ABD yaptırımları etkili bir silah mı yoksa tükenebilir bir araç mı?

Uzmanlar yaptırımlara ilişkin Şarku’l Avsat’a değerlendirmelerde bulundu.

Hartum’un güneyi topçu ateşi soncuu enkaza döndü. (AFP)
Hartum’un güneyi topçu ateşi soncuu enkaza döndü. (AFP)
TT

ABD yaptırımları etkili bir silah mı yoksa tükenebilir bir araç mı?

Hartum’un güneyi topçu ateşi soncuu enkaza döndü. (AFP)
Hartum’un güneyi topçu ateşi soncuu enkaza döndü. (AFP)

ABD Hazine Bakanlığı 1 Haziran 2023’te, Sudan’a yönelik yeni yaptırımlar açıkladı. Bu yaptırımlar, Suudi Arabistan- ABD arabuluculuğundaki ateşkes anlaşmasına uyma ‘başarısızlıkları’ nedeniyle Abdulfettah el-Burhan liderliğindeki Sudan Silahlı Kuvvetleri ve Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) liderliğindeki Hızlı Destek Kuvvetleri ile bağlantılı şirketlere yönelikti. Yaptırımların ilanının ardından ABD yönetimi, Sudan’da barış, güvenlik ve istikrarı baltalamaktan sorumlu olanlardan hesap sormayı’ hedeflediklerini dile getiren açıklamalar yaptı. Ayrıca ABD’nin Sudan halkına karşı şiddeti destekleyenler karşısında sivillerin yanında durduğunu belirttiler.

Ancak bir yandan yaptırımlarındaki ‘hoşgörü’, diğer yandan da bu yaptırımların aşırı kullanımı nedeniyle Başkan Joe Biden yönetimine yönelik eleştiriler hız kazandı. Bu durum, genel olarak ABD yaptırım rejiminin etkinliği ve ABD yönetiminin ‘pençesiz’ yaptırımlar uygulayarak bu sistemi tüketip tüketmediği hakkında birçok soruyu gündeme getirdi. Şarku’l Avsat, bu duruma ilişkin bir dizi görüşme gerçekleştirdi.

Fotoğraf Altı: Hartum’da evler enkaza döndü. (AFP)
Hartum’da evler enkaza döndü. (AFP)

Sudan ve ABD yaptırımları

Son yaptırımları eleştirenler, bunların etkinliğinin boyutunu sorguluyor. Bunlar arasında, Biden yönetimine yönelik sert eleştirilerde bulunan önde gelen Cumhuriyetçi Senatör Jim Risch de var. Ayrıca son yaptırımların ‘olması gerekene doğru atılan yarım adımı temsil etmediği’ belirtildi.

Risch, yaptırımların içeriğine işaretle ‘Sudan’daki felaket durumundan üst düzey kişileri sorumlu tutmadığını ve bölgenin istikrarsızlaşmasından ve Sudan halkının sürekli sindirilmesinden en çok sorumlu olan insanları kapsamadığını’ kaydetti.

Bu çerçevede Şarku’l Avsat, ABD Dışişleri Bakanlığı’na, uygulanan yaptırımların Sudan’daki mevcut denklemi değiştirmedeki etkinliğini sordu. Bakanlık, ‘Sudan Silahlı Kuvvetleri ve Silahlı Destek Kuvvetleri ile bağlantılı iş ağları ve fonlar üzerindeki Hazine yaptırımlarının, çatışmayı sürdürme yeteneklerini engellemeyi amaçladığını’ söyleyerek yanıt verdi ve “Bu adım, önemli olmasına rağmen, yalnızca ilk adımdır” ifadesi kullanıldı.

Fotoğraf Altı: Cumhuriyetçi Senatör Jim Risch.
Cumhuriyetçi Senatör Jim Risch.

Adını vermek istemeyen bir Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, Şarku’l Avsat’a yaptığı özel açıklamada şunları söyledi:

“ABD yasalarına göre vize kayıtlarını ifşa edemeyiz veya kimin etkileneceğine ilişkin ayrıntıları sağlayamayız. Ancak bu yaptırımlar kapsamında vize kısıtlamasına tabi tutulacak 12’den fazla kişiyi tespit ettiğimizi sizlerle paylaşacağız. Bunlara Hızlı Destek Kuvvetleri üyeleri, ordu ve dış sabotajcılar ile eski Beşir rejimi (eski Devlet Başkanı Ömer el-Beşir) ile bağlantılı kişiler de dahildir.”

