Kissinger: Ortadoğu’daki değişimlerin oyun kurucusu

Henry Kissinger, Başkan Nixon’ın Güvenlik İşleri Özel Danışmanı, yanında ABD Temsilcisi William J. Porter ve Güney Vietnamlı baş müzakereci Pham Dang Lam, 26 Kasım 1972’de Orly Havalimanında (AFP)
Henry Kissinger, Başkan Nixon’ın Güvenlik İşleri Özel Danışmanı, yanında ABD Temsilcisi William J. Porter ve Güney Vietnamlı baş müzakereci Pham Dang Lam, 26 Kasım 1972’de Orly Havalimanında (AFP)
TT

Kissinger: Ortadoğu’daki değişimlerin oyun kurucusu

Henry Kissinger, Başkan Nixon’ın Güvenlik İşleri Özel Danışmanı, yanında ABD Temsilcisi William J. Porter ve Güney Vietnamlı baş müzakereci Pham Dang Lam, 26 Kasım 1972’de Orly Havalimanında (AFP)
Henry Kissinger, Başkan Nixon’ın Güvenlik İşleri Özel Danışmanı, yanında ABD Temsilcisi William J. Porter ve Güney Vietnamlı baş müzakereci Pham Dang Lam, 26 Kasım 1972’de Orly Havalimanında (AFP)

Londra merkezli Al-Majalla dergisi, eski yazı işleri müdürü Abdurrahman er-Raşid’in eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ile 1992’de New York’ta yaptığı özel röportajı Kissinger’ın 100. doğum günü vesilesiyle yeniden yayınladı. İşte 31 yıl önce yayınlanan röportaj:

Belki de sohbete sondan başlamak daha uygun. Dr. Kissinger, röportajın sonlanmasının ardından “Orada neden hep beni suçluyorlar? Yani Arap dünyasında, birçok konuda?” diye sordu. Sebebin, yetmişlerdeki olayların ve Sedat ile ilişkisi hakkında söylenenlerin bir sonucu olabileceğini söyledim. Şu yanıtı verdi; “Ama Sedat’ın 1973’te savaşını başlatmasını hiç beklemiyordum. Benim için büyük bir sürpriz oldu. Davaya nasıl taraf olabilirim?”

Kissinger’ın Arap bölgesi ile hem nefret hem de saygı dolu ilişkisi, başlangıçta Yahudiliğinden dolayı ondan şüphelenmeye dayanmakta ve birçok sonucu komplo teorisine göre açıklamaktadır. Ancak bununla birlikte birçok Arap politikacı, onun çok zor koşullarda siyasi mucizeler gerçekleştirme konusundaki inanılmaz yeteneğini kabul ediyor. Kendisi “Her krizin rahminde, normal zamanlarda bulunmayabilecek bir çözüm fırsatı vardır” şeklindeki ünlü önermenin sahibi ve büyük sorunları çözmek için ‘adım adım’ diplomasisinin mucidi.

İşin garip tarafı bu emektar diplomat, hükümet başkanlarıyla arasındaki mesafeye rağmen dinamizmini kaybetmemiş. Onunla New York’ta Park Avenue caddesindeki bir gökdelenin 26. katındaki ofisinde görüştüm. Venezuela’daki tehlikeli olaylarla ilgili bir raporla uğraşıyordu. Saniyeler içinde ofisinde git gel yapan endişeli bir ayı gibiydi. Venezuela’ya acil bir gezi ayarlamaya çalışıyordu. “Affedersiniz, durum ciddileşebilir, lütfen bekleyecek kadar sabırlı olun” dedi ve ofisinde dönmeye devam etti. Kişisel ofisinin içine, dünya liderleriyle çekilmiş düzinelerce kişisel fotoğrafı yayıldı, Enver Sedat ile tek başına çekildiği özel bir fotoğraf da dahil. Kral Hüseyin, eski Başkan Richard Nixon ve diğer eski ABD başkanlarıyla başka fotoğraflar da vardı. Hatta ‘Nasihatınız için teşekkürler’ başlığı altında, şu anki ABD Başkan Yardımcısı Dan Quayle’in bir profil fotoğrafı da var. Kissinger’ın Quayle ile pek fazla övündüğünü sanmıyorum.

Kissinger, Harvard Üniversitesi’nde hukuk profesörü, uluslararası ilişkiler profesörü ve siyaset bilimi teorisyeni.

Kissinger, Vietnam’da ateşkesi sağladı ve bu sayede Güneydoğu Asya’nın geri kalanındaki komünist dalgayı durdurdu. Ayrıca Çin’e açılım yaparak ve oradaki Komünist Parti ile alışılmadık bir ilişki kurarak herkesi şaşırttı. Leonid Brejnev yönetimindeki Sovyetler Birliği ile silah kontrolü anlaşmalarının temellerini atan oydu. Sovyetlerin oradan kovulmasıyla sona eren, Sedat’ın Mısır’ıyla ilişkinin yanı sıra Arap ve İsrail tarafları arasındaki ateşkes anlaşmalarında birinci role sahiptir.

Kissinger’a, Stephen E. Ambrose’un ‘Nixon: Ruin and Recovery 1973-1990’ üzerine yayınlanan üçüncü kitabında bahsettikleri ve kendisi için bahsedilenler hakkında bir soru sordum. Memnuniyetsizliğini dile getirdi ve kaynaklarını ikincil olarak nitelendirdi. “Benim için yazdıkları hakkında fikrimi sormak için beni aramadığını hayal edin?” ‘Ama eski devlet bakanları neden tekrar işlerinin başına dönmüyor?’ sorusuna ise, “Bir bakanın göreve iade edildiği ender durumlar vardır. Bu, ABD usulüdür” dedi.

Kissinger ile yapılan röportaj

-İlk Arap-İsrail görüşmeleri 1973’te başladı. Şimdi, 19 yıl sonra, bu tehlikeli çatışmaya nihai bir çözümün mümkün olduğunu düşünüyor musunuz?

Bir çözüme ulaşmak, arzu edilen bir şey. Her zaman ‘adım adım’ politikasının en iyi yöntem olduğunu hissettim. Hala tüm sorunları tek bir müzakerede çözmenin uygulanmasının zor olduğunu düşünüyorum. Elinden geleni yapmalı, çok sayıda konuya saplanıp kalmamalı.

-Ancak 1973 savaşının ardından ortaya koyduğunuz ‘ayrılma’ görüşmelerinden sonra böyle bir barışı sağlamak için tarihi bir fırsatı kaçırdığınızı düşünmüyor musunuz? İsrail, ABD yardımı olmadan askeri yenilgi olasılığının farkında. Arap tarafı, geri çekilmek için müzakere ilkesini kabul etti. Neden önceliklerinizi Mısır’la diplomatik ilişkileri yeniden tesis etmek ve İsrail’i askeri olarak desteklemekle sınırladınız?

