Ortadoğu ülkeleri nükleer güç olma yolunda ilerleyen İran'la müzakerelere çok mu geç kaldı?

Gözlemciler son iki yılda İran’ın nükleer programındaki hızlı gelişmelerin ardından "azami baskı" politikasına geri dönüşü kaçınılmaz bir gereklilik olabileceğine inanıyorlar

İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney, 11 Haziran'da Tahran'da İran'ın nükleer yeteneklerini sergilendiği bir sergiyi ziyaret etti / Fotoğraf: AFP
İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney, 11 Haziran'da Tahran'da İran'ın nükleer yeteneklerini sergilendiği bir sergiyi ziyaret etti / Fotoğraf: AFP
TT

Ortadoğu ülkeleri nükleer güç olma yolunda ilerleyen İran'la müzakerelere çok mu geç kaldı?

İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney, 11 Haziran'da Tahran'da İran'ın nükleer yeteneklerini sergilendiği bir sergiyi ziyaret etti / Fotoğraf: AFP
İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney, 11 Haziran'da Tahran'da İran'ın nükleer yeteneklerini sergilendiği bir sergiyi ziyaret etti / Fotoğraf: AFP

İnci Mecdi

Son haftalarda İran'la nükleer müzakerelere ilişkin görüşmeler yeniden hız kazandı. Zaman zaman tansiyonun yükseldiği, zaman zaman da düştüğü karşılıklı açıklamalar yapıldı.

Tahran yeni bir anlaşmaya hazır olduğunu gösterirken, Washington'dan yapılan açıklamalar Tel Aviv'den daha sertti.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), İran'ın zenginleştirilmiş uranyum stokunun 23 kat arttığını duyurdu.

Tahran ile uluslararası güçler arasında, Avusturya'nın başkenti Viyana'nın ev sahipliğinde 2021 yılının nisan ayında başlayan ve yaklaşık bir yıl süren müzakereler, kesintiye uğradı ve dünya Rusya'nın Ukrayna'ya açtığı savaşıyla meşgul olmaya başladı.

İran ve P5+1 ülkeleri (BMGK'nın 5 daimi üyesi İngiltere, ABD, Çin, Fransa, Rusya ile Almanya) arasında imzalanan, Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) resmi adıyla bilinen ve Tahran'ın ABD, AB ve BM tarafından uygulanan ekonomik yaptırımların kaldırılması karşılığında nükleer programını kısıtlamayı kabul ettiği nükleer anlaşmanın tarafları 2022 Ağustos'unda müzakere masasına döndüler, fakat bu kez de Tahran, Avrupa Birliği'nin (AB) anlaşmayı canlandırmak için önerdiği taslağı reddettiği için müzakereler kısa süre sonra bir kez daha tökezledi. 

Müzakereler durdu, ama İran'ın nükleer faaliyetleri durmadı. Son birkaç ayda İran'ın uranyum zenginleştirme oranının nükleer bomba elde etme seviyelerine yaklaştığına dair birçok resmi ve gayri resmi rapor geldi.

ABD merkezli haber ağı Bloomberg, geçen şubat ayında UAEA'nın İran'daki bir tesiste yüzde 90'ın, yani nükleer silah elde etme seviyesinin hemen altında olan yüzde 84'e kadar zenginleştirilmiş uranyum izleri tespit ettiğini bildirdi. 

İran, yüksek oranda uranyum zenginleştirdiği iddialarını reddetse de UAEA, şubat ayı sonlarında, Bloomberg tarafından yayımlanan haberi teyit etti ve Tahran ile zenginleştirilmiş uranyum stoğunu artırmayan Tahran ile görüşmelerin devam ettiğini açıkladı.

Ancak UAEA, Bloomberg'in haberinden yaklaşık üç ay sonra, İran'ın nükleer bomba elde etmeye çalıştığı suçlamalarını reddetmeye devam ederken İran'ın son aylarda zenginleştirilmiş uranyum stokunu önemli ölçüde artırdığını belirtti.

UAEA, KOEP uyarınca İran'ın tahmini zenginleştirilmiş uranyum stokunun izin verilen sınırı 23 kattan fazla aştığını açıkladı.

Böylece KOEP kapsamında izin verilen sınır 202,8 kilogram olmasına rağmen 13 Mayıs'ta İran'ın toplam zenginleştirilmiş uranyum stoku tahminen 4 bin 744,5 kilograma ulaştı.

UAEA Direktörü Rafael Grossi, daha önce İran'ın nükleer programını ilerlettiğini belirterek istemesi halinde birkaç nükleer silah üretmeye yetecek kadar zenginleştirilmiş uranyuma sahip olduğu konusunda uyarmıştı. 

