Lübnan Cumhurbaşkanlığı krizinin çözümü için Fransız diplomasisi sürüyor

Değişim Bloğu vekilleri ile Fransız delegesi. (Beyrut'taki Fransız Büyükelçiliği)
Değişim Bloğu vekilleri ile Fransız delegesi. (Beyrut'taki Fransız Büyükelçiliği)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanlığı krizinin çözümü için Fransız diplomasisi sürüyor

Değişim Bloğu vekilleri ile Fransız delegesi. (Beyrut'taki Fransız Büyükelçiliği)
Değişim Bloğu vekilleri ile Fransız delegesi. (Beyrut'taki Fransız Büyükelçiliği)

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Lübnan Özel Temsilcisi ve Fransa eski Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, Lübnan’da cumhurbaşkanının seçilmesine engel olan nedenleri araştırma görevini tamamladı. Bu gayeyle tüm siyasi alanı kapsayacak şekilde sadece vekiller bloğuna hasretmeden çalışmasını gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı adaylarını da içermesi için bu çerçeveyi aştı. Önümüzdeki Temmuz ayında Macron’a sunacağı araştırmasında fikirlerin şeffaf bir şekilde ortaya konmasını amaçlayan Le Drian, cumhurbaşkanlığı seçimlerini engelleyen bakış açısının tekrar düzeltilmesi noktasında yeni bir ufuk ortaya koyma çabası adına bunu yapıyor.

Le Drian, Maruni Patriği Beşara er-Rai ile görüşmesinin ardından, yanında herhangi bir teklif taşımadığını, herkesi dinlemek istediğini ve daha sonra Lübnan’a döneceğini söyleyerek görevinin genel çerçevesini çizmek istediğini belirtti. Bütün bunlar Özgür Yurtsever Hareketi ile yolları kesişen muhalefet güçlerinin çoğunu, eski Dışişleri Bakanı Cihad Azur’un adaylığını desteklemeye ve Marada Hareketi’nin adayı olan eski milletvekili Süleyman Franciye’nin adaylık sayfasının Le Drian tarafından Franciye’yi aday gösteren Fransız girişimine değinmediği bahanesiyle kapatıldığı inancına sevk ediyor. Şu ana kadar bu anlayış her ne kadar doğru olmasa da cumhurbaşkanlığı hakkının kazanılması için en kolay yol olarak gözüküyor.

Ancak Franciye’nin adaylar arasında kalması, Fransız girişimini eleştirenlere karşı Le Drian’ın herhangi bir girişim veya aday ismi taşımadığı şeklinde cevap vermesini engellemedi. Bunların arasında ‘Değişim Gücü’ hareketine üye olan vekiller de bulunuyor.

Parlamento dağılımı

Bu bağlamda siyasi kaynaklar, Azur’un 59 oy, bunun karşısında Franciye’in 51 oy ve eski Lübnan İçişleri Bakanı’nın 6 oy aldığı oturumda Le Drian’in tasnif işlemini durdurduğunu ifade etti. Le Drian, katılmış olduğu toplantılarda, parlamento içerisinde bu şekilde gerçekleşen bir dağılımın, hiçbir grubun adayının cumhurbaşkanlığına ulaşamayacağını gösterdiğini dile getirdi.

Kaynaklar Şarku’l Avsat’a, Le Drian’ın karşılaştığı kimselere “Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde doğru bir bakış açısı oluşturulması için ne yapılmalı? Durumlar bulunduğu hal üzere devam ettiği müddetçe ve kimse de başkanlık hususundaki tercihlerini değiştirmezse ne olacak? Üçüncü bir seçenek olsaydı bu ne olurdu?” şeklinde ısrarlı sorular sorduğunu aktardı. Sorduğu sorularla değişikliklerin keşfedilmesi yolunda onları ikna etmeyi hedeflemeyen Le Drian, hiçbir ismi zikretmeden bunu yaptı. Sadece Abdurrahman el-Bizri’nin ismi geçmekle beraber meslektaşlarına eski bakan Ziyad Barud’un aday bloğunda bu gerekliliklerinden bahsetti.