Ancak bu yanıt, Dış İlişkiler Komitesi’nde Cumhuriyetçilere başkanlık eden Risch tarafından olumlu karşılanmadı. Tam tersine Dışişleri Bakanlığı’nın yanıtı, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamalarda Biden yönetimini kolay seçenekleri benimsemekle suçlayan Risch’ten tepki aldı. Senatör şunları söyledi:

“Askeri konseydeki üst düzey komutanların ciddi insan hakları ihlallerine dair açık kanıtlara rağmen Biden yönetimi, kolay seçimler yapmaya ve Sudanlı generallere karşı yumuşak davranmaya devam ediyor. Giriş vizelerine yönelik gizli yaptırımlar uygun ve güvenli bir seçenektir. Ancak Sudan halkı bizden gerçek bir hesap verme sorumluluğu görmeyi hak ediyor.”

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nde Afrika programında kıdemli araştırma görevlisi olan Cameron Hudson ise Risch’in yaklaşımına desteğini dile getirdi. Herhangi bir yaptırımın öneminin içeriğinde yattığını ve Sudan örneğinde ‘ABD’nin daha kararlı bir mesaj göndermesi gerektiğini’ belirten Sudan Özel Temsilciliği eski Özel Kalemi olan Hudson, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda şu ifadeleri kullandı:

“Öyle görünüyor ki ABD, Sudan’da tarafları 15 Nisan öncesindeki duruma döndürmeye ve güvenlik sektörü reformu ve bir geçiş hükümeti kurulmasına ilişkin müzakerelere geri dönmeye çalışan bir yaklaşım benimsiyor. Bu nedenle generallere bireysel yaptırımlar uygulamadı. Çünkü gelecekteki siyasi görüşmelerde onlara ihtiyacı var.”

Fotoğraf Altı: Cameron Hudson.
Cameron Hudson.

Hudson sözlerini şöyle sürdürdü:

 “Savaş öncesi yol haritasına dönülebileceğini düşünmek hayal ürünüdür. Savaş cini, fanusuna geri konulamaz. Senatör Risch’e ve Sudan liderlerine karşı yaptırım çağrılarına katılıyorum. Ülkenin kaderine karar verecek meşruiyete sahip olmadıkları mesajını vermemiz gerekiyor ve yaptırımlar bu mesajı göndermeye yardımcı oluyor.”

Cameron Hudson, ABD yaptırım sistemindeki önemli bir boşluğa işaret ederek, herhangi bir yaptırımın etkinliğini sağlamak için müttefiklerle koordinasyon sağlamanın önemli olduğunu dile getirdi. Bu son yaptırımların kısa vadede çatışma taraflarının davranışlarını veya stratejilerini değiştirecek herhangi bir dönüşüm sağlayamayacak olmasının muhtemel olduğunu belirten Hudson, uzun vadeli bir etkiye sahip olmaları için bu tür herhangi bir yaptırım konusunda uluslararası uzlaşmanın önemli olduğunu vurguladı.

ABD yaptırımları ve etkileri

ABD yaptırım kartı, birbirini izleyen Cumhuriyetçi ve Demokrat yönetimlerin belirli bir siyasi sonuca ulaşmak için bel bağladıkları en önemli baskı kartı olarak sayılıyor. ABD Hazine Bakanlığı’nın eski bir yetkilisi olan Michael Levitt şu değerlendirmede bulundu:

“Yaptırım uygulama kriterleri, esasen politika odaklı olan teknik bir düzenlemedir. Bu, Cumhuriyetçilerin veya Demokratların ne istediğiyle ilgili değil, daha ziyade ağırlıklı olarak Amerikan siyasetine odaklanıyor.”

Ancak verilere göre ABD'nin tek taraflı yaptırımlarının amacına ulaşması nadir olarak yaşanıyor. Örneğin Peterson Uluslararası Ekonomi Enstitüsü tarafından yapılan bir araştırma, 1970 ile 1997 yılları arasındaki tek taraflı ABD yaptırımlarının hedeflerine yalnızca yüzde 13 oranında ulaştığını ve Amerikan ekonomisine yılda 15 ila 19 milyon dolara mal olduğunu gösteriyor.

Levitt, ABD yaptırımlarının etkinliğinin ‘öncelikle yaptırımların etkililiğine ve fiilen uygulanmasına bağlı olduğunu’ dile getirdi.

