Kissinger: Ortadoğu’daki değişimlerin oyun kurucusu

Henry Kissinger, Başkan Nixon’ın Güvenlik İşleri Özel Danışmanı, yanında ABD Temsilcisi William J. Porter ve Güney Vietnamlı baş müzakereci Pham Dang Lam, 26 Kasım 1972’de Orly Havalimanında (AFP)
Henry Kissinger, Başkan Nixon’ın Güvenlik İşleri Özel Danışmanı, yanında ABD Temsilcisi William J. Porter ve Güney Vietnamlı baş müzakereci Pham Dang Lam, 26 Kasım 1972’de Orly Havalimanında (AFP)
TT

Kissinger: Ortadoğu’daki değişimlerin oyun kurucusu

Henry Kissinger, Başkan Nixon’ın Güvenlik İşleri Özel Danışmanı, yanında ABD Temsilcisi William J. Porter ve Güney Vietnamlı baş müzakereci Pham Dang Lam, 26 Kasım 1972’de Orly Havalimanında (AFP)
Henry Kissinger, Başkan Nixon’ın Güvenlik İşleri Özel Danışmanı, yanında ABD Temsilcisi William J. Porter ve Güney Vietnamlı baş müzakereci Pham Dang Lam, 26 Kasım 1972’de Orly Havalimanında (AFP)

Londra merkezli Al-Majalla dergisi, eski yazı işleri müdürü Abdurrahman er-Raşid’in eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ile 1992’de New York’ta yaptığı özel röportajı Kissinger’ın 100. doğum günü vesilesiyle yeniden yayınladı. İşte 31 yıl önce yayınlanan röportaj:

Belki de sohbete sondan başlamak daha uygun. Dr. Kissinger, röportajın sonlanmasının ardından “Orada neden hep beni suçluyorlar? Yani Arap dünyasında, birçok konuda?” diye sordu. Sebebin, yetmişlerdeki olayların ve Sedat ile ilişkisi hakkında söylenenlerin bir sonucu olabileceğini söyledim. Şu yanıtı verdi; “Ama Sedat’ın 1973’te savaşını başlatmasını hiç beklemiyordum. Benim için büyük bir sürpriz oldu. Davaya nasıl taraf olabilirim?”

Kissinger’ın Arap bölgesi ile hem nefret hem de saygı dolu ilişkisi, başlangıçta Yahudiliğinden dolayı ondan şüphelenmeye dayanmakta ve birçok sonucu komplo teorisine göre açıklamaktadır. Ancak bununla birlikte birçok Arap politikacı, onun çok zor koşullarda siyasi mucizeler gerçekleştirme konusundaki inanılmaz yeteneğini kabul ediyor. Kendisi “Her krizin rahminde, normal zamanlarda bulunmayabilecek bir çözüm fırsatı vardır” şeklindeki ünlü önermenin sahibi ve büyük sorunları çözmek için ‘adım adım’ diplomasisinin mucidi.

İşin garip tarafı bu emektar diplomat, hükümet başkanlarıyla arasındaki mesafeye rağmen dinamizmini kaybetmemiş. Onunla New York’ta Park Avenue caddesindeki bir gökdelenin 26. katındaki ofisinde görüştüm. Venezuela’daki tehlikeli olaylarla ilgili bir raporla uğraşıyordu. Saniyeler içinde ofisinde git gel yapan endişeli bir ayı gibiydi. Venezuela’ya acil bir gezi ayarlamaya çalışıyordu. “Affedersiniz, durum ciddileşebilir, lütfen bekleyecek kadar sabırlı olun” dedi ve ofisinde dönmeye devam etti. Kişisel ofisinin içine, dünya liderleriyle çekilmiş düzinelerce kişisel fotoğrafı yayıldı, Enver Sedat ile tek başına çekildiği özel bir fotoğraf da dahil. Kral Hüseyin, eski Başkan Richard Nixon ve diğer eski ABD başkanlarıyla başka fotoğraflar da vardı. Hatta ‘Nasihatınız için teşekkürler’ başlığı altında, şu anki ABD Başkan Yardımcısı Dan Quayle’in bir profil fotoğrafı da var. Kissinger’ın Quayle ile pek fazla övündüğünü sanmıyorum.

Kissinger, Harvard Üniversitesi’nde hukuk profesörü, uluslararası ilişkiler profesörü ve siyaset bilimi teorisyeni.

Kissinger, Vietnam’da ateşkesi sağladı ve bu sayede Güneydoğu Asya’nın geri kalanındaki komünist dalgayı durdurdu. Ayrıca Çin’e açılım yaparak ve oradaki Komünist Parti ile alışılmadık bir ilişki kurarak herkesi şaşırttı. Leonid Brejnev yönetimindeki Sovyetler Birliği ile silah kontrolü anlaşmalarının temellerini atan oydu. Sovyetlerin oradan kovulmasıyla sona eren, Sedat’ın Mısır’ıyla ilişkinin yanı sıra Arap ve İsrail tarafları arasındaki ateşkes anlaşmalarında birinci role sahiptir.

Kissinger’a, Stephen E. Ambrose’un ‘Nixon: Ruin and Recovery 1973-1990’ üzerine yayınlanan üçüncü kitabında bahsettikleri ve kendisi için bahsedilenler hakkında bir soru sordum. Memnuniyetsizliğini dile getirdi ve kaynaklarını ikincil olarak nitelendirdi. “Benim için yazdıkları hakkında fikrimi sormak için beni aramadığını hayal edin?” ‘Ama eski devlet bakanları neden tekrar işlerinin başına dönmüyor?’ sorusuna ise, “Bir bakanın göreve iade edildiği ender durumlar vardır. Bu, ABD usulüdür” dedi.