Le Drian’ın Macron’a sunacağı ‘izlenecek yol haritasının genel çerçevesi araştırma görevine’ çok iyi bir şekilde hazırlandığı dikkat çekiyor. Macron, Lübnan dosyasında yer alan ekibi aracılığıyla Hizbullah üzerinde etkisi nedeniyle İran’a açılımı olmasıyla bağlantılı olarak Lübnan Beşli Komite üyeleriyle iletişim kurma girişiminde bulunacaktır. Macron ve müttefiki olan Parlamento Başkanı, Franciye’nin adaylığını istiyorlar. Buna karşın Ulusal Hareket ile kesişim noktasında muhalefet güçleri Azur’un adaylığını destekliyorlar.

Le Drian’ın görüştüğü kişilere anlattığı şekliyle Beyrut’a dönüşü bir yandan Beşli Komite üyeleriyle ulaşacaklarıyla bağlantılı, bir yandan da İran’ın önderliğiyle ilgili. Böylece Macron, delegesinin Beyrut’a götüreceği fikirleri billurlaştırmak için gerekli şeyleri inşa edebilir. Cumhurbaşkanlığı boşluğu, sürecin kısalmasına yol açan gelişmeler olmadığı takdirde gelecek Eylül ayını da aşabilecek uzun bir döneme girebilir.

Kaynakların ifade ettiğine göre Le Drian Beyrut’ta kaldığı sürece birkaç mektup gönderdi. Bunların en önemlisi Maruni Patrikhanesi aracılığıyla Vatikan’a gönderdiği mektuplardı. Söz konusu mektuplarda herhangi bir girişiminin olmadığını yani Fransa’nın Lübnanlılara bir cumhurbaşkanı atamaya çalışmadığını bu görevin Lübnan milletvekillerine düştüğünü ifade etti. Böylece keşif göreviyle ilgili olmayan bir tartışmaya girmemeyi arzulayarak Fransız girişimini toplantı programının dışında bıraktı.

Çatışan taraflar

Kaynaklar, Le Drian’ın karşılaştığı kimselere açıkça şu ifadeleri söylediğini aktardılar: “Lübnan ulusal önem haritasına dahil değildir. Çünkü onun istikrarını önemseyen devletler, onun bu haritaya girmesini reddetmiş olan çatışan tarafları uzlaştırma noktasındaki zorluk sebebiyle onlarla ciddi bir diyaloğa girmeyeceğinden eminler. Öyle ki cumhurbaşkanlığı seçimi anayasal kurumları tekrar düzene sokacaktır. Paris yönetimi de Lübnan’ı bu sıkıntıdan çıkarmak için işin peşini bırakmayacaktır.”

Le Drian, vakit faktörünün Lübnan’ın aleyhine işlediğini, bunun ardından sıkıntının geleceğini ifade etti. Kendisinin gelecek adına geçen her an için çok korktuğunu belirten Le Drian, “Şayet birbirinize yardım etmezseniz ulusal toplum nezdinde imajınızın bozulmasını durdurmaya yardım edecek birini bulamazsınız. Hangi taraf olursa olsun bu kötü durum karşısında dayanabileceği üzerine iddiaya girse mücadelesinin çok uzun süre devam etmeyeceğini görecektir” dedi.

Süreci takip eden kaynaklar, Le Drian ve görüştüğü kişiler arasında bir keşif noktası olan yenilenen diyalog çağrıları karşısında durdu. Kaynaklar ayrıca daha önceki diyalog oturumlarından hareketle diyalogdan yana olmayan, uygulanmayan birtakım kararlar alan ve Hizbullah’ın bu kararları uygulamayı reddetmesiyle kâğıt üzerinde sade bir mürekkep olarak kalmasına sebep olan bir gruptan söz ettiler. Şu an cumhurbaşkanından istenilen şey, Franciye’nin adaylığını onaylaması yerine cumhurbaşkanlığı seçimine kadar açık oturumlara anayasanın uygulanmasıyla bağlı kalmasıdır.

