Ortadoğu ülkeleri nükleer güç olma yolunda ilerleyen İran'la müzakerelere çok mu geç kaldı?

Gözlemciler son iki yılda İran’ın nükleer programındaki hızlı gelişmelerin ardından "azami baskı" politikasına geri dönüşü kaçınılmaz bir gereklilik olabileceğine inanıyorlar

İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney, 11 Haziran'da Tahran'da İran'ın nükleer yeteneklerini sergilendiği bir sergiyi ziyaret etti / Fotoğraf: AFP
İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney, 11 Haziran'da Tahran'da İran'ın nükleer yeteneklerini sergilendiği bir sergiyi ziyaret etti / Fotoğraf: AFP
TT

Ortadoğu ülkeleri nükleer güç olma yolunda ilerleyen İran'la müzakerelere çok mu geç kaldı?

İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney, 11 Haziran'da Tahran'da İran'ın nükleer yeteneklerini sergilendiği bir sergiyi ziyaret etti / Fotoğraf: AFP
İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney, 11 Haziran'da Tahran'da İran'ın nükleer yeteneklerini sergilendiği bir sergiyi ziyaret etti / Fotoğraf: AFP

İnci Mecdi

Son haftalarda İran'la nükleer müzakerelere ilişkin görüşmeler yeniden hız kazandı. Zaman zaman tansiyonun yükseldiği, zaman zaman da düştüğü karşılıklı açıklamalar yapıldı.

Tahran yeni bir anlaşmaya hazır olduğunu gösterirken, Washington'dan yapılan açıklamalar Tel Aviv'den daha sertti.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), İran'ın zenginleştirilmiş uranyum stokunun 23 kat arttığını duyurdu.

Tahran ile uluslararası güçler arasında, Avusturya'nın başkenti Viyana'nın ev sahipliğinde 2021 yılının nisan ayında başlayan ve yaklaşık bir yıl süren müzakereler, kesintiye uğradı ve dünya Rusya'nın Ukrayna'ya açtığı savaşıyla meşgul olmaya başladı.

İran ve P5+1 ülkeleri (BMGK'nın 5 daimi üyesi İngiltere, ABD, Çin, Fransa, Rusya ile Almanya) arasında imzalanan, Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) resmi adıyla bilinen ve Tahran'ın ABD, AB ve BM tarafından uygulanan ekonomik yaptırımların kaldırılması karşılığında nükleer programını kısıtlamayı kabul ettiği nükleer anlaşmanın tarafları 2022 Ağustos'unda müzakere masasına döndüler, fakat bu kez de Tahran, Avrupa Birliği'nin (AB) anlaşmayı canlandırmak için önerdiği taslağı reddettiği için müzakereler kısa süre sonra bir kez daha tökezledi. 

Müzakereler durdu, ama İran'ın nükleer faaliyetleri durmadı. Son birkaç ayda İran'ın uranyum zenginleştirme oranının nükleer bomba elde etme seviyelerine yaklaştığına dair birçok resmi ve gayri resmi rapor geldi.

ABD merkezli haber ağı Bloomberg, geçen şubat ayında UAEA'nın İran'daki bir tesiste yüzde 90'ın, yani nükleer silah elde etme seviyesinin hemen altında olan yüzde 84'e kadar zenginleştirilmiş uranyum izleri tespit ettiğini bildirdi. 

İran, yüksek oranda uranyum zenginleştirdiği iddialarını reddetse de UAEA, şubat ayı sonlarında, Bloomberg tarafından yayımlanan haberi teyit etti ve Tahran ile zenginleştirilmiş uranyum stoğunu artırmayan Tahran ile görüşmelerin devam ettiğini açıkladı.

Ancak UAEA, Bloomberg'in haberinden yaklaşık üç ay sonra, İran'ın nükleer bomba elde etmeye çalıştığı suçlamalarını reddetmeye devam ederken İran'ın son aylarda zenginleştirilmiş uranyum stokunu önemli ölçüde artırdığını belirtti.

