Wagner Afrika’da: Putin’in tetikçileri istikrarsızlığı beslemeye devam edecek

Analistler, Rusya'nın stratejik kazanımlarını feda etmesini uzak bir ihtimal olarak görüyor

Geçtiğimiz 22 Mart'ta Orta Afrika Cumhuriyeti'nin başkentindeki bir heykele Rus bayrağı asıldı (AFP)
Geçtiğimiz 22 Mart'ta Orta Afrika Cumhuriyeti'nin başkentindeki bir heykele Rus bayrağı asıldı (AFP)
TT

Wagner Afrika’da: Putin’in tetikçileri istikrarsızlığı beslemeye devam edecek

Geçtiğimiz 22 Mart'ta Orta Afrika Cumhuriyeti'nin başkentindeki bir heykele Rus bayrağı asıldı (AFP)
Geçtiğimiz 22 Mart'ta Orta Afrika Cumhuriyeti'nin başkentindeki bir heykele Rus bayrağı asıldı (AFP)

Paramiliter Wagner güçlerinin geçtiğimiz Cumartesi günü Rusya'da başlattığı ‘silahlı isyanın’ etkisi Rusya topraklarıyla sınırlı kalmayıp birçok ülke hatta kıtayı da etkisi altına aldı. Ani ve şok edici şeklinde nitelendirilen olayın yansımaları yakından takip edildi. Afrika, Wagner güçlerinin birçok ülkede açık veya gizli faaliyet göstermesi nedeniyle, durumu en yakından takip eden ülkeler arasında yer aldı.

Wagner krizi, Rus grubunun kıtadaki geleceği hakkında birkaç soruyu gündeme getirdi. Liderliğindeki dönüşümlerin grubun Afrika’daki gerçekliğine gölge düşürüp düşürmeyeceği, şiddetli uluslararası (siyasi ve askeri) rekabetin ortasında Moskova'nın kıta üzerindeki etkisini genişletmek için bir silah olarak kullanılmaya devam edip etmeyeceği merak konusu olmaya devam ediyor.

Afrika ülkelerinden Şarku'l Avsat'a konuşan analistler, keskin uluslararası kutuplaşma karşısında Kremlin tarafından kullanılan bir araç olarak Rus paralı askerlerin kıtadaki ‘siyasi ve stratejik istihdamının’ devam etmesi olasılığını dışlamadı. Ancak, ‘beklenmedik kaçış’ senaryosunun tekrarlanma korkusuyla, topraklarında Wagner bulunan ülkelerin ‘meşru bir endişe’ içine girme olasılığına işaret ettiler.

Cazip alternatif

Araştırma kurumlarının ve uluslararası stratejik merkezlerin raporları, Rus Wagner grubuna bağlı kuvvetlerin, Sahel ve Sahra bölgesindeki bazı ülkelere güvenlik hizmetlerinin yanı sıra Mali, Orta Afrika, Libya ve Sudan da dahil olmak üzere birçok Afrika ülkesinde konuşlandırıldığını gösteriyor.

Sivil toplum ağı Uluslararası Organize Suçlarla Mücadele Küresel Girişimi (GIATOC) tarafından bu yıl içinde Afrika'daki Wagner hakkında yayınlanan bir raporda, grup ‘bugün Afrika'daki en etkili Rus oyuncu’ olarak tanımlanıyor.

New York merkezli Dış İlişkiler Konseyi (CFR) tarafından yayınlanan bir analiz, sızdırılan ABD belgelerine göre, Wagner'in son 10 yılda en az sekiz Afrika ülkesindeki operasyonları aracılığıyla birçok Afrika hükümetiyle güçlü ilişkilere sahip olduğunu gösterdi.

CFR’nin analizine göre Afrikalı yöneticiler, Wagner'i, radikal ideolojilere mensup teröristlere karşı mücadeleyi desteklemekten başka Afrika'ya çok az ilgi duyan Birleşmiş Milletler (BM) misyonları, Afrika Birliği güçleri, Avrupa Birliği güçleri ve ABD gibi diğer askeri güç kaynaklarına karşı çekici bir alternatif olarak görüyorlar.

CFR tarafından hazırlanan Thomas Graham imzalı rapora göre Wagner milislerinin, Afrika'da hızla konuşlandırılması ve gelişmiş silahlara sahip olmaları, onun hızlı ve acımasızca güç kullanmasını sağlıyor. Bu da onu Afrika ülkelerindeki güvenlik ve siyasi kargaşadan mustarip birçok rejim için tercih edilen bir seçenek haline getiriyor.

Hartum'daki Yüksek Stratejik ve Güvenlik Araştırmaları Akademisi Danışmanı Tümgeneral Dr. Mutasım Abdulkadir el-Hasan, “Wagner, Libya, Orta Afrika ve Mali'de muhalif grupların eğitimi ve harekat planlaması alanında birçok hizmet verdi” dedi. Ayrıca, özellikle eğitim ve altın madenlerini koruma alanlarında isyandan önce Sudan'da Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile birlikte çalıştığına dikkat çekti.

