Bağımsız Filistin devleti vaadinin sorunları ve sınırları

İsrail'in bakış açısına göre Filistin devleti çözümü, Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nin tamamını kapsamıyor

Gazze'nin kuzeyindeki Zikim Sınır Kapısı yakınlarında dağıtılan un çuvallarını omuzlarında taşıyan Gazzeliler (AFP)
Gazze'nin kuzeyindeki Zikim Sınır Kapısı yakınlarında dağıtılan un çuvallarını omuzlarında taşıyan Gazzeliler (AFP)
TT

Bağımsız Filistin devleti vaadinin sorunları ve sınırları

Gazze'nin kuzeyindeki Zikim Sınır Kapısı yakınlarında dağıtılan un çuvallarını omuzlarında taşıyan Gazzeliler (AFP)
Gazze'nin kuzeyindeki Zikim Sınır Kapısı yakınlarında dağıtılan un çuvallarını omuzlarında taşıyan Gazzeliler (AFP)

Macid Kayali

Suudi Arabistan ve Fransa'nın daveti üzerine, 28-29 Temmuz tarihlerinde New York'taki Birleşmiş Milletler genel merkezinde iki devletli çözümü, daha doğrusu Filistin devleti çözümünü uygulamak için uluslararası konferans düzenlendi. Bu konferans, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hükümetinin Filistin halkını siyasi haritadan silme ve 1993 tarihli Oslo Anlaşmaları'nın hükümlerini iptal etme yaklaşımına karşı çıktı. Dolayısıyla 1967 yılında işgal edilen topraklarda Filistin Yönetimi'nin varlığını zayıflatma politikasına karşı düzenlendi.

Yukarıda belirtilenlerin yanı sıra sadece Filistin devletini tanımakla kalmayıp, Filistinlilere bu hakkı da vermek için Arap ve uluslararası (özellikle Avrupa) çabalarının bir sonucu olması, Fransa'nın Avrupa ve uluslararası alanda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olarak konumunu teyit etmesi ve önümüzdeki eylül ayında Filistin’i tanıma kararı alması, Suudi Arabistan'ın İsrail ile normalleşme çabalarını bağımsız bir Filistin devletinin kurulması şartına bağladığını yeniden teyit etmesi ve konferansın 145 ülkenin Filistin devletini BM’de gözlemci üye olarak tanımasının bir sonucu olması da konferansın önemini ortaya koydu.

Filistinlilerin yaşadığı yeni felaket ve bir devlet kurmaları vaadi

Belki de bu, Filistinlilerin yaşadığı son yeni felaketin, Netanyahu'nun 1996-1999 yıllarında ilk kez İsrail başbakanı olduğundan beri, 1993 Oslo Anlaşmaları'nı bozmak ve Filistin Yönetimi'ni marjinalleştirmek için siyasi, askeri, ekonomik ve idari tüm araçları kullanarak ve 2009'dan beri İsrail hükümetlerinin başbakanı olarak ve 7 Ekim 2023'ten beri Gazze Şeridi'ne karşı Aksa Tufanı Operasyonu’nu gerekçe göstererek Hamas'la mücadele bahanesiyle yürüttüğü acımasız soykırım savaşı yoluyla herhangi bir uzlaşıda Filistinlilerin varlığını ortadan kaldırmayı önceliği haline getirmesinin aksine devletlerinin doğuşuna ve 1967 sınırlarında bağımsız bir siyasi yapı kurma haklarının pekiştirilmesine vesile olabileceği anlamına geliyor olabilir.

“Ortadoğu'da demokrasi ve modernizmin beşiği olduğunu iddia eden İsrail, bunun aksi bir durum olarak kendisini sadece Yahudiler için bir ulus devlet ve liberal ve demokratik bir vatandaş devleti olmaktan ziyade dini bir devlet olarak tanımlamakta ısrar ediyor.

