Yapay zeka etiği: Makinenin kötüye kullanımı ve insanın sorumluluğu

Programları ve sistemleri kontrol altına alacak düzenlemeler görüşülmeye devam ediliyor.
Programları ve sistemleri kontrol altına alacak düzenlemeler görüşülmeye devam ediliyor.
TT

Yapay zeka etiği: Makinenin kötüye kullanımı ve insanın sorumluluğu

Programları ve sistemleri kontrol altına alacak düzenlemeler görüşülmeye devam ediliyor.
Programları ve sistemleri kontrol altına alacak düzenlemeler görüşülmeye devam ediliyor.

Dünya, yapay zeka terimiyle her ne kadar 1950’li yıllarda ABD’deki Dartmouth Koleji'nde düzenlenen bir konferans sırasında tanışmış olsa da gelişimleriyle ilgili etik sorunun netleşmesi ve ilerleme sağlanması onlarca yıl aldı. Yapay zeka ile ilgili ilk basit girişimlerden, insanların ChatGPT ve birbirini izleyen diğer versiyonlarıyla etkileşime girdiği ana kadar yapay zeka uygulamalarının büyümesi ve yayılmasıyla doğru orantılıydı. Halen de öyle olmaya devam ediyor.

İster sektör ister inovasyon (yenilik) düzeyinde olsun, teknoloji alanında çalışanlar ‘etik’ meselesinde ikiye ayrılıyorlar. Bunlardan ilki, gelişmeleri hayata geçirmeden önce etik sorunlar oluşturup oluşturmayacağının araştırılmasını ve insanlara zarar vermemesi adına ilgili düzenlemelerin yapılmasını isterken ikinci kesim bu tür ön adımların gelişmeleri kesintiye uğratabileceği ya da geriletebileceğini savunuyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar ve akademisyenler, yapay zeka uygulamalarının önemli olduğu, heyecan yarattığı, birçok kişinin hayatına lüks kattığı ve faydalı olduğu konusunda hemfikirler.

Teknoloji üreticilerinden ve yapay zeka uzmanlarından bir grup geçtiğimiz mart ayında, çalışmaların daha fazla kontrol altına alınmasına izin vermek ve insanların bu gelişmelerden zarar görmesini engellemek için yapay zekanın araştırma ve geliştirmesinin altı ay süreyle durdurulması çağrısında bulundular.

Kâr amacı gütmeyen Future of Life Institute (Yaşamın Geleceği Enstitüsü) adlı kuruluş tarafından hazırlanan ve üç bine yakın bilim insanı ve girişimcinin imzasını taşıyan çağrıda yapay zeka laboratuvarlarının daha güçlü dijital beyinler geliştirme ve dağıtma yarışından duyulan korku dile getirildi. Söz konusu gelişmelerin hiç kimsenin, hatta üreticilerinin bile güvenilir bir şekilde anlayamayacağı ve kontrol edemeyeceği kadar kontrol dışı kalabileceği belirttildi.

BM tavsiyeleri

Yapay zekanın insanlığa sunduğu avantajlara, hastalıkların teşhisinde, iklim değişikliklerini tahmin etmede ve diğer konulardaki faydalara rağmen bazı cinsiyetçi ve ırkçı algoritmaların neden olduğu etik zorlukları ve uygulamalarının mahremiyete yönelik potansiyel tehdidi Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü'nü (UNESCO) 2021 yılının kasım ayında ‘yapay zeka etiğiyle ilgili tavsiyelere ilişkin ilk küresel anlaşmayı’ kabul etmeye itti.

Bu tavsiyeler 4 maddeden oluşuyordu:

1- Verilerin korunması: Kişisel verileri ve bunları kontrol etme haklarını koruyan prosedürler.

2- Kitlesel gözetleme amacıyla yapay zeka sistemlerinin kullanımının yasaklanması: Herhangi bir görevde nihai sorumluluğun insanlarda olması ve böylece yapay zeka teknolojilerinin kendi başına ahlaki bir kritere dönüşmesinin önüne geçilmesi.

