Mali ve BM arasındaki kriz hız kazandı

BMGK kararıyla BM heyetinin görev yenilenme tarihi yaklaşıyor.

Bamako’daki protestocular BM misyonunun ayrılması çağrısında bulundu. (AFP)
Bamako’daki protestocular BM misyonunun ayrılması çağrısında bulundu. (AFP)
TT

Mali ve BM arasındaki kriz hız kazandı

Bamako’daki protestocular BM misyonunun ayrılması çağrısında bulundu. (AFP)
Bamako’daki protestocular BM misyonunun ayrılması çağrısında bulundu. (AFP)

Mali’deki geçiş hükümeti ile yaklaşık 10 yıldır ülkede bulunan Birleşmiş Milletler barışı koruma misyonu (MINUSMA) arasındaki gerginlik, ülke yetkililerinin BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği tarafından yayınlanan bir raporu yalanlaması sonrasında arttı. Raporda ordu, Wagner Grubu ile işbirliği içinde geçen yıl en az 500 kişiyi infaz etmekle suçlanıyor.

Aylarca süren soruşturmanın özeti olarak geçen cuma günü yayınlanan BM raporu, hükümete bağlı ordu tarafından yabancı savaşçıların desteğiyle işlenen ‘en kötü zulümleri’ ortaya koyuyor. Raporda, 10 yılı aşkın süredir Mali’deki çeşitli bölgeleri kontrol eden terörist gruplara karşı verilen savaş sırasında özel Rus Wagner grubunun varlığına atıf yapılıyor.

Fotoğraf Altı: BM raporu, ordu tarafından ‘yabancı savaşçıların’ desteğiyle işlenen şiddeti ortaya koydu. (Sosyal medya)
Fotoğraf Altı: BM raporu, ordu tarafından ‘yabancı savaşçıların’ desteğiyle işlenen şiddeti ortaya koydu. (Sosyal medya)

Raporda, Malili askerler ve yabancı savaşçıların 27 Mart 2022’de helikopterle Mora köyüne geldiği ve kaçmaya çalışan köy sakinlerine ateş açtığı belirtildi. Ayrıca ilerleyen günlerde yüzlerce sivilin daha vurularak öldürüldüğüne ve cesetlerinin çukurlara atıldığına dikkat çekildi.

BM raporu, Mali’deki yetkilileri öfkelendirirken, Mali sokaklarında da büyük tepkiye neden oldu. Şarku’l Avsat’ın eidndiği bilgilere göre Mali Hükümet Sözcüsü Abdullah Maiga, 15 Mayıs’ta yaptığı açıklamada “Hükümet, hayali bir anlatıya dayanan ve uygulanabilir uluslararası standartları karşılamayan bu taraflı raporu şiddetle kınıyor” dedi.

Hükümet Sözcüsü, yetkililerin ‘operasyon sırasında olası insan hakları ihlallerine’ ilişkin soruşturma yürüttüğünü belirtirken ‘ölülerin siviller değil, silahlı terör grupları olduğu’ yönündeki açıklamalarını yineledi.

Maiga, “Askeri operasyon sırasında Mora’dan hiçbir sivil ölmedi. Sadece terörist savaşçılar öldürüldü ve tutuklananların tamamı jandarmaya teslim edildi” diyerek, yetkililerin insan haklarını koruma taahhüdüne dikkat çekti.

Diğer yandan BM’ye bağlı insan hakları ofisi, “Rapor, adli tıp raporları ve uydu görüntülerine ek olarak, yaralılar ve tanıklarla yapılan görüşmelere dayanmaktadır” açıklamasında bulundu. Ayrıca Malili yetkililerin BM bilgi toplama ekibinin bizzat Mora köyüne ulaşma taleplerini reddettiği belirtildi.

Ancak hükümet sözcüsü, raporu ‘Mali’nin ulusal güvenliğini hedef alan gizli bir manevra’ olarak nitelendirerek bu iddiaları yalanladı. Diğer yandan yetkililer, BM raporunu reddetmek için ülkedeki en büyük insan hakları derneği olarak nitelendirilen İnsan Hakları için Finans Topluluğu gibi insan hakları derneklerini ve onlara yakın halk hareketlerini harekete geçirdi.

Dernek Başkanı Muhtar Marikou, BM raporunun ‘taraflı’ olduğunu söylerken, “Ordu tarafından işlendiği iddia edilen ihlalleri soruşturmak için sahada herhangi bir misyon görmedik” dedi.

