Wagner Afrika’da: Putin’in tetikçileri istikrarsızlığı beslemeye devam edecek

Analistler, Rusya'nın stratejik kazanımlarını feda etmesini uzak bir ihtimal olarak görüyor

Geçtiğimiz 22 Mart'ta Orta Afrika Cumhuriyeti'nin başkentindeki bir heykele Rus bayrağı asıldı (AFP)
Geçtiğimiz 22 Mart'ta Orta Afrika Cumhuriyeti'nin başkentindeki bir heykele Rus bayrağı asıldı (AFP)
TT

Wagner Afrika’da: Putin’in tetikçileri istikrarsızlığı beslemeye devam edecek

Geçtiğimiz 22 Mart'ta Orta Afrika Cumhuriyeti'nin başkentindeki bir heykele Rus bayrağı asıldı (AFP)
Geçtiğimiz 22 Mart'ta Orta Afrika Cumhuriyeti'nin başkentindeki bir heykele Rus bayrağı asıldı (AFP)

Paramiliter Wagner güçlerinin geçtiğimiz Cumartesi günü Rusya'da başlattığı ‘silahlı isyanın’ etkisi Rusya topraklarıyla sınırlı kalmayıp birçok ülke hatta kıtayı da etkisi altına aldı. Ani ve şok edici şeklinde nitelendirilen olayın yansımaları yakından takip edildi. Afrika, Wagner güçlerinin birçok ülkede açık veya gizli faaliyet göstermesi nedeniyle, durumu en yakından takip eden ülkeler arasında yer aldı.

Wagner krizi, Rus grubunun kıtadaki geleceği hakkında birkaç soruyu gündeme getirdi. Liderliğindeki dönüşümlerin grubun Afrika’daki gerçekliğine gölge düşürüp düşürmeyeceği, şiddetli uluslararası (siyasi ve askeri) rekabetin ortasında Moskova'nın kıta üzerindeki etkisini genişletmek için bir silah olarak kullanılmaya devam edip etmeyeceği merak konusu olmaya devam ediyor.

Afrika ülkelerinden Şarku'l Avsat'a konuşan analistler, keskin uluslararası kutuplaşma karşısında Kremlin tarafından kullanılan bir araç olarak Rus paralı askerlerin kıtadaki ‘siyasi ve stratejik istihdamının’ devam etmesi olasılığını dışlamadı. Ancak, ‘beklenmedik kaçış’ senaryosunun tekrarlanma korkusuyla, topraklarında Wagner bulunan ülkelerin ‘meşru bir endişe’ içine girme olasılığına işaret ettiler.

Cazip alternatif

Araştırma kurumlarının ve uluslararası stratejik merkezlerin raporları, Rus Wagner grubuna bağlı kuvvetlerin, Sahel ve Sahra bölgesindeki bazı ülkelere güvenlik hizmetlerinin yanı sıra Mali, Orta Afrika, Libya ve Sudan da dahil olmak üzere birçok Afrika ülkesinde konuşlandırıldığını gösteriyor.

Sivil toplum ağı Uluslararası Organize Suçlarla Mücadele Küresel Girişimi (GIATOC) tarafından bu yıl içinde Afrika'daki Wagner hakkında yayınlanan bir raporda, grup ‘bugün Afrika'daki en etkili Rus oyuncu’ olarak tanımlanıyor.

New York merkezli Dış İlişkiler Konseyi (CFR) tarafından yayınlanan bir analiz, sızdırılan ABD belgelerine göre, Wagner'in son 10 yılda en az sekiz Afrika ülkesindeki operasyonları aracılığıyla birçok Afrika hükümetiyle güçlü ilişkilere sahip olduğunu gösterdi.

CFR’nin analizine göre Afrikalı yöneticiler, Wagner'i, radikal ideolojilere mensup teröristlere karşı mücadeleyi desteklemekten başka Afrika'ya çok az ilgi duyan Birleşmiş Milletler (BM) misyonları, Afrika Birliği güçleri, Avrupa Birliği güçleri ve ABD gibi diğer askeri güç kaynaklarına karşı çekici bir alternatif olarak görüyorlar.

