Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmitro Kuleba, Şarku’l Avsat’a konuştu: Ukrayna, NATO üyeliğinden vazgeçmedi

Ukrayna Dışişleri Bakanı Kuleba, Belarus’un karadan müdahalesine tepki gösterdi.

Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmitro Kuleba, Şarku’l Avsat’a konuştu: Ukrayna, NATO üyeliğinden vazgeçmedi
TT

Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmitro Kuleba, Şarku’l Avsat’a konuştu: Ukrayna, NATO üyeliğinden vazgeçmedi

Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmitro Kuleba, Şarku’l Avsat’a konuştu: Ukrayna, NATO üyeliğinden vazgeçmedi

Sonunda her şey yoluna girecek. Tamama değilse, henüz son değildir.

Bu söz, Brezilyalı yazar Fernando Sabino’ya ve sonrasında da İrlandalı yazar Oscar Wilde’a atfedilmiştir. Aynı zamanda Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmitro Kuleba’nın bugün ülkesinin durumunu anlatırken kullandığı ifadenin de aynısı...

Ukrayna’nın ülkenin doğu ve güney cephelerine karşı saldırı başlamasından günler sonra, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda Kuleba’nın iyimserliğinde büyük bir ihtiyat vardı. Kuleba, ülkesinin ordusunun sahada ilerlediğini ve bazı köyleri kurtardığını belirtirken, bazı cephelerde ise Rus saldırısının devam ettiğini kabul etti.

Ukraynalı diplomat, savaşı bitirmenin bir yolu olarak ülkesinin taviz vermesini kabul etmezken, bu önerinin hatalı olduğunu vurguladı. Diğer yandan ülkesinin NATO üyeliğine bağlılığını yineleyen Kuleba, üye ülkelerden müttefiklerini de gelecek ay Litvanya’da yapılacak NATO zirvesinde bu yönde güçlü adımlar atmaya çağırdı. Kiev’in Avrupa Birliği’ne (AB) katılma çabalarına ilişkin olarak Kuleba, bir takvim belirtmeden istikrarlı bir ilerleme olduğuna işaret etti.

Çin-Rusya ortaklığının gücüne rağmen Ukraynalı Bakan, Pekin’in Moskova’nın savaştaki zaferiyle ‘ilgilenmediğine’ dair inancını dile getirerek ülkelerin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı duymanın öneminin farkında olduğunu vurguladı. Belarus’un topraklarında Rus nükleer savaş başlıklarının konuşlandırılmasını kabul etmesi sonrasında Ukrayna’ya askeri müdahale olasılığına ilişkin olarak ise Kuleba, Minsk’in yakın gelecekte Ukrayna’ya kara kuvvetleri tarafından yapılacak bir saldırıda yer alma ihtimalini olmadığını kaydetti.

Hareketli saha durumu

Ukrayna’nın doğu ve güney cepheleri, geçen hafta Kiev’in karşı saldırısını artırmasından bu yana şiddetli çatışmalara sahne oluyor. Bu saldırının ilk günlerinde büyük kayıplar verildiğine dair yayınlanan raporlar çerçevesinde Kiev, ilerleme kaydedildiğini ve bölgelerin Rus kontrolünden kurtarıldığını duyurdu.

Fotoğraf Altı: Rus bombardımanı Dnipro bölgesinde büyük yıkıma yol açtı. (EPA)
Rus bombardımanı Dnipro bölgesinde büyük yıkıma yol açtı. (EPA)

Kuleba, savaş alanındaki durumu ‘son derece dinamik’ olarak nitelendirdi. “Rusya, bazı alanlarda ilerlemeye çalışıyor ama ordumuz saldırıları püskürtmeyi başardı. Bazı alanlarda ilerlemeye çalışıyoruz ve son zamanlarda sahada başarılar elde ettik” diyen Bakan ayrıca bazı köylerin Ukrayna Silahlı Kuvvetleri tarafından kurtarıldığını doğrulayarak, durumun hareketli olduğu uyarısında bulundu. Dmitro Kuleba, “Bazı alanlarda saldırı halindeyiz ancak Rusya diğer bölgelerde halen saldırıda. Tek fark, biz ilerleme kaydederken Rusya’nın ilerlememesi” ifadesini kullandı.

Minsk’in karadan müdahalesi söz konusu değil

Belarus Devlet Başkanı’nın nükleer savaş başlıkları da dahil olmak üzere Rus taktik nükleer silahlarını konuşlandırma onayı, uluslararası düzeyde endişe yarattı.

Kuleba, bu adımı ‘Rusya Federasyonu ve Belarus’un açık bir saldırısı olarak nitelendirerek, ‘nükleer silahlanmanın, özellikle de doğrudan sınırlarda meydana geldiğinde, her zaman bir endişe konusu olduğunu’ söyledi. Diğer yandan üst düzey Ukraynalı yetkili, Belarus’un öngörülebilir gelecekte kara kuvvetleriyle savaşa karışmasının söz konusu olmadığını vurgularken, Belarus Devlet Başkanı Aleksandr Lukaşenko’nun ‘siyaset yapmanın ve -nükleer olsa bile- askeri güç sergilemenin bir sorun olduğunun gayet iyi farkında olduğunu’ söyledi. “Ukrayna’yı fiilen işgal etmeye çalışarak ülkesini çöküşün eşiğine getirmek çok farklı bir mesele” dedi. Kuleba, Lukaşenko’nun ‘Belarus ordusunun Ukrayna ordusu tarafından yenileceğini ve bunun Belarus rejimi için korkunç sonuçlara yol açacağını anladığını’ da sözlerine ekledi.

