Hiçbir engele takılmadan Moskova’ya ilerleyen Prigojin neden bir anda fikir değiştirdi?

Wagner lideri Yevgeny Prigojin (AP)
Wagner lideri Yevgeny Prigojin (AP)
TT

Hiçbir engele takılmadan Moskova’ya ilerleyen Prigojin neden bir anda fikir değiştirdi?

Wagner lideri Yevgeny Prigojin (AP)
Wagner lideri Yevgeny Prigojin (AP)

Rus özel paramiliter Wagner Grubu’nun lideri Yevgeniy Prigojin, kendisine ait bir eğitim kampının vurulduğunu iddia edip, misilleme tehdidinde bulunarak, bu öfkesini Rus askeri yetkililerden çıkarmaya başlayınca, bir an için Rus hükümeti düşecekmiş gibi göründü.

Kremlin, Wagner liderinin bu iddiasını yalanladı ve Prigojin’e karşı ‘silahlı bir isyanı kışkırtmaya çalışma’ suçlamasıyla ceza davası açtı.

Buna cevaben Prigojin, Rusya’nın askeri liderlerine karşı açık bir savaş başlattı, Rostov-na-Donu şehrini ele geçirdi ve bu askeri liderleri devirmek için Moskova’ya ilerleme sözü verdi.

Şarku’l Avsat’ın National Interest dergisinden aktardığı, ABD’li araştırmacı ve yazar Trevor Filseth imzalı analize göre, Wagner güçlerinin ilerlemesi ülkede kaosa neden oldu.

Başkent Moskova’ya giden yollar kapatıldı. Rusya’da internet sansürlendi. 

Wagner’in ilerlediği şehirlerdeki Rus askeri birlikleri çok az direniş gösterdi ve askerlerin kaçtığına dair söylentileri yayıldı. 

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e yakın olan Çeçenistan lideri Ramazan Kadirov’a bağlı Çeçen askerler, çatışmaya güneyden katılmaya hazır göründü.

Tüm bunlardan sonra, Belarus Devlet Başkanı Aleksander Lukaşenko’nun aracılığıyla yapılan bir anlaşmayla Prigojin geri çekildi.

Prigojin, Putin’i devirmeye çalışmadığını, yalnızca ‘adalet talep etmek için yürümek’ istediğini belirten bir açıklama yaptı.

Wagner lideri, ‘Rus kanı dökmekten kaçınmak’ için Moskova’ya saldırmayacağını iddia etti. (Kuzeye hareket eden Wagner güçleri bir düzineden fazla Rus askeri öldürülmüştü, ancak olası bir saldırının çok daha şiddetli olabileceği açıktı)

Prigojin ile onlarca yıllık bir ilişkisi olan Putin, bir zeytin dalı uzatabilirdi. Bunun yerine, Prigojin ve yandaşlarını ‘hain’ olmakla suçlayan bir televizyon konuşması yaptı.

Lukaşenko’nun arabuluculuğuyla, Prigojin’in Belarus’ta sürgünde yaşamak için ülkeyi terk etmesi ve güçlerinin Ukrayna’da işgal altındaki bölgelerdeki mevzilerine dönmesi konusunda anlaşmaya varıldı.

Böylece kriz etkisiz hale getirildi. Putin hayatta kaldı. ‘Tarihin Sonu’ (The End of History) bir kez daha önlendi.

Söz konusu analize göre, Kremlin’in ilk açıklamalarının, ‘bir uzlaşma olasılığını reddediyor’ gibi göründüğünü kaydeden birçok Batılı gözlemci için sürpriz oldu.

Prigojin Telegram kanalı aracılığıyla yaptığı kısa açıklamada, Lukaşenko’nun teklifini neden kabul ettiğini anlattı.

Ortaya koyduğu nedenler tamamen özveriliydi.

Bir vatansever olan Prigojin, Rusların hayatını gereksiz yere kaybetmesini önlemek istediğini ifade etti. 