CFR tarafından hazırlanan Thomas Graham imzalı rapora göre Wagner milislerinin, Afrika'da hızla konuşlandırılması ve gelişmiş silahlara sahip olmaları, onun hızlı ve acımasızca güç kullanmasını sağlıyor. Bu da onu Afrika ülkelerindeki güvenlik ve siyasi kargaşadan mustarip birçok rejim için tercih edilen bir seçenek haline getiriyor.

Hartum'daki Yüksek Stratejik ve Güvenlik Araştırmaları Akademisi Danışmanı Tümgeneral Dr. Mutasım Abdulkadir el-Hasan, “Wagner, Libya, Orta Afrika ve Mali'de muhalif grupların eğitimi ve harekat planlaması alanında birçok hizmet verdi” dedi. Ayrıca, özellikle eğitim ve altın madenlerini koruma alanlarında isyandan önce Sudan'da Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile birlikte çalıştığına dikkat çekti.

Hasan’ın Şarku'l Avsat’a yaptığı açıklamada, Wagner’in Afrika’daki geleceğinin son krizin ardından Rus hükümetinin bununla nasıl başa çıktığına bağlı olduğunu söyledi. Rusya Devlet Başkanı’nın ‘ister Ukrayna'da ister Afrika'da olsun bu gruba ihtiyacı olduğuna’ inandığını belirterek çünkü resmi Rus ordusunun gerçekleştirmesi zor roller oynuyorlar.

Çeşitli roller

Afrika Diyaloğu Siyasi Araştırmalar Merkezi tarafından geçtiğimiz Pazar günü yayınlanan ‘Wagner Grubu'nun Afrika'daki Paralı Askerleri: Neden Onları Sınır Dışı Edecek Etkili Bir Muhalefet Yoktu?’ başlıklı bir raporda Orta Afrika Cumhurbaşkanı Faustin-Archange Touadera hükümetini başkent Bangui'ye yönelik isyancı saldırılarına karşı savunmak için 2018'den beri Orta Afrika'da Rus grubunun unsurlarını konuşlandırdığına buna karşılık Wagner yan kuruluşlarının, ormanlık alanları işletmek ve oldukça kârlı olan Ndassima altın madenini kontrol etmek için sınırsız haklar elde ettiğine işaret edildi.

2015 yılında kurulan ve birkaç Afrika ülkesinde şubeleri bulunan Merkez’in raporunda Wagner Grubu'nun 2019 yılında Mozambik'te aktif olduğu ve Kuzey Cabo Delgado bölgesindeki DEAŞ örgütüyle mücadeleye yardım etmek amacıyla görev aldığı ancak isyanı kontrol altına alma çabalarının başarısız olduğu ve birkaç ay sonra bölgeden çekildiği belirtiliyor.

Wagner, Sudan'da 2017'den beri maden kaynakları için eğitim ve koruma hizmetleri sağlıyor ve yakın zamanda grubun Sudan ordusuna karşı savaşı sırasında Sudan Hızlı Destek Kuvvetleri milislerine füze tedarik ettiği bildirildi. Ayrıca, Wagner güçlerinin 2019 yılında sivil bölgelere yargısız infazlar yapmak ve kara mayınlar yerleştirmekle suçlandığı Libya'daki Wagner rollerine de atıfta bulunuldu.

2022 yılının Mayıs ayında İnsan Hakları İzleme Örgütü, Wagner'i 2019 ve 2020 yıllarında Libya'da yasaklanmış kara mayınları ve patlayıcı bubi tuzakları kullanmakla suçladı ve Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcısını ‘bu suçları’ soruşturmaya çağırmıştı.

Hasan, "Putin, Cumartesi günkü olaylara rağmen, gelecekte ordu ve Savunma Bakanlığı ve Wagner'in Ukrayna ve Afrika'daki rolünde yapılacak değişikliklerle bu grubu elinde tutacaktır” dedi. Hasan, Wagner Grubu'nun Afrika'da askeri, güvenlik, siyasi ve ekonomik açıdan varlık sağladığına ve bunun ‘sıfır maliyetli olmadığı, aksine değerli kazanımlar elde ettiğine’ işaret etti. Dr. Mutasım Abdulkadir Hasan’a göre Wagner Grubu'nun Afrika kıtasındaki etkisi iki katına çıkacak bu da Ukrayna'daki varlığının azalmasıyla gerçekleşecek.

