11 İngiliz üniversitesi, İran’a insansız hava araçlarının geliştirilmesine ‘yardım etmekle’ suçlandıhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/4375171-11-i%CC%87ngiliz-%C3%BCniversitesi-i%CC%87ran%E2%80%99-insans%C4%B1z-hava-ara%C3%A7lar%C4%B1n%C4%B1n-geli%C5%9Ftirilmesine-%E2%80%98yard%C4%B1m
11 İngiliz üniversitesi, İran’a insansız hava araçlarının geliştirilmesine ‘yardım etmekle’ suçlandı
Ukrayna’nın İran yapımı olduğunu belirtilen bir insansız hava aracı geçen ekim ayında düzenlenen saldırıda düşürüldü. (Reuters)
İngiliz milletvekilleri, 11 İngiliz üniversitesine yönelik ‘intihar insansız hava araçları (İHA) da dahil olmak üzere silah geliştirme konusunda İran’a yardım sağlamakla’ ilgili harekete geçti. İngiltere merkezli ‘Telegraph’ gazetesinin haberine göre suçlamalar hakkında soruşturma açılması çağrısında bulunuldu.
Jewish Chronicle gazetesi tarafından yayınlanan yeni bir araştırma, İngiltere’deki bilim insanlarının İHA ve savaş uçağı programında kullanılabilecek ileri teknoloji geliştirmek için çalışan İranlı kurumlara yardım sağladığını gösterdi.
Telegraph gazetesi de 9 Haziran’da en az 11 İngiliz üniversitesinin, İran’ın potansiyel askeri kullanımına ilişkin 16 çalışma üreten bir çalışma grubuyla ortaklık yaptığını bildirdi.
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre raporda Cambridge Üniversitesi, Imperial College London, Glasgow Üniversitesi, Cranfield Üniversitesi ve Northumbria Üniversitesi'ne atıfta bulunuldu. Aynı şekilde raporda, araştırmalarını bazıları Batı yaptırımları listesinde bulunan İran üniversitelerindeki öğrencilerle paylaşan İngiliz üniversitelerindeki İranlı araştırmacıların isimleri de yer aldı.
İran ordusunun yeri bilinmeyen bir deposundaki ‘Şahed’ intihar İHA’ları. (EPA)
Soruşturmada, bilgilerin, Rusya’nın İran’dan temin ettiği İHA’lardan biri olan Şahed-136 İHA’sının motoru da dahil olmak üzere İHA’ların ve yazılımlarının imalatında ve geliştirilmesinde kullanıldığı sonucuna varıldı.
Devrim Muhafızları, Rusya’nın Ukrayna savaşında kullandığı intihar İHA’ları da dahil olmak üzere İHA’lar geliştirmek için çalışan en önde gelen İran askeri kurumu olarak biliniyor.
Rapor, İngiliz hükümetinin Devrim Muhafızları’nın terör listesine alınması konusunda artan bir baskıyla karşı karşıya olduğu bir zamanda yayınlandı.
Londra yönetimi, İran’a askeri teknoloji ihracına yasak getiriyor. İngiliz milletvekilleri de akademik araştırmanın nasıl yürütüldüğüne dair soruşturma çağrısında bulundu.
İngiltere Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Alicia Cairns, ülkesinin ‘hassas ve çift kullanımlı teknolojilere yönelik yaptırımları ihlal edebileceğinden korktuğu korkunç iş birliği’ hakkında soruşturma çağrısında bulunacağını söyledi.
Cairns sözlerini şöyle sürdürdü:
“Böyle bir iş birliğinin İran’daki cinsiyet ayrımcılığına, düşmanca müdahaleye, Ortadoğu’daki şiddet eylemlerine ve hatta Ukrayna’da sivillerin katledilmesine sebep olması mümkün.”
Ukrayna, İran yapımı Şahed-136 uçakları kullanılarak sivil altyapıya, özellikle enerji santralleri ve barajlara yönelik İHA saldırılarında artış olduğunu bildirdi. (AP)
Diğer yandan İngiltere’nin Gölge Dışişleri Bakanı David Lammy, ‘son derece rahatsız edici’ bulguların soruşturulması çağrısı yaptı. Lammy, hükümeti ise ‘İngiltere’deki üniversitelerin ve akademisyenlerin, askeri teknolojiler alanında iş birliği ile ilgili olarak İran’a yönelik yaptırımlarını ihlal edip etmediğini acilen soruşturmaya’ çağırdı.
Bir İngiliz hükümet sözcüsü şu açıklamada bulundu:
“Ulusal güvenliğimizi tehlikeye atan iş birliğini kabul etmeyeceğiz. İngiltere’nin araştırmalarını sürekli değişen küresel tehditlerden korumak için sistemlerimizi daha sağlam hale getirdik ve Akademik Teknoloji Onay Programımızı genişlettik. Endişe duyduğumuz uygulamaları reddediyoruz.”