Kissinger ile yapılan röportaj

-İlk Arap-İsrail görüşmeleri 1973’te başladı. Şimdi, 19 yıl sonra, bu tehlikeli çatışmaya nihai bir çözümün mümkün olduğunu düşünüyor musunuz?

Bir çözüme ulaşmak, arzu edilen bir şey. Her zaman ‘adım adım’ politikasının en iyi yöntem olduğunu hissettim. Hala tüm sorunları tek bir müzakerede çözmenin uygulanmasının zor olduğunu düşünüyorum. Elinden geleni yapmalı, çok sayıda konuya saplanıp kalmamalı.

-Ancak 1973 savaşının ardından ortaya koyduğunuz ‘ayrılma’ görüşmelerinden sonra böyle bir barışı sağlamak için tarihi bir fırsatı kaçırdığınızı düşünmüyor musunuz? İsrail, ABD yardımı olmadan askeri yenilgi olasılığının farkında. Arap tarafı, geri çekilmek için müzakere ilkesini kabul etti. Neden önceliklerinizi Mısır’la diplomatik ilişkileri yeniden tesis etmek ve İsrail’i askeri olarak desteklemekle sınırladınız?

Öncelikle, bu tamamen yanlış. Çünkü İsrail yenilgiyle değil, kuşatılmış Mısır ordusuyla karşı karşıyaydı. Biz ateşkesi başlattığımızda İsrailliler askeri olarak güçleniyordu. İkinci olarak ayrılma, iki cephede gerçekleşti: Birincisi, Mısırlıların topraklarının önemli bir bölümünü geri aldıkları Sina Yarımadası’ndaydı. İkincisi Suriye ile oldu ve bugün hala sabit. Bu görüşmeler, Mısır ile İsrail arasında müteakip barış görüşmelerinin temelini oluşturdu.

-Özellikle de böyle bir çözüm, Irak’ın Kuveyt’i işgali sonrasında Irak kuvvetlerinin tarafsızlaştırılmasının ardından Filistin sorununun çözümü, Ortadoğu’daki ana sorunların sonu anlamına mı gelecek?

Filistin sorununun çözülmesinin bölgedeki diğer sorunların çözümüne yönelik büyük bir adım olacağına inanıyorum.

-Bağdat’taki alternatif yönetime ilişkin geleceğin belirsizliği göz önüne alındığında, Körfez bölgesinin yeni haritasını nasıl tasavvur ediyorsunuz?

Tarihsel olarak Irak, özellikle Körfez’deki İran hegemonyası karşısında güç dengesinde önemli bir unsurdur. Dolayısıyla Irak’ın gücünün zayıflamasının İran’ın lehine olması doğal. Körfez’deki durumun gerçeği bu. Çünkü ABD hükümeti açısından, geçmişte dost Körfez ülkelerinin hükümetlerini desteklemiştir ve gelecekte de destekleyecektir. Hiç şüphesiz Körfez Savaşı oradaki güç dengesini bozmuştur.

-Bu, Körfez bölgesinde İran hegemonyasına tanık olduğumuz anlamına mı geliyor?

Tam şu anda İran, Irak karşısında güçlendi. Tıpkı iki yıl önce Irak’ın İran karşısında daha fazla güç kazanması gibi. Bu değişken bir durum, ancak Saddam Hüseyin yönetimde olduğu sürece Irak’ın gücü sürekli olarak zayıflıyor.

-Peki ya Kürtlerin durumu, özellikle de 1970’lerde bu durumun düzenlenmesinde sizin de rolünüz varken? Hem Irak’ta hem de İran’da değişen durum çerçevesinde Kürtlerin kendi devletlerini kurma fırsatı olduğunu düşünüyor musunuz?

Öncelikle, her şeyden önce, 1970’lerde Kürtlerin durumunun düzenlenmesinde benim rolüm olduğunu söylediğinizde, bunun doğru olmadığını söyleyeceğim. 1975’te İran’ın Kürtlere yardım etme çabasını desteklememiz istendi ve o yıl Kongre yardım sağlamayı reddetti. Mali yardımlar, tahmini Kongre’nin onaylamasını beklemediğimiz yaklaşık 300 milyon dolardı. Bağımsız Kürdistan devletinin kurulması ise sadece Irak’ı ilgilendirmiyor, İran’ın yanı sıra Suriye ve Türkiye’yi de etkiliyor. Ancak ben şahsen Kürtlerin insan haklarının sağlanması gerektiğine inanıyorum.

-Özellikle müzakere masasından çekilmesi ve Filistinlilerin örgüt dışından kişilerce temsil edilmesinin ardından Filistin Kurtuluş Örgütü’nün geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Ben örgütün içişleri konusunda uzman değilim. Ancak Yaser Arafat, geçmişte olağan dışı durumlardan bizzat sağ çıkmayı başardı ve bu krizi tekrar atlatmasını bekliyorum.

-Türkiye ve İran, bir zamanlar güney Sovyet kuşağının bir parçası olan bazı İslam topraklarını miras almak için yarışıyor. Uluslararası koşullar, Türkiye ve İran gibi iki bölgesel gücün coğrafi olarak genişlemesine veya en azından o bölge üzerindeki etkilerinin artmasına izin verecek mi?