Ancak Mali’de yaşayan ve Afrika meselelerinde uzman gazeteci Muhammed Wais el-Mahri şu açıklamayı yaptı:

“Bu tür suçlamalar, BM ve onun Mali’deki misyonu tarafından sık sık tekrarlanıyor. Bu suçlamalar, misyon tarafından yayınlanan üç aylık raporlarda her zaman yer aldı. Eski tarihli bir raporda misyon, Mali ordusu ve Wagner grubunun Moritanya sınırına yakın bir bölgede ihlallere karışmakla ve aynı bölgede bazı Moritanya vatandaşlarının tasfiye edilmesiyle ilgili suçlamaları yayınlamış, ancak hükümet bunu tamamen yalanlamıştı. BM raporları, BM misyonu ile finans otoriteleri arasında büyük gerginliğe neden oldu. Finans otoritelerine yakın halk çevreleri ve siyasi hareketler, bu misyonun geri çekilmesini talep etmeye başladı. İki hafta önce Bamako’da misyonun ayrılması çağrısında bulunan çok büyük bir gösteriye tanık olduk. Vatandaşlar, misyonun çözümün değil, sorunun bir parçası haline geldiğine inanıyor.”

Mali makamları ile BM misyonu arasındaki gerginlik artarken, haziran ayında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararıyla misyonun görevinin yenileneceği tarih de yaklaşıyor. Bu çerçevede Mahri, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada misyonun geçen yıl görevlerin yenileneceği vakitte büyük engellerle karşılaştığını ve bu sefer bu engellerin daha büyük olacağının kesin olduğunu belirtti.

Aynı çerçevede Malili yetkililerin geçen yıl BM misyonunun yenilenmesi kararındaki bazı maddelere itiraz ettiğini ve misyonun görevleriyle ilgili bazı çekinceleri olduğunu dile getirdiğini söyleyen Muhammed Wais el-Mahri, “Egemenliği ihlal ediyor, yetkililerin işine karışıyor ve her zaman orduyu asılsız suçlamalarla suçluyor” dedi.

Mahri, “Mali geçiş hükümeti içerisinde, BM misyonunun ayrılması ve ülkedeki görevlerinin sona erdirilmesi için baskı yapan güçlü bir kanat var” ifadesini kullandı. Gazeteci, misyonun ayrılma olasılığına ilişkin olarak şunları söyledi:

“BM misyonu, Mali’de kalmaya kararlı görünüyor. Bamako geçen yıl misyonun bazı görevlerine itiraz ettiğinde bile başkanı, Mali hükümetinin konumuyla hiçbir ilgilerinin olmadığını, bazı görevlerde onunla koordineli çalıştıklarının doğru olduğunu söyledi. Ancak görevin yenilenip yenilenmeyeceği konusunda karar, misyona ve BMGK’nın daimî üyelerine aittir.”

Afrika meselelerinde uzman olan gazeteci, mevcut gerginliğin ‘BM misyonunu başkent Bamako’da sadece siyasi bir misyonun bulunması için, ayrılmaya yöneltebileceğini’ dile getirdi.



Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan: Donald Trump bir zorba

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan: Donald Trump bir zorba

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Londra Belediye Başkanı, ABD Başkanı Donald Trump'ın kendisi için "korkunç, acımasız, iğrenç" demesinden sadece birkaç hafta sonra, Trump'ın kendisine karşı uzun süredir devam eden çıkışları nedeniyle onu "zorba" diye niteledi.

Sör Sadiq Khan ayrıca, Trump'ı Birleşik Krallık'a (BK) "kin" kusmakla suçladı. Trump, Müslüman siyasetçinin şehirde "çok fazla" göçmen bulunduğu için başarılı olduğunu iddia etmişti.

Başkan Trump'ın kendisine "takıntılı" olduğunu da iddia eden Sör Sadiq, "ister oyun alanında ister Beyaz Saray'da olsun, bir zorbayla başa çıkmanın en iyi yolunun ona karşı durmak olduğunu" 9 yaşındayken öğrendiğini söyledi:

Bir zorbanın karşısında sinecek olursanız daha fazla saygı kazanamazsınız.

