ABD - Çin çıkmazı: İlişkilerin canlanması mı yoksa çatışmaların ertelenmesi mi?

ABD Dışişleri Bakanlığı, ‘Pekin ile rekabetin çatışmaya dönüştüğü’ konusunda uyardı.

Blinken, Çin’e ilk ziyaretini gerçekleştirdi. (AP)
Blinken, Çin’e ilk ziyaretini gerçekleştirdi. (AP)
TT

ABD - Çin çıkmazı: İlişkilerin canlanması mı yoksa çatışmaların ertelenmesi mi?

Blinken, Çin’e ilk ziyaretini gerçekleştirdi. (AP)
Blinken, Çin’e ilk ziyaretini gerçekleştirdi. (AP)

ABD yönetimi, küresel ihtilafların ve jeopolitik çatışmaların ortasında, en büyük rakibi Çin ile iletişim kanallarını yeniden kurmaya çalışıyor. Bazıları, iki ülke ilişkilerinde yaşanan krizin ardından durumun, Rusya- Ukrayna savaşının başlamasından bu yana uluslararası toplumun sallanan temellerini sarsacak yeni bir çatışma dalgasının patlak vermesine yol açacağından korkuyor.

Ortadoğu ile doğu arasındaki iş birliğinin bir meyvesi olan ‘Washington Raporu’ programı, ABD- Çin ilişkilerini ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’in yakın zamanda Çin’e yaptığı ziyaret ışığında sunacak. Program, ABD tarafının deyimiyle iki ülke arasındaki ‘dalgalanan ilişkilerin gidişatını düzeltmeyi’ amaçlıyor.

‘Onarım’ listesi, ABD- Meksika sınırındaki fentanil uyuşturucu krizine ek olarak Ukrayna ve İran’dan Tayvan’a ve Küba’daki Çin casus üssüne kadar pek çok tartışmalı dosyayı içeriyor.

Blinken’in ziyareti, başarılı oldu mu?

ABD Dışişleri Bakanlığı, Demokratların Beyaz Saray’da iktidara gelmesinden bu yana Blinken’ın ilk ziyaretinin amacının, ‘Pekin ile çekişme noktalarına tanık olan alanlarda ABD’nin konumunu ve niyetlerini netleştirmenin yanı sıra Çin ile yüksek düzeyde bir iletişim sürdürme’ olduğuna inanıyor.

Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Nathan Tek şu açıklamada bulundu:

“Bu hedeflere ulaşılmasıyla bu yolculuğun başarı ile taçlandırıldığına inanıyoruz. Dışişleri Bakanı’nın Pekin’de gerçekleştirdiği samimi, yapıcı ve verimli görüşmelerden sonra, rekabetin bir tür çatışmaya dönüşmemesi için Çin ile iletişim ve diyalogu sürdürme yolunda olduğumuzdan eminiz.”

Tek, iki taraf arasındaki diyaloğun anlaşmazlık noktalarıyla sınırlı olmadığını belirterek, ‘özellikle iki ülkeyi tehdit eden sorunlar ve zorluklarla ilgili olarak iki ülkenin çıkarlarının birleştiği olası iş birliği alanlarına’ değindiklerine dikkat çekti.

Diğer yandan ABD Dışişleri Bakanlığı Danışmanı John Sitilides, “Bu ziyaretin başarılı olup olmadığını söylemek için çok erken” dedi. Sitilides, Washington ile Pekin arasında üst düzey temasların korunmasının önemine rağmen görüşme sırasındaki görsel faktörün tartışmalı olduğunu dile getirdi. Sitilides, ne kastettiğini şu ifadelerle açıkladı;

“Devley Başkanı Şi, Dışişleri Bakanı Blinken ile yaptığı görüşmede ondan uzakta ve farklı bir seviyede oturdu. Ancak Trump’ın başkanlığı sırasında Mike Pompeo ve Obama’nın başkanlığı sırasında Hillary Clinton ile görüştüğünde onların yanına oturmuştu.”

ABD’li danışman ayrıca Çin tarafının ABD tarafına ‘üstünlüğünü’ gösteren bu görsel unsurun amaçlandığına ve yurtdışından çok Çin’in iç kesimlerine bir mesaj göndermeyi amaçladığına dikkat çekti.

