Fransa ve Sudan'daki yüksek riskli jeopolitik oyun

Fransızlar için Sudan, Atlantik Okyanusu'ndaki Dakar ile Kızıldeniz'deki Cibuti arasındaki bağlantı konumunda.

AFP
AFP
TT

Fransa ve Sudan'daki yüksek riskli jeopolitik oyun

AFP
AFP

Hattar Ebu Diyab

Sudan, 15 Nisan'dan bu yana ordu ve Hızlı Destek Kuvvetleri arasında şiddetli çatışmalara sahne oluyor. Suudi-Amerikan arabuluculuğuna rağmen iki taraf arasında ateşkese tam bir saygı yok ve çatışmayı sona erdirecek siyasi bir çözüm ufku da bulunmuyor. Genel olarak uluslararası grubun etkisizliğinin ortaya çıkmasıyla birlikte Sudan'dan gelen yüksek riskli bir jeopolitik oyun karşısında Avrupa Birliği'nin etkisiz, Fransız rolünün de çok sınırlı ve neredeyse hiç olmadığı açık. Bu oyunun bölgesel istikrar için bir tehdit oluşturduğunu ve birden fazla bölgede etkisi azaldığı için Fransa'nın Afrika'daki çıkarlarını etkileyebileceğini unutmamak gerek.

Sudan, kendine özgü jeopolitik konumu ve geniş kaynakları nedeniyle bölgesel ve uluslararası oyuncuların ilgisini çekiyor. Bölgedeki en geniş üçüncü Afrika ülkesidir. Bu nedenle çatışmanın tarafları ve Sudan’ın bölgesel, aşiret, din ve dil mozaiğindeki diğer gruplarla dış bağlantılarına dikkat çekiyoruz.

Kuzeydoğu Afrika ülkesi, Darfur'da ve 2011'de Güney Sudan'ın ayrılması sırasında olduğu gibi iki iç savaş ve birçok iç çatışma sonucunda kronik istikrarsızlıktan muzdaripti. Fransa her zaman, Güney Sudan'ın bağımsızlığından önce Sudan'ın bir yandan ‘putperest ve Hıristiyan’ güney ile diğer yandan ‘Müslüman’ Arap kuzeyi arasındaki bölünme teorisini tanımayan temkinli tutuma sahipti.

Paris yönetimi, Sahel'deki Fransız etkisinin en önemli merkezlerinden Çad'a komşu Darfur'un trajedileriyle ilgili olarak Afrikalılar ve Araplar arasındaki çatışma tezini onaylamaktan kaçındı. Ancak çatışmanın yayılmasını kuşatacak insani boyuta odaklandı.

Fransa ile Sudan arasındaki ilişkiler çağdaş dönemde, General Cafer Nimeyri'nin (1969-1985) rejimi altındaki kısa dönem dışında, sıcak veya zengin değildi. İslami-askeri yönetim dönemine (1989-2019) gelince; Hartum'un 1994'te terörist Carlos'u Paris'e iade etme kararına rağmen, Fransa'nın konumu genel olarak muhafazakârdı. Bununla birlikte, ekonomik ve ticari mübadelelerin gelişmesiyle birlikte Sudan'a olan Fransız ilgisi ve aynı zamanda pragmatik ve dinamik bir ilişki kaygısı arttı.

Fotoğraf Altı: Sudan Eski Devlet Başkanı Cafer Numeyri. (1969-1985)
Sudan Eski Devlet Başkanı Cafer Numeyri. (1969-1985) (REUTERS)

Paris ve diğer Batı başkentleri, 2019 protestolarını, General Ömer el-Beşir'in 30 yıl süren iktidarının düşmesine neden olan 2019 protestolarını memnuniyetle karşıladı. Bu süreçte ordu ve Hızlı Destek Kuvvetleri rejimi devirmeye yardımcı oldu. Bu durum, sivil yönetim geçişine engel olan faktörlerden biriydi. 2021'deki askeri darbe ise işleri daha da karmaşık hale getirdi. Avrupa Birliği ve diğer Batılı aktörler, askeri liderler arasındaki çatışmaya kayma ve demokratik geçişi kurtarma konusunda kararlı bir tutum almadıkları için eleştiriliyor.

Fotoğraf Altı: Eski Sudan Devlet Başkanı Ömer el-Beşir, 31 Ağustos 2019 tarihinde yolsuzluk suçlamasıyla Hartum'da yargılandı.
Eski Sudan Devlet Başkanı Ömer el-Beşir, 31 Ağustos 2019 tarihinde yolsuzluk suçlamasıyla Hartum'da yargılandı. (Reuters)

“Sudan, kendine özgü jeopolitik konumu ve geniş kaynakları nedeniyle bölgesel ve uluslararası oyuncuların ilgisini çekiyor. Bölge açısından en geniş üçüncü Afrika ülkesidir. Bu nedenle, çatışmanın tarafları ve Sudan bölgesel, aşiret, dini ve dil mozaiğindeki diğer gruplarla dış bağlantılara değiniyoruz.”