Olası tavizler?

Ukrayna’nın savaşı sona erdirme vizyonuna açıklık getirmek amacıyla Şarku’l Avsat, Dışişleri Bakanı’na Kiev’in Moskova ile bugün görüşmeye istekli olup olmadığını ve vermeye istekli olabileceği tavizlerin niteliğini sordu.

Kuleba ilk soruya, bunun ‘çok varsayımsal’ bir şey olduğu yanıtını verdi. Bakan ayrıca Kiev’deki hava saldırıları nedeniyle uyarı sirenlerinin sesine ve onlarca insansız hava aracının (İHA) ve Rus füzelerinin barışçıl Ukrayna şehirlerini hedef aldığına dikkat çektiği sözlerini şöyle sürdürdü:

“Neredeyse her gece oluyor. Sivilleri kaybediyoruz ve ekonomimizi mahvediyorlar. Ukrayna’nın en büyük barajlarından birini havaya uçurdular. Bu da çevreye ve bölgede yaşayan insanlara büyük zarar veriyor. Her gün bize saldırıyorlar.”

Herhangi bir görüşmeyi Rusya’nın davranışlarını değiştirmesine bağlayan Kuleba ayrıca, “Davranışlarını değiştirirlerse ve güçlerini Ukrayna’dan çekerlerse diplomatların görüşmesi için bir pencere açılacaktır. Ancak onlar bize savaş açtıkları için meydan okumayı kabul ettik ve onlara direndik. Kendimizi savunuyoruz” dedi.

Bakan, ikinci soruya verdiği yanıt da ise sertti. Ukrayna’nın taviz verme olasılığından bahsetme mantığının ‘yanlış’ olduğuna dikkat çeken Kuleba, “Neden Rusya’nın vermek zorunda olduğu tavizler hakkında konuşmuyoruz?” diye sordu.

Ülkesinin tutumuyla ilgili olarak şu açıklamada bulundu:

2014’te Rusya tarafından saldırıya uğradık. O zamanlar Ukrayna, Avrupa Birliği’nden (AB) nispeten uzaktaydı ve resmi olarak NATO entegrasyonu peşinde koşmuyordu. Bize yardımları olmadı, bizi Rus işgalinden de kurtarmadılar.

Üst düzey Ukraynalı diplomat, gerçek çözümün Ukrayna’nın hem AB hem de NATO üyeliğinde yattığını vurgularken, “Savaşın tekrarını önlemenin en iyi garantisi, Rusya’nın saldırmaya cesaret edememesidir” dedi. “Bu çözümün alternatifi yok ve Ukrayna bundan vazgeçmeye hazır değil” şeklinde konuştu.

Savaş sonrası çözüm

Geçen haftalarda, savaş sonrası bir çözümün şekli ve buna eşlik edebilecek güvenlik düzenlemeleri hakkında çeşitli fikirler ortaya atıldı. Bu kapsamda Ukrayna- Rusya sınırında 100 ila 200 kilometre arasında uzanan askerden arındırılmış bir bölge oluşturulması teklifinde bulunuldu.

Kuleba, bu öneriler için vaktin erken olduğunu söylerken, bugün ülkesinin resmi ve pratik olarak Rus güçlerini Ukrayna topraklarından çıkarmaya odaklandığını vurguladı. “Rusya, Ukrayna’yı işgal etti. Topraklarımızı yasa dışı bir şekilde işgal ediyor. Bu bizim birincil hedefimiz” dedi.

Savaş sonrası düzenlemelerle ilgili olarak ise “Kesin olarak bildiğimiz şey, Ukrayna’nın olası herhangi bir yeni Rus istilasına karşı hazır olmak için çok güçlü bir orduya ve savunma yeteneklerine sahip olacağıdır” diyen Kuleba, sınırlarda askerden arındırılmış bir bölge kurulması önerisine gelince ise bunu ‘bir fikir, başka bir şey değil’ olarak değerlendirdi. Bakan, “Açıkçası, savaş sonrası güvenlik düzenlemelerinin nasıl olacağına dair kesin sonuçlara varmak için henüz çok erken olduğuna inanıyorum” ifadesini kullandı.

AB ve NATO üyeliği

Kuleba, ülkesinin hem AB hem de NATO üyeliğine bağlılığını vurgularken, Kiev’in NATO’ya katılımının Ukrayna, Avrupa ve Avrupa- Atlantik alanı için olduğu kadar Rusya için de en iyi güvenlik garantisi olduğuna dikkat çekti. Ukrayna Dışişleri Bakanı, AB konusunda gerçek bir ilerlemeye işaretle “AB’ye üyelik yolunda emin adımlarla ilerliyoruz. İşler olması gerektiği gibi gelişiyor. Kimse son tarih belirlemez, ancak gerçek bir ilerleme kaydedildiğini görüyoruz” dedi.

