İsrail, Mısır ile doğalgaz anlaşmasının yakında tamamlanmasını bekliyor: Peki, gerginlikler azalacak mı?

Mısır hükümeti gaz ve petrol keşiflerini teşvik edecek (Petrol Bakanlığı)
Mısır hükümeti gaz ve petrol keşiflerini teşvik edecek (Petrol Bakanlığı)
TT

İsrail, Mısır ile doğalgaz anlaşmasının yakında tamamlanmasını bekliyor: Peki, gerginlikler azalacak mı?

Mısır hükümeti gaz ve petrol keşiflerini teşvik edecek (Petrol Bakanlığı)
Mısır hükümeti gaz ve petrol keşiflerini teşvik edecek (Petrol Bakanlığı)

İsrail basını, Mısır ile yapılan ‘doğalgaz anlaşmasının’ önümüzdeki günlerde kesinleşeceğini öne sürerek, anlaşmanın İsrail için ekonomik ve güvenlik açısından önemini vurguladı. Daha önce ise anlaşmanın iptal edilmeye yakın olduğu ve onaylanmayacağı bildirilmişti. Bu durum, böyle bir değişimin nedenleri ve Mısır ile gerginliğin azalması üzerindeki etkisi hakkında soruları gündeme getirdi.

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth dünkü sayısında, İsrail Enerji Bakanlığı'nın ‘önümüzdeki günlerde yürürlüğe girmesi beklenen İsrail'den Mısır'a doğalgaz ihracatı anlaşması çerçevesinde, önümüzdeki ay İsrail'in münhasır ekonomik bölgesinde yeni bir keşif turuna başlayacağını’ bildirdi. Anlaşmanın ‘siyaset ve güvenlik açısından İsrail için özel bir öneme sahip’ olduğunu vurgulayan gazete, Leviathan Doğal Gaz Sahası’ndan Mısır'a ihraç edilecek doğalgaz miktarı konusunda müzakerelerin halen devam ettiğini kaydetti.

Mısır ile İsrail arasındaki ilişkiler, İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik savaşı, Filistinlileri Mısır’ın Sina Yarımadası’na yerleştirmek için yaptığı planlar ve sınırın istikrarı, sınır kapılarının açılması ve Gazze’de barış planının ikinci aşamaya geçişi konusundaki anlaşmazlıklardan ötürü Şarm eş-Şeyh’te varılan barış anlaşmasının uygulanmasına ilişkin komplikasyonlar nedeniyle gergin. Ayrıca, İsrail'in insansız hava araçları (İHA) kullanılarak Sina Yarımadası'ndan silah kaçakçılığı yapıldığına dair düzenlediği bombardımanlardan dolayı Mısır ile arasında sınır krizleri de yaşanıyor.

Baskı aracı

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi'nde İsrail işleri uzmanı olan Said Ukkaşe, anlaşmanın Mısır ve İsrail tarafından ekonomik açıdan ayrıntılı bir şekilde incelendiğini, ancak İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun bunu Gazze Şeridi ve sınır sorunları konusunda Mısır'a siyasi baskı uygulamak için bir araca dönüştürmek istediğini söyledi.

Ukkaşe, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmeyi şöyle sürdürdü:

“Ancak Kahire sakin bir şekilde yanıt verdi ve birçok alternatif yol izledi. Netanyahu, özellikle Amerikan şirketlerinin anlaşmanın tamamlanmasında payı olmasından ötürü bu durumun ABD'nin çıkarlarına zarar vereceği ve istediği sonucu elde edemeyeceğini fark etti.”

İsrail'in Leviathan Gaz Sahası’nın ortaklarından biri olan NewMed Energy, geçtiğimiz ağustos ayında Mısır ile yapılan doğalgaz tedarik anlaşmasını 2040 yılına kadar uzatmak için değiştirdiğini ve anlaşmanın değerinin 35 milyar dolara ulaştığını duyurdu. Ancak geçtiğimiz eylül ayı başlarında, Gazze’deki savaş nedeniyle gerginliğin tırmandığı bir dönemde, İsrail'in anlaşmada ‘geri adım attığına’ dair işaretler görüldü. İsrail basını aynı sıralarda, Netanyahu’nun anlaşmayı nihai olarak onaylamadan önce Mısır'ın barış anlaşmasının şartlarına tam olarak uyacağını garanti altına almak istediğini bildirdi.

İsrail, Kahire'yi 1979 yılında Washington'da imzalanan barış antlaşmasının güvenlik ekini ‘ihlal etmekle’ suçlayıp Kahire’nin Sina Yarımadası'na asker konuşlandırmasına dikkati çekerken Mısır ise antlaşmayı ihlal ettiği iddiasını reddetti.