Öte yandan aynı kaynaklara göre, Demokratik Buluşma Bloğu, Ulusal Ilımlılık ve Güçlü Lübnan Bloğu, diyaloğun ciddiyeti noktasında oy birliğiyle anlaşarak siyasi çatışmaların dışında, reformist bakış açısına sahip, herhangi bir fırkaya karşı gruplaştırma oluşturacak meydan okumaya sahip olmayan, Le Drian’dan haber almayan Franciye’yi peşinen bırakmak istemeyen, çevresindekilerin dediği gibi Paris yönetiminin girişiminden kurtulunduğunu andıran bir cumhurbaşkanı seçimine izin verdi. Cumhurbaşkanlığı sayfasının kapandığı varsayımıyla hareket eden muhaliflerin aksine, reformist milletvekilleri cumhurbaşkanı seçildikten sonra diyaloğa itiraz olmadığını gördü.

Burada şu sorular kalıyor: Le Drian’ın Beyrut’a dönmesiyle Azur ve Franciye arasında rekabet ortamı dışında üçüncü bir seçenek arama kapısı açılabilir mi? Özellikle kendisinin bizzat görüştüğü blokların çoğunluğundan duyduklarına binaen bir öneri kaydetti. Bu öneriye göre diyaloğa yapılan çağrının genelleştirilmesi mümkün mü? Berri’nin üzerine anlaşmayı reddettiği konuda ısrarının devam etmesi halinde başkanlığa aday olan isimlerin belirlenmesi milletvekillerine mi bırakılacak? Eğer cumhurbaşkanlığı seçiminden önce veya sonra gelirse ne olacak?



İran medyası, ABD ile uzlaşma ve savaş olasılıklarını nasıl değerlendiriyor?

İran Cumhurbaşkanlığı tarafından yayınlanan fotoğrafta, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın 20 Ekim 2026’da Tahran’da Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Munir’le el sıkıştığı görülüyor. (AFP)
İran Cumhurbaşkanlığı tarafından yayınlanan fotoğrafta, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın 20 Ekim 2026’da Tahran’da Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Munir’le el sıkıştığı görülüyor. (AFP)
TT

İran medyası, ABD ile uzlaşma ve savaş olasılıklarını nasıl değerlendiriyor?

İran Cumhurbaşkanlığı tarafından yayınlanan fotoğrafta, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın 20 Ekim 2026’da Tahran’da Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Munir’le el sıkıştığı görülüyor. (AFP)
İran Cumhurbaşkanlığı tarafından yayınlanan fotoğrafta, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın 20 Ekim 2026’da Tahran’da Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Munir’le el sıkıştığı görülüyor. (AFP)

Hanan Azizi

Gerilimi sona erdirmek için hâlâ diplomatik fırsatlar var mı? İran medyasının gündemindeki temel soru bu. İran medyasında yayımlanan analizlerin çoğunda, Rusya, Pakistan ve Katar’ın arabuluculuk girişimlerinin Hürmüz Boğazı krizinin siyasi anlaşmazlık sınırlarını aşarak deniz ulaşımı ve enerji güvenliğine yönelik doğrudan bir tehdide dönüştüğü bir döneme denk geldiği değerlendirmesi yapıldı. Enerji fiyatları her geçen gün yükselirken Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) gemilere yönelik saldırıların sıklığını artırma tehditlerini hayata geçirmesi de endişeleri artırıyor.

Tahran’da 19 ve 20 Ekim tarihlerinde peş peşe diplomatik ziyaretler gerçekleşti. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile görüştü. Ardından Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Munir Tahran’ı ziyaret etti. Munir, İranlı üst düzey yetkililerle Tahran ile Washington arasındaki arabuluculuk çabalarını ele aldı.

İran’ın Nur News haber sitesi, 20 Ekim akşamı Katarlı bir heyetin Tahran’a ulaştığını bildirdi. Ancak heyetin kimlerden oluştuğuna veya görüşmelerin içeriğine ilişkin resmî bir açıklama yapılmadı. Söz konusu diplomatik temaslar, gerilimi düşürme ve müzakereleri yeniden canlandırma çabaları kapsamında gerçekleşti. Bununla birlikte, müzakerelerin yeniden başlatılmasına ilişkin şartlar konusundaki anlaşmazlıkları giderecek herhangi bir ilerleme sağlandığı açıklanmadı.