UAEA, KOEP uyarınca İran'ın tahmini zenginleştirilmiş uranyum stokunun izin verilen sınırı 23 kattan fazla aştığını açıkladı.

Böylece KOEP kapsamında izin verilen sınır 202,8 kilogram olmasına rağmen 13 Mayıs'ta İran'ın toplam zenginleştirilmiş uranyum stoku tahminen 4 bin 744,5 kilograma ulaştı.

UAEA Direktörü Rafael Grossi, daha önce İran'ın nükleer programını ilerlettiğini belirterek istemesi halinde birkaç nükleer silah üretmeye yetecek kadar zenginleştirilmiş uranyuma sahip olduğu konusunda uyarmıştı. 

Geri döndürülemez olarak kaydedilen ilerleme

KOEP, İran'ın nükleer silah geliştirmesini engellemeyi amaçlarken nükleer programında devam eden gelişmeler, Tahran'ın ulaştığı nokta konusunda 'İran'ın nükleer programını dizginlemek' geçmişte mi kaldı?

Uluslararası güçler şu an hangi konuda İran'la müzakere etmeye devam edebilir?' gibi soruların sorulmasına yol açtı.

Washington merkezli Demokrasileri Savunma Vakfı (Foundation for Defense of Democracies/ FDD) adlı düşünce kuruluşundan Behnam Ben Taleblu, The Independent Arabia'ya yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:

İran'ın nükleer programında kaydettiği ilerleme geri döndürülemez. En büyük ilerleme, 2021 yılında ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin KOEP'in canlandırılmasını yeniden müzakere ederek İran rejiminin nükleer eşiği geçmesine izin verdiği sırada gerçekleşti. KOEP'İn bunu ele alamadığı bir gerçek. Geri adım atmak için daha sert ve daha acil bir yaklaşım sergilenmesi gerekiyor.

Washington merkezli Silah Kontrolü Derneğinin Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Politikası Direktörü Kelsey Davenport dakonuyla ilgili olarak şu yorumda bulundu:

İran, 2022 yılının ikinci yarısında, üç noktada nükleer tehdidini arttı. İran'ın nükleer programını sınırlayacak bir anlaşma ya da önlem olmadığı sürece bu tehdit büyümeye devam edecek. Bu üç nokta; Fordo Nükleer Tesisindeki uranyum zenginleştirme faaliyetlerini genişletmesi, yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stoklarını artırması ve KOEP'in şartlarından biri olan UAEA'nın ek izleme cihazlarını kaldırmasının ardından faaliyetlerin izlenememesi konusunda giderek büyüyen açık oldu. Bu tehlikenin aciliyeti yeni, proaktif bir diplomatik strateji gerektiriyor.

En tehlikelisi Fordo Nükleer Tesisi

Tahran, 2022 Kasım ayında 14 adet daha IR-6 santrifüj sistemi kurmayı planladığını açıkladı.

İran, yer altında olan Fordo Nükleer Tesisi'nde uranyumun daha verimli zenginleştirilmesi ve tesisteki zenginleştirme seviyelerinin yüzde 60'a çıkarılması için çalışıyor.

Bundan önce, yer üstündeki Natanz Nükleer Tesisi'nde sadece yüzde 60'a kadar uranyum zenginleştiriyordu.

Gözlemciler, Fordo Nükleer Tesisi dışında Kum kenti yakınlarındaki dağlar arasına inşa edilmiş olan başka bir tesis olduğunu söylüyorlar.

Gözlemcilere göre tesisi küçük olması ve bulunduğu konum, başlangıçta bir silah programı için malzeme üretmek üzere inşa edildiğini gösteriyor.

Oysa İran'ın KOEP çerçevesinde sahadaki tüm uranyum zenginleştirme faaliyetlerini 15 yıl süreyle durdurması gerekiyordu.

Fordo Nükleer Tesisi, Natanz'daki nükleer tesisten daha büyük tehlike arz ediyor. Çünkü ABD, İran'ın nükleer silah geliştirmesini önlemek için askeri operasyon başvurmaya karar verirse yer altındaki nükleer tesisleri yok etmek zor olacak.