ABD yönetimlerinin yaptırımlarının ABD’deki varlıkların dondurulması veya seyahat vizesi alınmasının engellenmesi şeklinde uygulandığında, özellikle de ilgili tarafların ABD’de bu tür varlıkları yoksa etkisiz kaldığı yönünde tekrarlanan eleştiriler yapılıyor. Washington Enstitüsü’nde üst düzey akademisyen ve Beyaz Saray’ın Ortadoğu ve İran ofisi eski müdürü Michael Singh de bu yaklaşımı destekliyor. Öyle ki ABD yaptırımlarının ‘yaptırım uygulanan grupların Batı ile herhangi bir ilişkisi olmadığında daha az etkili’ olduğuna dikkat çekti.

Fotoğraf Altı: Michael Singh.
Michael Singh.

Singh, Şarku’l Avsat’a şu değerlendirmelerde bulundu:

“Yaptırımların etkisizliğinin diğer nedenleri, onları gerektiği gibi uygulayamamamız veya hedeflerinin çok iddialı olması. Örneğin, İran Devrim Muhafızları yetkililerine yönelik seyahat yasakları semboliktir. Çünkü onlar, Batı’ya seyahat etmezler ve örneğin Irak gibi seyahat ettikleri ülkeler yasağın uygulanması konusunda iş birliği yapmazlar.”

Singh, ilginç bir yaklaşım ortaya koyduğu açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Yaptırımlar, örneğin ticari anlaşmazlıklarda düşmanlarımızdan çok müttefiklerimize uyguladığımızda daha etkilidir. Bu nedenle her iki taraf için de uzlaşmaya varmak ve doğru yola geri dönmek için daha büyük teşvikler vardır.”

Ayı şekilde Levitt de “Yaptırım uygulanan kuruluşların birçoğunun ABD’de değerli varlıkları bulunmamasına rağmen yaptırımlar, dolar elde etmelerini zorlaştırıyor. Küresel ekonominin çoğunluğu dolar kullanımına bağlı. Bu kuruluşlarla iş yapmak isteyen dünyanın her yerindeki herhangi bir finans kurumuna yönelik sonuçlar var. Bu, diğer ülkelerin ve çok taraflı kuruluşların üzerinde düşündüğü bir dinamiğe yol açar.”

Aşırı yaptırımlar

Ancak bazıları, tek taraflı aşırı yaptırımların ABD müttefiklerini ve düşmanlarını, sonuçlarından kaçınmak için dolardan uzaklaşmaya sevk edebileceği konusunda uyarıda bulunuyor.

ABD Savunma İstihbarat Teşkilatı’nda yıllarca çalışmış olan ve Hudson Enstitüsü’nde üst düzey araştırmacı olan Michael Pregent, bu nedenle Çin, Rusya, Hindistan ve Brezilya gibi ülkelerin ABD yaptırımlarını atlatacak mekanizmalar bulmak için koordinasyon arayışına girdiğine dikkat çekti. Şarku’l Avsat’a konuşan Pregent şunları söyledi:

“Bu mekanizmalar çalışırsa ve Birleşik Devletler artık doları ve Amerikan bankacılık sistemini bir ülkeyi belirli konularda tutumunu değiştirmeye ikna etmek için ekonomik bir araç olarak kullanamazsa, kesinlikle daha az etkili olacağız.”

Dış İlişkiler Konseyi’nin uluslararası ekonomi direktörü Ben Steele, yaptırım rejiminin aşırı kullanımını aşırı antibiyotik kullanımına benzeterek, “Doları kullanan ABD mali yaptırımları, aşırı antibiyotik kullanmak gibidir. İlaç herkese reçete edilirse, bakteriler antibiyotiğe dirençli suşlara dönüşecek. Şu anda küresel finans piyasalarında tanık olduğumuz şey de bu” dedi.

ABD Hazine Bakanlığı’nın resmi rakamları, 2021’in sonunda, son yirmi yıla kıyasla yüzde 900’lük bir artışla 9 bin 421 kuruluşa ve kişiye yaptırım uyguladığını gösteriyor.

Örneğin 2022’de Hazine Bakanlığı, yaptırım listelerine 2 bin 549 yeni isim ekledi ve bunların yalnızca 225’ini kaldırdı.

2022 yılı için bu yaptırımların detaylarına bakıldığında, çoğu Rusya’nın Ukrayna ile olan savaşıyla ilgili olmakla birlikte, Çin’i, Suriye rejimini, Meksika ve Sudan’daki uyuşturucu kaçakçılarını içeren başka yaptırımlar da var.