Geri döndürülemez olarak kaydedilen ilerleme

KOEP, İran'ın nükleer silah geliştirmesini engellemeyi amaçlarken nükleer programında devam eden gelişmeler, Tahran'ın ulaştığı nokta konusunda 'İran'ın nükleer programını dizginlemek' geçmişte mi kaldı?

Uluslararası güçler şu an hangi konuda İran'la müzakere etmeye devam edebilir?' gibi soruların sorulmasına yol açtı.

Washington merkezli Demokrasileri Savunma Vakfı (Foundation for Defense of Democracies/ FDD) adlı düşünce kuruluşundan Behnam Ben Taleblu, The Independent Arabia'ya yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:

İran'ın nükleer programında kaydettiği ilerleme geri döndürülemez. En büyük ilerleme, 2021 yılında ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin KOEP'in canlandırılmasını yeniden müzakere ederek İran rejiminin nükleer eşiği geçmesine izin verdiği sırada gerçekleşti. KOEP'İn bunu ele alamadığı bir gerçek. Geri adım atmak için daha sert ve daha acil bir yaklaşım sergilenmesi gerekiyor.

Washington merkezli Silah Kontrolü Derneğinin Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Politikası Direktörü Kelsey Davenport dakonuyla ilgili olarak şu yorumda bulundu:

İran, 2022 yılının ikinci yarısında, üç noktada nükleer tehdidini arttı. İran'ın nükleer programını sınırlayacak bir anlaşma ya da önlem olmadığı sürece bu tehdit büyümeye devam edecek. Bu üç nokta; Fordo Nükleer Tesisindeki uranyum zenginleştirme faaliyetlerini genişletmesi, yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stoklarını artırması ve KOEP'in şartlarından biri olan UAEA'nın ek izleme cihazlarını kaldırmasının ardından faaliyetlerin izlenememesi konusunda giderek büyüyen açık oldu. Bu tehlikenin aciliyeti yeni, proaktif bir diplomatik strateji gerektiriyor.

En tehlikelisi Fordo Nükleer Tesisi

Tahran, 2022 Kasım ayında 14 adet daha IR-6 santrifüj sistemi kurmayı planladığını açıkladı.

İran, yer altında olan Fordo Nükleer Tesisi'nde uranyumun daha verimli zenginleştirilmesi ve tesisteki zenginleştirme seviyelerinin yüzde 60'a çıkarılması için çalışıyor.

Bundan önce, yer üstündeki Natanz Nükleer Tesisi'nde sadece yüzde 60'a kadar uranyum zenginleştiriyordu.

Gözlemciler, Fordo Nükleer Tesisi dışında Kum kenti yakınlarındaki dağlar arasına inşa edilmiş olan başka bir tesis olduğunu söylüyorlar.

Gözlemcilere göre tesisi küçük olması ve bulunduğu konum, başlangıçta bir silah programı için malzeme üretmek üzere inşa edildiğini gösteriyor.

Oysa İran'ın KOEP çerçevesinde sahadaki tüm uranyum zenginleştirme faaliyetlerini 15 yıl süreyle durdurması gerekiyordu.

Fordo Nükleer Tesisi, Natanz'daki nükleer tesisten daha büyük tehlike arz ediyor. Çünkü ABD, İran'ın nükleer silah geliştirmesini önlemek için askeri operasyon başvurmaya karar verirse yer altındaki nükleer tesisleri yok etmek zor olacak.

Kelsey Davenport, değerlendirmesine şöyle devam etti:

Daha verimli santrifüjler ve yüzde 60 zenginleştirilmiş uranyum stoğu, İran'ın, belki de UAEA müfettişleri değişikliği fark etmeden ya da ABD buna bir karşılık vermeden önce, nükleer silah sınıfı malzeme üretmek için uranyum zenginleştirme faaliyetlerine hız vermesini sağlayacaktır.

UAEA, kısa bir süre önce KOEP çerçevesinde İran'ın nükleer tesislerindeki bazı izleme ekipmanlarını yeniden kurduysa da İran'ın izleme ekipmanı kurulumunun tamamlanmasının yanı sıra veri kayıtlarına ve kayıtlardaki boşluklara erişim için izin vermesini beklediğini bildirdi.

UAEA'ya bildirilmeyen nükleer tesisler ve buralarda gerçekleştirilen şüpheli yetkisiz faaliyetler konusu, müzakereleri durduran diğer nedenlerden biriydi.