Demokrasileri Savunma Vakfı Ekonomik ve Mali Güç Merkezi Başkanı Elaine Dezenski de Sitilides’in ifadelerine destek verdi. Görüşmenin iki ülke arasındaki gerginlik ışığında ‘ileriye doğru bir adım’ olduğuna dikkat çeken Dezenski şu açıklamada bulundu:

“Çin, şu anda özellikle yavaşlayan ekonomi, yaşlanan nüfus ve Çin’den ana tedarik zincirlerinden ayrılmaya doğru kayması nedeniyle zor durumda. Çin, ABD ve Batı ile daha geniş bir şekilde yeniden bağlantı kurmak mı istiyor yoksa farklı bir yaklaşım benimsemek ve Rusya, Küba, Suriye, İran ve Kuzey Kore gibi diğer diktatörlük rejimleriyle ortaklığını güçlendirmek mi istiyor?”

Çin- ABD Çalışmaları Enstitüsü’nde üst düzey araştırmacı olan Saurabh Gupta ise Çin’in iki ülke arasındaki ilişkilerde ABD’nin sahip olduğu beklentilerin aynısına sahip olmadığını dile getirdi:

“Çin, ABD ile ilişkilerin öneminin farkında. Ancak bu ilişkiden beklentileri aynı değildir ve ilişkinin Trump öncesi dönemdeki haline geri döneceğine inanmamaktadır. İlişkinin, başlangıçta bozulduğunun farkında. Fakat bu ilişkinin istikrara kavuşturulabileceği bir anlayış arıyor. Yapmaya çalıştığı şey, iki tarafın katılacağı yeni bir stratejik çerçeve belirlemektir, böylece bir tür barışçıl ve yapıcı bir birliktelik olacak.”

Rus- Ukrayna savaşı ve Çin’in ‘tarafsızlığı’

Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Nathan Tek, Blinken’in ‘ABD’nin Rusya’nın Ukrayna’daki hamleleriyle ilgili endişeleri konusunda çok net olduğunu’ ve ayrıca ‘Çin’in veya başka bir ülkenin Rusya’ya destek sağlaması durumunda bu endişeleri iletme konusunda’ net olduğunu vurguladı. ABD’nin Çin’in Rusya’ya ölümcül silahlar sağlayacağı korkusuna atıfta bulunan Tek şunları söyledi:

“ABD, Çin ve dünyadaki diğerleri de dahil olmak üzere tüm ülkelerin Ukrayna’da adil ve kalıcı bir barışın sağlanmasında ortak çıkarları olduğuna inanıyoruz. Taraflardan hiçbirinin duruma müdahale etmemesini ve durumu istikrarsızlaştırmamasını sağlamak için Çin Halk Cumhuriyeti ile bu düzeyde ilişki kurmaya devam edeceğiz.”

Dezenski ise Çin liderinin ‘isterse’ Rusya- Ukrayna krizini çözmek için daha fazlasını yapabileceğine dikkat çekerek, “Ancak şu an her düzeyde oynamak istiyor gibi görünüyor” dedi. Elaine Dezenski, “Çin hükümetine ait şirketlerin savaş çabalarını desteklediğini ve Çin’in Putin’i bir dereceye kadar desteklemeye çalıştığını görüyoruz. Zira savaşa devam etmesine izin veriyor ve Rus faaliyetlerine kırmızı çizgi koymuyor. Ayrıca bir barış planına pratik bir çözüm sunmadan yeniden yapılanma çabalarına katılmak istiyor” diyerek, ‘tüm cephelerde oynamanın neden olduğu sorunun, net bir yolun olmaması’ olduğunu vurguladı.

Gupta ise farklı bir yaklaşım önerirken, “Çin’in Rusya üzerindeki nüfuzunu kullanması muhtemelken, Fransa gibi bir ülke Ukrayna üzerindeki nüfuzunu iki tarafın buluşabileceği zeminler yaratmak için kullanabilir” ifadesini kullandı.

Çin’in nüfuzunu Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e karşı kullanmayacağını da belirten Saurabh Gupta, “Tayvan ile benzer bir senaryo yaşanması durumunda Rusya’nın, kendi yanında olmasını istiyor” dedi. Ayrıca Çin’in Avrupa güvenlik mimarisindeki çıkarlarının asgari düzeyde olduğuna dikkat çekti.

