Kissinger: Ortadoğu’daki değişimlerin oyun kurucusu

Henry Kissinger, Başkan Nixon’ın Güvenlik İşleri Özel Danışmanı, yanında ABD Temsilcisi William J. Porter ve Güney Vietnamlı baş müzakereci Pham Dang Lam, 26 Kasım 1972’de Orly Havalimanında (AFP)
Henry Kissinger, Başkan Nixon’ın Güvenlik İşleri Özel Danışmanı, yanında ABD Temsilcisi William J. Porter ve Güney Vietnamlı baş müzakereci Pham Dang Lam, 26 Kasım 1972’de Orly Havalimanında (AFP)
TT

Kissinger: Ortadoğu’daki değişimlerin oyun kurucusu

Henry Kissinger, Başkan Nixon’ın Güvenlik İşleri Özel Danışmanı, yanında ABD Temsilcisi William J. Porter ve Güney Vietnamlı baş müzakereci Pham Dang Lam, 26 Kasım 1972’de Orly Havalimanında (AFP)
Henry Kissinger, Başkan Nixon’ın Güvenlik İşleri Özel Danışmanı, yanında ABD Temsilcisi William J. Porter ve Güney Vietnamlı baş müzakereci Pham Dang Lam, 26 Kasım 1972’de Orly Havalimanında (AFP)

Londra merkezli Al-Majalla dergisi, eski yazı işleri müdürü Abdurrahman er-Raşid’in eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ile 1992’de New York’ta yaptığı özel röportajı Kissinger’ın 100. doğum günü vesilesiyle yeniden yayınladı. İşte 31 yıl önce yayınlanan röportaj:

Belki de sohbete sondan başlamak daha uygun. Dr. Kissinger, röportajın sonlanmasının ardından “Orada neden hep beni suçluyorlar? Yani Arap dünyasında, birçok konuda?” diye sordu. Sebebin, yetmişlerdeki olayların ve Sedat ile ilişkisi hakkında söylenenlerin bir sonucu olabileceğini söyledim. Şu yanıtı verdi; “Ama Sedat’ın 1973’te savaşını başlatmasını hiç beklemiyordum. Benim için büyük bir sürpriz oldu. Davaya nasıl taraf olabilirim?”

Kissinger’ın Arap bölgesi ile hem nefret hem de saygı dolu ilişkisi, başlangıçta Yahudiliğinden dolayı ondan şüphelenmeye dayanmakta ve birçok sonucu komplo teorisine göre açıklamaktadır. Ancak bununla birlikte birçok Arap politikacı, onun çok zor koşullarda siyasi mucizeler gerçekleştirme konusundaki inanılmaz yeteneğini kabul ediyor. Kendisi “Her krizin rahminde, normal zamanlarda bulunmayabilecek bir çözüm fırsatı vardır” şeklindeki ünlü önermenin sahibi ve büyük sorunları çözmek için ‘adım adım’ diplomasisinin mucidi.

İşin garip tarafı bu emektar diplomat, hükümet başkanlarıyla arasındaki mesafeye rağmen dinamizmini kaybetmemiş. Onunla New York’ta Park Avenue caddesindeki bir gökdelenin 26. katındaki ofisinde görüştüm. Venezuela’daki tehlikeli olaylarla ilgili bir raporla uğraşıyordu. Saniyeler içinde ofisinde git gel yapan endişeli bir ayı gibiydi. Venezuela’ya acil bir gezi ayarlamaya çalışıyordu. “Affedersiniz, durum ciddileşebilir, lütfen bekleyecek kadar sabırlı olun” dedi ve ofisinde dönmeye devam etti. Kişisel ofisinin içine, dünya liderleriyle çekilmiş düzinelerce kişisel fotoğrafı yayıldı, Enver Sedat ile tek başına çekildiği özel bir fotoğraf da dahil. Kral Hüseyin, eski Başkan Richard Nixon ve diğer eski ABD başkanlarıyla başka fotoğraflar da vardı. Hatta ‘Nasihatınız için teşekkürler’ başlığı altında, şu anki ABD Başkan Yardımcısı Dan Quayle’in bir profil fotoğrafı da var. Kissinger’ın Quayle ile pek fazla övündüğünü sanmıyorum.

Kissinger, Harvard Üniversitesi’nde hukuk profesörü, uluslararası ilişkiler profesörü ve siyaset bilimi teorisyeni.

