Papa Francis'ten sonra yerine geçecek isim ABD'li mi yoksa Afrikalı mı olacak?

Papa Francis’in desteklediği Asyalı papa adayının şansı ne kadar? İtalyanlar, 1978'de kaybettikleri ve o tarihten beri istedikleri Katolik Kilisesi liderliğini nasıl geri kazanacaklar?

Papa Francis, gençliğinden beri tek akciğerle yaşıyor / Fotoğraf: AP
Papa Francis, gençliğinden beri tek akciğerle yaşıyor / Fotoğraf: AP
TT

Papa Francis'ten sonra yerine geçecek isim ABD'li mi yoksa Afrikalı mı olacak?

Papa Francis, gençliğinden beri tek akciğerle yaşıyor / Fotoğraf: AP
Papa Francis, gençliğinden beri tek akciğerle yaşıyor / Fotoğraf: AP

Katoliklerin ruhani lideri Papa Francis, bir kez daha İtalya'nın başkenti Roma'daki Gemelli Hastanesi'ne kaldırıldı.

İlerleyen yaşının getirdiği sağlık problemlerinden ötürü haftalık rutin kontrolü için hastaneye giden 86 yaşındaki Papa, batın (karın) ameliyatı için hastanede kaldı.

Papalık yaptığı 10 yıl boyunca birçok sağlık sorunuyla karşı karşıya gelen Papa'nın iyi görünmeyen sağlık kontrollerinin ardından ameliyat edilmesine karar verildi.

Başta sinir enfeksiyonları olmak üzere kronik sağlık sorunları olan Papa Francis'in bu rahatsızlıklar yüzünden son aylarda bastonuna daha sıkı yaslandığı açıkça görünüyordu.

Papa Francis'in gençliğinden beri tek akciğerle yaşadığını bazıları bilmeyebilir.

Bu durum, tıpkı selefi Papa 16. Benedict gibi sağlık sorunları nedeniyle istifa edip etmeyeceği sorusunu akıllara getiriyor. 

Papa Francis'in kendisi son konuşmasında istifasını vasiyetinin başında zaten yazdığını ve baş havari Balıkçı Petrus'un halefi olarak episkoposluk görevini yerine getiremez olduğunda vasiyetin yerine getirilmesi için Katolik Kilisesi yönetimi Roman Curia Merkezi Yönetimi (Papa'nın lideri olduğu Vatikan hükümeti) tuttuğunu açıklamışken Vatikan'da yeniden istifa konuşmaları yapılacak gibi görünüyor. 

Independent Türkçe

Şu an papalık görevine gelişinin 11'inci yılında olan Papa Francis, kendisini zayıf ve güçsüz bırakan sağlık sorunlarına ve yapılan ameliyatlara rağmen, özellikle yakında Moğolistan'a bir ziyaret gerçekleştirmeyi ve ardından önümüzdeki ağustos ayında Portekiz'de dünyanın her yerinden on binlerce Katolik gençle birlikte Uluslararası Gençlik Günü'nü yönetmeyi planladığından istifa etmeye niyetli gibi görünmüyor.

Ancak Vatikan'ın güncel olaylarının iç yüzünü bilenler, Papa'nın doğaya ve bedenindeki koşullara direnmesi mümkün olmadığından emekli olması gerekebileceğini düşünüyorlar.

Ayrıca değerlendirilmesi gereken tek konu bu değil. Asıl değerlendirme, papalıktan istifa etmesi ya da vefatı halinde bundan sonra ne olacağı sorularının sorulmasıyla başlar.

Birçok kişinin zihnini kurcalayan başlıca soru ise Jorge Bergoglio'nun (Papa Francis'in papalığa gelmeden önceki adı) halefinin kim olacağı sorusu.

Bu soru, özellikle kimi Kuzey Amerika'dan, kimi Afrika'dan, kimi de Doğu Asya'dan bazı isimlerin olmasından ötürü perde arkasında yaşanan yumuşak mücadelelere kapı aralayan sorunlu bir soru.

Bunun yanında Papa'nın tarafından sevilen, geçtiğimiz yıllarda hızla terfi ettirmeye çalıştığı ve bu yüzden dikkatlerin üzerine çeken belli bir isim var gibi görünüyor.

