Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmitro Kuleba, Şarku’l Avsat’a konuştu: Ukrayna, NATO üyeliğinden vazgeçmedi

Ukrayna Dışişleri Bakanı Kuleba, Belarus’un karadan müdahalesine tepki gösterdi.

Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmitro Kuleba, Şarku’l Avsat’a konuştu: Ukrayna, NATO üyeliğinden vazgeçmedi
TT

Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmitro Kuleba, Şarku’l Avsat’a konuştu: Ukrayna, NATO üyeliğinden vazgeçmedi

Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmitro Kuleba, Şarku’l Avsat’a konuştu: Ukrayna, NATO üyeliğinden vazgeçmedi

Sonunda her şey yoluna girecek. Tamama değilse, henüz son değildir.

Bu söz, Brezilyalı yazar Fernando Sabino’ya ve sonrasında da İrlandalı yazar Oscar Wilde’a atfedilmiştir. Aynı zamanda Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmitro Kuleba’nın bugün ülkesinin durumunu anlatırken kullandığı ifadenin de aynısı...

Ukrayna’nın ülkenin doğu ve güney cephelerine karşı saldırı başlamasından günler sonra, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda Kuleba’nın iyimserliğinde büyük bir ihtiyat vardı. Kuleba, ülkesinin ordusunun sahada ilerlediğini ve bazı köyleri kurtardığını belirtirken, bazı cephelerde ise Rus saldırısının devam ettiğini kabul etti.

Ukraynalı diplomat, savaşı bitirmenin bir yolu olarak ülkesinin taviz vermesini kabul etmezken, bu önerinin hatalı olduğunu vurguladı. Diğer yandan ülkesinin NATO üyeliğine bağlılığını yineleyen Kuleba, üye ülkelerden müttefiklerini de gelecek ay Litvanya’da yapılacak NATO zirvesinde bu yönde güçlü adımlar atmaya çağırdı. Kiev’in Avrupa Birliği’ne (AB) katılma çabalarına ilişkin olarak Kuleba, bir takvim belirtmeden istikrarlı bir ilerleme olduğuna işaret etti.

Çin-Rusya ortaklığının gücüne rağmen Ukraynalı Bakan, Pekin’in Moskova’nın savaştaki zaferiyle ‘ilgilenmediğine’ dair inancını dile getirerek ülkelerin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı duymanın öneminin farkında olduğunu vurguladı. Belarus’un topraklarında Rus nükleer savaş başlıklarının konuşlandırılmasını kabul etmesi sonrasında Ukrayna’ya askeri müdahale olasılığına ilişkin olarak ise Kuleba, Minsk’in yakın gelecekte Ukrayna’ya kara kuvvetleri tarafından yapılacak bir saldırıda yer alma ihtimalini olmadığını kaydetti.

Hareketli saha durumu

Ukrayna’nın doğu ve güney cepheleri, geçen hafta Kiev’in karşı saldırısını artırmasından bu yana şiddetli çatışmalara sahne oluyor. Bu saldırının ilk günlerinde büyük kayıplar verildiğine dair yayınlanan raporlar çerçevesinde Kiev, ilerleme kaydedildiğini ve bölgelerin Rus kontrolünden kurtarıldığını duyurdu.

Fotoğraf Altı: Rus bombardımanı Dnipro bölgesinde büyük yıkıma yol açtı. (EPA)
Rus bombardımanı Dnipro bölgesinde büyük yıkıma yol açtı. (EPA)

Kuleba, savaş alanındaki durumu ‘son derece dinamik’ olarak nitelendirdi. “Rusya, bazı alanlarda ilerlemeye çalışıyor ama ordumuz saldırıları püskürtmeyi başardı. Bazı alanlarda ilerlemeye çalışıyoruz ve son zamanlarda sahada başarılar elde ettik” diyen Bakan ayrıca bazı köylerin Ukrayna Silahlı Kuvvetleri tarafından kurtarıldığını doğrulayarak, durumun hareketli olduğu uyarısında bulundu. Dmitro Kuleba, “Bazı alanlarda saldırı halindeyiz ancak Rusya diğer bölgelerde halen saldırıda. Tek fark, biz ilerleme kaydederken Rusya’nın ilerlememesi” ifadesini kullandı.

Minsk’in karadan müdahalesi söz konusu değil

Belarus Devlet Başkanı’nın nükleer savaş başlıkları da dahil olmak üzere Rus taktik nükleer silahlarını konuşlandırma onayı, uluslararası düzeyde endişe yarattı.