3- Veri, enerji ve kaynak kullanımında verimli yapay zeka yöntemlerinin desteklenmesi: Böylece bu yöntemlerin çevre sorunlarının çözümüne katkı sağlaması.

4- Yapay zekanın etik sonuçlarını değerlendirecek bir mekanizma: Yapay zekanın yol açacağı etik sorunları değerlendirmek üzere bir mekanizma oluşturulması.

Sık sık yapılan çağrılar

Yapay zeka ile ilgili korkular, yapay zeka teriminin ortaya çıkışı kadar eski olsa da İspanya Granada Üniversitesi'nden deneysel psikoloji uzmanı Jose Martinez Delgado, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, ChatGPT’yi, bilim kurgu dünyasından pratik gerçekliğe daha yakın gördüğünü ifade etti.

Yazarlar, düşünürler ve filozoflar daima, tıpkı uzman akademisyenler gibi yapay zeka etiğine sahip olmanın önemli olduğunu vurgulamışlardır. ABD’li roman yazarı Vernor Vinge de 1983 yılında insanlığın geleceğinin yapay zeka sistemlerinde yerleşik ahlaki standartların uygulanmasına bağlı olabileceğini, çünkü bu sistemlerin bir noktada insan yetenekleriyle eşleşebileceğini yahut onların yerini alabileceğini söylemişti.

İsveçli filozof Nick Bostrom, 2018 yılında akıllı makinelerin geliştiricilerine, bu makinelerin insanların karşısında yer alması durumunda teknolojik mükemmelliğin potansiyel tehlikeleri konusunda uyarmış ve ‘dost canlısı yapay zeka’ vurgusu yapmıştı.

Akademisyenler de etik kaygılar konusunda uyarıda bulunan düşünürlerle aynı fikirdeler. ABD’li tanınmış bilgisayar bilimcisi Rosalind Picard, 1997 yılında, “Bir makine ne kadar özgürse, o kadar çok ahlaki standarda ihtiyaç duyar” demişti.

Delgado’nun, ChatGPT'nin hatalarının üstesinden gelmeyi başaracağına şüphesi yok. Öyle ki ‘makine öğreniminin onu bir insandan daha akıllı hale getirebileceğine’ dahi inanıyor. Delgado’ya göre yapay zekayı insanlarla ortak çalışmada kullanırken ortaya çıkan tehlike burada yatıyor. Bu yüzden Delgado, insanların yapay zeka sistemlerinin davranışları ve sonuçları üzerinde tam kontrole ve sorumluluğa sahip olması gerektiğine güçlü bir şekilde dikkat çekiyor. Çünkü, araştırmacıların son yıllarda meydana gelen (2013’de İspanya'da Madrid'den Santiago de Compostela'ya giden Alfia treni kazası, 2009'da Air France Flight 447 uçağı kazası ve 2013'te Asiana Airlines Flight 214 uçağı kazası gibi) bazı olayları analiz ederken, bunların yapay zekanın sızmasından kaynaklandığını buldular.

Söz konusu olayları inceleyen araştırmacılar, altta yatan nedenin, yapay zeka kontrol stratejilerinin insanlar tarafından kullanılanlarla aynı ya da benzer olmaması olduğu sonucuna vardılar. Delgado’ya göre insanlarla yapay zeka arasındaki etkileşimde olduğunu söylediği zorluk da buradan geliyor. Delgado, insanlar ve yapay zeka sistemleri arasında etik ve adil bir ilişki için etkileşimlerin, insanların bilişsel yeteneklerine saygı duyma temel ilkesine dayanması gerektiğini vurguladı.