İran, nükleer anlaşmayı canlandırma müzakerelerinde uzlaşı için UAEA'nın söz konusu bildirilmeyen nükleer tesisler ve buralarda bulunan yüksek seviyeli uranyum izleri dosyasını kapatmasını talep etti ve bu talebi defalarca kez yineledi.

Ancak UAEA, kısa bir süre önce İran ile iş birliği konusunda 'ilerleme' kaydedildiğini açıkladı ve ülkenin Abadeh kenti yakınlarındaki Marivan bölgesinde bulunan bir tesisdeki nükleer bulgulara ilişkin anlaşmazlığın çözüme kavuşturulduğunu duyurdu.

Yeni bir nükleer anlaşma

İran, ancak gelecekte nükleer silah edinmesini engellemeyecek koşullarla müzakerelere her zaman hazır olduğunu açıklasa da bu, İran rejiminin daha fazla zaman kazanmak için yaptığı manevralardan biri olarak görüldü.

Geçen yaz yayımlanan bazı haberlerde yakında yeni bir anlaşmanın yapılacağından bahsedilirken Tahran, Viyana'da yaklaşık 14 ay süren dolaylı görüşmelerde benimsediği geciktirme politikasının bir uzantısı olarak müzakerelere katılan diğer tarafları yeni taleplerde bulunarak şaşırttı.

İranlı yetkililer, eski ABD Başkanı Donald Trump'ın 2018 mayısında yaptığı gibi ABD'nin anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmeyeceğine dair garanti verilmesini sık sık dile getirdiler.

Trump, anlaşmadan tek taraflı çekildikten sonra İran'a katı yaptırımlar ve Tahran'a karşı azami baskı politikası uygulamıştı.

İranlı yetkililer de bu adımı, ABD ile birlikte dünya güçleri; İngiltere, Çin, Fransa, Rusya ve Almanya'nın taraf olduğu KOEP'in şartlarını ihlal etmek için bahane olarak kullandılar.

Ancak müzakerelerin önündeki en büyük engel, Tahran'ın İran Devrim Muhafızları Ordusu'nun (DMO) ABD'nin yabancı terör örgütleri listesinden çıkarılması konusundaki ısrarıydı.

Bunun yanında İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney de 'yeni bir nükleer anlaşma' imzalamaya hazır olduklarını söyledi, ancak bu yeni anlaşmanın 'İran'ın nükleer faaliyetlerinin altyapısına zarar vermemesini' şart koştu.

Batılı gözlemciler, bu açıklamanın üstü kapalı olarak, İran'ın son iki yılda nükleer silah elde etme düzeyinde uranyum zenginleştirme konusunda geliştirdiği teçhizatı elinde tutmasına izin verilirken ekonomik yaptırımlardan muaf tutulması gerektiği anlamına geldiğini söylediler.

Azami baskı politikasına geri dönüş

ABD'liler, mevcut yönetimin destekçileri de dahil olmak üzere Biden'ın seçilmesinden bu yana İran'ın askeri amaçlarla kullanılan füzeler ve insansız hava araçlarının (İHA) geliştirilmesinin yanı sıra uranyum zenginleştirme faaliyetlerine hız verdiğini kabul ediyorlar.

İran'ın bu çalışmaları, komşuları ve Körfez'deki deniz seyrüsefer güvenliği için sıklıkla tehdit oluşturuyor.

Bunun yanında İran Ortadoğu'daki bir milis ve terörist grubuna finansman ve eğitim olarak desteğini de artırdı.

ABD'li gazeteci yazar Bobby Ghosh, Washington Post gazetesindeki bir makalesinde, Biden yönetiminin yaptırımları uygulamada gevşek davranmasının, İran'a bu adımları atması için cesaret verdiğini ve rekor miktarda petrol ihraç etmesini sağladığını yazdı.

Başkan Biden ve yönetimindeki yetkililer, birçok kez İran'ın nükleer silah üretmesini engellemeye kararlı olduklarını vurgulasalar da Tahran'ın nükleer silah elde etme eşiğine ulaşmasını engellemek için çok az şey yaptılar.

İran'ın nükleer bir bomba elde etmesi için yeterli miktarda bölünebilir madde üretmesine çok az kaldı.

Hamaney, KOEP'in canlandırılmasının, bu kazanımların çoğundan ve ayrıca İsrail'i tehdit etme ve bölge ülkelerine şartlar dikte etme yeteneğinden vazgeçmesini gerektireceğinin farkında.

Bu yüzden gazeteci Ghosh, Hamaney'in yeni bir anlaşma önerdiğini ve İranlı müzakerecilerin Batı ile müzakerelerde koz olarak kullanabilecekleri uranyum stoklarından vazgeçmeyi düşünüp düşünmeyeceği net olmasa da kesinlikle yeni stoklar için altyapıyı korumak istediğini düşünüyor.

