Putin Ukrayna’daki savaşın kritik anında kimleri dinliyor?

Putin’in yakın çevresinde savaşı kimler yönetiyor?

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (EPA)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (EPA)
TT

Putin Ukrayna’daki savaşın kritik anında kimleri dinliyor?

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (EPA)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (EPA)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali devam ederken her zaman yalnız biri gibi göründü, ancak Putin yıllardır pek değişmeyen ‘çok sadık bir çevre’ tarafından destekleniyor.

Şarku’l Avsat’ın BBC’den aktardığı analize göre, Başkomutan olarak, işgalin nihai sorumluluğu Putin’e ait. Ancak o, kariyerlerine Rusya’nın güvenlik servislerinde başlayan yakın çevresine güveniyor.

Rus ordusunun liderliğine isyan eden Wagner lideri Yevgeny Prigojin, Putin’in yakın ve güçlü bir müttefikiydi, ancak asla bu çevrenin bir parçası olmadı.

Peki Rusya Devlet Başkanı, Ukrayna’daki savaşın bu kritik anında kimleri dinliyor?

Savunma Bakanı Sergey Şoygu

Savunma Bakanı Sergey Şoygu ve Genelkurmay Başkanı Valery Gerasimov aylardır Prigojin’in hedefindeydi.

Prigojin, her ikisini de Ukrayna’daki savaşta on binlerce Rus’un ölümünden sorumlu olmakla suçladı.

Böylece bu uzun ve çetin bir çatışma, ulusal bir krize dönüştü.

Putin’in kulak verdiği biri varsa, o da geçmişte birlikte Sibirya’ya avlanma ve balık tutma gezilerine gittiği ve bir zamanlar potansiyel halefi olarak görülen, uzun süredir sırdaşı olan Savunma Bakanı Şoygu’dur.

Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu (EPA)
Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu (EPA)

Şoygu, savaşta hayati bir rol oynamaya devam ediyor, ancak Prigojin onu Ukrayna’daki gerçekler hakkında başkana yalan söylemekle suçluyor.

Bakan Şoygu, 2014 yılında Kırım’ın askeri olarak ele geçirilmesinden sorumluydu.

Ayrıca, İngiltere’de Salisbury’de 2018’de meydana gelen iki sinir gazı zehirlenmesi ve 2020’de Sibirya’da Rus muhalefet lideri Aleksey Navalni’ye neredeyse ölümcül saldırıda bulunmakla suçlanan Rus Askeri İstihbarat Teşkilatı’ndan da sorumluydu.

Güvenlik uzmanı ve Rus yazar Andrei Soldatov, Şoygu’nun Putin’in dinlediği en etkili ses olduğunu söyleyerek şunları ekledi;

“Şoygu sadece ordudan sorumlu değil, aynı zamanda kısmen ideolojiden de sorumlu. Rusya’da ideoloji çoğunlukla tarihle ilgili ve anlatıyı kontrol ediyor.”

Genelkurmay Başkanı Valery Gerasimov

Genelkurmay Başkanı olarak Gerasimov’un görevi, Ukrayna’yı işgal etmek ve görevi hızlı bir şekilde tamamlamaktı ve standarda göre işi bitiremedi.

Ancak Sovyet döneminden bu yana en uzun süre görev yapan Genelkurmay Başkanı olmasının bir nedeni var. Putin açıkça ona güveniyor.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Silahlı Kuvvetler Genelkurmay Başkanı Valery Gerasimov (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Silahlı Kuvvetler Genelkurmay Başkanı Valery Gerasimov (AP)

Gerasimov, 1999’da Çeçen savaşında orduyu komuta ettiğinden beri Rusya’nın askeri operasyonlarında önemli bir rol oynadı ve Belarus’taki savaş öncesi askeri tatbikatları denetleyerek, Ukrayna için askeri planlamanın ön saflarında yer aldı.

Kırım’ın ilhakı için yürütülen askeri harekatta da önemli bir rolü vardı.