Sitilides’e gelince; Pekin’in, Dışişleri Bakanı Blinken’in Rusya’nın Ukrayna’yı işgali hakkındaki görüşüyle ​​oldukça ilgilendiğini ifade etti. John Sitilides, “Çin’in Asya ve Avrupa tiyatrosunda kendi çıkarları var ve bu savaştan ustaca yararlandı” diyerek, Pekin’in Rus petrolünü ve doğal gazını çok düşük fiyatlara aldığına dikkati çekti. “Rusya- Ukrayna savaşı, ABD ve NATO ittifakının topçu mühimmatını da tüketiyor” diyen ABD’li Danışman, ABD’nin en az 5 yıl bu mühimmat yenileyemeyeceğini söyledi. Sitilides sözlerini şöyle sürdürdü:

“Çin, bu çatışma donmuş bir çatışmaya ve bir tür çıkmaz sokağa dönüştüğünde durumu kurtarmak için tarafsız olacak ve dünyanın geri kalanının kendisine gelmesini bekleyecektir. ABD’nin, Tayvan konusunda bir çatışma durumunda çok yararlı olabilecek füzelerinin bitmesine izin verecektir.”

Küba’daki casus üssü

Dışişleri Bakanlığı, iki taraf arasındaki ‘istihbarat konuları veya özel diplomatik görüşmeler hakkında’ yapılan görüşmelerin ayrıntılarına girmeyi kabul etmedi. Ancak Tek, Blinken’ın Pekin ziyareti sırasında Küba’daki casus üssü sorununu Çin tarafıyla gündeme getirdiğini belirtti.

Ayrıca, ‘ilişkilerin çatışmaya dönüşmemesi için’ Çin ile diyaloğu sürdürmenin önemli olduğunu vurgulayan Tek, “Bu ilişkinin çok önemli olduğuna inanıyoruz. 21’inci yüzyılda daha da önemli. İletişimi bu kadar önemli kılan da bu” diyerek, ABD’nin ‘iki ülke arasındaki askeri iletişim kanallarının geri verilmesi konusunda ısrar etmeye devam edeceğine’ vurgu yaptı.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Dezenski ise Çin’in ABD yakınlarındaki Küba’da bir casus üssü kurma hedefinin, bir tür ‘psikolojik manipülasyon’ olduğuna dikkat çekti. Ancak gerçeğin ‘Çin’in, ABD’nin her yerini dinlediğini’ belirten Dezenski, “ABD’nin içerisinde, akademik kurumlarda, şirketlerde vb. Çin etkisi var. Yani bu istihbarat ve veri toplama sorunu Küba casusluğundan çok daha derin. Bu her yerde oluyor” ifadelerini kullandı.

‘Açık’ ABD politikası

Biden’ın Çin Cumhurbaşkanı’nı bir diktatör olarak nitelendirmesinin ardından Tek, Blinken’ın ziyaretinin hemen sonrasında Çin- ABD gerginliğine doğrudan yanıt vermekten kaçındı. “Şaşırtıcı olmayan bir şekilde ABD Başkanı, çok çeşitli konularda ABD ile Çin arasındaki farklı noktalara ilişkin görüşlerini dile getirdi” diyen Nathan Tek sözlerini şöyle sürdürdü:

“ABD, Çin Halk Cumhuriyeti ile şiddetli bir şekilde rekabet etmeye devam edecek. Onunla farklı görüşleri açık ve net bir şekilde ifade etmeye devam edeceğiz. Ancak istikrarlı ve sorumlu olmasını ve bir çatışmaya dönüşmemesini sağlamak için rekabetin sorumlu ve dikkatli olmasını sağlayacağız.”

Sitilides ise Pekin’in ABD’ye karşı ‘sistematik bir savaş’ yürüttüğünü söyleyerek, Çin’in bu rekabetteki niyetinin hafife alınmaması konusunda uyarıda bulundu. “Fentanil krizinde gördüğümüz kimyasal savaşı ve Kovid-19 virüsüyle biyolojik savaşı içeren sınırsız bir savaş var” diyen yetkili, “Çin, 2049 yılına kadar küresel ekonomik, askeri ve siyasi lider olarak ABD’nin yerini alma arzusunu gizlemiyor” açıklamasında bulundu.

Çin’in Ortadoğu’da artan nüfuzu hakkında ise şunları söyledi:

“ABD’nin Ortadoğu’daki politikasının Çin gibi bir ülkeye hareket etmesi için alan bırakan bir yeniden değerlendirme olduğunu düşünüyorum. Dostları ve müttefikleri düşmana veya ABD ile Çin arasında denge bulmaya çalışan ortaklara dönüştürmemeye dikkat etmeliyiz. Bu, Ortadoğu’daki istikrarı etkileyecektir. Özellikle de İran silah üretmek için uranyum zenginleştirmeyi başarırsa, böylece Ortadoğu’da savaşın vurduğu bir bölgede nükleer silahların yayılması olasılığına sahibiz. Bunun olmasına izin veremeyiz.”