Fotoğraf Altı: Ukrayna Savunma Bakanı, ABD’li mevkidaşı ve NATO Genel Sekreteri ile 15 Haziran’da Brüksel’de bir araya geldi. (EPA)
Ukrayna Savunma Bakanı, ABD’li mevkidaşı ve NATO Genel Sekreteri ile 15 Haziran’da Brüksel’de bir araya geldi. (EPA)

Ukrayna’nın NATO’ya katılma çabalarına ilişkin olarak Kuleba, ülkesinin, müttefiklerin Ukrayna’nın üyeliği yolunda ‘güçlü bir adım’ atmasını sağlamak için Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta yapılacak NATO zirvesine hazırlık için yoğun bir şekilde çalıştığını söyledi. Dmitro Kuleba, Ukrayna’nın AB ve NATO üyeliğinin Ukrayna, Avrupa ve Avrupa- Atlantik alanı ve aynı zamanda Rusya için de en iyi güvenlik garantisi olduğuna dikkat çektiği açıklamasında, “Rusya, Avrupa’nın en güçlü ordusu olan Ukrayna ordusunun yalnızca Avrupa- Atlantik bölgesinin doğu kanadını savunmaya odaklanacağından emin olacak” ifadesini kullandı.

Kuleba, Ukrayna’nın NATO’ya katılımı konusunda, üye ülkeler arasındaki farklılıklar konusunda iyimserdi:

Unutulmaması gereken önemli nokta, önceki yıllardan farklı olarak hem NATO hem de AB liderlerinin, Ukrayna’nın hem AB’ye hem de NATO’ya üye olacağı fikrini kesin olarak kabul etmeleridir. Bu konuda bir fikir birliği var. Bu sadece zaman çizelgesi ve bu noktaya gelmek için atılması gereken adımlarla ilgili.

Farklı bir Çin yaklaşımı

Uluslararası arena Çin’i Moskova ile Kiev arasında potansiyel bir arabulucu olarak görüyor. Pekin’in şubat ayında ortaya koyduğu barış planı her iki taraftan da ilgi görmezken, birçok kişi arabuluculuğunun Pekin’in Moskova ile stratejik dostluğu ve Kiev ile ilişkisinin devamı açısından başarılı olacağını umuyor.

Kuleba, Çin’İn barış planı hakkında ise şunları söyledi:

Çin’in Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırganlığına ilişkin takip ettiği siyasi çizgiyi reddetmediğimizi söylemek doğru olur. Ben kasıtlı olarak bir barış önerisi değil, siyasi bir çizgi diyorum. Çünkü Çin’in geçen şubat ayında sunduklarını dikkatlice okursanız, bunun ardışık adımlar değil, bir dizi ilke olduğunu göreceksiniz.

Ukrayna Dışişleri Bakanı, Vladimir Zelenskiy tarafından önerilen ve savaşı sona erdirmek için gerekli bir dizi adım olan barış formülünün aksine, Çin’in siyasi ilkeleri tanımladığını da vurguladığı açıklamasında “Bu ilkelerden bazıları bizim düşüncelerimizle örtüşürken bazıları uyuşmaz” dedi. Kiev ve Pekin’in iki tarafın fikirlerini karıştırmanın yollarını aramak için bu konuda ‘derin bir tartışma’ yürüttüğünü doğrulayarak, bu konunun Çin Hükümeti Özel Temsilcisi’nin Kiev ziyareti sırasında yaptığı görüşmeler arasında yer aldığını söyledi.

Kuleba, Çin’in Rusya’ya yönelik önyargısı üzerine ise Pekin’in savaş konusunda ayrı bir politika izlediğini belirtirken, meselenin Çin’in bu veya diğer tarafta yer alacağı sonucuna varmaktan daha karmaşık olduğunu vurguladı:

Çin ve Rusya eski ortaklar olsa da bence Pekin, Moskova’nın bu savaşı kazanmasıyla ilgilenmiyor. Çünkü savaşın ‘haklı olmadığını’ ve ‘egemen bir ulusu hedef alarak onun toprak bütünlüğünü ihlal ettiğini’ anladı. Toprak bütünlüğü ilkesinin, Çin açısından çok önemli olduğunu ve Ukrayna-Çin ilişkilerinin Pekin için önemli olduğunu biliyorsunuz.