Kelsey Davenport, değerlendirmesine şöyle devam etti:

Daha verimli santrifüjler ve yüzde 60 zenginleştirilmiş uranyum stoğu, İran'ın, belki de UAEA müfettişleri değişikliği fark etmeden ya da ABD buna bir karşılık vermeden önce, nükleer silah sınıfı malzeme üretmek için uranyum zenginleştirme faaliyetlerine hız vermesini sağlayacaktır.

UAEA, kısa bir süre önce KOEP çerçevesinde İran'ın nükleer tesislerindeki bazı izleme ekipmanlarını yeniden kurduysa da İran'ın izleme ekipmanı kurulumunun tamamlanmasının yanı sıra veri kayıtlarına ve kayıtlardaki boşluklara erişim için izin vermesini beklediğini bildirdi.

UAEA'ya bildirilmeyen nükleer tesisler ve buralarda gerçekleştirilen şüpheli yetkisiz faaliyetler konusu, müzakereleri durduran diğer nedenlerden biriydi.

İran, nükleer anlaşmayı canlandırma müzakerelerinde uzlaşı için UAEA'nın söz konusu bildirilmeyen nükleer tesisler ve buralarda bulunan yüksek seviyeli uranyum izleri dosyasını kapatmasını talep etti ve bu talebi defalarca kez yineledi.

Ancak UAEA, kısa bir süre önce İran ile iş birliği konusunda 'ilerleme' kaydedildiğini açıkladı ve ülkenin Abadeh kenti yakınlarındaki Marivan bölgesinde bulunan bir tesisdeki nükleer bulgulara ilişkin anlaşmazlığın çözüme kavuşturulduğunu duyurdu.

Yeni bir nükleer anlaşma

İran, ancak gelecekte nükleer silah edinmesini engellemeyecek koşullarla müzakerelere her zaman hazır olduğunu açıklasa da bu, İran rejiminin daha fazla zaman kazanmak için yaptığı manevralardan biri olarak görüldü.

Geçen yaz yayımlanan bazı haberlerde yakında yeni bir anlaşmanın yapılacağından bahsedilirken Tahran, Viyana'da yaklaşık 14 ay süren dolaylı görüşmelerde benimsediği geciktirme politikasının bir uzantısı olarak müzakerelere katılan diğer tarafları yeni taleplerde bulunarak şaşırttı.

İranlı yetkililer, eski ABD Başkanı Donald Trump'ın 2018 mayısında yaptığı gibi ABD'nin anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmeyeceğine dair garanti verilmesini sık sık dile getirdiler.

Trump, anlaşmadan tek taraflı çekildikten sonra İran'a katı yaptırımlar ve Tahran'a karşı azami baskı politikası uygulamıştı.

İranlı yetkililer de bu adımı, ABD ile birlikte dünya güçleri; İngiltere, Çin, Fransa, Rusya ve Almanya'nın taraf olduğu KOEP'in şartlarını ihlal etmek için bahane olarak kullandılar.

Ancak müzakerelerin önündeki en büyük engel, Tahran'ın İran Devrim Muhafızları Ordusu'nun (DMO) ABD'nin yabancı terör örgütleri listesinden çıkarılması konusundaki ısrarıydı.

Bunun yanında İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney de 'yeni bir nükleer anlaşma' imzalamaya hazır olduklarını söyledi, ancak bu yeni anlaşmanın 'İran'ın nükleer faaliyetlerinin altyapısına zarar vermemesini' şart koştu.

Batılı gözlemciler, bu açıklamanın üstü kapalı olarak, İran'ın son iki yılda nükleer silah elde etme düzeyinde uranyum zenginleştirme konusunda geliştirdiği teçhizatı elinde tutmasına izin verilirken ekonomik yaptırımlardan muaf tutulması gerektiği anlamına geldiğini söylediler.

Azami baskı politikasına geri dönüş

ABD'liler, mevcut yönetimin destekçileri de dahil olmak üzere Biden'ın seçilmesinden bu yana İran'ın askeri amaçlarla kullanılan füzeler ve insansız hava araçlarının (İHA) geliştirilmesinin yanı sıra uranyum zenginleştirme faaliyetlerine hız verdiğini kabul ediyorlar.