Diğer yandan Dış İlişkiler Konseyi’nde Ulusal Güvenlik Çalışmaları alanında kıdemli araştırmacı olan Max Boot, politikada gerçek bir değişikliğe yol açmamış bir dizi yaptırıma dikkat çekti. Boot, Washington Post’taki bir makalesinde, 1960’tan beri Küba’ya uygulanan yaptırımlardan ve ardından 1962’de ülkeye yönelik topyekûn ablukadan bahsederek, “Bugün sistem, hala komünisttir” dedi. Ayrıca, 1950’den beri başlayan ve 2006’da önemli ölçüde genişleyen Kuzey Kore’ye yönelik yaptırımlara da dikkat çeken Boot, “Bugün sistem, halen aynı” ifadelerini kullandı.

Max Boot, İran’a yönelik yaptırımların ve eski Başkan Donald Trump’ın azami baskı politikasının, Tahran rejimini nükleer silah geliştirme arayışından uzaklaştırmayı başaramadığını söyledi. Aynı durum Suriye’de Devlet Başkanı Beşşar Esed rejimine yönelik yaptırımlar için de geçerli. Ayrıca ‘Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Ukrayna’ya karşı savaşını sürdürmesini engellemeyen’ Rusya’ya yönelik yaptırımlara da işaret etti.

Fotoğraf Altı: Max Boot.
Max Boot.

Ancak Michael Pregent, yaptırımların amacının rejimleri değiştirmek olduğu önerisini eleştirerek bu yaklaşıma karşı çıkıyor. “Yaptırımların amacı, Küba ve Kuzey Kore gibi ülkelere müreffeh olamayacaklarını ve yırtıcı kredi koşulları olan Rusya ve İran gibi ülkelere bağlanacaklarını kanıtlamaktı” diyen Pregent, bu tür politikaların yaptırım uygulanan ülkeleri Çin ve Rusya’a yönelteceğini dile getirdi. Ayrıca ABD’nin, yaptırım politikasının başarılı olmasını istiyorsa, Çin gibi ülkeleri kısıtlamak için yaptırımlar uygulaması gerektiğini vurguladı.

Diğer yandan Singh ise yaptırımların hedefi, İran, Kuzey Kore veya Venezüella’ya yönelik yaptırımlar kadar iddialı olduğunda tek başlarında pek iyi çalışmadıklarını belirterek şunları söyledi:

“Çünkü hedef alınan rejimler, bedeli ne olursa olsun dış baskılara teslim olma konusunda temkinli davranıyor, kendi ekonomilerinin ve halklarının çıkarlarını rejim çıkarlarının önüne geçirmiyor. Ayrıca ABD’nin bu ülkelerden vazgeçmelerini istediği, nükleer silah elde etmeye çalışmamak ve halkları bastırmak gibi stratejiler, bu rejimlerin devamı için gerekli gördükleri politikalardır.”

Yaptırımlar rejimlerden çok insanlara mı zarar veriyor?

Pregent, Şarku’l Avsat’a, yetkililerin bu yaptırımlardan kaçınma konusunda uzmanlaştığı bir dönemde, halkın ABD yaptırımlarının bedelini ödediği yönündeki eleştirilere yanıt olarak şunları söyledi:

“Yaptırımların halka zarar vermediğini, Irak halkına, Kuzey Kore veya Küba halkına zarar vermediğini söylemeyeceğim. Ama bu ülkelerin yöneticileri halklarına sürekli zarar veriyor. Onlar zengin ve servetlerini ve gündemlerini finanse etmek için ülkenin kaynaklarını kullanıyorlar. Yani ‘yaptırımlar olmasaydı Saddam Hüseyin, Kim Jong-un veya Fidel Castro ülkedeki servetlerini kendi halklarına dağıtacaktı’ iddiası, tüm tarihi gerçeklerle çürütülmüştür.”

Sudan’a ilişkin olarak Şarku’l Avsat, Hudson’a son yaptırımların krizden sorumlu olanlar üzerindeki etkisinden çok Sudan halkını etkileyip etkilemeyeceğini sordu. Cameron Hudson’ın cevaı şöyle oldu:

“Sudan halkını etkileyen önceki yaptırımlar, 1997’deki kapsamlı ticaret ablukası ve 1993’te Sudan’ın terör listelerine alınması sırasındaydı. Bu yaptırımlar, Sudan’a ticari alışverişi ve yatırım akışını engellemiş ve ülkenin itibarına çok yüksek bir maliyet yüklemiştir. Savaş, şu anda Sudan’ın itibarını zedeliyor ve ona ticaret ve yatırım çekmeye yardımcı olmuyor. Ancak bireylere yönelik yaptırımlar, kapsamlı bir abluka ile aynı etkiye sahip olmayacaktır.”