Öncelikle, bu tamamen yanlış. Çünkü İsrail yenilgiyle değil, kuşatılmış Mısır ordusuyla karşı karşıyaydı. Biz ateşkesi başlattığımızda İsrailliler askeri olarak güçleniyordu. İkinci olarak ayrılma, iki cephede gerçekleşti: Birincisi, Mısırlıların topraklarının önemli bir bölümünü geri aldıkları Sina Yarımadası’ndaydı. İkincisi Suriye ile oldu ve bugün hala sabit. Bu görüşmeler, Mısır ile İsrail arasında müteakip barış görüşmelerinin temelini oluşturdu.

-Özellikle de böyle bir çözüm, Irak’ın Kuveyt’i işgali sonrasında Irak kuvvetlerinin tarafsızlaştırılmasının ardından Filistin sorununun çözümü, Ortadoğu’daki ana sorunların sonu anlamına mı gelecek?

Filistin sorununun çözülmesinin bölgedeki diğer sorunların çözümüne yönelik büyük bir adım olacağına inanıyorum.

-Bağdat’taki alternatif yönetime ilişkin geleceğin belirsizliği göz önüne alındığında, Körfez bölgesinin yeni haritasını nasıl tasavvur ediyorsunuz?

Tarihsel olarak Irak, özellikle Körfez’deki İran hegemonyası karşısında güç dengesinde önemli bir unsurdur. Dolayısıyla Irak’ın gücünün zayıflamasının İran’ın lehine olması doğal. Körfez’deki durumun gerçeği bu. Çünkü ABD hükümeti açısından, geçmişte dost Körfez ülkelerinin hükümetlerini desteklemiştir ve gelecekte de destekleyecektir. Hiç şüphesiz Körfez Savaşı oradaki güç dengesini bozmuştur.

-Bu, Körfez bölgesinde İran hegemonyasına tanık olduğumuz anlamına mı geliyor?

Tam şu anda İran, Irak karşısında güçlendi. Tıpkı iki yıl önce Irak’ın İran karşısında daha fazla güç kazanması gibi. Bu değişken bir durum, ancak Saddam Hüseyin yönetimde olduğu sürece Irak’ın gücü sürekli olarak zayıflıyor.

-Peki ya Kürtlerin durumu, özellikle de 1970’lerde bu durumun düzenlenmesinde sizin de rolünüz varken? Hem Irak’ta hem de İran’da değişen durum çerçevesinde Kürtlerin kendi devletlerini kurma fırsatı olduğunu düşünüyor musunuz?

Öncelikle, her şeyden önce, 1970’lerde Kürtlerin durumunun düzenlenmesinde benim rolüm olduğunu söylediğinizde, bunun doğru olmadığını söyleyeceğim. 1975’te İran’ın Kürtlere yardım etme çabasını desteklememiz istendi ve o yıl Kongre yardım sağlamayı reddetti. Mali yardımlar, tahmini Kongre’nin onaylamasını beklemediğimiz yaklaşık 300 milyon dolardı. Bağımsız Kürdistan devletinin kurulması ise sadece Irak’ı ilgilendirmiyor, İran’ın yanı sıra Suriye ve Türkiye’yi de etkiliyor. Ancak ben şahsen Kürtlerin insan haklarının sağlanması gerektiğine inanıyorum.

-Özellikle müzakere masasından çekilmesi ve Filistinlilerin örgüt dışından kişilerce temsil edilmesinin ardından Filistin Kurtuluş Örgütü’nün geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Ben örgütün içişleri konusunda uzman değilim. Ancak Yaser Arafat, geçmişte olağan dışı durumlardan bizzat sağ çıkmayı başardı ve bu krizi tekrar atlatmasını bekliyorum.

-Türkiye ve İran, bir zamanlar güney Sovyet kuşağının bir parçası olan bazı İslam topraklarını miras almak için yarışıyor. Uluslararası koşullar, Türkiye ve İran gibi iki bölgesel gücün coğrafi olarak genişlemesine veya en azından o bölge üzerindeki etkilerinin artmasına izin verecek mi?

Orta Asya’yı üçgen bir çekişme noktası olarak görüyorum. Tarihsel olarak, köktenci nedenlerle Rusya ve İran, etnik nedenlerle Türkiye vardır. Kazakistan bölgesinde Pakistan ve bir dereceye kadar Çin gibi başka oyuncular da var. ABD’nin rolü, coğrafi uzaklık nedeniyle asgari düzeyde olacaktır. Ama İran ve Türkiye’nin etkisinin artacağını ve uluslararası iklimin bunu kabul edeceğini düşünüyorum. Ancak iki devlet veya biri, etkili bir şekilde toprakları ilhak ve kontrol etmeye çalışırsa Rusya, güçlükler ve tehlikeli bir durum yaratacak bir meseleyle karşı karşıya kalacak.

-Bölgedeki bazı ülkelerde İslami köktendinci hareketlerin iktidarı ele geçirmesi karşısında Batı’nın tutumu nasıl olacak?

Ne gibi?

-Neredeyse Cezayir’de olanlar gibi.

Batı, bu tür hükümetlerle uğraşmamayı tercih ediyor. Ama sonunda onlarla uğraşmayı bir gerçeklik olarak kabul ediyor.

-Bölge, Libya ile ABD arasında başka bir askeri çatışma yaşayacak mı?

Askeri çatışmadan ne kastettiğinize bağlı. Libya hükümetinin terör operasyonlarına karıştığının kanıtlanması durumunda ABD hükümetinin bu konuda tavır alması doğal. ABD’nin bedel ödemeden Libya ile askeri bir çatışma başlatacağını düşünmüyorum.

-Ancak ekonomik abluka yoluyla ABD hükümeti, istediğini elde etmeyi başaramazsa bundan sonra ne olacak?

Bu, zor bir soru. Bir ülkenin 290 vatandaşınızın katledilmesinden sorumlu olduğunu bildiğiniz halde, özellikle de olaydan sorumlu olan iki kişinin cezalandırılmadığını da bildiğiniz halde bu durumu kabullenmek çok zor.

-Ancak ABD, geçmişte Latin Amerika’da veya Ortadoğu’da hükümetler veya kuruluşlar tarafından kendisine karşı gerçekleştirilen terör operasyonlarına daha önce müsamaha göstermişti. Lockerbie davası, önceki terör operasyonlarına kıyasla neden hayati ve önemli hale geldi?

ABD hükümetinin geçmişte bu kadar çok kurbanı olan bir operasyonla karşılaştığını hatırlamıyorum. Operasyonu kimin ve nasıl yaptığına dair bilgisi de vardı. Ayrıca 1983 veya 1984’te Beyrut’taki ‘Deniz Piyadeleri’ üssünün bombalanması ve yaklaşık 250 kişinin hayatını kaybetmesinden bu yana, ABD’ye yönelik bu tür operasyonların arkasında bulunanların cezalandırılması yönünde bir kararlılık söz konusudur.

-Panama’nın güçlü hükümdarı Noriega’nın tutuklanması ve yargılanması, Kuveyt’i işgalinden sonra Saddam Hüseyin’in cezalandırılması, Kaddafi’ye karşı askeri harekât tehdidi, bunlar yeni dünya düzeni zincirinin halkaları mı? O halde yarının küçük devletlerini bugün dünyada kalan tek süper gücün kötüye kullanılma olasılıklarından kim koruyacak?