Politico'ya verdiği röportajda, "Ve birisi şehrime, vatandaşlarımıza, değerlerimize, yaşam tarzımıza saldırdığında, birisi bir inancın mensupları hakkında belirli genellemeler yaptığında, bence onlara karşı durmak zorunludur" dedi.

Ayrıca Zohran Mamdani, New York belediye başkanı seçildiğinde Trump'ın odağını ona çevireceğini düşündüğünü de şaka yollu söyledi.

Seçim öncesinde Trump onu "komünist" diye nitelendirirken, Mamdani de başkanın faşist olduğunu öne sürmüştü.

Ancak Oval Ofis'teki olağanüstü bir görüşmede, iki politikacı hakaretleri gülerek geçiştirmiş ve bir tür yakınlık geliştirmiş gibi görünmüştü.

axscdfvgt
Sör Sadiq, Trump'ın odağını New York'un yeni belediye başkanı Zohran Mamdani'ye çevireceğini düşündüğünü şaka yollu söyledi (AP)

Sör Sadiq şaka yollu şöyle dedi:

Başkan Trump'ın bana karşı duyduğu düşmanlığı, nefreti ve kini göz önünde bulundurduğunuzda, Zohran seçildiğinde Başkan Trump'ın benim yerine onu hedef alacağını varsaymıştım.

Ancak Khan, ilk görüşmelerinin gerçek bir fikir birliğinden ziyade bir tür "taktik diplomasi" olduğunu öne sürdü.

Trump'ın BK'deki göç politikasına yönelik eleştirilerine gelince, yorumlarını "sadece bana değil, aynı zamanda göçmen politikası ve seçimlerin nasıl yapıldığı ve kazanıldığı konusunda ülke hakkında genellemeler içeren bir nefret" diye nitelendirdi.

Gerçekten de takıntılı olduğunu düşünüyorum. Ve korkunç şeyler söylediği birçok dönem oldu ve ben de cevap vermedim çünkü dedikoduya ve bu zavallı isim takma işine karışacak kadar vaktim yok.

Geçen ay Trump, Sör Sadiq'le uzun süredir devam eden çekişmesini yeniden alevlendirmiş ve şehrin, ebeveynleri Pakistan'dan gelen ilk Müslüman belediye başkanı hakkında şunları söylemişti:

Çok sayıda insan [BK'ye] geldiği için seçiliyor. Şimdi ona oy veriyorlar.

Ayrıca onu "korkunç, acımasız, iğrenç bir belediye başkanı" diye nitelemiş ve "berbat bir iş" yaptığını söylemişti.

Mayısta Galler, İskoçya ve İngiliz belediye meclislerinde yapılacak seçimlerde İşçi Partisi'nin ağır kayıplar yaşayacağı öngörülürken, Sör Sadiq, partisinin Londra'daki başarısından ders çıkarabileceğini belirterek, "Önderlik etmekten ve onların beni takip etmesinden oldukça memnunum" dedi.

Ancak Keir Starmer'ın geleceğiyle ilgili spekülasyonlar artarken, İşçi Partisi lideri olmak istemediğini ısrarla vurguladı. "Hayır, hayır, hayır, hayır. Hiçbir niyetim, planım yok, İşçi Partisi lideri veya başbakan olmak da istemem" dedi.

Independent Türkçe


ABD’nin Maduro'yu tutuklayan Delta Gücü hakkında ne biliyoruz?

Delta Gücü dünya çapında terörist tehditlerin artmasının ardından 1970'lerde kuruldu (ABD ordusu)
Delta Gücü dünya çapında terörist tehditlerin artmasının ardından 1970'lerde kuruldu (ABD ordusu)
TT

ABD’nin Maduro'yu tutuklayan Delta Gücü hakkında ne biliyoruz?

Delta Gücü dünya çapında terörist tehditlerin artmasının ardından 1970'lerde kuruldu (ABD ordusu)
Delta Gücü dünya çapında terörist tehditlerin artmasının ardından 1970'lerde kuruldu (ABD ordusu)

Ahmed Abdulhekim

ABD’nin Venezuela'da askeri operasyon başlatmasıyla birlikte, Başkan Donald Trump dün yaptığı açıklamada, ülkesinin ‘Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşini tutuklayarak Venezuela'dan sınır dışı ettiğini’ duyurdu. ABD basınında yer alan haberlerde koşulları hala belirsiz olan tutuklamayı gerçekleştiren ve ABD özel askeri grubu Delta Gücü’nün (Delta Force) adı bir kez daha ortaya çıktı.

