Güvenlik şirketleri: Riskli görevleri yerine getiren tehlikeli yardımcılar

Güvenlik şirketleri ve popülist milisler Arap ülkelerinde korkunç suçlar ve katliamlar işledi.

Ömer el-Beşir rejimi, Darfur'da silahlı muhaliflerle savaşmak için ‘Cancavid’ örgütünü kurdu, ardından ‘Hızlı Destek Kuvvetleri’ne evrildi (AFP)
Ömer el-Beşir rejimi, Darfur'da silahlı muhaliflerle savaşmak için ‘Cancavid’ örgütünü kurdu, ardından ‘Hızlı Destek Kuvvetleri’ne evrildi (AFP)
TT

Güvenlik şirketleri: Riskli görevleri yerine getiren tehlikeli yardımcılar

Ömer el-Beşir rejimi, Darfur'da silahlı muhaliflerle savaşmak için ‘Cancavid’ örgütünü kurdu, ardından ‘Hızlı Destek Kuvvetleri’ne evrildi (AFP)
Ömer el-Beşir rejimi, Darfur'da silahlı muhaliflerle savaşmak için ‘Cancavid’ örgütünü kurdu, ardından ‘Hızlı Destek Kuvvetleri’ne evrildi (AFP)

Refik Huri

Tüm şehirler, silahlı tugaylar ve yardımcı orduların neden olduğu acı ve darbelerle kıvranıyor. Bu silahlı güçler dünya için yeni değil, ancak son zamanlarda yayılım haritaları daha genişledi. Bazıları geleneksel ordularla birlikte görev yaparken, diğerleri devletlerin askerlerini kullanmak istemediği gizli veya açık görevler için rekabet ediyor.

İlk olarak ABD’de başladı. Ulusal Muhafızları alternatif bir ordu olarak düşünmek zor olsa da her eyalette özel bir güç grubudur. Kökeni iç savaş sırasında milis güçleri olan Ulusal Muhafız, geçici bir dönem için askere alım yoluyla her eyalet için bir ulusal muhafız olarak anayasada yer almıştır.

Ancak alternatif ordular, ordunun askerlik hizmetlerine ihtiyacı olan güvenlik şirketleridir. Tıpkı Afganistan ve Irak’ta olduğu gibi. Nitekim Blackwater, riskli güvenlik rolleri oynayıp birçok korkunç suç ve katliam işledi.

‘Wagner’ hayaleti

Rusya, Yevgeniy Prigojin tarafından kurulan ‘Wagner’ adlı paralı asker grubunu kullandığına dair herhangi bir itirafta bulunmadı. Wagner; Suriye, Libya ve Sudan'daki savaşlarda mücadele etti ve Mali, Burkina Faso ve diğer Afrika ülkelerinde Fransız kuvvetlerinin yerini aldı.

Resmi olarak tanınan role gelince, Moskova, Ukrayna savaşında özellikle Bakhmut Muharebesinde mücadelede Wagner'e katılmaları karşılığında tehlikeli suçlardan hükümlü mahkumları affetti. Nitekim Wagner ön mevzilerde en büyük yükü taşırken, komutanı zaman zaman defalarca Rus Genelkurmay Başkanlığını yetersiz cephane vermekle suçladı.

Çin şimdiye kadar bu olguya ihtiyaç duymadı. Sudan'daki Ömer el-Beşir rejimi ve Müslüman Kardeşler örgütü, ordu dışında milis örgütlerinin oluşmasına neden oldu. Bunlar arasında Darfur'daki silahlı muhaliflere karşı savaşan ‘Cancavid’ örgütü de yer aldı. Daha sonra, yıllar önce resmi bir statü kazanan Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) liderliğindeki ‘Hızlı Destek Kuvvetleri’ olarak bilinen milis güçleri, orduyla silahlı çatışmaya girdi.

Libya'da Muammer Kaddafi, orduyu ayrı kabile gruplarına bölen ve kendi çocukları arasında paylaşılan farklı birlikler haline getirdi. Daha sonra her konsey ve hükümetin, güç, para ve otorite için çekişen bir ordu ve birçok milis grubu vardı. Bazıları Türkiye tarafından desteklenirken, diğerleri Wagner ve Arap ülkeleri tarafından desteklendi. Her şey ABD, Avrupa ve Birleşmiş Milletler’in (BM) gözleri önünde gerçekleşti.