Gerasimov, Mayıs 2022’de Moskova’da düzenlenen yıllık askeri geçit törenine katılmadı. Yine de bu yıl Ocak ayında, şu anda yardımcısı olan General Sergey Surovikin’in yerine Ukrayna’daki kuvvetlerin komutanlığına atandı.

Rusya Güvenlik Konseyi Başkanı Nikolay Patruşev

University College London’da Rus siyaseti doçenti olan Ben Noble’ya göre Patruşev, Batı’nın yıllardır Rusya’yı alt etmeye çalıştığına inanan ‘en şahin’ isimlerden biri.

Rusya Güvenlik Konseyi Başkanı Nikolay Patruşev (Reuters)
Rusya Güvenlik Konseyi Başkanı Nikolay Patruşev (Reuters)

Patruşev, Sovyetler Birliği döneminde Leningrad olarak bilinen St. Petersburg’da 1970’lerden beri onunla birlikte hizmet veren Putin’e sadık üç isimden biri.

Diğer iki sadık kişi ise, Rus Güvenlik Servisi (FSB) Başkanı Alexander Bortnikov ve Rusya Dış İstihbarat Servisi (SVR) Başkanı Sergey Narışkin.

Çok az kişinin Putin üzerinde Patruşev kadar etkisi var.

Putin, Komünist dönemde onunla sadece eski KGB’de çalışmakla kalmadı, 1999’dan 2008’e kadar Rusya Federal Güvenlik Servisi’nin Başkanı olarak onun yerini aldı.

Ben Noble, Patruşev hakkında, “Başlıca savaş naraları atan o ve Putin’i daha aşırı bir pozisyona doğru ilerlettiği hissi var” dedi.

Rusya Federal Güvenlik Servisi Direktörü Aleksandr Bortnikov

Kremlin gözlemcileri, Putin’in güvenlik servislerinden aldığı bilgilere diğer tüm kaynaklardan daha fazla güvendiğini ve Bortnikov’un Putin’in ‘gizli sığınağının’ bir parçası olarak görüldüğünü söylüyor.

Rusya Federal Güvenlik Servisi Direktörü Aleksandr Bortnikov (Reuters)
Rusya Federal Güvenlik Servisi Direktörü Aleksandr Bortnikov (Reuters)

Bortnikov, Nikolay Patruşev görevden ayrıldığında onun yerine geçerek, Rusya Federal Güvenlik Servisi liderliğini devraldı.

Rusya Federal Güvenlik Servisi’nin diğer kolluk kuvvetleri üzerinde önemli bir etkisi var ve hatta kendi özel kuvvetleri bulunuyor.

Rusya Dış İstihbarat Servisi Başkanı Sergey Narışkin

‘Leningrad üçlüsü’ içinde yer alan Narışkin, kariyerinin büyük bir bölümünde Putin’in yanında yer aldı.

Ancak bu, savaştan önceki durumla ilgili değerlendirmesi sorulduğunda ne söyleyeceğini unutması nedeniyle, Putin tarafından kameralar önünde azarlanmasını engellemedi.

Rusya Dış İstihbarat Servisi Başkanı Sergey Narışkin (AFP)
Rusya Dış İstihbarat Servisi Başkanı Sergey Narışkin (AFP)

Narışkin, 1990’larda St. Petersburg’da gölge başkan olarak çalıştı. Ardından 2004’te Putin’in ofisinde görev aldı ve sonunda parlamento sözcüsü oldu.

Ancak aynı zamanda Rus Tarih Derneğinin de başında bulunuyor ve derneğin başkana eylemleri için ideolojik gerekçeler sağlamada önemli olduğunu kanıtladı.

Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov

Lavrov, 19 yıl boyunca Rusya’nın en kıdemli diplomatı oldu ve karar alma süreçlerinde büyük bir rolü olduğu düşünülmese de, Rusya’nın durumunu dünyaya sundu.

73 yaşındaki Lavrov, Putin’in geçmişinden gelen kişilere büyük ölçüde güvendiğinin bir başka kanıtı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (AP)
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (AP)

Başından beri Putin’e sadık olmasına rağmen, Ukrayna konusunda karar alma süreçlerinde herhangi bir rolü olduğu düşünülmüyor.