İran'ın bu çalışmaları, komşuları ve Körfez'deki deniz seyrüsefer güvenliği için sıklıkla tehdit oluşturuyor.

Bunun yanında İran Ortadoğu'daki bir milis ve terörist grubuna finansman ve eğitim olarak desteğini de artırdı.

ABD'li gazeteci yazar Bobby Ghosh, Washington Post gazetesindeki bir makalesinde, Biden yönetiminin yaptırımları uygulamada gevşek davranmasının, İran'a bu adımları atması için cesaret verdiğini ve rekor miktarda petrol ihraç etmesini sağladığını yazdı.

Başkan Biden ve yönetimindeki yetkililer, birçok kez İran'ın nükleer silah üretmesini engellemeye kararlı olduklarını vurgulasalar da Tahran'ın nükleer silah elde etme eşiğine ulaşmasını engellemek için çok az şey yaptılar.

İran'ın nükleer bir bomba elde etmesi için yeterli miktarda bölünebilir madde üretmesine çok az kaldı.

Hamaney, KOEP'in canlandırılmasının, bu kazanımların çoğundan ve ayrıca İsrail'i tehdit etme ve bölge ülkelerine şartlar dikte etme yeteneğinden vazgeçmesini gerektireceğinin farkında.

Bu yüzden gazeteci Ghosh, Hamaney'in yeni bir anlaşma önerdiğini ve İranlı müzakerecilerin Batı ile müzakerelerde koz olarak kullanabilecekleri uranyum stoklarından vazgeçmeyi düşünüp düşünmeyeceği net olmasa da kesinlikle yeni stoklar için altyapıyı korumak istediğini düşünüyor.

FDD üyesi Ben Taleblu, şunları söyledi:

Her ne kadar eski ABD yönetiminin İran'ın nükleer programına ilişkin 12 koşullu stratejisi nükleer müzakereler için faydalı bir başlangıç noktası olsa da İran'ın balistik füze programının ilerlediği bir dünyada nükleer anlaşmanın önemini de değerlendirmemiz gerekiyor. İran rejimi, Ukrayna'ya karşı kullanmak üzere Rusya'ya İHA tedarik ediyor ve kendi halkına zulmetmeye devam ediyor. Bu nedenle Washington'in İran rejimine karşı azami baskı politikasını benimsemesi ve İran halkını daha fazla desteklemesi gerekiyor.

Trump yönetimi, İran'la yeni bir nükleer anlaşma müzakere etmek için İran'ın uranyum zenginleştirmeyi durdurması, ağır su reaktörünü kapatması ve UAEA müfettişlerinin ülkedeki tüm nükleer tesislere hiçbir şart koşulmaksızın erişimine izin vermesi, balistik füze programını sona erdirmesi ve nükleer kapasiteli füzeler geliştirmeyi sonlandırması, Ortadoğu'daki terör örgütlerine (Hizbullah, Hamas ve İslami Cihad) desteğini kesmesi, Husilere verdiği askeri desteği keserek Yemen'de barışı siyasi çözüm için çalışması, Irak ile Lübnan'da olduğu gibi Suriye'deki tüm güçlerini geri çekmesi ve İsrail ve Körfez ülkeleri gibi komşu ülkeleri tehdit etmeyi bırakması dahil olmak üzere 12 şart öne sürdü.

Hamaney, bir yandan uluslararası ortamdaki mevcut kaos durumundan ve Batı'nın daha fazla petrol ihtiyaç duymasından yararlanırken içeride yaptırımlarla birlikte gelen ekonomik durgunluktan duyulan hoşnutsuzluğun artmasıyla artan tehdidi hissediyor.