Kissinger, Vietnam’da ateşkesi sağladı ve bu sayede Güneydoğu Asya’nın geri kalanındaki komünist dalgayı durdurdu. Ayrıca Çin’e açılım yaparak ve oradaki Komünist Parti ile alışılmadık bir ilişki kurarak herkesi şaşırttı. Leonid Brejnev yönetimindeki Sovyetler Birliği ile silah kontrolü anlaşmalarının temellerini atan oydu. Sovyetlerin oradan kovulmasıyla sona eren, Sedat’ın Mısır’ıyla ilişkinin yanı sıra Arap ve İsrail tarafları arasındaki ateşkes anlaşmalarında birinci role sahiptir.

Kissinger’a, Stephen E. Ambrose’un ‘Nixon: Ruin and Recovery 1973-1990’ üzerine yayınlanan üçüncü kitabında bahsettikleri ve kendisi için bahsedilenler hakkında bir soru sordum. Memnuniyetsizliğini dile getirdi ve kaynaklarını ikincil olarak nitelendirdi. “Benim için yazdıkları hakkında fikrimi sormak için beni aramadığını hayal edin?” ‘Ama eski devlet bakanları neden tekrar işlerinin başına dönmüyor?’ sorusuna ise, “Bir bakanın göreve iade edildiği ender durumlar vardır. Bu, ABD usulüdür” dedi.

Kissinger ile yapılan röportaj

-İlk Arap-İsrail görüşmeleri 1973’te başladı. Şimdi, 19 yıl sonra, bu tehlikeli çatışmaya nihai bir çözümün mümkün olduğunu düşünüyor musunuz?

Bir çözüme ulaşmak, arzu edilen bir şey. Her zaman ‘adım adım’ politikasının en iyi yöntem olduğunu hissettim. Hala tüm sorunları tek bir müzakerede çözmenin uygulanmasının zor olduğunu düşünüyorum. Elinden geleni yapmalı, çok sayıda konuya saplanıp kalmamalı.

-Ancak 1973 savaşının ardından ortaya koyduğunuz ‘ayrılma’ görüşmelerinden sonra böyle bir barışı sağlamak için tarihi bir fırsatı kaçırdığınızı düşünmüyor musunuz? İsrail, ABD yardımı olmadan askeri yenilgi olasılığının farkında. Arap tarafı, geri çekilmek için müzakere ilkesini kabul etti. Neden önceliklerinizi Mısır’la diplomatik ilişkileri yeniden tesis etmek ve İsrail’i askeri olarak desteklemekle sınırladınız?

Öncelikle, bu tamamen yanlış. Çünkü İsrail yenilgiyle değil, kuşatılmış Mısır ordusuyla karşı karşıyaydı. Biz ateşkesi başlattığımızda İsrailliler askeri olarak güçleniyordu. İkinci olarak ayrılma, iki cephede gerçekleşti: Birincisi, Mısırlıların topraklarının önemli bir bölümünü geri aldıkları Sina Yarımadası’ndaydı. İkincisi Suriye ile oldu ve bugün hala sabit. Bu görüşmeler, Mısır ile İsrail arasında müteakip barış görüşmelerinin temelini oluşturdu.

-Özellikle de böyle bir çözüm, Irak’ın Kuveyt’i işgali sonrasında Irak kuvvetlerinin tarafsızlaştırılmasının ardından Filistin sorununun çözümü, Ortadoğu’daki ana sorunların sonu anlamına mı gelecek?

Filistin sorununun çözülmesinin bölgedeki diğer sorunların çözümüne yönelik büyük bir adım olacağına inanıyorum.

-Bağdat’taki alternatif yönetime ilişkin geleceğin belirsizliği göz önüne alındığında, Körfez bölgesinin yeni haritasını nasıl tasavvur ediyorsunuz?

Tarihsel olarak Irak, özellikle Körfez’deki İran hegemonyası karşısında güç dengesinde önemli bir unsurdur. Dolayısıyla Irak’ın gücünün zayıflamasının İran’ın lehine olması doğal. Körfez’deki durumun gerçeği bu. Çünkü ABD hükümeti açısından, geçmişte dost Körfez ülkelerinin hükümetlerini desteklemiştir ve gelecekte de destekleyecektir. Hiç şüphesiz Körfez Savaşı oradaki güç dengesini bozmuştur.

-Bu, Körfez bölgesinde İran hegemonyasına tanık olduğumuz anlamına mı geliyor?

Tam şu anda İran, Irak karşısında güçlendi. Tıpkı iki yıl önce Irak’ın İran karşısında daha fazla güç kazanması gibi. Bu değişken bir durum, ancak Saddam Hüseyin yönetimde olduğu sürece Irak’ın gücü sürekli olarak zayıflıyor.

