Çin, Japonya ile NATO arasındaki yakınlaşmaya nasıl bakıyor?

Tokyo, NATO için bir siyasi irtibat bürosuna ev sahipliği yapmayı düşünürken gözlemciler, Pekin’in komşuları üzerindeki gücünü azaltan hiçbir adımı hoş karşılamayacağını söylüyor

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Japonya Başbakanı Fumio Kişida ile el sıkışırken / Fotoğraf: AFP
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Japonya Başbakanı Fumio Kişida ile el sıkışırken / Fotoğraf: AFP
TT

Çin, Japonya ile NATO arasındaki yakınlaşmaya nasıl bakıyor?

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Japonya Başbakanı Fumio Kişida ile el sıkışırken / Fotoğraf: AFP
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Japonya Başbakanı Fumio Kişida ile el sıkışırken / Fotoğraf: AFP

İnci Mecdi

Ukrayna savaşı, güvenlik kavramlarının birçoğunu değiştirdi ve ülkeleri savunma stratejileri ile uluslararası ilişkilerini gözden geçirmeye sevk etti. Bu ülkelerden biri de Japonya.

Uzun süredir kendisini askerî ittifaklardan uzak tutarak II. Dünya Savaşı'nın tozunu silkmeye çalışan Japonya, bugün NATO ile daha yakın bir ilişkiye giriyor ve Batılı askerî ittifak için bir siyasi irtibat bürosu açma görüşmeleri yapıyor ki bu durum, Asya için türünün ilk örneği.

İki taraf ayrıca siber uzay, dezenformasyon ve gelişmekte olan ve yıkıcı teknolojiler alanında iş birliğinin seviyesini yükseltmeye de niyetli.

İki tarafın önümüzdeki temmuz ayında Vilnius'ta yapılacak NATO zirvesi öncesinde bir ortaklık programına imza atması bekleniyor. 

Tüm bu adımlar, NATO'nun Çin'i geçen yıl yayımlanan ve "Pekin'in açığa çıkan hırsları ile davranışlarının" Atlas Okyanusu ötesinin güvenliği için "sistematik bir meydan okuma" olduğu konusunda uyarıda bulunulan stratejik tasavvuruna ilk defa dahil etmesinden sonra atıldı. 

"Daha az istikrarlı" dünya 

Japonya Dışişleri Bakanı Yoshimasa Hayashi, geçtiğimiz hafta Amerikalı CNN kanalının yaptığı bir röportajda Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin ardından dünyanın "daha az istikrarlı" bir hale geldiğini ve bunun da Japonya'yı "bölgesel güvenliği yeniden düşünmek" zorunda bıraktığını belirtti. 

Hayashi, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Ukrayna'yı işgalinden sonra Tokyo'nun hissettiği tehdit duygusunu net bir şekilde ifade ederek, "Olan bitenler, Doğu Avrupa ile sınırlı kalmayarak Pasifik Okyanusu'ndaki durumu da doğrudan etkiliyor. Bu yüzden Doğu Asya'da bizimle NATO arasında iş birliği daha da önem kazandı" dedi.

Japonya Dışişleri Bakanı sözlerinin devamında ülkesinin bir NATO üyesi olmadığını, ancak bu adımın, bloğun Asya-Pasifik'teki ortaklarının NATO ile "oldukça istikrarlı bir ilişki kurduklarına" dair bir mesaj verdiğini belirtti. 

Japon yetkili, Japonya'yı kuşatan "yoğun ve karmaşık" bölgesel güvenlik ortamı olarak tarif ettiği durum hakkında konuşurken Tokyo'nun Rusya'nın artan saldırganlığının yanı sıra, Kuzey Kore'nin nükleer silahlanma tehlikesi ve Çin'in yükselişiyle de mücadele ettiğine dikkat çekti. 

NATO'nun, Ukrayna ve Viyana gibi ittifak üyesi olmayan başka ülkelerde de benzer siyasi irtibat büroları var.

Bununla birlikte daha önce böyle bir adım konusunda uyarıda bulunan Çin'le jeopolitik fay hatlarının derinleştiğini göz önünde bulundurursak Japonya'nın bu adımı, uluslararası düzeyde önemli bir gelişmeyi temsil ediyor. 

Geçen yıl Pekin, NATO'yu Asya-Pasifik bölgesinde çatışmalara sebep olmakla suçlamış ve geçen mart ayında da NATO'nun doğuya doğru hareketinin "barış ve istikrarı kaçınılmaz olarak baltaladığını" söylemişti.