İran geçtiğimiz nisan ayında din alimlerinin de yer aldığı bir törenle askeri tatbikata imza attı. (Reuters)
ABD alarmı
Diğer taraftan bugün ABD Dışişleri, Ticaret, Adalet ve Hazine Bakanlıkları, uluslararası toplumu ve özel sektörü ‘İran’ın insansız uçak tedariki, geliştirmesi ve konuşlandırmasının oluşturduğu tehdide karşı’ uyaran bir bildiri yayınladı.
ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada muhtıranın İran’ın İHA programını geliştirmek için elde etmeye çalıştığı temel bileşenler hakkında ihracatçılara, üreticilere ve finans kuruluşlarına bilgi sağladığı belirtildi. Ayrıca aynı durumun dronların tedariki, üretimi ve dağıtımında yer alan kuruluşlar için de geçerli olduğu da kaydedildi.
Muhtıra, özel sektöre dikkatli olma ve İran’ın tehlikeli ve istikrarsızlaştırıcı İHA programının gelişimini teşvik edecek herhangi bir faaliyeti önlemede rolünü oynama çağrısında bulundu.
Açıklamada muhtıranın ABD’nin İran’dan Rusya’ya İHA sevkiyatını aksatma ve geciktirme çabaları çerçevesinde geliştiği belirtildi. Ayrıca Ukrayna’daki sivillere ve sivil altyapıya yönelik saldırılarda İran insansız hava araçlarının kullanımının devam ettiği vurgulandı.
Kırmızı çizginin çöküşü: Hamaney'den Maduro'ya Trump
Fotoğraf: Mark Smith
Akil Abbas
Yabancı liderlerin tutuklanması konusunda ciddi şüpheler olsa da, yabancı liderlerin, yetkililerin veya sıradan vatandaşların suikastlarının önlenmesi konusunda hiçbir şüphe yoktur
İkinci döneminin daha ikinci yılını tamamlamadan, ABD Başkanı Donald Trump, dikkat çekici bir cüret ve büyük bir hızla, yerleşik siyasi normları yıkmaya, bilinen kurumsal kurallara meydan okumaya, ABD'nin dış dünya ve devletleriyle ilişkisini, Amerikan devlet kurumlarının tarihsel, siyasi, hukuki ve geleneksel birikiminden ziyade, hem “ABD” hem de “dünya”nın anlamına dair başkanın kişisel anlayışına dayanarak yeniden tanımlamaya devam ediyor.
Başkanın “şoklarının” listesi uzun ve hızlı; Kanada'nın 51. eyalet olarak ABD'ye ilhakını ve Danimarka'dan kendisine bağlı Grönland'ı talep etmek, Gazze sakinlerini topraklarından göndererek burayı yabancı turistler için bir “Riviera”ya dönüştürmek, ek olarak ABD'nin tarihsel, güçlü ve sadık müttefiki olan Avrupa'yı, ABD'ye bağımlı olduğu ve onu sömürdüğü gerekçesiyle sürekli olarak ezmek.
Neyse ki, bu “şoklar” ya da en azından çoğu, siyasi veya kurumsal gerçekliğe dönüşmedi. Ancak Başkan Trump, diğer devlet başkanları ve sivil yetkilileriyle ilişkilerinde Amerikan devletinin bazı geleneklerini sarsmak gibi başka şeyleri gerçekliğe dönüştürmeyi başardı. On yıllar boyunca Amerikan politikası, bu yönde açık bir Amerikan yasal metni olmamasına rağmen, devlet başkanlarının tutuklanma ve hedef alınmaya karşı dokunulmazlığı ilkesine dayanıyordu. Bu bağlamda Amerika Birleşik Devletleri, devlet başkanlarını ve yetkililerini görevdeyken tutuklanmaktan veya ulusal mahkemelerde yargılanmaktan koruyan uluslararası hukuk geleneğini izledi.
1970'lerden bu yana birbirini takip eden Amerikan yönetimlerinin davranışlarını düzenleyen yasalar bu konuda açık olup, peş peşe yayınlanan ve ABD'nin suikastlara katılımını yasaklayan başkanlık kararnameleri şeklinde karşımıza çıkmaktadır
Bu genel kuralın tek istisnası, soykırım ve insanlığa karşı suçlar da dahil olmak üzere “savaş suçları” gibi belirli davalarda uzman uluslararası mahkemeler tarafından çıkarılan uluslararası tutuklama kararlarıdır. Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICTY) tarafından eski Sırp devlet başkanı Slobodan Milošević hakkında 1999 yılında çıkarılan tutuklama kararı buna bir örnektir. ICTY, Balkan bölgesindeki savaşlar sırasında işlenen vahşetleri yargılamak üzere BM Güvenlik Konseyi kararıyla kurulmuştu. Benzer bir tutuklama kararı, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin 2024 yılında Gazze savaşında savaş suçları işlediği suçlamasıyla İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu için de verildi, ama ABD bu karara şiddetle karşı çıktı. Netanyahu’nun tutuklanması kararı, 1998'de kabul edilen ve 2002'de yürürlüğe giren uluslararası bir antlaşma olan Roma Statüsü ile ilgili farklı bir hukuki gerekçeye dayanıyordu. Altmıştan fazla ülke (İsrail ve ABD hariç) tarafından imzalanan bu Statü, devlet başkanlarının ve diğer yetkililerin geleneksel dokunulmazlığının, iddia edilen savaş suçlarından yargılanmalarına karşı koruma sağlamadığını öngörmektedir. Buna dayanarak Uluslararası Ceza Mahkemesi 2009 yılında eski Sudan devlet başkanı Ömer el-Beşir hakkında Darfur bölgesinde işlenen vahşetler nedeniyle tutuklama kararı vermiş, 2023 yılında da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin hakkında, Rus-Ukrayna savaşı sırasında Ukraynalı çocukların Rusya'ya zorla götürülmesindeki rolü nedeniyle bir başka tutuklama kararı almıştı.