Papalık ve Francis, kardinaller ve 'konklav' olarak bilinen papayı seçmek için yapılan toplantı ve oylama sürecinin gerçekleşme şekli hakkında konuşmak, bağımsız okumaların odak noktası olacak olsa da bu satırlarda bir sonraki papanın aralarında olacağı en önemli isimlere ışık tutmaya çalışacağız.

İnsanlar papayı ve papalığı neden önemsiyor?

Kısaca, 2000 yıllık geçmişi olan, onu kabul etsek de etmesek de iletişimin kesilmediği hiyerarşik bir kurumla karşı karşıyayız.

Kanadalı kardinal Marc Ouellet, 1944 yılında Kanada'nın Quebec kentinde doğdu. 1968'de rahip olarak atandı.

2001 yılında Papa 2. John Paul tarafından piskopos seçilen Ouellet, hem Papa 2. John Paul'e hem de kendisinden sonra göreve gelen 16. Benedict'e yakınlığıyla biliniyordu.

Halen Vatikan'daki Piskoposlar Meclisi (Sinod) başkanı olan Ouellet, Kutsal Makam'daki tanınmış isimlerden biri.

Ouellet'in papalığa seçilmesi, Vatikan tarihinde yeni bir jeopolitik gerçeklik anlamına gelecek ve Roma Katolik Kilisesi tarihinde Kuzey Amerika kıtasından gelen ilk papa olacak.

Ouellet, Katolik Kilisesi'nin boşanmış ve yeniden evlenmiş çiftleri kabul etmesi ve Kilise içindeki kutsal sırları uygulamaya hakları olup olmadığı gibi konularda neredeyse katı görüşlere sahip.

Ouellet, İkinci Vatikan Konsili'nin Katolik Kilisesi'ne açıklık getirdiğine inansa da düzenli bir aile hayatı yaşamayan insanlarla din kardeşi olmayı desteklemiyor.

Boşanıp yeniden evlenilmemesi için iki kez çağrıda bulunan Ouellet'e göre bu kişilerin inançlarını ifade etmelerinin ve yeniden Katolik cemaatine katılmalarının başka yollarını bulmalarına yardım edilmesi gerekiyor.

Katolik Kilisesi'nin ABD'deki Başpiskoposu Carlo Maria Vigano tarafından Papa Francis'e yöneltilen pedofiliyle suçlanan bazı üst düzey piskoposları gizlediği suçlamalarını kontrol altına almaya çalışmasıyla bilinen Ouellet, Katolikliğin en büyük savunucularından biri olarak kabul edilse de herhangi bir ilerici eğilim göstermiyor ve eski ilahilerin ve dini ritüellerin yeniden canlandırılmasını destekliyor.

Belki de bu eğilimi, muhafazakar çizgideki Papa 16. Benedict'e olan yakınlığından kaynaklanıyordu. Ouellet, birkaç ay önce ölen Papa 16. Benedict tarafından kurulan Kurumlar Konseyi'nde (Cor Unum) görev aldı.

Kilise içinde Papa Francis'e karşı yapılan muhalefeti kararlı bir şekilde reddeden Ouellet'e göre dini doğruluk, papanın şahsına duyan güven demektir.

Kilise içinde gerçek bir muhalefet olduğunu kabul etse de özellikle inanç meseleleriyle kesişen konularda açıktan konuşmak yerine bölünmeleri önlemek için tartışmaların içeride yaşanmasını tercih ediyor.

Papaya muhalefet edilmesini, Kutsal Ruh'un seçimlerinde süreklilik olduğu gerekçesiyle saçma bulan Ouellet, tıpkı Papa Francis gibi, Kilise'nin bugün insanlarla daha somut iletişime ihtiyacı olduğuna inanıyor.

Ancak Ouellet, ilerleyen yaşı nedeni favori papa adayı olmayabilir. Çünkü Vatikan'da geleneksel olarak ruhani, entelektüel ve toplumsal yenilenmeyi sağlamak için yaşlı bir papadan sonra genç bir papa seçilir.