Fotoğraf Altı: Burhan ve Hamideti, çatışmalar patlak vermeden önce bir araya gelmişlerdi. (AFP)
Burhan ve Hamideti, çatışmalar patlak vermeden önce bir araya gelmişlerdi. (AFP)

Ancak Hudson, yaptırımların ABD’nin önündeki tek seçenek olmadığını hatırlatarak, Biden yönetiminin ‘çekingen’ diplomasisine sert eleştiriler yöneltti. “ABD, Sudan’daki durumu etkilemeye çalışmak için büyük bir diplomatik çaba sarf etmedi. Ateşkes müzakereleri için önce orta düzey diplomatları Cidde’ye gönderdik” diyen Cameron Hudson, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’in krizin başında ‘telefonla biraz müdahalede bulunduğunu’ belirtti. “Uluslararası bir irtibat grubu toplamaya çalışmadık ve bir anlaşmayı müzakere etmek için üst düzey diplomatlar atamadık. Washington’un bu krize yanıt vermek için yapılabileceklerin en azını yaptığını söyleyebilirim” dedi.

ABD yönetiminde kimlerin yaptırım uygulama hakkı var?

ABD Başkanı

ABD Başkanı, ABD’nin dış politikası, ulusal güvenliği veya ekonomisi tehdit altındaysa ulusal acil durum ilan etme yetkisine sahip.

Hazine Bakanlığı

Hazine Bakanlığı, Dışişleri Bakanı ile istişare ederek yaptırım uygulama yetkisine sahip. Hazine Bakanlığı, OFAC Direktörüne talimat verir ve o da yaptırım eylemlerini onaylıyor.

Kongre

Kongre, yeni yaptırım programlarını yürürlüğe geçirme veya mevcut olanları güçlendirme yetkisine sahip.

İnsani istisnalar

Aralık 2022’de ABD Hazinesi, yaptırım rejimlerine rağmen insani yardımın ulaştırılmasını kolaylaştırmak ve insani muafiyetleri desteklemekle ilgili 2664 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararını onaylayarak, uygulanan yaptırımlardan insani muafiyetleri onayladı.

Bu genelge ile ABD yaptırımlarından dört kategori muaf tutuldu:

1.ABD hükümetinin resmi çalışması.

2.Bazı uluslararası sivil toplum kuruluşlarının resmi işleri.

3.Afet yardımı, sağlık hizmetleri, demokrasi ve eğitim destek faaliyetleri, çevre koruma ve barış inşası.

4.Tarım ürünleri, ilaçlar, tıbbi cihazlar ve bunların yedek parçaları ve bakımları.



Trump, İran'a nasıl bir saldırı düzenlemeyi planlıyor?

Trump, İran'da aralık ayında patlak veren protestoların ardından askeri harekat tehdidinde bulunmaya başlamıştı (Reuters)
Trump, İran'da aralık ayında patlak veren protestoların ardından askeri harekat tehdidinde bulunmaya başlamıştı (Reuters)
TT

Trump, İran'a nasıl bir saldırı düzenlemeyi planlıyor?

Trump, İran'da aralık ayında patlak veren protestoların ardından askeri harekat tehdidinde bulunmaya başlamıştı (Reuters)
Trump, İran'da aralık ayında patlak veren protestoların ardından askeri harekat tehdidinde bulunmaya başlamıştı (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağı artırırken, Amerikan medyası İran'a saldırı senaryolarını masaya yatırdı.

CNN'in analizinde, İran'a saldırı durumunda askeri ve siyasi liderlerin hedef alınabileceği veya nükleer tesislere sınırlı saldırılar düzenlenebileceği belirtiliyor.

Nükleer tesislere saldırının, geçen yıl haziranda düzenlenenlere kıyasla "daha büyük ölçekli" olacağı savunuluyor.

İran'a yönelik olası saldırılar için ABD ordusuna bir hedef listesi sunulmadı. Bu da Trump'ın henüz herhangi bir askeri harekat emri vermediğinin işareti. Beyaz Saray yetkilileri, Cumhuriyetçi liderin diplomatik çözümden yana tercihini sürdürdüğünü söylüyor.