Yine de, Wagner ordusu Moskova’nın eşiğindeyken bu şartları kabul etmesiyle, ‘üstlendiği görevin beyhude olduğunun’ farkına vardığını gösterdi.

The Telegraph gazetesinde yer alan bir haber, Prigojin’in ailesine karşı yapılan tehditler de dahil olmak üzere başka motivasyonlara işaret etti.

Analize göre, Prigojin hedeflerinde bir anlamda başarılı olabilirdi. Dış müdahale olmasaydı, Prigojin Moskova’yı kısa sürede ele geçirebilirdi.

Peki sonra ne olurdu? 

Prigojin’in bir sonraki hamlesi hiç de net değildi.

Putin, Savunma Bakanı Sergey Şoygu, Genelkurmay Başkanı Valery Gerasimov ve diğer önemli Rus liderler, Prigojin onları yakalayamadan şehirden kaçabilirdi.

Prigojin’in toplam kuvveti 25 bin askeri olmasına rağmen, kendisine sadece beş bin kadar asker eşlik ediyordu ve bu, ona tamamen itaat etseler bile 13 milyonluk Moskova’yı kontrol etmesini zorlaştırırdı.

Ukrayna’daki cephelerden ek Wagner takviyesi gelse bile, Prigojin muhtemelen Moskova’yı elinde tutamazdı.

Daha da önemlisi, Prigojin Moskova’ya girerek ve ardından onu ‘Rus güçlerine karşı savunmak için’ savaşarak, her iki taraftaki askerlerin yanı sıra çapraz ateş arasında kalan siviller arasında binlerce ölüme neden olabilirdi. 

Bunu yaparken, Rus halkı adına hareket etme veya ülkenin çıkarlarını en iyi şekilde düşünme iddiasından vazgeçmiş olacaktı. 

Wagner birliklerinin kuzeye bu kadar hızlı ilerleme nedenlerinden biri, Rus ordusu veya polis birimlerinden herhangi bir engelleme ile karşılaşmamaları oldu.

Ordunun eylemsizliği Putin için kötü bir işaret oldu, ancak aynı zamanda her iki tarafa da krizi daha da tırmanmadan önce yatıştırmak için kritik bir açılım sağladı.

Ancak Prigojin Moskova’da açık bir çatışmaya girmiş olsaydı, hatta Kadirov’un Çeçen güçleriyle Rostov-na-Donu yakınlarında bir çatışma yaşasalardı, iki taraf arasında bir anlaşmaya varmak çok daha zor olurdu.

Filseth  analizine şu ifadelerle devam etti;

Bu kriz, akla gelebilecek hiçbir evrende, Kremlin’de ‘Başkan Prigojin’in göreve gelmesiyle sona eremezdi. Putin, hiçbir zaman kendi isteğiyle iktidardan vazgeçmezdi ve bir iç savaş patlak verseydi, bir taraf çeşitli hatlardan iki milyon, diğer taraf ise 25 bin askere sahip olacaktı. Bunun tam olarak nasıl ilerleyeceği tahmin edilemez. Ancak er ya da geç kaçınılmaz olarak Prigojin’in ölümüyle sonuçlanacaktı. Şimdi bile, Putin ülke üzerindeki hakimiyetini yeniden kurarken, Wagner liderinin nihai kaderi belirsiz. Putin geçmişte, ihaneti asla affedemeyeceğini söylemişti. Prigojin, Belarus’taki göreceli güvenliğinde bile yakın gelecekte açık pencerelerden kaçmak isteyebilir.

Kremlin, Prigojin ayaklanması hakkında ağzını sıkı tutsa da, Lukaşenko’nun aracılık yaptığı anlaşmanın Putin’in de lehine olduğu açık.

Prigozhin, kısa vadede Putin’i devirmeyi başaramazdı, ancak Rus liderin pozisyonuna şimdiden hesaplanamaz bir zarar verdi. 