İHA endüstrisi

Bazıları Çin’i barış için potansiyel bir arabulucu olarak görse de Washington, Pekin’i İHA üretimi için teknoloji ve yedek parça sağlayarak Rusya’ya Ukrayna’ya karşı savaşında askeri destek sağlamaması konusunda uyarıyor. Kuleba ayrıca Çin adından bahsetmeden, füze ve İHA üreten ve yaptırımları aşan Rus savunma sanayisine farklı ülkelerden özellikle elektronik parçalar olmak üzere yedek parçaların gelişinin izlendiğini doğruladı. Tamamen askeri olmadığı ve sivil endüstride kullanılabileceği için Rus şirketlerinin belirli çift kullanımlı parçaları satın almasını engellemek amacıyla bu ülkelerin ihracatları üzerindeki kontrolün güçlendirilmesi çağrısında bulundu. Bakan, “Bu konuda sadece Çin ile çalışmıyoruz. Çünkü ne yazık ki birtakım ülkelerden Rusya pazarına yedek parça girişini görüyoruz. Bu, durum Rusya’nın yeni füzeler ve İHA’lar üretmesine yardımcı oluyor” dedi.

Suudi Arabistan’ın yapıcı rolü

Kuleba, Ukrayna savaşında uluslararası arabuluculuğu iki kısma ayırdı. İlki, Ukrayna tarafından önerilen barış formülüne katılmak. Bunu ise ‘Ukrayna’ya ve tüm dünyaya bu savaşı durdurmaya yardım etmenin en iyi yolu’ olarak nitelendirdi. İkinci kısım ise ‘belirli sorunları çözmeye odaklanmak’.

Kuleba, Suudi Arabistan’ın ‘savaş esiri takaslarından birinde çok yararlı ve yapıcı bir rol oynadığını söylerken, Türkiye ve Birleşmiş Milletler’in (BM) de Karadeniz Tahıl Girişimi’nin başlatılmasında ve Ukrayna’nın dünya pazarlarına yaptığı tahıl ihracatına uygulanan ambargonun kaldırılmasında oldukça önemli bir rol oynadığını dile getirdi. Geçen ay Cidde’de düzenlenen Arap Birliği zirvesine Ukrayna’nın katılımıyla ilgili de değerlendirmelerde bulunan Kuleba şu ifadeleri kullandı:

Başkan Zelenskiy, zirvede ve ikili görüşmelerde yaptığı görüşmelerin büyük bir bölümünü barış formülüne ayırdı. Bizim için önemli bir olay ve önemli bir fırsattı. Çünkü her bölgeye ve her ülkeye ulaşma, yüz yüze konuşma ve ne için mücadele ettiğimizi anlatma politikamızla birebir örtüşüyordu. Suudi Arabistan Krallığı tarafından Başkan Zelenskiy’e yönelik bu zirveye katılma daveti memnuniyetle karşılandı ve büyük takdir topladı.

Batı’nın devam eden desteği

Ukrayna’daki savaş, Avrupa’daki güvenlik denklemlerini değiştirdi ve İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana muhafazakâr bir savunma politikası izleyen ülkeleri Kiev’e modern askeri teçhizat göndermeye sevk etti.

Savaşın 15’inci ayına girmesiyle birlikte ABD’nin Kiev’e verdiği desteğin devam ettiğine dair şüpheler Cumhuriyetçi saflardaki en önemli seçim sorunlarından biri haline geldiği için Batı’nın, özellikle de ABD’nin Ukrayna’ya desteğinin azalmasına yönelik korkular arttı.

Ancak Kuleba endişeli görünmüyordu ve Batı’nın Ukrayna’ya verdiği desteğin azaldığına dair hiçbir işaretten bahsetmedi:

Onlarla çok iyi bir iş birliğimiz var. İlişkide bulunduğumuz her ülke, kendi seçim döngüsü olan bir demokrasidir. Görevdeki hükümetlerle ve aynı zamanda sandalye için yarışanlarla da çalışıyoruz.

Pek çok ülke, çoğu iç meselelerde derin bir şekilde bölünmüş olsa da rakip siyasi güçlerin Ukrayna’yı destekleme konusunda birleştiğini de sözlerine ekleyen Kuleba, “Ama tabii ki burada veya orada bir kriz çıkarsa üstesinden geleceğiz. Krizi çözeceğimizden hiç şüphem yok” dedi.

Kuleba, ülkesine sağlanan desteğin Batı ile sınırlı olmadığını kaydederken, geçen şubat ayında, yani Rus işgalinin birinci yıl dönümünde, Ukrayna’da adil ve kalıcı barışın yeniden sağlanmasına ilişkin BM Genel Kurulu kararının aldığı geniş desteğe vurgu yaptı.

Dmitro Kuleba, sözlerini şöyle sürdürdü:

Dünya genelinde 141 ülke bu kararın lehinde oy kullandı. Bu, yalnız başına Batı’dan çok daha fazlası. Bu, yalnızca geleneksel Batı’yı değil, aynı zamanda Asya, Ortadoğu, Afrika ve Güney Amerika’yı da temsil eden küresel güçlerin büyük çoğunluğunu yansıtıyor. 141 ülke, Rusya’nın Ukrayna’da yaptıklarının uluslararası toplumun çıkarlarına ve ulusal güvenlik kaygılarına aykırı olduğunun farkında. Tamamı, Rusya’nın yaptığının yanlış olduğunu biliyor. Dünyanın çalışma şekli bu değil ve kimse Ukrayna’nın konumunda olmak istemiyor.