Hasan’ın Şarku'l Avsat’a yaptığı açıklamada, Wagner’in Afrika’daki geleceğinin son krizin ardından Rus hükümetinin bununla nasıl başa çıktığına bağlı olduğunu söyledi. Rusya Devlet Başkanı’nın ‘ister Ukrayna'da ister Afrika'da olsun bu gruba ihtiyacı olduğuna’ inandığını belirterek çünkü resmi Rus ordusunun gerçekleştirmesi zor roller oynuyorlar.

Çeşitli roller

Afrika Diyaloğu Siyasi Araştırmalar Merkezi tarafından geçtiğimiz Pazar günü yayınlanan ‘Wagner Grubu'nun Afrika'daki Paralı Askerleri: Neden Onları Sınır Dışı Edecek Etkili Bir Muhalefet Yoktu?’ başlıklı bir raporda Orta Afrika Cumhurbaşkanı Faustin-Archange Touadera hükümetini başkent Bangui'ye yönelik isyancı saldırılarına karşı savunmak için 2018'den beri Orta Afrika'da Rus grubunun unsurlarını konuşlandırdığına buna karşılık Wagner yan kuruluşlarının, ormanlık alanları işletmek ve oldukça kârlı olan Ndassima altın madenini kontrol etmek için sınırsız haklar elde ettiğine işaret edildi.

2015 yılında kurulan ve birkaç Afrika ülkesinde şubeleri bulunan Merkez’in raporunda Wagner Grubu'nun 2019 yılında Mozambik'te aktif olduğu ve Kuzey Cabo Delgado bölgesindeki DEAŞ örgütüyle mücadeleye yardım etmek amacıyla görev aldığı ancak isyanı kontrol altına alma çabalarının başarısız olduğu ve birkaç ay sonra bölgeden çekildiği belirtiliyor.

Wagner, Sudan'da 2017'den beri maden kaynakları için eğitim ve koruma hizmetleri sağlıyor ve yakın zamanda grubun Sudan ordusuna karşı savaşı sırasında Sudan Hızlı Destek Kuvvetleri milislerine füze tedarik ettiği bildirildi. Ayrıca, Wagner güçlerinin 2019 yılında sivil bölgelere yargısız infazlar yapmak ve kara mayınlar yerleştirmekle suçlandığı Libya'daki Wagner rollerine de atıfta bulunuldu.

2022 yılının Mayıs ayında İnsan Hakları İzleme Örgütü, Wagner'i 2019 ve 2020 yıllarında Libya'da yasaklanmış kara mayınları ve patlayıcı bubi tuzakları kullanmakla suçladı ve Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcısını ‘bu suçları’ soruşturmaya çağırmıştı.

Hasan, "Putin, Cumartesi günkü olaylara rağmen, gelecekte ordu ve Savunma Bakanlığı ve Wagner'in Ukrayna ve Afrika'daki rolünde yapılacak değişikliklerle bu grubu elinde tutacaktır” dedi. Hasan, Wagner Grubu'nun Afrika'da askeri, güvenlik, siyasi ve ekonomik açıdan varlık sağladığına ve bunun ‘sıfır maliyetli olmadığı, aksine değerli kazanımlar elde ettiğine’ işaret etti. Dr. Mutasım Abdulkadir Hasan’a göre Wagner Grubu'nun Afrika kıtasındaki etkisi iki katına çıkacak bu da Ukrayna'daki varlığının azalmasıyla gerçekleşecek.

Meşru endişeler

Rus yetkililerin Wagner krizini nasıl ele aldığına dair ilk işaretler, ‘bu krizin ana gövdesini korumaya yönelik bir istek olduğunu’ gösteriyor. Mısır Düşünce ve Stratejik Araştırmalar Merkezi Direktörü Dr. Halid Ukkaşe, Şarku'l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Rus grubunun Avrupa'daki, özellikle Rusya ve Ukrayna'daki rolleri ile yurtdışında oynayabileceği roller arasında bir farklar var” dedi.

Ukkaşe, en azından öngörülebilir gelecekte Rusya’nın elde ettiği kazanımlardan vazgeçme ihtimalinin düşük olduğunu söyledi. Dr. Ukkaşe, Wagner Grubu'nun rollerinin, Rus etkisini kıtadaki birçok bölgede güçlendirdiğini ve büyük güçler arasında (ABD, birçok Avrupa ülkesi ve Çin dahil) rekabetin olduğu bir ortamda, Rusya'nın nüfuzunu artırdığını ifade etti. Ayrıca bu büyük kazanımlardan vazgeçmenin zor olduğu vurgulayan Ukkaşe, “Bu durum, Afrika kıtasında Rusya ile dostane ilişkilerine rağmen, Çin dahil birçok güçle rekabet içinde olan Rusya'nın pozisyonunu güçlendirdiğini gösteriyor” dedi.

Wagner'in hizmetlerini kullanan birçok Afrika ülkesinde tablo henüz net değil. Mali ve Orta Afrika Cumhuriyeti hükümetlerinin sözcüleri, Rus grubun Moskova yetkilileriyle yaşadığı kriz hakkında yorum yapmayı reddetti. Öte yandan Mısır Düşünce ve Stratejik Araştırmalar Merkezi Direktörü, bu iki ülkenin ‘meşru endişeleri’ olacağını düşünüyor. Rusya topraklarında Wagner’in fitilini ateşlediği ‘Cumartesi krizi’nin, ‘bu grubun topraklarında bulunduğu ülkelerde musallat olduğu bir saplantı’ olarak kalacağına işaret etti.