Dolayısıyla Japonya'da bir ofis açılması kararı, bölgede muhtemel bir gerilime dair sorgulamalara sebep olacak. 

Independent Arabia, bu konuda Japonya Dışişleri ile temasa geçmek istedi ve o da talebi Kahire'deki büyükelçiliğe iletti.

Büyükelçilik ise "Japonya'da NATO adına bir irtibat bürosu kurmaya ilişkin NATO bünyesinde çeşitli çalışmaların yürütüldüğünü, ancak kendilerinin şu an nihai bir cevap vermekten kaçındıklarını" belirtti. 

Bölgesel egemenlik

Japonya'nın NATO'ya olan yakınlığı sadece Tokyo için değil, aynı zamanda Asya-Pasifik bölgesinin NATO ile ilişkisi için de önemli. Zira hiçbir Asya ülkesi, NATO üyesi değil.

Bununla birlikte Asya-Pasifik'te yer alan Avustralya, Yeni Zelanda, Japonya ve Güney Kore gibi bazı ülkeler NATO ile iş birliği içerisinde.  

Yakın Doğu ve Güney Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi'nde profesör ve ABD'nin eski NATO yetkilisi olan David Des Roches konuya ilişkin şu değerlendirmede bulundu:

Elbette Pekin bu gelişmeyi hoş karşılamayacaktır. Zira kendisini Doğu Asya'nın doğal bölgesel egemen gücü olarak görüyor ve Pekin'in, komşularına dikte etme becerisini hayata geçirme imkânını azaltan herhangi bir gelişmeye karşı çıkıyor. Japonya'nın II. Dünya Savaşı sırasında işlenen saldırganlık ve savaş suçları tarihi, Çin için meseleyi daha da karmaşık hale getiriyor. Pekin, bu tarih üzerinden öncülük edecek ve Japonya'nın kendi bağımsızlığını güvence altına alma arzusunu, Pekin'in her zaman yaptığı gibi savaş saldırganlığının bir devamı olarak göstermeye çalışacak. Bununla birlikte Rusya'nın Ukrayna'yı işgali ve sonrasında güvenlik düzeyinde yaşanan gelişmeler, işin doğasını değiştirdi.

Çin, bir yandan Japonya yakınlarındaki bölgelerde deniz ve hava güçlerini artırmaya çalışırken diğer yandan Doğu Çin Denizi'nde Japonya'nın kontrolündeki ıssız bir adalar silsilesi olan Senkaku Adaları'nın kendi egemenlik sahasında yer aldığını iddia ediyor. 

Gitgide artan sürtüşmelerle karşı karşıya kalan Japonya yakın zamanda, II. Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük askerî seferberliğe dair planlarını açıkladı.

Kısmen Rusya'nın iki ülke arasındaki sularda yaptığı askerî tatbikatlar ve Pasifik Okyanusu'nun batısında Japonya yakınlarında yapılan Çin-Rusya ortak deniz devriyeleri nedeniyle Japonya ile Rusya arasındaki gerilim de son aylarda tırmandı. 

Pekin, Ukrayna savaşında tarafsız olduğunu ve Rusya'nın niyetlerine ilişkin bir önbilgiye sahip olmadığını iddia etse de Moskova'nın davranışlarını kınamayı reddetti ve bunun yerine NATO'yu çatışmayı kışkırtmakla suçlayan Kremlin'in anlatısını tekrarladı.

Bu da hem Avrupa hem de ABD ile ilişkilerdeki çatlakların artmasına yol açtı. 

Bunun yanı sıra Çin Dışişleri Bakanlığı'nın üst düzey yetkilileri ABD'yi Hint ve Pasifik okyanuslarında NATO benzeri bir blok kurmaya çalışmakla suçlarken bir yetkili de "hayal bile edilemez" sonuçlar konusunda uyardı. 

Zararı, yararından çok

Batılı gözlemciler, Japonya'da bir NATO bürosu açılması yönünde atılacak adım konusunda hemfikir değil.

Washington'daki Stimson Center'dan Kelly Greco'ya göre NATO'nun bölgeye daha fazla müdahil olması "güvenlik ve istikrar için yarardan çok zarara sebep olabilir. Askerî açıdan bakıldığında Avrupa deniz ve hava kuvvetleri, bölgede caydırıcılığa anlamlı bir katkı sağlamak için gerekli yeteneklerden yoksun. Nitekim sadece Fransa ile Birleşik Krallık, bölgede düzenli bir donanma varlığını sürdürüyor. Ki Avrupalı bu iki büyük donanma gücü bile bölgede yedi fırkateyn ve iki muhripten fazlasını uzun süre konuşlandıramaz."