Bence her vakayı ayrı ayrı ele almak gerekiyor. Saddam Hüseyin, küçük bir ülkeye karşı saldırganlığa dahil oldu. ABD’nin tepkisi, on yıl içinde birçok savaş başlatan ve uluslararası dengeleri tehdit eden bir kişiye karşıydı. Başkan George Bush, son dönemde Saddam’la olan dostane ilişkisi nedeniyle eleştirildi. Libya’ya gelince, ABD’ye yönelik terör operasyonlarını desteklediğini ve hoş görülemeyecek siyasi pozisyonlar aldığını bir kez daha belirtmek isterim. Noriega hakkında ise, mahkeme karar verene kadar davası hakkında yorum yapmamayı tercih ediyorum. Bu bizim tarafımızdan küçük ülkelere hükmetme girişimi değildir.

-Peki ‘ABD’nin tek büyük ulus olarak kalması gerektiğini beyan eden’ Pentagon Belgesi’ni nasıl yorumluyorsunuz? Bunu, Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra yeni bir ABD rolünün gerçek bir beyanı olarak görüyor musunuz?

Asla. Ama bence ‘Pentagon Belgesi’, çok sayıda ve ciddi şekilde talep edilen hedefleri duyurdu. Örneğin, nükleer silahların yayılmasının önlenmesini ele alalım. Her halükârda, ABD’nin sırf atom programı olduğundan şüpheleniyoruz diye her ülkeye gidip saldırma hakkının olduğuna inanmıyorum. Atom silahlarının yayılmasını azaltmak için siyasi baskı da dahil olmak üzere diplomasinin kullanılmasını tercih ederim. Böyle bir sorunu çözmek için güç kullanılmasına karşıyım.

-Ancak ‘Pentagon Belgesi’, Dışişleri Bakanı James Baker’ın güvencelerine rağmen birçok Avrupalıyı korkuttu. Bu, örneğin Avrupa’daki dünün müttefiklerinin yarının düşmanları olabileceği anlamına mı geliyor?

Hayır. ABD’nin Avrupalı ​​müttefikleri bu nedenle düşman olamazlar. Evet, politikasını eleştirecekler, bu mümkün ve belirli konularda. ABD’deki politikamız, tüm ayrıntılar üzerinde anlaşma ihtiyacına değil, açık temel hedeflere dayanmaktadır. Atlantik ilişkilerinde kapsamlı bir anlayışı sürdürmek için isteklilik var. Ancak yine de bazı konularda anlaşmazlıklar olacaktır.

-Eski Başkan Nixon, ekonomik nedenlerle Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin’in düşmesine izin verme riskini almama konusunda uyardı. Chiang Kai-shek döneminde Komünistlerin lehine düştüğünde, Çin’in durumunun tekrarlanma olasılığına gerçekten tanık olur muyuz?

Hayır. ABD, Çin’i kaybetmedi. O zamanlarda ABD’nin büyük bir askeri savaş başlatmak dışında Komünistlerin iktidarı almasını engellemek için yapabileceği hiçbir şey yoktu. Bu bile başarılı olamazdı. Yeltsin’e gelince, ona sınırlı bir şekilde yardımcı olabiliriz. Ancak başarısına veya başarısızlığına büyük ölçüde karar veremeyeceğiz. Belirleyici siyasi kararları bizzat kendisi almalıdır.

Henry Kissinger (solda), 12 Kasım 1972’de Vietnam Savaşı’nı sona erdirmek için yapılan müzakereler sırasında (AFP)
Henry Kissinger (solda), 12 Kasım 1972’de Vietnam Savaşı’nı sona erdirmek için yapılan müzakereler sırasında (AFP)

-ABD’nin atom silahlarının yayılması konusundaki endişesinden bahsettim. Hindistan otuz yıl önce atom testlerini yapabildiğinden beri, atom silahlarını üretebilecek başka üçüncü dünya ülkeleri olduğu biliniyor. Mevcut uluslararası anlaşmaların artık atom silahı arayan bu tür ülkelerin emellerini yerine getirmediğini düşünüyor musunuz?

Yaklaşık iki yıl içinde Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması, atom enerjisinin veya atom malzemelerinin askeri amaçlara dönüştürülmesi olasılığını sınırlamak için uluslararası bir anlaşmaya varma çabalarının konusu haline gelecek. Ancak teknolojinin ilerlemesiyle birlikte, atom silahlarının üretiminin her yerde mümkün olduğunu hissediyorum.

-Sovyetler Birliği’nde solun düşüşüne tanık olduğumuz aynı yıl ABD’de sağın kaybedeceğini tasavvur edebiliyor musunuz?

Amerikan sağı ve solu, Rusya’daki sol ve sağla kıyaslanamaz. ABD’deki Cumhuriyetçi Parti, ülkeyi 24 yılın 20 yılında yönetti. Dolayısıyla bu durumda parti değişikliği için seçim yapılması olası bir ihtimal haline geliyor. Ancak kişisel önsezim, özellikle ekonomik durum düzeldiğinde Bush’un yeniden seçileceği yönünde. Demokratların 1992’de 1972’de olduğundan çok daha fazla sağda olduğunu unutmamalısınız. Bu nedenle Demokrat Parti’yi solcu olarak nitelendirmek zordur.

-Cumhuriyetçi aday Buchanan’ın yaptığı ve yurt içinde memnuniyetle karşılanan bir çağrı olan dış yardımı azaltma çağrısının tırmanmasıyla ABD’nin yurtdışındaki konumu ne olacak? Özellikle etkiniz kısmen böyle bir yardıma bağlı olduğundan, bunun ABD’in konumunu zayıflatabileceğini düşünüyor musunuz?

Amerikan sağında ve solunda büyüyen bir izolasyon arzusu var. ABD’nin dünyadaki konumu, marjinal olarak dış yardıma bağlıdır. Yardım programı gerçekten çelişkili. Amerikalıların izolasyon arzusuna gelince, bu her iki tarafta da (Demokrat ve Cumhuriyetçi) var olan ve büyüyen bir olgudur.

ku

-Bush yönetiminin İsrail’e kredi garantisi vermeyi reddetmesini nasıl açıklarsınız? Bu adım iki taraf arasındaki siyasi ilişkide yeni bir yaklaşımı mı temsil ediyor?

Bush yönetimi, Arap ve İsrail tarafları arasındaki güvenilirliğini teyit etmeye çalışıyor.

-Örneğin Amerikan baskısı, İsrail seçimlerini ve Likud’un dışlanmasını etkileyecek mi?

İsrail’de her zaman bir koalisyon hükümeti olduğunu görürsünüz ve bu nedenle büyük bir değişiklik göremezsiniz. Yaklaşan seçimlerin sonucunun İşçi Partisi ve Likud’dan oluşan bir koalisyon hükümeti getirmesini ve başbakanın seçimlerde iki partiden en büyük payı alacak tarafa bağlı olmasını bekliyorum. Ayrıca İsrail’in pozisyonunda kademeli bir değişiklik bekliyorum.

-Bu durum, Ortadoğu’daki müzakereleri nasıl etkileyecek?