Orta Asya’yı üçgen bir çekişme noktası olarak görüyorum. Tarihsel olarak, köktenci nedenlerle Rusya ve İran, etnik nedenlerle Türkiye vardır. Kazakistan bölgesinde Pakistan ve bir dereceye kadar Çin gibi başka oyuncular da var. ABD’nin rolü, coğrafi uzaklık nedeniyle asgari düzeyde olacaktır. Ama İran ve Türkiye’nin etkisinin artacağını ve uluslararası iklimin bunu kabul edeceğini düşünüyorum. Ancak iki devlet veya biri, etkili bir şekilde toprakları ilhak ve kontrol etmeye çalışırsa Rusya, güçlükler ve tehlikeli bir durum yaratacak bir meseleyle karşı karşıya kalacak.

-Bölgedeki bazı ülkelerde İslami köktendinci hareketlerin iktidarı ele geçirmesi karşısında Batı’nın tutumu nasıl olacak?

Ne gibi?

-Neredeyse Cezayir’de olanlar gibi.

Batı, bu tür hükümetlerle uğraşmamayı tercih ediyor. Ama sonunda onlarla uğraşmayı bir gerçeklik olarak kabul ediyor.

-Bölge, Libya ile ABD arasında başka bir askeri çatışma yaşayacak mı?

Askeri çatışmadan ne kastettiğinize bağlı. Libya hükümetinin terör operasyonlarına karıştığının kanıtlanması durumunda ABD hükümetinin bu konuda tavır alması doğal. ABD’nin bedel ödemeden Libya ile askeri bir çatışma başlatacağını düşünmüyorum.

-Ancak ekonomik abluka yoluyla ABD hükümeti, istediğini elde etmeyi başaramazsa bundan sonra ne olacak?

Bu, zor bir soru. Bir ülkenin 290 vatandaşınızın katledilmesinden sorumlu olduğunu bildiğiniz halde, özellikle de olaydan sorumlu olan iki kişinin cezalandırılmadığını da bildiğiniz halde bu durumu kabullenmek çok zor.

-Ancak ABD, geçmişte Latin Amerika’da veya Ortadoğu’da hükümetler veya kuruluşlar tarafından kendisine karşı gerçekleştirilen terör operasyonlarına daha önce müsamaha göstermişti. Lockerbie davası, önceki terör operasyonlarına kıyasla neden hayati ve önemli hale geldi?

ABD hükümetinin geçmişte bu kadar çok kurbanı olan bir operasyonla karşılaştığını hatırlamıyorum. Operasyonu kimin ve nasıl yaptığına dair bilgisi de vardı. Ayrıca 1983 veya 1984’te Beyrut’taki ‘Deniz Piyadeleri’ üssünün bombalanması ve yaklaşık 250 kişinin hayatını kaybetmesinden bu yana, ABD’ye yönelik bu tür operasyonların arkasında bulunanların cezalandırılması yönünde bir kararlılık söz konusudur.

-Panama’nın güçlü hükümdarı Noriega’nın tutuklanması ve yargılanması, Kuveyt’i işgalinden sonra Saddam Hüseyin’in cezalandırılması, Kaddafi’ye karşı askeri harekât tehdidi, bunlar yeni dünya düzeni zincirinin halkaları mı? O halde yarının küçük devletlerini bugün dünyada kalan tek süper gücün kötüye kullanılma olasılıklarından kim koruyacak?

Bence her vakayı ayrı ayrı ele almak gerekiyor. Saddam Hüseyin, küçük bir ülkeye karşı saldırganlığa dahil oldu. ABD’nin tepkisi, on yıl içinde birçok savaş başlatan ve uluslararası dengeleri tehdit eden bir kişiye karşıydı. Başkan George Bush, son dönemde Saddam’la olan dostane ilişkisi nedeniyle eleştirildi. Libya’ya gelince, ABD’ye yönelik terör operasyonlarını desteklediğini ve hoş görülemeyecek siyasi pozisyonlar aldığını bir kez daha belirtmek isterim. Noriega hakkında ise, mahkeme karar verene kadar davası hakkında yorum yapmamayı tercih ediyorum. Bu bizim tarafımızdan küçük ülkelere hükmetme girişimi değildir.

-Peki ‘ABD’nin tek büyük ulus olarak kalması gerektiğini beyan eden’ Pentagon Belgesi’ni nasıl yorumluyorsunuz? Bunu, Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra yeni bir ABD rolünün gerçek bir beyanı olarak görüyor musunuz?

Asla. Ama bence ‘Pentagon Belgesi’, çok sayıda ve ciddi şekilde talep edilen hedefleri duyurdu. Örneğin, nükleer silahların yayılmasının önlenmesini ele alalım. Her halükârda, ABD’nin sırf atom programı olduğundan şüpheleniyoruz diye her ülkeye gidip saldırma hakkının olduğuna inanmıyorum. Atom silahlarının yayılmasını azaltmak için siyasi baskı da dahil olmak üzere diplomasinin kullanılmasını tercih ederim. Böyle bir sorunu çözmek için güç kullanılmasına karşıyım.

-Ancak ‘Pentagon Belgesi’, Dışişleri Bakanı James Baker’ın güvencelerine rağmen birçok Avrupalıyı korkuttu. Bu, örneğin Avrupa’daki dünün müttefiklerinin yarının düşmanları olabileceği anlamına mı geliyor?

Hayır. ABD’nin Avrupalı ​​müttefikleri bu nedenle düşman olamazlar. Evet, politikasını eleştirecekler, bu mümkün ve belirli konularda. ABD’deki politikamız, tüm ayrıntılar üzerinde anlaşma ihtiyacına değil, açık temel hedeflere dayanmaktadır. Atlantik ilişkilerinde kapsamlı bir anlayışı sürdürmek için isteklilik var. Ancak yine de bazı konularda anlaşmazlıklar olacaktır.