Kuleba, bu adımı ‘Rusya Federasyonu ve Belarus’un açık bir saldırısı olarak nitelendirerek, ‘nükleer silahlanmanın, özellikle de doğrudan sınırlarda meydana geldiğinde, her zaman bir endişe konusu olduğunu’ söyledi. Diğer yandan üst düzey Ukraynalı yetkili, Belarus’un öngörülebilir gelecekte kara kuvvetleriyle savaşa karışmasının söz konusu olmadığını vurgularken, Belarus Devlet Başkanı Aleksandr Lukaşenko’nun ‘siyaset yapmanın ve -nükleer olsa bile- askeri güç sergilemenin bir sorun olduğunun gayet iyi farkında olduğunu’ söyledi. “Ukrayna’yı fiilen işgal etmeye çalışarak ülkesini çöküşün eşiğine getirmek çok farklı bir mesele” dedi. Kuleba, Lukaşenko’nun ‘Belarus ordusunun Ukrayna ordusu tarafından yenileceğini ve bunun Belarus rejimi için korkunç sonuçlara yol açacağını anladığını’ da sözlerine ekledi.

Olası tavizler?

Ukrayna’nın savaşı sona erdirme vizyonuna açıklık getirmek amacıyla Şarku’l Avsat, Dışişleri Bakanı’na Kiev’in Moskova ile bugün görüşmeye istekli olup olmadığını ve vermeye istekli olabileceği tavizlerin niteliğini sordu.

Kuleba ilk soruya, bunun ‘çok varsayımsal’ bir şey olduğu yanıtını verdi. Bakan ayrıca Kiev’deki hava saldırıları nedeniyle uyarı sirenlerinin sesine ve onlarca insansız hava aracının (İHA) ve Rus füzelerinin barışçıl Ukrayna şehirlerini hedef aldığına dikkat çektiği sözlerini şöyle sürdürdü:

“Neredeyse her gece oluyor. Sivilleri kaybediyoruz ve ekonomimizi mahvediyorlar. Ukrayna’nın en büyük barajlarından birini havaya uçurdular. Bu da çevreye ve bölgede yaşayan insanlara büyük zarar veriyor. Her gün bize saldırıyorlar.”

Herhangi bir görüşmeyi Rusya’nın davranışlarını değiştirmesine bağlayan Kuleba ayrıca, “Davranışlarını değiştirirlerse ve güçlerini Ukrayna’dan çekerlerse diplomatların görüşmesi için bir pencere açılacaktır. Ancak onlar bize savaş açtıkları için meydan okumayı kabul ettik ve onlara direndik. Kendimizi savunuyoruz” dedi.

Bakan, ikinci soruya verdiği yanıt da ise sertti. Ukrayna’nın taviz verme olasılığından bahsetme mantığının ‘yanlış’ olduğuna dikkat çeken Kuleba, “Neden Rusya’nın vermek zorunda olduğu tavizler hakkında konuşmuyoruz?” diye sordu.

Ülkesinin tutumuyla ilgili olarak şu açıklamada bulundu:

2014’te Rusya tarafından saldırıya uğradık. O zamanlar Ukrayna, Avrupa Birliği’nden (AB) nispeten uzaktaydı ve resmi olarak NATO entegrasyonu peşinde koşmuyordu. Bize yardımları olmadı, bizi Rus işgalinden de kurtarmadılar.

Üst düzey Ukraynalı diplomat, gerçek çözümün Ukrayna’nın hem AB hem de NATO üyeliğinde yattığını vurgularken, “Savaşın tekrarını önlemenin en iyi garantisi, Rusya’nın saldırmaya cesaret edememesidir” dedi. “Bu çözümün alternatifi yok ve Ukrayna bundan vazgeçmeye hazır değil” şeklinde konuştu.

Savaş sonrası çözüm

Geçen haftalarda, savaş sonrası bir çözümün şekli ve buna eşlik edebilecek güvenlik düzenlemeleri hakkında çeşitli fikirler ortaya atıldı. Bu kapsamda Ukrayna- Rusya sınırında 100 ila 200 kilometre arasında uzanan askerden arındırılmış bir bölge oluşturulması teklifinde bulunuldu.

Kuleba, bu öneriler için vaktin erken olduğunu söylerken, bugün ülkesinin resmi ve pratik olarak Rus güçlerini Ukrayna topraklarından çıkarmaya odaklandığını vurguladı. “Rusya, Ukrayna’yı işgal etti. Topraklarımızı yasa dışı bir şekilde işgal ediyor. Bu bizim birincil hedefimiz” dedi.