Olağanüstü insan

Bir önceki meydan okuma, ikinci bir meydan okumayla çelişmez. ABD'de Kaliforniya Üniversitesi Sentetik Mühendislik ve Yönetim Sistemleri Bölümü'nde yardımcı doçent olan Özlem Garibay’a göre ‘sorumlu yapay zeka’ terimi, ‘insanlığın refahını, insani değerlerle tutarlı bir şekilde desteklemek’ anlamına geliyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan Garibay şunları söyledi:

“Bu meydan okuma çerçevesinde, akıllı robotlar bazı bedensel engellerde tıbbi çözümler sağlayabilir. Ancak mesele, teknolojinin tanrılaştırılmasına ve onun özelliklerini geliştirip örneğin elektronik çiplerle hafızayı güçlendirerek olağanüstü insan yaratmak amacıyla kullanma noktasına evrilmemelidir.”

Kanada'nın Montreal Üniversitesi'nde Etik ve Siyaset Felsefesi Bölümü'nden Yar. Doç. Marc-Antoine Dilhac, 2018’in mart ayında UNESCO Courier dergisinde yayınlanan makalesinde, başka bir boyuta ya da diğer bir deyişle başka bir meydan okumaya işaret etti. Dilhac, yüz tanıma teknolojisini kullanarak kişilerin 'terörist eylemlerini’ ya da 'suçlu kişiliğini' tespit etmek için birçok ülkede hali hazırda kullanılan yazılımların olduğunu belirtti. Dilhac, ABD’deki Stanford Üniversitesi'nden iki araştırmacının ‘bir bireyin kişiliğini yüz hatlarına ve ifadelerine göre analiz eden fizyonomi teorisinin bu yeni dirilişi karşısında dehşete düştüğünü’ de sözlerine ekledi.

Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’ne (MIT) bağlı MIT Technology Review tarafından 2022’nin şubat ayında yapılan bir çalışmada, önyargılı fizyonominin (bir kişinin karakterini ya da kişiliğini dış görünüşünden, özellikle de yüzünden değerlendirme) yalnızca önleyici bir güvenlik tedbiri olmadığı, istihdam uygulamalarının da bunun bir parçası olduğu ve LinkedIn gibi sitelerin ‘kararlı insanlara ve kadın iş adaylarına karşı önyargılı olan bazı iş görüşmesi yazılımlarını kaldırmaya çalıştığı vurgulandı.

Silah olarak kullanılması

Çağımızın önde gelen bilgisayar uzmanlarından biri olan ve 2018’de (bilgisayar bilimlerinde Nobel Ödülü'nün eşdeğeri olarak görülen) Turing Ödülü'nü alan Kanadalı bilim insanı Yoshua Bengio, silah olarak kullanılabilen sistemler gibi çok yüksek riskler taşıyan yapay zeka sistemlerinin tasarlanmasının önüne geçilmesi için çalışmalar yapılması gerektiğini vurguladı.

Yapay zeka sistemlerinin insanlığa büyük faydalar sağlayabileceğinin altını çizen Bengio, “Yapay zeka uygulamaları, sağlık hizmetlerine ulaşmada da yararlı olabilir, ancak öte yandan silah olarak kullanılan sistemler geliştirilebilir ve bunun engellenmesi gerekir” dedi.

Ele alınması gereken bir başka zorluk ise İtalya'nın ChatGPT'nin yasaklanması çağrısında bulunması ve İspanya ve Fransa'nın da bu çağrıya katılmasının nedenlerinden biri olan yapay zeka sistemlerinin ihlal etmemesi adına ‘gizliliğin güvence altına alınması’ olarak karşımıza çıkıyor.

Avrupa Konseyi Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Kişilerin Korunması Sözleşmesi Danışma Komitesi, ChatGPT'ye yönelik yapılabilecek her türlü eylem hakkında bilgi alışverişini teşvik etmek için bir ekip oluşturulduğunu duyurdu. Komite 14 Nisan'da yaptığı açıklamada, ‘yapay zeka alanında yenilikçi teknolojileri’ desteklediğini, ancak ‘insanların hak ve özgürlükleriyle her zaman uyumlu olması gerektiğini’ vurguladı.