-Eski Başkan Nixon, ekonomik nedenlerle Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin’in düşmesine izin verme riskini almama konusunda uyardı. Chiang Kai-shek döneminde Komünistlerin lehine düştüğünde, Çin’in durumunun tekrarlanma olasılığına gerçekten tanık olur muyuz?

Hayır. ABD, Çin’i kaybetmedi. O zamanlarda ABD’nin büyük bir askeri savaş başlatmak dışında Komünistlerin iktidarı almasını engellemek için yapabileceği hiçbir şey yoktu. Bu bile başarılı olamazdı. Yeltsin’e gelince, ona sınırlı bir şekilde yardımcı olabiliriz. Ancak başarısına veya başarısızlığına büyük ölçüde karar veremeyeceğiz. Belirleyici siyasi kararları bizzat kendisi almalıdır.

Henry Kissinger (solda), 12 Kasım 1972’de Vietnam Savaşı’nı sona erdirmek için yapılan müzakereler sırasında (AFP)
Henry Kissinger (solda), 12 Kasım 1972’de Vietnam Savaşı’nı sona erdirmek için yapılan müzakereler sırasında (AFP)

-ABD’nin atom silahlarının yayılması konusundaki endişesinden bahsettim. Hindistan otuz yıl önce atom testlerini yapabildiğinden beri, atom silahlarını üretebilecek başka üçüncü dünya ülkeleri olduğu biliniyor. Mevcut uluslararası anlaşmaların artık atom silahı arayan bu tür ülkelerin emellerini yerine getirmediğini düşünüyor musunuz?

Yaklaşık iki yıl içinde Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması, atom enerjisinin veya atom malzemelerinin askeri amaçlara dönüştürülmesi olasılığını sınırlamak için uluslararası bir anlaşmaya varma çabalarının konusu haline gelecek. Ancak teknolojinin ilerlemesiyle birlikte, atom silahlarının üretiminin her yerde mümkün olduğunu hissediyorum.

-Sovyetler Birliği’nde solun düşüşüne tanık olduğumuz aynı yıl ABD’de sağın kaybedeceğini tasavvur edebiliyor musunuz?

Amerikan sağı ve solu, Rusya’daki sol ve sağla kıyaslanamaz. ABD’deki Cumhuriyetçi Parti, ülkeyi 24 yılın 20 yılında yönetti. Dolayısıyla bu durumda parti değişikliği için seçim yapılması olası bir ihtimal haline geliyor. Ancak kişisel önsezim, özellikle ekonomik durum düzeldiğinde Bush’un yeniden seçileceği yönünde. Demokratların 1992’de 1972’de olduğundan çok daha fazla sağda olduğunu unutmamalısınız. Bu nedenle Demokrat Parti’yi solcu olarak nitelendirmek zordur.

-Cumhuriyetçi aday Buchanan’ın yaptığı ve yurt içinde memnuniyetle karşılanan bir çağrı olan dış yardımı azaltma çağrısının tırmanmasıyla ABD’nin yurtdışındaki konumu ne olacak? Özellikle etkiniz kısmen böyle bir yardıma bağlı olduğundan, bunun ABD’in konumunu zayıflatabileceğini düşünüyor musunuz?

Amerikan sağında ve solunda büyüyen bir izolasyon arzusu var. ABD’nin dünyadaki konumu, marjinal olarak dış yardıma bağlıdır. Yardım programı gerçekten çelişkili. Amerikalıların izolasyon arzusuna gelince, bu her iki tarafta da (Demokrat ve Cumhuriyetçi) var olan ve büyüyen bir olgudur.

ku

-Bush yönetiminin İsrail’e kredi garantisi vermeyi reddetmesini nasıl açıklarsınız? Bu adım iki taraf arasındaki siyasi ilişkide yeni bir yaklaşımı mı temsil ediyor?

Bush yönetimi, Arap ve İsrail tarafları arasındaki güvenilirliğini teyit etmeye çalışıyor.

-Örneğin Amerikan baskısı, İsrail seçimlerini ve Likud’un dışlanmasını etkileyecek mi?

İsrail’de her zaman bir koalisyon hükümeti olduğunu görürsünüz ve bu nedenle büyük bir değişiklik göremezsiniz. Yaklaşan seçimlerin sonucunun İşçi Partisi ve Likud’dan oluşan bir koalisyon hükümeti getirmesini ve başbakanın seçimlerde iki partiden en büyük payı alacak tarafa bağlı olmasını bekliyorum. Ayrıca İsrail’in pozisyonunda kademeli bir değişiklik bekliyorum.

-Bu durum, Ortadoğu’daki müzakereleri nasıl etkileyecek?

Tahminimce en az iki yıl içinde Filistin konusunda anlaşmaya varılır.

-Ürdün ve Suriye’nin müzakere pozisyonları ne olacak?

Kral Hüseyin ile dostluğuma her zaman değer verdim ve Başkan Hafız Esed’e çok saygı duyuyorum. Bir anlaşmaya varılmasını umuyorum. Burada 1974’te Suriye ile varılan bir anlaşma olduğunu ve bunun hala geçerli olduğunu birçok kişinin unuttuğunu söylemek isterim. Bu anlaşmaya bugüne kadar riayet edildiği konusunda herkes hemfikirdir.

  



Trump: Şu anda İran'la müzakereler yürütüyoruz

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'da federal bütçeyi imzalarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'da federal bütçeyi imzalarken (AFP)
TT

Trump: Şu anda İran'la müzakereler yürütüyoruz

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'da federal bütçeyi imzalarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'da federal bütçeyi imzalarken (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump dün yaptığı açıklamada, Tahran'ın planlanan görüşmelerin Türkiye'den Umman'a taşınmasını ve kapsamının daraltılmasını talep etmesinin ardından, ABD'nin İran ile "şu anda" müzakere ettiğini söyledi.