Anlaşma, ABD’nin İsrail’e anlaşmayı sonuçlandırması için baskı yapmasının ardından Kasım ayında daha da yoğun bir şekilde gündeme geldi. Ancak İsrail Enerji Bakanı Eli Cohen, o dönemde bakanlığının yayınladığı resmi bir açıklamada, ‘ABD'nin önemli baskısına rağmen, Mısır ile yapılan devasa gaz anlaşmasının onaylanmasını reddettiğini’ belirterek, bunu ‘İsrailli tüketiciler için artan gaz fiyatlarına ilişkin endişeler’ ile gerekçelendirdi.

İlişkilerin ana faktörü çıkarlar

Mısırlı siyasi analist Abdulmunim Said, Mısır ile İsrail arasındaki ilişkinin karmaşık olduğunu ve barış antlaşmasına dayandığını belirterek, “Bu antlaşma, ekonomik ilişkileri ve birbirlerinin kapasitelerinden yararlanmayı da içeriyor. Mısır, geçmişte on yıllar boyunca İsrail’e doğal gaz tedarik ederek bunu gerçekleştirmişti” dedi.

Said, Mısır’ın, İsrail’in bol miktarda doğalgaz rezervine ve yerel ihtiyaçları karşılamak için büyük miktarlara ihtiyaç duyan artan nüfusuna benzer bir hamle beklediğini de sözlerine ekledi.

Mısır ile İsrail arasındaki ilişkinin sadece iki taraf arasındaki ilişkilerle sınırlı olmadığını vurgulayan Said, bir yandan Filistin meselesinin bu ilişkinin şekillenmesinde önemli bir rol oynadığını, diğer yandan ise ABD'nin bu ilişkide kilit bir oyuncu olduğunu açıkladı.

Mısır-İsrail ilişkilerinin ana faktörünün çıkarları olduğuna inanan Said, Filistin meselesinin hararetli tartışmalarına veya ABD'nin bölgedeki çatışmaları yatıştırma girişimlerine bakılmaksızın, doğalgaz anlaşmasının her iki ülke için de stratejik öneme sahip olduğunu belirtti.

Mısır Petrol Bakanlığı, doğalgaz ihtiyacını karşılarken (Bakanlık)Mısır Petrol Bakanlığı, doğalgaz ihtiyacını karşılarken (Bakanlık)

Mısır'ın ABD merkezli Hartree Partners şirketinden 4 milyar dolar değerinde yaklaşık 80 sevkiyat sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ithal etmek üzere bir anlaşma imzalamasının yanı sıra Suudi Aramco, Trafigura ve Vitol şirketleriyle diğer sevkiyatlar için anlaşmalar imzalamasının ardından İsrail basınında anlaşmanın devam edeceğini öne süren haberler yer aldı.

İsrail gazeteleri birkaç gün önce, Katar’ın, İsrail’in Mısır’a doğalgaz satışı anlaşmasının tamamlanmasının ertelenmesinden kaynaklanan ‘fırsatı değerlendirerek’ Kahire'ye büyük miktarlarda LNG teklif ettiğini iddia etti, ancak ne Mısır ne de Katar bu iddiayı doğruladı.

Şarku’l Avsat’ın Yedioth Ahronoth gazetesinden aktardığına göre İsrail Enerji Bakanı Mısır ile doğalgaz anlaşmasının onaylanmasını yakında duyurmayı planlıyor, Enerji Bakanlığı Genel Müdürü Yossi Dayan başkanlığındaki Doğalgaz Komitesi ise ihracat için ayrılacak miktarlar ile İsrail'in iç kullanım için saklayacağı miktarlar hakkındaki kararlarını yayınlamaya hazırlanıyor.



Gazze'de Hamas karşıtı eylem çağrısı

Cuma günü, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye mülteci kampında, savaş sırasında İsrail’in bombardımanları sonucu yıkılan binaların arasında yürüyen Filistinliler (Reuters)
Cuma günü, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye mülteci kampında, savaş sırasında İsrail’in bombardımanları sonucu yıkılan binaların arasında yürüyen Filistinliler (Reuters)
TT

Gazze'de Hamas karşıtı eylem çağrısı

Cuma günü, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye mülteci kampında, savaş sırasında İsrail’in bombardımanları sonucu yıkılan binaların arasında yürüyen Filistinliler (Reuters)
Cuma günü, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye mülteci kampında, savaş sırasında İsrail’in bombardımanları sonucu yıkılan binaların arasında yürüyen Filistinliler (Reuters)

Filistinli aktivistler, sosyal medya üzerinden Hamas'ın yönetimine ve Gazze Şeridi üzerindeki hâkimiyetine karşı bir eylem çağrısında bulunarak 26 Haziran’da Gazze genelinde protesto gösterisi düzenleme kararı aldı.

Aktivistler, eylem hareketine ‘26 Haziran Devrimi’ adını verirken ‘daha iyi bir yaşam ve umut dolu bir gelecek için halkın kendi kaderini belirleme hakkı’ sloganını kullanıyor.