ABD Başkanı, perşembe günkü açıklamasında "10 gün içinde" bir anlaşmanın yapılıp yapılamayacağının belli olacağını söylemiş, daha sonra bu süreyi 15 güne çıkardığını bildirmişti. Müzakerelerde anlaşma sağlanamaması halinde İran'a saldırma tehdidini de yinelemişti.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla konuşan Trump'a yakın iki üst düzey yetkili, ABD Başkanı'nın hazirandaki saldırı emrini vermeden önce de son ana kadar beklediğini söylüyor. Venezuela'ya geçen ay düzenlenen operasyonda da benzer bir sürecin yaşandığını aktarıyorlar.

Wall Street Journal'ın analizinde, İran'ın anlaşmaya yanaşmaması halinde Trump'ın geniş ölçekli saldırı talimatı vererek Tahran yönetimini devirmeye çalışabileceği yazılıyor.

Bunun yanı sıra Trump'ın "sınırlı saldırı" seçeneğini değerlendirdiği de belirtiliyor. Bu seçenekle Trump, küçük ölçekli saldırılarla İran'ı anlaşmaya yapmaya zorlayabilir.

Kimliğinin paylaşılmamasını isteyen bir ABD'li yetkili, İran uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurana kadar saldırıların artarak devam edebileceğini savunuyor. Diğer yandan böyle bir hamlenin Tahran yönetiminin müzakerelerden çekilmesine yol açabileceğine de dikkat çekiliyor.

İran muhtemel ABD saldırılarına karşı güçlü misilleme yapılacağı uyarısında bulunmuştu. Ülkenin dini lideri Ali Hamaney, bu haftaki açıklamasında "Dünyanın en güçlü ordusu bile bazen öyle bir tokat yiyebilir ki yerinden kalkamayabilir" demişti.

İsrail ve ABD'nin Haziran 2025'te İran'a düzenlediği saldırılarla 12 gün süren savaş nedeniyle kesintiye uğrayan diplomatik süreç, tarafların Umman'da masaya oturmasıyla yeniden başladı.

Maskat'taki ilk tur görüşmelerin ardından müzakereler Cenevre'ye taşındı. İran heyetine Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi başkanlık ederken, ABD'yi ise Trump'ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Witkoff temsil ediyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


İran'a yönelik saldırı tehditleri arasında "Gerald Ford" uçak gemisi Akdeniz'e girdi

Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
TT

İran'a yönelik saldırı tehditleri arasında "Gerald Ford" uçak gemisi Akdeniz'e girdi

Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)

Dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald R. Ford, dün Akdeniz'e girerken görüntülendi. Bu durum, Başkan Donald Trump'ın emriyle yoğunlaştırılmış askeri konuşlandırma kapsamında İran'a karşı askeri müdahale olasılığını gündeme getirdi.

Atlantik Okyanusu'nu Akdeniz'den ayıran Cebelitarık Boğazı'nı geçen geminin fotoğrafı, AFP tarafından Cebelitarık'tan yayınlandı.

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda davetlilere konuşuyor (AP)Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda davetlilere konuşuyor (Arşiv-AP)

Trump dün, Tahran ve Washington arasında İran'ın nükleer programı konusunda bir anlaşmaya varılamaması durumunda İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi "değerlendirdiğini" söyledi.

Bir önceki gün ise karar verme süresinin 10 ila 15 gün olduğunu belirtmişti.

ABD'ye ait bir diğer uçak gemisi olan USS Abraham Lincoln, ocak ayının sonundan beri Ortadoğu'da bulunuyor.

USS Gerald R. Ford'un Akdeniz'e gelmesiyle birlikte, İran'a karşı olası saldırılara hazırlık amacıyla önemli bir askeri yığılmanın yaşandığı bölgede ABD'nin ateş gücü önemli ölçüde arttı.

Aşağıda, Orta Doğu'da veya yakınlarında konuşlandırılmış en önemli Amerikan askeri varlıklarının listesi yer almaktadır:

Gemiler

ABD'li bir yetkilinin açıklamasına göre Washington'un şu anda Ortadoğu'da 13 savaş gemisi bulunuyor: bir uçak gemisi (USS Abraham Lincoln), dokuz muhrip ve üç kıyı muharebe gemisi.