Bununla birlikte bu konferansı farklı kılan, İsrail'in zulmünün, inatçılığının, Filistinlilerin haklarını inkar etme ve onların varlığını marjinalleştirme konusundaki ısrarının doruk noktasında, ABD'nin desteğiyle onlara karşı yürüttüğü yok etme savaşına rağmen düzenlenmiş olmasıdır.

Öte yandan, Filistinlilerin acılarına, trajedilerine ve fedakarlıklarına sempati duyan bu uluslararası eğilim, her olgunun bir zıttı olduğu, hakikatin gücünün örtbas edilemeyeceği ve toplumların yumuşak gücünün kendini dayatabileceği fikrini güçlendiriyor. Bu durum iki açıdan gözlemlenebilir. Bunlardan birincisi, İsrail'in gerçek yüzünün, sömürgeci, yerleşimci, ırkçı, dinci ve soykırım uygulayan bir devlet olarak dünya önünde açığa çıkmasıdır. Bu durum başta Avrupa ülkelerinde olmak üzere sadece dünya kamuoyunda değil artık bu ülkelerin hükümetlerinde de rahatlıkla görülüyor.

sdcfrgth
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, BM Genel Merkezi'nde düzenlenen konferansta İsrail ve Filistinliler için iki devletli çözüm hakkında konuşurken, 28 Temmuz 2025 (AFP)

Kendini Holokost'un kurbanı olarak tanıtan İsrail, kurban konumunda hatta masum olduğunu, Filistinlilere karşı uyguladığı tüm baskıcı, saldırgan, ırkçı ve soykırımcı uygulamalardan sorumlu tutulmamaktan muaf olduğunu iddia ederek, işkencecisine benzediğini ve onun 1930'lu ve 1940'lı yıllarda Yahudilere karşı uyguladığı politikaları temsil ettiğini ortaya koyuyor.

Ayrıca, Ortadoğu'da demokrasi ve modernizmin beşiği olduğunu iddia eden İsrail, bunun aksi bir durum olarak kendisini sadece Yahudiler için bir ulus devlet ve liberal ve demokratik bir vatandaş devleti olmaktan ziyade dini bir devlet olarak tanımlamakta ısrar ediyor.

Diğer taraftan konferans, Batı'da toplumlar ve hükümetler düzeyinde, bu ülkelerdeki Yahudi çevrelerde ve hatta ABD’de bile, Filistin halkına ve bağımsız bir devlette kendi kaderini tayin etme hakkına sempati duyulduğunu orta koydu. Bu durum, yaklaşık iki yıldır silahsız bir halk olarak, güçlü ve acımasız bir askeri makineye karşı yaşadığı trajedi nedeniyle Batı, Nazizmin yükselişini, onun temsil ettiği ahlaki çöküntü, ırkçılık ve kimlik nedeniyle soykırıma yönelme eğilimi gibi özellikleriyle birlikte yeniden hatırladı. İsrail, Filistinlilere su, elektrik, gıda, ilaç, barınak ve yakıtı keserek, hatta onları vatanlarından uzaklaştırarak, tüm dünyanın gözleri önünde bunu yapıyor.

Filistin devletinin kurulması, Batı Şeria'yı parçalayan yerleşim yerlerinin kaderinin belirlenmesi gerektirir ki bu, İsrail'in kabul etmesi zor bir durumdur.

Filistin’in durumunu belirleyen faktörler

Merkezinde Suudi Arabistan ve Fransa’nın yer aldığı Arap dünyası, bölgesel ve uluslararası çabaların halen uygun düzeyde bir Filistin boyutundan yoksun olduğu yönünde gözlemler var. Daha önce de belirttiğimiz gibi, Filistinlilerin kendi kimlikleri hala yeterince ön plana çıkmış değil. Gazze Şeridi'nde bir milyon Filistinli soykırım savaşına maruz kalırken, Batı Şeria'daki Filistinliler siyasi, güvenlik, ekonomik, idari ve altyapıya olan bağımlılıkları bakımından her zamankinden daha fazla İsrail'in hakimiyeti altında eziliyorlar. İsrail, koloniler, yerleşim birimleri, askeri kontrol noktaları ve ayrım duvarı ile Batı Şeria'yı parçalamaya ve bölmeye çalışıyor.