Eylem hareketini, Abdulhamid Abdulati adlı Gazzeli bir gazeteci ve aktivist sahiplendi. Abdulati, savaş sırasında İsrail bombardımanları sonucu çok sayıda yakınını kaybetmesinin yanı sıra birçok yakınının da yaralanmaları üzerine ailesiyle birlikte Gazze'den Mısır'a geçmişti.

Katılım çağrısında bulunanların büyük çoğunluğunun şu an Gazze Şeridi dışında bulunduğu dikkati çekti. Bu kişilerin bir kısmı savaş sırasında Gazze’den ayrılmışken bir kısmı da benzer olaylar nedeniyle Hamas tarafından tutuklanmalarının ardından yıllar önce Gazze’den çıkmak zorunda kalmıştı.

Öte yandan Hamas'a yakın medya kuruluşları hareketi ve arkasında duranları hedef alırken harekete yakın aktivistler de benzer kampanyalar yürüterek çağrının organizatörlerini ‘dış gündemleri hayata geçirmek ve İsrail'in tırmanmasını fırsat bilerek eyleme geçmekle’ suçladı.


Irak: İki silah ve iki seçenek arasında Zeydi hükümetinin sıkıntısı

Irak'ın Basra kentindeki Rumeyle petrol sahasında, Irak Enerji Polisi'nin silahlı devriyesi sırasında görülen gaz alevleri, 8 Haziran 2026
Irak'ın Basra kentindeki Rumeyle petrol sahasında, Irak Enerji Polisi'nin silahlı devriyesi sırasında görülen gaz alevleri, 8 Haziran 2026
TT

Irak: İki silah ve iki seçenek arasında Zeydi hükümetinin sıkıntısı

Irak'ın Basra kentindeki Rumeyle petrol sahasında, Irak Enerji Polisi'nin silahlı devriyesi sırasında görülen gaz alevleri, 8 Haziran 2026
Irak'ın Basra kentindeki Rumeyle petrol sahasında, Irak Enerji Polisi'nin silahlı devriyesi sırasında görülen gaz alevleri, 8 Haziran 2026

İyad el-Anbar

Irak'taki silahlı milis grupların silahsızlandırılmasını talep eden herkese karşı vatana ihanet suçlamaları yöneltilirdi. Fraksiyonların liderleri ve çevreleri, silahlarının meşruiyetinden ve “siyasi kazanımları”, “siyasi sistemi” ve “devleti koruma” işlevinden bahsetmek için hiçbir fırsatı kaçırmıyorlardı. Öyle bir noktaya gelindi ki, bu silah kutsallaştırıldı ve teslim edilmesi yönündeki talepleri kabul etmek, devletin meşruiyetini inkâr etmekle eşdeğer hale geldi. “Silahlarımız ancak beklenen İmam Mehdi”ye yani Şiiler tarafından On İkinci olarak kabul edilen İmam’a teslim edilecektir sözü yaygın bir nakarata dönüştü.

Silahın devleti aşan bir güç olduğu söyleminin arkasında, 2018'den sonra siyasi arenaya giren ve etkileri artmaya başlayan fraksiyon liderleri vardı. Bir ellerinde silah bayrağı, diğer ellerinde siyaset bayrağı taşırken bu arenadaki varlıkları güçlenmeye devam etti. İronik bir şekilde, şimdi de silahlarından vazgeçtiklerini ve silahlı örgütlerle bağlarını kopardıklarını açıklıyorlar!

“Silahın devletin elinde toplanması” ifadesi, 2003'ten sonra kurulan her Irak hükümetinin bakanlık programında tekrarlanmış olsa da Ali el-Zeydi hükümeti, kurulmasının ardından silahsızlandırmayla ilgili bir dizi duyurunun geldiği ilk hükümet gibi görünüyor. Bu duyurular, bu hükümete güvenoyu veren siyasi taraflarla sınırlı kalmayıp, Mukteda es-Sadr örneğinde olduğu gibi, hükümet dışından taraflardan da geldi.

Şimdiye kadar iki hareket silahsızlanma kararı aldı. Bunlar, Şeyh Kays el-Hazali liderliğindeki Asaib Ehlil Hak ile Şibl el-Zeydi liderliğindeki İmam Ali Tugayları'dır

“Koordinasyon Çerçevesi” içindeki bazı tarafların milis faaliyetler ile aralarına bir mesafe koyup tamamen siyasete yönelme hamleleri ile ilgili öne sürülen tüm gerekçelere rağmen, bu hamleler aslında dini bir merci olan Ayetullah Ali es-Sistani'nin silahın devletin elinde toplanmasıyla ilgili çağrılarına yanıttır. Ancak zaman olarak, Zeydi hükümetinde “siyasi silahlı” güçlere yer olmadığını vurgulayan Amerikan koşullarının baskısı altında yapılmış hamlelerdir. Silahların bırakılması, Zeydi ile Koordinasyon Çerçevesi içindeki silahlı kanada sahip güçler arasında varıldığı ve hükümette bakanlık sahibi olma karşılığında silahı teslim etme esasına dayandığı konuşulan bir anlaşmanın parçasıdır.