İtalyan Kardinal Pietro Parolin

Kardinal Pietro Parolin, 1955 yılında İtalya'nın Schiavone köyünde doğdu ve 2013 yılından bu yana beri Vatikan Devlet Sekreterliği görevini yürütüyor.

Altı yıl boyunca Nijerya, Meksika ve Venezuela'da çeşitli diplomatik görevlerde bulunan Parolin, İtalyanca, Fransızca, İngilizce ve İspanyolca biliyor.

Parolin'in bir sonraki papa olması ne anlama geliyor?

Bunun olması Parolin'in 1655 yılında Papa 7. Alexander, 1667'de Papa 9. Clement ve 1939'da Papa 12. Pius'dan sonra Vatikan'da papalık rütbesine yükselen dördüncü Vatikan Devlet Sekreteri olacağı anlamına geliyor. 

Eğer Parolin papa seçilirse, papalık, ani ölümünden önce görevi yalnızca 33 gün sürdürmüş olan ve yerine Polonyalı 2. Papa John Paul'ün geldiği İtalyan Papa 1. John Paul'ün seçildiği 1978'den bu yana uzun bir aranın ardından yeniden İtalya'ya geri dönmüş olacak.

İtalyan bir papanın seçilmesi fikri artık Vatikan içinde baskın bir siyasi takıntı olmaktan çıktı ve bugün 120 kardinalden yaklaşık 28'inin İtalyan olmasına rağmen artık jeopolitik bir denge oluşturmak için bir şart değil.

Şu sıralar Vatikan çevrelerinde, Parolin'in Cizvit tarikatına mensup Papa Francis'in neden olduğu sapmalardan sonra Katolik Kilisesi'ni doğru yola döndürmek için yapabileceği reformlara ilişkin fısıltılar yükseliyor.

Parolin, Papa 2. John Paul döneminde Vatikan'ın Dışişleri Bakanı olarak görev yapmış çok önemli bir diplomatik geçmişe sahip.

Bu yüzden Parolin, bir diplomatın ve bir rahibin özelliklerini bir araya getirebiliyor. Parolin, 28 yıldır Vatikan'da bir yandan diplomatik çalışmalarını sürdürürken bir yandan da ruhlara hizmet ediyor.

Bazı diplomatik çalışmaları, Papa Francis için büyük bir baş ağrısına neden olsa da Parolin'in dünyanın siyasi koşullarından iyi anladığı biliniyor.

Parolin, 2018 yılında kimileri tarafından 'gizli dünya hükümeti' olarak kabul edilen Bildberg Grubu'nun milliyetçiliğin yükselişine ve aşırı sağcılığın yayılmasına karşı yapılacak çalışmaların ele alındığı toplantılarından birine katılmıştı.

Bazıları Parolin'e, hastalara ve düşkünlere hizmet eden ilk Hıristiyan kilisesi olan ve fakirlere hizmet etmeyi amaçlayan Kilise'nin ruhundan uzak bir etkinliğe katıldığı için sert dille eleştirdiler.

Bazıları ise Parolin'in toplantıya bizzat Papa Francis'in onayıyla gittiği gerekçesiyle onu savundular.

Amacının, dünya barışını korumak ve ABD'deki ve Avrupa'daki aşırı sağcı akımlara karşı koymak olduğunu vurguladılar.

Güneydoğu Asya'yı, özellikle de doğu bölgesini çok iyi bilen Parolin, Vatikan ile Vietnam arasındaki ilişkileri güçlendirebilse de Çin ile yapılan anlaşma açısından büyük başarılar elde edemedi ve yalnızca ülkeler arasındaki ilişkilerin resmi olarak yeniden kurulmasını sağlayabildi.

Bunun, dini cephede herhangi bir açıklık göstermeyen Çinli yetkililerin kontrolü altında olan Çinli Katoliklere herhangi olumlu bir yansıması olmadı.

Gineli Kardinal Robert Sarah

Kardinal Robert Sarah, Vatikan'ın en saygın isimlerinden biri. Özellikle görüşleri, Papa Francis'in yönelimleriyle uyuşmayan kardinaller ve muhafazakâr çevrelerin büyük saygısını kazandı.