FDD üyesi Ben Taleblu, şunları söyledi:

Her ne kadar eski ABD yönetiminin İran'ın nükleer programına ilişkin 12 koşullu stratejisi nükleer müzakereler için faydalı bir başlangıç noktası olsa da İran'ın balistik füze programının ilerlediği bir dünyada nükleer anlaşmanın önemini de değerlendirmemiz gerekiyor. İran rejimi, Ukrayna'ya karşı kullanmak üzere Rusya'ya İHA tedarik ediyor ve kendi halkına zulmetmeye devam ediyor. Bu nedenle Washington'in İran rejimine karşı azami baskı politikasını benimsemesi ve İran halkını daha fazla desteklemesi gerekiyor.

Trump yönetimi, İran'la yeni bir nükleer anlaşma müzakere etmek için İran'ın uranyum zenginleştirmeyi durdurması, ağır su reaktörünü kapatması ve UAEA müfettişlerinin ülkedeki tüm nükleer tesislere hiçbir şart koşulmaksızın erişimine izin vermesi, balistik füze programını sona erdirmesi ve nükleer kapasiteli füzeler geliştirmeyi sonlandırması, Ortadoğu'daki terör örgütlerine (Hizbullah, Hamas ve İslami Cihad) desteğini kesmesi, Husilere verdiği askeri desteği keserek Yemen'de barışı siyasi çözüm için çalışması, Irak ile Lübnan'da olduğu gibi Suriye'deki tüm güçlerini geri çekmesi ve İsrail ve Körfez ülkeleri gibi komşu ülkeleri tehdit etmeyi bırakması dahil olmak üzere 12 şart öne sürdü.

Hamaney, bir yandan uluslararası ortamdaki mevcut kaos durumundan ve Batı'nın daha fazla petrol ihtiyaç duymasından yararlanırken içeride yaptırımlarla birlikte gelen ekonomik durgunluktan duyulan hoşnutsuzluğun artmasıyla artan tehdidi hissediyor.

Bu nedenle Biden yönetiminin Hamaney'in önerisine vidaları gevşetmek yerine sıkarak yanıt vermesi gerektiğini düşünen gazeteci Ghosh, "Washington, mevcut yaptırımları uygularken gösterdiği gevşekliğe son vermeli ve müttefiklerini, AB'nin DMO'yu terör örgütü olarak sınıflandırması da dahil olmak üzere daha fazla yaptırım uygulamaya teşvik etmeli. Avrupalıların İran'ın Rusya'ya tedarik ettiği İHA'lara duyduğu öfke, ABD'ye Avrupa'nın Tahran'a karşı daha sert bir tavır alma direncini kırması için bir avantaj sağlayabilir" yorumunda bulundu.

Müzakere masasına hızlı dönüş

Kelsey Davenport, İran'ın birkaç bomba üretme hızındaki artışın yanı sıra jeopolitik faktörlerin Tahran'ın nükleer silahlar lehine karar vermesini etkileyebileceğini söyledi.

Şu an Tahran'ın, hiçbir güvenlik çıkarı olmadan nükleer programını geliştirdiği için büyük bir bedel ödediğini söyleyen Davenport, "Ancak İran'ın nükleer programını sekteye uğratmak için planlanan sabotajlar ya da askeri saldırılar ve Tahran'daki bazı liderler arasında Batı'nın rejim değişikliğini desteklediği algısı, Hamaney'i nükleer silahların mevcut yönetim yapısını ve ülkenin toprak bütünlüğünü savunmak için gerekli olduğu sonucuna götürebilir" ifadelerini kullandı.

Bu nedenle Washington'ın Tahran'ı müzakerelere yeniden dahil etmek için hızlı hareket etmesi gerektiğini düşünen Davenport, "ABD'nin ve Avrupa'nın yeni bir stratejiyle müzakere masasına dönme zamanı geldi. Sınırlı bir anlaşma ya da daha fazla gerilimi önleyecek jestler, uzun vadede nükleer silaha sahip bir İran'a karşı koruma sağlayacak yeni müzakereler için gereken zamanı ve alanı sağlayabilir" değerlendirmesinde bulundu.