Koordinasyon Çerçevesi’nin silahı

Koordinasyon Çerçevesi içinde, silahlı ve siyasi katılım ikilisiyle faaliyet gösteren altı kuruluş bulunuyor; bunların en açık örneği, Temsilciler Meclisi içinde Sadikun Hareketi tarafından siyasi olarak temsil edilen Asaib Ehlil Hak Hareketidir. İmam Ali Tugayları Hizmetler İttifakı tarafından temsil edilirken, Ensarullah el-Evfiya Hareketi ve İmam’ın Askerleri Tugayları ise İmar ve Kalkınma Koalisyonu listelerinden “Sümerliler” başlığı altında seçimlere katıldılar. Seyyid el-Şuhada Tugayları da Hukuk Devleti Koalisyonu içindeki Muzaffer İttifak tarafından temsil ediliyor. Hadi el-Amiri liderliğindeki Bedr Örgütü de söz konusu koalisyonun bir parçası.

 Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amedi ve Başbakan adayı Ali Zeydi, Bağdat'ta düzenlenen ve Zeydi'nin yeni hükümeti kurmakla görevlendirildiği törende siyasi figürlerle birlikte duruyor, 27 Nisan 2026 (Reuters)Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amedi ve Başbakan adayı Ali Zeydi, Bağdat'ta düzenlenen ve Zeydi'nin yeni hükümeti kurmakla görevlendirildiği törende siyasi figürlerle birlikte duruyor, 27 Nisan 2026 (Reuters)

Şimdiye kadar iki hareket silahsızlanma kararı aldı. Bunlar, Şeyh Kays el-Hazali liderliğindeki Asaib Ehlil Hak ile Şibl el-Zeydi liderliğindeki İmam Ali Tugayları'dır. Pozisyonları özetle “Haşdi Şabi Güçleri ile bağları koparma ve silahın devletin elinde toplanmasını kabul etme” duyurusuydu.

İronik olan şu ki, bu açıklamalar, Haşdi Şabi Güçleri bayrağı altında faaliyet gösterseler bile, devlet kontrolü dışında ve Silahlı Kuvvetlerin Başkomutanı'nın yetkisine tabi olmayan bir silahın var olduğunun açık bir itirafıdır. Bu durum, silahlı grupların Koordinasyon Çerçevesi içindeki liderlerinin, Haşdi Şabi Güçleri Irak Silahlı Kuvvetleri'nin bir parçası olduğu için, silahının devlet kontrolündeki kurumsal çerçeveler içinde faaliyet gösterdiği yönündeki iddialarıyla çelişiyor. Kaldı ki eğer durum böyleyse, yani Haşdi Şabi devlet kontrolünde faaliyet gösteriyorsa neden şimdi onunla bağları koparma duyuruları yapılıyor?

Ayrıca, bu durum, “Haşdi Şabi Güçleri Kanunu” olan 2016 tarihli 40 sayılı Kanun'un 1. maddesinin 5. fıkrasıyla da çelişiyor; bu fıkrada “Haşdi Şabi Güçleri'ne katılan üyeler tüm siyasi, partizan ve sosyal çerçeveler ile bağlarını koparacak ve saflarında siyasi faaliyette bulunulmasına izin verilmeyecektir” denmektedir.

Başbakan Ali Zeydi'nin, siyasi silahlı gruplar ile silahlarını teslim etmeyi ve silahın devletin elinde toplanmasını kabul ettiklerini duyurmaları karşılığında, Amerikalıları onların hükümete katılmalarını kabul etmeye ikna etme temeline dayanan bir anlaşma yaptığı konuşuluyor

Aynı şekilde bu duyurular, 2015’teki (36 numaralı) Irak Siyasi Partiler Kanunu’nun 8-Üçüncü Maddesi’nde yer alan bir siyasi partinin kurulması için gereken şartları ihlal ettiği için, bu grupların Koordinasyon Çerçevesi’ne siyasi olarak katılmalarının meşruiyetini de sorgulamaya açıyor. Zira bu maddede, “bir partinin kuruluşu ve faaliyetleri askeri veya paramiliter örgütler şeklinde olmamalı ve herhangi bir silahlı kuvvetle bağlantılı olmamalıdır” denmektedir.