‪İtalya Calabria Üniversitesi’den bilgisayar mühendisliği profesörü Domenico Talia, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, ChatGPT’nin algoritmalarını eğitmek için kişisel verileri toplamasının ve işlemesinin, gizliliğin açıkça ihlali olduğunu söyledi.  Talia, “Bu uygulamanın ve insanların hayatına getirdiği faydaların yanındayım. Ancak aynı zamanda kendisi ile etkileşim kurduğumda kişisel verilerimin toplanmasını kabul etmiyorum” ifadelerini kullandı.

Uluslararası anlaşmalar

Kanadalı bilim insanı Bengio da yapay zekanın ortaya çıkardığı zorlukların kendi kendisini düzeltmesinin beklenmesi yerine bağlayıcı yasalar ve yönetmelikler çerçevesinde ele alınması gerektiğini belirterek, “Araba kullanmak gibi ister sağdan ister soldan olsun, herkes aynı şekilde sürmek zorunda yoksa başımız belaya girer” yorumunda bulundu.

AB tarafından ‘yapay zeka’ konulu bir yasa tasarısının hazırlanmakta olduğunu ve Kanada'da yakında bir yasa çıkarılacağını söyleyen Bengio’ya göre ancak bu çalışmalar, ‘nükleer tehlikeler’ ve ‘insan klonlama’ ile olanlara benzer uluslararası anlaşmaların yapılması anlamına gelmiyor.

UNESCO, iki yıldan daha kısa bir süre önce yapay zekanın etik zorluklarına ilişkin tavsiyelerini yayınlarken 40'tan fazla ülke ‘yapay zeka ile ilgili ulusal düzeydeki kontrolleri ve düzenlemeleri’ geliştirmek için bu kurum ile birlikte çalışıyor.

UNESCO, tüm ülkeleri ‘yapay zeka etiği’ için öncülük ettiği bu harekete katılmaya çağırırken 30 Mart'ta yayınlanan bir bildiride, bu alanda başarılanlara dair bir ilerleme raporunun önümüzdeki aralık ayında Slovenya'da düzenlenecek UNESCO Yapay Zekâ Etiği Küresel Forumu'nda sunulacağını bildirdi.



Trump’ın Grönland tehdidi, NATO’nun geleceğine nasıl etki edecek?

Grönland'daki Pituffik Uzay Üssü, ABD ordusunun en kuzeydeki askeri üssü konumunda (AFP)
Grönland'daki Pituffik Uzay Üssü, ABD ordusunun en kuzeydeki askeri üssü konumunda (AFP)
TT

Trump’ın Grönland tehdidi, NATO’nun geleceğine nasıl etki edecek?

Grönland'daki Pituffik Uzay Üssü, ABD ordusunun en kuzeydeki askeri üssü konumunda (AFP)
Grönland'daki Pituffik Uzay Üssü, ABD ordusunun en kuzeydeki askeri üssü konumunda (AFP)

ABD'nin Venezuela'ya askeri müdahalesinin ardından Grönland meselesi tekrar dünya gündeminde.

ABD Başkanı Donald Trump, ulusal güvenlik gerekçesiyle Grönland'a sahip olmaları gerektiğini pazar günü söylemişti.

Cumhuriyetçi lider, bunun özellikle Rusya'yla Çin'e karşı bir güvenlik önceliği olduğunu savunmuştu.

Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt de dünkü açıklamasında, Trump yönetiminin Grönland'a sahip olmak için "ABD ordusunu kullanmak da dahil" çeşitli seçenekleri değerlendirdiğini belirtti.

Washington'ın Venezuela'nın ardından Grönland'a da askeri müdahalede bulunabileceğine dair endişeler artarken, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, kuzey ülkesini "satın almayı hedeflediklerini" savundu.