 

Independent Türkçe



Trump, İran'a Hürmüz Boğazı'nı açması için 48 saat süre verirken  İsrail, Dimona ve Arad saldırılarına karşılık verdi

TT

Trump, İran'a Hürmüz Boğazı'nı açması için 48 saat süre verirken  İsrail, Dimona ve Arad saldırılarına karşılık verdi

Trump, İran'a Hürmüz Boğazı'nı açması için 48 saat süre verirken  İsrail, Dimona ve Arad saldırılarına karşılık verdi

ABD Başkanı Donald Trump, İran’a Hürmüz Boğazı’nı deniz trafiğine açması için 48 saat süre verdi ve aksi takdirde ülkenin enerji altyapısını hedef almakla tehdit etti.

Trump’ın açıklamasına karşılık İran ordusu, bölgedeki enerji tesisleri ile su arıtma altyapılarını hedef alabilecekleri uyarısında bulundu.

İran’ın Uluslararası Denizcilik Örgütü nezdindeki temsilcisi ise, “düşman” olarak nitelendirilen ülkelerin gemileri hariç olmak üzere, güvenlik ve emniyet düzenlemeleri çerçevesinde gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan geçişine izin verilebileceğini belirtti. Temsilci ayrıca mevcut durumdan ABD ve İsrail saldırılarını sorumlu tuttu.

Öte yandan İran tarafından fırlatılan iki füzenin İsrail’in güneyindeki Dimona ve Arad kentlerinde 100’den fazla kişinin yaralanmasına yol açtığı bildirildi. Bunun üzerine İsrail ordusu, sabaha karşı Tahran’ın merkezine hava saldırıları düzenledi. İran kaynakları ayrıca İsfahan, Yezd ve Buşehr kentlerinde de hava saldırıları gerçekleştirildiğini duyurdu.


Dünya ekonomisi, İran savaşının etkilerinin “ön faturasını” bekliyor

New York Borsası'nın bulunduğu Finans Mahallesi'nde yürüyen İnsanlar (AFP)
New York Borsası'nın bulunduğu Finans Mahallesi'nde yürüyen İnsanlar (AFP)
TT

Dünya ekonomisi, İran savaşının etkilerinin “ön faturasını” bekliyor

New York Borsası'nın bulunduğu Finans Mahallesi'nde yürüyen İnsanlar (AFP)
New York Borsası'nın bulunduğu Finans Mahallesi'nde yürüyen İnsanlar (AFP)

Önümüzdeki hafta, 2026 yılının küresel ekonomik gidişatını izlemek açısından önemli bir dönüm noktası olacak. Açıklanacak olan Satın Alma Yöneticileri Endeksi (PMI) ve enflasyon verileriyle birlikte, Ortadoğu’daki savaşın küresel ekonomide bıraktığı izlerin ne kadar derin olduğu konusundaki tartışmalar, teorik tahminlerden somut rakamlara dönüşecek.

ABD ekonomisi enerji kaynakları sayesinde nispeten istikrarlı görünürken, Avrupa ve İngiltere ‘fırtınanın’ ortasında kalmaya devam ediyor. Yaşam maliyetlerindeki artış, bu ülkeleri neredeyse imkânsız bir denklemle karşı karşıya bırakıyor. Dolayısıyla ya enflasyonla mücadele etmek için faizleri artırmaya devam edip şiddetli bir durgunluk riskini göze alacaklar ya da bekleyip fiyatların güvenli seviyeleri aşmasını izleyecekler.

DFVBGR
FED Başkanı, Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC) toplantısına başkanlık etti (AFP)

ING Bankası'ndan ekonomi uzmanı James Knightley bir değerlendirmesinde şunları söyledi:

“ABD Merkez Bankasının (FED) iki görevi var. Bunlardan birincisi fiyat istikrarını korumak ve istihdamı en üst düzeye çıkarmak, ikincisi daha büyük zorluklar içeriyor. Dolayısıyla FED’in faiz oranlarını yükseltmek yerine düşürme eğiliminde olduğunu düşünmeye devam ediyoruz.”

Belirsizlik bulutu Euro Bölgesi üzerinde

Euro Bölgesi, Ortadoğu'daki savaşın ve enerji fiyatlarındaki ‘devasa’ artışın hem şirketlerin hem de tüketicilerin güvenine ne kadar zarar verdiğini ortaya çıkaracak verilerle dolu yoğun bir hafta bekliyor. Salı günü, Fransa, Almanya ve tüm Euro Bölgesi için mart ayı ilk PMI verilerinin açıklanmasıyla başlayacak olan hafta, hafta boyunca yayınlanacak bir dizi güven anketiyle devam edecek.