Pakistan gerilimin artmasını önleyebilir mi? Eski Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani’ye yakınlığıyla bilinen Sazandegi gazetesinde, ‘Komşu Ülkelerin Girişimleri’ başlıklı bir makale kaleme alan Ebu’l Fadl Hudayi’ye göre İslamabad, İran ve ABD’yi geri adım atmaya zorlayacak araçlara sahip değil. Pakistan ayrıca, iki taraf arasındaki derin güvensizliği tek başına giderebilecek durumda da değil. Hudayi, gerilimin düşürülmesine ve ABD ile İran arasındaki müzakerelerin yeniden başlatılmasına yardımcı olmanın Lavrov ve Munir’in ziyaretlerinin temel amacı olduğunu belirtti. Hudayi, kaleme aldığı makalede şunları kaydetti: “Pakistan ve Katar, İran ile ABD arasında İslamabad mutabakatına varılmasını kolaylaştırdı. Bu mutabakat, Hürmüz Boğazı’nın açılmasını, İran’a yönelik deniz ablukasının sona erdirilmesini ve kalıcı bir anlaşmaya ulaşmak amacıyla 60 gün boyunca müzakerelerin başlatılmasını öngörüyordu. Ancak ABD saldırılarının yeniden başlaması ve İran’a yönelik deniz ablukasının sürmesi nedeniyle mutabakat uzun ömürlü olmadı. Bunun üzerine İran, mutabakatın bazı bölümlerine artık bağlı olmadığını açıkladı.”

Umman, Pakistan ve Katar, iletişimi kolaylaştırmak, mesajları iletmek ve diyaloğa zemin hazırlamak için uygun seçenekler. Rusya ise nükleer meselenin bazı kısımlarında etkin bir rol üstlenmeyi başarabilir.

Pakistan’ın söz konusu arabuluculuk girişimi başarısızlıkla sonuçlanmış olsa da ülke, diplomatik çabaların merkezinde yer alabileceğini kanıtladı. Ancak Sazandegi gazetesine göre, güvenlik garantileri, çatışmaların sona erdirilmesine ilişkin şartlar ve İran’ın nükleer programının geleceği konularında uzlaşma sağlanamaması nedeniyle arabuluculuk tek başına anlaşmanın uygulanmasını güvence altına almaya yetmiyor.

Eski diplomat Kuroş Ahmedi ise Sazandegi gazetesinde yayımlanan ‘Rusya’nın Arabuluculuğu’ başlıklı makalesinde, “Rusya, 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşma sırasında teknik yardım sağlama ve arabuluculuk yapma konusunda geçmiş bir deneyime sahip. Moskova’nın şu anda atabileceği en önemli adım, Tahran ile Washington’ın bir mutabakat çerçevesi üzerinde anlaşmasının ardından zenginleştirilmiş uranyum konusunda bir anlaşmaya varılmasına yardımcı olmak olabilir” değerlendirmesinde bulundu. Ahmedi, Washington’ın Rusya’nın niyetlerinden ve arabulucunun tarafsızlığından şüphe duyabileceğini belirtti. İran’ın da Trump ile Putin arasındaki yakın ilişkiler ve Rusya Devlet Başkanı’nın Ukrayna’ya öncelik vermesi nedeniyle bu arabuluculuğa ilişkin soru işaretleri taşıyabileceğini ifade etti.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, 19 Ekim 2026 tarihinde Tahran’da düzenlenen toplantının ardından ortak basın toplantısı düzenledi. (AFP)
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, 19 Ekim 2026 tarihinde Tahran’da düzenlenen toplantının ardından ortak basın toplantısı düzenledi. (AFP)

Ahmedi’ye göre, “Umman, Pakistan ve Katar, iletişimi kolaylaştırmak, mesajları iletmek ve diyaloğa zemin hazırlamak için uygun seçenekler. Rusya ise nükleer meselenin bazı kısımlarında etkin bir rol üstlenmeyi başarabilir. Ancak bu teknik kapasitenin kapsamlı bir siyasi arabuluculuğa dönüştürülmesi, tarafların iradesine ve İran-Rusya ilişkilerini aşan koşullara bağlı.”

Çatışma mı, uzlaşma mı?