48 Filistinlileri, (İsrail vatandaşı olan Filistinliler), vatandaşlıktan çıkarılmaya çalışılarak ya da ifade ve düşünce özgürlüğü hakları kısıtlanarak ötekileştiriliyorlar. Bunun yanı sıra Filistinli mülteciler, geri dönüş hakkının gündemden çıkarılması, Filistin devleti hedefine odaklanılması ve Filistin Kurtuluş Örgütü'nün (FKÖ) Filistin Yönetimi lehine marjinalleştirilmesi nedeniyle siyasi denklemlerin dışında kaldılar. Ayrıca, Filistinli mültecilerin başta Suriye ve Lübnan olmak üzere yaşadıkları yerlerdeki zor koşullar, Filistinli mülteci topluluklarının ortadan kaybolmasına veya marjinalleşmesine yol açarken bunların yarısından fazlasının dünyanın diğer ülkelerine ikinci kez mülteci olarak gitmelerine neden oldu.

cdfvghyj
Gazze'den İsrail'e giriş yapan bir İsrail tankın, 28 Temmuz 2025 (Reuters)

Dikkat edilmesi gereken ikinci nokta, Filistinlilerin Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nde kendi devletlerini kurmalarının, birçok unsurun bir araya gelmesini gerektiriyor olması. Bunların başında, Netanyahu-Smotrich-Ben Gvir hükümetine uygun düzeyde baskı uygulanması geliyor. Mevcut hükümetin İsrail’in 1948 yılında kurulduğu günden bu yana en aşırı sağcı hükümeti olarak kabul ediliyor. Bu da ABD'nin bu yönde harekete geçmesini gerektiriyor, Fakat bu, ABD toplumunda, Demokrat ve Cumhuriyetçi partilerde ve Yahudi cemaatinde Filistinlilerin lehine siyasi yaklaşımlar bulma yönünde yaşanan tüm dönüşümlere rağmen, bu koşullar altında tahmin edilmesi zor bir durum.

Üçüncü nokta olarak iki devletli çözümden bahsetmenin, yani Filistinlilerin kendi devletlerini kurmalarını sağlamanın, Filistinlilerin bu çözüme ilişkin vizyonuyla, yani işgal altındaki Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nde bir Filistin devleti kurulmasıyla tamamen örtüşmediğini anlamak gerekir. Çünkü bu vizyon, Gazze'nin yıkımı da dahil olmak üzere, karmaşık durumları, müdahaleleri ve belirleyicileri kapsıyor. Gazze, artık yaşanmaz bir yer haline geldi. Yani bunun için Gazze'deki soykırım savaşının durdurulması, yeniden inşa çabalarının yönlendirilmesi ve temel yaşam gereksinimlerinden ve yaşamlarını ve istikrarlarını sağlayan kaynaklardan mahrum kalan iki milyon Filistinliye yardım sağlanması gerekiyor. Ayrıca Filistin devletinin kurulması, Batı Şeria'yı parçalayan yerleşim birimlerinin kaderinin belirlenmesini gerektiriyor. Bu aynı zamanda İsrail'in kabul etmesi zor bir durum. İsrail’in özellikle Kudüs bölgesinde bir tür orta yol bulunması lazım. Bunun için de yaratıcı çözümler bulunmalı. Bu koşullar altında ve mevcut İsrail hükümeti altında, özellikle de ABD yönetimi İsrail'i desteklemeye ve onun işgalci, ırkçı ve soykırımcı politikalarını örtbas etmeye devam ederse, bu çözümlerin ne olacağını belirlemek zor.