Geçtiğimiz şubat ayındaki rapor, talepte toparlanma sinyalleri ve iyimserlikte bir artışa işaret etse de Ortadoğu’daki son gelişmeler bu ivmeyi baltalama tehdidi oluşturuyor. Bu bağlamda Investec analisti Ryan Djajasaputra, imalat sektörünün enerji maliyetlerindeki sert artıştan ‘en çok zarar görecek’ sektör olacağını vurguladı. Wall Street Journal (WSJ) gazetesine göre Djajasaputra, çatışmanın sebep olduğu ‘belirsizlik bulutunun’ bu ayki PMI üzerinde ağır bir gölge oluşturacağını öngördü.

RGBH
Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde, banka yönetim kurulu toplantısının ardından basın toplantısı düzenledi (Reuters)

Yarın PMI ile birlikte Euro Bölgesi tüketici güvenine ilişkin ön veriler de açıklanacak. Bunu çarşamba günü, yakından takip edilen Almanya İfo İş Ortamı Endeksi izleyecek. Ardından perşembe günü Fransa imalat sektörü güven verileri açıklanacak. Cuma günü ise piyasalar, enerji fiyatlarındaki artışın nihai tüketiciye ne kadar hızlı yansıdığını gösteren önemli bir gösterge olacak İspanya'nın ön enflasyon verilerini bekliyor.

Para politikası açısından ise savaş ortamı, Avrupa Merkez Bankası (ECB) içindeki güç dengesini değiştirdi. Son toplantısında faiz oranlarını sabit tutan banka, yüksek enerji fiyatlarının enflasyonu yeniden tırmandırması halinde faiz artırımına hazır olduğunu açıkça belirtti. London Stock Exchange Group (LSEG) verileri, finans piyasalarının artık Avrupa Merkez Bankası’nın önümüzdeki haziran ayında faiz artışı yapacağına dair fiyatlandığına işaret ediyor.

Bu gergin ortamda, Avrupa tahvil piyasası yoğun bir hareketlilik yaşıyor. Belçika ve Hollanda, pazartesi ve salı günleri ihale düzenleyecek. Alman Finans Ajansı ise salı ve çarşamba günleri çeşitli vadeli tahvillerin ihalesinden önce üç aylık finansman gözden geçirme raporunu açıklayacak. İtalya ise çarşamba ve cuma günleri yapılacak ihalelerle haftayı kapatacak.

İngiltere ve zorlu seçimler

Geçtiğimiz çarşamba günü şubat ayı tüketici fiyat enflasyonu verilerinin açıklanması beklenirken yatırımcılar da bu verileri büyük bir ihtiyatla bekliyor. Bu rakamlar, Ortadoğu'daki savaşın yol açtığı petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki muazzam sıçramadan önceki döneme ait olsa da son şoktan önce ülkenin hareket ettiği fiyat tabanına ilişkin belirleyici bir tablo sunacak.

EFV
Londra'daki İngiltere Merkez Bankası binası yakınlarında bulunan bir bilgilendirme levhası (Reuters)

İngiltere halihazırda yüksek enflasyon seviyeleriyle boğuşuyor. Bu durum, İngiltere Merkez Bankası’nın son toplantısında faiz oranlarını değiştirmeden bırakmasına neden olurken, gerekirse fiyatları kontrol altına almak için faizleri artırabileceğini açıkça ima etti. HSBC'deki ekonomi uzmanları, tüketici fiyat endeksi ve perakende fiyat endeksinin şubat ayı verilerinde yüzde 3 ve yüzde 3,8'de sabitlenebileceğini öngörüyor. Ancak bu tahminleri aşan rakamlar, özellikle 10 yıllık devlet tahvili getirilerinin 2008'den bu yana en yüksek seviyelere ulaşmasıyla birlikte, yatırımcıları paniğe sürükleyebilir.

Enflasyonun yanı sıra salı günü mart ayı imalat ve hizmet sektörlerine ait satın alma yöneticileri endekslerinin ilk verileri açıklanacak; bu veriler, İran'a yönelik askeri operasyonların başlamasından bu yana iş dünyasındaki güvenin ne kadar sarsıldığını gösteren ilk canlı tabloyu sunacak. Hafta, tüketici güven anketi ve perakende satış rakamlarının açıklanmasıyla sona erecek. Bu göstergeler, İngiliz hanelerinin yeni bir enflasyon dalgasıyla başa çıkmaya ne kadar hazır olduklarını yansıtacak.

Çin, Japonya ve ‘enerji güvenliğindeki’ dönüşümler

Öte yandan Çin'deki verilerde göreceli bir sükûnet hakim olsa da BNP Paribas raporları siyasi önceliklerin ‘mali istikrar ve enerji güvenliğine’ doğru yeniden şekillendiğine işaret ediyor. ABD Başkanı Donald Trump'ın Pekin'e yapmayı planladığı ziyaretin ertelenmesiyle, ikili ilişkiler gözlem altında kalmaya devam ediyor.