Gözaltına alınan Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro, ABD'nin New York şehrinin Midtown Manhattan bölgesindeki bir federal mahkemeye götürülüyor, 5 Ocak 2026 (Reuters)
Şarku'l Avsat'ın Al Majalla'dan aktardığı analize göre Trump'ın ikinci döneminde, ABD yönetimi, çok sayıda hukuki soruyu gündeme getiren ve yerleşik uluslararası normlara aykırı olan bir askeri operasyon ile eski Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu tutuklayarak bu geleneği bozdu. Yönetim, 2018 Venezuela seçimlerini hileyle kazandığına dair ciddi ve uluslararası düzeyde güvenilir suçlamalara dayanarak ABD’nin 2019'dan beri, Maduro'yu Venezuela devlet başkanı olarak tanımadığı gerekçesini öne sürdü. Ayrıca, Trump'ın ilk döneminde ABD Başsavcılığının, New York'taki bir federal mahkemeye Maduro hakkında uyuşturucu kaçakçılığı ve ABD'ye uyuşturucu sokma ile ilgili bir suç listesi sunması da bir gerekçe olarak kullanıldı. Ne var ki bu konuda yönetimin argümanlarının geçerliliği konusunda önemli bir hukuki tartışma var.
Yabancı liderlerin tutuklanması konusunda ciddi şüpheler olsa da, yabancı liderlerin, yetkililerin veya sıradan vatandaşların suikastlarının önlenmesi konusunda hiçbir şüphe yoktur. 1970'lerden bu yana birbirini takip eden Amerikan yönetimlerinin davranışlarını düzenleyen yasalar bu konuda açık olup, peş peşe yayınlanan ve ABD'nin suikastlara katılımını yasaklayan başkanlık kararnameleri şeklinde karşımıza çıkmaktadır.
Mevcut Trump yönetimi, İran ile devam eden savaşında gerçekleştirdiği suikastlarla önemli bir Amerikan yasal ve kurumsal tarihi hiçe saymaktadır
Bu bağlamda, mevcut Trump yönetimi, İran ile devam eden çatışmasında gerçekleştirdiği suikastlarla önemli bir Amerikan yasal ve kurumsal tarihini hiçe saymaktadır. Bu önemli tarihin başlangıcı, ABD Başkanı Gerald Ford'un Şubat 1976'da “Amerika Birleşik Devletleri'nin Yabancı İstihbarat Faaliyetleri” başlıklı 11905 sayılı Başkanlık Emrini yayınlamasıdır. Watergate skandalı ve Kongre tarafından azil tehdidi sonrasında istifa etmek zorunda kalan Richard Nixon'ın ardından başkan yardımcısı olan Ford başkan olmuştu. Yaklaşık iki yıl beş ay süren kısa süreli yönetimi sırasında birçok politikası ve başkanlık emriyle, gerek Vietnam Savaşı gerekse siyasi rakiplere karşı kurumların kullanılması bağlamında olduğu gibi, Nixon yönetiminin hem içeride hem de uluslararası alanda neden olduğu kurumsal, siyasi ve hatta ahlaki zararı düzeltmeye çalıştı. Yukarıda bahsettiğimiz başkanlık emri de, siyasi suikastlara karşı önemli bir yasak içeriyor: “Amerika Birleşik Devletleri hükümetinin herhangi bir çalışanının siyasi suikastta bulunması veya bunu planlaması yasaktır.”
Bu başkanlık yürütme emri, 1975 yılında Senato tarafından kurulan ve Demokrat Senatör Frank Church başkanlığındaki bir kongre soruşturma komitesinin bulguları üzerine yayınlanmıştı. Komite, çoğu güvenlik kurumları olan CIA, FBI ve NSA gibi çeşitli federal kurumların davranışlarını araştırmıştı (Temsilciler Meclisi de o dönemde Pike Komitesi adında paralel bir soruşturma komitesi kurmuştu). Komite, düzenlediği çok sayıda kongre duruşmasına (oturumuna) dayanarak yayınladığı yedi ciltlik raporunda, Nixon yönetimi de dahil olmak üzere çeşitli yönetimler boyunca bu güvenlik kurumları tarafından işlenen çok sayıda ihlal ve vahşeti belgeledi. Bunlar arasında Küba devlet başkanı Fidel Castro, Dominik Cumhuriyeti devlet başkanı Rafael Trujillo, Güney Vietnam lideri Ngo Dinh Diem ve Zaire Başbakanı Patrice Lumumba gibi yabancı liderlere yönelik suikast girişimleri de yer alıyordu.