Aslında İsrail'in bakış açısına göre Filistin devleti çözümü, Batı Şeria, Gazze Şeridi ve Kudüs'ün tamamını kapsamıyor. Sadece bazı toprakları kapsıyor. Yani yerleşim birimleri olduğu gibi kalacak, Filistinlilerin toprakları ve kendi toprakları üzerindeki egemenlikleri daha da azalacak. Böylece toprak, su, kaynaklar ve geçiş noktaları üzerindeki egemenlik İsrail'in elinde kalacak ve bu durumda Filistin devleti, özerk yönetimden daha büyük, ancak devletten daha küçük bir konumda olacak ve özellikle de altyapı, elektrik, su, enerji, iletişim araçları, ulaşım ve İsrail ile geçiş noktaları açısından İsrail'e bağlı kalacak.

Filistin devletinin olasılığının, bir fikirden gerçeğe dönüşme sürecini takip etmek ve bu süreçte İsrail'in ve ardından ABD’nin bu duruma nasıl tepki verdiğini gözlemlemek oldukça ilginç.

Burada da Filistin siyasi düşüncesinde Filistin devleti fikrinin ortaya çıkışı, hatırlatılması gereken bir diğer noktadır. Bu fikir, 1974 yılında düzenlenen 12’nci Filistin Ulusal Konseyi'nin oturumunda kabul edilmesinden bu yana yarım asırdır varlığını sürdürüyor.

Bu fikir, 1947 yılında Filistin topraklarının İsrail ve Filistin olmak üzere iki devlete bölünmesine ilişkin BM’nin 181 sayılı kararıyla çok daha önce ortaya çıkmıştı. Filistin ulusal hareketi, 1960'ların ortalarında başladığında bu fikri unutmuş veya göz ardı etmişti. Daha fazla bilgi için Al Majalla'da 15 Temmuz 2025 tarihinde yayınlanan ‘Bağımsız Filistin devleti projesinin aşamaları ve dönüşümleri’ başlıklı makalemi inceleyebilirsiniz.

FKÖ tarafından 1988 yılında yayınlanan ‘Filistin Bağımsızlık Bildirgesi’ tanındı ve bu sayede BM sisteminde ‘Kurtuluş Örgütü’ adının başında ‘Filistin’ getirildi. Ardından 2012 yılında gözlemci üye statüsü kazanan Filistin, şu anda 145 ülke tarafından tanınıyor ve bu sayının özellikle Avrupa ülkelerinden bu sayının artması bekleniyor. Aynı zamanda önümüzdeki eylül ayında yapılması planlanan Genel Kurul toplantısında tam üyelik statüsü kazanması umuluyor.

fbghyju
BM genel merkezi önünde düzenlenen “Gazze'yi açlığa mahkum etmeyi hemen durdurun” başlıklı protesto gösterisinden bir kare, New York, ABD, 1 Temmuz 2025 (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre ABD’nin tutumu Beyaz Saray yönetiminin mevcut eğilimlerini değerlendirmek için henüz erken olmakla birlikte, bir tür esneklik gösterebileceğine dair birtakım işaretler de var. Bunlardan birincisi, toplumlar ve hükümetler düzeyinde Filistinlilere duyulan uluslararası sempati dalgası. İkincisi, Suudi Arabistan ve diğer Arap ülkeleri, Trump yönetiminin hedefi olan normalleşme çabalarını Filistinlilerin kendi devletlerini kurmalarına olanak sağlamakla ilişkilendirmesi. Üçüncüsü, bugün kurulacak bir Filistin devleti birçok kısıtlamaya tabi, yani muhtemelen zayıf ve kısıtlı bir devlet olacak olması. Dördüncüsü, ABD yönetiminin, Filistinlilerin kendi devletlerini kurma hakkını öngören BMGK’nın 1397 sayılı ve 12 Mart 2002 tarihli kararını oylayarak kabul etmesi. Bu gelişme, Başkan George Bush döneminde gerçekleşti. Bu da ABD’nin politikasında, Cumhuriyetçi bir başkanın yönetiminde, Amerikan tutumunun Filistinlilerin kendi devletlerini kurmalarını destekleme veya buna karşı çıkmama yönünde değişebileceğini ve Filistin devletine uluslararası kuruluşlarda tam üyelik statüsü verilebileceğini gösteren bir gelişmeydi.