Meşru endişeler

Rus yetkililerin Wagner krizini nasıl ele aldığına dair ilk işaretler, ‘bu krizin ana gövdesini korumaya yönelik bir istek olduğunu’ gösteriyor. Mısır Düşünce ve Stratejik Araştırmalar Merkezi Direktörü Dr. Halid Ukkaşe, Şarku'l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Rus grubunun Avrupa'daki, özellikle Rusya ve Ukrayna'daki rolleri ile yurtdışında oynayabileceği roller arasında bir farklar var” dedi.

Ukkaşe, en azından öngörülebilir gelecekte Rusya’nın elde ettiği kazanımlardan vazgeçme ihtimalinin düşük olduğunu söyledi. Dr. Ukkaşe, Wagner Grubu'nun rollerinin, Rus etkisini kıtadaki birçok bölgede güçlendirdiğini ve büyük güçler arasında (ABD, birçok Avrupa ülkesi ve Çin dahil) rekabetin olduğu bir ortamda, Rusya'nın nüfuzunu artırdığını ifade etti. Ayrıca bu büyük kazanımlardan vazgeçmenin zor olduğu vurgulayan Ukkaşe, “Bu durum, Afrika kıtasında Rusya ile dostane ilişkilerine rağmen, Çin dahil birçok güçle rekabet içinde olan Rusya'nın pozisyonunu güçlendirdiğini gösteriyor” dedi.

Wagner'in hizmetlerini kullanan birçok Afrika ülkesinde tablo henüz net değil. Mali ve Orta Afrika Cumhuriyeti hükümetlerinin sözcüleri, Rus grubun Moskova yetkilileriyle yaşadığı kriz hakkında yorum yapmayı reddetti. Öte yandan Mısır Düşünce ve Stratejik Araştırmalar Merkezi Direktörü, bu iki ülkenin ‘meşru endişeleri’ olacağını düşünüyor. Rusya topraklarında Wagner’in fitilini ateşlediği ‘Cumartesi krizi’nin, ‘bu grubun topraklarında bulunduğu ülkelerde musallat olduğu bir saplantı’ olarak kalacağına işaret etti.

Ukkaşe, Wagner Grubu'nun askeri ve ekonomik bileşeninin, ani bir kaosun tekrarlanma olasılığı konusunda şüpheler uyandırdığını ve bu durumun Rusya'ya hizmetlerinden faydalanan ülkelerin hesaplarını yeniden gözden geçirmeye zorlayabileceğinden bahsetti. Bununla birlikte, aynı zamanda, Wagner'den yardım isteyen ülkelerin çoğunun ‘grubun hizmetlerinden kolayca vazgeçememelerine neden olan siyasi ve güvenlik kırılganlıklarından muzdarip’ olduğunu söylüyor.

Çeşitli senaryolar

Bu endişeler, Wagner'in bulunduğu ülkelerdeki duruma ilişkin analistlerin gözünden uzak görünmüyor. Bu ülkelerden biri olan Mali, Rus grubunun hizmetlerine ilk başvuran ülkelerden biriydi. Mali siyasi analisti Basyro Dombia, Wagner ve Kremlin arasındaki son krizin ‘Mali'deki güvenlik cephesinde sonuçları olacağını’ öngörüyor.

Dombia, Şarku'l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Mali'de resmi olarak tanınmayan Wagner unsurları, DEAŞ ve El Kaide'ye bağlı silahlı gruplarla mücadelede eğitim ve silahlandırma hizmetleri sundu. İyi eğitimli Rus unsurlarının bu tür çatışmalarda önemli rolleri olduğu biliniyor” dedi.

Mali analiste göre Moskova'nın Wagner Grubu'na yönelik tutumu, Bamako hükümetinin Rusya ile olan ilişkilerinde büyük bir etkiye sahip olacak. Dombia, “Mali hükümeti, Wagner Grubu'nu koruma adına Rusya ile olan ilişkilerini feda etme konusunda zorlanabilir. Özellikle ekonomik ve askeri açıdan büyük öneme sahip olan işbirliği göz önüne alındığında, Mali hükümeti Wagner Grubu'nu korumak için Rusya ile olan ilişkilerini riske atmaktan kaçınmak isteyecektir” şeklinde konuştu.