Ukkaşe, Wagner Grubu'nun askeri ve ekonomik bileşeninin, ani bir kaosun tekrarlanma olasılığı konusunda şüpheler uyandırdığını ve bu durumun Rusya'ya hizmetlerinden faydalanan ülkelerin hesaplarını yeniden gözden geçirmeye zorlayabileceğinden bahsetti. Bununla birlikte, aynı zamanda, Wagner'den yardım isteyen ülkelerin çoğunun ‘grubun hizmetlerinden kolayca vazgeçememelerine neden olan siyasi ve güvenlik kırılganlıklarından muzdarip’ olduğunu söylüyor.

Çeşitli senaryolar

Bu endişeler, Wagner'in bulunduğu ülkelerdeki duruma ilişkin analistlerin gözünden uzak görünmüyor. Bu ülkelerden biri olan Mali, Rus grubunun hizmetlerine ilk başvuran ülkelerden biriydi. Mali siyasi analisti Basyro Dombia, Wagner ve Kremlin arasındaki son krizin ‘Mali'deki güvenlik cephesinde sonuçları olacağını’ öngörüyor.

Dombia, Şarku'l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Mali'de resmi olarak tanınmayan Wagner unsurları, DEAŞ ve El Kaide'ye bağlı silahlı gruplarla mücadelede eğitim ve silahlandırma hizmetleri sundu. İyi eğitimli Rus unsurlarının bu tür çatışmalarda önemli rolleri olduğu biliniyor” dedi.

Mali analiste göre Moskova'nın Wagner Grubu'na yönelik tutumu, Bamako hükümetinin Rusya ile olan ilişkilerinde büyük bir etkiye sahip olacak. Dombia, “Mali hükümeti, Wagner Grubu'nu koruma adına Rusya ile olan ilişkilerini feda etme konusunda zorlanabilir. Özellikle ekonomik ve askeri açıdan büyük öneme sahip olan işbirliği göz önüne alındığında, Mali hükümeti Wagner Grubu'nu korumak için Rusya ile olan ilişkilerini riske atmaktan kaçınmak isteyecektir” şeklinde konuştu.

Mısır Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı Stratejik Araştırmalar Merkezi Danışmanı Dr. Halid Fehmi, Rusya'nın Wagner ile resmi ilişkisinin etkisi konusunda hemfikir. Grubun unsurlarının Rus askeri topluluğuna yeniden entegrasyonunun, grubun Afrika sahnesindeki varlığı üzerinde dikkate değer bir etkisi olacağının altını çizdi.

Fehmi, Şarku'l Avsat’a yaptığı açıklamada, Afrika'da Wagner Grubu'nun geleceği için birkaç senaryo öngörüldüğünü, bu senaryolardan birinin, Irak ve Suriye'deki yenilgilerinden sonra DEAŞ’ın yeniden yapılandırılması senaryosu olduğunu söyledi. Ayrıca bu senaryoda, yeni bir liderlik yapılanması ve farklı bir operasyonel yaklaşım benimsenerek, Wagner Grubu üyelerinin Rus ordusuna katılmayan bir çekirdek kuvvet oluşturabileceğini ve aynı bölgelerde faaliyet gösterebileceğini belirtti. Ancak bu yeni güç, Wagner Grubu'nun hizmetlerinden yararlanan ülkeler tarafından farklı bir kılıf altında oluşturulabileceğini ifade etti.

Dr. Fehmi, Wagner unsurlarının son yıllarda kazandıkları büyük ekonomik çıkarlarından vazgeçmesi ihtimalinin olmadığını belirtti.  Afrika'da, Rusya'daki merkez komutanlığa bağlı olmayan bağımsız bir grup kurma olasılığına işaret ederek, grubun kurucusu ve lideri Yevgeny Prigozhin'in Belarus'a sınır dışı edilmesinden sonra, grubun ikinci sıradaki liderlerinin dikkate değer bir role sahip olabileceğini söyledi. Bu liderlikler başarısız olursa, Wagner üyelerinin diğer milis saflarına dağılabileceğini ve hizmetlerini bireysel olarak sağlayabileceğine dikkat çekti. Wagner'in Afrika'daki varlığına ilişkin bu senaryolardan herhangi birini seçmenin zaman alacağını belirtti.  Moskova'nın grubun özellikle kendi sınırları dışındaki geleceğine ilişkin kararı netleşene kadar bu süre birkaç ayı bulabileceğini ifade etti.



Kuzey Kore'nin Japonya politikası: "Çin'le tek cephe olacaklar"

Kuzey Kore son dönemde balistik füze denemelerini de hızlandırdı (Reuters)
Kuzey Kore son dönemde balistik füze denemelerini de hızlandırdı (Reuters)
TT

Kuzey Kore'nin Japonya politikası: "Çin'le tek cephe olacaklar"

Kuzey Kore son dönemde balistik füze denemelerini de hızlandırdı (Reuters)
Kuzey Kore son dönemde balistik füze denemelerini de hızlandırdı (Reuters)

Kuzey Kore'nin son dönemde Japonya karşıtı söylemlerini artırması dikkat çekiyor.