1945 yılında Gine'de doğan Sarah, 1979-1993 yılları arasında Congregation for Divine Worship ve the Discipline of the Sacraments başkanlıklarının yanı sıra Congregation for the Evangelization of Peoples (Propaganda Fidei) genel sekreterliği yaptı.

Papalık hayır işlerini yürüten konsey olan Cor Unum'u da bir dönem yönetmiştir. Konakri Fahri Başpiskoposu Kardinal Sarah, 2008'de ölen Benin Kardinali Bernardin Gagtin'den sonra papalığa aday gösterilen ilk Afrikalı isim oldu.

Kardinal Sarah'ın biyografisi, Gine'nin Marksist çizgideki eski Devlet Başkanı Ahmed Sékou Touré rejimi sırasında Katolik inancına bağlılığın sadık bir tanığı olduğundan büyük bir saygı ile karşılanıyor.

Sarah, o dönem idama mahkum edildi, Touré'nin 1984 yılındaki ani ölümüyle dar ağacına çıkmaktan kurtuldu.

Savan ormanlarında putperestler ve dinsizler arasında büyüyen Sarah, Fransa ve Kudüs'te eğitim gördü, Papa 6. Paul tarafından 33 yaşında piskopos olarak atandı.

Kendisini Roma'da görev almaya davet eden Papa 2. John Paul'e yakın isimlerden biri olarak kabul edilebilir.

Kendisini kardinal yapan Papa 16. Benedict ile de büyük bir uyum içindeydi. Sarah, Papa 16. Benedict ile St. Augustine üzerine ortak bir çalışmaya da imza attı.

Aynı zamanada ünlü bir yazar olan Sarah, 2015 yılında "God or Nothing" (Tanrı ya da Hiçbir Şey) ve ardından 2017 yılında "The Power of Silence" (Sessizliğin Gücü) adlı kitaplar başta olmak üzere bazı ilginç ve düşündürücü kitaplar kaleme aldı.

Sarah, Papa 16. Benedict ile birlikte, özellikle 'Amazon Synod' adıyla bilinen ve Amazon'dan gelen heykelcikler üzerinden bir 'putperestlik' çatışmasına dönüşen olaydan sonra Vatikan'da yoğun endişelere neden olan Katolik rahiplerin bekarlığı hakkında birkaç önemli makale yazdı.

Papa Francis'in göç eğilimine defalarca karşı çıkan Sarah, genç Afrikalılara topraklarını kendi ifadesiyle 'uzak rüyalar' için terk ederek yoksullaştırmamaları için adeta yalvardı.

Sarah ve Papa Francis arasındaki ilişkiler özellikle Papa Francis'in 2017 yılında "The Joy of Love" (Amoris Laetitia/Aşkın Sevinci) adlı pastoral kitabında yer alan, özellikle evlilik ve boşanmayla ilgili bazı fikirlere karşı katı yaklaşımı sonrası hiçbir zaman iyi olmadı.

Kardinal Sarah ile Papa Francis arasında fikir ve üslup açısından büyük ve temel bir görüş ayrılığı söz konusu.

Saraha göre öncelik, Tanrı'yı göreliliğin varlığını gizlediği medeniyetlerin kalbine getirmek olduğundan Papa Francis'i eleştirenler için Kardinal Sarah ideal bir aday olarak ortaya çıkıyor.

Ancak Katolik cemaatinin yarısından fazlası Papa Francis'i tercih ettiğinden Sarah'ın 80 yaşına yaklaştığı da göz önüne alındığında, seçilmesi için ihtiyacı olan oyların üçte ikisini alması kolay olacak gibi görünmüyor.

Avusturya Kardinali Christoph Schönborn

Vatikan'daki öne çıkan ve etkili kardinallerden biri olan Avusturya Kardinali Christoph Schönborn'ün kökleri Avrupa soylularına kadar uzanıyor.

Schönborn, 1945 yılında Çek Cumhuriyeti'nin Bohemya kentinde doğdu ve küçük bir çocukken ailesiyle birlikte Avusturya'ya taşındı.