Mısır Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı Stratejik Araştırmalar Merkezi Danışmanı Dr. Halid Fehmi, Rusya'nın Wagner ile resmi ilişkisinin etkisi konusunda hemfikir. Grubun unsurlarının Rus askeri topluluğuna yeniden entegrasyonunun, grubun Afrika sahnesindeki varlığı üzerinde dikkate değer bir etkisi olacağının altını çizdi.

Fehmi, Şarku'l Avsat’a yaptığı açıklamada, Afrika'da Wagner Grubu'nun geleceği için birkaç senaryo öngörüldüğünü, bu senaryolardan birinin, Irak ve Suriye'deki yenilgilerinden sonra DEAŞ’ın yeniden yapılandırılması senaryosu olduğunu söyledi. Ayrıca bu senaryoda, yeni bir liderlik yapılanması ve farklı bir operasyonel yaklaşım benimsenerek, Wagner Grubu üyelerinin Rus ordusuna katılmayan bir çekirdek kuvvet oluşturabileceğini ve aynı bölgelerde faaliyet gösterebileceğini belirtti. Ancak bu yeni güç, Wagner Grubu'nun hizmetlerinden yararlanan ülkeler tarafından farklı bir kılıf altında oluşturulabileceğini ifade etti.

Dr. Fehmi, Wagner unsurlarının son yıllarda kazandıkları büyük ekonomik çıkarlarından vazgeçmesi ihtimalinin olmadığını belirtti.  Afrika'da, Rusya'daki merkez komutanlığa bağlı olmayan bağımsız bir grup kurma olasılığına işaret ederek, grubun kurucusu ve lideri Yevgeny Prigozhin'in Belarus'a sınır dışı edilmesinden sonra, grubun ikinci sıradaki liderlerinin dikkate değer bir role sahip olabileceğini söyledi. Bu liderlikler başarısız olursa, Wagner üyelerinin diğer milis saflarına dağılabileceğini ve hizmetlerini bireysel olarak sağlayabileceğine dikkat çekti. Wagner'in Afrika'daki varlığına ilişkin bu senaryolardan herhangi birini seçmenin zaman alacağını belirtti.  Moskova'nın grubun özellikle kendi sınırları dışındaki geleceğine ilişkin kararı netleşene kadar bu süre birkaç ayı bulabileceğini ifade etti.



Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!
TT

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump, Beyaz Saray'da valiler için akşam yemeği düzenlemeden kısa süre önce Grönland'a hastane gemisi göndereceğini duyurdu (Reuters)

Ancak adanın neden böyle bir gemiye ihtiyaç duyduğu, Trump'ın hangi gemiyi ne zaman göndereceği belirsiz.

Başkan, duyurusunu cumartesi akşamı, Beyaz Saray'da valiler için akşam yemeği düzenlemeden kısa süre önce Truth Social hesabından paylaştı. Trump, geçen yılın sonlarında Grönland'a ABD özel elçisi olarak atadığı Louisiana'nın Cumhuriyetçi valisi Jeff Landry'yle birlikte çalıştığını belirtti.

Trump, Truth Social'da şöyle yazdı:

Louisiana'nın harika valisi Jeff Landry'yle birlikte, orada hasta ve bakıma muhtaç birçok insanın bakımını üstlenecek büyük bir hastane gemisini Grönland'a göndereceğiz. Yolda!!!

Başkanın paylaşımında, ABD Donanması'nda faaliyet gösteren iki hastane gemisinden biri olan USNS Mercy'nin resmi de vardı. Geminin ne zaman varacağı veya ne kadar süre kalacağı konusunda bilgi vermedi. Trump'ın bu kararına neyin sebep olduğu da belirsiz. Grönland hükümeti sakinlerine ücretsiz sağlık hizmeti sağlıyor.
 

Görsel kaldırıldı.
Başkan Donald Trump'ın Truth Social'daki duyurusunda, ABD Donanması'nda faaliyet gösteren iki hastane gemisinden biri olan USNS Mercy'nin resmi yer aldı (Donald Trump/Truth Social)

Donanma takip sistemlerine göre USNS Mercy ve kardeş gemisi USNS Comfort, Alabama eyaletinin Mobile kentinde demirli durumda.

The Independent, Beyaz Saray, ABD Savunma Bakanlığı ve Landry'nin ofisinden daha fazla bilgi talep etti.