Bu nedenle Biden yönetiminin Hamaney'in önerisine vidaları gevşetmek yerine sıkarak yanıt vermesi gerektiğini düşünen gazeteci Ghosh, "Washington, mevcut yaptırımları uygularken gösterdiği gevşekliğe son vermeli ve müttefiklerini, AB'nin DMO'yu terör örgütü olarak sınıflandırması da dahil olmak üzere daha fazla yaptırım uygulamaya teşvik etmeli. Avrupalıların İran'ın Rusya'ya tedarik ettiği İHA'lara duyduğu öfke, ABD'ye Avrupa'nın Tahran'a karşı daha sert bir tavır alma direncini kırması için bir avantaj sağlayabilir" yorumunda bulundu.

Müzakere masasına hızlı dönüş

Kelsey Davenport, İran'ın birkaç bomba üretme hızındaki artışın yanı sıra jeopolitik faktörlerin Tahran'ın nükleer silahlar lehine karar vermesini etkileyebileceğini söyledi.

Şu an Tahran'ın, hiçbir güvenlik çıkarı olmadan nükleer programını geliştirdiği için büyük bir bedel ödediğini söyleyen Davenport, "Ancak İran'ın nükleer programını sekteye uğratmak için planlanan sabotajlar ya da askeri saldırılar ve Tahran'daki bazı liderler arasında Batı'nın rejim değişikliğini desteklediği algısı, Hamaney'i nükleer silahların mevcut yönetim yapısını ve ülkenin toprak bütünlüğünü savunmak için gerekli olduğu sonucuna götürebilir" ifadelerini kullandı.

Bu nedenle Washington'ın Tahran'ı müzakerelere yeniden dahil etmek için hızlı hareket etmesi gerektiğini düşünen Davenport, "ABD'nin ve Avrupa'nın yeni bir stratejiyle müzakere masasına dönme zamanı geldi. Sınırlı bir anlaşma ya da daha fazla gerilimi önleyecek jestler, uzun vadede nükleer silaha sahip bir İran'a karşı koruma sağlayacak yeni müzakereler için gereken zamanı ve alanı sağlayabilir" değerlendirmesinde bulundu.

 

Independent Türkçe



Analiz: Trump, şimdiye kadarki ‘en endişe verici destek oranlarıyla’ karşı karşıya

ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
TT

Analiz: Trump, şimdiye kadarki ‘en endişe verici destek oranlarıyla’ karşı karşıya

ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)

ABD Başkanı Donald Trump, ekonomik sorunların seçmen gündemini giderek daha fazla meşgul ettiği bir dönemde, özellikle uzun yıllardır siyasi desteğinin temelini oluşturan konularda benzeri görülmemiş bir popülarite düşüşüyle karşı karşıya. Bu durum, Cumhuriyetçi Parti içindeki çevrelerde artan endişelere yol açarken, olası etkilerine dair uyarılar yükseliyor.

Önde gelen anket analistlerinden Harry Enten, Trump’ın ve Cumhuriyetçi Parti’nin karşı karşıya olduğu durumu ‘tehlikeli bir gösterge’ olarak nitelendirdi. Yahoo/YouGov anketlerine göre, Trump’ın ekonomi ve yaşam maliyetleri konusundaki popülaritesi, şimdiye kadarki en düşük seviyelerine geriledi; düşüşün şiddeti ise dikkat çekici boyutta.

Enten, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Trump ve Cumhuriyetçi Parti için gördüğüm en tehlikeli gösterge bu…” ifadesini kullandı. Enten, uyarılarını sürdürerek, “Temsilciler Meclisi’ne veda, belki de Senato’ya da… Çünkü bu rakamlarla kazanamayacaksınız” değerlendirmesinde bulundu.

Bu gerileme neden önemli?

Donald Trump’ın popülaritesindeki düşüş yalnızca rakamların azalmasıyla sınırlı değil; bu düşüşün niteliği, nedenleri ve süresi de önem taşıyor. Son anketler, Trump’ın ekonomi ve yaşam maliyetleri konusundaki onay oranlarının tarihinin en düşük seviyelerine gerilediğini ortaya koyuyor; bu iki alan, uzun süredir destek tabanını güçlendirmede kritik rol oynuyordu.

Yahoo/YouGov tarafından yapılan güncel bir ankete göre, Trump’ın ekonomi konusundaki net onay oranı -29’a düştü; bu, başkanlık döneminde Kovid-19 salgınının zirvesiyle karşılaştırıldığında bile en düşük seviyeyi temsil ediyor.