Savaş sonrası düzenlemelerle ilgili olarak ise “Kesin olarak bildiğimiz şey, Ukrayna’nın olası herhangi bir yeni Rus istilasına karşı hazır olmak için çok güçlü bir orduya ve savunma yeteneklerine sahip olacağıdır” diyen Kuleba, sınırlarda askerden arındırılmış bir bölge kurulması önerisine gelince ise bunu ‘bir fikir, başka bir şey değil’ olarak değerlendirdi. Bakan, “Açıkçası, savaş sonrası güvenlik düzenlemelerinin nasıl olacağına dair kesin sonuçlara varmak için henüz çok erken olduğuna inanıyorum” ifadesini kullandı.

AB ve NATO üyeliği

Kuleba, ülkesinin hem AB hem de NATO üyeliğine bağlılığını vurgularken, Kiev’in NATO’ya katılımının Ukrayna, Avrupa ve Avrupa- Atlantik alanı için olduğu kadar Rusya için de en iyi güvenlik garantisi olduğuna dikkat çekti. Ukrayna Dışişleri Bakanı, AB konusunda gerçek bir ilerlemeye işaretle “AB’ye üyelik yolunda emin adımlarla ilerliyoruz. İşler olması gerektiği gibi gelişiyor. Kimse son tarih belirlemez, ancak gerçek bir ilerleme kaydedildiğini görüyoruz” dedi.

Fotoğraf Altı: Ukrayna Savunma Bakanı, ABD’li mevkidaşı ve NATO Genel Sekreteri ile 15 Haziran’da Brüksel’de bir araya geldi. (EPA)
Ukrayna Savunma Bakanı, ABD’li mevkidaşı ve NATO Genel Sekreteri ile 15 Haziran’da Brüksel’de bir araya geldi. (EPA)

Ukrayna’nın NATO’ya katılma çabalarına ilişkin olarak Kuleba, ülkesinin, müttefiklerin Ukrayna’nın üyeliği yolunda ‘güçlü bir adım’ atmasını sağlamak için Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta yapılacak NATO zirvesine hazırlık için yoğun bir şekilde çalıştığını söyledi. Dmitro Kuleba, Ukrayna’nın AB ve NATO üyeliğinin Ukrayna, Avrupa ve Avrupa- Atlantik alanı ve aynı zamanda Rusya için de en iyi güvenlik garantisi olduğuna dikkat çektiği açıklamasında, “Rusya, Avrupa’nın en güçlü ordusu olan Ukrayna ordusunun yalnızca Avrupa- Atlantik bölgesinin doğu kanadını savunmaya odaklanacağından emin olacak” ifadesini kullandı.

Kuleba, Ukrayna’nın NATO’ya katılımı konusunda, üye ülkeler arasındaki farklılıklar konusunda iyimserdi:

Unutulmaması gereken önemli nokta, önceki yıllardan farklı olarak hem NATO hem de AB liderlerinin, Ukrayna’nın hem AB’ye hem de NATO’ya üye olacağı fikrini kesin olarak kabul etmeleridir. Bu konuda bir fikir birliği var. Bu sadece zaman çizelgesi ve bu noktaya gelmek için atılması gereken adımlarla ilgili.

Farklı bir Çin yaklaşımı

Uluslararası arena Çin’i Moskova ile Kiev arasında potansiyel bir arabulucu olarak görüyor. Pekin’in şubat ayında ortaya koyduğu barış planı her iki taraftan da ilgi görmezken, birçok kişi arabuluculuğunun Pekin’in Moskova ile stratejik dostluğu ve Kiev ile ilişkisinin devamı açısından başarılı olacağını umuyor.

Kuleba, Çin’İn barış planı hakkında ise şunları söyledi:

Çin’in Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırganlığına ilişkin takip ettiği siyasi çizgiyi reddetmediğimizi söylemek doğru olur. Ben kasıtlı olarak bir barış önerisi değil, siyasi bir çizgi diyorum. Çünkü Çin’in geçen şubat ayında sunduklarını dikkatlice okursanız, bunun ardışık adımlar değil, bir dizi ilke olduğunu göreceksiniz.