Reuters'a göre, duyuru ayrıca Danimarka'nın Ortak Arktik Komutanlığı'nın Grönland sularında ABD denizaltısından bir mürettebat üyesini tahliye etmesinden saatler sonra geldi. Yetkililer, mürettebat üyesinin acil tıbbi müdahaleye ihtiyaç duyduğunu söyledi.

ABD Donanması denizcisi, görevinden ayrılan ve Grönland'ın Nuuk kentinden yaklaşık 13 km açıkta yüzeye çıkan nükleer denizaltıdan tıbbi sebeple tahliye edilmek zorunda kaldı.

Landry, Trump'ın duyurusunu X'te yeniden paylaşarak, "Teşekkürler Başkan @realDonaldTrump! Bu önemli konuda sizinle çalışmaktan gurur duyuyorum!" diye yazdı.

Önde gelen Grönlandlı aktivist Orla Joelsen, Trump'ın duyurusuna X'te "Hayır teşekkürler!!!" diye tepki gösterdi.

"Biz Grönlandlılar sağlıklı ve iyi durumdayız, nesillerdir nüfusumuzu güçlü tutan vitamin ve besin açısından zengin fok yağı da dahil kendi geleneksel yiyeceklerimizle besleniyoruz" dedi.

Trump ve müttefikleri, ulusal güvenlik amacıyla ABD'nin Danimarka'nın özerk bölgesi Grönland'ı satın alması gerektiğini defalarca savundu. Öte yandan Grönlandlı yetkililer adanın satılık olmadığını ve Danimarka'nın bir bölgesi olarak kalması gerektiğinde ısrar ediyor.

Geçen ayın sonlarında Trump, Grönland konusunda "gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesini" duyurmuştu.

Truth Social'da, "NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'yle yaptığım çok verimli görüşmeye dayanarak, Grönland ve aslında tüm Arktik Bölgesi'yle ilgili gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesini oluşturduk" diye yazmıştı.

Trump'ın Grönland'a yönelik çabalarının birçok Amerikalı arasında popüler olmadığı anlaşılıyor. Bu ay yayımlanan AP-NORC anketine göre ABD'li yetişkinlerin yüzde 72'si Trump'ın Grönland'ı ele alma biçimini onaylamazken, sadece yüzde 24'ü onaylıyor.

Independent Türkçe


Umman Dışişleri Bakanı: ABD–İran müzakereleri Perşembe günü Cenevre’de yapılacak

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
TT

Umman Dışişleri Bakanı: ABD–İran müzakereleri Perşembe günü Cenevre’de yapılacak

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, ABD ile İran arasındaki yeni müzakere turunun önümüzdeki Perşembe günü Cenevre’de yapılmasına karar verildiğini açıkladı. Busaidi, nihai bir anlaşmaya varılması amacıyla “ilave çaba gösterilmesi için olumlu bir ivme” bulunduğunu belirtti.

Umman’dan gelen bu teyit, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin bugün (Pazar) yaptığı açıklamanın ardından geldi. Arakçi, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ile Perşembe günü Cenevre’de görüşmesinin muhtemel olduğunu söyledi ve Tahran’ın nükleer programına ilişkin diplomatik bir çözüme ulaşılması için hâlâ “iyi bir fırsat” bulunduğunu ifade etti.

Arakçi bu açıklamaları, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik olası askeri saldırı seçeneğini değerlendirdiği bir dönemde, CBS News kanalına verdiği mülakatta yaptı.

Başkan Trump’ın özel temsilcisi Witkoff ise, İran’ın bugüne kadar neden “teslim olmadığını” ya da nükleer programını sınırlamayı kabul etmediğini başkanın sorguladığını söyledi. Washington’ın Ortadoğu’daki askeri kapasitesini artırmayı sürdürdüğü bir süreçte bu değerlendirmelerin yapıldığını kaydetti.

Witkoff, dün (Cumartesi) , Fox News’te yayımlanan ve başkanın gelini tarafından sunulan “My View with Lara Trump” programında şu ifadeleri kullandı: “Onu (Trump’ı) ‘hayal kırıklığına uğramış’ olarak tanımlamak istemem; çünkü önünde çok sayıda seçenek olduğunu biliyor. Ancak neden onların... ‘teslim oldular’ kelimesini kullanmak istemem ama neden teslim olmadıklarını soruyor. Bu baskılar altında ve orada bu kadar büyük bir deniz gücü varken neden bize gelip ‘Nükleer silah istemediğimizi ilan ediyoruz ve atmaya hazır olduğumuz adımlar şunlardır’ demediler?... Buna rağmen onları o aşamaya getirmek bir şekilde zor.”