Suikastlara izin verilmesi, ABD Savunma Bakanlığı'nın 1989 yılında silahlı çatışma bağlamında düşman askeri liderlerinin kasıtlı olarak öldürülmesinin suikast olmayacağı yönündeki yasal yorumuna dayanıyordu
1978'de Başkan Jimmy Carter, bu başkanlık emrinin kapsamını genişletti ve Başkan Ford'un yürütme emrinde yasaklanan siyasi suikastlar ile yetinmeyip, tüm suikast türlerini yasaklayan daha kapsamlı 12036 sayılı başkanlık emrini yayınladı. Tüm suikastların genel olarak yasaklanmasına ek olarak, emir, yasağın ABD hükümet kurumlarıyla iş birliği yapan ABD vatandaşı olmayan kişileri de kapsadığını vurguladı. Bu genişletilmiş suikast yasağı, Başkan Ronald Reagan tarafından 1981'de imzalanan 12333 sayılı Yürütme Emri'nde de yürürlükte kaldı. Bu emir, ABD hükümet kurumlarının çalışmalarına daha geniş ve sistematik bir çerçeve sağlayarak, istihbarat çalışmalarını koordine etmede daha etkili olmalarını sağlayarak Başkan Jimmy Carter'ın önceki başkanlık emrinin yerini aldı. Bu, sadece Kongre’nin yürüttüğü bir soruşturma üzerine yayınlanmış bir emir değil, o dönemde Batı ve Doğu blokları arasında yaşanan yoğun Soğuk Savaş'ın uzun vadeli gerçeklerine bir yanıt niteliğindeydi. Zamanla, Başkan Reagan'ın emri, özellikle suikastlara karışmaktan kaçınma konusunda, ABD istihbarat teşkilatlarının çalışmalarını on yıllarca şekillendirmede temel bir unsur haline geldi.
İran'ın başkenti Tahran'da, İsrail ve Amerikan hava saldırılarında hayatını kaybeden İran Dini Lideri Ali Hamaney'in anısına düzenlenen bir anma töreni, 1 Mart 2026 (Reuters)
Bu kurumsal miras, mevcut çatışma bağlamında İranlı siyasi liderlere, aralarında Dini Lider Ali Hamaney, Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani ve Dini Liderin danışmanı Kemal Harrazi'nin de bulunduğu üst düzey isimlere suikast düzenleyen ikinci Trump yönetimi altında ciddi bir gerileme yaşıyor gibi görünüyor. Aslında, bu gerilemenin Trump'ın ilk döneminde, 2022'nin başlarında, İran'ın Kudüs Gücü komutanı General Kasım Süleymani'ye Bağdat'ta suikast düzenlenmesi emri vermesiyle başladığı da iddia edilebilir. O dönemde bazı Amerikalı hukukçular bu suikastın ABD'nin suikastları yasaklayan yasasını ihlal ettiğini belirtmiş olsa da, dönemin Demokrat politikacıların çoğunun itirazı bu olası ihlale değil, 1973’te yayınlanan Savaş Yetkileri Kararı'nın kötüye kullanılmasına yönelikti. Onlar, başka bir ülkenin yüksek rütbeli bir yetkilisine suikast düzenlemek gibi, yönetimin gerekçesiz ve savaşa yol açabilecek bir provokatör eylemle bu kararı ihlal ettiğini savundular. Yönetim ise, kanıt sunmadan, düşmanın Amerikalılara karşı silahlı saldırılar düzenlemeyi amaçladığı varsayımına dayanarak, yakın bir tehlikeyi önlemeye yönelik bir proaktif öz savunma olduğunu söyleyip, suikastın haklı olduğunu savundu. Bu, yönetime göre 11 Eylül 2001'den sonra ABD'nin sürekli olarak teröristleri hedef alması gibi suikast yasağı kapsamına girmeyen bir durumdu.
Porto Riko'nun Ponce kentindeki Mercedita Uluslararası Havalimanı'nda ABD Deniz Piyadelerine ait bir CH-53E Super Stallion helikopteri pistte park halinde, 1 Ocak 2026 (Reuters)
Suikastlara izin verilmesi, ABD Savunma Bakanlığı'nın 1989 yılında Reagan'ın 1981 tarihli başkanlık emrinde geçen suikast ifadesinin anlamını açıklığa kavuşturan yasal bir yorumuna dayanıyordu. Bu yorum, silahlı çatışma bağlamında düşman askeri liderlerinin kasıtlı olarak öldürülmesinin suikast olmadığını, keza Amerikalılara yönelik bir saldırıyı önlemek için önce davranıp öldürmenin “meşru öz savunma” kategorisine girdiğini belirtiyordu. Trump yönetiminin Süleymani'nin öldürülmesini haklı çıkarmasına yardımcı olan husus, hem şahsi olarak kendisinin hem de mensubu olduğu kurum olan İran Devrim Muhafızları aracılığıyla zaten ABD terör listesinde yer almasıydı. Buna rağmen yönetim, Süleymani'nin Amerikalıların hayatları için ciddi ve yakın bir tehdit oluşturduğunu kanıtlayamadı.