Ukrayna Dışişleri Bakanı, Vladimir Zelenskiy tarafından önerilen ve savaşı sona erdirmek için gerekli bir dizi adım olan barış formülünün aksine, Çin’in siyasi ilkeleri tanımladığını da vurguladığı açıklamasında “Bu ilkelerden bazıları bizim düşüncelerimizle örtüşürken bazıları uyuşmaz” dedi. Kiev ve Pekin’in iki tarafın fikirlerini karıştırmanın yollarını aramak için bu konuda ‘derin bir tartışma’ yürüttüğünü doğrulayarak, bu konunun Çin Hükümeti Özel Temsilcisi’nin Kiev ziyareti sırasında yaptığı görüşmeler arasında yer aldığını söyledi.

Kuleba, Çin’in Rusya’ya yönelik önyargısı üzerine ise Pekin’in savaş konusunda ayrı bir politika izlediğini belirtirken, meselenin Çin’in bu veya diğer tarafta yer alacağı sonucuna varmaktan daha karmaşık olduğunu vurguladı:

Çin ve Rusya eski ortaklar olsa da bence Pekin, Moskova’nın bu savaşı kazanmasıyla ilgilenmiyor. Çünkü savaşın ‘haklı olmadığını’ ve ‘egemen bir ulusu hedef alarak onun toprak bütünlüğünü ihlal ettiğini’ anladı. Toprak bütünlüğü ilkesinin, Çin açısından çok önemli olduğunu ve Ukrayna-Çin ilişkilerinin Pekin için önemli olduğunu biliyorsunuz.

İHA endüstrisi

Bazıları Çin’i barış için potansiyel bir arabulucu olarak görse de Washington, Pekin’i İHA üretimi için teknoloji ve yedek parça sağlayarak Rusya’ya Ukrayna’ya karşı savaşında askeri destek sağlamaması konusunda uyarıyor. Kuleba ayrıca Çin adından bahsetmeden, füze ve İHA üreten ve yaptırımları aşan Rus savunma sanayisine farklı ülkelerden özellikle elektronik parçalar olmak üzere yedek parçaların gelişinin izlendiğini doğruladı. Tamamen askeri olmadığı ve sivil endüstride kullanılabileceği için Rus şirketlerinin belirli çift kullanımlı parçaları satın almasını engellemek amacıyla bu ülkelerin ihracatları üzerindeki kontrolün güçlendirilmesi çağrısında bulundu. Bakan, “Bu konuda sadece Çin ile çalışmıyoruz. Çünkü ne yazık ki birtakım ülkelerden Rusya pazarına yedek parça girişini görüyoruz. Bu, durum Rusya’nın yeni füzeler ve İHA’lar üretmesine yardımcı oluyor” dedi.

Suudi Arabistan’ın yapıcı rolü

Kuleba, Ukrayna savaşında uluslararası arabuluculuğu iki kısma ayırdı. İlki, Ukrayna tarafından önerilen barış formülüne katılmak. Bunu ise ‘Ukrayna’ya ve tüm dünyaya bu savaşı durdurmaya yardım etmenin en iyi yolu’ olarak nitelendirdi. İkinci kısım ise ‘belirli sorunları çözmeye odaklanmak’.

Kuleba, Suudi Arabistan’ın ‘savaş esiri takaslarından birinde çok yararlı ve yapıcı bir rol oynadığını söylerken, Türkiye ve Birleşmiş Milletler’in (BM) de Karadeniz Tahıl Girişimi’nin başlatılmasında ve Ukrayna’nın dünya pazarlarına yaptığı tahıl ihracatına uygulanan ambargonun kaldırılmasında oldukça önemli bir rol oynadığını dile getirdi. Geçen ay Cidde’de düzenlenen Arap Birliği zirvesine Ukrayna’nın katılımıyla ilgili de değerlendirmelerde bulunan Kuleba şu ifadeleri kullandı:

Başkan Zelenskiy, zirvede ve ikili görüşmelerde yaptığı görüşmelerin büyük bir bölümünü barış formülüne ayırdı. Bizim için önemli bir olay ve önemli bir fırsattı. Çünkü her bölgeye ve her ülkeye ulaşma, yüz yüze konuşma ve ne için mücadele ettiğimizi anlatma politikamızla birebir örtüşüyordu. Suudi Arabistan Krallığı tarafından Başkan Zelenskiy’e yönelik bu zirveye katılma daveti memnuniyetle karşılandı ve büyük takdir topladı.

Batı’nın devam eden desteği

Ukrayna’daki savaş, Avrupa’daki güvenlik denklemlerini değiştirdi ve İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana muhafazakâr bir savunma politikası izleyen ülkeleri Kiev’e modern askeri teçhizat göndermeye sevk etti.