Tahminimce en az iki yıl içinde Filistin konusunda anlaşmaya varılır.

-Ürdün ve Suriye’nin müzakere pozisyonları ne olacak?

Kral Hüseyin ile dostluğuma her zaman değer verdim ve Başkan Hafız Esed’e çok saygı duyuyorum. Bir anlaşmaya varılmasını umuyorum. Burada 1974’te Suriye ile varılan bir anlaşma olduğunu ve bunun hala geçerli olduğunu birçok kişinin unuttuğunu söylemek isterim. Bu anlaşmaya bugüne kadar riayet edildiği konusunda herkes hemfikirdir.

  



Trump, ikinci döneminin ilk yılında Amerikan devletini yeniden şekillendiriyor

Majalla
Majalla
TT

Trump, ikinci döneminin ilk yılında Amerikan devletini yeniden şekillendiriyor

Majalla
Majalla

Akile Abbas

ABD Başkanı Donald Trump, kısa bir süre önce The New York Times gazetesine verdiği röportajda, her zamanki şok edici samimiyetiyle konuştu. İnsanların onun sıra dışı söylemlerine alışmış olması yarattığı şok etkisini hafifletmiyor. Röportaj sırasında bir konuya değinen Trump, “Uluslararası hukuka ihtiyacım yok, insanlara zarar vermek istemiyorum” dedi. Aynı röportajda karar verme sürecinde önündeki engeller hakkında konuşan ABD Başkanı, “Evet, tek bir şey var. O da benim ahlakım ve benim zekam. Beni durdurabilecek tek şey bu” ifadelerini kullandı.

Başkanın sözleri, ABD ordusunun Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu devirip onu federal uyuşturucu kaçakçılığı suçlamasıyla New York'taki bir ABD hapishanesine götürme operasyonunun ardından, yönetiminin dış politikası bağlamında söylenmiş olsa da bu sözler hem iç hem de dış politikada genel siyasi karakterini doğru bir şekilde yansıtıyor. Trump ister geleneksel ister yasal olsun, olağan sınırlara uymayan, yönetiminin çıkarları gerektirdiğinde ya da bu tür ihlaller onun mücadeleci ve açık sözlü ideolojik karakteriyle uyumlu olduğunda her ikisini de kolayca ihlal eden bir politikacı.

“Trump, Amerikan devletini, üç devlet organının etkileşiminin bir ürünü olmaktan ziyade, başkanın vizyonunu ve isteklerini yansıtacak şekilde yeniden şekillendiriyor.

Muhaliflerine tahammülü olmayan hırslı bir başkan

Geçtiğimiz yıl eylül ayında, Make America Great Again (Amerikayı Yeniden Harika Yap/MAGA) hareketinin önde gelen isimlerinden ve Trump'ın güçlü destekçilerinden biri olan evanjelik aktivist Charlie Kirk'ün cenazesi sırasında, Trump'ın yanında duran Kirk'ün eşi Erica Kirk, kocasına veda ederken dokunaklı bir konuşma yaptı.

Birkaç gün önce kocasını ve iki çocuğunun babasını kaybeden kadın, etkileyici konuşmasında şunları söyledi:

O adamı, o genç adamı affediyorum, çünkü İsa da öyle yapardı, Charlie de öyle yapardı. Cevap nefret etmek değil. İncil'in verdiği cevabın sevgi olduğunu biliyoruz, her zaman sevgi, düşmanlarımıza ve bizi zulmedenlere karşı sevgi."

Erica Kirk’ün konuşmasının hemen ardından konuşan Trump, bu cümle üzerinde durarak "O, düşmanlarından nefret etmiyordu. Onlar için en iyisini istiyordu. Bu konuda Charlie ile aynı fikirde değilim. Ben rakiplerimden nefret ediyorum ve onlar için en iyisini istemiyorum. Üzgünüm Erica, bunun doğru olmadığına beni ikna edebilirsin, ama düşmanlarıma tahammül edemiyorum” ifadelerini kullandı.

Trump'ın bu sözleri mecazi değildi. Cesurca konuşan Trump, başkan olarak elindeki birçok aracı kullanarak sözlerini yerine getiriyor. Bu yüzden Adalet Bakanlığı, eski FBI Direktörü James Comey, eski New York Başsavcısı Letitia James ve diğerleri gibi kendisiyle aynı fikirde olmayan bazı eski ve mevcut yetkililer hakkında soruşturma başlattı.

ABD Başkanı Donald Trump, Maryland'deki Joint Base Andrews'da Florida'ya gitmek üzere Air Force One uçağına binişi sırasında el sallarken, 16 Ocak 2026 (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump, Maryland'deki Joint Base Andrews'da Florida'ya gitmek üzere Air Force One uçağına binişi sırasında el sallarken, 16 Ocak 2026 (Reuters)

Başkanın ekonomi, göç, çevre ve diğer önemli iç meselelerde ikinci döneminde izlediği geleneksel muhafazakar politikalara benzer politikaların hakim olduğu ilk döneminin aksine mücadeleci karakteri, ikinci döneminde en belirgin şekilde ortaya çıktı.

İki yönetim döneminin temel farkı, politikaların genel benzerliğine rağmen, bu politikaların ikinci dönemindeki uygulanışında yatıyor. İkinci dönemde başkana verilen yürütme yetkileri yasal ve anayasal sınırları aşacak şekilde mümkün olan en geniş ölçüde genişletildi.

Birçok gözlemci ve insan hakları örgütünün Amerikan tarihinde eşi ve benzeri görülmemiş bir yürütme diktatörlüğüne yaklaştığını söylediği bu tabloda Trump, Amerikan devletini, hükümetin üç kolunun etkileşiminin bir ürünü olmaktan ziyade, ülkenin 200 yılı aşkın varlığı boyunca biriken anayasal ilkeler ve hukuki ve kurumsal gelişmeler bağlamında başkanın vizyonunu ve isteklerini yansıtacak şekilde yeniden şekillendiriyor.

Başkanın Amerikan devletini içeriden yeniden şekillendirme çabalarından biri de birçok bağımsız federal kurumu Beyaz Saray'ın doğrudan yetkisi altına almaya çalışması oldu.

Kısa bir yılda uzun bir sicil

Trump, ikinci döneminin ilk yılında, bu yeniden tanımlama süreci çerçevesinde ABD’nin iç politikasını büyük ölçüde değiştirdi. Bu süreç, Heritage Vakfı’nın Trump'ın bazı yakın arkadaşlarının katkılarıyla yazdığı Proje 2024’te özetlenen Amerikan aşırı sağının ideolojik vizyonuna kadar uzanıyor. Trump'ın bilgisi olmadığını iddia ettiği yüzlerce sayfalık bu proje, hem dış hem de iç politika alanlarında, önceki yönetiminde de daha az ölçüde olmakla birlikte, mevcut Trump yönetiminde uygulamaya konulan birçok politika için ayrıntılı öneriler içeriyor. Birçok yetkiyi yürütme organının elinde toplama ve bunları Kongre ve bağımsız federal kurumlardan alma yoluyla ABD devletinin yeniden yapılandırılmasını açıkça talep eden proje, Trump'ın Beyaz Saray'daki ilk yılında olanları özetliyor. Zira Trump, başkanlık yetkilerinin önemli ve eşi görülmemiş bir şekilde genişletilmesine dayalı olarak başkanlık yetkisini kullanarak geleneksel kurumları neredeyse sürekli olarak atlattı.