Ancak, siyasi kurumların ve yasaların işleyişinde hiçbir rol oynamadığı ve devlet mantığına inanmayan bir siyasi sınıf tarafından kontrol edilen melez ve çarpık bir siyasi sistemde, bu hukuki itirazlar, devlet ve devlet dışı aktörler arasında bir geçiş halinde yaşayanların gerçekleri çarpıtmaya yönelik girişimden başka bir şey değil.

uktada Sadr, Irak'ın güneyindeki Necef şehrinde bir konuşma yapıyor, 1 Mayıs 2025 (AFP)Muktada Sadr, Irak'ın güneyindeki Necef şehrinde bir konuşma yapıyor, 1 Mayıs 2025 (AFP)

Bakanlıklar karşılığında silah

Ali Zeydi hükümetine katılım karşılığında silahın bırakılması şartı, Koordinasyon Çerçevesi içindeki silahlı siyasi tarafların davranışlarında bir değişikliği değil, silahı elde tutmanın siyasi nüfuzu kaybetme anlamına geldiğinin anlaşıldığını gösteriyor.

Başbakan Ali Zeydi'nin, siyasi silahlı gruplar ile silahlarını teslim etmeyi ve silahın devletin elinde toplanmasını kabul ettiklerini duyurmaları karşılığında, Amerikalıları onların hükümete katılmalarını kabul etmeye ikna etme temeline dayanan bir anlaşma yaptığı konuşuluyor. Bu temele dayanarak, Şii siyasi güçlere tahsis edilen Çalışma ve Sosyal İşler Bakanlığı ve diğer bakanlıklara yapılacak atamalar, ayrıca başbakan yardımcılarının atanması da ertelendi.

Ancak bu anlaşmanın sınırları, Zeydi hükümetinin meclisten geçmesini sağlamak ve engellenmesini önlemekle sınırlı olabilir. Hükümet de parlamentodan zaten güvenoyu aldığı için bu anlaşmadan en çok fayda sağlayacak olan taraf odur. Zira artık manevra kabiliyeti açısından üstünlüğe sahip. Zeydi hükümetinin bilhassa ABD'den aldığı ve silahlı fraksiyonlar silahlarını bırakacaklarını deklare etseler bile bu hükümete katılmayacaklarına dair mesajlar göz önüne alındığında, silahlı fraksiyonlara bakanlık verme anlaşmasını yerine getirmemesi mümkün.

Ali Zeydi hükümeti, Koordinasyon Çerçevesi güçleri ile silahları konusunda bir sorun yaşamayabilir, çünkü bu silahların elde tutulmasını haklı çıkaran anlatılar, güç ve nüfuzun cazibesine kıyasla çekiciliğini yitirmiş gibi görünüyor

Görünüşe göre, silahların teslimi, Koordinasyon Çerçevesi güçleri içinde bile üzerinde anlaşılmış bir konu değil; nitekim siyasi olarak Hukuk Devleti Koalisyonu içinde temsil edilen Seyyid el-Şuhada Tugayları bunu reddetti. Geri kalan üç fraksiyon da henüz pozisyonlarını açıklamadı. Bu durum, bahsi geçen dört fraksiyonun artık Ali Zeydi hükümetindeki kalan bakanlıklarda bir pay sahibi olmadığı şeklinde yorumlanabilir. Buna dayanarak, silahlarını teslim etmelerinin, bir bakanlık elde eden ve kendisine bir başbakanlık yardımcılığı sözü de verilen Asaib Ehlil Hak Hareketine fayda sağlayacağını düşünüyorlar. Siyasi silahın geri kalan fraksiyonlarına gelince, silahlarını teslim etmenin karşılığında ya hiçbir şey elde edemeyecekler ya da teslim etmelerine değmeyecek pozisyonlar elde edecekler.

Direniş silahı

Ketaib Hizbullah ve Nuceba Hareketi, bölgede İran liderliğindeki “direniş eksenine” bağlılıklarını açıkça deklare eden en önde gelen silahlı örgütler arasında yer alıyor. Bu iki örgüt, lider kadrosunun bilinmesi ve Amerikalıların onları arananlar listesinin başına koyarak yakalanmalarını sağlayacak bir bilgi için 10 milyon dolarlık ödül vaat etmesi ile diğerlerinden ayrılıyor. Bu nedenle, bu iki örgüt, liderlerinin kim olduğu bilinmeden saldırı eylemlerinin sorumluluğunu üstlenen diğer örgütlerden farklı. Bu örgütlere örnek olarak Ashab-ı Kehf, Saraya Evliya el-Dem ve Kerbela Tugayları verilebilir.

 Ketaib Hizbullah, Koordinasyon Çerçevesi içindeki silahlı fraksiyonların duyurularına bir dereceye kadar alaycı bir şekilde tepki gösterdi. Bu alaylı işaretler, Ketaib Hizbullah'ın güvenlik yetkilisi Ebu Mücahid el-Assaf'ın açıklamalarında açıkça görülüyordu. Bir açıklamasında, Hizbullah’ın silahların bir kısmını devlet yerine teslim almaya hazır olduğunu duyurdu. Bilhassa, “devlet kurumlarında kendisini kullanacak uzmanının bulunmadığı bazı özel silahları, örneğin insansız hava araçları ve kamikaze dronları teslim almayı ve bedellerini ödemeye hazırız” dedi. Başka bir açıklamasında ise, Assaf, silahlarını teslim ettiklerini açıklayan Koordinasyon Çerçevesi içindeki silahlı fraksiyonları artık “direnişçi” olmamakla tanımlayarak, “İslami Direniş saflarında yer almadıkları için bu durum garip görünmüyor, dahası bu kararların İslami Direniş ile hiçbir şekilde ilgisi yoktur” dedi.