FVG
Pekin'deki bir Walmart markette meyve ayıran çalışanlar (Reuters)

Çin Japonya ve Güney Kore'ye kıyasla doğrudan enerji şoklarından nispeten daha az etkileniyor. Bu da ülkeye iç politikalarını belirleme konusunda bir miktar bağımsızlık sağlıyor.

Japonya'da ise gözler, yıllık ücret müzakerelerinin sonuçlarına ve hükümetin enerji desteğiyle hafif bir düşüş gösterebilecek enflasyon verilerine odaklanırken, yatırımcılar ise son derece yüksek getiri sunan 40 yıllık Japon devlet tahvillerine olan talebi izliyor.

Diğer taraftan Avustralya, ‘fırtına öncesi sessizlik’ denilebilecek bir ortamda enflasyon verilerini bekliyor. Analistler, İran'daki savaşın etkisiyle önümüzdeki aylarda enflasyon oranlarının yaklaşık yüzde 5 oranında sıçrayacağını öngörüyor. Bu durum, Avustralya Merkez Bankası'nın yıl sonuna kadar faiz oranlarını 5 kez artırma olasılığını güçlendiriyor. Norveç'te ise, mevcut ‘enerji şoku’ nedeniyle Merkez Bankası'nın gelecekteki faiz indirimlerine karşı büyük bir ihtiyat sergilemesi bekleniyor.


ABD Kongresi, İran savaşı için bir “çıkış yolu” arıyor

ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania, İran Savaşı'nda şehit düşen askerlerin cenaze törenine katılırken, 7 Mart 2026 (AP)
ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania, İran Savaşı'nda şehit düşen askerlerin cenaze törenine katılırken, 7 Mart 2026 (AP)
TT

ABD Kongresi, İran savaşı için bir “çıkış yolu” arıyor

ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania, İran Savaşı'nda şehit düşen askerlerin cenaze törenine katılırken, 7 Mart 2026 (AP)
ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania, İran Savaşı'nda şehit düşen askerlerin cenaze törenine katılırken, 7 Mart 2026 (AP)

ABD’nin İran’a karşı savaşı dördüncü haftasına girerken, ABD Başkanı Donald Trump’ın Kongre’nin desteğini almadan askeri operasyonları başlatmasının ardından, ABD’li milletvekillerinin savaşın nasıl sona ereceği, maliyeti ve hedefleri konusunda endişeleri giderek artıyor.

Savaş devam ederken bilançosu da netleşmeye başladı. ABD ve İsrail ile İran arasında yaşanan savaşta şimdiye kadar en az 13 Amerikan askeri hayatını kaybetti, 230'dan fazlası yaralandı. Bunun yanında Beyaz Saray, Savaş Bakanlığı'nın (Pentagon) yaklaşık 200 milyar dolarlık ek fon talebini değerlendiriyor. Bir yandan da müttefik ülkeler İran’ın saldırılarına maruz kalırken petrol fiyatları yükseliyor ve raporlar, binlerce ek Amerikan askerinin Orta Doğu'ya gönderildiğini doğruluyor.

Cumhuriyetçi Senatör Thom Tillis, yaptığı bir açıklamada, “Asıl soru şu: Sonuçta neyi başarmaya çalışıyoruz?” diye sordu ve ardından ‘İranlı liderleri hedef alan her türlü adımı genel olarak desteklediğini’ diye ekledi. ABD Başkanı Trump, cuma günü geç saatlerde yönetiminin savaşın hedefleri konusunda çelişkili sinyaller vermesine rağmen, askeri operasyonları ‘azaltmayı’ değerlendirdiğini söyledi.

Trump, sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda, “Hedeflerimize çok yaklaştık ve İran'ın terörist rejimi ile ilgili olarak Orta Doğu'daki büyük çaplı askeri faaliyetlerimizi kademeli olarak sonlandırmayı düşünüyoruz” diye yazdı.

Trump, açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Hürmüz Boğazı'nı kullanan diğer ülkeler, gerektiğinde onu korumak ve denetlemek zorunda kalacaklar, ancak ABD bunu yapmayacak! Bize talep edilirse, bu ülkelerin Hürmüz Boğazı ile ilgili çabalarına yardımcı olacağız, ancak İran tehdidi ortadan kaldırıldığında bu gerekli olmayacak.”