Trump'ın seçim kampanyası kapsamındaki bir mitinginin başlaması öncesinde MAGA şapkaları takan katılımcılar, 4 Kasım 2024 (Reuters)Trump'ın seçim kampanyası kapsamındaki bir mitinginin başlaması öncesinde MAGA şapkaları takan katılımcılar, 4 Kasım 2024 (Reuters)

Başkan Trump'ın yetkilerini genişletme niyeti, göreve başladığı ilk günlerde, ocak ayında Savunma, Enerji ve Dışişleri Bakanlığı gibi önemli federal kurumlarda görev yapan 18 genel müfettişi kovmasıyla ortaya çıktı. Bu hamle, Kongre içinde ve dışında geniş çapta eleştirilere yol açtı.

ABD Kongresi, 1976 yılında, yaygın bir yetki suistimali vakası olan Watergate Skandalı’nın ardından, bu tür suistimallere karşı ek bir önlem almak amacıyla bazı genel müfettişlik ofisleri kurdu. Bu ofisler güçlendirildi ve çeşitli federal kurumlara yayıldı. Çalışma yöntemleri 1978'de yürürlüğe giren önemli bir yasa (1978 Genel Müfettişlik Yasası) temelinde standartlaştırıldı. Bu yasa ve sonraki değişikliklere göre başkan genel müfettişliklere bir ismi aday gösterir ve Senato adaylığı oylamaya sunar. Başkan, genel müfettişi ancak Senato'ya 30 gün önceden bildirimde bulunarak ve görevden alma nedenini açıklayarak görevden alabilir, ancak Trump bunu yapmadı. Yasada öngörüldüğü üzere bağımsız ve Beyaz Saray'a sadık olmayan yeni adayları Senato'ya sunmak yerine, Trump, görevden alınan müfettişlerin yerine bu kurumların içinden çalışanları atadı ve onları resmi sıfatlarıyla değil, vekaleten görevlendirdi, bu da bu kurumların denetim yetkilerini açıkça zayıflattı!

Bağlı kurumlar bağımsızlıklarını savunuyor

Başkanın Amerikan devletini içeriden yeniden şekillendirme çabalarından biri de birçok bağımsız federal kurumu Beyaz Saray'ın doğrudan yetkisi altına almaya çalışması oldu. Yasa, bu kurumların belirli şartlar dahilinde özerk bir şekilde yönetilmesini öngörüyor. Bu şartlar arasında Kongre'nin denetimi ve Beyaz Saray'dan bağımsızlık yer alıyor. Beyaz Saray'ın yetkileri büyük ölçüde Senato'nun onayına veya reddetmesine sunulacak üst düzey yetkililerin aday gösterilmesiyle sınırlı. Trump'ın ABD Merkez Bankası (Federal Rezerv/FED) Başkanı Jerome Powell ile kamuoyuna yansıyan gerilimi, bu boyun eğdirme girişimlerinin bir örneği oldu. Yasa (1913 tarihli Federal Rezerv Yasası ve değişiklikleri), bu önemli finans kurumuna finansal piyasaları istikrara kavuşturmak için takdir ve düzenleme yetkisi veriyor.

Trump ve Heritage Vakfı'nın ekonomi alanında kıdemli misafir araştırmacısı Steve Moore, Washington’daki Beyaz Saray'da, gerçek hane halkı gelirindeki değişimi gösteren bir grafiğe işaret ederken, 7 Ağustos 2025 (Reuters)Trump ve Heritage Vakfı'nın ekonomi alanında kıdemli misafir araştırmacısı Steve Moore, Washington’daki Beyaz Saray'da, gerçek hane halkı gelirindeki değişimi gösteren bir grafiğe işaret ederken, 7 Ağustos 2025 (Reuters)

Bu yetkinin en doğru yorumuna göre bu konuda uzun bir tarihsel geçmişle desteklenen bu kurum, Beyaz Saray'ın müdahalesi olmaksızın, ülkenin mali durumuna ilişkin profesyonel ve bağımsız değerlendirmelerine dayanarak faiz oranlarını belirleme hakkına sahip. Bu kayıtlara ve yasalara aykırı olarak Trump, Powell'a, ihracatı teşvik etmek ve yerli üretimi desteklemek üzerine kurulu yönetimin ekonomik yaklaşımını desteklemek amacıyla (yönetimin buradaki temel hedefi Çin ile ticaret rekabeti) önemli faiz indirimleri (yani doların yabancı para birimleri karşısındaki değerinin düşürülmesi) yapması için kamuoyu önünde baskı uyguluyor. Öte yandan, FED, Başkan’ın ekonomiye ilişkin siyasi gündemini takip etmek yerine, elindeki ekonomik veriler ve finansal bilgilere dayanarak enflasyonu frenlemek ve iş piyasasını desteklemek için kademeli, ihtiyatlı ve ılımlı faiz indirimlerini tercih ediyor. Trump ile FED Başkanı Powell arasındaki gerilim, özellikle Adalet Bakanlığı'nın Powell hakkında soruşturma başlatmasının ardından, halen çözülmeyi bekliyor.

Birçok gözlemci, Trump'ın ikinci döneminin kalan üç yılının çok uzun geçeceğini ve bunun bazı olumsuz etkilerinin uzun süreli olacağını, mevcut başkanlık döneminin ötesine uzanacağını düşünüyor.

Demokratik muhaliflerin peşine düşmek

Başkan, geçtiğimiz mart ayında yayınladığı ve Amerikalıların oy kullanmak üzere kayıt yaptırmaları için belirli resmi belgeler talep eden bir başkanlık kararnamesiyle Cumhuriyetçi Parti lehine ve Demokrat Parti aleyhine seçimleri yeniden tanımlamak için yetkilerini aşmaya çalıştı. Bu yetki normalde Kongre ve eyalet meclislerine ait. Bunun gerekçesinin yasadışı göçmenlerin ve ABD vatandaşı olmayanların seçimlerde oy kullanmasını önlemek olduğu belirtildi. İlgili kuruluşlara göre Trump, bunu destekleyecek kanıt olmamasına rağmen sık sık bu argümanı tekrarlıyor. Trump, bağımsız Seçim Yardım Komisyonu'na, Amerikalıların vatandaş olduklarını ve dolayısıyla oy kullanma hakkına sahip olduklarını kanıtlamak için pasaportlarını veya doğum belgelerini kullanmalarını gerektiren yasadışı bir kararname çıkardı. Oysa bu tür belgelerin sunulmasını gerektirmeyen mevcut kolay, sorunsuz ve doğru bir süreç mevcut.