Beyaz Saray'da gazetecilere konuşan Trump, bu hafta içinde yapılması planlanan görüşmelerin nerede gerçekleşeceğine dair ayrıntı vermekten kaçındı.


Washington ve Tahran arasında bir çatışma için en olası senaryolar hangileridir?

ABD Başkanı Donald Trump, böyle bir saldırı başlatma konusunda henüz nihai kararını vermedi, ancak bir anlaşmaya varmak için diplomasi kapısının halen açık olduğunu ima etti (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, böyle bir saldırı başlatma konusunda henüz nihai kararını vermedi, ancak bir anlaşmaya varmak için diplomasi kapısının halen açık olduğunu ima etti (AFP)
TT

Washington ve Tahran arasında bir çatışma için en olası senaryolar hangileridir?

ABD Başkanı Donald Trump, böyle bir saldırı başlatma konusunda henüz nihai kararını vermedi, ancak bir anlaşmaya varmak için diplomasi kapısının halen açık olduğunu ima etti (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, böyle bir saldırı başlatma konusunda henüz nihai kararını vermedi, ancak bir anlaşmaya varmak için diplomasi kapısının halen açık olduğunu ima etti (AFP)

Ahmed Abdulhekim

Ortadoğu geneline hakim olan ve Washington ile Tahran arasında askeri bir çatışma olasılığıyla körüklenen, her iki ülkenin de artan tehditler savurduğu, ABD'nin bölgede askeri güçlerini yoğun bir şekilde konuşlandırdığı gerilim ortamında, gözlemciler gerçekleşmesi halinde beklenen askeri eylemin niteliğini, biçimini ve bölge üzerindeki sonuçlarını tartışıyorlar. Zira ABD’nin nihai hedeflerinin, İran'ın nükleer programını veya balistik füze cephaneliğini vurmak, rejimi değiştirmeye çalışmak yahut bunların bir kombinasyonu olup olmadığı halen muğlak.

xcvfg
Bazılarına göre, Başkan Trump, ABD'nin aylarca kıyılarına güçlerini yığdığı ve Başkan Maduro'yu devirmek için baskı kampanyası yürüttüğü Venezuela'da kullandığına benzer bir yaklaşımı İran'a karşı da izliyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, böyle bir saldırı konusunda henüz nihai bir karar vermemiş ve bir anlaşmaya varmak için diplomasi kapısının halen açık olduğunu ima etmiş olsa da bilhassa ABD'nin bölgedeki deniz filosunu takviye etmesi, Başkan Trump'ın İran'ı nükleer anlaşma imzalamayı kabul etmemesi veya protestocuları öldürmeyi bırakmaması durumunda “benzeri görülmemiş” bir askeri eylemle tehdit etmeye devam etmesiyle birlikte, askeri eylem sinyalleri artmaya devam ediyor.

ABD Donanması şu anda bölgede altı muhrip, bir uçak gemisi ve üç kıyı muharebe gemisi konuşlandırmış durumda. Geçen hafta ABD Donanması, saldırı uçakları ve hayalet F-35 savaş uçaklarıyla donatılmış USS Abraham Lincoln uçak gemisinin İran içindeki hedeflere saldırı mesafesinde, Arap Denizi'nde konuşlandırıldığını açıkladı. Uçak gemisine füzelerle donatılmış 3 muhrip eşlik ediyor. Pentagon ayrıca, İran'ın kısa veya orta menzilli füzeler kullanarak düzenleyebileceği olası misilleme saldırılarına karşı bölgedeki ABD güçlerini korumak için ilave Patriot ve THAAD hava savunma sistemleri gönderdi.

ABD hamlesinin amaçları

ABD ordusunun Ortadoğu'da, İran'ı vurabileceği menzilde “büyük bir vurucu güç” olarak değerlendirdiği gücü konuşlandırmasının gölgesinde, Amerikan siyasi çevreleri hâlâ bu tırmandırmanın birincil amacının İran'ın nükleer programını hedef almak veya balistik füze cephaneliğini vurmak, rejimi değiştirmeye çalışmak yahut bu üç seçeneğin bir kombinasyonu olup olmadığını tartışmaya devam ediyor.

Wall Street Journal'ın ABD’li yetkililere atıfta bulunarak yayınladığı bir analize göre, Başkan Trump, yardımcılarından Ortadoğu'da uzun süreli bir savaşa dönüşme riskini taşımayan hızlı ve kararlı saldırı seçeneklerini incelemelerini istedi. Yetkililer, ideal seçeneğin rejime ağır bir darbe indirmek ve onu nükleer meseleyle ilgili ABD taleplerine boyun eğmeye, muhaliflerine yönelik baskıyı durdurmaya mecbur bırakmak olduğuna inanıyorlar.

Aynı gazete, ABD yönetiminin kurmayları arasında İran hükümetini devirebilecek büyük bir hava saldırıları operasyonunun tartışıldığını, ayrıca Başkan Trump ve ekibinin İran'dan diplomatik tavizler koparmak için askeri güç tehdidini kullanma olasılığını da müzakere ettiğini bildirdi.

Son iki gündür Tahran ve Washington karşılıklı diplomatik mesajlar vererek, diplomatik bir çözüm için kapıyı açık tuttular; İran, savunma yeteneklerini sınırlamayı amaçlamayan “adil” müzakerelere hazır olduğunu vurguladı.