Rubio, Kongre üyelerine Venezuela'ya müdahale hakkında yaptığı bilgilendirmede Trump'ın Grönland planlarına ilişkin açıklamalarda bulundu.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Wall Street Journal'a konuşan yetkililere göre Rubio, ABD Başkanı'nın açıklamalarının "yakında gerçekleşecek bir işgalin işareti olmadığını" savundu. Bunun yerine Trump'ın, adayı Danimarka'dan satın almayı planladığını iddia etti.

Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı.

Guardian'ın analizinde, Trump'ın Grönland'a askeri müdahalede bulunmasının, "76 yıllık bir askeri ittifak olan NATO'nun güvenilirliğini zedeleyeceği" belirtiliyor.

Birleşik Krallık merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'tan Marion Messmer, Trump yönetimi altında ABD - Avrupa ilişkilerinin iyice gerildiğine dikkat çekerek şunları söylüyor:

Avrupa ülkeleri, ABD'nin güvenlik garantilerine güvenebileceklerine dair herhangi bir yanılgıya kapılmışsa bu durum, bir daha o dünyaya geri dönmeyeceğimize dair bir uyarı.

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen de Grönland'ın satılık olmadığını vurgulayarak ABD'nin tehditlerinin NATO'nun bütünlüğünü zedelediğini söylemişti:

ABD Başkanı Trump'ın defalarca Grönland'ı istediğini dile getirmesi ciddiye alınmalı. Yalnız şunu da açıkça belirtmek isterim ki eğer ABD bir başka NATO ülkesine askeri saldırı kararı alırsa, her şey durur. Buna NATO ve II. Dünya Savaşı'nın sonlanmasından bu yana sağlanan güvenlik de dahil.

Diğer yandan NATO'nun temel ilkelerinden 5. maddede, bir üyenin başka bir üyeye saldırması durumunda ne yapılacağı hakkında net ifadeler yer almadığına işaret ediliyor.

Sözkonusu madde, NATO üyesi bir ülkeye düzenlenen saldırının, tüm ittifak mensuplarına yapılan bir saldırı olarak kabul edileceğini söylüyor. Böyle bir durumda ittifak üyeleri, askeri seçenekler de dahil çeşitli şekillerde saldırıya uğrayan ülkenin korunmasına destek sağlamayı taahhüt ediyor.

BBC'nin analizindeyse AB üyesi 27 ülkeden sadece 6'sının Trump'a tepki gösterdiğine dikkat çekiliyor. 2021-2024'te ABD'nin NATO Daimi Temsilcisi olarak görev yapan Julianne Smith, bu durumun "AB'yi parçalama riski yarattığını" ve NATO için bir ikilem oluşturduğunu belirtiyor:

Avrupa, Başkan Trump ve ekibi Grönland'ı 'elde etmekten' bahsettiğinde onları ciddiye almalıdır.

Smith, Avrupa ülkelerinin itidal çağrılarından daha fazlasını yaparak yeni savunma anlaşmaları imzalaması gerekebileceğini de söylüyor.

ABD'nin eski NATO Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Komutanı Amiral James Stavridis de CNN'e şöyle konuşuyor:

Danimarkalıları çok iyi tanıyorum. Onlar sert insanlardır. ABD güçlerine karşı koymak için oraya asker konuşlandırmaları beni şaşırtmaz. Burada NATO'nun sonundan bahsediyoruz. Bunu önleyelim.

Independent Türkçe, Guardian, BBC, CNN


Rusya - ABD hattında tanker krizi: Moskova donanmayı gönderdi

ABD, tankerin Rusya'nın "gölge filosuna" ait olduğunu öne sürüyor (Reuters)
ABD, tankerin Rusya'nın "gölge filosuna" ait olduğunu öne sürüyor (Reuters)
TT

Rusya - ABD hattında tanker krizi: Moskova donanmayı gönderdi

ABD, tankerin Rusya'nın "gölge filosuna" ait olduğunu öne sürüyor (Reuters)
ABD, tankerin Rusya'nın "gölge filosuna" ait olduğunu öne sürüyor (Reuters)

Rusya, ABD'nin el koymak için takip ettiği Bella 1 tankerini koruma amacıyla donanma gemilerini gönderdi.