-Peki ya Kürtlerin durumu, özellikle de 1970’lerde bu durumun düzenlenmesinde sizin de rolünüz varken? Hem Irak’ta hem de İran’da değişen durum çerçevesinde Kürtlerin kendi devletlerini kurma fırsatı olduğunu düşünüyor musunuz?

Öncelikle, her şeyden önce, 1970’lerde Kürtlerin durumunun düzenlenmesinde benim rolüm olduğunu söylediğinizde, bunun doğru olmadığını söyleyeceğim. 1975’te İran’ın Kürtlere yardım etme çabasını desteklememiz istendi ve o yıl Kongre yardım sağlamayı reddetti. Mali yardımlar, tahmini Kongre’nin onaylamasını beklemediğimiz yaklaşık 300 milyon dolardı. Bağımsız Kürdistan devletinin kurulması ise sadece Irak’ı ilgilendirmiyor, İran’ın yanı sıra Suriye ve Türkiye’yi de etkiliyor. Ancak ben şahsen Kürtlerin insan haklarının sağlanması gerektiğine inanıyorum.

-Özellikle müzakere masasından çekilmesi ve Filistinlilerin örgüt dışından kişilerce temsil edilmesinin ardından Filistin Kurtuluş Örgütü’nün geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Ben örgütün içişleri konusunda uzman değilim. Ancak Yaser Arafat, geçmişte olağan dışı durumlardan bizzat sağ çıkmayı başardı ve bu krizi tekrar atlatmasını bekliyorum.

-Türkiye ve İran, bir zamanlar güney Sovyet kuşağının bir parçası olan bazı İslam topraklarını miras almak için yarışıyor. Uluslararası koşullar, Türkiye ve İran gibi iki bölgesel gücün coğrafi olarak genişlemesine veya en azından o bölge üzerindeki etkilerinin artmasına izin verecek mi?

Orta Asya’yı üçgen bir çekişme noktası olarak görüyorum. Tarihsel olarak, köktenci nedenlerle Rusya ve İran, etnik nedenlerle Türkiye vardır. Kazakistan bölgesinde Pakistan ve bir dereceye kadar Çin gibi başka oyuncular da var. ABD’nin rolü, coğrafi uzaklık nedeniyle asgari düzeyde olacaktır. Ama İran ve Türkiye’nin etkisinin artacağını ve uluslararası iklimin bunu kabul edeceğini düşünüyorum. Ancak iki devlet veya biri, etkili bir şekilde toprakları ilhak ve kontrol etmeye çalışırsa Rusya, güçlükler ve tehlikeli bir durum yaratacak bir meseleyle karşı karşıya kalacak.

-Bölgedeki bazı ülkelerde İslami köktendinci hareketlerin iktidarı ele geçirmesi karşısında Batı’nın tutumu nasıl olacak?

Ne gibi?

-Neredeyse Cezayir’de olanlar gibi.

Batı, bu tür hükümetlerle uğraşmamayı tercih ediyor. Ama sonunda onlarla uğraşmayı bir gerçeklik olarak kabul ediyor.

-Bölge, Libya ile ABD arasında başka bir askeri çatışma yaşayacak mı?

Askeri çatışmadan ne kastettiğinize bağlı. Libya hükümetinin terör operasyonlarına karıştığının kanıtlanması durumunda ABD hükümetinin bu konuda tavır alması doğal. ABD’nin bedel ödemeden Libya ile askeri bir çatışma başlatacağını düşünmüyorum.

-Ancak ekonomik abluka yoluyla ABD hükümeti, istediğini elde etmeyi başaramazsa bundan sonra ne olacak?

Bu, zor bir soru. Bir ülkenin 290 vatandaşınızın katledilmesinden sorumlu olduğunu bildiğiniz halde, özellikle de olaydan sorumlu olan iki kişinin cezalandırılmadığını da bildiğiniz halde bu durumu kabullenmek çok zor.

-Ancak ABD, geçmişte Latin Amerika’da veya Ortadoğu’da hükümetler veya kuruluşlar tarafından kendisine karşı gerçekleştirilen terör operasyonlarına daha önce müsamaha göstermişti. Lockerbie davası, önceki terör operasyonlarına kıyasla neden hayati ve önemli hale geldi?