Karakas, Venezuela Devlet Başkan Yardımcısı Delcy Rodríguez aracılığıyla, hükümetin Devlet Başkanı Maduro ve eşi Cilia Flores'in nerede olduklarını bilmediğini doğruladı. Rodríguez, devlet televizyonunda yayınlanan bir ses kaydında “Başkan Maduro ve First Lady Cilia Flores'in hayatta olduklarına dair acil kanıt talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Peki, 1977 yılında kurulan, ABD ordusunun seçkin üyelerinden oluşan ve özel kuvvetler arasında ‘yüksek riskli’ görevleri yerine getirme konusunda uzmanlaşmış, terörle mücadele ve rehine kurtarma operasyonlarına uzun yıllardır katılan Delta Gücü hakkında ne biliyoruz? Bu birim, son on yıllarda çok ses getiren cinayetlerde ve tutuklamalarda rol aldı.

Delta Gücü ve tehlikeli görevler

1977 yılının kasım ayında, dünya genelinde artan terör tehdidine yanıt olarak ABD ordusu bünyesinde Delta Gücü kuruldu. Çünkü dönemin ABD’li liderleri, orduda ‘küçük ve uyarlanabilir’ bir hassas saldırı gücü ihtiyacı olduğunu düşündüler. Bu birim, hava indirme ve çatışma operasyonlarına dayanan doğrudan eylem ve terörle mücadele görevleri için çok çeşitli özel becerilere sahipti ve üyeleri son derece yetkin kişilerdi.

Şarku’l Avsat’ın ABD merkezli raporlardan aktardığına göre kod adı “The Unit” olan Delta Gücü’nün kurulması fikri 1970'lerde sona eren Vietnam Savaşı'ndaki deneyimin ardından, ABD'nin terörle mücadele birimini geliştirmek için askeri değişim programı kapsamında İngiliz Özel Hava Servisi (SAS) ile çalıştıktan sonra, bu birimin deneyimlerinden yararlanmak isteyen ABD ordusu Özel Kuvvetleri subayı Charlie Beckwith'in talebiyle ortaya çıktı.

csdfrgthy
Delta Gücü üyesi Amerikan askerleri (ABD ordusu)

ABD Savunma Bakanlığı'nın (Pentagon) resmi internet sitesine göre, Delta Gücü ‘gizlilik örtüsü’ altında faaliyet gösteriyor. Örgütsel olarak ABD ordusu Özel Harekat Komutanlığı'na (USAOC) bağlı olan Delta Gücü, Ortak Özel Harekat Komutanlığı (JSOC) tarafından kontrol ediliyor. Ana görevi, ‘terörist hücreleri’ çökertmek, stratejik keşif yapmak ve savaş operasyonlarına hazırlanmak, ayrıca Merkezi İstihbarat Teşkilatı ile rehine kurtarma operasyonlarına ve gizli görevlere katılmak olarak tanımlanıyor ve karargahı Kuzey Carolina'daki Fort Bragg'da bulunuyor.

ABD’nin seçkin askerleri, Delta Gücü’ne kayıt olduklarında, koruma prosedürleri, casusluk teknikleri, nişancılık, patlayıcı üretim, rehine kurtarma simülasyonları ve binalarda ve kaçırılan uçaklarda teröristlerle çatışma konularında özel eğitim alırlar. Ayrıca Delta Gücü üyelerine alçak irtifa paraşütle atlama ve dalış ekipmanlarıyla derin deniz dalışı gibi serbest senaryolar konusunda da eğitim verilir.

Pentagon, Delta Gücü’nün yapısının ABD Özel Harekat Birimi, Ortak Özel Harekat Birimi ve ABD Kara Kuvvetleri Özel Harekat Birimi olmak üzere üç ana birimden oluştuğunu açıklarken, ABD merkezli raporlara göre ABD Ordusu'ndaki bu birimin üyelerinin çoğu, 75. Ranger Alayı, SEALs ve Deniz Piyadeleri başta olmak üzere diğer Amerikan özel kuvvetler gruplarından geliyor. Çünkü bu güce katılım şartları, başvuru sahiplerinin erkek olması gerektiğini şart koşuyor. Üyeleri özel bir komite tarafından kabul edildikten sonra, tehlikeli senaryolarla başa çıkma becerisini geliştirmeye odaklanan altı aylık fiziksel, savaş ve lojistik eğitimden geçiyorlar. Üyeler ayrıca bir yabancı dil bilmek zorundalar.