Devrim Muhafızları

Ancak, yardımcı orduların ‘altın çağı’ İran İslam Cumhuriyeti'nde İmam Humeyni, ideolojik İslam Ordusu'nun yanında Devrim Muhafızları’nı kurmaya karar verdiğinde başladı. Irak'la savaş onlar için bir ateş sınavı oldu.

İran'ın 1989'da değiştirilmiş anayasasına göre, Devrim Muhafızları ve ordunun görevleri arasında ‘dünyada tek millet inşa etmeye çalışmak ve böylece topraklarda mazlumların yönetimi sağlamak, sınırları korumak ve ilahi yasanın egemenliğini dünyada yaymak için cihat yapmak gibi kutsal bir görevi yerine getirmek’ de bulunuyor.

Ayrıca Devrim Muhafızları (DMO) halk hareketlerine karşı mücadele etmek için halk tabanlı milis güçleri Besic’i kurdu. Devrim Muhafızları, Lübnan'da ‘Hizbullah’ Hareketi, Irak'ta Haşdi Şabi fraksiyonları ve Suriye'de çeşitli isimlerle anılan milis güçleri kurdu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nde Hamas ve İslami Cihat gibi örgütlere maddi ve silah desteği sağladı ve Yemen savaşında Husileri destekledi.

Bugün İslam Cumhuriyeti'nin öncülüğünde İran Devrim Muhafızları, ‘Direniş Ekseni’ olarak adlandırılan saha birimlerinin denetimini yapmakta ve İsrail'in, nükleer programını hedef alacak herhangi bir saldırısına karşı İran'ı savunmak için görevlendirilmiş durumda. Bu aynı zamanda İran'ın bölgesel projesi için çalıştığı anlamına geliyor. Bu proje sadece İslam Cumhuriyeti'nin lehine Arap dünyasında jeopolitik değişikliği değil, aynı zamanda toplumsal yapıda değişikliği ve tarihin yeniden yazılmasını da amaçlıyor.

Bu projenin karşılaştığı politik ve sosyal engeller, milli iradeler ve şüpheler oldukça fazla ve bu maceranın beraberinde getirdiği riskler ve sorunlar da var. Ancak İran'a bağlı milis gruplarının Yemen, Irak, Suriye ve Lübnan'da siyasi, sosyal ve güvenlik krizlerine katkıda bulundukları kesin.

Hiç kimse, savaşlarda yardımcı orduların ne kadar vahşet işlediğini, iç savaşlar için bir altyapı oluşturduğunu ve terör örgütlerine açtığı fırsatları göz ardı edemez. Ancak General de Gaulle'ün ‘soğuk canavarlar’ olarak tanımladığı devletlerin koruyucu canavarlara ihtiyaçları var gibi görünüyor.



Güney Afrika Cumhurbaşkanı Ramaphosa, İran'ın deniz tatbikatlarına katılımıyla ilgili soruşturma başlatılması emri verdi

Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa (Reuters)
Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa (Reuters)
TT

Güney Afrika Cumhurbaşkanı Ramaphosa, İran'ın deniz tatbikatlarına katılımıyla ilgili soruşturma başlatılması emri verdi

Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa (Reuters)
Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa (Reuters)

Güney Afrika Cumhurbaşkanlığı tarafından dün yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa'nın İran'ın Cape Town açıklarında düzenlenen deniz tatbikatına katılımıyla ilgili soruşturma başlatılması emri verdiği belirtti.

Açıklamada, ‘İran'ın Güney Afrika sularında Çin liderliğindeki ‘Will of Peace 2026’ deniz tatbikatına katılmasına izin verilmemesi yönündeki Cumhurbaşkanı Ramaphosa'nın talimatının ihlaliyle ilgili’ olarak üç yargıçtan oluşan bir soruşturma komisyonunun kurulduğu belirtildi.

Fransız Haber Ajansı AFP'ye göre Çin ve Rusya, BRICS ülkelerinin ordularıyla birlikte tatbikata katıldı.

Cumhurbaşkanı Ramaphosa, Savunma Bakanı’na, Tahranlı yetkililerin protestoculara yönelik baskısıyla aynı zamana denk gelen tatbikatlara katılması planlanan üç İran savaş gemisinin tatbikattan çekmesi talimatı vermişti. ABD de, İran'ın katılımını ‘kabul edilemez’ olarak nitelendirmişti.