Reuters'ın analizine göre Pyongyang yönetimi Japonya'nın hem askeri kapasitesini artırmasını hem de ABD ve Güney Kore'yle savunma işbirliğini güçlendirmesini endişeyle takip ediyor.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un'un kız kardeşi Kim Yo-jong, geçen haftaki açıklamasında Tokyo yönetiminin artık bölgede "askeri güç" haline geldiğini savunmuştu.

Pyongyang ayrıca ABD ve Güney Kore'nin 17-27 Ağustos'ta düzenlediği Ulchi Özgürlük Kalkanı tatbikatını eleştirerek Washington, Tokyo ve Seul'un işbirliğinin "nükleer ittifaka" dönüştüğünü öne sürmüştü.

ABD ve Güney Kore'nin ortak nükleer denizaltı projesi de Kuzey Kore'nin tepkisini çekmişti. Kuzey Kore Dışişleri Bakanlığı'ndan üst düzey yetkili Jang Kum-chol, Seul'un böyle bir denizaltına sahip olmasının "Asya-Pasifik'te domino etkisi yaratacağını" söylemişti.

Diğer yandan II. Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan ABD-Japonya güvenlik ittifakı, Tokyo'nun savunma politikasının temel taşını oluşturuyor. Yaklaşık 50 bin Amerikan askerine ev sahipliği yapan Asya devi, ABD'nin dünyada en fazla birlik konuşlandırdığı yabancı ülke.

Tokyo yönetiminin ölümcül silah ve savunma ekipmanlarının yabancı ülkelere satışı üzerindeki kısıtlamaları esnetmesi de tartışma yaratmaya devam ediyor.

Japonya bu adımların savunma amaçlı olduğunu ileri sürerken Çin, ülkenin saldırı kapasitesini artırmak istediğini iddia ediyor.

Ancak uzmanlara göre Kuzey Kore'nin Japonya karşıtı söyleminin asıl hedefi daha geniş bir blok.

Seul'deki Ewha Kadın Üniversitesi'nden Park Won-gon, Pyongyang'ın bölgeyi "ABD-Güney Kore-Japonya'ya karşı Kuzey Kore-Çin-Rusya" şeklinde iki rakip blok olarak göstermeye çalıştığını söylüyor. Bu stratejiyle Kuzey Kore'nin Çin ve Rusya'dan daha fazla destek almak, diplomatik izolasyondan çıkmak ve nükleer silahların gerekliliğine ilişkin argümanlarını güçlendirmek istediğini savunuyor.

Güney Kore gazetesi Korea Times'ın analizinde de Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi'nin, 19-20 Ağustos'ta Güney Kore'yi ziyaret etmeye hazırlandığı hatırlatılıyor.

Güney Kore'deki Kyungnam Üniversitesi'nden Lim Eul-chul, Pyongyang'ın görüşme öncesinde elini güçlendirerek "Çin'le sağlam bir Japonya karşıtı cephe oluşturmak istediğini" söylüyor.

Independent Türkçe, Reuters, Korea Times


Gazze, Batı Şeria ve seçimler: Kushner Netanyahu'yu ikna edebilecek mi?

Jared Kushner, İsrail Meclisi Knesset'te konuşurken (Arşiv - Reuters)
Jared Kushner, İsrail Meclisi Knesset'te konuşurken (Arşiv - Reuters)
TT

Gazze, Batı Şeria ve seçimler: Kushner Netanyahu'yu ikna edebilecek mi?

Jared Kushner, İsrail Meclisi Knesset'te konuşurken (Arşiv - Reuters)
Jared Kushner, İsrail Meclisi Knesset'te konuşurken (Arşiv - Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı ve özel temsilcisi Jared Kushner'ın gelecek hafta İsrail ve Mısır'a yapacağı ziyaret, Gazze'de tıkanan planı yeniden canlandırmaya yönelik sıradan bir turdan ibaret görünmüyor. Barış Konseyi’nin üst düzey temsilcisi Nikolay Mladenov ile Konseyin yürütme kurulu üyesi ve eski İngiltere Başbakanı Tony Blair'in de yer aldığı heyet, Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasındaki görüş ayrılıklarının derinleştiği ve 27 Ekim'de yapılması planlanan İsrail seçimlerine ilişkin hesapların bölgesel dosyaları doğrudan etkilemeye başladığı bir dönemde bölgeye geliyor.

Hamas’ın silahsızlandırılması ve İsrail güçlerinin çekilmesi konusundaki anlaşmazlığın yanı sıra, Batı Şeria'da yerleşimcilerin gerçekleştirdiği saldırılar da Netanyahu hükümetinin ve İsrail ordusunun sahayı kontrol altında tutma ve Washington'ın taleplerine yanıt verme kapasitesi açısından yeni bir sınamaya dönüşmüş durumda.

Uygulamadan önce uzlaşma

Associated Press’in bildirdiğine göre Kushner, Mladenov ve Blair pazar günü İsrail'e ulaşacak, ardından Kahire'ye geçecek. Heyet İsrail'de Netanyahu ve üst düzey yetkililerle görüşürken, Kahire'deki temaslarda Mısır, Katar ve Türkiye'den arabulucuların yanı sıra Gazze'nin yönetimini üstlenmesi planlanan teknokrat Filistinli grubun gerçekleştirdiği toplantılar da gündemde olacak.