Ukrayna’nın tarafsızlık konumu

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini büyük ölçüde karşı çıkan uluslararası pozisyona paralel olarak onlarca ülke, her iki tarafla güçlü ilişkiler sürdürmek ve arabuluculuk imkânı sağlamak açısından savaşta tarafsızlık çizgisinde duruyor.

Fotoğraf Altı: Zelenskiy 16 Haziran’da Kiev’de arabuluculuk girişiminde bulunan Afrika ülkeleri liderlerini kabul etti (Reuters)
Zelenskiy 16 Haziran’da Kiev’de arabuluculuk girişiminde bulunan Afrika ülkeleri liderlerini kabul etti (Reuters)

Kuleba, Ukrayna’nın söz konusu tarafsızlığı ne ölçüde anladığı konusunda şunları söyledi:

Bizimle konuşmak isteyen herkesle konuşuruz. Başkanın (Zelenskiy) Arap Birliği zirvesinde görünmesi bunun bir başka kanıtıdır. Yüz yüze konuşarak, son derece samimi bir şekilde bir yıldan az bir sürede iki Afrika turu gerçekleştirdim.

Ukraynalı Bakan, uluslarla bir iletişim hattı sürdürmenin, onlara saygı duymanın ve onlarla karşılıklı ilişkiler ve çıkarlar geliştirmenin gerekli olduğunu vurguladığı açıklamasını şöyle sonlandırdı:

Sovyetler Birliği zamanına geri dönersek; onun dünyanın her yerinde dostları olduğunu ve genellikle Birliğin kendisi tarafından büyük ölçüde desteklendiğini görürüz. Ancak bu ülkeler Sovyetler Birliği’ni dağılmaktan, Soğuk Savaş’ı da kaybetmekten kurtaramadılar. Bugün tarafsızlık oyunu oynamaya çalışan aynı ülkeler, onları Rusya Federasyonu’nun baskı ve pençesinden kurtardığımız anda pozisyonlarını değiştireceklerdir.



Etiyopya-Rusya silah anlaşması... Afrika Boynuzu’ndaki güç dengeleri nasıl değişecek?

(foto altı) Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, dördüncü nesil Su-35 savaş uçaklarının teslim töreni sırasında (Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in X hesabı)
(foto altı) Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, dördüncü nesil Su-35 savaş uçaklarının teslim töreni sırasında (Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in X hesabı)
TT

Etiyopya-Rusya silah anlaşması... Afrika Boynuzu’ndaki güç dengeleri nasıl değişecek?

(foto altı) Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, dördüncü nesil Su-35 savaş uçaklarının teslim töreni sırasında (Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in X hesabı)
(foto altı) Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, dördüncü nesil Su-35 savaş uçaklarının teslim töreni sırasında (Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in X hesabı)

Etiyopya’nın Rusya’dan bir silah anlaşması kapsamında aldığı askeri teçhizat, Addis Ababa ile Asmara arasında yakın zamanda çıkması muhtemel bir savaşın eşiğine gelen Afrika Boynuzu’ndaki gerilimin arttığı bir döneme denk geldi. Geçtiğimiz ekim ayının başından itibaren diplomatik ilişkilerin kesilmesinin ardından belirgin biçimde artan gerilim, Etiyopya’nın denize açılan bir limana ulaşma konusundaki ısrarı ve Nil sularına ilişkin anlaşmazlıklar nedeniyle Mısır’la yaşadığı sorunlarla birlikte bölgedeki tansiyonu yükseltiyor.

Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in açıklaması da bu gerilim ortamında spekülasyonları artırdı. Abiy Ahmed, geçtiğimiz ekim ayının sonunda, 4++ sınıfı 12 adet Su-35 savaş uçağını içeren teslimatın ardından yaptığı açıklamada, anlaşmanın ‘Etiyopya’nın stratejik caydırıcılık kapasitesini güçlendirdiğini’ söyledi. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar ise bu adımın bölgedeki güç dengelerine ilişkin hesaplamaları değiştirdiğini ve silahlanma yarışını hızlandırdığını, olası bir çatışma ihtimalinin de göz ardı edilemeyeceğini belirtti.

Su-35S, 4++ nesil, üstün manevra kabiliyetine sahip bir savaş uçağı olarak biliniyor ve üretiminde beşinci nesil teknolojilerin bir bölümünden yararlanıldı. Russia Today’in kısa süre önce yayımladığı güncel bilgilere göre uçak, 20 kilometreye kadar irtifada saatte 2 bin 500 kilometre hıza ulaşabiliyor. Ayrıca havadan havaya ve havadan karaya füzelerin yanı sıra serbest düşüşlü ve güdümlü bombalardan oluşan toplam 8 ton mühimmat taşıyabiliyor.

Etiyopya ilk partiyi teslim aldı

Abiy Ahmed, 28 Ekim’de Rusya-Afrika Zirvesi’ne katılmak üzere Moskova’ya gerçekleştirdiği ziyaret sırasında yaptığı açıklamada, ülkesinin dördüncü nesil geliştirilmiş 4++ sınıfı 12 adet Su-35 savaş uçağından oluşan ilk partiyi teslim aldığını ve S-400 hava savunma sistemlerinden oluşan dört bataryanın da teslim edilmesinin planlandığını söyledi.