Dünyanın en büyük uçak gemisi USS Ford, dün çekilen fotoğrafta Cebelitarık Boğazı'ndan Akdeniz'e geçerken görüntülendi. Üç muhrip eşliğinde konuşlanan geminin varlığıyla, Ortadoğu'daki ABD savaş gemisi sayısı toplam 17'ye ulaşacak.

Her bir uçak gemisi binlerce denizci ve onlarca savaş uçağından oluşan hava filoları taşıyor. İki ABD uçak gemisinin aynı anda Ortadoğu'da bulunması nadir görülen bir durumdur.

Uçaklar

İki uçak gemisinde bulunan uçaklara ilave olarak, X platformundaki açık kaynaklı istihbarat bilgilerine, Flightradar24 uçuş takip sitesine ve medya haberlerine göre, Amerika Birleşik Devletleri Ortadoğu'ya onlarca başka savaş uçağı konuşlandırdı.

Bu uçaklar arasında F-22 Raptor ve F-35 Lightning hayalet savaş uçakları, F-15 ve F-16 savaş uçakları ve operasyonlarını desteklemek için gerekli olan KC-135 havadan yakıt ikmal tankerleri de bulunmaktadır.

New York'taki Soufan Araştırma Merkezi, "50 ilave Amerikan savaş uçağı, F-35, F-22 ve F-16, bu hafta Körfez Arap devletlerindeki üslerde konuşlandırılmış yüzlerce uçağa katılmak üzere bölgeye gönderildi" diye yazdı ve bu adımların "Trump'ın (neredeyse her gün tekrarladığı) görüşmelerin başarısız olması durumunda geniş çaplı bir hava ve füze harekatına girişme tehdidini güçlendirdiğini" belirtti.

Şarku'l Avsat'ın Financial Times'ten aktardığına göre bu hafta onlarca askeri yakıt ikmal ve nakliye uçağı Atlantik Okyanusu'nu geçti. Flightradar24'ten alınan verilere göre son üç günde 39 tanker uçağı potansiyel operasyon bölgelerine daha yakın yerlere yeniden konumlandırıldı. Aynı dönemde C-17 Globemaster III'ler de dahil olmak üzere 29 ağır nakliye uçağı ise Avrupa'ya uçtu.

Bir C-17 uçağı üsten Ürdün'e doğru yola çıktı. Gerçek zamanlı komuta ve kontrol operasyonlarının önemli bir bileşeni olan altı adet E-3 Sentry AWACS erken uyarı ve kontrol uçağı da konuşlandırıldı.

Trump, Tahran'dan yaklaşık 5 bin 200 kilometre uzaklıktaki Diego Garcia'daki ortak ABD-İngiltere üssünü saldırılar başlatmak için kullanma olasılığını öne sürdü; Londra ise bu öneriye ilişkin çekincelerini dile getirdi.

 "Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)

Hava savunma sistemleri

Raporlar ayrıca, Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'daki karasal hava savunmasını güçlendirdiğini, bölgedeki güdümlü füze destroyerlerinin ise denizde hava savunma yetenekleri sağladığını gösteriyor.

Bu ay, Patriot ve THAAD füze ve uçak savunma sistemlerini işleten 69. Hava Savunma Tugayı'nın merkezi olan Fort Hood'dan altı uçuş gerçekleştirildi.

Üslerdeki ABD güçleri

Kara birliklerinin İran'a karşı herhangi bir saldırı eylemine katılmaları beklenmese de Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'da misillemeye karşı savunmasız kalabilecek on binlerce askeri personeli bulunmaktadır.

Tahran, Haziran 2015 yılında Washington'un üç İran nükleer tesisini bombalamasının ardından Katar'daki Amerikan üssüne füze fırlatmıştı, ancak bu füzeler hava savunma sistemleri tarafından düşürüldü.


Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
TT

Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)

The Telegraph gazetesinin haberine göre Buckingham Sarayı, eski İngiliz prensi Andrew -kamuoyunda kullanılan adıyla Andrew Mountbatten-Windsor- için doğabilecek hukuki masrafların vergi mükelleflerine yüklenmemesini güvence altına alacak.

Konuya yakın bir kaynak, eski prensin avukatlık ücretlerini karşılayamaması halinde mali yükün ‘kamu hazinesine yansıtılmayacağını’ belirtti. Ancak sarayın söz konusu giderleri hangi kaynaktan karşılayabileceği henüz netlik kazanmadı. Kaynaklar, Kral Charles’ın kardeşinin faturalarını kişisel olarak ödemeyeceğini ifade etti.