Asım Munir’in ziyareti, müzakereleri mevcut çıkmazdan çıkaramaması durumunda gerilimin tırmanmasını önleyemeyecek. Eghtesad Online haber sitesinde yayımlanan bir haberde, ABD ve İsrail’in askerî hazırlıklarının en üst seviyeye ulaştığı ve bu nedenle İran’a karşı savaşın yeniden başlatılması seçeneğinin yeniden gündeme geldiği belirtildi. Ayrıca İran’ın, talep ettiği tavizleri elde etmeden, ABD’deki ara seçimler nedeniyle Trump’a kısa vadeli bir anlaşma yapma fırsatı sunmaya hazır olmadığı ifade edildi.

Birçok kişi, Rusya Dışişleri Bakanı ve Pakistan Genelkurmay Başkanı’nın, Tahran’ın tutumundan geri adım atmaması halinde ABD’nin İran’a karşı askeri saldırı düzenleyeceği yönünde bir uyarı ilettiklerini düşünüyor.

Haberde, Hürmüz Boğazı’nın savaş, petrol ve müzakerelerin kesişme noktası hâline geldiği vurgulandı. İran’ın, boğazdaki durumun savaş öncesindeki haline dönmeyeceği yönündeki açıklamaları da bu değerlendirmeye dayanak gösterildi. İran’ın talepleri arasında limanlara yönelik ablukanın kaldırılması, petrol ihracatına getirilen kısıtlamaların azaltılması ve İran’ın dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılması yer alıyor. Bu durum, anlaşmazlığın yalnızca anlaşmanın içeriğiyle sınırlı olmadığını, yükümlülüklerin nasıl uygulanacağına ilişkin düzenlemeleri de kapsadığını gösteriyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre ABD’nin İran’ın nükleer programına ilişkin talepleri de eklendiğinde, herhangi bir anlaşmaya varılmasının önünde ciddi engeller bulunuyor.

 İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Humeyni’nin (solda), mevcut Dini Lider Mücteba Hamaney’in ve eski Dini Lider Ali Hamaney’in (sağda) fotoğraflarının yer aldığı afişin önünden geçen bir kadın, Tahran, 21 Ekim 2026 (AFP)
İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Humeyni’nin (solda), mevcut Dini Lider Mücteba Hamaney’in ve eski Dini Lider Ali Hamaney’in (sağda) fotoğraflarının yer aldığı afişin önünden geçen bir kadın, Tahran, 21 Ekim 2026 (AFP)

Arman Meli gazetesine göre, ABD’deki ara seçimler nedeniyle askerî olmayan çözüm seçeneklerinin önündeki fırsatlar artıyor. Zira ABD yönetiminin, Donald Trump’ın seçimleri Cumhuriyetçilerin lehine yönlendirebilmesi için bir süreliğine sakinliğe ihtiyacı var. Uluslararası ilişkiler uzmanı Hasan Hanizade, Arman Meli gazetesinde yayımlanan ‘Savaşı Durdurmaya Yönelik Bölgesel Diplomatik Girişimler’ başlıklı makalesinde, “Rus ve Pakistanlı yetkililerin Tahran’ı ziyaret etmesi, bölgesel savaşı sona erdirmeye ve İran ile ABD arasında yeni bir askerî çatışmanın başlamasını önlemeye yönelik diplomatik faaliyetlerin göstergesidir” değerlendirmesinde bulundu. Hanizade, “Birçok kişi, Rusya Dışişleri Bakanı ve Pakistan Genelkurmay Başkanı’nın, Tahran’ın tutumundan geri adım atmaması halinde ABD’nin İran’a karşı askeri saldırı düzenleyeceği yönünde bir uyarı ilettiklerini düşünüyor. Ancak ABD’nin bir uyarı mesajı iletmek için Tahran’a üst düzey yetkililer göndermesine gerek yok. Washington, tehditlerini medya aracılığıyla da kolaylıkla iletebilir” ifadelerini kullandı.

Hanizade’ye göre, mevcut koşullarda ABD ve İsrail’in İran’a yönelik herhangi bir askerî saldırısının başarısız olması, Netanyahu ile Trump’ın seçimlerde yenilgiye uğramasına yol açabilir. Hanizade ayrıca, Lavrov ve Munir’in Tahran ziyaretlerinin, bölgedeki sorunların çözümüne katkıda bulunabilecek ve müzakerelerin yeniden başlamasının önünü açabilecek olumlu bir işaret olabileceğini düşünüyor.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."