Yerel basında yer alan haberlere göre Cumhurbaşkanı Ramaphosa, İran'ın sadece gözlemci olarak katılmasını talep etmiş, ancak bu talebi kabul edilmemişti.

İran'ın devam eden manevraları üzerine çıkan tartışmaların ardından, Güney Afrika Savunma Bakanlığı ocak ayı ortalarında bir soruşturma başlattığını duyurdu. Ancak Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamaya göre ‘bağımsız ve zamanında bir soruşturma olması’ için kendi komisyonunu atama kararı alındı.

Açıklamada, komisyonun tatbikatlarla ilgili koşulları, Cumhurbaşkanının talimatının yerine getirilmemesine katkıda bulunmuş olabilecek faktörleri, sorumlu kişiyi ve bunun sonuçlarını araştırıp önerilerde bulunacağı belirtildi. Cumhurbaşkanı Ramaphosa, yargıçlara çalışmalarını tamamlayıp raporlarını sunmaları için bir ay süre verdi.

Açıklamada, Cumhurbaşkanı Ramaphosa’nın Silahlı Kuvvetler Başkomutanı sıfatını taşıdığı hatırlatıldı. Güney Afrika'da hükümet ile ordu arasındaki görüş ayrılıkları kamuoyuna ilk kez yansımıyor. Dışişleri Bakanlığı, geçtiğimiz yılın ağustos ayında İran'ı ziyaret eden üst düzey bir subayın yaptığı açıklamaların Tahran'daki yerel basında yer almasının ardından yaptığı açıklamada ‘dış politika ile ilgisi olmayan kişileri ve kurumların açıklamalarının hükümetin resmi görüşü olarak değerlendirilmemesi gerektiğini’ belirtmişti.


Rodríguez, Trump'tan Venezuela'ya uygulanan abluka ve yaptırımların kaldırılmasını istedi

Venezuela'nın geçici Devlet Başkanı Delcy Rodriguez ve ABD Başkanı Donald Trump'ın birleştirilmiş fotoğrafı (AFP)
Venezuela'nın geçici Devlet Başkanı Delcy Rodriguez ve ABD Başkanı Donald Trump'ın birleştirilmiş fotoğrafı (AFP)
TT

Rodríguez, Trump'tan Venezuela'ya uygulanan abluka ve yaptırımların kaldırılmasını istedi

Venezuela'nın geçici Devlet Başkanı Delcy Rodriguez ve ABD Başkanı Donald Trump'ın birleştirilmiş fotoğrafı (AFP)
Venezuela'nın geçici Devlet Başkanı Delcy Rodriguez ve ABD Başkanı Donald Trump'ın birleştirilmiş fotoğrafı (AFP)

Venezuela'nın geçici Devlet Başkanı Delcy Rodriguez, önceki Devlet Başkanı Nicolás Maduro'nun ABD tarafından düzenlenen askeri bir operasyonla iktidardan alınıp tutuklanmasından iki aydan kısa bir süre sonra, ABD Başkanı Donald Trump'tan ülkesine uygulanan ‘ambargo ve yaptırımları’ kaldırmasını istedi.

Rodríguez, ocak ayında iktidara gelen eski Devlet Başkanı Yardımcısı 2019 yılından bu yana kesik olan Karakas ile Washington arasındaki ilişkileri yeniden başlattı.

Rodríguez, ABD'nin Karkas Büyükelçisi’ni, Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü’nü, ABD'nin Latin Amerika Askeri Komutanlığı Komutanı’nı ve ABD Enerji Bakanı'nı kabul etti.

Rodriguez, devlet televizyonunda yayınlanan bir konuşmasında, “Venezuela'ya uygulanan abluka ve yaptırımlar derhal kaldırılsın” dedi. Venezuela’nın geçici Devlet Başkanı ABD Başkanı Donald Trump'a hitaben, “Dostlar ve ortaklar olarak, ABD ile yeni bir iş birliği programı başlatıyoruz” dedi.

Venezuela petrolü, 2019'dan beri ABD'nin ambargosuna tabi. Son haftalarda, ABD Hazine Bakanlığı, az sayıda çokuluslu şirketin belirli koşullar altında faaliyet göstermesine izin veren lisanslar verdi.

Washington, Maduro rejiminin düşüşünden sonra dünyanın en büyük ham petrol rezervlerine sahip olan Venezuela'dan sorumlu olduğunu ilan etti.