ABD hükümetinin geçmişte bu kadar çok kurbanı olan bir operasyonla karşılaştığını hatırlamıyorum. Operasyonu kimin ve nasıl yaptığına dair bilgisi de vardı. Ayrıca 1983 veya 1984’te Beyrut’taki ‘Deniz Piyadeleri’ üssünün bombalanması ve yaklaşık 250 kişinin hayatını kaybetmesinden bu yana, ABD’ye yönelik bu tür operasyonların arkasında bulunanların cezalandırılması yönünde bir kararlılık söz konusudur.

-Panama’nın güçlü hükümdarı Noriega’nın tutuklanması ve yargılanması, Kuveyt’i işgalinden sonra Saddam Hüseyin’in cezalandırılması, Kaddafi’ye karşı askeri harekât tehdidi, bunlar yeni dünya düzeni zincirinin halkaları mı? O halde yarının küçük devletlerini bugün dünyada kalan tek süper gücün kötüye kullanılma olasılıklarından kim koruyacak?

Bence her vakayı ayrı ayrı ele almak gerekiyor. Saddam Hüseyin, küçük bir ülkeye karşı saldırganlığa dahil oldu. ABD’nin tepkisi, on yıl içinde birçok savaş başlatan ve uluslararası dengeleri tehdit eden bir kişiye karşıydı. Başkan George Bush, son dönemde Saddam’la olan dostane ilişkisi nedeniyle eleştirildi. Libya’ya gelince, ABD’ye yönelik terör operasyonlarını desteklediğini ve hoş görülemeyecek siyasi pozisyonlar aldığını bir kez daha belirtmek isterim. Noriega hakkında ise, mahkeme karar verene kadar davası hakkında yorum yapmamayı tercih ediyorum. Bu bizim tarafımızdan küçük ülkelere hükmetme girişimi değildir.

-Peki ‘ABD’nin tek büyük ulus olarak kalması gerektiğini beyan eden’ Pentagon Belgesi’ni nasıl yorumluyorsunuz? Bunu, Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra yeni bir ABD rolünün gerçek bir beyanı olarak görüyor musunuz?

Asla. Ama bence ‘Pentagon Belgesi’, çok sayıda ve ciddi şekilde talep edilen hedefleri duyurdu. Örneğin, nükleer silahların yayılmasının önlenmesini ele alalım. Her halükârda, ABD’nin sırf atom programı olduğundan şüpheleniyoruz diye her ülkeye gidip saldırma hakkının olduğuna inanmıyorum. Atom silahlarının yayılmasını azaltmak için siyasi baskı da dahil olmak üzere diplomasinin kullanılmasını tercih ederim. Böyle bir sorunu çözmek için güç kullanılmasına karşıyım.

-Ancak ‘Pentagon Belgesi’, Dışişleri Bakanı James Baker’ın güvencelerine rağmen birçok Avrupalıyı korkuttu. Bu, örneğin Avrupa’daki dünün müttefiklerinin yarının düşmanları olabileceği anlamına mı geliyor?

Hayır. ABD’nin Avrupalı ​​müttefikleri bu nedenle düşman olamazlar. Evet, politikasını eleştirecekler, bu mümkün ve belirli konularda. ABD’deki politikamız, tüm ayrıntılar üzerinde anlaşma ihtiyacına değil, açık temel hedeflere dayanmaktadır. Atlantik ilişkilerinde kapsamlı bir anlayışı sürdürmek için isteklilik var. Ancak yine de bazı konularda anlaşmazlıklar olacaktır.

-Eski Başkan Nixon, ekonomik nedenlerle Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin’in düşmesine izin verme riskini almama konusunda uyardı. Chiang Kai-shek döneminde Komünistlerin lehine düştüğünde, Çin’in durumunun tekrarlanma olasılığına gerçekten tanık olur muyuz?

Hayır. ABD, Çin’i kaybetmedi. O zamanlarda ABD’nin büyük bir askeri savaş başlatmak dışında Komünistlerin iktidarı almasını engellemek için yapabileceği hiçbir şey yoktu. Bu bile başarılı olamazdı. Yeltsin’e gelince, ona sınırlı bir şekilde yardımcı olabiliriz. Ancak başarısına veya başarısızlığına büyük ölçüde karar veremeyeceğiz. Belirleyici siyasi kararları bizzat kendisi almalıdır.

Henry Kissinger (solda), 12 Kasım 1972’de Vietnam Savaşı’nı sona erdirmek için yapılan müzakereler sırasında (AFP)
Henry Kissinger (solda), 12 Kasım 1972’de Vietnam Savaşı’nı sona erdirmek için yapılan müzakereler sırasında (AFP)

-ABD’nin atom silahlarının yayılması konusundaki endişesinden bahsettim. Hindistan otuz yıl önce atom testlerini yapabildiğinden beri, atom silahlarını üretebilecek başka üçüncü dünya ülkeleri olduğu biliniyor. Mevcut uluslararası anlaşmaların artık atom silahı arayan bu tür ülkelerin emellerini yerine getirmediğini düşünüyor musunuz?