Görevi, Afrika, Latin Amerika ve başka yerlerde Rusya’ya destek toplamak ve ülkesini emperyalizme karşı bir savaşçı olarak tanıtmak.

Lavrov, Ukrayna’yı bir ‘Nazi rejimi’ olarak resmetmek için Rusya’nın savaş söylemini uç noktalara taşıdı.

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’in Yahudi olmasının hiçbir anlamı olmadığını savunan Lavrov, “Yanılıyor olabilirim ama Hitler’de de Yahudi kanı vardı” dedi.

Rusya Parlamentosunun üst kanadı Federasyon Konseyi Başkanı Valentina Matviyenko

Matviyenko, Putin’in çevresinde ender görülen bir kadın figürü olarak, Rus güçlerinin yurtdışında konuşlandırılmasını onaylayan Senato oylamasına nezaret ederek, Ukrayna’nın işgalinin önünü açtı.

Federasyon Konseyi Başkanı Valentina Matviyenko (Getty Images)
Federasyon Konseyi Başkanı Valentina Matviyenko (Getty Images)

St. Petersburg kökenli Matviyenko, 2014’te Kırım’ın ilhak sürecinde de önemli rol oynamıştı. Ancak, önemli ölçüde karar verici olarak görülmüyor.

Rusya Ulusal Muhafızları (Rosgvardia) Direktörü Viktor Zolotov

Putin’in eski koruması olan Zolotov, Putin tarafından Romanya İmparatorluk Muhafızları örnek alınarak 2016’da kurulan kişisel muhafız ordusu olan Rosgvardia’yı yönetiyor.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Ulusal Muhafızlar Direktörü Viktor Zolotov (AFP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Ulusal Muhafızlar Direktörü Viktor Zolotov (AFP)

Putin, sadakatinden emin olmak için kendi korumasını seçti. Zolotov muhafızların sayısını 400 bine çıkardı.

Sorun şu ki, Zolotov’un askeri eğitimi yok. Ulusal Muhafızlara, Ukrayna’nın işgal altındaki bölgelerini cephe hattının gerisinde kontrol etmek için geniş bir görev yelpazesi verildi.

Ancak ekibinde tank olmadığı için de saldırılara da açık. Ulusal Muhafızlar saflarında ağır kayıplar verdiği söyleniyor.



Japonya, Ukrayna’ya silah satabilir mi?

Tokyo'nun silah ihracatı kısıtlamalarını gevşetmesiyle Japon firmalar, Ukraynalı şirketlerle işbirliğini hızlandırdı (AFP)
Tokyo'nun silah ihracatı kısıtlamalarını gevşetmesiyle Japon firmalar, Ukraynalı şirketlerle işbirliğini hızlandırdı (AFP)
TT

Japonya, Ukrayna’ya silah satabilir mi?

Tokyo'nun silah ihracatı kısıtlamalarını gevşetmesiyle Japon firmalar, Ukraynalı şirketlerle işbirliğini hızlandırdı (AFP)
Tokyo'nun silah ihracatı kısıtlamalarını gevşetmesiyle Japon firmalar, Ukraynalı şirketlerle işbirliğini hızlandırdı (AFP)

Ukrayna, silah ihracatı kısıtlamalarını gevşeten Japonya'yla anlaşma yapmak istiyor.

Kiev'in Japonya Büyükelçisi Yuriy Lutovinov, Reuters'a açıklamasında Tokyo yönetiminin silah ihracatı kısıtlamalarını büyük ölçüde kaldırmasını memnuniyetle karşıladıklarını söylüyor. Rus işgaline karşı direnişte Japonya yönetimiyle işbirliği yapmak istediklerini yeni yayımlanan röportajda belirtiyor:

Bu gelişme ileride yapılabilecek görüşmelerin önünü açtı. Teorik olarak bu çok büyük bir adım.