Putin de anlaşmayı kabul ederek kayıplarını azalttı, Rusya içindeki otoritesini yeniden sağlama fırsatı elde etti, liderliğine yönelik muhtemel meydan okumaları önledi ve nihayetinde çok daha büyük bir trajediden kaçındı.

Prigojin’in eylemlerinin en kalıcı sonucu, muhtemelen Putin’in dikkatle geliştirdiği dokunulmazlık imajının paramparça olması olacaktır.

Rusya’nın devlet kontrolündeki TV kanalları, saldırı başladıktan hemen sonra haberlerini kesti ve Wagner yanlısı web siteleri hızla sansürlendi.

Ancak her biri bir milyondan fazla nüfusa sahip iki büyük şehir olan Rostov-na-Donu ve Voronej halkı, Prigojin’in birlikleri şehirdeki askeri tesislerin kontrolünü ele geçirirken kendi gözleriyle tüm olanları izledi. 

İki şehrin sakinleri, Wagner güçlerine yiyecek ve su verdi ve yanlarından geçerken onlar için tezahürat yaptı.

Prigojin, 24 Haziran gecesi Rostov-na-Donu’dan Belarus’a sürgüne gitmek üzere ayrılırken, büyük bir kalabalık tarafından uğurlandı.

Paralı askerlerin ayrılmasının ardından şehre tekrar giren Rus polisi, Wagner yanlısı sloganlar atan öfkeli bir kalabalık tarafından engellendi.

Rus sivillerin Prigojin ve Wagner Grubu’na duyduğu sempati, paralı askerlerin kuzeye yaptıkları ilerleme sırasında karşılaştıkları bazı Rus askeri birimlerinde de görüldü.

Çeşitli Rus birliklerinin Wagner Grubu’na katıldığına dair söylentiler yanlış gibi görünse de bu birimler, Wagner güçlerinin ilerlemesini durdurmak için hiçbir şey yapmadı.

Hükümdara tam bağlılık, uzun süredir Rus askeri tarihinin bir özelliği olmuştur. 

Çar’ın ordusu, Birinci Dünya Savaşı sırasında isyanlar ve firarlar yaşadı, ancak asla onu devirmeye çalışmadı.

Joseph Stalin, tasfiye edilmeleri sırasında düzinelerce yüksek rütbeli subayı idam etti ve Sovyet ordusu, sonrasındaki yıllar boyunca tamamen Komünist Parti’ye boyun eğdi. 

Gerasimov ve Şoygu da, performans sorunları ne olursa olsun, tartışmasız ve gözü kara bir şekilde Putin’e sadık kaldılar.

İronik bir şekilde, Rus ordusunda ‘sadakatin yeterlilikten çok daha fazla öncelenmesi’, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı hayal kırıklığı yaratan performansını açıklamaya yardımcı oluyor.

Rus askerlerinin bu performansı, her şeyden önce Wagner Grubu’nun savaşa müdahil olmasına neden oldu.

Daha fazla serbestlik ve kaynak verildiğinde, Wagner güçleri Rus ordusunun etkinliğini hızla gölgeledi ve Ukrayna’yı aylarca süren bir savaşın ardından Bahmut’tan çıkmaya zorladı. 

Belki de Prigojin’i isyana iten, ordunun kendi kendini yönetme biçimiyle ilgili hayal kırıklığıyla birlikte bu ‘yeterlilik eksikliği’ oldu.

Ancak etkili bir paralı asker, iki ucu keskin bir kılıçtır. 

Floransalı yazar Niccolo Machiavelli tarafından yazılan ‘Prens’ kitabında paralı askerlerin istihdamına karşı hükümdara şu tavsiye verilmiştir;

“Onlara güvenemezsin, çünkü her zaman kendi büyüklüklerini arzularlar.”