Kont Hugo Damien von Schönborn ve Barones Eleonore Ottilie'nin oğlu olan Kardinal Schönborn, 1648'deki tarihi anlaşmanın yapılmasını sağlayan 'Vestfalya Barışı'nın destekçilerinden biri olan 1647 yılının Mainz Başpiskoposu Philipp Johann von Schönborn'den 900 yıl sonra bu Katolik ailenin dini makamlarda yükselen ikinci üyesi oldu.

Philipp Johann von Schönborn, felsefi ve zihinsel oluşuma büyük önem veren Dominik Tarikatına mensuptu.

Bu tarikatın öncüleri arasında ünlü İtalyan filozof St. Thomas Aquinas da yer alır.

Halen Viyana Başpiskoposu olan Christoph Schönborn, büyük bir pastoral deneyime sahip.

1987 yılından 1992 yılına kadar Katolik Kilisesi için catechism (ilmihal) hazırlama komisyonunun sekreterliğini yaptı.

2005 ve 2013'teki Konklave (Kardinallerin Papa seçimi toplantısına verilen Latince isim) toplantılarında papalık için güçlü bir aday olarak görülüyordu.

Ancak Schönborn'un Kardinaller Kurulu Başkanı Joseph Ratzinger'in (Papa 16. Benedict) eski Viyana Başpiskoposu Hans Hermann Groer'e karşı başlattığı temizlik operasyonuna karşı çıkmakla suçladığı eski Vatikan Dışişleri Bakanı Kardinal Angelo Sodano ve taciz ve tecavüzcülüğü kanıtlanmış olan peder Marcial Maciel Degollado'yu karşısına aldığı için papalığa seçilmesini engellenmiş olabilir.

Schönborn, özellikle Vatikan'da 5-25 Ekim 2014 tarihleri arasında aile temalı toplanan olağanüstü sinod sırasında ılımlılar ve ilericiler arasında anlaşmalar imzalamayı başarırken Papa Francis tarafından yayımlanan ve Papa'ya gönderdikleri bir protesto mektubunu imzalayan yaklaşık 45 ilahiyatçı ve dört kardinali kızdıran Aşkın Sevinci kitabının yarattığı krizin yatıştırılmasında da önemli bir rol oynadı.

Papa'nın onlara cevap vermek istememesi nedeniyle itirazlara yanıt veren Schönborn'ün Papa Francis tarafından içerideki muhalifleri sevgi diliyle ikna etmesi için görevlendirdiği iddia edildi. Bu yüzden Schönborn, açıklama yapmaya çalıştı.

Schönborn, "Katolikler eşcinsel evliliklerin yasal olarak tanınmasına karşı çıkmakla yükümlüdür" denilen bildirgeyi imzalayan muhafazakar çizgideki Papa 16. Benedict'ten püritenlik noktasına kadar uzaklaştı.

Schönborn, 2019 yılında Almanya'nın etkili haber dergisi Stern'e verdiği röportajda "Evlilik, yeni bir hayatın ortaya çıkabileceği erkek ve kadın içindir. Eşcinsel çiftler bu nihai evlilik birliği biçimini istediklerinden, evliliğin parlaklığını kaybettiği günümüzde bunu görmek dokunaklı" diye görüşünü yineledi.

Arap ve İslam dünyasına yakın bir isim olarak kabul edilen Schönborn, İslamiyet- Hıristiyanlık diyaloğunu ve Doğu-Batı diyaloğunu destekleyen Vatikan'ın en önde gelen kardinallerinden biri.

Kısa bir süre önce Dünya İslam Birliği'nin (Rabıta) daveti üzerine Suudi Arabistan'ı ziyaret eden Schönborn, doğudaki Hıristiyan mezheplerle iyi ilişkilere sahip.

Bu yüzden Roma Katolik Kilisesi içinde ekümenik yönelim olarak nitelendirilen durumu özel bir şekilde savunanlardan biri olarak görülüyor.

İtalyan Kardinal Matteo Maria Zuppi

Bologna Başpiskoposu ve İtalyan Piskoposlar Konferansı Başkanı olan Kardinal Zuppi'nin adı, özellikle son günlerde ve haftalarda öne çıktı.

Zuppi, Papa Francis tarafından Vatikan'ın temsilcisi olarak Ukrayna'yı ziyaret etmesi için görevlendirildi.