Mevcut Sudan çatışmalara Fransız yaklaşımı

Sudan, yedi ülke ile sınır paylaşması nedeniyle çeşitli çıkarların ve hedeflerin kesiştiği bir merkez konumunda. Fransa'nın endişe duyduğu en önemli konu, çatışmanın şiddetlenmesi durumunda bölgesel istikrara olası yansımalarıdır. Bu durum, Rusya'nın Afrika sahnesindeki rakipleri, örneğin Orta Afrika Cumhuriyeti ve Mali'deki Wagner Grubu'nun (Rus ordusunun yan kuruluşu) etkisini artırabileceği anlamına gelir. Bilindiği gibi bu yarı askeri Rus grup, Darfur'da altın çıkarmak için ortaklarıyla çalışıyor. Sudan'daki Hızlı Destek Kuvvetleri lideriyle yakın ilişkiye sahip. Moskova ise çatışan taraflarla iletişimini sürdürüyor.

Fotoğraf Altı: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i desteklemek ve Fransa'nın Mali'den çekilme kararını kutlamak için 19 Şubat 2022’de Bamako şehrinde gösteri düzenlendi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i desteklemek ve Fransa'nın Mali'den çekilme kararını kutlamak için 19 Şubat 2022’de Bamako şehrinde gösteri düzenlendi. AFP

Fransız yaklaşımı, Cibuti'deki eski Fransız askeri üssünün bulunduğu Afrika Boynuzu'nun yanı sıra kıyıya yakın çevresindeki çıkarlarına dayanıyor.

Taraflar arasındaki çatışmalar Sudan'ı insani bir krize sürüklerken, ‘insani’ boyut ve ‘mülteci ve yasadışı göçmen akını’ tehlikeleri de söz konusu. Darfur'da, Birleşmiş Milletler tarafından ‘soykırım’ olarak sınıflandırılan ve 21’inci yüzyılın ilk on yılında 300 bin kişinin yaşamına mal olan bir çatışmanın külleri yeniden alevlendi.

Tüm bu faktörler, Hamideti ve Burhan arasındaki çatışmanın beraberinde getirdiği riskleri artırıyor. Özellikle 1898'de Fransızlar ve İngilizler arasında yaşanan Faşoda Buhranı gibi Sudan üzerindeki eski aşamaları hatırlatıyor. Bu çatışmalar, Sudan üzerindeki sömürgeci devletler arasındaki rekabetin bir parçasıydı. Sudan'ın kontrolünü ve kaynaklarını elde etme yarışını yansıtıyordu. Sudan'ı kontrol altına alma sürecinde, Büyük Britanya, 1882'de Mısır'ı işgal ettikten sonra Mısır ile Güney Afrika arasında bir bağlantı hattı oluşturma girişiminde bulundu. Diğer yandan Sudan, Fransızlar için Dakar'ı Atlas Okyanusu'na bağlayan ve Kızıldeniz'e karşı konumlanmış olan Cibuti ile bağlantı sağlayan bir köprü niteliği taşıyordu.

“Sudan, yedi ülke ile sınır paylaşması nedeniyle çeşitli çıkarların ve hedeflerin kesiştiği bir merkez konumunda. Fransa'nın endişe duyduğu en önemli konu, çatışmanın şiddetlenmesi durumunda bölgesel istikrara olası yansımalarıdır.”

Bu kez Fransa ve Avrupa'nın genel olarak jeopolitik arenada göz ardı edildiği görünüyor. Ancak ABD, Rusya ve Çin gibi ülkelerin önde olduğu bir pozisyon sergiliyor. Bu, çatışmada ilgili bölgesel tarafların büyüklük ve çıkarlarının azaltılmasını anlamına gelmez.

Paris, Sudan'ı parçalama tehlikesinin ve bunun Mısır'dan Çad ve Etiyopya'ya doğrudan yansımalarının farkında. Şüphesiz Paris, bölgesel müttefiklerinin birçoğu çatışmanın bir tarafını güçlü bir şekilde desteklediği için utanıyor. Fransız çevreleri, bazı yönlerden belirsiz olan çok boyutlu bir jeopolitik çatışma karşısında, Sudan'ın durumunun Libya'nın durumundan daha karmaşık hale geleceğinden, diğer bölgesel çatışmaların doğrudan veya vekaleten sıcak bu bölgede gerçekleşmesinden endişe duyuyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Majalla’dan çevrildi.



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.