Brezilya'da kritik seçimin ikinci turu: Lula koltuğunu koruyabilecek mi?

 Solcu Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva'yla radikal sağcı rakibi Flavio Bolsonaro karşı karşıya
Solcu Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva'yla radikal sağcı rakibi Flavio Bolsonaro karşı karşıya
TT

Brezilya'da kritik seçimin ikinci turu: Lula koltuğunu koruyabilecek mi?

 Solcu Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva'yla radikal sağcı rakibi Flavio Bolsonaro karşı karşıya
Solcu Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva'yla radikal sağcı rakibi Flavio Bolsonaro karşı karşıya

80 yaşındaki Lula, yeniden seçilerek dördüncü kez devlet başkanlığı yapmak istiyor (Reuters)

Brezilya'da pazar günü yapılacak ikinci tur seçimden önce Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva'yla rakibi Flavio Bolsonaro arasındaki rekabet kızışıyor.

4 Ekim'deki ilk turda 33,4 milyon kişi sandığa gitmedi. Seçmenlerin yüzde 21,1'ine karşılık gelen bu oran, 1998'den bu yana kaydedilen en yüksek çekimserlik seviyesi oldu.

İlk turda iki aday arasında 2,2 milyon oy farkı vardı. Wall Street Journal'ın analizine göre oy kullanmayan seçmenlerin ikinci tura katılımı sonucu değiştirebilir.

Geçen hafta yayımlanan Quaest anketi, ilk turda oy kullanmayan veya geçersiz oy veren seçmenler arasında İşçi Partili (PT) Devlet Başkanı Lula'nın yüzde 40, radikal sağcı Liberal Parti'nin (PL) adayı olan Senatör Flavio Bolsonaro'nun ise yüzde 36 desteğe sahip olduğunu gösterdi.

Uzmanlar, hastalık ve ulaşım gibi pratik engellerin yanı sıra siyasete yönelik hayal kırıklığının da seçmen katılımındaki düşüşte etkili olduğunu belirtiyor.

Bolsonaro, ilk turu önde tamamlamıştı. Ancak bu hafta yayımlanan anketlerde iki adayın destek oranlarının birbirine yaklaştığı görüldü.

Son haftalardaki kampanyasında Lula, kanunen oy kullanmaları isteğe bağlı olan 70 yaş ve üstü seçmenlere odaklandı. Bu grubun yaklaşık yarısı ilk turda sandığa gitmedi. Brezilya lideri, kendisi 80 yaşında kampanya yürütürken 70 yaş ve üstü kişilerin sandığa gitmekten kaçınmaması gerektiğini söyledi.

Solcu liderin destekçileri de bu kesimi çekebilmek için "Vovó Vota" (Büyükanne Oy Kullanıyor) adlı bir sosyal medya kampanyası yürütüyor.

Lula ve Bolsonaro, ikinci tur öncesindeki son televizyon tartışmasını dün yaptı. Globo kanalında yayımlanan tartışmada Lula, hükümetinin asgari ücreti enflasyonun üzerinde artırdığını ve milyonlarca Brezilyalının açlıktan kurtulmasını sağladığını savundu.

Bolsonaro ise Lula yönetimi altında gıda fiyatlarının arttığını savunurken, hükümetin onayladığı vergi reformunu eleştirdi. Yeni düzenlemelerin tüketiciler üzerindeki vergi yükünü artıracağını öne sürdü.

Yüksek Mahkeme'nin Eylül 2025'te verdiği kararla Jair Bolsonaro, 2022 seçimlerini kaybettikten sonra "demokratik düzeni ortadan kaldırmaya yönelik darbe planı kurmak suçundan" 27 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Bolsonaro, sağlık sorunları nedeniyle Mart 2026'dan bu yana cezasını ev hapsinde çekiyor. Senatör Flavio ise iktidara gelmesi halinde babası hakkında af çıkarmayı vaat ediyor.