Ziyaret, temel amacı adil bir barışa ulaşmanın olası yolları hakkında Ukraynalı yetkililerle görüşmek ve gerilimlerin hafifletilmesine katkıda bulunan insani eylemleri desteklemek olan bir adımdı.

Zuppi, 1955'te Roma'da doğdu. Papa olarak seçilmesi halinde yeniden bir İtalyan Papa olacak.

Zuppi, Sant'Egidio yardımlaşma topluluğunun kurucusu Andrea Riccardi ile ötekileştirilen çocuklar, yaşlılar, göçmenler, ölümcül hastalar, çöl halkları, engelliler, uyuşturucu bağımlıları, mahkumlar ve savaş kurbanlarına yardım alanında iş birliği yaptı.

La Sapienza Üniversitesi Edebiyat ve Felsefe Fakültesi'nden mezun olan İtalyan Kardinal, Papalık Lateran Üniversitesi'nde rahipliğe hazırlanmak için Palestrina Piskoposluk Enstitüsü'ne gitti ve ilahiyat alanında lisans derecesi aldı.

Papa 16. Benedict tarafından Roma'nın yardımcı piskoposu ve Villanova'nın itibari piskoposu olarak atandı.

Papa Francis tarafından ise Bologna Başpiskoposu ve Kardinal Carlo Caffarra'nın halefi olarak atandı.

Dinlerin ve kültürlerin takipçileri arasındaki barışçıl ve uzlaşmacı diyaloglarda da başarılı olan isimler arasında yer alan Zuppi, Papa Francis'in birkaç kez çağrıda bulunduğu Assisi (İtalya'da birkent) toplantılarına büyük bir başarıyla katıldı. Kardinal Zuppi, İtalyan kardinallerin papalığı yeniden geri kazanmasını sağlayabilecek isim olarak görülüyor.

Başka isimler var mı?

Elbette, üzerlerinde ayrıca ve ayrıntılı olarak bir tartışma yapılması gereken başka isimler de var.

Çünkü Doğu Asya'dan gelen ve Çinli ailelere mensup olan biri Çinli ilk Katolik papa olabilir. Bu da Roma Katolik Kilisesi tarihinde jeopolitik bir değişim demektir.



Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD ile nükleer görüşmeler sürerken dünya güçlerinin baskısına "boyun eğmeyeceğini" söyledi.

Reuters'ın haberine göre Pezeşkiyan televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Dünya güçleri bizi boyun eğmeye zorlamak için sıraya giriyor... ama bize yarattıkları tüm sorunlara rağmen başımızı eğmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü, İran'a iki taraf arasındaki devam eden müzakerelerde "anlamlı bir anlaşmaya" varması için 15 günlük bir ültimatom verdi, aksi takdirde "kötü sonuçlarla" karşılaşacakları uyarısında bulundu. Tahran ise uranyum zenginleştirme hakkını yineledi.

ABD'nin bölgedeki askeri yığılması devam ederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD müttefiki olan ülkesinin Tahran'ın herhangi bir saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği konusunda uyardı.

ABD ve İran, Umman'ın arabuluculuğuyla 6 Şubat'ta dolaylı görüşmelere yeniden başladı. Salı günü Cenevre'de ikinci tur görüşmeleri gerçekleştirdikten sonra müzakerelere devam etme niyetlerini açıkladılar.

İran çarşamba günü bu müzakereleri ilerletmek için bir taslak çerçeve hazırladığını açıklarken, ABD, Tahran'a saldırmak için "birden fazla neden" olduğunu belirterek uyarı tonunu korudu.

Trump, “Yıllar içinde İran'la uygulanabilir bir anlaşmaya varmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Uygulanabilir bir anlaşmaya varmalıyız, yoksa kötü şeyler olacak” dedi.

Şöyle devam etti: “Bir adım daha ileri gitmemiz gerekebilir, gitmeyebiliriz veya bir anlaşmaya varabiliriz. Bunu muhtemelen önümüzdeki 10 gün içinde öğreneceksiniz.” Daha sonra Trump, gazetecilere sürenin “10-15 gün” olduğunu söyledi.


İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.