Sanae Takaiçi hükümeti, ölümcül silah ve savunma ekipmanlarının yabancı ülkelere satışı üzerindeki kısıtlamaları 21 Nisan'da gevşetmişti.

Yeni düzenleme kapsamında savunma teçhizatı "silah" ve "silah dışı" şeklinde sınıflandırılmıştı. Radar sistemleri gibi "silah dışı" ekipmanın ihracatına yönelik sınırlama kaldırılırken, füze gibi "silah" kategorisindeki ekipmanın sadece Japonya'yla savunma anlaşması yapan ülkelere satışına izin verilmişti.

Öte yandan çatışma halindeki ülkelere silah ihracatı yasağının devam edeceği bildirilmişti. Fakat yönetimin ulusal güvenliğin tehlikede olduğunu düşündüğü "istisnai durumlarda" bu satışların gerçekleştirilmesinin de önü açılmıştı.

Rusya'nın 2022'deki saldırılarıyla başlayan Ukrayna savaşında dönemin Japonya Başbakanı Fumio Kişida, "Bugünün Ukrayna'sı, yarının Doğu Asya'sı olabilir" uyarısı yaparak Kiev'in işgalinin Tokyo'nun ulusal güvenliğini de riske attığını vurgulamıştı.

Lutovinov, bu riskin hâlâ geçerli olduğunu savunuyor:

Ukrayna düşerse bu, büyük bir domino etkisi yaratacaktır. Bu yüzden Hint-Pasifik ve Avrupa kıtası güvenlik açısından birbirinden ayrı düşünülemez.

Sanae Takaiçi, Ukrayna'ya silah satışını destekleyeceğine dair herhangi bir işaret vermedi. Ancak kasımda Ukrayna lideri Volodimir Zelenski'yle yaptığı telefon görüşmesinde Moskova'ya karşı Kiev'i desteklediklerini söylemiş, en kısa zamanda savaşın sonlandırılmasını istediklerini belirtmişti.

Japonya, ulusal güvenliğinin tehdit altında olduğunu söyleyerek "istisnai durum" kapsamında Ukrayna'ya silah gönderebilir. Ya da Kiev yönetimi, silah tedariki için Tokyo'yla savunma paktı imzalayabilir. Japon yönetimi, Almanya, Avustralya, Filipinler ve Vietnam dahil 18 ülkeyle böyle bir anlaşmaya sahip.

Ukrayna'nın ABD menşeli Patriot füzelerine bağımlılığını azaltmak için kendi hava savunma sistemini geliştirmeye çalıştığını belirten Lutovinov, Tokyo'nun bu programa finansal destek sağlayabileceğini de söylüyor.

Japon drone üreticisi Terra Drone'dan 28 Nisan'da yapılan açıklamada, Ukraynalı WinnyLab şirketiyle uzun menzilli insansız hava aracı üretimi için işbirliği yapılacağı duyurulmuştu. Terra Drone CEO'su Toru Tokuşige, Japonya'nın silah ihracatı düzenlemesinin süreci kolaylaştırdığını belirtmişti.

Diğer yandan Pekin yönetimi, Tokyo'nun hamlesine tepki göstermişti. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Guo Jiakun, Japonya'nın II. Dünya Savaşı sonrasında oluşturduğu barışçıl Anayasa'yı terk etmeye başlayarak "somut adımlarla yeniden silahlanma sürecini hızlandırdığını" söylemişti.

Independent Türkçe, Reuters, Kyiv Independent, Global Times


İsrail ordusu, Hizbullah’ın drone saldırılarını durduramıyor

İsrail ordusu, ateşkese rağmen Lübnan'ın güneyindeki işgalini sürdürüyor (Reuters)
İsrail ordusu, ateşkese rağmen Lübnan'ın güneyindeki işgalini sürdürüyor (Reuters)
TT

İsrail ordusu, Hizbullah’ın drone saldırılarını durduramıyor

İsrail ordusu, ateşkese rağmen Lübnan'ın güneyindeki işgalini sürdürüyor (Reuters)
İsrail ordusu, ateşkese rağmen Lübnan'ın güneyindeki işgalini sürdürüyor (Reuters)

Lübnan'da Hizbullah, İsrail birliklerine karşı FVP (First person view/birinci şahıs görüşlü) drone'ları gittikçe daha yoğun şekilde kullanıyor.