Putin’in de bu tavsiyeyi dinlemesi akıllıca olurdu.



Kuzey Kore'nin Japonya politikası: "Çin'le tek cephe olacaklar"

Kuzey Kore son dönemde balistik füze denemelerini de hızlandırdı (Reuters)
Kuzey Kore son dönemde balistik füze denemelerini de hızlandırdı (Reuters)
TT

Kuzey Kore'nin Japonya politikası: "Çin'le tek cephe olacaklar"

Kuzey Kore son dönemde balistik füze denemelerini de hızlandırdı (Reuters)
Kuzey Kore son dönemde balistik füze denemelerini de hızlandırdı (Reuters)

Kuzey Kore'nin son dönemde Japonya karşıtı söylemlerini artırması dikkat çekiyor.

Reuters'ın analizine göre Pyongyang yönetimi Japonya'nın hem askeri kapasitesini artırmasını hem de ABD ve Güney Kore'yle savunma işbirliğini güçlendirmesini endişeyle takip ediyor.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un'un kız kardeşi Kim Yo-jong, geçen haftaki açıklamasında Tokyo yönetiminin artık bölgede "askeri güç" haline geldiğini savunmuştu.

Pyongyang ayrıca ABD ve Güney Kore'nin 17-27 Ağustos'ta düzenlediği Ulchi Özgürlük Kalkanı tatbikatını eleştirerek Washington, Tokyo ve Seul'un işbirliğinin "nükleer ittifaka" dönüştüğünü öne sürmüştü.

ABD ve Güney Kore'nin ortak nükleer denizaltı projesi de Kuzey Kore'nin tepkisini çekmişti. Kuzey Kore Dışişleri Bakanlığı'ndan üst düzey yetkili Jang Kum-chol, Seul'un böyle bir denizaltına sahip olmasının "Asya-Pasifik'te domino etkisi yaratacağını" söylemişti.

Diğer yandan II. Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan ABD-Japonya güvenlik ittifakı, Tokyo'nun savunma politikasının temel taşını oluşturuyor. Yaklaşık 50 bin Amerikan askerine ev sahipliği yapan Asya devi, ABD'nin dünyada en fazla birlik konuşlandırdığı yabancı ülke.

Tokyo yönetiminin ölümcül silah ve savunma ekipmanlarının yabancı ülkelere satışı üzerindeki kısıtlamaları esnetmesi de tartışma yaratmaya devam ediyor.

Japonya bu adımların savunma amaçlı olduğunu ileri sürerken Çin, ülkenin saldırı kapasitesini artırmak istediğini iddia ediyor.

Ancak uzmanlara göre Kuzey Kore'nin Japonya karşıtı söyleminin asıl hedefi daha geniş bir blok.

Seul'deki Ewha Kadın Üniversitesi'nden Park Won-gon, Pyongyang'ın bölgeyi "ABD-Güney Kore-Japonya'ya karşı Kuzey Kore-Çin-Rusya" şeklinde iki rakip blok olarak göstermeye çalıştığını söylüyor. Bu stratejiyle Kuzey Kore'nin Çin ve Rusya'dan daha fazla destek almak, diplomatik izolasyondan çıkmak ve nükleer silahların gerekliliğine ilişkin argümanlarını güçlendirmek istediğini savunuyor.

Güney Kore gazetesi Korea Times'ın analizinde de Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi'nin, 19-20 Ağustos'ta Güney Kore'yi ziyaret etmeye hazırlandığı hatırlatılıyor.

Güney Kore'deki Kyungnam Üniversitesi'nden Lim Eul-chul, Pyongyang'ın görüşme öncesinde elini güçlendirerek "Çin'le sağlam bir Japonya karşıtı cephe oluşturmak istediğini" söylüyor.

Independent Türkçe, Reuters, Korea Times


Gazze, Batı Şeria ve seçimler: Kushner Netanyahu'yu ikna edebilecek mi?