Direniş bayrağını taşıyan örgütlerin sorunu, hâlâ ideolojiye bağlı kalmalarıdır. Henüz siyasi faaliyetlere dahil olmadıklarına ve bu nedenle silahlı mücadele ideolojisi ile siyasi arenaya girme arasında bir seçimle karşı karşıya olmadıklarına inanıyorlar. Belki de bu, silahlı fraksiyonların “ideolojik” bağlılığını devlete bağlılıktan daha öncelikli tutan tutumunda daha da açık bir şekilde kendini gösteriyor.

Ali Zeydi hükümeti, Koordinasyon Çerçevesi içindeki silahlı güçler ile silahları konusunda bir sorun yaşamayabilir, çünkü bu silahların elde tutulmasını haklı çıkaran anlatılar, güç ve nüfuzun cazibesine kıyasla çekiciliğini yitirmiş gibi görünüyor. Bu nedenle, silahları ile ideolojileri ve sloganları ile siyasi nüfuz alanında kalıp ganimetleri paylaşmak arasında bir seçim yapma anları geldi. Bu, silahlı hareketlerin savaş alanından siyasi eyleme geçiş yaptığı birçok ülkenin deneyimlerinde yaşanmış bir durumdur.

Irak, 7 Ekim 2023'te başlayan Ortadoğu'daki Tufan’ın gelişmelerinden izole bir ada değil. Bu Tufan, bölgedeki kırılgan devletlerin gerçekliğini yeniden şekillendirecektir

Bu noktada, İbn Haldun'un dediği gibi, “rehavet ve sükûnet” aşamasına, yani yönetimin ve otoritenin zevklerinin tadını çıkarmaya geçişle denklem daha da netleşiyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre siyasi geçiş deneyimlerinde, ayrıcalıkları ve fonları korumak karşılığında silahlardan ve hatta hükümet pozisyonlarından vazgeçmek, kamusal alana entegre olmak isteyen silahlı örgütlerin sorununa bir çözüm olarak görülmektedir.

Direniş örgütlerine gelince, Zeydi hükümetinin onlarla başa çıkmak için sadece iki seçeneği bulunuyor. Birincisi, siyasi diyaloga ve örgütler ile ateşkesle başlayan, devletin savaş ve barış kararı alma hakkını gasp etmek için silah kullanımını ve Irak'ın bölgesel komşularına karşı zor durumda kalmasını önleyen bir yol haritası oluşturmaya dayanmaktadır. Ardından, güvenlik kurumlarına entegrasyonları için atılacak adımlar konusunda bir anlaşmaya varılabilir. Bu adımlar, Irak'taki silahlı fraksiyonların kararları üzerinde önemli bir etkiye sahip olan İran ile silahlarını teslim etmeye yönelik baskılara katılması için diplomatik çabaları aktifleştirmeyi gerektiriyor; zira bu fraksiyonlar, Tahran'ın müttefik olarak gördüğü iktidar sisteminin varlığını tehdit ediyor. Bağdat hükümetinin yaptırımlara maruz kalması veya Washington'un gözünde güvenilmez bir ortak olması İran’ın çıkarına değildir.

İkinci seçenek ise silahlı örgütlerin devletin silahlı kuvvetleriyle çatışması ve karşı karşıya gelmesidir. Bu seçeneğin bedeli kolay olmayabilir, ancak devletin otoritesini yeniden tesis etmek için gerekli olacaktır.

Sonuç olarak, Irak, 7 Ekim 2023'te başlayan Ortadoğu'daki Tufan’ın gelişmelerinden izole bir ada değildir. Bu Tufan, bölgedeki kırılgan devletlerin gerçekliğini yeniden şekillendirecektir ve artık devletin silahlı gücüne paralel olarak faaliyet gösteren silahlı örgütler ve ideolojik ajandalar kapsamında faaliyet gösteren silahlı kollar var olmayacaktır. Bu denklemi kavrayamayanlar, kendilerini yeni Ortadoğu'nun yeniden şekillenen haritasının dışında bulacaklardır.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."


Zeydi hükümeti İran’ın etki alanından kademeli olarak çıkıyor mu?

 Başbakan Ali ez-Zeydi, Irak parlamentosunda hükümetinin oylaması sırasında (Başbakanlık Basın Ofisi)
Başbakan Ali ez-Zeydi, Irak parlamentosunda hükümetinin oylaması sırasında (Başbakanlık Basın Ofisi)
TT

Zeydi hükümeti İran’ın etki alanından kademeli olarak çıkıyor mu?