Wall Street Journal'ın (WSJ) haberinde Hizbullah militanlarının, pilotun insansız hava aracı (İHA) üzerindeki kameradan gelen görüntüyü anlık olarak izleyebildiği bu drone'larla etkili saldırılar düzenlediği belirtiliyor.

Hizbullah, Haziran 2024'te FPV'leri denemeye başlamış ancak İsrail'in Şii örgüte ait çağrı cihazlarını patlatması üzerine bu operasyonlar askıya alınmıştı.

Örgütün son dönemde düzenlediği saldırılarla FPV drone'lar yeniden gündeme geldi.

Düşük maliyetli drone'larla düzenlenen bu saldırıların, "İsrail ordusu için Gazze ve Lübnan'daki önceki çatışmalarda karşılaşmadığı ciddi bir tehdit oluşturduğu" vurgulanıyor.

Rusya-Ukrayna savaşında sıkça kullanılan yüksek manevra kabiliyetine sahip FPV drone'lar, son dönemde Irak'taki İran destekli Şii milislerin ABD varlıklarına yönelik saldırılarında da görülmüştü.  

Hizbullah, İHA'larla İsrail birliklerine düzenlediği operasyonların propaganda videolarını da yayımlıyor. Uzmanlara göre görüntüler, drone'ların yetenekli pilotlar tarafından kullanıldığını ve örgütün İHA operatörlerinin özel eğitim aldığını ortaya koyuyor.

Analizde, Lübnanlı Şii örgütün fiber optik sisteme sahip FPV'leri kullandığına dikkat çekiliyor. Bunların elektronik saldırılara karşı dayanıklı olduğu ve İsrail ordusunun İHA'lara uzaktan müdahale etmesini zorlaştırdığı vurgulanıyor.

İsrail hükümeti ve ordusu, Ukrayna'daki emsale rağmen FPV drone saldırılarına karşı gerekli önlemleri almadığı için giderek artan eleştirilerle karşı karşıya.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da salı günkü açıklamasında bu tehlikeyle ilgili adım attıklarını duyurmuştu:

İHA tehdidini ortadan kaldırmaya yönelik özel bir proje için birkaç hafta önce talimat verdim. Zaman alacak ama bunları da havaya uçuracağız.

Lübnan'ın güneyinde görev yapan İsrailli bir asker, günde en az 10 drone uyarısı aldıklarını ve Hizbullah'ın bölgede sürekli İHA uçurduğunu söylüyor.

Analist Yigal Levin ise "İsrail, bu operatörleri ortadan kaldırmazsa daha da gelişecekler. Deneyim kazanıyorlar. İHA'ları arızalansa bile bu da bir deneyimdir" diyor.

ABD Başkanı Donald Trump, Lübnan'la İsrail arasında 17 Nisan'da yürürlüğe giren 10 günlük geçici ateşkesin 3 hafta daha uzatıldığını 23 Nisan'da duyurmuştu.

Ateşkese rağmen İsrail ordusu Lübnan'ın güneyindeki operasyonlarını sürdürürken, Hizbullah ise anlaşmayı ihlal ettiği gerekçesiyle İsrail birliklerine saldırılar düzenliyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Ynet


NATO ve Çin... Hızlı rakibe karşı koyan yavaş bir ittifak

Pekin’de bir otomobil fuarı... Büyük bir endüstriyel güç (AFP)
Pekin’de bir otomobil fuarı... Büyük bir endüstriyel güç (AFP)
TT

NATO ve Çin... Hızlı rakibe karşı koyan yavaş bir ittifak

Pekin’de bir otomobil fuarı... Büyük bir endüstriyel güç (AFP)
Pekin’de bir otomobil fuarı... Büyük bir endüstriyel güç (AFP)

Antoine el-Hac

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün (NATO) 1949 yılında kurulmasının temel amacı, Sovyetler Birliği’ne karşı kolektif savunmayı sağlamaktı. Bu çerçevede, ittifaka üye herhangi bir ülkeye yönelik saldırı, tüm üyelere yapılmış sayılıyordu. Dönemin ABD Başkanı Harry Truman da savaş sonrası yorgun düşen Avrupa’da Amerikan varlığını kalıcı hale getirerek güvenliği sağlamak ve stratejik bir boşluk oluşmasını önlemek istiyordu.