ABD, Hamaney suikastından bir gün önce İran ile müzakereler yürütüyordu ve yönetim, proaktif bir suikastı haklı çıkaracak Amerikan güvenliğine yönelik ciddi ve yakın bir İran tehdidinin varlığını kanıtlayamadı
İran ile devam eden savaş bağlamında, yönetim, İran Silahlı Kuvvetlerinin başkomutanı olduğu gerekçesiyle Hamaney suikastını haklı çıkarmak için, tartışmalı olsa da, bir tür gerekçeye sahip. Ancak, ABD'nin operasyondan bir gün önce İran ile müzakereler yürüttüğü göz önüne alındığında, bu operasyonu önleyici savunma olarak nitelendirmek zor. Dahası yönetim, böyle bir önleyici suikastı haklı çıkaracak Amerikan güvenliğine yönelik ciddi ve yakın bir İran tehdidinin varlığını kanıtlayamadı. Önleyici savunma ve suikastların gerekliliği argümanı, bu çatışmada ABD tarafından öldürülen Laricani, Harrazi ve diğer İranlı sivil liderler düşünüldüğünde zaten geçersiz kalıyor.
İran'ın Tahran şehrindeki bir binada, eski Hizbullah lideri Hasan Nasrallah'ın resminin yer aldığı bir reklam panosu, 2 Ekim 2024 (Reuters)
Bununla birlikte, ABD içinde yönetimin İslam Cumhuriyeti'ne karşı yürüttüğü savaşa yönelik itirazlar iki kampa ayrılıyor. Birincisi ve en büyük, en etkili itiraz, Demokrat politikacılar, bazı Cumhuriyetçiler ve diğerlerinden gelen, Trump yönetiminin bu savaşı kötü yönettiğine ilişkin siyasi itirazdır. Bunlara göre yönetim ne kamuoyunu hazırlamış ne de savaşın nedenleri, hedefleri ve bu hedeflere nasıl ulaşılacağı konusunda ikna edici bir açıklama yapmıştır. Buna ek olarak, Kongre ile zayıf bir istişarede bulunulmuştur ve Başkan Trump Savaş Yetkileri Kararı tarafından kendisine verilen yetkileri aşmış gibi görünmektedir. İkincisi, daha az etkili, daha elitist ve özel nitelikte olup, yönetimin eylemlerinin yasallığı, özellikle de suikastların organize edilmesi ve gerçekleştirilmesindeki açık ve doğrudan rolü etrafında dönmektedir.
Gerçekte, Başkan Trump, ABD'de medya, ekonomi, hukuk, siyaset ve hatta kişisel meseleler dahil olmak üzere birçok cephede aynı anda çok sayıda cesur ve şaşırtıcı hamlede bulundu. Bunlar göz önüne alındığında, ABD dışındaki tutuklamalar ve suikastlarla ilgili Amerikan normlarının ihlali, hem küresel olarak hem de ABD içinde alışılmış ve kabul görmüş normlardan kopabilme konusunda bir istisnaya dönüşen bir başkan karşısında, ikincil önemde bir sorun gibi görünüyor.
Putin’in yaşlanmayla mücadele projesinin maliyeti 26 milyar dolarhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5278388-putin%E2%80%99-ya%C5%9Flanmayla-m%C3%BCcadele-projesinin-maliyeti-26-milyar-dolar
Putin’in yaşlanmayla mücadele projesinin maliyeti 26 milyar dolar
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin’de gerçekleştirilen bir görüşme sırasında. (EPA)
The Wall Street Journal gazetesi, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in yaşam süresini uzatma konusuna duyduğu ilgiyi mercek altına aldı. Gazete, Putin’in yaşlanma karşıtı araştırmaları Kremlin’in en önemli önceliklerinden biri hâline getirdiğini yazdı.
Haberde, açık kalan bir mikrofonun Putin ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasındaki konuşmayı kaydettiği ve Putin’in organ değişimi yoluyla ölümsüzlüğün mümkün olabileceğine işaret ettiği meşhur olaya dikkat çekildi. Bu konuşma, bazı çevrelerce yalnızca yaşlı liderler arasındaki sıradan bir sohbet olarak değerlendirilmişti.
Gazete, gerçekte ise Putin’in geçen yıl eylül ayında Pekin’de düzenlenen askeri törende yaptığı konuşmada, Kremlin destekli yaşam uzatma girişimini anlattığını ve bunun bugün Rusya’nın en dikkat çekici bilim projelerinden biri hâline geldiğini belirtti.
Haberde, Putin’in uzun süredir yaşlanma karşıtı araştırmalara ilgi duyduğu, bunun da Silikon Vadisi milyarderleri arasında yaygın bir eğilim olduğu ifade edildi. Jeff Bezos ve Sam Altman gibi isimlerin de benzer çalışmalara yatırım yaptığı belirtilirken, Rusya’da Putin’in bu arayışı devlet politikası hâline getirdiği kaydedildi. Kremlin’in bu kapsamda minyatür domuzların kullanımı ve aşırı düşük sıcaklıklara maruz bırakma gibi çeşitli yöntemlere başvurduğu ifade edildi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova'daki Zafer Günü kutlamalarına katıldı (EPA)
Rus hükümeti geçen ay, bilim insanlarının hücre yaşlanmasını yavaşlatmayı hedefleyen bir gen tedavisi üzerinde çalıştığını açıkladı. Bu çalışma, Putin’in 26 milyar dolarlık “Yeni Sağlık Koruma Teknolojileri” girişimi kapsamında yürütülüyor.