 Başbakan Ali ez-Zeydi, Irak parlamentosunda hükümetinin oylaması sırasında (Başbakanlık Basın Ofisi)
Başbakan Ali ez-Zeydi, Irak parlamentosunda hükümetinin oylaması sırasında (Başbakanlık Basın Ofisi)

Irak hükümeti, ülkenin dış politikasında kademeli bir yeniden konumlanmaya işaret eden adımlar atıyor. Bağdat yönetimi, İran’ın yıllar boyunca Irak’ın siyasi ve güvenlik kararları üzerindeki geniş nüfuzunun ardından, ABD ve Arap ülkeleriyle ilişkilerini geliştirmeyi hedefliyor.

Bu gelişme, Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin bir gün önce Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera’ya Bağdat ile Şam arasında yeni bir koordinasyon mekanizması kurulması çağrısında bulunmasının ardından geldi. Aynı dönemde Irak Dışişleri Bakanlığı, İran’ın ABD’nin İran’daki hedeflere yönelik saldırılarına karşılık olarak Kuveyt, Bahreyn ve Ürdün’e düzenlediği füze saldırılarını ilk kez kınayan bir açıklama yayımladı.

Irak Dışişleri Bakanlığı açıklamasında, söz konusu saldırıların bölgesel istikrara tehdit oluşturduğu belirtilerek, ‘bölgenin daha geniş çaplı bir çatışmaya sürüklenme tehlikesi’ konusunda uyarıda bulunuldu. Açıklamada, bunun bölgesel ve uluslararası güvenlik üzerinde ciddi olumsuz sonuçlar doğurabileceği vurgulanırken, mevcut koşulların diyalog ve sağduyunun öne çıkarılmasını, gerilimin kontrol altına alınmasına yönelik çabaların artırılmasını gerektirdiği ifade edildi.

Bakanlık ayrıca, “Arap ülkeleri ile komşu devletlerin istikrarı, Irak’ın istikrarı ve ulusal güvenliğinin önemli bir parçasını oluşturmaktadır” değerlendirmesinde bulunarak, bölge ülkeleri arasındaki stratejik ilişkilerin korunmasının ve kalkınma ile istikrara hizmet eden ortak çıkarların gözetilmesinin önemine dikkat çekti.

Gözlemciler, bu kınamanın yeni hükümetin attığı bir dizi adımın parçası olduğunu belirtiyor. Bu adımlar arasında silahların yalnızca devletin kontrolünde tutulmasını amaçlayan düzenlemelerin başlatılması ve Zeydi’nin çok sayıda Iraklı iş insanının yer alacağı bir heyetle Washington’a yapması beklenen ziyaret için hazırlıkların sürdürülmesi de bulunuyor. Söz konusu girişimlerin, Bağdat ile Washington arasındaki ilişkilerde yeni bir sayfa açmayı hedeflediği ifade ediliyor.

Irak ile ABD arasındaki ilişkiler son yıllarda, Irak’taki Amerikan çıkarlarını hedef alan saldırılar nedeniyle sık sık gerilimlere sahne oldu. Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği ve Erbil’deki ABD Konsolosluğu’na yönelik saldırılar da bu kapsamda öne çıkarken, söz konusu eylemler İran’a yakın silahlı gruplara atfedildi. Bu durumun, iki ülke arasında daha kapsamlı bir siyasi ve ekonomik ortaklığın geliştirilmesi yönündeki fırsatları sınırladığı değerlendiriliyor.

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi (INA)Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi (INA)

Artan mali baskılar

Bu diplomatik ve siyasi adımlar, Zeydi hükümetinin ciddi ekonomik ve mali zorluklarla karşı karşıya bulunduğu bir dönemde atılıyor. Iraklı kaynaklara göre yeni hükümet, ciddi nakit sıkıntısı yaşayan bir hazine devraldı. Kullanılabilir mali rezervlerin 1 milyar doları aşmadığı belirtilirken, hükümetin yaklaşık 8 trilyon Irak dinarı, yani yaklaşık 6 milyar dolar tutarında acil mali yükümlülüklerle karşı karşıya olduğu ifade ediliyor.

Zeydi’nin, Iraklı siyasi gruplara yeni bir halk protestosu dalgasının önüne geçebilmek amacıyla zor ekonomik tedbirler almayı planladığını bildirdiği aktarıldı. Söz konusu protestoların, eski Başbakan Adil Abdülmehdi döneminde patlak veren 2019 gösterilerine benzer bir nitelik taşımasından endişe ediliyor.

Bu çerçevede, Zeydi hükümetinin kurulmasını destekleyen ve Koordinasyon Çerçevesi’nin önde gelen isimlerinden biri olan Hikmet Hareketi lideri Ammar el-Hekim, ülkenin karşı karşıya bulunduğu ‘mali baskıların’ bazı toplumsal kesimlere yönelik ödemelerin gecikmesine yol açabileceğini kabul etti. Hekim, bu durumun nedenleri arasında bölgesel gerilimlerin sürmesi ve Hürmüz Boğazı üzerinden enerji sevkiyatlarını etkileyen istikrarsızlıkların devam etmesini gösterdi.