Savaşın 15’inci ayına girmesiyle birlikte ABD’nin Kiev’e verdiği desteğin devam ettiğine dair şüpheler Cumhuriyetçi saflardaki en önemli seçim sorunlarından biri haline geldiği için Batı’nın, özellikle de ABD’nin Ukrayna’ya desteğinin azalmasına yönelik korkular arttı.

Ancak Kuleba endişeli görünmüyordu ve Batı’nın Ukrayna’ya verdiği desteğin azaldığına dair hiçbir işaretten bahsetmedi:

Onlarla çok iyi bir iş birliğimiz var. İlişkide bulunduğumuz her ülke, kendi seçim döngüsü olan bir demokrasidir. Görevdeki hükümetlerle ve aynı zamanda sandalye için yarışanlarla da çalışıyoruz.

Pek çok ülke, çoğu iç meselelerde derin bir şekilde bölünmüş olsa da rakip siyasi güçlerin Ukrayna’yı destekleme konusunda birleştiğini de sözlerine ekleyen Kuleba, “Ama tabii ki burada veya orada bir kriz çıkarsa üstesinden geleceğiz. Krizi çözeceğimizden hiç şüphem yok” dedi.

Kuleba, ülkesine sağlanan desteğin Batı ile sınırlı olmadığını kaydederken, geçen şubat ayında, yani Rus işgalinin birinci yıl dönümünde, Ukrayna’da adil ve kalıcı barışın yeniden sağlanmasına ilişkin BM Genel Kurulu kararının aldığı geniş desteğe vurgu yaptı.

Dmitro Kuleba, sözlerini şöyle sürdürdü:

Dünya genelinde 141 ülke bu kararın lehinde oy kullandı. Bu, yalnız başına Batı’dan çok daha fazlası. Bu, yalnızca geleneksel Batı’yı değil, aynı zamanda Asya, Ortadoğu, Afrika ve Güney Amerika’yı da temsil eden küresel güçlerin büyük çoğunluğunu yansıtıyor. 141 ülke, Rusya’nın Ukrayna’da yaptıklarının uluslararası toplumun çıkarlarına ve ulusal güvenlik kaygılarına aykırı olduğunun farkında. Tamamı, Rusya’nın yaptığının yanlış olduğunu biliyor. Dünyanın çalışma şekli bu değil ve kimse Ukrayna’nın konumunda olmak istemiyor.

Ukrayna’nın tarafsızlık konumu

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini büyük ölçüde karşı çıkan uluslararası pozisyona paralel olarak onlarca ülke, her iki tarafla güçlü ilişkiler sürdürmek ve arabuluculuk imkânı sağlamak açısından savaşta tarafsızlık çizgisinde duruyor.

Fotoğraf Altı: Zelenskiy 16 Haziran’da Kiev’de arabuluculuk girişiminde bulunan Afrika ülkeleri liderlerini kabul etti (Reuters)
Zelenskiy 16 Haziran’da Kiev’de arabuluculuk girişiminde bulunan Afrika ülkeleri liderlerini kabul etti (Reuters)

Kuleba, Ukrayna’nın söz konusu tarafsızlığı ne ölçüde anladığı konusunda şunları söyledi:

Bizimle konuşmak isteyen herkesle konuşuruz. Başkanın (Zelenskiy) Arap Birliği zirvesinde görünmesi bunun bir başka kanıtıdır. Yüz yüze konuşarak, son derece samimi bir şekilde bir yıldan az bir sürede iki Afrika turu gerçekleştirdim.

Ukraynalı Bakan, uluslarla bir iletişim hattı sürdürmenin, onlara saygı duymanın ve onlarla karşılıklı ilişkiler ve çıkarlar geliştirmenin gerekli olduğunu vurguladığı açıklamasını şöyle sonlandırdı:

Sovyetler Birliği zamanına geri dönersek; onun dünyanın her yerinde dostları olduğunu ve genellikle Birliğin kendisi tarafından büyük ölçüde desteklendiğini görürüz. Ancak bu ülkeler Sovyetler Birliği’ni dağılmaktan, Soğuk Savaş’ı da kaybetmekten kurtaramadılar. Bugün tarafsızlık oyunu oynamaya çalışan aynı ülkeler, onları Rusya Federasyonu’nun baskı ve pençesinden kurtardığımız anda pozisyonlarını değiştireceklerdir.