Sovyetler Birliği’nin ve beraberindeki sosyalist bloğun dağılmasıyla Soğuk Savaş sona erdi. Bu gelişme NATO’yu yeni koşullara uyum sağlamaya zorladı. İttifak, Avrupa dışındaki bölgelerde de operasyonlar yürütmeye başladı. Bu kapsamda Balkanlar’da Bosna ve Kosova savaşlarında rol aldı, 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından Afganistan’da görev üstlendi. Ayrıca Afrika Boynuzu açıklarında korsanlıkla mücadeleye yönelik deniz operasyonları gerçekleştirdi; istihbarat paylaşımı ve terörle mücadele alanlarında iş birliğini artırdı.

NATO, görev alanını genişleterek üye olmayan ülkelerle de iş birliği geliştirdi. Tehdit tanımını siber güvenlik, hibrit savaş yöntemleri ve enerji güvenliği gibi başlıkları kapsayacak şekilde güncelledi. Son dönemde Çin’in oluşturduğu tehdit de bu çerçevede değerlendirilmeye başlandı.

Sonuç olarak NATO, Avrupa merkezli bir savunma ittifakı olmaktan çıkarak, ABD’nin öncülüğünde daha geniş ve küresel bir güvenlik rolü üstlendi. Bununla birlikte ittifak, günümüzde de Avrupa içindeki tehditlere karşı caydırıcılığını sürdürmeye devam ediyor.

Merkezi Brüksel’de bulunan NATO, son yıllarda stratejik nedenlerle ilgi alanını Hint-Pasifik bölgesine doğru genişletti. Bu yönelimin başlıca nedenleri arasında küresel güvenliğin giderek daha fazla birbirine bağlı hale gelmesi, siber tehditlerin artması, tedarik zincirlerinin kesintisiz işlemesinin önemi ve gelişmiş teknolojilerin coğrafi sınırların etkisini azaltması yer alıyor.

Çin’in yükselişi

Bu yönelimin bir diğer nedeni de Çin’in yükselişinin, küresel güç dengelerini etkileyen stratejik bir meydan okuma olarak görülmesidir. Bu nedenle kuruluşta 12 üyeden oluşan, bugün ise 32 üyeye ulaşan NATO ülkeleri, özellikle küresel ekonomi açısından kritik öneme sahip Hint-Pasifik bölgesindeki ticaret yollarını korumaya önem veriyor. Bu çerçevede Malezya ile Endonezya arasındaki Malakka Boğazı öne çıkıyor. Hint Okyanusu ile Güney Çin Denizi’ni birbirine bağlayan bu geçit, dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 25’inin yıllık olarak geçtiği en önemli deniz yollarından biri olarak kabul ediliyor. Aynı zamanda Çin, Japonya ve Güney Kore gibi büyük Asya ekonomilerine petrol ve enerji taşınmasında ana arter işlevi görüyor.

Belçika’nın başkenti Brüksel’deki NATO karargâhının önünde dalgalanan NATO bayrağı (DPA)Belçika’nın başkenti Brüksel’deki NATO karargâhının önünde dalgalanan NATO bayrağı (DPA)

NATO üyesi ülkeler, çeşitli temel nedenlerden ötürü Çin konusunda ‘stratejik kaygı’ duyuyor. Bu kaygıların başında, Çin’in özellikle füze sistemleri, uzay teknolojileri ve siber kapasite gibi alanlarda ordusunu hızla geliştirmesi geliyor. Bu durumun, küresel güç dengesini değiştirdiği değerlendiriliyor.