Aynı şekilde Avrupa hava kuvvetleri, büyük mesafelerde hava gücü göstermek için bağımsız bir yeteneğe sahip değil.

Bu nedenle Avrupa'nın askerî yeteneklerinin acı gerçeklerine bakıldığında NATO'nun rolünü Hint-Pasifik bölgesine yayacak şekilde genişletme ihtimali aşırı iddialı. 

NATO'nun Pekin'e yönelik politikası, Çin'in büyüyen gücüne ve stratejik hırslarına, özellikle de Rusya ile "sınırsız" ortaklık ilanına karşı savunmacı bir tepkiyi temsil ediyor.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, "Çin'in siber uzayda, Kuzey Kutbu'nda ve hatta Avrupa'da bize yakınlaştığı gerçeğini ele almamız gerek" dedikten sonra şu ifadeyi ekledi:

Çin'i bir düşman veya hasım olarak görmüyoruz.

Ancak NATO'nun hedefleri savunma amaçlı olsa da Greco, ittifakın politikalarının ve ilişkili söyleminin "Çin için bir tehdit olarak görülebileceğini, bundan dolayı Çin'in NATO'nun niyetlerine dair güvenini kaybettirmenin yanı sıra liderlerini NATO'ya ve üye ülkelere daha saldırgan davranmaya teşvik edebileceğini" düşünüyor. 

Brüksel'in barışçıl niyetlerinden bağımsız olarak, Greco'ya göre NATO'nun genişletilmiş askerî varlığı ve Hint-Pasifik bölgesindeki ülkelerle fiili iş birliği bir "saldırı ve tehdit" olarak yorumlanıyor.

Bu da Çin-Rusya iş birliğinin artması da dahil olmak üzere şiddetli ve dengesiz bir tepkiye yol açar.

Sonuç, Avrupa ve Hint-Pasifik bölgesinde istikrar ve güvenliğin azalmasıyla birlikte istikrarsızlaştırıcı bir tepki olacaktır. 

Toplu savunma

NATO'nun üye olmayan birçok ülkeyle uzun süreli ilişkileri olsa da Des Roches'a göre Japonya'nın bu adımında önemli olan şey, NATO'nun kurallara dayalı liberal dünya düzeni görüşüne bağlı bir kollektif güvenlik grubu olarak kuruluş ilkelerine daha çok yöneldiğini yansıtmasıdır.

Japonya uzun bir süredir Batılı değerleri ve endişeleri paylaşan bir ülke olmakla birlikte korkunç savaş tarihi nedeniyle daha az etkin bir güvenlik aktörü olmuştu.

Ancak Rusya'nın Ukrayna'yı işgali, bu eski düşünce biçimlerinin gözden geçirilmesine sebep oldu. Artık birçok ülke açık sömürgeci müdahaleye karşı koymak için toplu savunmanın kaçınılmaz rolünün farkında.

Des Roches, Rusya'nın II. Dünya Savaşı sonunda ele geçirilen Japon topraklarını işgal ettiğini kabul etmenin önemli olduğunu düşünüyor.

Ona göre Japonya topraklarındaki Rus sömürgelerinin varlığına bakılacak olursa Japonya'nın NATO ile iş birliğinin artması mantıklı bir hamle. 

Geçen nisan ayında Rus savaş gemileri, Doğu Denizi olarak da bilinen Japonya Denizi'nde denizaltı savar tatbikatları gerçekleştirdi.

Mart ayında da Rus füze botları, aynı sularda hayali bir hedefe yönelik seyir füzeleri ateşlemişti. 

Reuters'a göre Japonya Başbakanı Fumio Kişida'nın mart ayında Ukrayna'ya yaptığı sürpriz bir ziyaretin ardından nükleer silah taşıyabilen iki Rus stratejik bombardıman uçağı, Japon kıyılarındaki suların üzerinden yedi saatten fazla uçtu.  

Putin, Şubat 2022'de Ukrayna'yı işgal ettiğinde NATO'nun daha fazla ülkeyi bünyesine katmak suretiyle Doğu Avrupa'da ilerlemesini durdurma yönündeki isteğini gerekçe göstermişti.