Jared Kushner, İsrail Meclisi Knesset'te konuşurken (Arşiv - Reuters)
Jared Kushner, İsrail Meclisi Knesset'te konuşurken (Arşiv - Reuters)
TT

Gazze, Batı Şeria ve seçimler: Kushner Netanyahu'yu ikna edebilecek mi?

Jared Kushner, İsrail Meclisi Knesset'te konuşurken (Arşiv - Reuters)
Jared Kushner, İsrail Meclisi Knesset'te konuşurken (Arşiv - Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı ve özel temsilcisi Jared Kushner'ın gelecek hafta İsrail ve Mısır'a yapacağı ziyaret, Gazze'de tıkanan planı yeniden canlandırmaya yönelik sıradan bir turdan ibaret görünmüyor. Barış Konseyi’nin üst düzey temsilcisi Nikolay Mladenov ile Konseyin yürütme kurulu üyesi ve eski İngiltere Başbakanı Tony Blair'in de yer aldığı heyet, Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasındaki görüş ayrılıklarının derinleştiği ve 27 Ekim'de yapılması planlanan İsrail seçimlerine ilişkin hesapların bölgesel dosyaları doğrudan etkilemeye başladığı bir dönemde bölgeye geliyor.

Hamas’ın silahsızlandırılması ve İsrail güçlerinin çekilmesi konusundaki anlaşmazlığın yanı sıra, Batı Şeria'da yerleşimcilerin gerçekleştirdiği saldırılar da Netanyahu hükümetinin ve İsrail ordusunun sahayı kontrol altında tutma ve Washington'ın taleplerine yanıt verme kapasitesi açısından yeni bir sınamaya dönüşmüş durumda.

Uygulamadan önce uzlaşma

Associated Press’in bildirdiğine göre Kushner, Mladenov ve Blair pazar günü İsrail'e ulaşacak, ardından Kahire'ye geçecek. Heyet İsrail'de Netanyahu ve üst düzey yetkililerle görüşürken, Kahire'deki temaslarda Mısır, Katar ve Türkiye'den arabulucuların yanı sıra Gazze'nin yönetimini üstlenmesi planlanan teknokrat Filistinli grubun gerçekleştirdiği toplantılar da gündemde olacak.

Doğrudan hedef, Trump'ın planında bir sonraki aşamaya geçilmesini sağlayacak bir formül bulmak. Bu aşama, Hamas ve diğer grupların silahsızlandırılması, sivil ve güvenlik yönetiminin teknokratlardan oluşan bir Filistin hükümetine devredilmesi, buna paralel olarak İsrail güçlerinin kademeli şekilde çekilmesi ve güvenliğin tesis edilmesine yardımcı olmak üzere uluslararası bir gücün bölgeye konuşlandırılmasını içeriyor.

rgthyj
Trump, Steve Witkoff, Jared Kushner ve Nikolay Mladenov, Davos'ta (Arşiv - Reuters)

Reuters’a konuşan konuya yakın bir kaynak, Washington ile İsrail'in Hamas’ın silahsızlandırılması hedefi konusunda mutabık olduğunu, ancak İsrail tarafının meşru kaygıları bulunduğunu ve iki tarafın bunları gidermek için çalıştığını söyledi.

Sorun ise adımların hangi sırayla uygulanacağı konusunda yaşanan anlaşmazlığın hâlâ çözülememiş olması. Hamas planı kabul etti ancak uygulamayı, başta saldırıların durdurulması ve İsrail güçlerinin çekilmesi olmak üzere İsrail'in önce kendi yükümlülüklerini yerine getirmesi şartına bağladı. Netanyahu ise silahsızlandırma tamamlanmadan İsrail güçlerini çekmeyeceğini açıkladı ve böylece Washington'ın önerdiği kademeli uygulama formülünü fiilen reddetti.

