Biden yönetimi, WikiLeaks'in kurucusu Assange'in yargılanması ikilemiyle nasıl baş edecek?

Assange ve Trump, Casusluk Yasasını ihlal etmekle suçlanıyor olsalar da davaları arasında büyük bir fark var

Londra'daki Parlamento Binası (Westminster Sarayı) önünde Assange'ın serbest bırakılması ve ABD'ye iade edilmemesi talebiyle düzenlenen protesto gösterisin bir kare / Fotoğraf: AFP
Londra'daki Parlamento Binası (Westminster Sarayı) önünde Assange'ın serbest bırakılması ve ABD'ye iade edilmemesi talebiyle düzenlenen protesto gösterisin bir kare / Fotoğraf: AFP
TT

Biden yönetimi, WikiLeaks'in kurucusu Assange'in yargılanması ikilemiyle nasıl baş edecek?

Londra'daki Parlamento Binası (Westminster Sarayı) önünde Assange'ın serbest bırakılması ve ABD'ye iade edilmemesi talebiyle düzenlenen protesto gösterisin bir kare / Fotoğraf: AFP
Londra'daki Parlamento Binası (Westminster Sarayı) önünde Assange'ın serbest bırakılması ve ABD'ye iade edilmemesi talebiyle düzenlenen protesto gösterisin bir kare / Fotoğraf: AFP

Tarık eş-Şami

Aktivistler ve insan hakları savunucuları, ABD, Birleşik Krallık'tan WikiLeaks'in kurucusu Julian Assange'in casusluk suçlamasıyla yargılanmak üzere iadesini talep ederken Başkan Joe Biden'ın tüm dünyada tutuklu gazetecilerin serbest bırakılması çağrısında bulunmasını ikiyüzlülük olarak yorumladılar.

Ancak Assange'in ABD'ye iade edilmesi ihtimali, birkaç gün önce iade kararına karşı yaptığı itirazın reddedilmesinin ardından daha da güçlenirken yeni bir itiraz başvurusunda bulunma şansı da azaldı.

Bu durum, Başkan Biden ile Assange'in ABD'de yargılanması halinde gazeteciliğin tehlikeye gireceğine inanan insan hakları savunucuları ve basın özgürlüğünü savunan grupları bir kez daha karşı karşıya getirdi.

Assange, ABD Casusluk Yasası'nın 793'üncü maddesini ihlal etmekle suçlanıyor.

Başkan Biden, siyasi rakibi olan eski ABD Başkanı Donald Trump'ın da aynı maddeden yargılanıyor olması nedeniyle güç bir durumla karşı karşıya.

Trump ve Assange, eylemlerinin ABD Anayasası'nın ifade özgürlüğüne ilişkin Birinci Değişikliği tarafından korunduğunu söylüyorlar.

Peki, Biden ve yönetimi bu ikilemle nasıl başa çıkabilecekler? 

Assange'i nasıl bir kader bekliyor?

Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi yaklaşık bir hafta önce, 2010 yılında, ABD ordusu tarafından yaklaşık 20 yıl önce işlenen ve insan hakları örgütlerinin 'ağır insan hakları ihlalleri' olarak tanımladığı Irak ve Afganistan'daki savaşlarla ilgili belgeler de dahil olmak üzere ABD'ye ait gizli askeri ve diplomatik belgeleri yayımlayan WikiLeaks'in kurucusu (Avustralya uyruklu) Julian Assange'in ABD'ye iade kararına karşı yaptığı itirazı reddetti.

Bunun ardından "Mahkemenin önümüzdeki günlerde ikinci ve son itiraz başvurusunu da reddetmesi ne gibi sonuçlar doğurur? Assange, Casusluk Yasası'nı ihlal etmek ve ABD'nin güvenliğini tehlikeye atmak' suçlamasıyla yargılanmak üzere ABD'ye iade edilir mi? Başkan Biden yönetimi, Assange'in hapse atılması durumunda, New York Times (NYT) gazetesinin de aralarında bulunduğu önemli bir bölümü basın özgürlüğünün tehdit altında olacağını düşünen uluslararası insan hakları örgütleri ve basın camiasından beklenen ağır baskıyla nasıl başa çıkacak?” gibi sorular ortaya çıktı.

13 yıldır devam eden 'Assange Efsanesi'nin sessiz sedasız sona ermeyecek olması konuyu hassaslaştırıyor. Assange'in ABD'ye iade edilmesinin, özellikle hakkındaki 18 ayrı casusluk suçlaması nedeniyle hüküm giymesi halinde toplam 175 yıl hapis cezasına çarptırılması halinde hayatının sonuna kadar hapiste kalabileceğinden basın özgürlüğüyle insan hakları ihlallerini ifşa etme hakkı ve devletlerin sırlarını koruma hakkı arasındaki ince çizgi hakkında yeni bir uluslararası siyasi ve kültürel tartışmanın fitilini ateşlemekle tehdit ettiğine şüphe yok. Assange ve ailesinin avukatları, Assange hakkında ABD'de açılan davanın siyasi amaçlı olduğunu ve bu nedenle iade edilmemesi gerektiğini söylerken, Birleşik Krallık ile ABD arasındaki iade anlaşması siyasi suçlardan iadeleri kapsamıyor.

Biden neden ikiyüzlülükle suçlanıyor?

Ancak Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi yargıcı, 2022 Haziran'ında eski İçişleri Bakanı Priti Patel tarafından imzalanan Assange'in ABD'ye iadesi kararına yapılan sekiz itirazı da reddetti. Bu da insan hakları örgütlerini ve basın camiasını alarma geçirirken Başkan Biden'ın basın özgürlüğünün korunması için meseleye el koymasını ve Assange'in daha fazla geç kalınmadan serbest bırakılmasını sağlamasını talep ettiler. Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF), karardan duydukları derin endişeyi dile getirirken bu durumun dünya genelinde basın özgürlüğü üzerinde kalıcı etkileri olacağı konusunda uyardı. 

Uluslararası Af Örgütü (UAÖ), İngiltere tarafından alınan kararların hayal kırıklığı yarattığını, iadeye izin verilmesinin tehlikeli bir emsal teşkil edeceğini ve tüm ifade özgürlüğü haklarını tehdit edeceğini vurguladı. Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (IFJ) da Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi'nin kararından duyduğu üzüntüyü dile getirirken Assange'in hapse girmesi halinde dünyada hiçbir gazetecinin güvende olmayacağının altını çizdi.

Tüm taraflardan oluşan kalabalık, Assange'in iadesine hazırlanan Biden yönetiminin şu anda ne kadar baskı altında olduğunu gösteriyor.

Bazı gazeteciler ve insan hakları örgütlerinden oluşan bir grup, ABD Başkanı Biden'ı ikiyüzlülük ve birbiriyle çelişen tutumlar sergilemekle suçluyor.

Basın Özgürlüğü Vakfı (FPF), Assange'in ABD'ye iade edilmesinin dünyanın dört bir yanındaki gazetecilere sağlayabileceği tehlikeli emsal konusunda uyarıda bulunurken, ABD'li gazeteci Evan Gershkovich'in bu yılın başlarında Rusya'da tutuklanmasının ardından Biden'ın 'gazeteciliğin suç olmadığını' vurguladığını hatırlattı.

FPF, Biden'ın bu davanın devam etmesine izin vermesi halinde gelecek yönetimlerin, sevmedikleri gazetecilerin peşine düşmek için kesinlikle Assange vakasını emsal olarak görecekleri ve bilgi toplama eylemini suç olarak görmek için yetkilerini kötüye kullanacakları uyarısında bulundu.

FPF, Assange'in ya da başka bir gazetecinin, araştırmacı gazetecilerin her gün yaptığı gibi, gizli belgeleri elde etmek ve yayınlamaktan ABD'deki bir mahkemede yargılanması düşüncesinin tüm Amerikalılar için korkutucu olması gerektiğini vurguladı.

Biden'ın içinde bulunduğu ikilem

Ancak aralarında NYT'nin de bulunduğu prestijli beş uluslararası gazetenin Assange'in serbest bırakılması talebi de dahil olmak üzere artan bu baskılar, Biden yönetiminden bugüne kadar herhangi bir karşılık bulmadı.

Bunun başlıca sebeplerinden biri Julian Assange'e yöneltilen suçlamaların, eski ABD istihbarat analisti Chelsea Manning'den aldığı gizli belgelerin izinsiz olarak ifşa edilmesi ve WikiLeak'te yayınlanmasının yanı sıra, eski Başkan Trump'ın suçlandığı Casusluk Yasası'nın 793. maddesiyle aynı maddeden kaynaklanması.

Trump hakkındaki iddianame ise yalnızca ulusal güvenlik bilgilerinin saklanmasına dayanıyor, bunların aktarılmasına ya da yayınlanmasına değil. İki davadaki ortak özellik ise gizli bilgilerin paylaşılmaması gereken kişilerle paylaşılması.

Bu karşılaştırma çerçevesinde, Trump'ın birkaç gün önce başlayan davasının atmosferi göz önüne alındığında, Başkan Biden'ın şu an Assange ile ilgili bir karar vermesi pek olası görünmüyor.

Başkan Biden, hassasiyeti ve Trump'ın sürekli olarak Biden yönetimini siyasi bir dava yürütmekle ve Adalet Bakanlığı'nı başlıca rakibini seçim sürecinden uzaklaştırmak için bir silah olarak kullanmakla suçlaması nedeniyle bu konuda yorum yapmaktan kaçınıyor.

Ayrıca bu durum, Assange'in affedilmesini ya da hakkındaki davanın düşürülmesini de zorlaştırıyor. WikiLeaks'te 10 yılı aşkın bir süre önce, ABD ve diğer ülkeler tarafından aşırı ve hatta suç teşkil eden davranışlar olarak görülen binlerce son derece hassas gizli belgenin yayınlanması kötü bir imaj oluşturdu.

Bu belgelerin belki de en ünlüsü, 2007 yılında Bağdat'ta bir grup silahsız kişiyi sebepsiz yere hedef alan ABD ordusuna ait bir Apaçi helikopterinin aralarında iki Reuters çalışanının da bulunduğu bir düzineden fazla insanı öldürmesini gösteren 'Toplu Katliam' başlıklı 2010 tarihli bir videoydu.

WikiLeaks, ABD ordusunun Irak'ta ve Afganistan'da bulunduğu sırada daha önce açıklanmamış olan on binlerce sivili öldürdüğü iddia edilen belgeleri de yayımladı.

ABD Demokratik Ulusal Komite'nin (DNC) üst düzey üyelerinden gelen özel e-postaları sızdıran WikiLeaks, bu e-postalarla DNC'nin 2016'daki ön seçimlerde Senatör Bernie Sanders'ın adaylığına karşı eski Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın adaylığını güçlü bir şekilde desteklediğini ortaya çıkardı.

Utanç tarihi

Assange, bazı insan hakları örgütlerinin desteğini alsa da sempati uzun hikayesi ABD istihbarat teşkilatlarını rahatsız etti ve onları utandırmaya yetti.

Çünkü Assange, çok sayıda ödül almış bir gazeteci ve yayıncı mı yoksa ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı'nın (CIA) düşündüğü gibi ABD ve Batı düşmanı istihbarat servislerinin amaçlarına ulaşmak için kullandığı bir casus mu olduğu sorularını gündeme getirdi.

Bazı gazeteciler, Assange'i Wikileaks aracılığıyla ABD'ye ait 250 binden fazla diplomatik yazışmanın yanı sıra, ABD yönetiminin Afganistan ve Irak savaşlarına ilişkin gizli ve hassas belgelerini yayınladığında bir kahraman olarak görürken, bazıları da onu kötü ve şeytani bir model olarak görüyordu.

Çünkü eski ABD karşı istihbarat yetkililerinin Yahoo News'e yaptıkları açıklamalara göre istihbarat servisleri Assange hakkında, özellikle WikiLeaks'in dış güçler adına çalışan bir casustan başka bir şey olmadığından şüpheleniyordu.

Şüpheler güçlendi

Eski CIA ve NSA (Ulusal Güvenlik Ajansı) çalışanı olan Edward Snowden, büyük bir gizli bilgi hazinesiyle Hong Kong'a kaçtığında bu şüpheler daha da güçlendi.

Bazı belgeler, ABD yönetiminin Amerikalılar hakkında yasadışı bir şekilde bilgi topladığını gösteriyordu.

CIA, WikiLeaks yöneticilerinin, Snowden'in Hong Kong üzerinden Rusya'ya kaçışını ayarlamaya yardımcı olduğunu, WikiLeaks'in baş editörünün Snowden'a Rusya'ya kadar eşlik ettiğini ve Moskova Uluslararası Havaalanı'nda 39 gün boyunca Snowden'la beraber kaldığını ortaya çıkardı.

ABD istihbaratı, o tarihten bu yana WikiLeaks'in iletişim ağının bir şemasını oluşturmak ve onu ABD düşmanı istihbarat servisleriyle ilişkilendirmek için dost ülkelerin istihbarat servisleriyle yakın iş birliği içinde çalıştılar.

2015 yılına gelindiğinde WikiLeaks, örgütün kolluk kuvvetleri veya casus teşkilatları tarafından hedef alınması gerekip gerekmediği konusunda yoğun tartışmalara konu oldu.

Ancak 2016 yazında başkanlık seçimlerin en çok kızıştığı dönemde WikiLeaks, DNC e-postalarını yayımladı.

Bu da ABD istihbaratının, e-postaların Rusya'nın askeri istihbarat teşkilatı tarafından hacklendiği sonucuna varmasına neden oldu.

Ulusal Güvenlik Teşkilatı, Donald Trump'ın 2016 seçimlerini kazanmasından kısa bir süre önce DNC e-postalarının sızdırılmasıyla ilgili olarak Rus istihbaratının şüpheli ajanlarının Twitter hesaplarını izlemeye başladı.

Assange'in hedef alınması

Bazı çevreler Trump'ın DNC e-postalarının sızdırılmasından yararlandığını düşünse de Trump yönetimi, WikiLeaks'in kurucusu Assange'e karşı sert bir tutum sergiledi.

Assange, 2017 yılında Ekvador'un Londra Büyükelçiliğinde beşinci yılına girdiğinde, o dönem Mike Pompeo'nun direktörü olduğu CIA, Assenge'i kaçırmak için bir plan yaptı.

Yahoo News'e göre, ABD'li etkililerden bazıları, Assenge'in öldürülmesinin yanı sıra WikiLeaks'teki ortakları hakkında bilgi toplanması ve kullandıkları elektronik cihazlara girilmesi gibi seçenekleri masaya yatırdılar.

Ancak CIA, Beyaz Saray ve üst düzey yetkililerle görüştükten sonra sonunda plandan geri adım attı.

Ancak WikiLeaks'in 2017 yılında CIA tarafından casusluk ve sızdırma faaliyetlerinde kullanılan 'Volt 7' adlı araçların ve yeteneklerin ifşa edildiği çok sayıda belgeyi yayınlamasının ardından Assange'a karşı topyekun bir savaş başlatma planları arttı. Bu, CIA tarihindeki en büyük gizli veri ve bilgi kaybıydı.

Bu yüzden WikiLeaks'i bir devlete bağlı olmasa bile düşman bir istihbarat servisi gibi görmeye başladı ve CAI ajanlarının Assange'a karşı daha agresif adımlar atmasına neden oldu.

Ancak 2017'nin sonlarında, Assenge'i kaçırma tartışmalarının ortasında ABD'li yetkililer, Rus istihbarat ajanlarının Birleşik Krallık'ta Assange'a ulaşmaya ve onu Moskova'ya kaçırmaya hazırlandığına dair rahatsız edici duyumlar aldıklarında CIA'nin planları alt üst oldu.

ABD'li yetkililer, Ekvadorlu yetkililerin, Assange'a Londra'daki büyükelçilikten ayrılıp Moskova'daki büyükelçiliğe gitmesini sağlama planı çerçevesinde diplomatik bir statü kazandırma çalışmalarına başladıklarına dair birtakım sinyaller de aldı.

CIA ve Beyaz Saray, Assange'in Rusya'ya gitme planlarını bozmak için bazı senaryolar hazırlamaya başladı.

ABD yönetimi, en sonunda vakanın en iyi çözümü olarak yetkililerin bakış açısına göre artık modası geçmiş olan WikiLeaks'e karşı herhangi bir çaba sarf etmek zorunda kalmadan, Assange'in iadesini talep etmek için soruşturma notları sunmakla yetindi.

Ancak Trump yönetimi, 2018 yılında CIA'ye, Rus istihbaratının Rus casuslarla çalışan Rusya merkezli bir şirket hakkındaki gizli bilgilerin çevrimiçi yayınlanması için WikiLeaks'i kullandığı türden siber saldırı gerçekleştirmesi için yeni gizli yetkiler verdi.

Mesele şu ana kadar istihbarat servisleri arasında devam ediyor gibi görünse de amaç artık Assange'dan intikam almaktan ziyade ABD istihbaratının utanmasına ve kaos yaşamasına neden olduğu için bunun bedelini ödemesinden öteye geçmiyor. 

 

Independent Türkçe



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.