xcdfvgh
ABD’nin Venezuela'ya düzenlediği hava saldırılarından sonra geride kalan yıkımdan bir kare (AFP)

Delta Gücü ve Navy SEALs, son birkaç on yılda, ABD ordusu içinde en önde gelen iki özel kuvvet birimi haline gelirken üyelerinin ileri düzeydeki yetkinlikleri ve görev yürütme kabiliyetleri nedeniyle en karmaşık ve tehlikeli askeri görevlerin emanet edildiği iki birim oldu. Sean Naylor'un Delta Gücü hakkındaki kitabına göre birim yaklaşık bin askerden oluşuyor.

Delta Gücü’nün başlıca operasyonları

Delta Gücü, 1977 yılındaki kuruluşundan bu yana, dünyanın dört bir yanında bazı gizli ve özel operasyonlar gerçekleştirdi. Bunların başında, 1989 yılında Panama Devlet Başkanı Manuel Noriega'nın tutuklanması, eski Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'i tutuklamak için yürütülen Kızıl Şafak Operasyonu ve ondan önce, 2003 yılında Saddam Hüseyin’in oğulları Kusay ve Uday'ın öldürülmesi geliyor. Ayrıca 2019 yılında DEAŞ lideri Ebu Bekir el-Bağdadi'nin ortadan kaldırılması da bu operasyonlar arasında yer alıyor. Ancak Delta Gücü’nün tarihinde birkaç başarısız operasyon da bulunuyor. Bunların başında, 1980 yılında ABD’nin Tahran'daki Büyükelçiliğinden rehinelerin kurtarılması operasyonu geliyor. Jimmy Carter'ın başkanlığı döneminde gerçekleştirilen ve kod adı ‘Eagle Claw’ (Kartal Pençesi) olan bu operasyon başarısızlıkla sonuçlandı.

Delta Gücü’nün kuruluşundan bu yana tarihine bakıldığında, İran'daki rehineleri kurtarmadaki başarısızlığının ardından bazı başarılı operasyonlar gerçekleştirdiği görülüyor. Bunlardan biri ABD’nin 1983 yılında Grenada'ya gerçekleştirdiği askeri işgaliydi. Delta Gücü ayrıca, 1989 yılında ABD'nin Panama'yı işgalinde ve Panama Devlet Başkanı Manuel Noriega'nın tutuklanmasında rol aldı. 1993 yılında ise Kolombiya güçlerine Kolombiyalı uyuşturucu baronu Pablo Escobar'ın tutuklanmasına yardım etti.

dfvgt
ABD ordusunun seçkin üyelerinden oluşan Delta Gücü, özel kuvvetler arasında ‘yüksek riskli’ görevleri yerine getirme konusunda uzmanlaşmıştır (ABD ordusu)

Delta Gücü, Ortadoğu'da da bazı askeri operasyonlara katıldı veya gerçekleştirdi. Bunların başında, 1982 yılında Güney Sudan'da, Güney Sudan Kurtuluş Cephesi'nin (SPLA) silahlı unsurları tarafından alıkoyulan ve aralarında Amerikalıların da olduğu beş rehinenin kurtarılmasıydı.

Delta Gücü, 1991 yılında Irak ordusunu Kuveyt'ten çıkarmak için ‘Çöl Fırtınası’ operasyonuna katıldı ve bu operasyonda başarılı oldu.

Ancak Somali'deki bir sonraki operasyonu başarısızlıkla sonuçlandı. Bu, 1993 yılında ABD ordusunun Somali Ulusal Ordusu'nun lideri General Muhammed Ferah Aidid'i tutuklamaya çalıştığı, ancak başarısız olduğu ünlü operasyondu.

ABD merkezli Military.com internet sitesine göre bu operasyon sırasında Delta Gücü’nün çabaları, 18 üyesinin öldürülmesi ve 73 üyesinin yaralanmasıyla büyük bir başarısızlıkla sonuçlandı. Somali'deki silahlı gruplar, Delta Gücü’nün en önemli başarısızlığı olarak kabul edilen bir üyesini ele geçirmeyi de başardı.