Rodríguez liderliğindeki hükümet, ABD'nin baskısıyls petrol sektöründe önemli reformlar yaptı ve siyasi tutukluları serbest bırakmak için bir af yasası çıkardı.


Cidde toplantısı, uluslararası toplumu İsrail’i barış yapmaya zorlamaya çağırdı

Cidde toplantısı, uluslararası toplumu İsrail’i barış yapmaya zorlamaya çağırdı
TT

Cidde toplantısı, uluslararası toplumu İsrail’i barış yapmaya zorlamaya çağırdı

Cidde toplantısı, uluslararası toplumu İsrail’i barış yapmaya zorlamaya çağırdı

İslam İşbirliği Teşkilatı’na (İİT) üye ülkelerin dışişleri bakanları düzeyindeki Açık Katılımlı İcra Komitesi tarafından dün Cidde’de düzenlenen olağanüstü toplantıda, Filistin meselesi ile Kudüs’ün tüm İslam dünyası için merkezi öneme sahip olduğu vurgulandı. Toplantıda ayrıca, Filistin halkıyla tam dayanışma içinde olunmasının siyasi, hukuki, tarihi ve ahlaki bir sorumluluk olduğu yinelendi.

Toplantının sonuç bildirisinde, İsrail’in, işgalci güç sıfatıyla, son dönemde ‘gayrimeşru bir fiili durum’ oluşturmak amacıyla aldığı kararlar ile uygulamaya koyduğu tedbir ve işlemler sert şekilde kınandı ve kesin bir dille reddedildi. Açıklamada, söz konusu adımların yerleşim faaliyetlerini genişletmeyi, ilhak, topraklara el koyma ve Yahudileştirme politikalarını derinleştirmeyi hedeflediği; işgal altındaki Batı Şeria’nın, Kudüs dahil, statü ve niteliğini değiştirmeye yönelik olduğu ifade edildi. Bu karar ve uygulamaların hükümsüz ve geçersiz olduğu belirtilen bildiride, adımların uluslararası hukukun açık ihlali ve savaş suçu niteliğinde olduğu, bölgesel ve uluslararası barış ile güvenliği tehlikeye attığı kaydedildi.

efr

Toplantıda, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ilkeleri ile toprakların zorla ele geçirilmesine karşı çıkan BM kararları ve İsrail işgalinin hukuka aykırı niteliği esas alındı. Katılımcılar, Filistin halkının devredilemez haklarına yönelik sarsılmaz bağlılık ve sürekli desteklerini yineleyerek, kendi kaderini tayin hakkı, geri dönüş hakkı ve başkenti Doğu Kudüs olan, 4 Haziran 1967 sınırları temelinde bağımsız ve egemen bir Filistin Devleti kurulması hakkını vurguladı.

Katılımcılar, ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin son ‘kışkırtıcı’ açıklamasını ve ABD Büyükelçiliği’nin işgal altındaki Batı Şeria’daki yasa dışı yerleşimlerde yaşayan İsrailli yerleşimcilere konsolosluk hizmeti sunulmasına ilişkin kararını sert şekilde kınadı. Söz konusu adımın, Filistin ve Arap toprakları üzerindeki gayrimeşru İsrail kontrolünü teşvik ettiği belirtildi. Açıklamada, bu tür beyan ve uygulamaların toprakların hukuki statüsünü değiştiremeyeceği ve Filistinlilerin meşru haklarını zayıflatamayacağı ifade edilerek, söz konusu adımların uluslararası hukukun, özellikle de Viyana Konsolosluk İlişkileri Sözleşmesi’nin açık ihlali niteliği taşıdığı ve yasa dışı yerleşim projesinin pekiştirilmesine doğrudan katkı sunduğu kaydedildi.

scdfgt

Toplantıda, ABD Başkanı Trump’ın planının uygulanmasına bağlı kalınması, ikinci aşamaya geçilmesi, kapsamlı ve kalıcı ateşkesin hayata geçirilmesi, İsrail güçlerinin tamamen çekilmesi ve Gazze Şeridi’ne insani yardımın kısıtlama olmaksızın ulaştırılması çağrısı yapıldı.