Veriler ayrıca, katılımcıların yalnızca yüzde 26’sının yaşam maliyetleri konusundaki performansından memnun olduğunu, yüzde 67’sinin ise memnuniyetsizliğini ifade ettiğini gösteriyor; bu oran, bu alanda kaydedilen en düşük seviye olarak dikkat çekiyor.

Genel değerlendirmede ise Trump’ın onay oranı yüzde 38, memnuniyetsizlik oranı ise yüzde 59 olarak ölçüldü. Bu veriler, ekonomik kaygıların halkın görüşünü şekillendirmeye devam ettiğini ve enflasyon ile yükselen yakıt fiyatlarının seçmenler için öncelikli endişeler arasında yer aldığını ortaya koyuyor.

Uzun vadede endişe verici göstergeler

Anket uzmanları, Donald Trump’ın düşüşünün sadece geçici olmadığını, olumsuz rakamların sürekliliğinin özellikle endişe verici olduğunu belirtiyor. Belirli olaylara bağlı geçici düşüşlerin aksine, Trump’ın performansı göç, dış politika ve enflasyon gibi birçok alanda sürekli bir gerileme eğilimi sergiliyor.

Enten’in derlediği veriler, Trump’ın aylardır net olumsuz değerlendirmeler aldığını ve bunun geçici dalgalanmalardan ziyade destek seviyesinde yapısal bir zayıflığı işaret ettiğini ortaya koyuyor.

Trump ise bu düşüşü küçümseyerek, anketlere fazla önem vermediğini ve bunun yerine kendi değerlendirdiği ‘doğru kararlara’ odaklandığını ifade etti.

Siyasi açıdan, düşük ve sürekli onay oranları, Cumhuriyetçi Parti’nin 2026 ara seçimlerindeki stratejisini zorlaştırabilir. Bu durum, partinin hem Temsilciler Meclisi hem de Senato’daki etkinliğini sürdürme şansını olumsuz etkileyebilir.


İran savaşı nedeniyle İsviçre, ABD'ye silah ihracatını askıya aldı

15 Haziran 2022'de İsviçre Silahlı Kuvvetlerine ait bir insansız hava aracı, ülkenin merkezindeki Emmen'deki bir hava üssünden kalkış yaptı (Reuters)
15 Haziran 2022'de İsviçre Silahlı Kuvvetlerine ait bir insansız hava aracı, ülkenin merkezindeki Emmen'deki bir hava üssünden kalkış yaptı (Reuters)
TT

İran savaşı nedeniyle İsviçre, ABD'ye silah ihracatını askıya aldı

15 Haziran 2022'de İsviçre Silahlı Kuvvetlerine ait bir insansız hava aracı, ülkenin merkezindeki Emmen'deki bir hava üssünden kalkış yaptı (Reuters)
15 Haziran 2022'de İsviçre Silahlı Kuvvetlerine ait bir insansız hava aracı, ülkenin merkezindeki Emmen'deki bir hava üssünden kalkış yaptı (Reuters)

İsviçre bugün yaptığı açıklamada, İran'a yönelik devam eden saldırılar nedeniyle tarafsızlığını gerekçe göstererek, şirketlere ABD'ye silah ihracatı için lisans vermeyeceğini duyurdu.

Hükümet, "İran ile uluslararası silahlı çatışma içinde olan ülkelere askeri teçhizat ihracatına, çatışma süresince izin verilemez" ifadelerini kullandı.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre "ABD'ye askeri teçhizat ihracatı şu anda yasak" diye belirtildi.

Bu arada, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'ın doğalgaz altyapısına yönelik saldırılarını tekrarlamaması yönündeki çağrısından bir gün sonra, İsrail bu sabah İran'a yeni bir saldırı dalgası başlattı. Bu durum, ABD-İsrail çatışmasının tırmanmasıyla birlikte yaşandı.