Kimliğinin paylaşılmaması şartıyla Wall Sreet Journal'a  (WSJ) konuşan ABD'li bir yetkili, Rusya'nın petrol tankerine eşlik etmesi için denizaltı ve gemiler gönderdiğini söyledi.

ABD Sahil Güvenlik ekipleri, yaklaşık bir haftadır Bella 1'i takip ediyor. İran'dan Venezuela'ya giden tanker Karayipler'de durdurulmuştu.

Beyaz Saray, tankerin geçerli bir ulusal bayrak taşımadığını, uluslararası hukuka göre gemiye çıkma haklarının bulunduğunu savunuyor. Washington yönetimi yaptırımları ihlal ederek İran petrolü taşıdığı gerekçesiyle gemiye el konmasını istiyor.

Ancak herhangi bir yük taşımayan gemi, sahil güvenlik ekiplerinin güverteye çıkmasına izin vermeyerek Atlantik Okyanusu'na yönelirken, mürettebat tankerin yan tarafında Rus bayrağı çizmişti.

Daha sonra geminin adının Marinera olarak değiştirildiği ve kaydının Rusya'ya alındığı ortaya çıkmıştı. Bunun ardından Kremlin, ABD'den tankeri takibi durdurmasını istediğini Washington'a iletmişti.

Rusya Dışişleri Bakanlığı'ndan dün (6 Ocak Salı) yapılan açıklamada, tankerle ilgili gelişmelerin "endişeyle takip edildiği" belirtildi.

Analistler, ABD'nin gemiye el koymaya kalkışması halinde Rusya'yla diplomatik krizin patlak verebileceği uyarısında bulunuyor.

Uluslararası Denizcilik Örgütü'nün eski hukuk direktörü Tuğamiral Fred Kenney, Rus tescili nedeniyle ABD'nin gemiyi alıkoymasının süreci karmaşıklaştıracağına dikkat çekiyor:

Bir gemi yasal olarak tescil edildiğinde, uluslararası hukuk uyarınca o bayrağın koruması altına girer. İki hafta önce vatansız bir gemi olabilir ancak artık tankerin bir devlete ait olmadığını söyleyemezsiniz.

BBC'nin aktardığına göre Marinera, dün İskoçya'yla İzlanda arasında bir bölgeye ulaştı. Geminin Rusya'nın Murmansk şehrine doğru gidebileceği belirtiliyor.

Trump, Venezuela'ya yönelik baskı stratejisinin parçası olarak ülke limanlarında yaptırıma tabi tankerlere "tam abluka" uygulanması talimatını geçen ay vermişti. ABD ordusu, Skipper ve Centuries adlı iki tankere el koymuştu.  

Amerikan özel harekat ekipleri, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya kara harekatı başlatmış, başkent Karakas'ı bombalarken Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i de gece baskınıyla kaçırmıştı.

Moskova, Washington'ın askeri müdahalesini kınamış, Maduro yerine geçici olarak ülkenin başına geçen Venezuela Devlet Başkan Yardımcısı Delcy Rodriguez'e destek verildiğini açıklamıştı.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, BBC, New York Times


İsrail skandal yerleşim projesi için ihaleleri açtı: “Filistin devleti kurulmayacak”

E1 projesi nedeniyle Batı Şeria'da 5 binden fazla Filistinli zorla yerlerinden edilebilir (AP)
E1 projesi nedeniyle Batı Şeria'da 5 binden fazla Filistinli zorla yerlerinden edilebilir (AP)
TT

İsrail skandal yerleşim projesi için ihaleleri açtı: “Filistin devleti kurulmayacak”

E1 projesi nedeniyle Batı Şeria'da 5 binden fazla Filistinli zorla yerlerinden edilebilir (AP)
E1 projesi nedeniyle Batı Şeria'da 5 binden fazla Filistinli zorla yerlerinden edilebilir (AP)

İsrail, Filistin devleti fikrini ortadan kaldırmayı amaçlayan yasadışı yerleşim projesi E1'i hayata geçirmek için çalışmalara başladı.