Trump, Orta Doğu’da büyük çaplı bir askeri yığınak talimatı vermiş ve haftalar sürebilecek bir hava saldırısı ihtimaline karşı hazırlık yapılmasını istemişti. Tahran ise saldırıya uğraması hâlinde bölgedeki Amerikan üslerini vurmakla tehdit etmişti.

Tekrarlanan yalanlama

ABD, İran’dan Washington’a göre bomba yapımında kullanılabilecek zenginleştirilmiş uranyum stokundan vazgeçmesini, Ortadoğu’daki silahlı gruplara desteğini durdurmasını ve füze programına kısıtlamalar getirilmesini kabul etmesini talep ediyor.

Tahran ise nükleer programının barışçıl olduğunu vurguluyor. Bununla birlikte, mali yaptırımların kaldırılması karşılığında programa bazı kısıtlamalar getirilmesini kabul edebileceğini belirtiyor; ancak nükleer dosyanın füze programı ya da silahlı gruplara destek gibi diğer başlıklarla ilişkilendirilmesini reddediyor.

Witkoff, “Uranyumu sivil nükleer enerji için gerekli seviyenin çok üzerinde zenginleştirdiler. Saflık oranı yüzde 60’a ulaşıyor... ve muhtemelen bomba yapımına uygun endüstriyel düzeyde malzemeye sahip olmaya sadece bir hafta uzaktalar. Bu gerçekten tehlikeli” dedi.

Öte yandan, üst düzey bir İranlı yetkili bugün (Pazar) Reuters ajansına yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında yaptırımların hafifletilmesinin mekanizması ve kapsamı konusunda görüş ayrılıklarının sürdüğünü söyledi.


Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
TT

Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)

Kemal Allam

Financial Times, yıllık yıl sonu değerlendirme serisi kapsamında, 2026 yılının İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük belirsizlikle başladığını ve orta güçlerin önümüzdeki dönemde küresel düzeni ya pekiştirmede ya da zayıflatmada belirleyici faktör olabileceğini yazdı. Habere  göre, şaşırtıcı bir şekilde, Pakistan’ın adı, Amerikan hegemonyasını öngören “Donroe Doktrini”nde şimdiye kadarki en büyük kazanan olarak anılıyor. Pakistan, Beyaz Saray ziyaretlerinden Gazze barış planına kadar Donald Trump'ın çevresinde önemli bir yer edinmeyi açıkça başardı.

Ancak, Ortadoğu'ya askeri ve güvenlik tedarikçisi olarak geleneksel rolünün yanı sıra, Pakistan, İran gibi karmaşık çatışmalarda köprü görevi görmesi ve Çin ile ABD gibi daha büyük güçler arasında daha yakın bağlar kurması gereken bir orta güç olarak yeniden öne çıktı. Pakistan, daha önce, Nixon döneminde de ABD ve Çin arasındaki ilk diplomatik görüşmeye arabuluculuk yapmıştı. Bugün, on yıllık diplomatik boşluğun ardından, Pakistan, İran ile gizli görüşmeler yürütebilen ve Çin ile ortaklığı aracılığıyla bölgedeki askeri dengeyi yeniden ayarlayabilen bir güç olarak yeniden öne çıktı.

Trump'ın İran sorununu çözmek için Pakistan'a güvenmesi

Trump'ın ikinci başkanlığının başlangıcında, geçmiş dönemde Hindistan ile yakın ilişkisi ve Hindistan'ı Çin'e karşı tercih edilen stratejik ortak olarak görmesi nedeniyle Pakistan'da önemli bir belirsizlik hakim oldu. Ancak, görevdeki ilk yılından sonra Pakistan, sadece bölgede değil, küresel ölçekte de Trump'ın favorilerinden biri olarak görülmeye başladı. İsrail ve İran arasında yazın yaşanan 12 günlük savaş sırasında, Mareşal Asım Münir'in başkent Washington ve Langley'in koridorlarında neredeyse bir hafta boyunca bulunması tesadüf değildi. Dönemin Merkez Kuvvetler Komutanı Orgeneral Michael Eric Kurilla'nın Pakistan'ı terörizm ile mücadelede bir ortak olarak savunması da pek çok kişiyi şaşırttı. Zira bu açıklama, Kongre'nin önde gelen üyelerinin, Senato'nun ve generallerin Pakistan'ı sürekli olarak terörizmi destekleyen bir devlet olarak nitelendirdiği on yıllık bir dönemle çelişiyordu. Peki ne değişti?