CENTCOM, USS Abraham Lincoln liderliğindeki bir taarruz grubunun bölgeye konuşlandırıldığını doğruladı

ABD 9. Hava Kuvvetleri'ne ait bir savaş uçağı filosu, 8 Ocak 2026'da Pasifik Okyanusu'ndaki Nimitz sınıfı uçak gemisi USS Abraham Lincoln'ün üzerinde uçuyor. (ABD ordusu)
ABD 9. Hava Kuvvetleri'ne ait bir savaş uçağı filosu, 8 Ocak 2026'da Pasifik Okyanusu'ndaki Nimitz sınıfı uçak gemisi USS Abraham Lincoln'ün üzerinde uçuyor. (ABD ordusu)
TT

CENTCOM, USS Abraham Lincoln liderliğindeki bir taarruz grubunun bölgeye konuşlandırıldığını doğruladı

ABD 9. Hava Kuvvetleri'ne ait bir savaş uçağı filosu, 8 Ocak 2026'da Pasifik Okyanusu'ndaki Nimitz sınıfı uçak gemisi USS Abraham Lincoln'ün üzerinde uçuyor. (ABD ordusu)
ABD 9. Hava Kuvvetleri'ne ait bir savaş uçağı filosu, 8 Ocak 2026'da Pasifik Okyanusu'ndaki Nimitz sınıfı uçak gemisi USS Abraham Lincoln'ün üzerinde uçuyor. (ABD ordusu)

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve ona eşlik eden üç savaş gemisi Ortadoğu’ya ulaştı. Bu adım, ABD Başkanı Donald Trump’ın, İran’ın protestoları bastırmasına tepki olarak hava saldırıları düzenleme ihtimalini yeniden gündeme getirdi.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) dün sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, uçak gemisinin üç muhriple birlikte ‘bölgesel güvenlik ve istikrarı güçlendirmek amacıyla halihazırda Ortadoğu’da konuşlandırıldığını’ bildirdi.

CENTCOM, taarruz grubunun İran’a komşu Arap Denizi’nde değil, Hint Okyanusu’nda bulunduğunu kaydetti. Bu konuşlanmanın, bölgeye binlerce ek askerin sevk edilmesi anlamına geldiği belirtilirken, bölgede en son ABD uçak gemisi varlığının, ekim ayında Gerald R. Ford uçak gemisinin, dönemin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’ya yönelik baskı kampanyası kapsamında Karayipler’e gönderilmesiyle gerçekleştiği hatırlatıldı.

ABD’li bir yetkili, CBS News’e yaptığı açıklamada, USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubunun CENTCOM’un Ortadoğu’daki sorumluluk sahasına girdiğini, ancak dün sabah itibarıyla henüz nihai operasyonel konuşlanma noktasına ulaşmadığını doğruladı. Bu hareketliliğin, İran’dan gelen yeni uyarılarla eş zamanlı gerçekleştiği belirtildi.

Önceki haberlerde, USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubunun pazar akşamı İran’a yakın bir bölgede konuşlandığı ifade edilmişti. Bu gelişme, Tahran’ın merkezindeki İnkılap (Devrim) Meydanı’na asılan ve ABD filosunu hedef almakla tehdit eden büyük bir pankartın görüntülerinin dolaşıma girmesinden saatler sonra yaşandı.

ABD Başkanı Donald Trump geçtiğimiz hafta gazetecilere yaptığı açıklamada, gemilerin bölgeye ‘herhangi bir olasılığa karşı’ gönderildiğini söylemiş, “Bu yöne doğru ilerleyen çok büyük bir filomuz var ve belki de onu kullanmak zorunda kalmayacağız” demişti.

Trump daha önce, İran’ın tutuklulara yönelik toplu idamlar gerçekleştirmesi ya da aralık ayı sonlarında başlayan protestoların bastırılması sırasında barışçıl göstericilerin öldürülmesi halinde askeri adım atmakla tehdit etmişti. ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı’na (HRANA) göre, olaylarda en az 5 bin 973 kişi hayatını kaybetti, 41 bin 800’den fazla kişi gözaltına alındı. İran’ın resmi verileri ise çok daha düşük bir rakama işaret ederek ölü sayısını 3 bin 117 olarak açıklıyor.

Son dönemde Trump’ın askeri müdahale ihtimalinden geri adım attığı yönünde işaretler de ortaya çıktı. Trump, İran’ın gözaltındaki 800 göstericinin idamını durdurduğunu öne sürdü; ancak bu iddiasının kaynağını açıklamadı. İran Başsavcısı ise söz konusu iddiayı “tamamen yalan” olarak nitelendirdi.