ABD Kongresi: Savaşı desteklemekle ve savaşın getireceklerine dair endişe arasında

Cumhuriyetçi Başkan Trump’ın, ABD’nin İsrail ile koordineli olarak yürüttüğü savaşa girme kararı, kendi partisinin kontrolündeki Kongre’nin ona hesap sorabilmesini kısıtlıyor. Cumhuriyetçiler çoğunlukla Trump’ın yanında durmuş olsa da yakında savaşın devamı ile ilgili daha hassas kararlarla karşı karşıya kalacaklar. Başkan, ‘Savaş Yetkileri Yasası’ uyarınca Kongre'nin onayı olmadan 60 gün boyunca askeri operasyonlar yürütebilir. Cumhuriyetçiler de şimdiye kadar Demokratların askeri harekatı durdurmak için sunduğu karar tasarılarını kolaylıkla reddetmeyi başardılar.

Ancak milletvekilleri, yönetimin daha kapsamlı bir strateji sunması gerektiği konusunda uyarıda bulundu; aksi takdirde, özellikle 200 milyar dolarlık ek finansman talebi nedeniyle Kongre'de olumsuz tepkilerle karşılaşacağı belirtildi.

Trump'ın savaşın “Ben bitmesi gerektiğini hissettiğimde sona erecek” yönündeki açıklamaları geniş çapta endişe yarattı. Demokrat Senatör Mark Warner, “Ne zaman öyle hissedecek? Bu delilik” açıklamasında bulundu.

“Görev ‘neredeyse tamamlandı’”

Savaşın devam etmesine rağmen, Başkan’ın partisi bu durumla doğrudan yüzleşmeye hazır görünmüyor. Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson, askeri operasyonun yakında sona ereceğini söyledi. Johnson, yaptığı açıklamada, “Asıl görevin şu anda neredeyse tamamlandığını düşünüyorum” diyerek hedeflerin ‘balistik füzeleri ve üretim araçlarını imha etmek ve İran'ın deniz kuvvetlerini felç etmek’ olduğunu söyledi. Temsilciler Meclisi Başkanı, bu hedeflerin zaten gerçekleştirildiğini belirtti.

Ancak İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki gemileri tehdit etme kabiliyetinin, özellikle de ABD'nin müttefiklerinin çoğunun Trump'ın askeri destek talebine yanıt vermeyi reddetmesi nedeniyle, ‘çatışmayı biraz uzattığını’ kabul etti. Johnson, “Durum sakinleştiğinde, görevin neredeyse tamamlanmış olacağını düşünüyorum” dedi. Buna karşın Trump yönetimin, İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engellemek ve füze kapasitesini azaltmak gibi hedeflerinin halen ‘belirsiz ve değişken’ olduğunu düşünen Warner, “Rejim değişikliği mi? Mümkün değil. Zenginleştirilmiş uranyumdan kurtulmak mı? Kara kuvvetleri konuşlandırılmadan olmaz” ifadelerini kullandı.

Bütçe sorunu

ABD'de yasama organı olan Kongre, harcamaları kontrol etme yetkisini elinde tutuyor. Bu da Trump yönetimi üzerinde önemli bir baskı aracı. Pentagon, Beyaz Saray'dan yaklaşık 200 milyar dolarlık ek bütçe talep etti. Bu yüksek rakamın geniş bir destek bulması pek olası görünmüyor. Senato'daki Demokratların lideri Chuck Schumer bu rakamı ‘abartılı’ olarak nitelendirdi.

ABD’de bu yıl onaylanan savunma harcamaları 800 milyar doları aşarken Kongre, daha önce de önümüzdeki yıllarda Pentagon'a 150 milyar dolarlık ek kaynak sağlayan bir vergi indirimi paketini onaylamıştı.

Senatör Mazie Hirono, ABD'nin başka öncelikleri olduğunu belirterek, sağlık hizmetleri ve gıda yardımı programlarına ayrılan fonların kesilmesini eleştirdi.

Yasal süreye karşı zaman yarışı

ABD’li bazı temsilciler, 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından yaşanan süreci hatırlattı. O dönemde dönemin ABD Başkanı George Bush’un askeri güç kullanımı için Kongre’den yetki istemişti. Hirono, “Bunlar, Amerikan halkı için odaklanmamız gereken konular” diye ekledi.

Cumhuriyetçi Senatör Tillis ise Trump'ın şu anda ‘Savaş Yetkileri Yasası’ kapsamında hareket etme alanına sahip olduğunu, ancak bunun yakında değişeceğini belirtti. Tillis, “Yaklaşık 45 gün geçtikten sonra yönetim, ya savaşı sürdürmek için resmi yetki talep etmek ya da savaştan çıkmak için net bir yol sunmak şeklindeki iki seçenekten birini netleştirmek zorunda kalacak” diye ekledi.