ABD’nin, 11 Eylül 2001 olaylarının ardından, aynı yıl Afganistan'ı ve 2003 yılında Irak'ı işgal ederek terörle mücadeleyi başlatmasının ardından Delta Gücü, ABD ordusunun bir parçası olarak bu savaşa katıldı.

En dikkat çekici operasyonu, eski Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'i, oğulları Kusay ve Uday'ın öldürülmesinden birkaç hafta sonra yakaladığı ‘Kızıl Şafak’ operasyonuydu.

Delta Gücü, 2005 eylülünde 311 gün süren esaretin ardından Irak'ta tutulan ABD’li müteahhit Roy Helmets'i kurtarmayı başardı.

Delta Gücü, 2011 yılında birçok Arap ülkesinde yaşanan Arap Baharı olaylarının ardından 2012 yılında Libya’nın Bingazi şehrindeki saldırısı sırasında ABD Büyükelçiliği’nin tahliyesine müdahale etti ve bu saldırı, dönemin ABD Libya Büyükelçisi Christopher Stevens'ın ölümüne yol açtı.

Ardından, 2013 ekiminde ABD’li yetkililer, Libya'daki El Kaide liderlerinden biri olarak gördüğü Ebu Enes el-Libi'yi tutuklamayı başardı.

2016 yılında Meksikalı uyuşturucu baronu El Chapo'nun tutuklanmasına katkıda bulunan Delta Gücü, 2019 yılında Suriye'de DEAŞ lideri Ebu Bekir el-Bağdadi'yi öldüren ABD güçleri arasında yer alırken 2020 yılında Irak'ta İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) yurtdışı kolu Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani'yi öldürdü.

ABD merkezli bazı raporlarda, İsrail'in Gazze Şeridi'nde yürüttüğü savaş sırasında, Washington'ın Delta Gücü’nü İsrail'e göndererek Hamas'ın 7 Ekim 2023’te kaçırdığı ‘rehineleri’, özellikle de ABD vatandaşlarını kurtarmaya yardım ettiği belirtildi.


SDG heyeti askeri entegrasyonu görüşmek üzere Şam’da

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, 10 Mart’ta Şam’da SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyon anlaşmasını, SDG Genel lideri Mazlum Abdi ile imzalarken (EPA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, 10 Mart’ta Şam’da SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyon anlaşmasını, SDG Genel lideri Mazlum Abdi ile imzalarken (EPA)
TT

SDG heyeti askeri entegrasyonu görüşmek üzere Şam’da

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, 10 Mart’ta Şam’da SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyon anlaşmasını, SDG Genel lideri Mazlum Abdi ile imzalarken (EPA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, 10 Mart’ta Şam’da SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyon anlaşmasını, SDG Genel lideri Mazlum Abdi ile imzalarken (EPA)

Ana omurgasını YPG’nin oluşturduğu Kürtlerin öncülüğündeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG), bugün (pazar) yaptığı açıklamada, üst düzey bir heyetin Şam’da merkezi hükümet yetkilileriyle “askerî entegrasyon sürecini” görüştüğünü bildirdi.

SDG’nin açıklamasına göre heyette, SDG lideri Mazlum Abdi ile Genel Komutanlık üyeleri Suzdar Derik ve Sipan Hemo bulunuyor. Kuzeydoğu Suriye’de geniş bir alanı kontrol eden SDG, görüşmelerin askerî alandaki entegrasyonun çerçevesine odaklandığını kaydetti.

SDG, 10 Mart’ta Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara ile imzalanan anlaşma kapsamında, kendisine bağlı tüm sivil ve askerî kurumların 2025 yılı sonuna kadar Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesini kabul etmişti.

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi, 10 Mart tarihli anlaşmaya tam uyulması ve eksiksiz uygulanması gerektiğini vurgularken, anlaşma maddelerinin sahada hayata geçirilmesi için diyalog ve müzakerelerin sürdürülmesi çağrısında bulundu.

SDG ile Suriye hükümeti arasındaki temaslar, Halep’te iki taraf arasında günler önce patlak veren ve onlarca kişinin ölümü ve yaralanmasıyla sonuçlanan kanlı çatışmaların ardından gerçekleşti.

Suriye hükümeti, SDG’yi Halep’te hükümete bağlı iç güvenlik güçlerinin noktalarına saldırmakla suçlarken; SDG ise Savunma Bakanlığı’na bağlı silahlı grupların kendi güçlerine saldırdığını ileri sürdü.