Independent Türkçe, Reuters, Wall Street Journal, Folha de S.Paulo


İsrail, Birleşik Krallık'a karşı Falkland kartını oynadı

Milei, nisanda Netanyahu'yla Kudüs'te görüşmüştü (İsrail Başbakanlık Ofisi)
Milei, nisanda Netanyahu'yla Kudüs'te görüşmüştü (İsrail Başbakanlık Ofisi)
TT

İsrail, Birleşik Krallık'a karşı Falkland kartını oynadı

Milei, nisanda Netanyahu'yla Kudüs'te görüşmüştü (İsrail Başbakanlık Ofisi)
Milei, nisanda Netanyahu'yla Kudüs'te görüşmüştü (İsrail Başbakanlık Ofisi)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun, Arjantin'in Falkland Adaları üzerindeki hak iddiasının desteklenmesi için talimat verdiği iddia ediliyor.

Telegraph'ın aktardığına göre Netanyahu, Birleşik Krallık (BK) Dışişleri Bakanı Ed Miliband'ın geçen ay Batı Şeria'daki yerleşim yerlerine ekonomik yaptırım uygulama kararının ardından Falkland meselesiyle ilgili tutumunu değiştirmiş.

İsrail, Arjantin'in "Las Malvinas" diye adlandırdığı adalar üzerindeki hak iddiasını resmen desteklediğine dair bir açıklama yapmadı.

Ancak habere göre bu tutum değişikliği, BK'nin İsrail işgali altındaki Batı Şeria'da kurulacak yeni yerleşim bölgelerine yönelik yaptırımları genişletmesi halinde, Tel Aviv'in Buenos Aires'e destek vererek misilleme yapmasına yol açabilir.  

İsrail'in Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Danny Danon, geçen hafta BM Genel Kurulu Dördüncü Komitesi'nde yaptığı konuşmada, Falkland meselesiyle ilgili Buenos Aires ve Londra arasında doğrudan müzakereler yürütülmesi çağrısında bulunmuştu.

Temsilci, "İsrail'in Arjantin halkının bu meseleye verdiği önemi ve ülkenin uluslararası hukuk ilkeleri doğrultusunda diplomatik kanallardan yürüttüğü girişimleri gördüğünü" belirtmişti. Süreçte "tarihi, hukuki ve insani boyutların tümünün dikkate alınması gerektiğini" ifade etmişti.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla gazeteye konuşan Londra yönetimine yakın kaynaklar, İsrail'in Arjantin'le adalar arasındaki "tarihsel bağı" tanımasının, Tel Aviv'in tutumunda önemli bir değişiklik olduğunu söylüyor.

Kaynaklardan biri, Danon'un BM oturumundaki konuşmasıyla ilgili "Bu açıklamanın metni İsrail hükümetinin en üst kademelerince onaylandı. İsrail ilk kez bu anlaşmazlığa dahil oluyor" ifadelerini kullandı.

Britanyalı yetkililere göre Milei, Arjantin'in Falkland Adaları üzerindeki hak iddiasını gündemde tutmak için ABD ve İsrail'in desteğine güveniyor.

İsrail'in Gazze'de yürüttüğü savaşa destek veren Milei, Netanyahu'yla geçen ay New York'ta düzenlenen BM 81. Genel Kurulu'nda bir araya gelmişti. İki lider de birbirinden övgüyle söz etmişti.

Diğer yandan Milei, ABD Başkanı Donald Trump'la da yakın ilişkilere sahip. Arjantin liderinin tartışmalı ekonomi politikalarını savunan Trump, ülkesinin Falkland Adaları konusundaki tutumunu "gözden geçirdiğini" söylemişti.

Arjantin, Britanya Denizaşırı Toprakları'nın parçası olan Falkland Adaları açıklarında BK'nin petrol ve doğalgaz arama faaliyetlerinin durdurulması için 13 Ekim'de Uluslararası Deniz Hukuku Mahkemesine (ITLOS) resmi başvuruda bulunulduğunu duyurmuştu.

Buenos Aires ve Londra, 1833'ten bu yana Britanya'nın yönetimindeki Falkland Adaları'nın egemenliği hakkında uzun süredir anlaşmazlık yaşıyor. 1982'de iki ülke arasında yaşanan Falkland Savaşı'nda 649 Arjantinli asker, 255 Britanyalı asker ve üç ada sakini hayatını kaybetmişti.

Independent Türkçe, Telegraph, Merco Press