Tüm bunları göz önünde bulundurarak, bağımsız bir Filistin devleti kurulması olasılığının bir fikirden gerçeğe dönüşme sürecini takip etmek, İsrail'in ve ardından ABD’nin bu duruma nasıl tepki verdiğini ve tüm bunların Ortadoğu'nun durumu ve İsrail'in Ortadoğu'daki konumu üzerindeki etkilerini, Filistinlilerin içinde bulunduğu trajedi çerçevesinde gözlemlemek oldukça ilginç. Bu zorlu ve acı verici kayıp barış arayışında, umut, yaşayabilir bir Filistin devleti ile bulunabilir.

Şimdi, eylül ayında New York'ta yapılacak BM Genel Kurul oturumunda Suudi Arabistan ve Fransa'nın çabalarının meyvesini vermesini bekliyoruz.



Irak, 350 bin Suriyeli mülteciyi kabul ettiği haberlerini reddediyor

Irak İçişleri Bakanlığı'na bağlı bir güvenlik görevlisi
Irak İçişleri Bakanlığı'na bağlı bir güvenlik görevlisi
TT

Irak, 350 bin Suriyeli mülteciyi kabul ettiği haberlerini reddediyor

Irak İçişleri Bakanlığı'na bağlı bir güvenlik görevlisi
Irak İçişleri Bakanlığı'na bağlı bir güvenlik görevlisi

Irak İçişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, Irak'ın Suriyeli mültecilere sınırlarını açtığı ve 350 bin mülteciyi kabul edeceği yönündeki haberleri yalanladı.

Irak İçişleri Bakanlığı'nın açıklamasında, "Bu haberleri kesinlikle yalanlıyoruz, ancak bilgi aktarımında doğruluğa ve haberlerin yalnızca resmi kaynaklardan alınmasına, kötü niyetli söylentilerden kaçınılması gerektiğini uyarıyoruz" denildi.

Şarku'l Avsat'ın DPA'dan aktardığına göre bakanlık açıklamasında ayrıca, "blog yazarlarının yanlış bilgi yaymaktan kaçınmaları ve yetkili kurumların resmi web sitelerini takip etmenin önemini" vurguladı.


Maliki, Irak Başbakanlık yarışında çekilmenin eşiğinde

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ve fotoğrafta solunda Nuri el-Maliki (AFP)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ve fotoğrafta solunda Nuri el-Maliki (AFP)
TT

Maliki, Irak Başbakanlık yarışında çekilmenin eşiğinde

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ve fotoğrafta solunda Nuri el-Maliki (AFP)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ve fotoğrafta solunda Nuri el-Maliki (AFP)

Irak’ta Kanun Devleti Koalisyonu lideri Nuri el-Maliki’nin üçüncü kez başbakanlık koltuğuna oturma ihtimali, artan Amerikan baskısı ve Koordinasyon Çerçevesi içindeki derinleşen bölünmeler nedeniyle giderek zayıflıyor. Buna karşılık Kürt tarafı, cumhurbaşkanlığı makamının akıbetinin, bir sonraki başbakanın ismi netleşmeden karara bağlanamayacağı görüşünde.

Koordinasyon Çerçevesi’nden üst düzey bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Nuri el-Maliki’nin üçüncü dönem şansı ciddi biçimde geriliyor” dedi. Kaynağa göre Maliki’nin adaylıkta ısrarı, “fiilen yeniden başbakan olmak istemesinden ziyade, Muhammed Şiya es-Sudani’nin bu makama gelmesini engelleme” amacını taşıyor.