Yaklaşık iki yıl içinde Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması, atom enerjisinin veya atom malzemelerinin askeri amaçlara dönüştürülmesi olasılığını sınırlamak için uluslararası bir anlaşmaya varma çabalarının konusu haline gelecek. Ancak teknolojinin ilerlemesiyle birlikte, atom silahlarının üretiminin her yerde mümkün olduğunu hissediyorum.

-Sovyetler Birliği’nde solun düşüşüne tanık olduğumuz aynı yıl ABD’de sağın kaybedeceğini tasavvur edebiliyor musunuz?

Amerikan sağı ve solu, Rusya’daki sol ve sağla kıyaslanamaz. ABD’deki Cumhuriyetçi Parti, ülkeyi 24 yılın 20 yılında yönetti. Dolayısıyla bu durumda parti değişikliği için seçim yapılması olası bir ihtimal haline geliyor. Ancak kişisel önsezim, özellikle ekonomik durum düzeldiğinde Bush’un yeniden seçileceği yönünde. Demokratların 1992’de 1972’de olduğundan çok daha fazla sağda olduğunu unutmamalısınız. Bu nedenle Demokrat Parti’yi solcu olarak nitelendirmek zordur.

-Cumhuriyetçi aday Buchanan’ın yaptığı ve yurt içinde memnuniyetle karşılanan bir çağrı olan dış yardımı azaltma çağrısının tırmanmasıyla ABD’nin yurtdışındaki konumu ne olacak? Özellikle etkiniz kısmen böyle bir yardıma bağlı olduğundan, bunun ABD’in konumunu zayıflatabileceğini düşünüyor musunuz?

Amerikan sağında ve solunda büyüyen bir izolasyon arzusu var. ABD’nin dünyadaki konumu, marjinal olarak dış yardıma bağlıdır. Yardım programı gerçekten çelişkili. Amerikalıların izolasyon arzusuna gelince, bu her iki tarafta da (Demokrat ve Cumhuriyetçi) var olan ve büyüyen bir olgudur.

ku

-Bush yönetiminin İsrail’e kredi garantisi vermeyi reddetmesini nasıl açıklarsınız? Bu adım iki taraf arasındaki siyasi ilişkide yeni bir yaklaşımı mı temsil ediyor?

Bush yönetimi, Arap ve İsrail tarafları arasındaki güvenilirliğini teyit etmeye çalışıyor.

-Örneğin Amerikan baskısı, İsrail seçimlerini ve Likud’un dışlanmasını etkileyecek mi?

İsrail’de her zaman bir koalisyon hükümeti olduğunu görürsünüz ve bu nedenle büyük bir değişiklik göremezsiniz. Yaklaşan seçimlerin sonucunun İşçi Partisi ve Likud’dan oluşan bir koalisyon hükümeti getirmesini ve başbakanın seçimlerde iki partiden en büyük payı alacak tarafa bağlı olmasını bekliyorum. Ayrıca İsrail’in pozisyonunda kademeli bir değişiklik bekliyorum.

-Bu durum, Ortadoğu’daki müzakereleri nasıl etkileyecek?

Tahminimce en az iki yıl içinde Filistin konusunda anlaşmaya varılır.

-Ürdün ve Suriye’nin müzakere pozisyonları ne olacak?

Kral Hüseyin ile dostluğuma her zaman değer verdim ve Başkan Hafız Esed’e çok saygı duyuyorum. Bir anlaşmaya varılmasını umuyorum. Burada 1974’te Suriye ile varılan bir anlaşma olduğunu ve bunun hala geçerli olduğunu birçok kişinin unuttuğunu söylemek isterim. Bu anlaşmaya bugüne kadar riayet edildiği konusunda herkes hemfikirdir.

  



"Türkiye, Suudi Arabistan ve İsrail, Trump’a İran saldırısını erteletti"

İran'da ekonomik krize karşı başlayan gösteriler, öğrencilerin de katılımıyla hızla rejim karşıtı bir protestoya dönüştü (AP)
İran'da ekonomik krize karşı başlayan gösteriler, öğrencilerin de katılımıyla hızla rejim karşıtı bir protestoya dönüştü (AP)
TT

"Türkiye, Suudi Arabistan ve İsrail, Trump’a İran saldırısını erteletti"

İran'da ekonomik krize karşı başlayan gösteriler, öğrencilerin de katılımıyla hızla rejim karşıtı bir protestoya dönüştü (AP)
İran'da ekonomik krize karşı başlayan gösteriler, öğrencilerin de katılımıyla hızla rejim karşıtı bir protestoya dönüştü (AP)

Türkiye, İsrail ve Körfez ülkelerinin devreye girmesiyle ABD'nin İran'a olası saldırıyı askıya aldığı aktarılıyor.