Mountbatten-Windsor dün Sandringham House’taki evinde, kamu görevine ilişkin usulsüzlük şüphesiyle gözaltına alındı. Polis, ticari temsilci olarak görev yaptığı dönemde hassas bilgileri Jeffrey Epstein ile paylaştığı iddialarını soruşturuyor.

dfvgthy6yjy6
Andrew Mountbatten-Windsor, kamu görevinde suistimal şüphesiyle gözaltına alındığı gün polis karakolundan ayrılırken (Reuters)

Olası hukuki savunma sürecinde ise Andrew’in yakın çevresinde kalmayı sürdüren tek isim olarak ceza avukatı Gary Bloxsome öne çıkıyor. Bir kaynak dün, “Hâlâ yanında olan tek kişi o” ifadesini kullandı.

The Telegraph’ın haberine göre, Andrew’in gözaltına alınmasının ardından Bloxsome’un hizmetlerine duyulan ihtiyaç daha da artacak. Eski York Dükü, 2020 yılında ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI), çocuklara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla anılan finansör Jeffrey Epstein ile ilişkisine dair yürüttüğü soruşturma sırasında da aynı avukatla çalışmıştı.

Sonrasında Bloxsome’un görevlendirilmesinin isabetli bir karar olduğu değerlendirildi. Prensi çevreleyen utanç verici kriz sürecinde dost ve tanıdıkların zamanla uzaklaştığı belirtilirken, avukatın Andrew’in yanında kalmayı sürdürdüğü aktarıldı. Zaman içinde en yakın isimlerinden biri haline gelen Bloxsome, ‘her an ulaşılabilen avukatı’ olarak tanımlandı; hukuk dosyalarını değerlendirdiği kadar golf sahasında da müvekkiliyle vakit geçirdiği ifade edildi.

Bloxsome’un, yakın zamana kadar Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge adlı konutuna giderek yüksek profilli müvekkiliyle çay içmeyi sürdürdüğü kaydedildi.

dvfgthy
Kraliçe II. Elizabeth, 2013 yılında Buckingham Sarayı’nın balkonundan, oğulları Prens Charles (solda) ve Prens Andrew ile birlikte el sallıyor. (AFP)

Ceza avukatı Gary Bloxsome’un, Andrew Mountbatten-Windsor’ı kamu görevinde suistimal suçlamalarına karşı temsil etmesi en güçlü ihtimal olarak görülüyor. Konuya yakın bir kaynak, “Başka kime başvurabilir? O bir ceza avukatı ve bu Gary’nin uzmanlık alanı. Bu görev için ondan daha iyisi yok” dedi. Aynı kaynak, Mountbatten-Windsor’ın başka bir hukukçuya yönelmesinin mantıklı olmayacağını, zira Bloxsome’un geçmiş sürece hâkim olduğunu ve aralarında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirtti.

Polisin, prensin Sandringham Kraliyet Arazisi’ndeki geçici konutu Wood Farm’a baskın düzenlediği sırada, Bloxsome The Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada gelişmelerden ‘hiçbir şekilde haberdar olmadığını’ söyledi. Avukatın, Andrew’in sorgulandığı polis merkezine gidip gitmediği ise henüz bilinmiyor.

Gözaltı işlemi, Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge’dan ayrılarak Norfolk’ta yeni bir hayata başlamasından yalnızca iki hafta sonra gerçekleşti. Bloxsome dışında yakın çevresinin giderek daralması, prensin ruh sağlığına ilişkin endişeleri artırdı.

Taşınmadan önce her gün ata bindiği belirtilen Andrew’in, Windsor’daki geniş konutunda neredeyse tamamen izole bir yaşam sürdüğü ifade edildi. Haberlerde, birkaç ay önce haber takibini bıraktığı öne sürülürken, baskıların artmasıyla birlikte ağır bir depresyon sürecine girdiği de kaynaklar tarafından dile getirildi.

vfgthy
Andrew Mountbatten-Windsor, Royal Lodge yakınlarında ata binerken (Reuters)

Aralık ayında, Londra Metropolitan Polisi’nin ziyareti sonrasında Andrew silah ruhsatlarını ve av tüfeği sertifikalarını teslim etmek zorunda kaldı. Bu adımla ilgili resmi bir gerekçe açıklanmadı. Ancak kaynaklar, kişisel güvenliğinin aile için öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, tüm aile üyelerinin emniyetini sağlamak amacıyla ‘özen yükümlülüğünün sürdüğünü’ vurguladı.