İkinci önemli unsur ise Çin’in ekonomik yükselişi. Pekin yönetimi, Kuşak ve Yol Girişimi gibi projeler aracılığıyla Asya, Afrika ve Avrupa’da ekonomik ve siyasi etkisini genişletiyor. Bu süreç, NATO’nun etki alanına yakın ülkelerde Çin’e yönelik bağımlılık oluşturabileceği endişesini beraberinde getiriyor.

Endişeleri artıran bir diğer gelişme de Çin ile Rusya arasındaki yakınlaşma. Özellikle Rusya’nın Şubat 2022’de Ukrayna’ya başlattığı saldırının ardından bu ilişkinin derinleşmesi, Batı’ya karşı iki büyük gücün koordinasyon içinde hareket edebileceği değerlendirmelerine yol açıyor.

Öte yandan, yapay zekâ, iletişim ağları ve yarı iletkenler gibi alanlarda küresel ölçekte dolaylı bir rekabet sürüyor. NATO, teknolojik üstünlüğün güvenliğin temel unsurlarından biri olduğu görüşünü benimsiyor.

Bu çerçevede NATO, Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda ile ortaklık ve iş birliği anlaşmaları imzaladı. Bu anlaşmalar; ortak askeri tatbikatlar, istihbarat paylaşımı ve siyasi koordinasyonu kapsıyor. Ancak ittifakın Hint-Pasifik bölgesine üyelik genişlemesi planlamadığı, bunun yerine kalıcı askeri varlıktan ziyade esnek ortaklık modellerine odaklandığı ifade ediliyor.

Malakka Boğazı’nda seyreden Tayvan bandıralı bir yük gemisi (EPA)Malakka Boğazı’nda seyreden Tayvan bandıralı bir yük gemisi (EPA)

Sonuç olarak NATO’nun bu geniş coğrafyada artan angajmanı, ittifakın bölgesel bir yapıdan küresel ölçekte etkili bir güvenlik aktörüne dönüştüğünü gösteriyor. Bununla birlikte NATO, Avrupa dışına resmi olarak genişlemekten ziyade, mevcut ortaklıklarını sürdürmeyi ve güçlendirmeyi tercih ediyor.

Uzun soluklu bir tehdit

NATO’nun Çin’i, Sovyetler Birliği döneminde olduğu gibi doğrudan bir düşman olarak değil, ‘uzun soluklu bir tehdit’ olarak gördüğü belirtiliyor. Bu yaklaşımın, Pekin’in küresel ölçekte nüfuzunu artırma çabalarının yakından izlenmesi gerekliliğine dayandığı ifade ediliyor.

Haziran 2021’de Brüksel’de düzenlenen NATO zirvesinde liderler, ‘Çin’in ilan ettiği hedefleri ve giderek daha iddialı hale gelen politikalarının, kurallara dayalı uluslararası düzen açısından sistematik zorluklar oluşturduğu ve ittifakın güvenliğiyle bağlantılı alanları etkilediği’ değerlendirmesinde uzlaştı. Liderler ayrıca, Pekin’in yükselişine karşı çok boyutlu ve kararlı bir ortak yanıt geliştirme taahhüdünde bulundu. Bu açıklamalara sert tepki veren Çin hükümeti ise ‘başkaları için sistematik bir tehdit oluşturduğu’ iddialarını reddederek, kendisine yönelik benzer adımlar karşısında sessiz kalmayacağını bildirdi.

Öte yandan birçok Batılı ülke, Çin’i, küresel tedarik zincirleri ve geleceğin kritik teknolojileri üzerinde uzun vadeli hâkimiyet kurmaya çalışmakla suçluyor. Pekin’in doğrudan yabancı yatırımlar yoluyla yenilikçi şirketler üzerinde kontrol sağlamayı hedeflediği, ayrıca devlet destekli siber faaliyetler aracılığıyla ticari veriler ve fikri mülkiyetin geniş çapta ele geçirildiği iddia ediliyor.