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'daki Oval Ofisi'nde, 14 Ocak 2026 (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'daki Oval Ofisi'nde, 14 Ocak 2026 (Reuters)

Bu kararnamenin imzalanması, milyonlarca vatandaşın oy kullanma hakkından fiilen mahrum kalacağı anlamına geliyor. Amerikalıların neredeyse yarısının pasaportu yok ve birçok evli kadın, evlendikten sonra diğer resmi belgelerini güncellemeden soyadını değiştiriyor, bu da uğraşılması ve masraf edilmesini gerektiriyor. Birçok kişi, özellikle sınırlı gelire sahip olanlar, doğum belgelerini saklamıyor yahut saklasalar bile bunlara kolayca erişemiyor (ve bu iki grup genellikle Demokratlara oy veriyor).

Trump'ın kararı federal mahkemeye götürüldü. Mahkeme, diğer kurumların yetkilerini aştığı gerekçesiyle yürütme emrini askıya almaya karar verdi. Ancak, yönetim bu kararı, muhafazakâr çoğunluğu nedeniyle önceki davalarda Başkana daha sempatik davranan Yüksek Mahkeme'de itiraz etmeyi planlıyor.

Trump’ın yetkilerini genişletme çabalarından endişe duyan birçok gözlemci, bu iradeli adamın ikinci döneminin kalan üç yılının çok uzun geçeceğini ve bazı olumsuz etkilerin uzun süreli olacağını ve mevcut başkanlığın ötesine uzanacağını düşünüyor.


Kaostan kontrole... Trump, 2025 yılında Beyaz Saray'ı nasıl yeniden şekillendirdi?

Senatör Ted Cruz ve Ticaret Bakanı Howard Lutnick, 11 Aralık 2025 tarihinde Beyaz Saray'da yapay zekâ ile ilgili bir başkanlık kararnamesini açıklayan Başkan Donald Trump'ın yanında duruyorlar. (AP)
Senatör Ted Cruz ve Ticaret Bakanı Howard Lutnick, 11 Aralık 2025 tarihinde Beyaz Saray'da yapay zekâ ile ilgili bir başkanlık kararnamesini açıklayan Başkan Donald Trump'ın yanında duruyorlar. (AP)
TT

Kaostan kontrole... Trump, 2025 yılında Beyaz Saray'ı nasıl yeniden şekillendirdi?

Senatör Ted Cruz ve Ticaret Bakanı Howard Lutnick, 11 Aralık 2025 tarihinde Beyaz Saray'da yapay zekâ ile ilgili bir başkanlık kararnamesini açıklayan Başkan Donald Trump'ın yanında duruyorlar. (AP)
Senatör Ted Cruz ve Ticaret Bakanı Howard Lutnick, 11 Aralık 2025 tarihinde Beyaz Saray'da yapay zekâ ile ilgili bir başkanlık kararnamesini açıklayan Başkan Donald Trump'ın yanında duruyorlar. (AP)

Beyaz Saray, artık yalnızca yürütme kararlarının alındığı bir merkez olmaktan çıktı; Donald Trump’ın ikinci başkanlık döneminin ilk yılı boyunca sert milliyetçi politikaların kalesine dönüştü. Bu süreçte Trump, ABD’nin iç ve dış politikasını yeniden şekillendirmeye yöneldi. Yürütme erkini yasama ve yargı organları pahasına güçlendirmekle yetinmeyen Trump, Beyaz Saray’ın kurumsal yapısında ve kullandığı araçlarda köklü değişiklikler yaptı; ilk döneminden çıkardığı derslerden yararlanarak daha düzenli, zaman zaman ise daha saldırgan bir gündem dayattı.

‘Önce Amerika’ sloganı altında 2025 yılı, başkanlık kararnamelerinin kullanımında dikkat çekici bir artışa, sert gümrük tarifelerinin uygulanmasına ve göçle mücadele ile sınır güvenliği konularında derin kutuplaşmalara sahne oldu. Buna ek olarak, tehdit ve askeri müdahale düzeyine varan uluslararası gerilimler yaşandı; bu gelişmeler Washington’un hem müttefikleriyle hem de rakipleriyle olan ilişkilerini yeniden biçimlendirdi.

Bu tabloya paralel olarak, yönetim kadroları içinde de bir rekabetin öne çıktığı görülmekte. Özellikle Başkan Yardımcısı J.D. Vance ile Dışişleri Bakanı Marco Rubio arasındaki çekişme, 2028 başkanlık seçimlerinde Trump’ın olası halefliği etrafında yaşanabilecek güç mücadelelerinin erken bir işareti olarak değerlendiriliyor.

Şarku’l Avsat, görüşlerine başvurduğu uzmanlar ve eski ABD’li yetkililerin, Trump’ın ikinci döneminin ilk yılının ABD’yi ekonomik ve siyasi açıdan daha içe kapanık bir çizgiye oturttuğu uyarısında bulunduğunu aktardı. Uzmanlar, uluslararası gerilimlerin ve iç bölünmelerin arttığı bir dönemde izlenen bu yaklaşımın, başkanlık makamının kişisel bir güç aracına dönüşmesi riskini beraberinde getirdiğini; demokrasinin aşınması ve ABD siyasetinde ‘güç doktrini’ olarak anılan anlayışın kalıcı hale gelmesi yönündeki endişeleri artırdığını ifade etti.

Kaostan düzene

Trump’ın ilk başkanlık dönemi (2017-2021), hızlı atamalar ve ani görevden almalarla yansıyan belirgin bir idari düzensizlikle karakterize edilmişti. Buna karşılık ikinci dönemi, daha hazırlıklı ve daha organize bir görünüm sergilemekte. Bu süreçte, başta Heritage Vakfı (The Heritage Foundation) tarafından hazırlanan ve muhafazakâr sağ politikaların güçlendirilmesini ve yürütme yetkilerinin genişletilmesini hedefleyen ‘Proje 2025’ olmak üzere, net bir ajandadan yararlanıldığı görülüyor.

ABD Başkanı Donald Trump, 2 Nisan 2025 tarihinde Beyaz Saray’da yeni gümrük vergisi listesini açıkladı. (AP)ABD Başkanı Donald Trump, 2 Nisan 2025 tarihinde Beyaz Saray’da yeni gümrük vergisi listesini açıkladı. (AP)

2025 yılının aralık ayı ortasına kadar Trump, 220’nin üzerinde başkanlık kararnamesi imzaladı. Bu sayı, ilk döneminin tamamında çıkardığı başkanlık kararnamelerinin toplamını aşarak, Franklin D. Roosevelt döneminden bu yana bu yetkinin en yoğun kullanıldığı dönemlerden birine işaret etti. Söz konusu kararnameler, Kongre’yi devre dışı bırakmak, çeşitlilik ve eşitlik politikaları gibi programları yürürlükten kaldırmak, güney sınırında güvenliği sıkılaştırmak ve göçe sert kısıtlamalar getirmek amacıyla kullanıldı. İlk dönemde daha çok doğaçlama nitelikte olan kararların aksine, ikinci dönemde ekonomi ve güvenlik ön plana çıktı; federal bürokrasinin küçültülmesi, ekonomik önceliklerin yeniden düzenlenmesi ve iş insanları ile teknoloji sektöründeki büyük aktörlerin yönetim içindeki rolünün artırılması hedeflendi.