Abiy Ahmed, “Bu kritik ekipmanların planlanan tarihten önce hızlandırılmış şekilde teslim edilmesi, Etiyopya’nın savunma sisteminin geliştirilmesi açısından önemli bir başarıdır” dedi. Etiyopya savunma güçlerinin hazırlık seviyesindeki artışın, ülkenin olası her türlü saldırıyı caydırma kapasitesini güçlendirdiğini de vurguladı.

Bu yaklaşım, Etiyopya ordusunun değerlendirmeleriyle de örtüşüyor. Etiyopya Hava Kuvvetleri Komutan Yardımcısı Meseret Getachew, geçtiğimiz ağustos ayında yaptığı açıklamada, “Etiyopya Hava Kuvvetleri’nin operasyonel ve savunma kapasitesindeki artış, ülkenin caydırıcılık gücünü artırıyor ve ulusal çıkarlara karşı harekete geçmeyi düşünen tarafları adımlarını yeniden değerlendirmeye sevk ediyor” ifadesini kullanmıştı.

scdfvb
Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, savaş uçaklarının teslimatı sırasında (Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in X hesabı)

Kriz yönetimi ve müzakere alanında uzmanlaşmış Sudanlı askeri uzman Emin İsmail Meczup, Etiyopya ordusunun Rusya’dan gelişmiş silah sistemleri temin etmek amacıyla doğuya yönelmesiyle askeri modernizasyon planlarında niteliksel bir stratejik dönüşüm yaşadığını belirtti.

Meczup, “Bu anlaşmaların tamamlanması, bölgede son 20 yıldır devam eden stratejik dengeleri bozan büyük bir askeri sıçrama anlamına geliyor. Bu durum, bölgede silahlanma yarışının ve istikrarsızlığın habercisi olduğu gibi Rönesans Barajı meselesi ve Addis Ababa’nın gerekirse güç kullanarak Kızıldeniz’e ulaşma girişimleri açısından da sonuçlar doğurabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Askeri kapasitenin güçlendirilmesi

Mısırlı askeri uzman Semir Ragıb da Abiy Ahmed yönetiminin bu anlaşmayı, Afrika Boynuzu’nda kendisini çevreleyen askeri güç ve teçhizat bakımından daha zayıf ülkelere kıyasla askeri kapasitesini artıran bir adım olarak gördüğünü belirtti. Ragıb’a göre Etiyopya yönetimi ayrıca, ülke içindeki varlığını sağlamlaştırmayı, bunun yanı sıra Eritre üzerindeki emellerini gerçekleştirmeyi hedefliyor. Bu hedefler yalnızca bir limana veya denize açılan bir kapıya ulaşma arzusuyla sınırlı değil.

Ragıb, Addis Ababa yönetiminin Sudan’daki Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) destek vermek, ülkedeki altyapıyı ve askeri kampları hedef almak amacıyla askeri kapasitesini modernize etmeye çalıştığını da belirtti. Bunun Mısır’la doğrudan bir çatışmaya yol açmadan, ülkenin güney sınırları açısından dolaylı bir tehdit oluşturduğunu ifade etti.

Gözlemciler, söz konusu anlaşmanın Etiyopya’nın Afrika Boynuzu’ndaki doğrudan komşuları Somali, Eritre ve Cibuti karşısında insan gücü ile hava ve kara askeri teçhizatı bakımından üstünlüğünü artırdığını değerlendiriyor. Ancak Etiyopya, Eritre’nin 1993’te bağımsızlığını kazanmasının ardından denize kıyısı olmayan ve deniz kuvvetlerinden yoksun bir ülke konumunda bulunuyor. Abiy Ahmed’in 2018’de iktidara gelmesinden bu yana Etiyopya, Mısır ve Eritre’nin açık ve tekrarlanan itirazlarına rağmen denize açılan bir limana ulaşma talebini sık sık gündeme getiriyor.

dju
Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Moskova’da dördüncü nesil Su-35 savaş uçaklarını teslim alırken (Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in X hesabı)

Global Firepower internet sitesinin yayımladığı son sıralamada Etiyopya, 145 ülke arasında askeri kapasite bakımından dünya genelinde 47’nci sırada yer alırken Eritre 119’uncu sırada bulunuyor. İki ülke, 1998-2000 yılları arasında yıkıcı bir savaş yaşamıştı. Etiyopya, ekim ayının başından bu yana komşusu Eritre’yi ülkenin kuzeyindeki isyancılara destek vermekle suçluyor. Eritre ise bu suçlamayı reddederek söz konusu iddiayı ‘savaş ilanı’ olarak nitelendiriyor.