Buna rağmen Trump’ın tüm seçenekleri masada tutmaya devam ettiği görülüyor. Trump, perşembe günü başkanlık uçağında gazetecilere yaptığı açıklamada, İran hükümetinin bazı protestoculara yönelik planlanan idamları hayata geçirmesi halinde, daha önce İran’ın nükleer tesislerine düzenlenen ABD saldırılarının ‘hiçbir şey gibi görüneceğini’ söyledi.

SDFRG
ABD Donanması tarafından yayınlanan bir fotoğrafta, Boeing F/A-18E/F Super Hornet savaş uçağının 22 Ocak'ta USS Abraham Lincoln uçak gemisine inişi görülüyor.

Uçak gemisi, F-35 Lightning II ve F/A-18 Super Hornet savaş uçakları da dahil olmak üzere birden fazla hava filosuna ev sahipliği yapıyor. Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre, gemiye eşlik eden muhripler ise yüzlerce füze taşıyor; bunlar arasında kara hedeflerine yönelik onlarca Tomahawk seyir füzesinin de bulunabileceği belirtiliyor.

Uçak gemisi ve donanımına ek olarak, ABD Hava Kuvvetleri’ne bağlı F-15E Strike Eagle savaş uçaklarının da bölgede konuşlandırıldığı duyuruldu.

Uçuş takip verilerini izleyen analistler, onlarca ABD askeri nakliye uçağının Ortadoğu’ya doğru hareket ettiğini tespit etti.

Söz konusu askeri hareketlilik, geçen yıl ABD’nin, üç ana nükleer tesise yönelik saldırıların ardından olası bir İran misillemesine karşı hava savunma ekipmanlarını bölgeye sevk ettiği dönemi hatırlatıyor. İran, bu saldırılardan birkaç gün sonra el-Udeyd Hava Üssü’nü ondan fazla füzeyle hedef almıştı.


Lola ve Trump, Barış Konseyi’ni ve Washington'da yapılacak bir toplantıyı görüştü

Brezilya Cumhurbaşkanı Lula da Silva ve ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
Brezilya Cumhurbaşkanı Lula da Silva ve ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Lola ve Trump, Barış Konseyi’ni ve Washington'da yapılacak bir toplantıyı görüştü

Brezilya Cumhurbaşkanı Lula da Silva ve ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
Brezilya Cumhurbaşkanı Lula da Silva ve ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

Brezilya Cumhurbaşkanı Luiz Inácio Lula da Silva dün ABD Başkanı Donald Trump'a, Gazze Şeridi için kuruluşuna öncülük ettiği Barış Konseyi’nin çalışmalarını sınırlandırmasını istedi. Brezilya Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre iki lider Washington'da bir araya gelmeyi kararlaştırdılar.

Açıklamada, diğer liderler gibi Trump tarafından kurulan Barış Konseyi’ne davet edilen Lula'nın, bu konseyin çalışmalarının ‘Gazze meselesiyle sınırlandırılması ve Filistin'e bir koltuk ayrılması’ önerisinde bulunduğunu belirtti.

Brezilya Cumhurbaşkanı, ‘Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) daimi üye sayısının artırılması meselesi de dahil olmak üzere BM’nin kapsamlı bir reformdan geçirilmesinin önemini’ vurguladı. Lula, Trump’ı Barış Konseyi’ni kurarak ve rolünü uluslararası çatışmaları da kapsayacak şekilde genişleterek ‘yeni BM’nin efendisi’ olmaya çalışmakla suçlamıştı.

Beyaz Saray, Gazze Şeridi'nde İsrail ile Hamas arasındaki savaşı sona erdirmek için Trump başkanlığındaki Barış Konseyi’nin kurulduğunu duyurdu, ancak konsey iç tüzüğü, Trump'a geniş bir rol verdiğinden BM ile rekabet edecek bir organ haline geleceğine dair endişeleri artırdı.

fgrty
Brezilya Cumhurbaşkanı Luiz Inácio Lula da Silva (Reuters)

Lula ve Trump, aylar süren gerginliğin ardından geçtiğimiz ekim ayında ilk resmi görüşmelerinden bu yana birkaç kez temas kurdu. Bu yakınlaşmanın ardından, ABD yönetimi, eski sağcı cumhurbaşkanı ve Trump'ın müttefiki Jair Bolsonaro'nun yargılanmasına tepki olarak uyguladığı yüzde 40'lık gümrük vergisinden Brezilya'nın önemli ihraç ürünlerini muaf tuttu.

Brezilya Cumhurbaşkanlığı tarafından dün yapılan açıklamada, Lula'nın Trump ile Venezuela'daki durumu görüştüğü aktarıldı.