İran savaşı: “Netanyahu istediğini alırken, Trump’ı zor kararlar bekliyor”

Trump ve Netanyahu'nun savaşın başından beri her gün telefonda görüştüğü basına yansımıştı (Reuters)
Trump ve Netanyahu'nun savaşın başından beri her gün telefonda görüştüğü basına yansımıştı (Reuters)
TT

İran savaşı: “Netanyahu istediğini alırken, Trump’ı zor kararlar bekliyor”

Trump ve Netanyahu'nun savaşın başından beri her gün telefonda görüştüğü basına yansımıştı (Reuters)
Trump ve Netanyahu'nun savaşın başından beri her gün telefonda görüştüğü basına yansımıştı (Reuters)

İran savaşının gidişatı İsrail lideri Binyamin Netanyahu'yu güçlendirirken, ABD Başkanı Donald Trump ve Körfez'deki müttefiklerine zarar veriyor.

Reuters'ın analizine göre Netanyahu açısından bu savaş, İsrail'in siyasi haritasını kendi istediği şekilde yeniden çizmesine olanak sağladı. Dikkatleri Gazze işgalinden uzaklaştırıp, güvenlik alanında başarılı görüldüğü İran'a yöneltti.

Trump içinse durum tam tersi oldu. İsrail'le 28 Şubat'ta ortak başlattığı askeri harekat, Cumhuriyetçi lideri kolayca çıkamayacağı bir çatışmanın içine hapsetti. Ayrıca İran'ın misillemelerinin hedefi olan Körfez'deki müttefikleri için de güvenlik riski ve ekonomik sorunlar yarattı.

Washington'ın eski Ortadoğu müzakerecisi Aaron David Miller şu yorumları paylaşıyor:

Burada kazanan ve kaybeden taraf net. Netanyahu açık ara en büyük kazanan. İsrail'in askeri yetkinliğini kanıtladı. Körfez ülkeleri ise açık ara en büyük kaybedenler oldu.

İran uzmanı Karim Sadjadpour ise Trump'ın İran çatışmalarını Venezuela'ya ocak ayında düzenlediği baskın gibi hızlı şekilde sonlandırabileceğini umduğunu fakat Tahran yönetiminin, onun öngördüğünden çok daha dirençli çıktığını vurguluyor.

Analistlere göre Trump'ın önünde üç kötü seçenek var: Saldırıları uzatabilir, zafer ilan edip Tahran'ın geri adım atmasını umabilir ya da gerilimi ciddi şekilde tırmandırmayı tercih edebilir. Ancak bunların hiçbirinin Beyaz Saray'a net bir çıkış yolu sunmadığı yazılıyor.

İran'ın Hürmüz Boğazını kapatması ve Körfez ülkelerindeki rafinerilere saldırmasıyla enerji piyasaları da alt üst oldu. İsrail'in bu durumdan ABD veya Körfez ülkeleri kadar kötü etkilenmediğine dikkat çekiliyor.

Netanyahu'nun "tam zafer" söylemiyle savaşı uzatmak isteyeceği ancak bunun Beyaz Saray'a ve Ortadoğu'daki müttefiklerine çok daha pahalıya mal olacağı vurgulanıyor.

CNN'in analizinde, bu sebepten dolayı Netanyahu ve Trump arasında ihtilaf yaşanabileceğine işaret ediliyor.

İsrail ordusu, İran'ın güneyindeki Pars doğalgaz sahasına bağlı rafinelere 18 Mart'ta saldırı düzenlemişti. Netanyahu saldırıyı kendi kararlarıyla yaptıklarını savunurken, Trump da saldırıdan önceden haberi olmadığını öne sürmüştü. Ayrıca Netanyahu'yu bir daha böyle bir hamle yapmaması için uyardığını söylemişti.

Ancak kimliğinin açıklanmaması şartıyla CNN'e konuşan bir kaynak, Washington'ın saldırıdan önce bilgilendirildiğini savunmuştu.

Analizde, Trump yönetiminin bu tür açıklamalarla savaşta gerginliğin tırmanmasının asıl sorumlusunun İsrail olduğuna dair bir anlatı oluşturmaya çalıştığı yorumu da yapılıyor.

Independent Türkçe, CNN, Reuters