Rusya Bilim Bakan Yardımcısı Denis Sekirinskiy, 23 Nisan’da yaptığı açıklamada söz konusu ilacın “yaşlanmayla mücadelede en umut verici yollardan biri” olduğunu söyledi.
Bir diğer umut vadeden alanın ise laboratuvar ortamında insan organı üretimi olduğu belirtildi. Putin de Pekin’de yaptığı konuşmada yaşam süresini uzatmaya yönelik bu teknolojilere değinmişti.
Bu çalışmaların, Putin’in 2024 yılında açıkladığı ulusal yaşam uzatma girişiminin bir parçası olduğu ifade edildi. Projenin amacı, on yılın sonuna kadar 175 bin kişinin hayatını kurtarmak. Ancak bu rakamın, Ukrayna savaşı döneminde rahatsız edici bir çağrışım yaptığı; çünkü bağımsız tahminlere göre Rus ordusunun kayıplarına yakın olduğu belirtildi.
Putin tarafından görevlendirilen Rus devlet bilim insanlarının iki temel teknolojiye odaklandığı aktarıldı: canlı dokuların üç boyutlu yazıcılarla üretilmesi anlamına gelen biyobaskı ve hayvanlardan organ nakli. İkinci yöntemde, insan organlarının genetik olarak insanlarla uyumlu kabul edilen cüce domuzlar içinde büyütülmesi hedefleniyor.
Devlet kurumlarıyla çalışan Rus bilim insanları, insan kıkırdak dokusu ile bir fare için tiroit bezi basmayı başardıklarını ileri sürüyor. Amaç, 2030 yılına kadar insan organlarının değiştirilebilmesini sağlamak. Benzer bir takvimin domuzlar içinde organ yetiştirme projeleri için de konuşulduğu ifade edildi.
Kremlin Basın Ofisi, e-posta yoluyla yaptığı açıklamada, “Rusya Federasyonu’nda bu alanda geniş kapsamlı bilimsel programlar yürütülüyor. Bu projeler devlet tarafından destekleniyor ve çok sayıda bilimsel araştırma kurumu sürece katılıyor” ifadelerini kullandı.
Rusya’daki yaşam uzatma girişimine Putin’e yakın iki isim öncülük ediyor: Devlet destekli genetik programlarını denetleyen endokrinoloji uzmanı kızı Maria Vorontsova ve Sovyet döneminden kalma nükleer araştırma merkezi Kurchatov Enstitüsü’nün başkanı fizikçi Mikhail Kovalchuk.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 22 Mayıs 2026'da Kremlin'de düzenlenen bir törende (AP)
Haberde, Putin’in yakın müttefiki ve medya yatırımcısı Yuri Kovalçuk’un kardeşi olan Mihail Kovalçuk’un Kremlin’in yaşam uzatma çalışmalarının beyin takımını yönettiği ifade edildi. Kovalçuk’un, bilimin yakında insan organlarını süresiz olarak onarma ve değiştirme imkânı sağlayacağını savunduğu belirtildi.
Kovalçuk, Rus medyasına yaptığı açıklamada, “Ölümsüzlükten söz etmek zor, ancak insanı onarma kapasitesinin kesinlikle artacağına şüphe yok” dedi.
Gazete, Bezos ve Altman’ın finanse ettiği benzer Batılı araştırmaların aksine, Putin’e yakın isimlerin desteklediği projelerin uluslararası büyük bilim dergilerinde yayımlanan sınırlı sayıda hakemli çalışma ürettiğini yazdı.
Rusya’nın önde gelen biyobaskı uzmanlarından Aleksandr Ostrovskiy ise, “Araştırmalar yayımlanmıyorsa gerçek sonuç yok demektir. Açıklamaları, hayal değilse bile birer temenni olarak görmek gerekir” değerlendirmesinde bulundu.
Ukrayna’nın işgalinden sonra Rusya’dan ayrılan ve şirketini daha sonra hükümetle çalışmaya devam eden bir yapıya satan Ostrovskiy, Batı yaptırımlarının Rus bilim dünyasını izole ettiğini belirterek, “Bilimsel araştırma başkalarından kopuk şekilde yürütülemez. Belki de finansman sağlamak için Putin’e duymak istediği şeyleri söylüyorlar” dedi.
Haberde, Kovalçuk’un yaşlanmayı geciktirme bilimi ile Kremlin’in Batı’ya karşı “medeniyet çatışması” söylemini de birleştirdiği belirtildi. 2015 yılında yaptığı bir konuşmada Batı’nın “köle insanlar” yaratmaya yöneldiğini savunduğu, ayrıca ABD’nin Kovid-19 pandemisinin arkasında olduğuna dair imalarda bulunduğu kaydedildi.