Wall Street Journal, hızla gelişen olaylara dayanarak Trump'ın kararının “potansiyel askeri eylemin” şeklini belirleyeceğini açıkladı. Gazete, Trump yönetiminden adını açıklamadığı üst düzey bir yetkilinin şu sözlerine de yer verdi: “ABD Başkanı, İran'ın nükleer silaha sahip olamayacağını sürekli vurgulamasına rağmen, stratejik hedeflerini ve askeri düşüncesini korumak için kasıtlı olarak bir dereceye kadar muğlak olmayı sürdürüyor.”

 Washington'un hesaplarına göre, Başkan Trump, birkaç yıl öncesine göre askeri olarak önemli ölçüde zayıflatılmış olmasına rağmen, İran’da büyük ölçekli bir Amerikan saldırısına dayanabilecek ve Amerikan üslerine, savaş gemilerine ve İsrail de dahil olmak üzere bölgedeki müttefiklerine, füze ve insansız hava aracı saldırılarıyla karşılık verebilecek bir düşmanla karşı karşıya bulunuyor.

Tel Aviv'deki Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü'nde araştırmacı olan Danny Citrinowicz, 2003 Irak işgalinden önce düzenlenen Amerikan hava saldırıları operasyonuna atıfta bulunarak, “İran meselesinin 'şok ve yıldırma' şeklinde bir çözümü yok” diyor ve “Aksi yönde söz veren herkes muhtemelen yanılıyor” değerlendirmesinde bulunuyor.

Bazıları, Beyaz Saray yetkililerinin Tahran'ı nükleer programını kısıtlamak, balistik füzelerine ve bölgesel vekil güçlerine verdiği desteğe sınırlamalar getirmek konusunda görüşmelere ikna etmek için askeri müdahale tehdidini kullandığına inanıyor. Ancak başta Trump olmak üzere ABD yönetimi, “verimsiz müzakerelere sürüklenmemeye” karşı da uyarıda bulunuyor.

7uk7
İran'ın Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney, ABD'nin ülkesine saldırması durumunda bunun bölgesel bir çatışmaya dönüşeceğini söyledi (AFP)

ABD Başkanı cumartesi akşamı, başkanlık uçağında gazetecilere, “Umarım kabul edilebilir bir şey üzerinde müzakere ederler… Nükleer silahların olmadığı, herkes için tatmin edici bir müzakere anlaşması yapılabilir ve bunu yapmaları gerekir, ancak bunu yapıp yapmayacaklarını bilmiyorum. Ama bizimle görüşüyorlar. Ciddi şekilde bizimle görüşüyorlar” dedi. Buna karşılık, Dini Lider Hamaney pazar günü sert bir şekilde konuştu. Tahran'da yaptığı konuşmada, ABD'nin ülkesini “yutmak” ve petrolünü, doğal gazını ve madenlerini ele geçirmek istediğini söyleyerek, Washington'u “bu sefer savaş bölgesel bir savaş olacak” diye uyardı.

Potansiyel bir çatışma senaryoları

Amerikan hedeflerinin belirsizliği ve diplomasi kapısının şimdilik açık kalması ve her iki tarafın da farklı hedeflerine rağmen “ciddi müzakerelere” hazır olması göz önüne alındığında, ABD'nin askeri bir saldırısı olasılığı geçerli olmaya devam ediyor. Zira Başkan Trump İran'a “zamanın tükenmekte olduğu” ve geçen yıl haziran ayında nükleer tesislerini hedef alan ABD saldırılarından “çok daha yıkıcı” bir saldırıyla karşı karşıya kalacağı yönündeki uyarılarını tekrarlıyor. Bu arada Tahran, güçlerinin “tamamen hazır” olduğunu vurgulayarak, gelecekteki herhangi bir savaşın “bölgesel bir çatışmaya dönüşeceği” konusunda uyarıda bulunuyor.

Amerikan basınında ve düşünce kuruluşlarında yer alan haberlere göre, ABD Başkanı son günlerde Beyaz Saray ve Savunma Bakanlığı (Pentagon) arasında paralel olarak geliştirilen “potansiyel saldırı” seçenekleri hakkında brifingler aldı.

Wall Street Journal'a göre bu seçenekler arasında, ABD'nin İran rejimine ve İslam Devrim Muhafızları'na ait tesisleri büyük ölçekli hava saldırıları operasyonu ile vurmasını öngören “büyük plan” da yer alıyor. Gazete, yetkililere atıfta bulunarak, daha sınırlı seçeneklerin, öncelikle rejime ait sembolik hedefleri vurmayı, nükleer silah üretme amacında olduğunu reddeden İran’ın, Trump'ı tatmin edecek bir anlaşmaya varmayı kabul etmemesi durumunda, daha sonra saldırıları artırmayı içerdiğini belirtti.

Bir diğer seçenek ise askeri hedeflere ve liderliğe ait tesislere yönelik geniş çaplı bir karışıklığa yol açacak, potansiyel olarak İran güvenlik güçlerini veya diğer güçleri, 86 yaşındaki Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney'i görevden almaya yönlendirecek bir dizi saldırı düzenlemektir.

sdcfrgt
Son iki gündür Tahran ve Washington karşılıklı diplomatik mesajlar vererek diplomatik bir çözüm için kapıyı açık tuttular (AFP)

ABD’de, geçen ay Trump'ın özel kuvvetler kullanarak Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun tutuklanmasını emrettiği operasyona benzer şekilde, İran rejiminin başı Dini Lider Ali Hamaney'i hedef alan bir operasyon olasılığından bahsedilmiş olsa da hem uygulamadaki objektif koşullar hem de potansiyel sonuçları açısından bu senaryo zorluklar taşıyor.