Birincisi, Kurilla, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi, Washington'un istenmeyen saydığı ve ABD'nin doğrudan, en azından kamuoyu önünde, ilişki kuramadığı rejimlerle Pakistan'ın ilişki kurma yeteneğine yeniden güvenmeye başladı. İsrail-İran çatışması sırasında, ABD İran nükleer tesislerini vurduktan sonra, Pakistan gerilimin daha fazla yükselmesinin sonuçlarını hafifletmede sessiz, perde arkası bir rol oynadı. Pakistan, Tahran ve Washington arasında mesajları taşımakla kalmadı, aynı zamanda Trump'a İran’a nasıl davranması gerektiği konusunda doğrudan tavsiyelerde de bulundu. Nitekim Trump, Asım Münir ile yaptığı ve ABD'nin İran'a yönelik saldırılarının yankılarını kontrol altına alma stratejisinin ele alındığı görüşmenin ardından, “Pakistan İran'ı çoğu ülkeden daha iyi tanıyor” açıklamasını yaptı. Bu, Trump'ın ilk döneminde Irak'ta Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle sonuçlanan önceki hamlesinden sonra yaşananları hatırlattı. O zaman, 2020'de de suikasttan sonra ilk olarak dönemin Pakistan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kamar Cavid Bacva ile telefonla görüşmüştü.

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor, ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor

Bunu anlamanın kilit noktası, Pakistan'ın, İsviçre, Katar, Umman ve İran görüşmelerindeki diğer bazı arabuluculardan farklı olarak, İran ile uzun bir sınıra sahip olması ve İran ile sürekli gerilimler yaşamasıdır. İranlılar, tam ölçekli bir çatışma durumunda Pakistan'ın kendileri için gerçek bir tehdit oluşturduğunun ve tüm Körfez ülkelerinin Pakistan'ın arkasında duracağının farkındalar. Daha önce yine el-Mecelle’de, İran ve Pakistan'ın, açık ve tam ölçekli bir çatışmayı önlemesi gereken dini, kültürel ve dilsel bağlara rağmen, açıkça duyurulmamış bir istihbarat ve vekalet savaşı içinde olduklarını yazmıştım. Süleymani sık sık Pakistan ile açık savaş tehdidinde bulunmuştu ve İsrail ile Amerika Birleşik Devletleri'nin yanı sıra, İran'a hava saldırıları düzenleyen tek ülke Pakistan'dır. Bu durum, Pakistan'ı İran’a karşı havuç-sopa yaklaşımını uygulamak için önemli bir arka kapı haline getiriyor.

Mevcut Maskat görüşmelerinin nereye varacağını, Trump'ın İran'a saldırıp saldırmayacağını veya gerilimi azaltıp azaltmayacağını bilmesek de, Pakistan'ın rolü önemli olmaya devam ediyor. ABD, çatışma tırmandığında Beluç sınırının tarihi ve Pakistanlı Şiilerin devlete karşı kullanılması nedeniyle İran’ın Pakistan ile de ters düşebileceğinin farkında olarak kendisine mesajlar gönderebilir. İran, geçtiğimiz yaz yaşanan 12 günlük savaş sırasında ve protestoların başlamasından bu yana yaşanan son gerilimlerde Pakistan'ın gerilimi azaltmadaki rolü için de kamuoyu önünde kendisine teşekkür etti.

dvbfrg
Çin'in doğusundaki Shandong eyaletinin Qingdao kentinde Şanghay İşbirliği Örgütü üye devletlerinin savunma bakanlarının çektirdiği toplu fotoğraf, 26 Haziran 2025 (AFP)

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor. Ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor. Bu da onu aradaki uçurumu kapatmada önemli bir oyuncu haline getiriyor. Pakistan’ın kendisi de nükleer güç olma yolunda benzer bir süreçten geçti ve nükleer meselede nasıl başarılı bir şekilde müzakere edeceğini biliyor. Askeri kapasiteye dayanma gücü olmadığında müzakerelerin ne kadar sınırlı olabileceğini biliyor. Pakistan ayrıca, Çin’in dünyadaki en yakın diplomatik ve askeri müttefiki olma avantajına da sahip.