Guardian'ın diplomasi editörü Patrick Wintour, Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve Umman'ın "son dakikada lobicilik yaparak" ABD Başkanı Donald Trump'ı İran'a saldırıdan vazgeçirdiğini yazıyor.

Riyad yönetiminin, İran'a yönelik herhangi bir saldırı için ABD'ye hava sahasını kullanma izni vermediği vurgulanıyor.

ABD'yle görüşmeleri sürdüren Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Farhan'ın Türkiye, İran ve Umman'daki meslektaşlarıyla perşembe günü telefonda görüştüğü belirtiliyor.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın dünkü açıklamasında İran'a askeri müdahaleye karşı çıktığı da hatırlatılıyor.

Fidan, "İran'ın uluslararası belli başlı aktörlerle sorunlarını çözmesi ve bölgenin tamamına yayılacak istikrarsız senaryolardan kaçınması, Türkiye'nin de menfaatine" demişti.

Analize göre, İran'a askeri müdahalenin Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğini olumsuz etkileme ihtimali Körfez ülkelerinde endişe yaratıyor.

Adının paylaşılmaması kaydıyla Reuters'a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili Tahran yönetiminin bölgedeki ülkelerle iletişime geçerek Washington'ı saldırı planlarından caydırmalarını istediğini savunmuştu. Tahran yönetiminin "Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nden Türkiye'ye kadar bölgedeki ülkelere, topraklarındaki ABD üslerini vurabileceği" uyarısı yaptığını söylemişti.

New York Times'ın (NYT) aktardığına göre, İran'a saldırı düzenlememesi için Trump'la iletişime geçen ülkeler arasında İsrail de yer alıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla konuşan ABD'li yetkililer, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Trump'la çarşamba günü konuşarak İran'a saldırı planlarını ertelemesini istediğini söylüyor.

Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, dünkü açıklamasında iki liderin telefonda görüştüğünü doğrularken konuşmaya dair detay paylaşmadı.

Leavitt, 800 protestocunun idamının durdurulduğunu bildirdi ancak İran bu kişilerin asılacağına dair herhangi bir açıklama yapmamıştı.

NYT'nin aktardığına göre İsrailli yetkililer protestoların bastırıldığını ve önemli ölçüde azaldığını düşünüyor. İsrail'in, İran'ın güçlü bir misilleme yapmasından endişe ettiği yorumları da paylaşılıyor. 

İsrailli medya kuruluşu Kanal 12 ise Tel Aviv yönetimindeki üst düzey yetkililerin İran'a yönelik yaklaşımda anlaşmazlık yaşadığını bildiriyor.

Wall Street Journal'ın aktardığına göre hem ABD'li yetkililer hem de Washington'ın Ortadoğu'daki müttefikleri, İran'a düzenlenecek bir operasyonun yönetimi devirmeyebileceği uyarısını Trump'a iletmiş.

Trump'ın danışmanları, İran yönetiminin devrilmesi için ABD'nin Ortadoğu'da daha fazla askeri güce ihtiyacı olduğunu belirtiyor. Ayrıca İran'a muhtemel saldırı durumunda gelebilecek misillemelere karşı bölgedeki ABD üslerinin korunmasının da zor olabileceği aktarılıyor.

Analizde, Trump'ın Ortadoğu’ya daha fazla asker sevk etmek için zaman kazanmaya çalıştığı değerlendiriliyor. Kimliğinin gizli tutulmasını isteyen Katarlı bir yetkili, geniş çaplı bir saldırı için ABD'nin 5 ila 7 güne ihtiyacı olacağını söylüyor.

İran riyalinin döviz karşısında çakılmasıyla 28 Aralık'ta patlak veren eylemler, Tahran'ın diyalog çağrılarına rağmen dindirilemiyor.

Gösterilerde ölen ya da yaralananlara ilişkin resmi açıklama yapılmazken, ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı'na (HRANA) göre eylemlerde en az 2 bin 677 kişi hayatını kaybetti, 19 bin 97 kişi de gözaltına alındı.