İsminin açıklanmasını istemeyen kaynak, Sudani’nin daha önce Maliki lehine geri adım attığını, bunun karşılığında ise Maliki’nin hükümet kuramaması hâlinde kendisini destekleyeceği yönünde bir taahhütte bulunduğunu, Maliki’nin bugün bu durumu siyasi bir koz olarak kullanmaya çalıştığını belirtti. Kaynak, Kanun Devleti Koalisyonu liderinin, kazanamasa bile “alternatif adayın belirlenmesinde etkili bir söz sahibi olmak” istediğini vurguladı.

cfgthy
Bağdat’ta ABD Büyükelçiliği yakınında Maliki’ye destek amacıyla düzenlenen gösteride, Maliki taraftarları (DPA)

Aynı kaynak, Maliki’nin adaylığına karşı olduğu yönündeki Amerikan mesajlarının, resmi adaylık açıklamasından önce bile Koordinasyon Çerçevesi içindeki herkes tarafından bilindiğini ifade etti.

Maliki, televizyon röportajında, Sudani’nin destek karşılığında kendisinden herhangi bir güvence talep etmediğini savunarak, başbakanlıktan çekilme kararının Sudani’ye ait olduğunu ve bunun kendisini şaşırttığını söyledi.

Koordinasyon Çerçevesi’nin Kürdistan çıkarması

Bu gelişmelerle eş zamanlı olarak, Muhammed Şiya es-Sudani başkanlığında ve Bedir Örgütü lideri Hadi el-Amiri ile El-Esas İttifakı Başkanı Muhsin el-Mandalavi’nin de yer aldığı Koordinasyon Çerçevesi heyetinin Erbil ve Süleymaniye’ye yaptığı ziyaret, cumhurbaşkanlığı dosyasında Kürt tutumunu yumuşatmayı başaramadı.

Siyasi kaynaklara göre heyet, cumhurbaşkanlığıyla ilgili tek bir krizi çözmek için gitti, ancak Kürt bakış açısıyla birbirine bağlı iki krizle — cumhurbaşkanlığı ve başbakanlık — geri döndü. Kürtler , “Şii siyasi liderliğin başbakanlık makamını fiilen belirlediği” kanaatine varmış durumda.

Kaynaklar, Erbil ve Süleymaniye’de Kürt tarafının tek bir tutum ortaya koyduğunu; bunun da, özellikle ABD baskısının arttığı bir ortamda, başbakanın ismi netleşmeden cumhurbaşkanlığı meselesinin karara bağlanamayacağı yönünde olduğunu aktardı. Bu baskılar, ABD Başkanı Donald Trump’ın Maliki’nin başbakan olarak atanmasının sonuçlarına dair uyarı içeren paylaşımının ardından daha da belirginleşti.

Kürt partiler, ABD ile doğrudan bir cepheleşmenin ön safında yer almaktan endişe ediyor. Bu kaygılar, yeni ABD özel temsilcisinin Bağdat’ı ziyaret ederek geçici hükümet başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ile görüşmesi ve Trump’ın paylaşımından bir gün sonra Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesud Barzani ile telefon görüşmesi yapmasıyla daha da arttı.

İki günlük süre ve Kürt belirsizliği

Heyetin Bağdat’a dönüşünün ardından Koordinasyon Çerçevesi, Kürtlere cumhurbaşkanı adayları konusunda tutumlarını netleştirmeleri için iki günlük ek süre tanıma kararı aldı. Aksi hâlde “parlamenter çoğunluk” seçeneğine gidilebileceği, bunun da Kürt partilerden birinin bu makamı kaybetmesine yol açabileceği belirtiliyor.

Buna karşılık Kürt siyasi ve medya söylemi giderek daha muğlak bir hâl aldı. Kürdistan Demokrat Partisi ile Kürdistan Yurtseverler Birliği, cumhurbaşkanlığı makamının “sabit bir Kürt hakkı” olduğu görüşünde ısrar ediyor.

Irak Meclisi İkinci Başkan Yardımcısı ve Kürdistan Demokrat Partisi yöneticilerinden Ferhad Etruşi, partisinde cumhurbaşkanlığı konusunda herhangi bir görüş ayrılığı olduğu iddialarını reddederek, medyada yer alan haberleri “gerçeklikten uzak” olarak niteledi. Etruşi, Kürdistan liderliği ve Mesud Barzani’den çıkacak her karara bağlı kalacaklarını ve bunun kamu yararına hizmet edeceğini vurguladı.

