aktaran haberleri paylaştı.

Husiler'deki son tırmanmanın ardındaki ikinci etken ise hareketin on iki yılı aşkın süre önce devleti devirip Sanaa'yı ele geçirmesinin ardından kontrolündeki bölgelerdeki yüz binlerce sivil memura maaş ödeyemediği ve ödemek istemediği yönündeki yaygın kanaattir. Aktivistler, sosyal medya platformlarında, milislerin büyük bir bölümünün maaşlarının ödenmemesi nedeniyle cephelerden kaçtığını ve siperlerine geri dönmeyi reddettiğini, hatta bazı milis komutanlarının meşru hükümetin kontrolündeki bölgelere sığındığını aktaran haberleri paylaştı. Husiler her zamanki gibi maaş ödememe sorununu ‘düşman ülkelerin Yemen halkına uyguladığı ablukaya’ bağlarken haklarını talep edenlere siperlerine dönmelerini ve ‘ülkenin yağmalanan zenginliklerini’ ABD ile bazı komşu ülkelerin elinden geri almalarını tavsiye ediyor.

Bu bağlamda siyaset araştırmacısı Abdusselam Muhammed, Husiler'in ‘yönetim bölgelerindeki kontrollerini tehdit eden mali bir krizden’ geçtiğini vurguluyor. Bu sorunu çözebilmek için önlerinde iki seçenek bulunduğunu belirtiyor. Buna göre ya ‘petrol ve doğalgaz satışlarından kendilerine pay garantileyecek bir anlaşma’ imzalamak ya da ‘Maarib'teki Safir sahası ile Şebve’deki Belha petrol limanı gibi petrol bölgelerinde yeni bir fiili durum oluşturmalarına imkân tanıyacak hızlı bir zafer kazanmak’. Bununla birlikte Muhammed’e göre Husiler rakipleriyle uzun soluklu bir yıpratma savaşına girmek istemiyor ve aynı zamanda yönetim bölgelerinde bir halk ayaklanması patlamasından da çekiniyor.

Öte yandan Husilerle ilgili konularda uzmanlaşmış siyasi ve askeri araştırmacı Adnan el-Cibrini ise ‘Husiler'in kaynakların kurumasından kaynaklanan bir mali krizle değil, Abdulmelik el-Husi'nin büyük kaynakları askeri birimlere ve bölgelere muhtemel savaşa hazırlık amacıyla aktarma, askeri üretim temposunu artırma ve kaçakçılığı ile olası savaş sırasında ve sonrasında telafi kapasitesini güvence altına almak için malzeme alımını sürdürme kararından doğan bir krizle’ karşı karşıya olduğuna inanıyor. Husilerin kaynaklarının değişmediğini, değişenin yalnızca ‘bugün de yarın da yirmi yıl sonra da sadece savaş gören ve görecek olan Abdulmelik el-Husi'nin öncelikleri’ olduğunu vurgulayan Cibrin, halkın durumunun ise ‘bu Husi'nin ve Husilerin gözünde gerilimi tırmandırmak için ihtiyaç duyduklarında işe yarayan altın bir söylem unsuru olduğunu ifade etti.

Husilerin yaşanan gelişmeler karşısında derin bir hayal kırıklığı yaşadığına şüphe yok. Dolayısıyla pek çok şahininin de arzuladığı üzere ABD ile İran arasındaki mutabakatın başarısızlıkla sonuçlanması üzerine bahis oynuyor.

Husiler'in son ‘genel seferberlik’ ilanının, büyük olasılıkla Tahran ile Washington arasında yaşananlar ve tüm bunların gelecekte kendileri için ne anlam ifade edebileceği konusundaki şaşkınlık ve belirsizliği dile getirmekten öteye geçen bir anlamı bulunmuyor. Özellikle Suudi Arabistan’ın desteğiyle ve BM aracılığıyla vardıkları ve ‘büyük mali teşvikler’ elde etmelerini öngören ‘yol haritasına’ dönüş umutlarının söndüğü göz önüne alındığında bu tablo daha da belirginleşiyor. Söz konusu yol haritası, 7 Ekim 2023 olayları ve İsrail'in Gazze'ye yönelik savaşının ardından mutabık kalınan çerçeve ve esaslar dahilinde ilerleme imkânı kalmayınca askıya alındı. Husiler bu savaşa Tahran'ın yönlendirmesiyle kayda değer bir etkinlik sergilemeksizin dahil olmuştu.

erv
Yemen’in Sanaa şehrinde ABD-İsrail-İran çatışmasının devam ettiği bir ortamda, İran'ı destekleyen bir gösteriye katılan Husilerin destekçilerinden biri, 6 Nisan 2026 (Reuters)

Husiler bu konuda Hizbullah'la aynı durumda. İşlerin başladığı yere dönmesi halinde en kolay seçenekleri, İsrail’in Somaliland'daki askeri varlığını hedef almak olacak. İsrail, buna karşılık olarak Savunma Bakanı Yisrael Katz'ın ağzından ‘Husilerin liderinin nerede olduğunu, saklandığı tünellerin yerini bildiğini ve hedef alınabilir konumdaysa öleceğini ve bunu yapmaktan çekinmeyeceklerini’ açıklamıştı.

Ancak Katz, Abdulmelik el-Husi’nin şu an ‘hedef listesinde yer almadığını’ belirtti. Bu açıklama, Tel Aviv'in gözünde el-Husi’yi tasfiye etmenin mevcut durumda öncelikli bir hedef olmadığına dair alaycı bir gönderme olarak okundu. İsrailli uzman ve analistlerin büyük bölümüne göre Abdulmelik el-Husi, ‘uzaktan iş görüyor ve İsrail'in şu an yürüttüğü faaliyetleri etkilemiyor, dolayısıyla onu öldürmenin tüm bu zahmete ve İsrail halkının parasına değmeyeceği’ kanaati hâkim. Öte yandan başka bir kesim, Husilerin füzelerine karşı korunmanın İsrail'e yüz binlerce dolara mal olduğuna dikkati çekiyor.