Putin’in de benzer düşüncelere sempati duyduğu ifade edildi. Kovalçuk’un kamuoyu önünde övdüğü 1968 yapımı Sovyet filmi Dead Season, eski Nazi doktorlarıyla iş birliği yapan CIA’in insanlığı kontrol etmeye çalışmasını konu alıyordu. Putin ise bu filmin kendisine Sovyet gizli servisi KGB’ye katılma ilhamı verdiğini söylemişti.
Rus medyasının “Putin’in yaşlılık tıbbı uzmanı” olarak tanımladığı Vladimir Khavinson da projedeki en etkili isimlerden biri olarak öne çıktı. Khavinson, dana dokularından elde edilen peptitlere dayalı yaşlanma karşıtı tedavileri savunuyordu.
Kas gelişimi, iyileşme ve yaşlanma karşıtı etkiler sağladığı öne sürülen peptitlerin, ABD Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr. gibi isimler arasında da popüler olduğu, ancak faydalarını destekleyen bilimsel kanıtların sınırlı kaldığı belirtildi.
Putin tarafından tıp alanındaki başarıları nedeniyle Rusya’nın en yüksek nişanlarından biriyle ödüllendirilen Khavinson, röportajlarında “ölümünün Rusya’yı krize sürükleyebileceği bir liderin” ömrünü uzatmaya çalıştığını söylemiş, ayrıca dini metinlere dayanarak insanların 120 yaşına kadar yaşayacak şekilde yaratıldığını iddia etmişti.
Putin, 2017 yılında Kremlin’de düzenlenen törende, St. Petersburg Biyoregülasyon ve Gerontoloji Enstitüsü Direktörü Khavinson’a Dostluk Nişanı vermişti. Khavinson, 2024 yılında 77 yaşında hayatını kaybetti.
Haberde, yöntemleri alışılmışın dışında olsa da Khavinson ve Kovalçuk’un saygın bilim insanları olarak görüldüğü ifade edildi. Putin’in daha az bilimsel yöntemlere de açık olduğu belirtildi.
Örneğin Putin, 2018’de Kremlin’de yaptığı bir görüşmede dönemin Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz’a kriyoterapi odasını denemesini tavsiye etmişti. Vücudun eksi 170 Fahrenheit dereceye kadar soğuğa maruz bırakıldığı bu yöntem için Kurz, Putin’in çıplak şekilde düzenli olarak “dondurma odasında” durmanın faydalarını heyecanla anlattığını görünce şaşırdığını daha sonra dile getirmişti.
73 yaşındaki Putin, yıllardır fiziksel güç imajını öne çıkarıyor. Çıplak göğüsle avlanması, buz hokeyi oynaması ve siyah dar kıyafetlerle Harley-Davidson motosikletlerine binmesi gibi gösterilerle yaşlanmayan güçlü lider imajını pekiştirmeye çalıştığı ifade edildi.
Buna karşın Rusya’nın hâlâ gelişmiş ülkeler arasındaki en yüksek ölüm oranlarından bazılarına sahip olduğu kaydedildi. Resmî verilere göre Rus erkeklerinin ortalama yaşam süresi yaklaşık 68 yıl seviyesinde bulunurken, bu rakam ABD’de yaklaşık 76 yıl, Batı Avrupa’nın büyük bölümünde ise 80 yılın üzerinde seyrediyor.
Lübnan’dan Somali’ye... Gerginlik odaklarının artması ve finansman yetersizliği barış misyonlarını zorluyorhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5278344-l%C3%BCbnan%E2%80%99dan-somali%E2%80%99ye-gerginlik-odaklar%C4%B1n%C4%B1n-artmas%C4%B1-ve-finansman-yetersizli%C4%9Fi-bar%C4%B1%C5%9F
Güney Lübnan’daki Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) mensupları (Reuters)
Kahire:Muhammed Mahmud
TT
Kahire:Muhammed Mahmud
TT
Lübnan’dan Somali’ye... Gerginlik odaklarının artması ve finansman yetersizliği barış misyonlarını zorluyor
Güney Lübnan’daki Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) mensupları (Reuters)
Afrika ve Ortadoğu’daki birçok barışı koruma misyonu, artan çatışma odakları ve derinleşen finansman krizleri nedeniyle giderek büyüyen baskılarla karşı karşıya bulunuyor. Bu durumun, çatışma bölgelerinde görev yapan güçlerin güvenlik ve insani misyonlarını yerine getirme kapasitesini tehdit ettiği belirtiliyor. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) yayımladığı raporda, jeopolitik gerilimler ile finansman yetersizliğinin, özellikle Birleşmiş Milletler (BM) bünyesinde yürütülen küresel barışı koruma operasyonlarını riske attığı uyarısında bulunuldu.
Enstitünün yayımladığı son rapora göre, 2025 yılı sonu itibarıyla uluslararası barışı koruma görevlerinde konuşlandırılan personel sayısı 79 binin altına geriledi. Bu rakamın son 25 yılın en düşük seviyesi olduğu kaydedildi.