Ancak bizzat bu işgal askerî ittifakı güçlendirdi ve genişletti. Nitekim Finlandiya geçen nisan ayında NATO'ya katıldı.

İsveç de şu an iki ülkenin uzun süredir bağlı oldukları tarafsızlık halinden vazgeçmesi için katılım sürecini sürdürüyor. 

Des Roches'a göre ironik bir şekilde Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un NATO'nun "beyin ölümünün gerçekleştiğini" söylemesinden sadece birkaç yıl sonra Vladimir Putin liderliğindeki işgal, ittifakın büyük küresel ortaklıklarla yenilenmesi ve genişlemesinin motoru ve mimarı olmuş görünüyor. 

 

Independent Arabia



Eski çalışanından Google ifşası: "Gazze savaşında İsrail ordusuna yardım edildi"

SEC'e yapılan şikayetlerin hepsi için soruşturma başlatılmıyor (Reuters)
SEC'e yapılan şikayetlerin hepsi için soruşturma başlatılmıyor (Reuters)
TT

Eski çalışanından Google ifşası: "Gazze savaşında İsrail ordusuna yardım edildi"

SEC'e yapılan şikayetlerin hepsi için soruşturma başlatılmıyor (Reuters)
SEC'e yapılan şikayetlerin hepsi için soruşturma başlatılmıyor (Reuters)

Google'ın kendi etik ilkelerini ihlal ederek İsrail ordusu için çalışan bir şirkete yardımda bulunduğu ifşa oldu.

Washington Post, eski bir Google çalışanının ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu'na (SEC) yaptığı şikayeti haberleştirdi. 

Temmuz 2024'te İsrail Savunma Kuvvetleri'nin (IDF) sağladığı e-posta adresini kullanan bir müşterinin Google'ın bulut bilişim biriminden destek talep ettiği aktarıldı. 

İsrail ordusuyla iş yapan CloudEx için çalıştığı anlaşılan bu kişinin, havadan çekilen görüntüler kullanılarak drone, zırhlı araç ve askerlerin teşhisinde Google'ın Gemini hizmetinin daha isabetli sonuçlar vermesini istediği belirtildi.  

Yanıt veren Google ekibinin iç testler yaptığı ve önerilerde bulunduğu ortaya kondu. 

CloudEx çalışanının sonrasında sorunun çözüldüğünü aktardığı ifade edildi. 

Google'ın o dönemki etik ilkelerine göre, yapay zeka teknolojisinin silahlar veya "uluslararası normları ihlal eden" gözetim uygulamaları için kullanılamayacağına dikkat çekildi. 

CloudEx aracılığıyla bu iki ilkeyi de çiğneyen Google'ın, yatırımcıları ve düzenleyici kurumları kandırdığı iddia edildi. 

Adı ve görevi açıklanmayan ifşacı, Amerikan gazetesine yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

Google'daki pek çok projem, yapay zeka etiğine dair iç değerlendirme sürecinden geçti. Bu süreç çok sağlamdır ve çalışanlara düzenli olarak şirketin yapay zeka prensiplerinin ne kadar önemli olduğu hatırlatılır. Ama mesele İsrail ve Gazze olunca tam tersi geçerli oldu. SEC'e başvuruda bulundum çünkü şirketin bu çifte standarttan sorumlu tutulması gerektiğini hissettim.

SEC'e yapılan şikayette, İsrail'in 71 bini aşkın Filistinliyi öldürdüğü Gazze savaşında Gemini'dan istifade ettiği öne sürüldü. 

Google geçmişte İsrail hükümeti için silahlar ya da istihbarata dair "çok hassas" çalışmalar sergilemediklerini savunuyordu. 

Teknoloji devinin bir sözcüsü, son iddialar üzerine Washington Post'a konuşarak suçlamaları reddetti:

Bir genel kullanım sorusunu yanıtladık. Standart yardım masası bilgisini her müşteriye veririz. Bunu aşan bir teknik destek sağlamadık. Bu soruyu, yapay zeka ürünlerine birkaç yüz dolardan fazla harcamayan bir hesap yöneltti ki bu şartlarda yapay zekanın herhangi bir şekilde kayda değer kullanımı imkansız.

Google belgeleri, "bulut video zekası" hizmetinin nesne takibinin ilk bin dakika boyunca ücretsiz olduğunu, sonrasındaysa dakika başına 15 sent para aldığını bildiriyor.

Şirket, yapay zekanın silah ve gözetim için kullanılmasına karşı çıkan prensiplerini, çalışanlarının tüm protestolarına rağmen Şubat 2025'te rafa kaldırmıştı. 