Lula, Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'nun tutuklandığı ABD’nin askeri operasyonunun ardından ‘bölgede barış ve istikrarın korunması’ çağrısında bulundu.

Brezilya Cumhurbaşkanı daha önce yaptığı bir açıklamada, bu operasyonu ‘kabul edilebilir sınırların ötesinde’ olarak değerlendirmişti.

Brezilya Cumhurbaşkanlığı, görüşme sırasında Lula ve Trump arasında Lula'nın şubat ayında Hindistan ve Güney Kore'ye yapacağı gezilerin ardından Washington'ı ziyaret etmesini konusunda fikir birliğine varıldığını açıkladı.


Washington, Minneapolis olaylarının ardından Sınır Devriyesi şefini görevden aldığı iddialarını yalanladı

ABD Sınır Devriyesi Komutanı Gregory Bovino, Minneapolis ziyaretinde (Reuters)
ABD Sınır Devriyesi Komutanı Gregory Bovino, Minneapolis ziyaretinde (Reuters)
TT

Washington, Minneapolis olaylarının ardından Sınır Devriyesi şefini görevden aldığı iddialarını yalanladı

ABD Sınır Devriyesi Komutanı Gregory Bovino, Minneapolis ziyaretinde (Reuters)
ABD Sınır Devriyesi Komutanı Gregory Bovino, Minneapolis ziyaretinde (Reuters)

ABD İç Güvenlik Bakanlığı dün, Minneapolis'te federal güvenlik güçleri tarafından iki Amerikalının öldürülmesinin ardından Başkan Donald Trump'ın göçmenlik politikalarını yeniden değerlendirmesine rağmen, Sınır Devriye Şefi Gregory Bovenio'nun görevinden alındığına dair basında çıkan haberleri yalanladı.

İç Güvenlik Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Tricia McLaughlin, X'te yaptığı paylaşımda “Komutan Gregory Bovenio görevinden alınmadı” diyerek, Bovenio'nun “başkanın ekibinin önemli bir parçası ve büyük bir Amerikan vatandaşı” olduğu yönündeki Beyaz Saray'ın mesajını doğruladı.

Bu açıklamalar, The Atlantic dergisinin Bovenio'nun sınır devriye komutanlığı görevinden alınması ve Kaliforniya'daki önceki işine geri dönmesi hakkında yayınladığı bir haberin ardından geldi.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre dergi haberini, İç Güvenlik Bakanlığı'ndan bir yetkili ve onun görevden alınmasıyla ilgili bilgi sahibi iki kişiye dayandırdı.

Eğer onaylanırsa, Boffino'nun görevden alınması, Trump'ın Minneapolis'teki kolluk kuvvetlerinin kullandığı agresif taktiklere ilişkin görüşünde radikal bir değişiklik anlamına gelecektir. Cumartesi günü, sınır devriye görevlileri 37 yaşındaki hemşire Alex Breite'yi vurarak öldürdü.

Bovino, ocak ayı boyunca Minnesota'nın en büyük şehrindeydi ve burada askeri üniforma ve kask giyerken, sakinlere karşı agresif davranırken ve hatta protestoculara sis bombası atarken görüldü.

Trump, dün Truth Social platformunda yaptığı bir dizi paylaşımda, eyaletteki seçilmiş Demokrat yetkililerle verimli telefon görüşmeleri yaptığını belirterek, tavrını yumuşatmış gibi göründü.

Minneapolis Belediye Başkanı Jacob Frey, Trump ile yaptığı görüşmenin ardından Twitter'da, ayrıntılara girmeden ve Boffino'nun adını anmadan, “bazı federal ajanların” salı günü (bugün) şehri terk etmeye başlayacağını duyurdu.

7 Ocak'ta 37 yaşındaki Amerikan vatandaşı ve üç çocuk annesi protestocu Renee Goode'un ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Ajansı ajanları tarafından öldürülmesinden bu yana Minneapolis sakinleri arasında öfke yaygınlaşıyor.

Cumartesi günü Breonna'nın öldürülmesinin ardından, hafta sonu Minneapolis, New York ve diğer büyük şehirlerde daha fazla protesto gösterisi yapıldı.

Trump, sınır yetkilisi Tom Homan'ı Minnesota'ya göndereceğini ve Homan'ın doğrudan başkana rapor vereceğini açıkladı.

Belediye Başkanı Frey, “sonraki adımları görüşmeye devam etmek” için bugün Homan ile görüşeceğini duyurdu.