Doğrudan hedef, Trump'ın planında bir sonraki aşamaya geçilmesini sağlayacak bir formül bulmak. Bu aşama, Hamas ve diğer grupların silahsızlandırılması, sivil ve güvenlik yönetiminin teknokratlardan oluşan bir Filistin hükümetine devredilmesi, buna paralel olarak İsrail güçlerinin kademeli şekilde çekilmesi ve güvenliğin tesis edilmesine yardımcı olmak üzere uluslararası bir gücün bölgeye konuşlandırılmasını içeriyor.

rgthyj
Trump, Steve Witkoff, Jared Kushner ve Nikolay Mladenov, Davos'ta (Arşiv - Reuters)

Reuters’a konuşan konuya yakın bir kaynak, Washington ile İsrail'in Hamas’ın silahsızlandırılması hedefi konusunda mutabık olduğunu, ancak İsrail tarafının meşru kaygıları bulunduğunu ve iki tarafın bunları gidermek için çalıştığını söyledi.

Sorun ise adımların hangi sırayla uygulanacağı konusunda yaşanan anlaşmazlığın hâlâ çözülememiş olması. Hamas planı kabul etti ancak uygulamayı, başta saldırıların durdurulması ve İsrail güçlerinin çekilmesi olmak üzere İsrail'in önce kendi yükümlülüklerini yerine getirmesi şartına bağladı. Netanyahu ise silahsızlandırma tamamlanmadan İsrail güçlerini çekmeyeceğini açıkladı ve böylece Washington'ın önerdiği kademeli uygulama formülünü fiilen reddetti.

Axios haber sitesinin ortaya koyduğuna göre kamuoyu önündeki anlaşmazlık, kapalı kapılar ardında yaşananların tamamını yansıtmıyor. Netanyahu daha önce Kushner ile yaptığı bir görüşmede plana fırsat vereceğine ve silahsızlandırma sürecinin başlaması için uygun koşulların oluşturulması amacıyla Gazze'ye yönelik saldırıları sınırlayacağına söz verdi. O tarihten bu yana hava saldırılarının temposu düştü ve İsrail ordusu, mutabakatlarda öngörülen sarı hata çekildi. Bu nedenle ABD yönetimi, Netanyahu'nun kamuoyu önündeki itirazını kısmen nihai bir karar olmaktan ziyade seçimlere yönelik bir söylem olarak değerlendiriyor.

Seçimler ayrılığı derinleştiriyor

Trump yönetimi, ekim ayında yapılacak seçimlerin Gazze dosyasını daha aylar boyunca dondurmak için bir gerekçeye dönüşmesini istemiyor. Ancak Netanyahu da İsrail güçlerinin Hamas’ın tüm silahlarını teslim etmesinden önce çekilmesini kabul etmesi halinde, özellikle kendi sağ tabanı karşısında ABD baskısı altında taviz veren bir lider görüntüsü vermek istemiyor. Netanyahu, İsrail'in geri çekilmesine ilişkin olası bir anlaşma nedeniyle hem müttefikleri hem de rakipleri tarafından sert biçimde eleştiriliyor.

fı98ş
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile Başkan'ın damadı Jared Kushner'ın arasında, Kudüs'teki İsrail hükümeti toplantısı sırasında (Arşiv - AP)

Axios’a konuşan bir ABD'li yetkili, Netanyahu'nun siyasi ihtiyaçlarını anladıklarını, ancak başta Gazze'ye yönelik saldırıların sınırlandırılması olmak üzere Washington'ın taleplerini uygulamaya devam ettiği sürece bunu dikkate alacaklarını söyledi. Bir başka ABD'li yetkili ise durumu, “Seçimler herkesi paniğe sürüklüyor” sözleriyle özetleyerek görüşmeleri çevreleyen gerilime dikkat çekti.

Netanyahu seçimlere zor bir konumda giriyor. Axios’un aktardığı kamuoyu yoklamalarına göre Netanyahu liderliğindeki ittifakın 49 ila 53 sandalye kazanması bekleniyor. Bu rakam, hükümet kurmak için gerekli 61 sandalyenin altında kalıyor. Muhalefet partilerinin ise 67 ila 70 sandalye elde edebileceği tahmin ediliyor.

Bu ortamda Trump'ın tutumu özel önem taşıyor. Trump, kendisine dört kez sorulmasına rağmen Netanyahu'ya destek açıklamaktan kaçındı. Oysa önceki dönemlerde Trump'ın Netanyahu'ya desteği neredeyse kesin kabul ediliyordu.

Bu tutum kişisel bir kopuş anlamına gelmiyor. Nitekim Trump, Netanyahu ile ilişkisinin çok iyi olduğunu vurgulamaya devam ediyor. Ancak yaklaşım, iki liderin siyasi çıkarları arasındaki ayrışmanın derinleştiğini gösteriyor. ABD Başkanı Gazze'de bir sonuç elde etmek, Lübnan ve Suriye dosyalarını ilerletmek ve normalleşme sürecini canlandırmak isterken, Netanyahu güvenlik konusunda sert bir tutum sergilemenin ve dış baskılara meydan okumanın seçim açısından daha faydalı olabileceğini düşünüyor.