Irak siyasetinin karşı karşıya olduğu krizin boyutlarına işaret eden bir diğer gelişme ise eski Başbakan Adil Abdülmehdi’den geldi. İran’la yakın ilişkileriyle bilinen Abdülmehdi, ABD ile ilişkilerin güçlendirilmesi ve Zeydi’nin Washington’a yapması beklenen ziyaretin başarıyla sonuçlandırılması çağrısında bulundu.

Bağdat’ın kuzeyindeki Samarra’da, Irak devletine entegrasyonlarının başlangıcını simgeleyen tören sırasında Seraya es-Selam üyeleri, 4 Haziran 2026 (AP)Bağdat’ın kuzeyindeki Samarra’da, Irak devletine entegrasyonlarının başlangıcını simgeleyen tören sırasında Seraya es-Selam üyeleri, 4 Haziran 2026 (AP)

Dış politikanın yeniden yönlendirilmesi

Mustansıriye Üniversitesi Siyaset Bilimi Öğretim Üyesi İsam el-Feyli’ye göre son dönemde yaşanan bölgesel gelişmeler, Irak’ı bölgesel dengeler içindeki konumunu yeniden gözden geçirmeye yöneltti.

El-Feyli, bölgenin tanık olduğu son savaşın Irak’ı da etkilediğini belirterek, bunun Irak’ın dış politika karar alma süreçlerinde daha bağımsız bir çizgi izlemesini zorunlu kıldığını söyledi. Pek çok ülkenin Bağdat’ı Tahran’a en yakın başkentlerden biri olarak gördüğüne dikkat çeken el-Feyli, bu algının da Irak’ın dış politika yaklaşımını etkilediğini ifade etti.

Zeydi’nin son dönemdeki girişimlerinin, Irak’ın Arap dünyası ve uluslararası toplumla daha dengeli ilişkiler kurma isteğine işaret ettiğini kaydeden el-Feyli, bunun aynı zamanda hükümetin karşı karşıya bulunduğu iç siyasi ve ekonomik sorunlarla da bağlantılı olduğunu dile getirdi.

El-Feyli, Bağdat’ın İran’ın Körfez ülkelerine yönelik saldırılarını kınamasını, Irak dış politikasında yeni bir dönemin başlangıcı olarak değerlendirdi. Mevcut bölgesel ve uluslararası dönüşümlerin, Irak’ın İran’a yakın konumunu sürdürmesini geçmişe kıyasla daha az avantajlı hale getirdiğini savunan el-Feyli, bu yaklaşımın artık yalnızca Zeydi’nin kişisel tercihi olmadığını söyledi.

Şarku’l Avsat’a konuşan el-Feyli, Irak siyasi sistemi içinde giderek güçlenen bir kanaatin, mevcut gelişmelerin Tahran’la sıkı bağların sürdürülmesine hizmet etmediği yönünde olduğunu belirtti. El-Feyli ayrıca, Bağdat-Washington ilişkilerinin yeniden şekillendirilmesine ilişkin Amerikan talepleri arasında İran destekli silahlı gruplar dosyasının da bulunduğunu ifade etti.

İran’ın Körfez ülkelerine yönelik saldırılarının kınanmasının bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen el-Feyli, Irak hükümetinin bunu artık doğrudan bir ulusal çıkar meselesi olarak gördüğünü kaydetti.

Öte yandan Kufe Üniversitesi Siyaset Bilimi Öğretim Üyesi Galib ed-Daami, mevcut göstergelerin Irak’ın hızla ABD ile ilişkilerini güçlendirme ve İran ekseninin etkisinden kademeli olarak uzaklaşma yönünde ilerlediğini ortaya koyduğunu söyledi.

Şarku’l Avsat’a değerlendirmelerde bulunan Daami, bu dönüşümün en belirgin göstergelerinden birinin, silahlı grupların nüfuzunu sınırlandırmaya ve silahları devletin elinde toplamaya yönelik yürütülen çalışmalar olduğunu belirtti. Bunun, ülke içindeki güç dengelerinde somut bir değişime işaret ettiğini ifade eden Daami, resmî güvenlik kurumlarının rolünün güçlenmesinin ve devlet dışı silahlı yapıların etkisinin azalmasının daha istikrarlı bir devlet yapısının oluşmasına katkı sağlayacağını vurguladı.

Daami’ye göre bu süreç, Irak ekonomisinin desteklenmesi için daha elverişli bir ortam oluştururken, bölgesel çatışmaların ve rekabet halindeki eksenlerin ülkenin kalkınma süreci üzerindeki etkisini de azaltabilir.