Trump, uluslararası suç örgütlerine karşı siber araçların kullanımına izin verdi

Trump'ın imzaladığı memorandumda, yabancı suç örgütleri tarafından gerçekleştirilen fidye yazılımı saldırıları “uluslararası faaliyet gösteren suç örgütlerinin” gerçekleştirdiği saldırılar olarak nitelendirildi. (Reuters)
Trump'ın imzaladığı memorandumda, yabancı suç örgütleri tarafından gerçekleştirilen fidye yazılımı saldırıları “uluslararası faaliyet gösteren suç örgütlerinin” gerçekleştirdiği saldırılar olarak nitelendirildi. (Reuters)
TT

Trump, uluslararası suç örgütlerine karşı siber araçların kullanımına izin verdi

Trump'ın imzaladığı memorandumda, yabancı suç örgütleri tarafından gerçekleştirilen fidye yazılımı saldırıları “uluslararası faaliyet gösteren suç örgütlerinin” gerçekleştirdiği saldırılar olarak nitelendirildi. (Reuters)
Trump'ın imzaladığı memorandumda, yabancı suç örgütleri tarafından gerçekleştirilen fidye yazılımı saldırıları “uluslararası faaliyet gösteren suç örgütlerinin” gerçekleştirdiği saldırılar olarak nitelendirildi. (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’ın açıklamasına göre federal kolluk kuvvetlerinin, ABD yargı yetkisinin dışında faaliyet gösteren ve Amerikalılara yönelik saldırılar düzenleyen uluslararası suç örgütleriyle mücadelede siber araçları kullanmasına imkân sağlayacak bir memorandum imzaladı.

Beyaz Saray, Trump’ın imzaladığı Ulusal Güvenlik Başkanlık Memorandumu ile yönetimine, “özel sektörün kapasite ve yeniliklerinden yararlanarak bu siber operasyonların ABD hükümetinin gözetimi, yönlendirmesi ve yetkisi altında yürütülmesini sağlama” talimatı verildiğini bildirdi.

Beyaz Saray, memorandumla ilgili dün yaptığı açıklamasında, yabancı suç örgütlerinin gerçekleştirdiği fidye yazılımı saldırıları, mali dolandırıcılık operasyonları ve diğer suçlara dikkat çekti. Söz konusu örgütler memorandumda “uluslararası faaliyet gösteren suç örgütleri” olarak tanımlandı.

Beyaz Saray ayrıca memorandumun, özel sektör şirketlerini; diğer özel kuruluşların yanı sıra federal hükümet, eyalet yönetimleri ve yerel kurumlarla anlaşmalar yaparak uluslararası suç örgütleriyle bağlantılı tehditler hakkında bilgi toplamaya ve bu tehditlere karşı siber operasyonlar önermeye teşvik eden bir çerçeve oluşturduğunu belirtti.

Memoranduma göre, uygun şartları taşıyan şirketler, federal hükümetin gözetimi altında belirlenen hedeflere yönelik “elektronik gözetim ve elektronik etki operasyonları” yürütecek.

Memorandumda, “elektronik etkilerin; söz konusu örgütlerin kontrolündeki bilgi sistemleri, ağlar veya bu sistemler tarafından kontrol edilen fiziksel ya da sanal altyapının manipüle edilmesi, devre dışı bırakılması, engellenmesi, zarar görmesi veya yok edilmesi ya da bunlarda depolanan bilgilerin etkilenmesini kapsadığı” belirtildi.

Özel sektör şirketlerinin suç örgütleri ve diğer hedeflere karşı siber operasyonlara katılması fikri yeni değil. Ancak bu uygulama, istenmeyen sonuçlar doğurabileceği ve kurumlar arasında koordinasyon sorunlarına yol açabileceği endişeleri nedeniyle daha önce de tartışmalara neden olmuştu.