Independent Türkçe, Guardian, Times of Israel, New York Times, Wall Street Journal


Trump, "2026'da seçime gerek yok" dedi

ABD Başkanı Donald Trump, Reuters'a yaptığı açıklamada, görev süresi boyunca elde ettiği başarılar nedeniyle ABD'nin 2026'da "seçim yapılmaması gerektiğini" söyledi (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Reuters'a yaptığı açıklamada, görev süresi boyunca elde ettiği başarılar nedeniyle ABD'nin 2026'da "seçim yapılmaması gerektiğini" söyledi (Reuters)
TT

Trump, "2026'da seçime gerek yok" dedi

ABD Başkanı Donald Trump, Reuters'a yaptığı açıklamada, görev süresi boyunca elde ettiği başarılar nedeniyle ABD'nin 2026'da "seçim yapılmaması gerektiğini" söyledi (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Reuters'a yaptığı açıklamada, görev süresi boyunca elde ettiği başarılar nedeniyle ABD'nin 2026'da "seçim yapılmaması gerektiğini" söyledi (Reuters)

Reuters'ın haberine göre ABD Başkanı Donald Trump, görevdeyken elde ettiği başarılar nedeniyle ABD'nin bu yılın gelecek aylarındaki ara seçimlerin yapılmaması gerektiğini söyledi.

Haber kuruluşuna verdiği 30 dakikalık röportajda görevdeyken çok şey başardığını, söyleyen Trump "Düşününce, 2026'da seçim yapmamamız gerek" dedi.

Reuters'a göre Trump, yaklaşan ara seçimlerde Cumhuriyetçi Parti'nin ABD Temsilciler Meclisi veya Senatosu'ndaki kontrolünü kaybetme ihtimalinden duyduğu endişeyi de dile getirdi.

Trump, "Bu derin, psikolojik bir şey ama başkanlığı kazanan ara seçimleri kazanamıyor" dedi.

Beyaz Saray Basın Sekreteri Karoline Leavitt, perşembe günü Trump'ın açıklamalarını soran gazetecilere, Başkan'ın "şaka yaptığını" ve "esprili bir dille konuştuğunu" söyledi

Brookings'e göre tarihsel eğilimler, başkanın partisinin genellikle ara seçimlerde Temsilciler Meclisi'nde koltuk kaybettiğini gösteriyor. The New York Times'ın derlediği anketlere göre son anketler de Kongre için yarışan Demokratların, 2026 ara seçimlerinde halihazırda mütevazı bir avantaja sahip olduğuna işaret ediyor.

Trump bu endişelere rağmen Cumhuriyetçi parlamenterlere, "elde edecekleri epik ara seçim zaferiyle rekorlar kırmayı" beklediğini önceki haftalarda söylemişti.

Senato Azınlık Lideri Chuck Schumer, Demokratların Trump'ın 2026 ara seçimlerine müdahale etmesine hazırlandığını kısa süre önce Associated Press'e söylemişti. Diğer yandan Beyaz Saray, bu tür açıklamaların "korku yaydığını" ifade etmişti.

Schumer bu hafta yaptığı açıklamada "Trump ne gerekiyorsa yapacak, onuru, güvenilirliği ve yasalara saygısı yok. Ancak biz buna hazırlıklıyız ve başaracağımıza inanıyoruz" demişti.

Schumer, Demokratların kasımda Senato'da çoğunluğu elde etme yolunun "şüphecilerin düşündüğünden çok daha geniş, üç ay öncesine ve kesinlikle bir yıl öncesine göre çok daha geniş" olmasını beklediğini de sözlerine eklemişti.

Aynı Reuters röportajında Trump, Danimarka'ya ait Grönland'ı alma girişimiyle ilgili halkın ve hatta bazı Cumhuriyetçilerin endişelerini de geçiştirdi.

Yayın kuruluşuna göre, Amerikalıların sadece yüzde 17'sinin bu bölgeyi alma girişimini desteklediğini ortaya koyan yakın zamanlı Reuters/Ipsos anketiyle ilgili soruya Trump, anketin "sahte" olduğunu söyleyerek cevap verdi.

Independent Türkçe


Venezuela muhalefet lideri Trump ile görüştü ve Nobel Barış Ödülü'nü "takdim etti"

Maria Corina Machado Beyaz Saray'a geldi (AP)
Maria Corina Machado Beyaz Saray'a geldi (AP)
TT

Venezuela muhalefet lideri Trump ile görüştü ve Nobel Barış Ödülü'nü "takdim etti"

Maria Corina Machado Beyaz Saray'a geldi (AP)
Maria Corina Machado Beyaz Saray'a geldi (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, dün Venezüella muhalefet lideri Maria Corina Machado ile ABD başkanının Güney Amerika ülkesinin siyasi geleceğini nasıl şekillendireceğini etkileyebilecek önemli toplantıda bir araya geldi.