Çin ve etkiyi kullanma sanatı

Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ve Başkan Richard Nixon'ın Pakistan aracılığıyla Çin ile yaptıkları görüşmeler ve gerçekleştirdikleri ziyaretler, İslamabad’ın eski Amerikan ulusal güvenlik uzmanlarının uzun zamandır minnettar olduğu önemli bir köprü olmasına olanak tanıdı. Pervez Müşerref dönemine kadar Pakistan, Çin ve ABD'nin kendi nüfuz alanlarındaki dengeleyici rolünde denklik konumunu korudu. Yine Müşerref dönemine kadar Pakistan ordusu, F-16 savaş uçaklarından Bell AH-1 Cobra saldırı helikopterlerine kadar neredeyse tamamen Amerikan kaynaklı ekipmanlara güveniyordu.

Çin'in etkisi, İslamabad'ı bir dönem Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi

Ancak bu değişim daha sonra gerçekleşti ve Pakistan, Çin'in en yeni savaş uçakları ve füze teknolojilerini paylaştığı dünyadaki tek ordu haline geldi; bu da geçen yılki kısa savaşta Hindistan'a karşı üstün gelmesine yardımcı oldu. Böylece Çin, en yeni ekipmanlarını test etmek için Pakistan’ı kullanmaya başladı ve bunları Hint güçlerine karşı ve Pakistan'ın İran ile olan birkaç sınır çatışmasında test etti. Bu durum Pakistan'ı, Çin'in nasıl düşündüğünü ve gelecekteki savaşlara nasıl hazırlandığını anlamada ABD için bir kez daha vazgeçilmez bir ortak haline getiriyor. Dünyada hiçbir ordu, Pakistan ordusu gibi bir yandan Trump ile doğrudan ve hızlı iletişim kurma yeteneğine, diğer yandan da Çin ile en yakın askeri ittifaka sahip değil. Pakistan ayrıca tarihsel olarak Çin'in hem Türkiye hem de Suudi Arabistan ile olan ilişkisinde de bağlantı noktası görevi

Türkiye'nin önde gelen askeri stratejistlerinden ve Erdoğan'a yakın isimlerden sayılan Türk Amiral Cihat Yaycı, Pakistan'ın Soğuk Savaş sırasında Çin'in yükselişinde çok önemli bir rol oynadığını ve 1980'lerde ABD, Türkiye ve Suudi Arabistan ile olan ilişkilerini kullanarak bu tarafları Çin'e yaklaştırdığını düşünüyor. Yaycı ayrıca, kıdemli bir Türk subayı olarak, Çin'in kendisini Pakistan'ın en yakın müttefiki olarak nasıl gösterdiğine ve bunun Ankara'yı Uygur sorunu nedeniyle aralarında gerilim tırmandığında Pekin ile açılıma nasıl ittiğine bizzat şahit olduğunu belirtiyor. Bu Çin etkisi, İslamabad'ı bir zamanlar Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi. Hudson Enstitüsü de yakın zamanda aynı konuyu, yani Çin'in Pakistan'ı Batı ve Avrasya arasındaki güç dengesini yeniden şekillendirmek için nasıl kullandığını gündeme getirdi.

Elbette Pakistan'ın gücünün de sınırları var; kırılgan ekonomisi Suudi Arabistan, Çin, BAE ve ABD dahil olmak üzere bir dizi uluslararası hamisine dayanıyor. Bu geniş bağışçı havuzu, Pakistan’ı çıkarlarını dengeleyebilen ve herhangi bir tarafla ittifak kurma tuzağına düşmeden aralarında manevra yapabilen bir köprü görevi görmesini sağlıyor. Avrupa Birliği ve Latin Amerika'daki birçok ülke, Trump taraf seçmeleri için baskı yaptığında ABD-Çin çatışmasında bir denge kurmakta zorlanırken, Pakistan bir anlamda tam tersi bir yaklaşım benimsedi. Sıfır toplamlı bir oyun tuzağına düşmek yerine, başkaları tarafından kullanılan bir köprü haline geldi. Bu da onu hem İran hem de Çin ile konuşmak için uygun bir muhatap yapıyor.