Çin’in cesur ekonomik dönüşümünün mimarı vefat etti

Eski Çin Başbakanı Zhu Rongji ile eski ABD Başkanı Bill Clinton, 1999 yılında Washington’da düzenlenen bir basın toplantısında (AFP)
Eski Çin Başbakanı Zhu Rongji ile eski ABD Başkanı Bill Clinton, 1999 yılında Washington’da düzenlenen bir basın toplantısında (AFP)
TT

Çin’in cesur ekonomik dönüşümünün mimarı vefat etti

Eski Çin Başbakanı Zhu Rongji ile eski ABD Başkanı Bill Clinton, 1999 yılında Washington’da düzenlenen bir basın toplantısında (AFP)
Eski Çin Başbakanı Zhu Rongji ile eski ABD Başkanı Bill Clinton, 1999 yılında Washington’da düzenlenen bir basın toplantısında (AFP)

Çin’in eski Başbakanı Zhu Rongji bugün 97 yaşında hayatını kaybetti. Zhu, Çin’in modern tarihindeki en kritik dönüşüm dönemlerinden biriyle özdeşleşen ekonomik bir miras bıraktı. Eski başbakan, kamu şirketlerinin yeniden yapılandırılması, konut mülkiyetinin yaygınlaştırılması ve Pekin’in Dünya Ticaret Örgütü’ne (WTO) üyeliğinin önünü açan zorlu reformlara öncülük etmişti.

Çin resmi haber ajansı Xinhua, Zhu’nun bir süredir devam eden hastalığının ardından Pekin’de yaşamını yitirdiğini bildirdi. Resmi taziye mesajında, Çin Komünist Partisi’nin önde gelen üyelerinden biri olarak nitelendirilen Zhu’nun hayatını ülkesine hizmet etmeye adadığı belirtildi. 1998-2003 yılları arasında başbakanlık görevini yürüten Zhu, ekonomik açıdan Çin’i zarar eden kamu kuruluşlarının ağırlıkta olduğu bir yapıdan, küresel ekonomiye daha fazla entegre olmuş sanayi ve ticaret gücüne dönüştüren başlıca isimlerden biri olarak hatırlanacak.

Zhu, başbakan olmadan önce, 1990’lı yıllarda enflasyonu kontrol altına almak amacıyla yürüttüğü sert mücadeleyle ekonomik itibar kazandı. Bu süreçte kredi kısıtlamalarına başvuran ve zarar eden kamu şirketleri üzerinde baskı kuran Zhu, sert ve doğrudan yönetim tarzıyla tanındı. Reformlara karşı çıkan yerel yöneticiler ve kamu kuruluşlarının yöneticileriyle karşı karşıya gelmekten çekinmedi.

Zhu’nun 1998’de başbakan olmasıyla reform süreci daha cesur bir aşamaya taşındı. Zhu, kâr etmeyen kamu kuruluşlarının kapsamlı biçimde yeniden yapılandırılmasını savundu. Milyonlarca çalışanın işini kaybetmesine yol açan bu süreç, aynı zamanda daha verimli ve kârlı bir sanayi sektörünün temellerini attı. Zhu’nun amacı ekonomiyi tamamen özelleştirmekten ziyade bankalar, petrol ve havacılık şirketleri gibi büyük kuruluşları, devlet kontrolünü koruyarak ticari esaslarla faaliyet gösteren yapılara dönüştürmekti.

Aynı yıl, Çin kentlerinin ekonomik ve sosyal yaşamını değiştiren bir başka reforma daha imza attı. Kamu şirketlerinin mülkiyetindeki konutların, bu konutlarda yaşayanlara satılmasını sağlayan Zhu, özel konut mülkiyetinin yaygınlaşmasına katkıda bulundu. Bu adım, daha sonra Çin ekonomisinin en önemli büyüme motorlarından biri haline gelecek emlak sektöründeki büyük patlamanın da önünü açtı.

En büyük başarı

Ancak Zhu’nun adıyla en fazla özdeşleşen başarı, Çin’in WTO’ya üyeliği için yürütülen zorlu müzakerelere liderlik etmesi oldu. 1999’daki müzakereler sırasında ülke içinde yükselen itirazlara ve Washington’la yaşanan anlaşmazlıklara rağmen Zhu, piyasaların dışa açılması yönündeki çabalarını sürdürdü. Çin, sonunda Aralık 2001’de WTO’ya üye oldu.

Bu üyelik, Çin açısından tarihi bir dönüm noktası niteliğindeydi. Çinli şirketlere küresel pazarlara daha geniş erişim sağlayan üyelik, yabancı yatırımları çekti ve ülkenin dünyanın en büyük üretim merkezine dönüşümünü hızlandırdı. Çin ekonomisi izleyen 10 yılda yıllık yüzde 8’in üzerinde büyüme oranlarını korurken, ülke 2010 yılında Japonya’yı geride bırakarak dünyanın ikinci büyük ekonomisi haline geldi. Zhu, kamu maliyesi alanında da önemli bir iz bıraktı. 1990’lı yıllarda, vergi gelirlerinin daha büyük bir bölümünün yerel yönetimlerden Pekin yönetimine aktarılmasını sağlayan bir vergi sisteminin oluşturulmasına katkıda bulundu. Bu düzenleme, merkezi hükümetin ekonomiyi yönetme ve politikalarını finanse etme kapasitesini güçlendirdi.