Bununla birlikte Batı’da giderek güçlenen görüş, Çin’in güçlü bir rakip olduğu yönünde. Mevcut durumda doğrudan askerî bir tehdit olarak görülmese de ülkenin zamanla daha demokratik bir yapıya evrileceği ya da liberal uluslararası düzene uyum sağlayacağı yönündeki beklentilerin büyük ölçüde ortadan kalktığı değerlendiriliyor. Antoine el-Hac'ın Şarku'l Avsat için kaleme aldığı analize göre uzun vadede Batılı demokrasiler, geniş inovasyon kapasitesi, teknolojik ilerleme hızı, artan askerî gücü ve küresel ticaret ile yatırımlardaki etkisi nedeniyle Çin’i Rusya’dan daha büyük bir stratejik rakip olarak görüyor.

Tayvan açıklarında bir Çin fırkateyni (EPA)Tayvan açıklarında bir Çin fırkateyni (EPA)

Atlantik kısıtlamaları

NATO’nun Çin’e karşı geliştirmeye çalıştığı stratejiler, çeşitli engellerle karşı karşıya bulunuyor. Bu engellerin başında, ittifak içinde kararların oy birliğiyle alınması geliyor. Bu durum, her üye ülkeye fiili bir ‘veto hakkı’ tanırken, karar alma süreçlerinin yavaşlamasına ve çoğu zaman etkisi sınırlı uzlaşmalarla sonuçlanmasına yol açıyor. Nitekim son dönemde bazı NATO ülkelerinin, ABD Başkanı Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı’nda Amerikan güçlerine destek verilmesi yönündeki talebini, bu çatışmanın kendi çıkarlarını doğrudan ilgilendirmediği gerekçesiyle reddettiği görüldü.

Başka bir ifadeyle NATO, ulusların üzerinde bir yapı değil; her üye devlet kendi askerî güçleri üzerinde tam egemenliğini koruyor. Bu nedenle askerî operasyonlara katılım gönüllülük esasına dayanıyor. Bu durum, ortak planlama ve eşgüdümlü uygulamayı zorlaştırırken, askerî kapasitesi diğer tüm NATO ülkelerinin toplamından daha yüksek olan ABD’nin çoğu zaman en büyük yükü üstlenmesine neden oluyor. Özellikle Hürmüz Boğazı örneğinde olduğu gibi, ittifakın coğrafi sınırları dışındaki operasyonlarda bu durum daha belirgin hale geliyor.

Buna ilave olarak üye ülkeler arasında öncelik farklılıkları da bulunuyor. Doğu Avrupa ülkeleri, Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra yeniden canlanabileceği endişesiyle Rusya’nın caydırılmasına odaklanırken; bazı diğer üyeler terörle mücadeleye veya Küresel Güney’de istikrarın sağlanmasına öncelik veriyor.

Almanya’da düzenlenen NATO tatbikatı sırasında Macaristan’a ait tanklar (AP)Almanya’da düzenlenen NATO tatbikatı sırasında Macaristan’a ait tanklar (AP)

Bu çerçevede, ittifakın temel dayanağı olan birlikteliğin korunması giderek zorlaşıyor. Oy birliği zorunluluğu, ulusal egemenlik hassasiyetleri, çıkar farklılıkları ve askerî harcamaların artırılması konusundaki anlaşmazlıklar bu zorluğu derinleştiriyor. Washington uzun süredir müttefiklerinden savunma bütçelerini yükseltmelerini talep ederken, başta Fransa olmak üzere bazı Avrupa ülkeleri ABD’den bağımsız bir stratejik çizgi izlemeyi ve Avrupa savunma kapasitesini güçlendirmeyi müzakere ediyor.

Bu tablo karşısında, karar alma süreçleri görece yavaş ilerleyen NATO, hızlı hareket eden Çin gibi bir güçle nasıl rekabet edebilir?

Bu durumun, Washington’un NATO içindeki diğer üyelere yönelik mesafeli tutumunun ve zaman zaman ittifakın geleceğini sorgulayan açıklamalarının arkasındaki nedenlerden biri olup olmadığı da tartışılıyor.