Tel Aviv yönetiminin Batı Şeria'yı ikiye bölerek 3 bin 401 yasadışı yerleşim birimi inşa edilmesini öngören projesi için ihale alımları açıldı.

Guardian'ın aktardığına göre ihale için verilecek tekliflerin son tarihi mart ortası olarak belirlendi.

Batı Şeria'da kanunsuz yerleşim yerlerini takip eden sivil toplum kuruluşu Peace Now'la birlikte çalışan Settlement Watch'un kurucu ortaklarından Yonatan Mizrachi, E1 kapsamındaki inşaatların hızlandırılması için böyle bir adım atıldığını söylüyor:

Bu zaman çizelgesine göre buldozerler bir yıldan az bir süre içinde çalışmaya başlayabilir.

E1 projesinin son hali, radikal sağcı İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich tarafından ağustosta duyurulmuş, aynı ayda İsrail Sivil İdare Birimi Yüksek Planlama Kurul tarafından onaylanmıştı.  

İsrail İnşaat ve İskan Bakanlığı da Başbakan Binyamin Netanyahu'nun da katıldığı eylüldeki basın açıklamasında projenin fonlanacağını duyurmuştu.

Netanyahu, açıklamasında "Filistin devleti olmayacak demiştik ve gerçekten de Filistin devleti kurulmayacak! Burası bizimdir" demişti.

Proje kapsamında Ma'ale Adumim yerleşim bölgesinde inşa edilecek konutlarla Doğu Kudüs ve Batı Şeria arasındaki bağlantının koparılması amaçlanıyor. Böylelikle Kudüs'ün de doğrudan yasadışı yerleşim bölgesine bağlanması amaçlanıyor.

E1 uzun süredir gündemdeydi fakat uluslararası kamuoyunun tepkisi nedeniyle rafa kaldırılmıştı. Smotrich'in projenin onaylanacağını açıklamasıyla tartışmalar yeniden alevlenmişti.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı'nın açıklamasında, projenin Birlemiş Milletler (BM) kararını hiçe saydığı belirtilerek, "Filistin Devleti'nin toprak bütünlüğü, iki devletli çözüm zemini ve kalıcı barış umutları hedef alınmaktadır" denmişti.

Filistin Ulusal Yönetimi, Avrupa Birliği ve Körfez ülkeleri de Batı Şeria'daki Filistin bölgelerini birbirinden koparmayı ve Kudüs'ü dört bir yandan Filistin topraklarından ayrıştırmayı planlayan E1 projesine itiraz etmişti.

Mizrachi, projenin Filistin devletinin geleceğini yok edeceğine dikkat çekiyor:

E1 projesi, apartheid rejimine dönüşecek tek devletli bir gerçekliğe yol açacak geri dönüşü olmayan bir durum yaratmayı amaçlamaktadır.

Peace Now'dan Hagit Ofran da bir yerleşim planının onaylanmasından sonra ihale hazırlıklarının genellikle altı ay ila bir yıl sürdüğünü ancak E1 inşaatı için bu sürenin sadece dört aya indirildiğine işaret ediyor.

İhale kapanışından birkaç gün sonra kazanan teklifler açıklanabilir. Sonraki aşamadaysa sözleşme detaylarında karar kılınıyor. Birkaç hafta süren bu sürecin ardından sözleşmeler imzalanınca, inşaat için belediyeden ruhsat alınması gerekiyor. Bunun da birkaç ay içinde tamamlanabileceği ifade ediliyor.

Sürecin bu hızla ilerlemesi durumunda proje, ekimde düzenlenmesi öngörülen yasama seçiminden önce başlayabilir.

Independent Türkçe, Guardian, BBC