Olağanüstü bir kariyer

Zhu’nun kişisel kariyeri de Çin’in geçirdiği dönüşümlerin bir yansıması niteliğindeydi. 1928 yılında Hunan’da doğan Zhu, 1957’de siyasi olarak dışlandı. Daha sonra Kültür Devrimi sırasında kırsal bölgelerde çalışmaya gönderildi. 1979’da ise siyasi itibarı iade edildi.

Bunun ardından hızla yükselen Zhu, önce Şanghay Belediye Başkanlığı görevini, ardından başbakan yardımcılığını üstlendi ve nihayetinde hükümetin başına geçti.

Reformlarının toplumsal maliyetine ilişkin tartışmalara rağmen Zhu’nun ekonomik mirası açık bir anlayışa dayanıyordu: Ekonominin uzun vadede rekabet gücünü yeniden kazanabilmesi için kısa vadeli bedelleri göze almak. Bu yönüyle Zhu, yalnızca hızlı büyüme dönemini yöneten bir hükümet başkanı değil, Çin’in küresel bir ticaret ve sanayi gücüne dönüşmesini mümkün kılan ekonomik yapının başlıca mimarlarından biri olarak öne çıktı.


ABD’nin Karadeniz’deki ateşi söndürmeye yönelik hamlesi

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rus Deniz Kuvvetleri'ne ait Varyag güdümlü füze kruvazörünü ziyareti sırasında, Uzak Doğu'daki Sahalin Adası açıklarında Pasifik Filosu'nun deniz tatbikatlarının son aşamasını denetlerken (AFP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rus Deniz Kuvvetleri'ne ait Varyag güdümlü füze kruvazörünü ziyareti sırasında, Uzak Doğu'daki Sahalin Adası açıklarında Pasifik Filosu'nun deniz tatbikatlarının son aşamasını denetlerken (AFP)
TT

ABD’nin Karadeniz’deki ateşi söndürmeye yönelik hamlesi

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rus Deniz Kuvvetleri'ne ait Varyag güdümlü füze kruvazörünü ziyareti sırasında, Uzak Doğu'daki Sahalin Adası açıklarında Pasifik Filosu'nun deniz tatbikatlarının son aşamasını denetlerken (AFP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rus Deniz Kuvvetleri'ne ait Varyag güdümlü füze kruvazörünü ziyareti sırasında, Uzak Doğu'daki Sahalin Adası açıklarında Pasifik Filosu'nun deniz tatbikatlarının son aşamasını denetlerken (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Rusya ile Ukrayna arasında Karadeniz’de karşılıklı devam eden bombardımanı durdurmaya çalışıyor. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in temmuz ayı sonlarında Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde ilettiği talep üzerine Kiev, Karadeniz kıyısındaki Novorossiysk Limanı’nı kullanan tankerlere yönelik saldırılarını geçici olarak durdurdu.

Financial Times gazetesinin Ukraynalı yetkililere dayandırdığı habere göre Kiev, Ukrayna’nın yaptırımlarına tabi olmaması veya Rus petrolü ve malları taşımaması şartıyla Hazar Boru Hattı Konsorsiyumu (CPC) tesislerini ve Rusya bandralı olmayan tankerleri hedef almamayı kabul etti. ABD yönetimi ise varılan mutabakatın detaylarını henüz resmi olarak doğrulamadı.

Söz konusu tesisin sahip olduğu kritik önem, Kazakistan petrolünü Rusya toprakları üzerinden ihraç etmesinden ve ABD merkezli Chevron ile ExxonMobil şirketlerinin bu hattı besleyen projelerde büyük hisselerinin bulunmasından kaynaklanıyor. Temmuz ayındaki saldırılar yükleme operasyonlarının beşten birine varan oranını akamete uğratmış ve Kazakistan’ın petrol üretiminde bir ayda yüzde 14’lük bir düşüşe yol açmıştı. Bu durum, fiyatlarda dalgalanma yaşanması ve her iki şirketin zarar görmesi yönündeki endişeleri tetiklemişti.