Bu nedenle Kushner'ın ziyareti iki yönlü bir mesaj taşıyor: Washington açık bir çatışma istemiyor, ancak İsrail'in iç siyasi gündeminin Trump'ın bölgesel planını sekteye uğratmasına da izin vermeye hazır değil.

Batı Şeria ikinci baskı cephesi

Bu sınama, Batı Şeria'daki durumun kontrolden çıkmasıyla daha da karmaşık hale geliyor. Nablus yakınlarındaki Kusra köyünde yerleşimciler bazı Filistinlilerin evlerini kuşatarak bu evlerin su ve elektriğini kesti. Kuşatılan evlerden biri ABD vatandaşı olan bir Filistinliye ait.

İsrail ordusunun müdahale ederek yerleşimcilerin kurduğu bazı yapıları sökmesine ve bir yerleşimciyi gözaltına almasına rağmen, grubun bir kısmı saatler sonra yeniden bölgeye döndü. Bu durum, ordunun saldırıları engelleme konusunda hem kapasitesine hem de iradesine ilişkin soru işaretlerini artırdı.

gthyu
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile Başkan Donald Trump'ın damadı Jared Kushner'ın arasında, Kudüs'teki İsrail hükümeti toplantısı sırasında (Arşiv - AP)

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı habere göre Washington, Netanyahu'ya Kusra'daki kuşatmayı kamuoyu önünde kınaması için baskı yapıyor. Ancak İsrail Başbakanı bu konuda sessizliğini koruyor. Yerleşimlere verdiği tarihsel destekle bilinen ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee ise alışılmadık derecede sert bir dil kullanarak yaşananları terörist ve suç teşkil eden bir eylem olarak niteledi ve sorumluları İsrailli teröristler olarak tanımladı.

New York Times’ın Birleşmiş Milletler verilerine dayandırdığı bilgilere göre aşırılık yanlısı yerleşimciler, 2026'nın ilk yedi ayında 250 Filistinli yerleşim bölgesini kapsayan en az 1380 saldırı gerçekleştirdi. Saldırılarda neredeyse tam bir cezasızlık ortamının hâkim olduğu belirtiliyor. Gazete, daha önce Batı Şeria'da görev yapmış emekli İsrailli Tuğgeneral Guy Hazut'un, ordunun bölgede kontrolü kaybettiğini söylediğini aktardı.

scdfrgthy
Batı Şeria'daki Kusra beldesinde çarşamba günü taş atan yerleşimciler; görüntü bir video kaydından alınmıştır (Reuters)

Bu nedenle Kushner'ın ziyareti, Gazze'de geri çekilme ve silahsızlandırma konusunda düzenleme yapma girişiminden daha kapsamlı bir anlam taşıyor. Ziyaret, Washington'ın Netanyahu'ya seçim desteği vermeden ondan pratik iş birliği sağlayıp sağlayamayacağının ve İsrail hükümetinin hem Gazze'de hem de Batı Şeria'da aşırı sağcı müttefiklerini kontrol altına alıp alamayacağının sınanması niteliğinde.

Ortaya çıkacak sonuç, Trump'ın planının siyasi bir sürece dönüşüp dönüşemeyeceğini ya da seçim hesapları ve sahadaki kaosun kuşattığı kırılgan mutabakatlar olarak kalıp kalmayacağını belirleyecek.


Trump Netanyahu'dan vazgeçti mi?

Netanyahu, Trump'la ilişkisini sık sık seçimlerde kazandıran bir koz olarak kullandı (AFP)
Netanyahu, Trump'la ilişkisini sık sık seçimlerde kazandıran bir koz olarak kullandı (AFP)
TT

Trump Netanyahu'dan vazgeçti mi?

Netanyahu, Trump'la ilişkisini sık sık seçimlerde kazandıran bir koz olarak kullandı (AFP)
Netanyahu, Trump'la ilişkisini sık sık seçimlerde kazandıran bir koz olarak kullandı (AFP)

Ortadoğu'daki en etkili kişisel ve siyasi ilişkilerden birinde dikkat çekici bir değişim yaşanıyor. ABD Başkanı Donald Trump, gazetecilerin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'ya yönelik tutumunu defalarca sormasına rağmen, 27 Ekim'de yapılacak seçimler öncesinde Netanyahu'ya şimdiye kadar açık bir destek vermekten kaçındı. Trump yalnızca iki ay önce Netanyahu'yu muhtemelen destekleyeceğini söylemiş, ancak önce rakiplerinin kim olacağını görmek istediğini belirtmişti.

Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığı habere göre Trump, son haftalarda Netanyahu'yu destekleyip desteklemeyeceği sorusuyla defalarca karşılaştı ancak İsrail Başbakanı'nın beklediği yanıtı vermekten kaçındı. Habere göre bu tereddüt, Netanyahu'nun zorlu bir seçim kampanyası yürüttüğü bir döneme denk geliyor. Anketler, Netanyahu'nun liderliğindeki bloğun 120 sandalyeli Knesset'te yalnızca 49 ila 53 sandalye kazanabileceğine işaret ediyor. Bu sayı, hükümet kurmak için gereken 61 sandalyenin oldukça altında. Netanyahu'nun mevcut koalisyonu ise 68 sandalyeye sahip.