Gelecek senaryoları

Etiyopya’nın yeni silahlanma hamleleri ışığında Afrika Boynuzu’nda yakın gelecekte yaşanabilecek gelişmelere ilişkin senaryoları değerlendiren Meczup, üç olasılığa dikkat çekti. İlk senaryonun, Rönesans Barajı gibi stratejik tesislerin ve sınırların güvence altına alınması yoluyla caydırıcılığın sağlanması olduğunu belirten Meczup, ikinci senaryonun Addis Ababa yönetiminin yeni silah envanterini denizden veya karadan yürütülecek çatışmalarda kullanarak bir deniz limanının kontrolünü ele geçirmeye çalışması olduğunu ifade etti. Üçüncü senaryonun ise bölge ülkelerinin de modern askeri teknolojilere ve karşı koyabilecekleri yeni nesil savaş uçaklarına yönelmesiyle bölgesel güç dengesinin oluşması ve karşılıklı caydırıcılığın sağlanması olduğunu kaydetti.

Meczup, Afrika Boynuzu’nun yakın gelecekte geniş çaplı istikrarsızlık dalgalarına ve bölgesel bir savaşa yol açabilecek gerilimlere sahne olabileceği uyarısında bulundu. Özellikle Etiyopya ile Eritre arasında bir savaş çıkma ihtimaline dikkat çeken Meczup, Etiyopya’nın Mısır ve Sudan’la yaptığı bağlayıcı anlaşmalara uymaması durumunda uzun vadede bir su savaşının da yaşanabileceğini belirtti.

Ragıb ise Addis Ababa yönetiminin Eritre veya ayrılıkçı Somaliland bölgesi üzerinden güç kullanarak Kızıldeniz’e ulaşma hedefinin doğurabileceği sonuçlara dikkat çekti. Etiyopya’ya bir deniz kapısı açılmasının İsrail ve Rusya gibi uluslararası ve bölgesel güçlerin Kızıldeniz’de varlık göstermesinin önünü açacağını belirten Ragıb, bunun Afrika Boynuzu’nda deniz ulaşımının güvenliğini ve bölgesel istikrarı tehdit edeceğini vurguladı.

Ragıb ayrıca, Rusya’nın silah anlaşmalarındaki yaklaşımının, Mısır gibi ortak ülkelerle arasındaki siyasi dengeleri dikkate almaksızın, arz ve talebe dayalı doğrudan ticari bir mantık üzerine kurulu olduğunu düşünüyor.

Uluslararası ilişkiler ve Rusya uzmanı Dmitry Bridzhe, söz konusu anlaşmanın Rusya ile Mısır arasındaki ilişkileri etkilemesini beklemiyor. Bridzhe, Rusya yönetiminin Arap dünyası ve Afrika’daki karmaşık ve iç içe geçmiş çıkarlarını koruyacak dengeli ortaklıklar kurmaya özen gösterdiğini belirtti.

Bridzhe, Moskova ile Addis Ababa arasındaki askeri iş birliğinin, bölgede yaşanan dönüşümler ve Rusya’nın mevcut karmaşık koşullara rağmen Afrika’daki rolünü güçlendirme ve kıtada stratejik bir dayanak noktası oluşturma isteği çerçevesinde doğal bir süreç olduğunu ifade etti.

Bridzhe, Rusya’nın silah anlaşmasının güç dengelerini değiştirmek ve yeniden şekillendirmek amacı taşımadığını, Batı’nın güçlü rekabeti karşısında Rusya’nın bölgedeki rolünü güçlendirmeye yönelik mutabakat ve anlaşmalar kapsamında değerlendirilebileceğini belirtti. Bridzhe’e göre bu adım, aynı zamanda Rus silahlarının etkinliğini sınamak ve sahadaki performanslarını geliştirmek için bir fırsat niteliği taşıyor.


Tahran, Doha'nın arabuluculuğunu ve Trump'ın kararını bekliyor

CENTCOM'un, bölgedeki bir tatbikat sırasında HIMARS tipi çok namlulu roketatar sisteminin askerî uçakla taşınmasına ilişkin yayımladığı fotoğraf (CENTCOM)
CENTCOM'un, bölgedeki bir tatbikat sırasında HIMARS tipi çok namlulu roketatar sisteminin askerî uçakla taşınmasına ilişkin yayımladığı fotoğraf (CENTCOM)
TT

Tahran, Doha'nın arabuluculuğunu ve Trump'ın kararını bekliyor

CENTCOM'un, bölgedeki bir tatbikat sırasında HIMARS tipi çok namlulu roketatar sisteminin askerî uçakla taşınmasına ilişkin yayımladığı fotoğraf (CENTCOM)
CENTCOM'un, bölgedeki bir tatbikat sırasında HIMARS tipi çok namlulu roketatar sisteminin askerî uçakla taşınmasına ilişkin yayımladığı fotoğraf (CENTCOM)

Tahran, Katar'ın yürüttüğü arabuluculuk girişiminin sonuçlarını ve ABD Başkanı Donald Trump'ın saldırıların yeniden başlatılmasına ilişkin kararını beklerken, İranlı askerî yetkililer olası yeni bir çatışmanın Batı Asya dışına taşınabileceği tehdidinde bulundu.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, dün Parlamento Ulusal Güvenlik Komisyonu toplantısı sırasında yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasına yönelik “iki günlük plan” hakkındaki müzakerelerin sürdüğünü ve ilerleme kaydedildiğini, ancak henüz nihai bir sonuca ulaşılmadığını söyledi. Arakçi, sürecin “karşı tarafın vereceği yanıtlara bağlı olduğunu” belirtti.