Nisan 2025’te Trump, genel olarak yüzde 10 oranında gümrük tarifeleri uygulamaya koydu; bu oran Çin ve bazı diğer ülkeler için yüzde 50 ile 145 arasında değişen seviyelere yükseltildi. Amaç, dış ticaret açığını azaltmak olarak açıklandı. Ancak uzmanlara göre bu politikalar, sanayi sektöründe kısmi bir durgunluğa yol açtı ve Trump’ın seçim kampanyasında vadettiği ‘ekonomik refahın’ aksine, ABD orta sınıfını zayıflattı.

Uzmanlar, Trump’ın ikinci döneminin ilk yılında Beyaz Saray’ın iç çekişmelerin yaşandığı bir alandan, daha çok kontrol ve yönlendirme aracına dönüştüğünü belirtiyor. Gözlemcilere göre, Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Susie Wiles, başkanın karar alma süreçlerinde ve siyasi intikam eğilimlerini yönetmede önemli bir etkiye sahip. Aynı şekilde, 28 yaşındaki Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt’in de medya mesajlarının oluşturulması ve eleştirilere karşı duruşta artan bir rol üstlendiği ifade ediliyor. Her iki isim de Trump yönetimi içinde kadınların güçlü temsiline örnek olarak gösteriliyor.

ABD müdahaleleri devam ediyor

ABD’nin eski Suriye özel temsilcisi emekli büyükelçi James Jeffrey, Ortadoğu’da uluslararası müdahaleyi destekleyen bir çizginin etkili olduğuna işaret etti. Bu çizginin Steve Witkoff, Jared Kushner, Tom Barrack ve Morgan Ortagus’tan oluşan bir ekipten meydana geldiğini belirten Jeffrey, bu grubun Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile ittifak halinde olduğunu söyledi. Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamalarda Jeffrey, yönetim ile doğrudan Başkan Donald Trump’la bağlantılı güçlü ticari çıkarların bulunduğuna dikkat çekerek, bunun Ortadoğu’da askeri, ticari ve diplomatik angajmanın yoğun biçimde sürmesine yol açtığını ifade etti.

Beyaz Saray tarafından yayınlanan bir fotoğrafta, ABD Başkanı ve yönetim kadrosunun 3 Ocak'ta Venezuela'daki askeri operasyonu izlediği görülüyor.Beyaz Saray tarafından yayınlanan bir fotoğrafta, ABD Başkanı ve yönetim kadrosunun 3 Ocak'ta Venezuela'daki askeri operasyonu izlediği görülüyor.

Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’nda kıdemli araştırmacı olan ve Demokrat ve Cumhuriyetçi birçok ABD yönetiminde görev yapmış bulunan Aaron David Miller ise Trump’ın ikinci başkanlık döneminin ilk yılının pragmatizm ve hızlı anlaşmalar yapmaya odaklanma ile karakterize edildiğini savundu. Şarku’l Avsat’a konuşan Miller, Trump’ın sekiz çatışmayı sona erdirdiğini iddia etmesine rağmen, krizlerin derin nedenlerini ele almakla ilgilenmediğini; çatışmaları yalnızca yüzeysel biçimde sonlandırmakla yetindiğini söyledi.

Miller, değerlendirmesinde Gazze’ye özel bir parantez açarak, ateşkes sağlanmasına ve rehinelerin serbest bırakılmasına rağmen bölgenin ‘işlevsel bir istikrara’ yaklaşmadığını belirtti. İran konusunda ise ABD saldırılarının nükleer programı geciktirdiğini, ancak tamamen ortadan kaldırmadığını ifade etti. Venezuela’yı da ‘hızlı zafer’ anlayışının bir yansıması olarak tanımlayan Miller, Trump’ın demokratik bir geçiş için koşullar yaratmayı değil, Nicolas Maduro ve eşinin ‘kaçırılması’ yoluyla askeri güç gösterisi yapmayı hedeflediğini, buna karşın mevcut rejimin ayakta bırakıldığını ileri sürdü.

Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Susie Wiles, 23 Eylül'de New York'ta ABD Başkanı Donald Trump ile Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei arasında yapılan toplantıya katıldı. (Reuters)Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Susie Wiles, 23 Eylül'de New York'ta ABD Başkanı Donald Trump ile Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei arasında yapılan toplantıya katıldı. (Reuters)

Miller, Trump’ın Amerikan kararlılığını ve gücünü yeniden tesis etme fikrini öne çıkardığını; bunun da dünya liderlerini hızla kendisiyle temas kurmaya yönelttiğini belirtti. Buna göre bazı liderler, Kolombiya Devlet Başkanı örneğinde olduğu gibi korku nedeniyle; bazıları, Maria Machado liderliğindeki Venezuela muhalefetinde görüldüğü üzere dışlanmışlık hissiyle; bazıları ise Avrupa Birliği (AB) örneğinde olduğu gibi iç bölünmeler sebebiyle Trump’la iletişime geçme arayışına girdi. Miller, Trump’ın dış politikasına yönelik yaygın bir öfke ve hayal kırıklığı bulunduğunu, buna karşılık dünya liderlerinin onu yatıştırmaya ve yakınlaşmaya yönelik çabalarının da eş zamanlı olarak arttığını gözlemlediğini ifade etti.

En büyük kaygısının ise ‘Amerikan siyasi sisteminin işlemez hale gelmesi’ olduğunu vurgulayan Miller, bu yapının onarılmasının ‘uzun zaman alacağını’ söyledi.

‘Önce Amerika’ hareketine duyulan hayal kırıklığı

ABD Başkanı’nın Venezuela’daki kısa süreli operasyonlardan Nijerya’da terörle mücadele kapsamında düzenlenen hava saldırılarına, oradan da Grönland üzerinde kontrol sağlama girişimlerine kadar uzanan dış müdahaleleri, Trump yönetimi içindeki izolasyoncu kanatta hayal kırıklığına yol açtı. Washington Yakın Doğu Politikaları Enstitüsü’nde araştırmacı olan Scott Abramson, Trump’ın seçim tabanının ve yönetiminin, başkanın mayıs ayında Riyad’da yaptığı ve ‘anlamadıkları karmaşık toplumlara müdahale edenleri’ eleştirdiği konuşmayı memnuniyetle karşıladığını hatırlattı.

ABD Başkanı Donald Trump ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 9 Ocak'ta Beyaz Saray'da (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 9 Ocak'ta Beyaz Saray'da (Reuters)

Ancak Abramson, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, söz konusu konuşmadan bu yana ABD’nin dış angajmanının genişlediğine dikkat çekti. Abramson’a göre bu süreç, Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki barış anlaşmasına arabuluculuktan Gazze’de ateşkes anlaşmasına, İsrail ile Suriye arasında bir uzlaşı sağlama girişimlerine kadar uzandı.