Trump, geçen haziran ayında bu kadar temkinli değildi. İsrail Yayın Kurumu'na verdiği röportajda, "Kimin aday olacağını görmem gerekecek ama Bibi'yi çok seviyorum" diyen Trump, Netanyahu'yu "muhtemelen" destekleyeceğini söylemişti. Ancak bu eğilimini hiçbir zaman resmî bir desteğe dönüştürmedi. Seçimler yaklaşırken eski açıklamasından ziyade Trump'ın sessizliği önem kazandı.

thyju
Trump ve Netanyahu, 28 Temmuz 2026'da Washington'daki Beyaz Saray'ın Oval Ofisi'nde görüşmeleri öncesinde (AFP)

Axios, Netanyahu'nun iki hafta önce Beyaz Saray'daki Oval Ofis görüşmesinin ayrıntılarını da yayımladı. Buna göre Trump, İsrail Başbakanı'na kamuoyu yoklamalarındaki durumunu sordu. Netanyahu yanıt vermekte tereddüt edince danışmanlarından biri araya girerek Trump'a başbakanın seçimlerde önde olduğunu söyledi. Ancak analistler, seçim tablosunun daha karmaşık olduğuna ve anketlerin büyük bölümüne göre Netanyahu'nun koalisyonunun hâlâ yeni bir hükümet kurmak için gereken çoğunluktan uzak bulunduğuna dikkat çekiyor.

Seçim kartı mı, baskı aracı mı?

Binyamin Netanyahu, Donald Trump ile ilişkisini uzun süredir güçlü bir seçim kozu olarak kullanıyor. Netanyahu, 2019 seçimlerinde Trump ile ilişkisini kampanyasının önemli unsurlarından biri haline getirmiş, İsrail genelindeki dev seçim afişlerinde Trump'la birlikte çekilmiş fotoğraflarını kullanmıştı. Netanyahu bunu, Trump'ın İsrail toplumunun geniş kesimleri arasındaki popülaritesinden yararlanmak amacıyla yapmıştı.

Trump da Netanyahu'ya Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıması ve ABD Büyükelçiliği'ni Kudüs'e taşıması, İsrail'in Golan Tepeleri üzerindeki egemenliğini tanıması ve ardından İbrahim Anlaşmaları gibi önemli siyasi kazanımlar sağlamıştı.

hyju
İsrail Genelkurmay eski Başkanı Gadi Eisenkot, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun başlıca rakibi konumunda (AFP)

Bu nedenle analistler, Netanyahu'nun bu kez Trump'ın desteğini alamamasının yalnızca protokol düzeyinde bir mesele olmadığını düşünüyor. Onlara göre bu durum, Netanyahu'yu İsrailli seçmen karşısında uzun süredir kullandığı önemli bir argümandan mahrum bırakıyor: Rakiplerinin elde edemeyeceği kazanımları doğrudan Beyaz Saray'a ulaşarak sağlayabilecek lider olma iddiası.

Ancak iki lider arasındaki ilişki bugün o dönemden farklı. Trump, geçen temmuz ayında Axios’a yaptığı açıklamada Netanyahu'ya, "Başkanın kim olduğunu biliyor" demişti. Bu ifade, büyük kararların nihai çerçevesini belirleyen tarafın Tel Aviv değil Washington olduğunu vurgulama isteğinin açık bir göstergesi olarak değerlendirildi.

Gazze ayrılığı büyütüyor

İki lider arasındaki en belirgin anlaşmazlık Gazze konusunda ortaya çıktı. Netanyahu bu hafta Trump'ın, Hamas'ın silahsızlandırılmasını İsrail güçlerinin aşamalı olarak çekilmesi ve uluslararası bir istikrar gücünün oluşturulmasıyla eş zamanlı öngören 15 maddelik planını reddetti.

İsrail Başbakanı, Hamas tamamen silahsızlandırılmadan İsrail güçlerinin çekilmeyeceğinde ısrar etti.

Washington Post, seçim baskısının iki lideri zıt yönlere ittiğini belirtiyor. Trump'ın ABD'deki ara seçimler öncesinde savaşları sona erdirdiğini ve diplomatik atılımlar gerçekleştirdiğini göstermesi gerekiyor. Netanyahu ise sağ seçmeni, Hamas karşısında veya ABD'nin baskısı nedeniyle geri adım atmadığına ikna etmek zorunda.

Associated Press ise Netanyahu'nun ABD başkanlarına meydan okumasının yeni olmadığını, ancak bu kez daha riskli olduğunu belirtiyor. İsrail'in uluslararası alanda giderek daha fazla yalnızlaşması, İsrail Başbakanı'nın Beyaz Saray'a olan bağımlılığını artırırken Trump ile ilişkisini de daha öngörülemez hale getiriyor.

İran en derin anlaşmazlık noktası

Gazze'nin yanı sıra İran konusunda da daha önemli bir görüş ayrılığı bulunuyor. Trump son haftalarda askeri operasyonları genişletmekten, müzakere yoluyla çıkış aramaya ve yaptırımlar ile ekonomik baskıya daha fazla ağırlık vermeye yöneldi.