Maliki, Koordinasyon Çerçevesi’ni zorluyor

Siyasi kulislerde, Maliki’nin son televizyon açıklamalarının Koordinasyon Çerçevesi içinde dengeleri yeniden sarstığı ve “çelişkili ve dağınık” bir tablo yarattığı belirtiliyor. Bazı çerçeve bileşenleri Trump’ın paylaşımını küçümsemeye ve bunun “satın alınmış” ya da “Irak içinden yazılmış” olabileceğini öne sürmeye çalışsa da, çerçeve içindeki kaynaklara göre asıl zarar, dış baskılardan ziyade Maliki’nin kendi açıklamalarından kaynaklandı.

sdfvgthy
Nuri el-Maliki (Reuters)

Dikkat çekici bir gelişme olarak Bloomberg, Washington’un Maliki’nin başbakan olması hâlinde, İran’a yakınlığı gerekçesiyle Irak’ın petrol ihracat gelirlerine erişimini kısıtlayabileceği uyarısını Iraklı yetkililere ilettiğini bildirdi. Bu uyarının, geçen hafta Türkiye’de Irak Merkez Bankası Başkanı Ali el-Allak ile üst düzey Amerikalı yetkililer arasında yapılan bir toplantıda iletildiği, bunun Trump’ın “Iraklı siyasetçiler Maliki’yi seçemez” ifadeleriyle eş zamanlı olduğu aktarıldı.

Buna karşılık İran’a yakın kaynaklar, Tahran’ın Irak’taki müttefiklerine Trump’ın baskılarına direnme çağrısı yaptığını, İran lideri Ali Hamaney’in geçen ay Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’yi Bağdat’a Maliki’nin adaylığı dolayısıyla bir tebrik mesajıyla gönderdiğini ve bunun Washington’da rahatsızlık yarattığını belirtti.

“Şartlı olarak çekilmeye hazırım”

Maliki ise televizyon röportajında, Koordinasyon Çerçevesi’nin çoğunluğunun talep etmesi hâlinde adaylıktan çekilmeye hazır olduğunu söyledi ve adaylığının Irak’a Amerikan yaptırımları getireceği iddiasını reddetti. Adaylığın “tamamen Irak’a ait bir mesele” olduğunu savunan Maliki, ABD Başkanı’nın iç ve dış aktörler tarafından “yanıltıldığını” ileri sürdü; söz konusu paylaşımın “muhtemelen Irak içinden yazıldığını” iddia etti.

Siyasi tıkanıklığın sürmesiyle birlikte, Irak’ta başbakanlık mücadelesinin, dış baskılar ile iç hesapların kesiştiği bir zeminde daha da karmaşık hâle gelmesi bekleniyor. Özellikle Şii siyasi blok içindeki uzlaşma ihtimalinin zayıflaması, süreci daha da belirsiz kılıyor.


İsrail'in Gazze'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği bombardımanda 17 Filistinli öldü, en az 40 kişi yaralı

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)
TT

İsrail'in Gazze'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği bombardımanda 17 Filistinli öldü, en az 40 kişi yaralı

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)

Gazze Şeridindeki Sivil Savunma'ya göre, bugün İsrail ordusunun Gazze'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği bombardımanda 17 Filistinli öldü, çok sayıda Filistinli ise yaralandı. İsrail ordusu ise bir subayının silahlı saldırı sonucu yaralanmasına karşılık olarak "hassas" vuruşlar yapıldığını belirtti.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Gazze Şeridi Sivil Savunma Sözcüsü Muhammed Basal, "İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik hava ve topçu bombardımanı sonucu ilk belirlemelere göre, aralarında çok sayıda çocuk, bir bebek ve çok sayıda kadının da bulunduğu 17 şehit ve 40'tan fazla yaralı " olduğunu bildirdi.