Abramson, ABD’nin İran’ın nükleer programını hedef almada elde ettiği başarıların ve Tahran’ın Batı yarımküredeki en yakın müttefiki olan Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun devrilmesinin, Trump’ın uluslararası alanda Amerikan gücünü kullanma eğilimini güçlendirdiğini savundu. Buna karşılık, Trump’ın seçim tabanındaki izolasyoncu kesimlerin bu yönelimden rahatsız olduğunu ve bunun ‘Önce Amerika’ sloganıyla çeliştiğini düşündüklerini belirtti.

Aaron David Miller ise bu sloganı farklı yorumladı. Miller’a göre ‘Önce Amerika’, bir izolasyon politikasından ziyade Trump’ın güç ve kontrol duygusunu, ABD’nin her yerde nüfuz sahibi olduğunu kanıtlama arzusunu yansıtıyor. Miller, başkanlık yetkilerinde ‘emsalsiz bir şişme’ yaşandığını, Amerikan norm ve kurumlarının zayıflatıldığını, yolsuzluk ve kayırmacılığın arttığını ve bunun ABD yönetiminin temel dokusuna zarar verdiğini ifade etti.

‘Güç, hak oluşturur’

Washington’daki Arap-Amerikan Enstitüsü Başkanı James Zogby, Trump’ın ikinci başkanlık döneminin ilk yılını ‘korkutucu’ olarak nitelendirerek, Amerikan demokrasisi ile iç ve dış politikaya verilen zararlar konusundaki endişesini dile getirdi. Şarku’l Avsat’a konuşan Zogby, Trump’ın ‘anayasal korumaları parçaladığını, emirlerini yerine getiren güçleri serbest bıraktığını, protestoları bastırdığını ve binlerce federal çalışanın işten çıkarılmasına yol açan bir ekonomik program uyguladığını’ söyledi.

Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, 15 Ocak'ta Minneapolis'te tahrip edilen bir ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu aracının fotoğrafını gösteriyor. (Reuters)Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, 15 Ocak'ta Minneapolis'te tahrip edilen bir ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu aracının fotoğrafını gösteriyor. (Reuters)

Zogby’ye göre Trump’ın ilk dönemi farklıydı; çünkü generaller, kararlarını sınırlayacak mekanizmalar oluşturmuştu. İkinci döneminde ise Trump, ‘Proje 2025’ vizyonuna ve isteklerini yerine getirmeye hazır bir sadık kadroya güvenerek hareket etti; bu kadro siyasi hırs veya pozisyonlarını kaybetme korkusuyla Başkan’ın taleplerini uyguluyordu.

Zogby, Trump’ın uluslararası hukuktan uzaklaşması ve ‘kendi ahlak anlayışına’ dayanması durumunun, gücün hak oluşturduğu bir anlayışı pekiştirdiğini ifade etti. Zogby, Trump’ın Amerikalılara Venezuela petrolünden faydalanacakları yönündeki vaatlerinin gerçeğe dayalı olmadığını; ağır petrol altyapısının onarımının yıllar alacağını belirtti.

Beyaz Saray'daki rekabetçi atmosfer

Seçim kampanyaları yaklaşırken, Başkan Yardımcısı J.D. Vance ile Dışişleri Bakanı Marco Rubio arasında belirgin bir rekabet göze çarpıyor. MAGA tabanına yakınlığıyla bilinen Vance, etkisini iç politikadaki hamlelerle güçlendirirken, Rubio ise açık bir rekabet olmadığını belirtip ülkesinin uluslararası alandaki varlığını artırmaya odaklanıyor.

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Beyaz Saray'da düzenlediği basın toplantısında (EPA)ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Beyaz Saray'da düzenlediği basın toplantısında (EPA)

Vance, 2028 başkanlık seçimleri için güçlü bir aday olarak görülürken, bu rekabet Cumhuriyetçi Parti içindeki milliyetçi ve geleneksel kanatlar arasındaki daha derin bir mücadelenin yansıması olarak değerlendiriliyor.

Zogby’ye göre bu çatışma esasen politika farklılıklarından ziyade nüfuz ve mevki mücadelesi etrafında şekilleniyor. Zogby, Trump’ın sadakat temelli atamaları ve ismini ulusal kurumların önüne koyma eğiliminin, ‘hırslı bir otoriter sistem’ inşasına işaret ettiğini ve bunun önümüzdeki yıllarda Amerikan demokrasisi üzerinde derin etkiler yaratabileceğini vurguladı.


Trump: Britanya, Chagos Adaları'nı Mauritius'a devrederek aptalca bir hata yaptı

ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
TT

Trump: Britanya, Chagos Adaları'nı Mauritius'a devrederek aptalca bir hata yaptı

ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)

ABD Başkanı Donald Trump, bugün yaptığı açıklamada, kendisinin Danimarka'ya ait Grönland adasının kontrolünü ele geçirmeye çalıştığı bir dönemde, İngiltere'nin Hint Okyanusu'ndaki Chagos Adaları'nı Mauritius'a devretmeyi öngören 2024 tarihli anlaşmayı imzalamasının "büyük bir aptallık" olduğunu söyledi.

Trump, Truth Social platformunda yaptığı paylaşımda, "İngiltere'nin bu kadar hayati bir bölgeyi vermesi çok aptalca bir hareket ve Grönland'ı ele geçirmemiz için ulusal güvenlik nedenlerinin çok uzun listesindeki bir diğer madde" ifadelerini kullandı.

Bu, Trump'ın daha önce anlaşmayı desteklediği göz önüne alındığında, pozisyonunda önemli bir değişikliğe işaret ediyor.

2024 yılında Britanya, eski sömürgesi Mauritius'un Chagos Adaları üzerindeki egemenliğini tanıyan ve takımadaların en büyük adası olan Diego Garcia'da kira sözleşmesiyle ortak bir İngiliz-Amerikan askeri üssünü elinde tutan "tarihi bir anlaşmaya" imza attı.

Britanya, eski sömürgesinin 1960'larda bağımsızlığını kazanmasının ardından Chagos Adaları üzerindeki kontrolünü elinde tutmuştu.

Trump şunları yazdı: “Şaşırtıcı bir hamleyle, büyük NATO müttefikimiz Birleşik Krallık, hayati önem taşıyan bir ABD askeri üssüne ev sahipliği yapan Diego Garcia'yı hiçbir sebep yokken Mauritius'a devretmeyi planlıyor.”

Şöyle devam etti: “Çin ve Rusya'nın bu tam bir zayıflık gösterisine karşı tetikte olduklarından şüphe yok” diyerek “Bunlar sadece gücü anlayan uluslararası güçlerdir; bu yüzden, benim liderliğim altında, sadece bir yıl içinde, Amerika Birleşik Devletleri daha önce hiç olmadığı kadar saygı görüyor.”

Trump, Chagos'u Grönland'a benzeterek, "Danimarka ve Avrupalı ​​müttefikleri doğru olanı yapmalı" diye yazdı.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Chagos anlaşması geçen mayıs ayında Londra'da imzalandı ve o dönemde Washington tarafından onaylandı.

 ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, anlaşmayı Twitter üzerinden övdü ve Diego Garcia üssünün "uzun vadeli, istikrarlı ve etkili kullanımını sağladığını" ve bunun "bölgesel ve küresel güvenliğin temel taşı" olduğunu belirtti.