Aralık ayında Pentagon, çalışanlarının Gemini'ı kullanmaya başladığını duyurmuştu. 

SEC, IDF ve CloudEx, Amerikan gazetesinin yorum taleplerine yanıt vermedi. 

Independent Türkçe, Washington Post, Jerusalem Post


Kremlin, bu hafta Ukrayna ve ABD ile görüşmelerin yapılacağını doğruladı

Kremlin sözcüsü Dmitry Peskov (Reuters)
Kremlin sözcüsü Dmitry Peskov (Reuters)
TT

Kremlin, bu hafta Ukrayna ve ABD ile görüşmelerin yapılacağını doğruladı

Kremlin sözcüsü Dmitry Peskov (Reuters)
Kremlin sözcüsü Dmitry Peskov (Reuters)

Rusya, bugün yaptığı açıklamada, dört yıldır süren savaşı sona erdirmek amacıyla pazar günü yapılması planlanan Ukrayna ve ABD ile Abu Dabi'deki görüşmelerin, üç tarafın programlarının koordinasyonu gerekliliği gerekçesiyle çarşamba gününe ertelendiğini doğruladı.

Kremlin sözcüsü Dmitry Peskov gazetecilere, "Görüşmeler gerçekten de geçen pazar günü yapılacaktı, ancak üç tarafın programlarının daha fazla koordinasyonu gerekiyordu" dedi.

Şunları da ekledi: “İkinci tur görüşmeler gerçekten de çarşamba ve perşembe günleri Abu Dabi'de yapılacak. Bunu teyit edebiliriz.”

Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodymir Zelenskiy pazar günü, üçlü görüşmelerin çarşamba ve perşembe günleri BAE başkentinde yapılacağını duyurmuştu.

Birleşik Arap Emirlikleri'nde 23 ve 24 Ocak tarihlerinde yapılan bu görüşmelerin ilk turu diplomatik bir atılım sağlayamadı.

Bu ikinci tur görüşmeler, Moskova'nın Ukrayna'ya karşı büyük çaplı saldırısının dördüncü yıldönümünden iki haftadan kısa bir süre önce gerçekleşiyor.

Görüşmelerin, şu ana kadar herhangi bir ilerleme kaydedilememesiyle birlikte, hassas bir konu olan toprak meselesine odaklanması bekleniyor.

Washington, on binlerce insanın ölümüne, milyonlarca insanın yerinden edilmesine ve Ukrayna'nın doğu ve güney bölgelerinin büyük bir kısmının harap olmasına neden olan iki komşu ülke arasındaki savaşa son verilmesi için baskı yapıyor.


İran: Pezeşkiyan nükleer müzakerelerin başlatılması talimatı verdi

Yetkililerin ‘casus yuvası’ olarak adlandırdığı Tahran'daki ABD Büyükelçiliği’nin dış duvarlarında Özgürlük Heykeli'nin meşale tutan kolunun kırıldığını gösteren duvar resminin önünden geçen bir adam (AFP)
Yetkililerin ‘casus yuvası’ olarak adlandırdığı Tahran'daki ABD Büyükelçiliği’nin dış duvarlarında Özgürlük Heykeli'nin meşale tutan kolunun kırıldığını gösteren duvar resminin önünden geçen bir adam (AFP)
TT

İran: Pezeşkiyan nükleer müzakerelerin başlatılması talimatı verdi

Yetkililerin ‘casus yuvası’ olarak adlandırdığı Tahran'daki ABD Büyükelçiliği’nin dış duvarlarında Özgürlük Heykeli'nin meşale tutan kolunun kırıldığını gösteren duvar resminin önünden geçen bir adam (AFP)
Yetkililerin ‘casus yuvası’ olarak adlandırdığı Tahran'daki ABD Büyükelçiliği’nin dış duvarlarında Özgürlük Heykeli'nin meşale tutan kolunun kırıldığını gösteren duvar resminin önünden geçen bir adam (AFP)

İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Fars Haber Ajansı, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın nükleer müzakerelerin başlatılması yönünde talimat verdiğini bildirdi. Bu adım, yalnızca nükleer dosyayla sınırlı bir çerçevede ABD ile görüşmelere girilmesi ihtimalinin resmi düzeyde ele alındığına işaret ediyor.

Ajans, Tahran ile Washington arasında bu kapsamda müzakerelerin başlatılması konusunda bir mutabakata varılmasının mümkün olabileceğini aktardı.