Öğle yemeğinde gerçekleştirilen toplantı, ikili arasında ilk yüz yüze görüşme oldu.

Yerel saatle 14:40 civarında Beyaz Saray'dan ayrılan Machado, gazetecilere toplantının “harika” geçtiğini söyledi. Machado dün, Nobel Barış Ödülü madalyasını ABD başkanına takdim ettiğini duyurdu. Beyaz Saray'da Trump ile görüşmesinin ardından Kongre binası önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, “Nobel Barış Ödülü madalyasını ABD başkanına takdim ettim” dedi.

Buna yanıt olarak ABD başkanı, Truth Social platformunda şöyle yazdı: “Maria, yaptığım çalışmaların takdir edilmesi için kazandığı Nobel Barış Ödülü'nü bana takdim etti. Karşılıklı saygıyı yansıtan ne kadar harika bir jest. Teşekkürler Maria!” Ziyaret sürerken, Beyaz Saray sözcüsü Karoline Leavitt, Trump'ın Machado ile tanışmayı dört gözle beklediğini, ancak Machado'nun şu anda ülkeyi kısa vadede yönetmek için gerekli desteğe sahip olmadığı yönündeki “gerçekçi” değerlendirmesine sadık kaldığını belirtti.

Aralık ayında deniz yoluyla cesur bir kaçışla Venezuela'dan ayrılan Machado, Trump'ın desteğini almak için Venezuela hükümeti üyeleriyle rekabet ediyor ve ülkenin gelecekteki yönetiminde rol almasını sağlamaya çalışıyor.

Demokratik Geçiş

Amerika Birleşik Devletleri'nin bu ay hızlı bir operasyonla uzun süredir ülkeyi yöneten Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'yu tutuklamasının ardından, ABD ve Latin Amerika genelindeki bir dizi muhalif figür, Venezuela diasporası üyesi ve politikacı, Venezuela'nın demokratik bir geçiş sürecine başlayacağı umudunu dile getirdi.

Toplantıdan önce yapılan brifingde Leavitt, “Başkanın bu toplantıyı sabırsızlıkla beklediğini ve Venezuela halkının çoğu için gerçekten güçlü ve cesur bir ses olan Bayan Machado ile iyi ve olumlu bir görüşme olmasını umduğunu biliyorum” dedi.

Leavitt, “Bu nedenle Başkan, ülkedeki gerçekler ve orada neler olup bittiği hakkında onunla konuşmayı sabırsızlıkla bekliyor” diye ekledi.

dfrgthy
Maria Corina Machado Beyaz Saray'a geldi (AP)

Trump, Venezuela ekonomisini yeniden inşa etmeye ve ABD'nin ülkenin petrolüne erişimini sağlamaya odaklandığını söylüyor.

3 Ocak operasyonunun ertesi günü, Machado'nun ülkeye dönüp yönetmek için gerekli desteğe sahip olduğundan şüphe duyduğunu ifade ederek gazetecilere şunları söyledi: “O, ülke içinde destek ve saygı görmüyor.”

Trump, Venezuela'nın geçici Cumhurbaşkanı Delsa Rodríguez'i birkaç kez övdü ve çarşamba günü Reuters'a verdiği röportajda “onunla çalışmak çok iyi” ifadesini kullandı.

Beyaz Saray'da dün yapılan toplantıda görülülen bir diğer konu ise Trump'ın uzun süredir kazanmak istediği Nobel Barış Ödülü'nün geçen ay Machado'ya verilmesi oldu.

Machado, Maduro'yu görevden aldığı için ödülü ABD başkanına sunacağını belirtmişti, ancak Norveç Nobel Enstitüsü ödülün devredilemeyeceğini, paylaşılamayacağını veya iptal edilemeyeceğini açıkladı.

Trump ile görüşmesinden sonra Machado, ödülü başkana takdim edip etmediğini söylemeyi reddetti.

Şarku!l Avsat’ın Reuters'ten aktardığına göre çarşamba günü röportajda Machado'nun kendisine ödülü takdim etmesini isteyip istemediği sorulduğunda Trump, “Hayır, öyle demedim. O Nobel Barış Ödülü'nü kazandı” dedi.

Trump, “O çok hoş bir kadın. Sanırım sadece temel konulardan bahsedeceğiz” ifadesini kullandı.