İranlı heyetin Doha ziyaretinde Washington ile herhangi bir müzakere gerçekleştirmediğini kaydeden Arakçi'nin, Ulusal Güvenlik Komisyonu Sözcüsü Hasan Kaşkavi tarafından aktarılan açıklamasına göre Tahran, “yedi şartının yerine getirilmesinde ısrar ediyor,”

Bu açıklamalar, Trump'ın görüşmelerin iyi gittiğini, ancak İranlıların pek güvenilir olmadığını söylemesinden ve Balta Dağı'nı vurma tehdidinde bulunmasından saatler sonra yapıldı.

İran'ın yeni lideri Mücteba Hamaney, cumartesi günü silahlı kuvvetlere olası saldırılara karşılık vermek üzere hazırlıklı olmaları talimatını verdi.

İran Ordu Sözcüsü Muhammed Ekremi-Niya, silahlı kuvvetlerin ABD'ye “Batı Asya dışında da” karşılık vermeye hazır olduğunu belirterek, çok daha uzun sürebilecek bir savaş konusunda uyarıda bulundu.

İran Devrim Muhafızları Ordusu Sözcüsü Hüseyin Muhibbi ise ABD ile yaşanacak bir savaşta “coğrafi açıdan hiçbir sınırın bulunmadığını” söyledi.


Trump, Carney ile görüşmesinin ardından Kanada ile boru hattını da kapsayan bir anlaşma önerisi sundu

ABD Başkanı Donald Trump, Iowa eyaletinin Dubuque kentindeki ziyareti sırasında (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Iowa eyaletinin Dubuque kentindeki ziyareti sırasında (AFP)
TT

Trump, Carney ile görüşmesinin ardından Kanada ile boru hattını da kapsayan bir anlaşma önerisi sundu

ABD Başkanı Donald Trump, Iowa eyaletinin Dubuque kentindeki ziyareti sırasında (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Iowa eyaletinin Dubuque kentindeki ziyareti sırasında (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump dün yaptığı açıklamada, yönetiminin Kanada ile yeni bir ticaret anlaşmasına yönelik taslağa sahip olduğunu söyledi. Kanada Başbakanı Mark Carney ise iki liderin, ticari anlaşmazlık yaşayan ülkeleri arasındaki ticaretin geleceğine ilişkin verimli bir görüşme gerçekleştirdiğini belirtti.

Trump, Iowa eyaletinin Dubuque kentinde gazetecilere yaptığı açıklamada, «Dün kendisiyle yeniden görüştüm. Çiftçilerimiz ve ülkemiz için harika olacak bir anlaşmaya ilişkin bir taslağımız var. Bu konuda her şey yolunda gidecek» dedi.

Carney ise dün daha önce sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, görüşmenin «karşılıklı fayda sağlayacak bir ticaret anlaşmasının çerçevesine ilişkin son dönemde gerçekleştirilen yapıcı görüşmeleri ileriye taşıdığını» belirtti. Carney, söz konusu anlaşmanın istihdam olanaklarını artırmayı, yaşam maliyetlerini düşürmeyi ve Kanada'nın dillerine, kültürüne ve egemenliğine tam saygı göstermeyi amaçladığını ifade etti.

Carney, X hesabından yaptığı paylaşımda, «Ekiplerimiz, önümüzdeki haftalarda bu sonucu elde etmek için çalışmalarını sürdürecek» dedi.

Trump, anlaşmanın kapsamına, eski ABD Başkanı Joe Biden tarafından 2021 yılında iptal edilen Keystone XL petrol boru hattı projesinin de dahil olacağını söyledi.

Trump dün yaptığı açıklamada, «Keystone boru hattını inşa edecekler. Maliyetini de kendileri karşılayacak. Biz de onlara güzergâhı sağlayacağız. Güzergâh büyük ölçüde belirlenmiş durumda» ifadelerini kullandı.

Carney'nin ofisi, Trump'ın açıklamalarına ilişkin yorum talebine henüz cevap vermedi.

Son aylarda Kanada ve ABD, birbirlerine milyarlarca dolarlık gümrük vergileri uyguladı. Kanada'ya yönelik tarifeler, salı günü yapılacak ABD ara seçimleri öncesinde, ülkenin kuzey sınırındaki bazı eyaletlerde de siyasi tartışma konusu haline geldi.

Trump, geçen hafta Kanada ile bir ticaret anlaşmasının yakında sağlanacağını söylemişti. Ancak Kanada tarafı, çelik ve otomobil sektörlerindeki tarifelerin hafifletilmesine yönelik çabalara rağmen, ticaret görüşmelerinde sınırlı ilerleme kaydedildiğini daha önce açıklamıştı.