Pratik açıdan bakıldığında, Venezuela'da yaşananlara benzer bir senaryonun İran'da uygulanması çok daha zor olacaktır; zira İran, liderliğini korumak için sıkı güvenlik önlemleri alıyor ve başkenti kıyıdan çok uzakta, iç kesimlerde bulunuyor. Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre buna ilave olarak, böyle bir operasyonun İran devletinin geleceği üzerindeki sonuçlarına ilişkin görüş ayrılıkları da oldukça büyük. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da dahil olmak üzere ABD yönetimi yetkilileri, Hamaney'in görevden alınması durumunda bile, yerine geçecek hükümetin Washington'a karşı daha dostane olacağının garanti edilemeyeceğine inanıyor. Hatta bazıları, bu durumda İran Devrim Muhafızları'nın kıdemli bir komutanının başa geleceğini ve bunun sonucunda rejimin sert tutumunu sürdürebileceğini veya daha da derinleştirebileceğini öngörüyor.

Geçtiğimiz çarşamba günü Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Senato’nun bir komitesine verdiği brifingde, Hamaney'in görevden alınması ve rejimin devrilmesi durumunda ne olacağının hâlâ açık bir soru olduğunu söyledi. “İran'da bundan sonra ne olacağı konusunda kimsenin size basit bir cevap verebileceğini sanmıyorum” ifadesini kullandı.

Birçok Amerikalı analiste göre Başkan Trump İran'a karşı bir saldırı başlatmaya karar verirse, Pentagon'un hazırlanıyor gibi göründüğü türden hızlı hava saldırıları veya füze saldırılarıyla belirlediği hedeflerin hiçbirine ulaşmak mümkün olmayacak.

Wall Street Journal, İran uzmanı ve halihazırda Johns Hopkins Üniversitesi'nde görev yapan eski ABD’li yetkili Vali Nasr'ın şu sözlerini aktardı: “İran rejimi çok hızlı bir şekilde yenilse bile, önemli olan ertesi gün ne olacağıdır.” Gazete ayrıca, Washington'daki Cato Enstitüsü'nde savunma ve dış politika çalışmaları direktörü Justin Logan'ın şu sözlerini de aktardı: “Başkan Trump, hızlı, düşük maliyetli ve kesin sonuçlu olduğunda askeri güç kullanmayı tercih ediyor.” Logan “Sorun şu ki, işleri hızlı, düşük maliyetli bir şekilde yapıp aynı zamanda kesin sonuçlar elde edemezsiniz.”

Hedeflerin ve operasyonel senaryoların niteliği, New York Times gazetesi tarafından da ele alındı ve “Trump'ın İran ile mücadele için askeri seçenekleri” başlıklı analizinde ​​şu ifadeler yer aldı: “ABD Başkanı’na, son günlerde ülkenin nükleer ve füze tesislerine daha fazla zarar vermeyi veya İran Dini Liderini zayıflatmayı amaçlayan potansiyel askeri seçeneklere dair geniş bir liste teslim edildi. Bu seçenekler, Trump'ın birkaç hafta önce İran güvenlik güçleri tarafından protestocuların öldürülmesini durdurma sözünü yerine getirmeye çalışırken değerlendirdiği önerilerin ötesine geçiyor.”

Gazete, adlarını vermediği yetkililere atıfta bulunarak, Trump'ın İran'a karşı askeri harekât emri vermediğini, Pentagon tarafından sunulan seçeneklerden herhangi birine henüz karar vermediğini belirtti. Habere göre, ABD Başkanı son günlerde “rejim değişikliğinin uygulanabilir bir seçenek olup olmadığını” değerlendiriyor.

New York Times, haftalar önce İran'ı saran protestolar sırasında Trump yönetiminin İran nükleer programına saldırmayı, protestoculara yönelik baskının büyük bir kısmından sorumlu güvenlik kurumlarının genel merkezleri gibi sembolik yerleri hedef almayı düşündüğünü açıkladı. Gazeteye göre, İranlı yetkililerin planlanan yüzlerce infazı iptal etmesinin ve bölgedeki ülkelerin Başkandan herhangi bir saldırıyı ertelemesini istemesinin ardından, Trump o dönemde askeri seçenekten aniden geri adım attı.

ABD’li yetkililer, Trump'ın İran'a karşı, ABD'nin aylarca kıyı açıklarına güç yığdığı ve Başkan Maduro'yu devirmek için baskı kampanyası yürüttüğü Venezuela'ya karşı izlediğine benzer bir yaklaşım izlediğini söylüyor. Ne ki, Maduro'yu Venezuela'dan ayrılmaya ikna etme çabaları başarısız olmuş ve bu da ABD'nin ülkeye askeri müdahalede bulunmasına ve Maduro ile eşini tutuklamasına yol açmıştı. Venezuela'nın aksine, bazıları Tahran'ın ABD'nin koyduğu şartları kabul etmek isteyeceğinden şüphe duyuyor. Zira bu şartlar arasında uranyum zenginleştirmeyi sona erdirmesi ve mevcut tüm nükleer stoklarından vazgeçmesi, İran’ın cephaneliğindeki balistik füzelerin menziline ve sayısına kısıtlamalar getirilmesi ve Hamas, Hizbullah ve Yemen'deki Husiler de dahil olmak üzere Ortadoğu'daki vekil gruplara verdiği tüm desteği sona erdirmesi yer alıyor.

ABD İran’dan bunları talep ederken, İsrail ve ABD’den gelen haberler Tel Aviv'in alternatif bir seçenek için baskı yaptığına işaret ediyor. O seçenek de ABD'nin, geçen yıl haziran ayındaki 12 günlük savaş sırasında İsrail tarafından imha edildikten sonra Tahran'ın büyük ölçüde yeniden inşa ettiği İran'ın balistik füze programına karşı yeni saldırılar düzenlemede kendisine katılması.