Netanyahu ise Tahran'ı müzakereler yoluyla kontrol altına almanın mümkün olup olmadığı konusunda daha kuşkucu bir tutum sergiliyor. Trump yönetiminin İran'la yeni bir girişime yönelmesinin ardından iki lider arasında gergin bir telefon görüşmesi yaşanmıştı. Trump ayrıca Netanyahu karşısındaki üstünlüğünü vurgulayan dikkat çekici ifadeler kullanmıştı.

dfgtyu7
Yair Lapid, Netanyahu'nun önde gelen siyasi rakiplerinden biri (AFP)

Lübnan dosyası da bu denklemde yer alıyor. ABD'nin eleştirilerinin ardından İsrail hükümeti, güney Lübnan'dan çekilme konusundaki tutumunu açıklamak ve bunu Hizbullah'ın silahsızlandırılmasına ilişkin düzenlemelerin uygulanmasına bağlamak zorunda kaldı. Washington ise arabuluculuk yaptığı anlaşmaya uyulması gerektiğini vurguladı.

Trump fikrini her an değiştirebilir. Ancak seçimlere yalnızca 75 gün kalmış olması nedeniyle Netanyahu açısından zaman daralıyor. Analistler, Trump'ın Netanyahu'ya seçim desteğini esirgemesini bir kopuş ilanından ziyade potansiyel bir nüfuz ve baskı aracı olarak değerlendiriyor.

Trump Netanyahu'ya karşı olduğunu söylemiyor ancak istediği siyasi ödülü de karşılıksız vermiyor. Desteği askıda tutmak, Beyaz Saray'a Gazze, İran ve Lübnan'ın yanı sıra olası diğer bölgesel düzenlemeler konusunda Netanyahu üzerinde daha fazla baskı kurma imkânı sağlıyor.

Trump Netanyahu'dan vazgeçti mi? Şimdilik yanıt hayır. Trump'ın İsrail'le stratejik ittifaktan vazgeçtiğine veya Netanyahu'yu desteklememe yönünde kesin bir karar aldığına dair herhangi bir işaret bulunmuyor. Aksine ABD Başkanı kapıyı açık bırakıyor ve Netanyahu'ya destek vermenin kendi çıkarlarına hizmet edeceğine inanması halinde seçimlerin son haftalarında devreye girebilir.

Ancak ABD'li siyasi analistlere göre yeni olan şu: Netanyahu'ya destek artık otomatik değil. 27 Ekim'de yapılacak seçimler, 7 Ekim 2023 saldırısından bu yana gerçekleştirilecek ilk seçim olacak.

Reuters, Netanyahu'nun aralarında eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot ile eski başbakanlar Naftali Bennett ve Yair Lapid'in bulunduğu önemli rakiplerle karşı karşıya olduğunu belirtiyor. Bu arada seçim ittifaklarının şekillenme süreci de devam ediyor.

ABD'deki kamuoyu araştırmaları ise İsrail'e yönelik desteğin zayıfladığına işaret ediyor. Associated Press'in NORC ile temmuz ayında gerçekleştirdiği ankette, ABD'de İsrail'in imajında geniş çaplı bir gerileme ve Cumhuriyetçiler arasında dahi görüş ayrılıklarının ortaya çıktığı görüldü.

Bu durum, Trump'ın Netanyahu ile koşulsuz biçimde özdeşleşmesinin ABD iç siyasetinde geçmişe kıyasla daha az siyasi getiri sağlamasına yol açıyor.

Buna karşılık Trump'ın kendisi de İsrail'de Netanyahu'nun geçmişte yararlandığı yüksek popülariteye artık sahip değil. Axios, Trump'ın İran konusundaki tutumu ve Washington'ın İsrail'in İran, Gazze, Suriye ve Lübnan'daki bazı hamlelerine getirdiği kısıtlamaların, Trump'ın İsrail sağındaki bazı kesimler nezdindeki konumunu zayıflattığına dikkat çekiyor.

Koşulsuz ittifaktan çıkar temelli ilişkiye

Bazı analistler, Trump'ın mevcut sessizliğinin Trump-Netanyahu ittifakının sonu anlamına gelmediğini, ancak ilişkinin niteliğinde bir değişime işaret ettiğini düşünüyor.

Onlara göre daha önce neredeyse tamamen kişisel bir ittifak olarak sunulan ilişki, artık daha çıkar odaklı ve karşılıklı pazarlığa dayalı bir niteliğe bürünüyor.

Trump, Netanyahu'nun savaşların sona erdirilmesine ve ABD Başkanı'nın Amerikan seçmenine sunabileceği diplomatik kazanımlar elde edilmesine yardımcı olmasını istiyor. Netanyahu ise İsrailli seçmene pazarlayabileceği daha geniş askeri ve siyasi hareket alanı talep ediyor.

Analistler, ABD'nin İsrail'e desteğinin sürdüğünü ancak Netanyahu'ya verilen kişisel siyasi desteğin artık açık çek olmadığını vurguluyor. Trump, destek kartını elinde tutarak ancak karşılığında ne elde edebileceğini gördüğü anda kullanmak istiyor.