Aynı bağlamda Tesnim Haber Ajansı, bilgili bir kaynağa dayandırdığı haberinde, İran ile ABD arasında önümüzdeki günlerde üst düzey yetkililerin katılımıyla müzakerelerin başlayabileceği ihtimalini doğruladı.

Kaynak, görüşmenin yer ve zamanının henüz netleşmediğini, ancak temasların İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile ABD Başkanı’nın Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff düzeyinde yapılmasının beklendiğini ifade etti.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi ise günün erken saatlerinde yaptığı açıklamada, Tahran’ın ABD ile yaşanan gerilimleri ele almak üzere farklı diplomatik yolların ayrıntılarını değerlendirdiğini söyledi. Bekayi, önümüzdeki günlerde somut sonuçlar elde edilmesini umduklarını dile getirdi.

Bekayi, Pezeşkiyan’ın yürüttüğü temasların ‘devlet başkanları düzeyinde ve Dışişleri Bakanlığı kanalıyla en üst seviyede’ gerçekleştiğini belirterek, yapılan ziyaretlerin ‘İran diplomasisinin ulusal çıkarları koruma çabalarının bir parçası’ olduğunu vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump ise dün yaptığı açıklamada, İran’la bir anlaşmaya varmayı umduğunu söyledi. Trump’ın bu açıklaması, İran Dini Lideri Ali Hamaney’in, İslam Cumhuriyeti’ne yönelik herhangi bir saldırının bölgesel bir savaşı tetikleyebileceği yönündeki uyarısının ardından geldi.

Hamaney’in uyarılarını küçümseyen Trump, Florida eyaletinde bulunan Mar-a-Lago’daki malikanesinden gazetecilere yaptığı değerlendirmede, “Elbette bunu söyleyecek” dedi. Trump, “Bir anlaşmaya varmayı umuyoruz. Eğer bu gerçekleşmezse, o zaman haklı olup olmadığını görürüz” ifadelerini kullandı.

Axios internet sitesi, Trump yönetiminin İran’a farklı kanallar aracılığıyla bir anlaşma müzakere etmek üzere görüşmeye açık olduğunu ilettiğini aktardı. Konuya yakın kaynaklar, Türkiye, Mısır ve Katar’ın, gerilimin tırmanmasını önlemeye yönelik diplomatik çabalar kapsamında, önümüzdeki günlerde Ankara’da Steve Witkoff ile üst düzey İranlı yetkililer arasında olası bir toplantı düzenlenmesi için temaslarını sürdürdüğünü bildirdi.

Beyaz Saray yetkilileri ise Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik bir saldırı konusunda henüz nihai bir karar almadığını ve diplomatik seçeneğe açık olmaya devam ettiğini vurguladı. Yetkililer, Trump’ın müzakere söyleminin ‘bir manevra olmadığının’ altını çizdi.

Tahran, AB büyükelçilerini çağırdı

Bu kapsamda İran, Avrupa Birliği’nin (AB) DMO’yu ‘terör örgütü’ olarak sınıflandırmasını protesto etmek amacıyla, ülkede görev yapan AB üyesi tüm devletlerin büyükelçilerini Dışişleri Bakanlığı’na çağırdığını açıkladı. Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre, Tahran bu adımı AB’nin kararına resmi bir tepki olarak attı.

İran, AB’ye yönelik söylemini de sertleştirdi. İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, dün yaptığı açıklamada, AB ülkelerinin ordularını ‘terörist gruplar’ olarak nitelendirdi. Kalibaf’ın bu çıkışı, AB’nin DMO’yu terör örgütleri listesine alma kararına karşılık olarak geldi ve Avrupa’dan sert tepkilerle karşılandı.

AB dışişleri bakanları, DMO’yu tüm unsurlarıyla terör örgütleri listesine dahil etmişti. Karar, İran’daki üst düzey yetkililerden sert ve tepkili açıklamaların gelmesine yol açtı. Avrupa cephesinden doğrudan yanıt ise Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’dan geldi. Wadephul, İran’ın Avrupa ordularını ‘terörist’ olarak nitelemesini reddederek, bu açıklamayı “temelsiz ve propaganda amaçlı bir iddia” olarak değerlendirdi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi ise Çin ve Rusya ile gerçekleştirilen ortak askeri tatbikatlara ilişkin olarak, bu konudaki liderlik kararlarında herhangi bir sorun ya da değişiklik bulunmadığını ifade etti.