Beklenen operasyonun hukukiliği

Tahran üzerindeki ABD baskısının artmasıyla birlikte, Amerikan çevrelerinde Washington'un Kongre’nin onayı olmadan İran'a karşı saldırılar düzenleme konusunda benimseyebileceği hukuki dayanak hakkında ciddi sorular gündeme geldi. Özellikle geçmişte ABD başkanlarının Kongre onayı olmadan sınırlı saldırı emri vermeye alışkın oldukları göz önüne alındığında, bu kez durum tamamen farklı olabilir. Birçok kişi, İran'a karşı nükleer programı geriletmekten ziyade hükümeti devirmeyi veya zayıflatmayı hedefleyen daha geniş kapsamlı bir operasyonun, Başkanın fiilen savaş ilanı anlamına gelen bir eylemde bulunup bulunmadığı konusunda daha ciddi soruları gündeme getirebileceğini düşünüyor.

zxcdfvg
ABD Donanması şu anda Ortadoğu bölgesinde altı muhrip, bir uçak gemisi ve üç kıyı muharebe gemisi konuşlandırmış durumda (AFP)

New York Times'a göre, bu çıkmazdan kurtulmak için ABD yönetimi, tıpkı Trump'ın Ocak 2020'de Irak'ta İran Devrim Muhafızları’na bağlı Kudüs Gücü komutanı Kasım Süleymani'yi hedef alma emrini verdiğinde olduğu gibi, yasal gerekçe olarak Tahran'ın “terörizme verdiği kapsamlı desteğe” güvenecek gibi görünüyor. Gazete, Adalet Bakanlığı'nın Süleymani “ABD askeri personeline ve diplomatlarına karşı ek saldırılar için aktif olarak planlar geliştirdiği” için o dönemde saldırıyı yasal olarak gerekçelendirdiğine işaret etti.

Washington, İran Dini Lideri'ni “terörist” olarak tanımlamasa da İran'ı terörizmi destekleyen bir devlet olarak tanımlıyor. Hamaney, hem Amerika Birleşik Devletleri hem de Avrupa tarafından “terör örgütü” olarak tanımlanan İran Devrim Muhafızları'nın başkomutanıdır.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, geçen çarşamba günü Senato Dış İlişkiler Komitesi’ne verdiği brifingde, askeri yığınak için bir başka gerekçe daha öne sürerek, bölgedeki üslerde yıllardır konuşlanmış on binlerce Amerikan askerine yönelik “bir İran saldırısını önceden caydırmak” amacıyla yapıldığını söyledi. Rubio, yönetiminin “bu noktaya gelmemeyi umduğunu” ekledi. “Ancak şu anda gördüğünüz şey, personelimize yönelik olası bir İran tehdidine karşı savunma amacıyla bölgede askeri varlıklarımızı konumlandırma gücümüzdür” dedi.

Rubio, İran çevresindeki artan ABD askeri varlığını, yeniden protestoların başlayabileceği uyarısıyla gerekçelendirdi ve ABD istihbaratının, ekonomik çöküş ve halkın hoşnutsuzluğuyla boğuşan İslam rejiminin “her zamankinden daha zayıf” olduğu yönündeki değerlendirmelerine katıldığını belirtti.


Çin Cumhurbaşkanı "adil çok kutuplu bir dünya" çağrısında bulundu

Şi ve Orsi, Pekin'de bugün yaptıkları görüşmede, (AP)
Şi ve Orsi, Pekin'de bugün yaptıkları görüşmede, (AP)
TT

Çin Cumhurbaşkanı "adil çok kutuplu bir dünya" çağrısında bulundu

Şi ve Orsi, Pekin'de bugün yaptıkları görüşmede, (AP)
Şi ve Orsi, Pekin'de bugün yaptıkları görüşmede, (AP)

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, bugün Uruguaylı mevkidaşı Yamandu Orsi'ye, iki ülkenin "adil ve düzenli çok kutuplu bir dünya"ya doğru ilerlemek için birlikte çalışması gerektiğini söyledi.

İki ülke, ticaret ve çevre de dahil olmak üzere çeşitli alanlarda iş birliği anlaşmaları imzaladı.

Orsi'nin ziyareti, ABD'nin geçen ocak ayında Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu tutuklamasından bu yana bir Güney Amerika liderinin Çin başkentine yaptığı ilk ziyaret olma özelliğini taşıyor.

Medyada yer alan bir haberde Şi'nin, Çin'in Latin Amerika ve Karayip ülkelerini egemenliklerini, güvenliklerini ve kalkınma çıkarlarını korumada ve uluslararası gerilimleri hafifletmeye yardımcı olmada desteklediğini söylediği belirtildi.

Şi, Çin ve Uruguay'ın "adil ve düzenli çok kutuplu bir dünyaya ve kapsayıcı ve karşılıklı yarar sağlayan ekonomik küreselleşmeye doğru ilerlemek için iş birliği yapması" gerektiğini ifade etti.

Bu görüşme, bu yıl Batılı başbakanların Çin'e yaptığı bir dizi ziyaretin ardından gerçekleşti.

Haberde, Orsi'nin Çin ve Uruguay arasındaki stratejik ortaklığın "en iyi noktasında" olduğunu söylediği ve her iki ülkeyi de "ortaklığı yeni bir seviyeye yükseltmeye kararlı olmaya" çağırdığı belirtildi.

Çin ve Uruguay bugün, stratejik ortaklıklarını güçlendirmek için bir bildiri imzaladı ve bilim ve teknolojiden çevreye, fikri mülkiyete ve et ticaretine kadar çeşitli alanları kapsayan 12 iş birliği belgesini imzaladı.