Katılımcılar, Filistin Devleti’nin toparlanma ve yeniden imar sürecindeki sorumluluklarını üstlenmesine desteklerini ifade ederken, Gazze Şeridi ile Kudüs dahil Batı Şeria’yı kapsayan Filistin topraklarının bölünmez tek bir jeopolitik bütün olduğu vurgulandı. Toplantıda, İsrail politikalarına karşı tüm siyasi ve hukuki tedbirlerin alınması kararlaştırıldı; bu kapsamda BM Güvenlik Konseyi, BM Genel Kurulu ve uluslararası mahkemelere başvuru seçenekleri gündeme getirildi. Uluslararası topluma, işgalci güç olarak nitelendirilen İsrail’in ‘sömürgeci işgalini’ sona erdirmesi ve adil ve kapsamlı bir barışın sağlanması için baskı yapılması çağrısında bulunuldu; İsrail ile tüm ilişkilerin askıya alınmasının değerlendirilmesi dahil somut yaptırım tedbirleri alınması istendi.

Katılımcılar ayrıca Filistin halkına uluslararası koruma sağlanması çağrısını yineledi ve Filistin Devleti’nin İsrail’i işlediği suçlardan sorumlu tutma yönündeki çabalarına güçlü destek verdiğini bildirdi. İsrail’in Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’na (UNRWA) yönelik ‘hukuka aykırı’ uygulamaları kınanarak, ajansa siyasi, hukuki ve mali desteğin sürdürülmesi talep edildi. Açıklamada, adil ve kapsamlı barışın ancak İsrail’in 1967’den bu yana işgal ettiği topraklardan tamamen çekilmesi, yasa dışı işgalin sona erdirilmesi ve iki devletli çözümün hayata geçirilmesiyle mümkün olacağı ifade edildi. Katılımcılar, Suudi Arabistan’ın başkanlığını yürüttüğü Filistin konulu Arap Birliği-İİT Bakanlar Komitesi’nin çalışmalarına destek verdiğini de kaydetti.

Toplantı, Ortadoğu’da artan gerilim ve sertleşen söylemlerden duyduğu derin endişeyi dile getirdi. Açıklamada, özellikle İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı güç kullanma yönündeki son tehditler ile saldırı amaçlı askeri unsurların provokatif şekilde konuşlandırılması ve takviye edilmesine dikkat çekildi. Bu gelişmelerin, BM Şartı’nın amaç ve ilkeleriyle, özellikle devletlerin egemenliğine, toprak bütünlüğüne ve siyasi bağımsızlığına saygı ilkesiyle bağdaşmadığı vurgulandı. Egemen bir devlete karşı güç kullanma tehdidinin ya da güç kullanımının, BM Şartı’nın 2/4. maddesi dahil olmak üzere uluslararası hukukun açık ihlali olduğu belirtildi.

Toplantıda, çok taraflılığın güçlendirilmesinin ve devletlerin egemen eşitliği ilkesinin korunmasının önemi yinelendi; bölgesel istikrar ile uluslararası barış ve güvenliği zedeleyen tek taraflı zorlayıcı tedbirler reddedildi. Kalıcı barış ve güvenliğin ancak diyalog, diplomasi, karşılıklı saygı, iç işlerine karışmama ve uyuşmazlıkların barışçıl yollarla çözümüyle sağlanabileceği ifade edildi. Askeri gerilimdeki tırmanışın, ekonomik istikrar, enerji güvenliği ve yükselen ekonomilerin kalkınma perspektifleri üzerinde olumsuz etkiler dahil olmak üzere bölgesel ve küresel barış ile güvenlik açısından ciddi ve öngörülemeyen sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulunuldu.

Tüm taraflara, zaten kırılgan olan bölgesel güvenlik ortamını daha da kötüleştirebilecek adımlardan kaçınma çağrısı yapıldı. Toplantı, İran ile ABD arasında son dönemde yürütülen diplomatik temasları memnuniyetle karşıladığını belirterek, gerilimin azaltılmasına yönelik yapıcı adımlara destek verdiğini açıkladı. Bu diplomatik sürecin sürdürülmesinin, bölgesel istikrarın desteklenmesi ve daha geniş kapsamlı uluslararası barış çabalarına katkı sunulması açısından önem taşıdığı kaydedildi. Süreci kolaylaştıran ülkelere (Umman, Türkiye, Katar, Mısır ve Suudi Arabistan) teşekkür edildi.

Katılımcılar, İİT’nin barışçıl diyaloğu teşvik etme, bölgesel istikrarı koruma ve İslam ümmetini birleştiren ilkelere bağlı kalma yönündeki ortak taahhüdünü yineledi.