Filistin Haber Ajansı (WAFA), tıbbi kaynaklara dayanarak, Gazze şehrinin doğusundaki Zeytun ve Tuffah mahallelerinde İsrail ordusunun vatandaşların çadırlarına yönelik topçu bombardımanı sonucu, aralarında bir çocuğun da bulunduğu 9 vatandaşın öldüğünü ve birçok kişinin de yaralandığını bildirdi.

Haberde, Han Yunus şehrinin güneyindeki Kizan Raşvan bölgesinde yerinden edilmiş kişilerin çadırlarını hedef alan topçu bombardımanı sonucunda 3 Filistinlinin öldüğü ve birçok Filistinli’nin ise yaralandığı bildirildi.

Ekim ayında yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana 530'dan fazla Filistinlinin öldürüldüğü ve bin 460'tan fazla kişinin de yaralandığını belirtildi.

Filistin kaynaklarına göre, İsrail yetkilileri bugün yaralı ve hasta Filistinlilerden oluşan üçüncü grubun Refah kara sınır kapısından geçiş düzenlemelerini iptal etti.

Filistin Kızılayı sözcüsü Raid el-Nims, Alman Basın Ajansı'na (DPA) yaptığı açıklamada, İsrail'in Gazze'ye yönelik askeri tırmanışıyla eş zamanlı olarak, Hamas'ın ateşkes anlaşmasını ihlal ettiği bahanesiyle, bugün Rafah kara sınır kapısından hasta ve yaralıların geçişi için planlanan geçiş koordinasyonunun iptal edildiği konusunda bilgilendirildiklerini söyledi.

Refah sınır kapısından geçiş yapacak hastalar ve yaralılar için yapılan geçiş düzenlemeleri iptal edildi

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)

Gazze: “Al-Sharq Al-Awsat”

Gazze Şeridindeki Sivil Savunma'ya göre, bugün İsrail ordusunun Gazze'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği bombardımanda 17 Filistinli öldü, çok sayıda Filistinli ise yaralandı. İsrail ordusu ise bir subayının silahlı saldırı sonucu yaralanmasına karşılık olarak "hassas" vuruşlar yapıldığını belirtti.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Gazze Şeridi Sivil Savunma Sözcüsü Muhammed Basal, "İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik hava ve topçu bombardımanı sonucu ilk belirlemelere göre, aralarında çok sayıda çocuk, bir bebek ve çok sayıda kadının da bulunduğu 17 şehit ve 40'tan fazla yaralı " olduğunu bildirdi.

Filistin Haber Ajansı (WAFA), tıbbi kaynaklara dayanarak, Gazze şehrinin doğusundaki Zeytun ve Tuffah mahallelerinde İsrail ordusunun vatandaşların çadırlarına yönelik topçu bombardımanı sonucu, aralarında bir çocuğun da bulunduğu 9 vatandaşın öldüğünü ve birçok kişinin de yaralandığını bildirdi.

Haberde, Han Yunus şehrinin güneyindeki Kizan Raşvan bölgesinde yerinden edilmiş kişilerin çadırlarını hedef alan topçu bombardımanı sonucunda 3 Filistinlinin öldüğü ve birçok Filistinli’nin ise yaralandığı bildirildi.

Ekim ayında yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana 530'dan fazla Filistinlinin öldürüldüğü ve bin 460'tan fazla kişinin de yaralandığını belirtildi.

Filistin kaynaklarına göre, İsrail yetkilileri bugün yaralı ve hasta Filistinlilerden oluşan üçüncü grubun Refah kara sınır kapısından geçiş düzenlemelerini iptal etti.

Filistin Kızılayı sözcüsü Raid el-Nims, Alman Basın Ajansı'na (DPA) yaptığı açıklamada, İsrail'in Gazze'ye yönelik askeri tırmanışıyla eş zamanlı olarak, Hamas'ın ateşkes anlaşmasını ihlal ettiği bahanesiyle, bugün Rafah kara sınır kapısından hasta ve yaralıların geçişi için planlanan geçiş koordinasyonunun iptal edildiği konusunda bilgilendirildiklerini söyledi.