Bir askeri uzman, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, raporun barışı koruma misyonlarının geleceği konusunda alarm niteliği taşıdığını belirtti. Uzman, söz konusu görevlerin krizlere hızlı müdahale kapasitesi, istikrar programlarının uygulanması ve görev bölgelerinde güvenin yeniden tesis edilmesi açısından ciddi zorluklarla karşı karşıya olduğunu ifade etti. Ayrıca bunun terörle mücadele çabalarını da zayıflatabileceğini vurgulayan uzman, artan tehditlerle başa çıkılabilmesi için güçlü siyasi irade ve yeterli uluslararası desteğin şart olduğunu söyledi.
Rapora göre 2025 yılında toplam barışı koruma misyonu sayısı 58 olarak kaydedildi. Böylece görev sayısı, 2016’dan bu yana ilk kez 60’ın altına düştü. Barışı koruma personelinin yaklaşık dörtte üçünün ise Orta Afrika Cumhuriyeti, Güney Sudan, Somali, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Lübnan olmak üzere beş ülkede görev yaptığı belirtildi.
SIPRI araştırmacılarından Claudia Pfeifer Cruz, çok taraflı çatışma yönetiminin sürdürülebilirliği için devletlerin yalnızca siyasi destek açıklamalarıyla yetinmemesi gerektiğini belirterek, “Etkili ve çok taraflı müdahalelerin mümkün olabilmesi için sürdürülebilir finansman sağlanmalı ve yeterli siyasi alan oluşturulmalı” ifadesini kullandı.
Birleşmiş Milletler Demokratik Kongo Cumhuriyeti İstikrar Misyonu’nda (MONUSCO) görevli bir Nepal askeri (Reuters)
Raporda, finansman krizinin özellikle BM öncülüğündeki operasyonları olumsuz etkilediği vurgulandı. En büyük bağışçı ülkelerin mali yükümlülüklerini tamamen ya da kısmen yerine getirmediği belirtilirken, 2024-2025 bütçesi için ayrılan 5,6 milyar doların yaklaşık 2 milyar dolarlık kısmında açık oluştuğu kaydedildi.
Finansman sorunlarının yanı sıra siyasi engellerin de dikkat çektiği raporda, örneğin ABD’nin, İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkes ihlallerine rağmen Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’nün (UNIFIL) sona erdirilmesini talep ettiği ifade edildi. Uzlaşı kapsamında ise BM Güvenlik Konseyi’nin, UNIFIL görev süresini Aralık 2026’ya kadar son kez uzatma kararı aldığı belirtildi.
Alarm zili
Mısırlı askeri strateji uzmanı Tümgeneral Semir Ferec, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, söz konusu uluslararası raporun ciddi bir uyarı niteliği taşıdığını belirtti. Ferec, dünyanın farklı bölgelerinde artan çatışma odaklarının, güvenlik risklerini büyüterek ve görev kapsamını genişleterek barışı koruma misyonlarının etkinliğini önemli ölçüde zayıflattığını ifade etti. Artan görev yükünün insan kaynağı ile lojistik kapasite üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu söyleyen Ferec, bunun sivillerin korunması ve çatışmaların kontrol altına alınması konusundaki kabiliyeti de olumsuz etkilediğini kaydetti. Finansmandaki gerilemenin büyük bir sorun teşkil ettiğini vurgulayan Ferec, bu durumun barış gücü birliklerinin görev yaptığı ülkelerde güvenlik ve istikrar ortamını doğrudan etkilediğini belirtti. Somali örneğini veren Ferec, ülkedeki misyonun faaliyetlerini sürdürebilmesi için uluslararası desteğe ihtiyaç duyduğunu ifade etti.
Uyarılar
Uluslararası raporda geniş çaplı bir güvenlik krizine karşı da uyarıda bulunuldu. SIPRI Barış Operasyonları ve Çatışma Yönetimi Programı Direktörü Jair van der Lijn, “Mevcut gidişatın sürmesi halinde, çok taraflı çatışma yönetiminde ciddi bir zayıflama ve BM gibi kurumların neredeyse tamamen etkisizleşmesiyle karşı karşıya kalabiliriz” ifadesini kullandı. Van der Lijn, finansman eksikliği ile siyasi ve jeopolitik etkenlerin birleşiminin bu süreci hızlandırdığını belirterek, bunun sonucunda daha fazla çatışmanın ortaya çıkabileceğini ve siviller üzerindeki etkilerin daha ağır hale gelebileceğini söyledi. Ayrıca devletlerin yerleşik uluslararası normlardan uzaklaşmasının da riskleri artırdığını vurguladı.
Ferec ise BM’nin barışı koruma misyonlarının etkinliğini artırmak için görev yapılarını yeniden düzenlemesi, finansman mekanizmalarını geliştirmesi ve bölgesel güçlerle koordinasyonu güçlendirmesi gerektiğini ifade etti. Ancak Ferec, özellikle terörle mücadele alanında büyüyen tehditlerle başa çıkılabilmesi için bu adımların başarısının yeterli siyasi irade ve güçlü uluslararası desteğe bağlı olduğunu kaydetti.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة