Ortadoğu ülkeleri nükleer güç olma yolunda ilerleyen İran'la müzakerelere çok mu geç kaldı?

Gözlemciler son iki yılda İran’ın nükleer programındaki hızlı gelişmelerin ardından "azami baskı" politikasına geri dönüşü kaçınılmaz bir gereklilik olabileceğine inanıyorlar

İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney, 11 Haziran'da Tahran'da İran'ın nükleer yeteneklerini sergilendiği bir sergiyi ziyaret etti / Fotoğraf: AFP
İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney, 11 Haziran'da Tahran'da İran'ın nükleer yeteneklerini sergilendiği bir sergiyi ziyaret etti / Fotoğraf: AFP
TT

Ortadoğu ülkeleri nükleer güç olma yolunda ilerleyen İran'la müzakerelere çok mu geç kaldı?

İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney, 11 Haziran'da Tahran'da İran'ın nükleer yeteneklerini sergilendiği bir sergiyi ziyaret etti / Fotoğraf: AFP
İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney, 11 Haziran'da Tahran'da İran'ın nükleer yeteneklerini sergilendiği bir sergiyi ziyaret etti / Fotoğraf: AFP

İnci Mecdi

Son haftalarda İran'la nükleer müzakerelere ilişkin görüşmeler yeniden hız kazandı. Zaman zaman tansiyonun yükseldiği, zaman zaman da düştüğü karşılıklı açıklamalar yapıldı.

Tahran yeni bir anlaşmaya hazır olduğunu gösterirken, Washington'dan yapılan açıklamalar Tel Aviv'den daha sertti.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), İran'ın zenginleştirilmiş uranyum stokunun 23 kat arttığını duyurdu.

Tahran ile uluslararası güçler arasında, Avusturya'nın başkenti Viyana'nın ev sahipliğinde 2021 yılının nisan ayında başlayan ve yaklaşık bir yıl süren müzakereler, kesintiye uğradı ve dünya Rusya'nın Ukrayna'ya açtığı savaşıyla meşgul olmaya başladı.

İran ve P5+1 ülkeleri (BMGK'nın 5 daimi üyesi İngiltere, ABD, Çin, Fransa, Rusya ile Almanya) arasında imzalanan, Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) resmi adıyla bilinen ve Tahran'ın ABD, AB ve BM tarafından uygulanan ekonomik yaptırımların kaldırılması karşılığında nükleer programını kısıtlamayı kabul ettiği nükleer anlaşmanın tarafları 2022 Ağustos'unda müzakere masasına döndüler, fakat bu kez de Tahran, Avrupa Birliği'nin (AB) anlaşmayı canlandırmak için önerdiği taslağı reddettiği için müzakereler kısa süre sonra bir kez daha tökezledi. 

Müzakereler durdu, ama İran'ın nükleer faaliyetleri durmadı. Son birkaç ayda İran'ın uranyum zenginleştirme oranının nükleer bomba elde etme seviyelerine yaklaştığına dair birçok resmi ve gayri resmi rapor geldi.

ABD merkezli haber ağı Bloomberg, geçen şubat ayında UAEA'nın İran'daki bir tesiste yüzde 90'ın, yani nükleer silah elde etme seviyesinin hemen altında olan yüzde 84'e kadar zenginleştirilmiş uranyum izleri tespit ettiğini bildirdi. 

İran, yüksek oranda uranyum zenginleştirdiği iddialarını reddetse de UAEA, şubat ayı sonlarında, Bloomberg tarafından yayımlanan haberi teyit etti ve Tahran ile zenginleştirilmiş uranyum stoğunu artırmayan Tahran ile görüşmelerin devam ettiğini açıkladı.

Ancak UAEA, Bloomberg'in haberinden yaklaşık üç ay sonra, İran'ın nükleer bomba elde etmeye çalıştığı suçlamalarını reddetmeye devam ederken İran'ın son aylarda zenginleştirilmiş uranyum stokunu önemli ölçüde artırdığını belirtti.

UAEA, KOEP uyarınca İran'ın tahmini zenginleştirilmiş uranyum stokunun izin verilen sınırı 23 kattan fazla aştığını açıkladı.

Böylece KOEP kapsamında izin verilen sınır 202,8 kilogram olmasına rağmen 13 Mayıs'ta İran'ın toplam zenginleştirilmiş uranyum stoku tahminen 4 bin 744,5 kilograma ulaştı.

UAEA Direktörü Rafael Grossi, daha önce İran'ın nükleer programını ilerlettiğini belirterek istemesi halinde birkaç nükleer silah üretmeye yetecek kadar zenginleştirilmiş uranyuma sahip olduğu konusunda uyarmıştı. 

Geri döndürülemez olarak kaydedilen ilerleme

KOEP, İran'ın nükleer silah geliştirmesini engellemeyi amaçlarken nükleer programında devam eden gelişmeler, Tahran'ın ulaştığı nokta konusunda 'İran'ın nükleer programını dizginlemek' geçmişte mi kaldı?

Uluslararası güçler şu an hangi konuda İran'la müzakere etmeye devam edebilir?' gibi soruların sorulmasına yol açtı.

Washington merkezli Demokrasileri Savunma Vakfı (Foundation for Defense of Democracies/ FDD) adlı düşünce kuruluşundan Behnam Ben Taleblu, The Independent Arabia'ya yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:

İran'ın nükleer programında kaydettiği ilerleme geri döndürülemez. En büyük ilerleme, 2021 yılında ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin KOEP'in canlandırılmasını yeniden müzakere ederek İran rejiminin nükleer eşiği geçmesine izin verdiği sırada gerçekleşti. KOEP'İn bunu ele alamadığı bir gerçek. Geri adım atmak için daha sert ve daha acil bir yaklaşım sergilenmesi gerekiyor.

Washington merkezli Silah Kontrolü Derneğinin Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Politikası Direktörü Kelsey Davenport dakonuyla ilgili olarak şu yorumda bulundu:

İran, 2022 yılının ikinci yarısında, üç noktada nükleer tehdidini arttı. İran'ın nükleer programını sınırlayacak bir anlaşma ya da önlem olmadığı sürece bu tehdit büyümeye devam edecek. Bu üç nokta; Fordo Nükleer Tesisindeki uranyum zenginleştirme faaliyetlerini genişletmesi, yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stoklarını artırması ve KOEP'in şartlarından biri olan UAEA'nın ek izleme cihazlarını kaldırmasının ardından faaliyetlerin izlenememesi konusunda giderek büyüyen açık oldu. Bu tehlikenin aciliyeti yeni, proaktif bir diplomatik strateji gerektiriyor.

En tehlikelisi Fordo Nükleer Tesisi

Tahran, 2022 Kasım ayında 14 adet daha IR-6 santrifüj sistemi kurmayı planladığını açıkladı.

İran, yer altında olan Fordo Nükleer Tesisi'nde uranyumun daha verimli zenginleştirilmesi ve tesisteki zenginleştirme seviyelerinin yüzde 60'a çıkarılması için çalışıyor.

Bundan önce, yer üstündeki Natanz Nükleer Tesisi'nde sadece yüzde 60'a kadar uranyum zenginleştiriyordu.

Gözlemciler, Fordo Nükleer Tesisi dışında Kum kenti yakınlarındaki dağlar arasına inşa edilmiş olan başka bir tesis olduğunu söylüyorlar.

Gözlemcilere göre tesisi küçük olması ve bulunduğu konum, başlangıçta bir silah programı için malzeme üretmek üzere inşa edildiğini gösteriyor.

Oysa İran'ın KOEP çerçevesinde sahadaki tüm uranyum zenginleştirme faaliyetlerini 15 yıl süreyle durdurması gerekiyordu.

Fordo Nükleer Tesisi, Natanz'daki nükleer tesisten daha büyük tehlike arz ediyor. Çünkü ABD, İran'ın nükleer silah geliştirmesini önlemek için askeri operasyon başvurmaya karar verirse yer altındaki nükleer tesisleri yok etmek zor olacak.

Kelsey Davenport, değerlendirmesine şöyle devam etti:

Daha verimli santrifüjler ve yüzde 60 zenginleştirilmiş uranyum stoğu, İran'ın, belki de UAEA müfettişleri değişikliği fark etmeden ya da ABD buna bir karşılık vermeden önce, nükleer silah sınıfı malzeme üretmek için uranyum zenginleştirme faaliyetlerine hız vermesini sağlayacaktır.

UAEA, kısa bir süre önce KOEP çerçevesinde İran'ın nükleer tesislerindeki bazı izleme ekipmanlarını yeniden kurduysa da İran'ın izleme ekipmanı kurulumunun tamamlanmasının yanı sıra veri kayıtlarına ve kayıtlardaki boşluklara erişim için izin vermesini beklediğini bildirdi.

UAEA'ya bildirilmeyen nükleer tesisler ve buralarda gerçekleştirilen şüpheli yetkisiz faaliyetler konusu, müzakereleri durduran diğer nedenlerden biriydi.

İran, nükleer anlaşmayı canlandırma müzakerelerinde uzlaşı için UAEA'nın söz konusu bildirilmeyen nükleer tesisler ve buralarda bulunan yüksek seviyeli uranyum izleri dosyasını kapatmasını talep etti ve bu talebi defalarca kez yineledi.

Ancak UAEA, kısa bir süre önce İran ile iş birliği konusunda 'ilerleme' kaydedildiğini açıkladı ve ülkenin Abadeh kenti yakınlarındaki Marivan bölgesinde bulunan bir tesisdeki nükleer bulgulara ilişkin anlaşmazlığın çözüme kavuşturulduğunu duyurdu.

Yeni bir nükleer anlaşma

İran, ancak gelecekte nükleer silah edinmesini engellemeyecek koşullarla müzakerelere her zaman hazır olduğunu açıklasa da bu, İran rejiminin daha fazla zaman kazanmak için yaptığı manevralardan biri olarak görüldü.

Geçen yaz yayımlanan bazı haberlerde yakında yeni bir anlaşmanın yapılacağından bahsedilirken Tahran, Viyana'da yaklaşık 14 ay süren dolaylı görüşmelerde benimsediği geciktirme politikasının bir uzantısı olarak müzakerelere katılan diğer tarafları yeni taleplerde bulunarak şaşırttı.

İranlı yetkililer, eski ABD Başkanı Donald Trump'ın 2018 mayısında yaptığı gibi ABD'nin anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmeyeceğine dair garanti verilmesini sık sık dile getirdiler.

Trump, anlaşmadan tek taraflı çekildikten sonra İran'a katı yaptırımlar ve Tahran'a karşı azami baskı politikası uygulamıştı.

İranlı yetkililer de bu adımı, ABD ile birlikte dünya güçleri; İngiltere, Çin, Fransa, Rusya ve Almanya'nın taraf olduğu KOEP'in şartlarını ihlal etmek için bahane olarak kullandılar.

Ancak müzakerelerin önündeki en büyük engel, Tahran'ın İran Devrim Muhafızları Ordusu'nun (DMO) ABD'nin yabancı terör örgütleri listesinden çıkarılması konusundaki ısrarıydı.

Bunun yanında İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney de 'yeni bir nükleer anlaşma' imzalamaya hazır olduklarını söyledi, ancak bu yeni anlaşmanın 'İran'ın nükleer faaliyetlerinin altyapısına zarar vermemesini' şart koştu.

Batılı gözlemciler, bu açıklamanın üstü kapalı olarak, İran'ın son iki yılda nükleer silah elde etme düzeyinde uranyum zenginleştirme konusunda geliştirdiği teçhizatı elinde tutmasına izin verilirken ekonomik yaptırımlardan muaf tutulması gerektiği anlamına geldiğini söylediler.

Azami baskı politikasına geri dönüş

ABD'liler, mevcut yönetimin destekçileri de dahil olmak üzere Biden'ın seçilmesinden bu yana İran'ın askeri amaçlarla kullanılan füzeler ve insansız hava araçlarının (İHA) geliştirilmesinin yanı sıra uranyum zenginleştirme faaliyetlerine hız verdiğini kabul ediyorlar.

İran'ın bu çalışmaları, komşuları ve Körfez'deki deniz seyrüsefer güvenliği için sıklıkla tehdit oluşturuyor.

Bunun yanında İran Ortadoğu'daki bir milis ve terörist grubuna finansman ve eğitim olarak desteğini de artırdı.

ABD'li gazeteci yazar Bobby Ghosh, Washington Post gazetesindeki bir makalesinde, Biden yönetiminin yaptırımları uygulamada gevşek davranmasının, İran'a bu adımları atması için cesaret verdiğini ve rekor miktarda petrol ihraç etmesini sağladığını yazdı.

Başkan Biden ve yönetimindeki yetkililer, birçok kez İran'ın nükleer silah üretmesini engellemeye kararlı olduklarını vurgulasalar da Tahran'ın nükleer silah elde etme eşiğine ulaşmasını engellemek için çok az şey yaptılar.

İran'ın nükleer bir bomba elde etmesi için yeterli miktarda bölünebilir madde üretmesine çok az kaldı.

Hamaney, KOEP'in canlandırılmasının, bu kazanımların çoğundan ve ayrıca İsrail'i tehdit etme ve bölge ülkelerine şartlar dikte etme yeteneğinden vazgeçmesini gerektireceğinin farkında.

Bu yüzden gazeteci Ghosh, Hamaney'in yeni bir anlaşma önerdiğini ve İranlı müzakerecilerin Batı ile müzakerelerde koz olarak kullanabilecekleri uranyum stoklarından vazgeçmeyi düşünüp düşünmeyeceği net olmasa da kesinlikle yeni stoklar için altyapıyı korumak istediğini düşünüyor.

FDD üyesi Ben Taleblu, şunları söyledi:

Her ne kadar eski ABD yönetiminin İran'ın nükleer programına ilişkin 12 koşullu stratejisi nükleer müzakereler için faydalı bir başlangıç noktası olsa da İran'ın balistik füze programının ilerlediği bir dünyada nükleer anlaşmanın önemini de değerlendirmemiz gerekiyor. İran rejimi, Ukrayna'ya karşı kullanmak üzere Rusya'ya İHA tedarik ediyor ve kendi halkına zulmetmeye devam ediyor. Bu nedenle Washington'in İran rejimine karşı azami baskı politikasını benimsemesi ve İran halkını daha fazla desteklemesi gerekiyor.

Trump yönetimi, İran'la yeni bir nükleer anlaşma müzakere etmek için İran'ın uranyum zenginleştirmeyi durdurması, ağır su reaktörünü kapatması ve UAEA müfettişlerinin ülkedeki tüm nükleer tesislere hiçbir şart koşulmaksızın erişimine izin vermesi, balistik füze programını sona erdirmesi ve nükleer kapasiteli füzeler geliştirmeyi sonlandırması, Ortadoğu'daki terör örgütlerine (Hizbullah, Hamas ve İslami Cihad) desteğini kesmesi, Husilere verdiği askeri desteği keserek Yemen'de barışı siyasi çözüm için çalışması, Irak ile Lübnan'da olduğu gibi Suriye'deki tüm güçlerini geri çekmesi ve İsrail ve Körfez ülkeleri gibi komşu ülkeleri tehdit etmeyi bırakması dahil olmak üzere 12 şart öne sürdü.

Hamaney, bir yandan uluslararası ortamdaki mevcut kaos durumundan ve Batı'nın daha fazla petrol ihtiyaç duymasından yararlanırken içeride yaptırımlarla birlikte gelen ekonomik durgunluktan duyulan hoşnutsuzluğun artmasıyla artan tehdidi hissediyor.

Bu nedenle Biden yönetiminin Hamaney'in önerisine vidaları gevşetmek yerine sıkarak yanıt vermesi gerektiğini düşünen gazeteci Ghosh, "Washington, mevcut yaptırımları uygularken gösterdiği gevşekliğe son vermeli ve müttefiklerini, AB'nin DMO'yu terör örgütü olarak sınıflandırması da dahil olmak üzere daha fazla yaptırım uygulamaya teşvik etmeli. Avrupalıların İran'ın Rusya'ya tedarik ettiği İHA'lara duyduğu öfke, ABD'ye Avrupa'nın Tahran'a karşı daha sert bir tavır alma direncini kırması için bir avantaj sağlayabilir" yorumunda bulundu.

Müzakere masasına hızlı dönüş

Kelsey Davenport, İran'ın birkaç bomba üretme hızındaki artışın yanı sıra jeopolitik faktörlerin Tahran'ın nükleer silahlar lehine karar vermesini etkileyebileceğini söyledi.

Şu an Tahran'ın, hiçbir güvenlik çıkarı olmadan nükleer programını geliştirdiği için büyük bir bedel ödediğini söyleyen Davenport, "Ancak İran'ın nükleer programını sekteye uğratmak için planlanan sabotajlar ya da askeri saldırılar ve Tahran'daki bazı liderler arasında Batı'nın rejim değişikliğini desteklediği algısı, Hamaney'i nükleer silahların mevcut yönetim yapısını ve ülkenin toprak bütünlüğünü savunmak için gerekli olduğu sonucuna götürebilir" ifadelerini kullandı.

Bu nedenle Washington'ın Tahran'ı müzakerelere yeniden dahil etmek için hızlı hareket etmesi gerektiğini düşünen Davenport, "ABD'nin ve Avrupa'nın yeni bir stratejiyle müzakere masasına dönme zamanı geldi. Sınırlı bir anlaşma ya da daha fazla gerilimi önleyecek jestler, uzun vadede nükleer silaha sahip bir İran'a karşı koruma sağlayacak yeni müzakereler için gereken zamanı ve alanı sağlayabilir" değerlendirmesinde bulundu.

 

Independent Türkçe



İran: ABD’nin herhangi bir saldırısı, hatta sınırlı saldırıları bile ‘saldırganlık’ olarak kabul edilecek

Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
TT

İran: ABD’nin herhangi bir saldırısı, hatta sınırlı saldırıları bile ‘saldırganlık’ olarak kabul edilecek

Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)

İran bugün yaptığı açıklamada, ABD’den gelecek herhangi bir saldırının -sınırlı hava harekâtı dahil- ‘saldırganlık’ olarak değerlendirileceğini ve buna karşılık verileceğini duyurdu. Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın böyle bir ihtimali değerlendirdiğini söylemesinin ardından geldi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, haftalık basın toplantısında yaptığı açıklamada, “Sınırlı bir saldırı ile ilgili soruya gelince; sınırlı saldırı diye bir şey yoktur. Her türlü saldırı, saldırganlık olarak kabul edilecektir” dedi.

Bekayi, “Her ülke, meşru müdafaa hakkına dayanarak saldırıya güçlü bir şekilde karşılık verir; biz de bunu yapacağız” ifadesini kullandı.

Bekayi’ye yöneltilen soru, Trump’ın cuma günü yaptığı ve Umman arabuluculuğunda süren müzakerelerde anlaşma sağlanamaması halinde Tahran’a sınırlı bir saldırı düzenlemeyi ‘değerlendirdiğini’ belirttiği açıklamasına atıfta bulunuyordu.

Taraflar, şubat ayı başında Umman arabuluculuğunda dolaylı görüşmelere yeniden başlamış; şimdiye kadar Maskat ve Cenevre’de iki tur müzakere gerçekleştirmişti. Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi, üçüncü turun perşembe günü Cenevre’de yapılacağını doğruladı.

İran heyetine başkanlık eden Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise dün yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında diplomatik bir uzlaşıya varılması için ‘iyi bir fırsat’ bulunduğunu söyledi.

Arakçi, ABD merkezli CBS televizyonuna verdiği röportajda, “Hâlâ herkes için fayda sağlayacak diplomatik bir çözüme ulaşma konusunda iyi bir fırsatımız olduğunu düşünüyorum” dedi. Müzakerecilerin bu ay gerçekleştirilen iki tur görüşmenin ardından ‘anlaşmanın unsurları ve taslak metni üzerinde çalıştıklarını’ belirten Arakçi, buna karşın ülkesinin uranyum zenginleştirme hakkından vazgeçmeyeceğini vurguladı.

Washington ile temel anlaşmazlık noktalarından biri olan bu konuda Arakçi, “Egemen bir ülke olarak bu alanda kendi kararımızı verme hakkına sahibiz” diye konuştu.

Tahran ile Washington arasındaki görüşmeler, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik askeri seçenekleri gündeme getirdiği bir ortamda yeniden başlamıştı. Trump önce İran’daki protestolara yönelik kanlı müdahaleleri gerekçe göstermiş, daha sonra ise özellikle nükleer program konusunda anlaşmaya varılamaması halinde askeri adım atılabileceği uyarısında bulunmuştu.

Diplomatik sürece paralel olarak ABD, Ortadoğu’daki askeri varlığını da artırdı. Washington yönetimi bölgeye iki uçak gemisi gönderirken, savaş uçakları, askeri nakliye uçakları ve havada yakıt ikmali yapabilen tanker uçaklardan oluşan filoları da konuşlandırdı.

ffvbf
Arap Denizi’ndeki ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln (AFP)

ABD’nin müzakere heyetine başkanlık eden Özel Temsilci Steve Witkoff cumartesi günü yaptığı basın açıklamasında, Başkan Donald Trump’ın İran’ın ABD’nin askeri yığınağı karşısında neden ‘teslim olmadığını’ sorguladığını söyledi.

Bu açıklamaya yanıt veren Bekayi ise teslimiyetin İranlıların karakterinde olmadığını belirterek, ülkelerinin tarihi boyunca böyle bir tutum sergilemediğini ifade etti.


Kallas, İran sorununa ‘diplomatik çözüm’ çağrısında bulundu: Başka bir savaş istemiyoruz

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
TT

Kallas, İran sorununa ‘diplomatik çözüm’ çağrısında bulundu: Başka bir savaş istemiyoruz

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas bugün, İran ile ABD arasında beklenen görüşmeler öncesinde, Tahran dosyası için ‘diplomatik bir çözüm’ çağrısında bulundu. Bu açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın Tahran’ı askeri müdahalelerle tehdit ettiği bir döneme denk geldi.

Kallas, AB üyesi ülkelerin dışişleri bakanları toplantısı öncesinde yaptığı açıklamada, “Bu bölgede bir başka savaşa ihtiyacımız yok; zaten çok sayıda savaş var” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Kallas, “İran şimdiye kadarki en zayıf dönemini yaşıyor. Bu zamanı diplomatik bir çözüm bulmak için değerlendirmeliyiz” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi dün, ABD ile İran arasındaki yeni müzakere turunun önümüzdeki perşembe günü Cenevre’de yapılacağını duyurdu. Busaidi, müzakereler için ‘ekstra çaba göstermeye yönelik olumlu bir ivme’ olduğunu da belirtti.

ABD, İran’dan uranyum zenginleştirme stokundan vazgeçmesini, Washington’a göre nükleer bomba yapımında kullanılabilecek bu stokların imhasını, Ortadoğu’daki silahlı gruplara desteğini durdurmasını ve füze programına kısıtlamalar getirilmesini talep ediyor.

İran ise nükleer programının barışçıl olduğunu vurguluyor, ancak yaptırımların kaldırılması karşılığında bazı sınırlamaları kabul etmeye hazır olduğunu söylüyor. Tahran, nükleer konuyu füze programı veya silahlı gruplara destek gibi diğer meselelerle ilişkilendirmeyi ise reddediyor.


Barış Konseyi’ndeki İsrail ekibi Gazze Şeridi’nin nasıl yeniden inşa edileceğini açıkladı

Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)
Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)
TT

Barış Konseyi’ndeki İsrail ekibi Gazze Şeridi’nin nasıl yeniden inşa edileceğini açıkladı

Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)
Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın Ortadoğu’da kapsamlı barış planının başarıya ulaşıp ulaşamayacağına dair tartışmalar sürerken, özellikle Hamas’ın silah bırakmayı kabul etmeyeceğini düşünen çevreler planın uygulanabilirliği konusunda şüphelerini dile getiriyor. Bu kesimler, İsrail hükümetinin de bu durumu, süreci bütünüyle sekteye uğratmak için kullanabileceğini ve müzakereleri zorlaştıracak çok sayıda ağır şart öne sürebileceğini savunuyor. Buna karşılık ABD yönetimine yakın isimler ise iyimser mesajlar veriyor. Projede kilit sorumluluklar üstlenen üç İsrailli yetkili de bu isimler arasında yer alıyor.

Söz konusu isimler, ABD Başkanı’nın planın başarıya ulaşması konusunda kararlı olduğunu ve sürecin sabote edilmesine izin vermeyeceğini vurguluyor. Ayrıca şimdiye kadar atılan adımların, biriken engellere rağmen ‘umut verici’ olduğunu ifade ediyorlar.

dvfd
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nın kuzeyinde, toplu iftar yapan yerinden edilmiş aileler, 21 Şubat 2026 (AFP)

İsrail’in önde gelen gazetelerinden Yedioth Ahronoth, ABD ekibi tarafından görevlendirilen ve İsrail’i resmen temsil etmeyen İsrailli yetkililere dayandırdığı haberinde, sürecin artık geri dönülmez biçimde başladığını aktardı. Yetkililer, Mısır, Türkiye ve Katar’ın Hamas’ı iş birliğine ikna etmek için etkili bir rol üstlendiğini ifade etti.

Gazete, İsrail’in siyasi ve askeri liderliğinde birçok ismin Trump’ın vizyonuna ve bu vizyona inanan danışmanları Steve Witkoff ile Jared Kushner’ın planı fiilen hayata geçirme kapasitesine kuşkuyla yaklaştığını yazdı. Söz konusu iki ismin, planın uygulanma mekanizmalarını oluşturmak ve başarıya ulaştırmakla görevlendirildiği belirtildi.

Buna karşılık Barış Konseyi’nde yer alan İsrailli yetkililer (İş insanı Yakir Gabay, teknoloji sektörü yöneticisi Liran Tancman ve Başbakan Binyamin Netanyahu’nun ABD koordinasyon merkezindeki temsilcisi Michael Eisenberg) Hamas’ın silah bırakmayı kabul etmesi ve Filistinlilerin okul müfredatını ‘barış ve hoşgörü kültürünü’ esas alacak şekilde değiştirmesi halinde Trump’ın projesinin ‘Gazze Şeridi’ni gerçek bir rivieraya dönüştürmek için tarihi bir fırsat’ olacağını savundu.

Şarku’l Avsat’ın Yedioth Ahronoth’tan aktardığına göre yetkililer, projenin arkasında ‘engellenmesi zor, sağlam, profesyonel ve dengeli bir çekirdek oluşturan’ Amerikalı, Arap ve uluslararası isimlerden oluşan bir kadronun bulunduğunu ifade etti.

Ancak aynı yetkililer, Hamas’tan talep edilen hususun ‘taviz verilemeyecek belirleyici unsur’ olduğuna da dikkat çekti.

İlk görev

Barış Konseyi üyesi Yakir Gabay, projenin uygulanmasına ilişkin vizyonunu açıklarken, “İlk görev 70 milyon ton moloz ve patlayıcı kalıntısını temizlemek, geri dönüştürülebilecek malzemeleri değerlendirmek, yüzlerce kilometrelik tüneli yıkıp doldurmak ve Gazze sakinleri için dayanıklı çadırlar ile konteynerlerden oluşan geçici konutları hızla organize etmek olacak. Bu adımlar, altyapı ve konut inşasıyla eş zamanlı yürütülecek” dedi.

dfvfdv
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nın kuzeyinde, yerinden edilmiş kişiler için kurulan çadırlar (AFP)

Gabay, modern hastaneler, okullar, fabrikalar, tarım alanları, karayolu ve demiryolu ağları, enerji, su ve veri merkezleri ile bir liman ve havaalanı inşasını içeren ayrıntılı bir plan hazırlandığını belirtti.

Ortadoğu’da milyonlarca konut inşa etmiş deneyimli müteahhitlerin projeye dahil edileceğini kaydeden Gabay, ‘uygun maliyetli’ konut üretimi için finansmanın hazır olduğunu, yüz binlerce kişiye istihdam sağlanacağını ifade etti.

Konut ve iş alanlarının yanı sıra 200 otelin inşasının da planlandığını açıkladı.

Gabay ayrıca, bu çerçevede Jared Kushner’ın açıklamalarına atıfta bulunarak, Gazze’de Ali Şaas liderliğinde kurulan teknokrat hükümete ve yolsuzlukla mücadele konusunda sağlanan mutabakata dayandıklarını söyledi.

Yüksek teknoloji girişimcisi ve hükümete bağlı siber merkez danışmanı Liran Tancman ise Amerikalı, Arap ve Filistinli taraflarla iş birliği içinde modern teknolojik çözümler geliştirilmesini öngören bir planın uygulanmasından sorumlu olduğunu belirtti. Gazze Şeridi’nde internet altyapısının 2G’den beşinci nesil teknolojiye yükseltileceğini ve hizmetin halka ücretsiz sunulacağını vaat eden Tancman, Gazze Şeridi’nde üretilen mal ve ürünlerin yurt dışına ihracı için modern mekanizmaların oluşturulduğunu da açıkladı.

Yeni bir çağ

İsrailli yetkililer, Yedioth Ahronoth gazetesine yaptıkları açıklamada, Gazze Şeridi’nin yeniden imar planının fiilen Refah’ta başladığını ve üç yıl süreceğini bildirdi. İsrail’in halihazırda moloz temizleme çalışmalarını yürüttüğünü belirten yetkililer, ilk aşamada 500 bin kişiyi barındıracak 100 bin konut inşa edileceğini, yalnızca altyapı maliyetinin 5 milyar dolar olacağını ifade etti. Hedefin, Gazze Şeridi’ndeki tüm vatandaşlar için 400 bin konut inşa etmek olduğu; altyapı için 30 milyar dolar ve yeniden inşa için aynı tutarda kaynak öngörüldüğü kaydedildi.

vfdvfd
Gazze şehrindeki er-Rimal Mülteci Kampı’nda yerinden edilmiş bir kadın, seyyar su tankerlerinden doldurduğu iki su kabını taşıyor, 21 Şubat 2026 (AFP)

Gazete, Barış Konseyi’nden üst düzey bir üyenin, “Hamas planla olumlu şekilde etkileşime girerse bunun iyi bir karşılığı olur. İsrail’de liderleri için af çıkabilir, hatta silahları para karşılığında satın alınabilir. En önemlisi, Gazze ve halkı dünyaya açık ve bağlantılı yeni bir döneme geçer” ifadelerini aktardı.

Öte yandan The Times of Israel’e konuşan bir ABD’li yetkili, Yedioth Ahronoth’ta yer alan bilgilerin büyük bölümünü doğruladı. Yetkili, “Hamas silah bırakmayı kabul etmeden fon akışı başlamaz. Ancak İsrail’in de olumlu bir tutum sergilemesi gerekecek” dedi.

The Times of Israel’e konuşan bir Arap diplomat ise “Ortadoğu’da kibir tehlikeli olabilir” uyarısında bulunarak, ABD’nin Gazze’nin yeniden inşasını ve bölgede yeni bir teknokrat hükümet kurulmasını kapsayan planının ikinci aşamasının başarıya ulaşması için hem İsrail hem de Hamas üzerindeki sürekli baskının gerekli olacağını söyledi.

Bölgesel arabulucuların Hamas ile yürüttüğü silahsızlanma görüşmelerine de vakıf olduğu belirtilen diplomat, Washington’un bu konuda bir anlaşmaya varılabileceğine inanması için gerekçeler bulunduğunu aktardı.

Ancak diplomat, silahsızlanma sürecinin zaman alacağını ve Hamas’ın bazı üyelerinin, Gazze Şeridi’ni yönetmek üzere oluşturulan Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi gözetimindeki kamu sektörüne entegre edilmesini gerektireceğini ifade etti. İsrail’in bu çerçeveye karşı çıkmasının muhtemel olduğunu belirten diplomat, Tel Aviv yönetiminin söz konusu komitenin başarısını kolaylaştıracağı konusunda da ciddi şüpheler bulunduğunu dile getirdi.