Axios haber sitesinin ortaya koyduğuna göre kamuoyu önündeki anlaşmazlık, kapalı kapılar ardında yaşananların tamamını yansıtmıyor. Netanyahu daha önce Kushner ile yaptığı bir görüşmede plana fırsat vereceğine ve silahsızlandırma sürecinin başlaması için uygun koşulların oluşturulması amacıyla Gazze'ye yönelik saldırıları sınırlayacağına söz verdi. O tarihten bu yana hava saldırılarının temposu düştü ve İsrail ordusu, mutabakatlarda öngörülen sarı hata çekildi. Bu nedenle ABD yönetimi, Netanyahu'nun kamuoyu önündeki itirazını kısmen nihai bir karar olmaktan ziyade seçimlere yönelik bir söylem olarak değerlendiriyor.

Seçimler ayrılığı derinleştiriyor

Trump yönetimi, ekim ayında yapılacak seçimlerin Gazze dosyasını daha aylar boyunca dondurmak için bir gerekçeye dönüşmesini istemiyor. Ancak Netanyahu da İsrail güçlerinin Hamas’ın tüm silahlarını teslim etmesinden önce çekilmesini kabul etmesi halinde, özellikle kendi sağ tabanı karşısında ABD baskısı altında taviz veren bir lider görüntüsü vermek istemiyor. Netanyahu, İsrail'in geri çekilmesine ilişkin olası bir anlaşma nedeniyle hem müttefikleri hem de rakipleri tarafından sert biçimde eleştiriliyor.

fı98ş
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile Başkan'ın damadı Jared Kushner'ın arasında, Kudüs'teki İsrail hükümeti toplantısı sırasında (Arşiv - AP)

Axios’a konuşan bir ABD'li yetkili, Netanyahu'nun siyasi ihtiyaçlarını anladıklarını, ancak başta Gazze'ye yönelik saldırıların sınırlandırılması olmak üzere Washington'ın taleplerini uygulamaya devam ettiği sürece bunu dikkate alacaklarını söyledi. Bir başka ABD'li yetkili ise durumu, “Seçimler herkesi paniğe sürüklüyor” sözleriyle özetleyerek görüşmeleri çevreleyen gerilime dikkat çekti.

Netanyahu seçimlere zor bir konumda giriyor. Axios’un aktardığı kamuoyu yoklamalarına göre Netanyahu liderliğindeki ittifakın 49 ila 53 sandalye kazanması bekleniyor. Bu rakam, hükümet kurmak için gerekli 61 sandalyenin altında kalıyor. Muhalefet partilerinin ise 67 ila 70 sandalye elde edebileceği tahmin ediliyor.

Bu ortamda Trump'ın tutumu özel önem taşıyor. Trump, kendisine dört kez sorulmasına rağmen Netanyahu'ya destek açıklamaktan kaçındı. Oysa önceki dönemlerde Trump'ın Netanyahu'ya desteği neredeyse kesin kabul ediliyordu.

Bu tutum kişisel bir kopuş anlamına gelmiyor. Nitekim Trump, Netanyahu ile ilişkisinin çok iyi olduğunu vurgulamaya devam ediyor. Ancak yaklaşım, iki liderin siyasi çıkarları arasındaki ayrışmanın derinleştiğini gösteriyor. ABD Başkanı Gazze'de bir sonuç elde etmek, Lübnan ve Suriye dosyalarını ilerletmek ve normalleşme sürecini canlandırmak isterken, Netanyahu güvenlik konusunda sert bir tutum sergilemenin ve dış baskılara meydan okumanın seçim açısından daha faydalı olabileceğini düşünüyor.

Bu nedenle Kushner'ın ziyareti iki yönlü bir mesaj taşıyor: Washington açık bir çatışma istemiyor, ancak İsrail'in iç siyasi gündeminin Trump'ın bölgesel planını sekteye uğratmasına da izin vermeye hazır değil.

Batı Şeria ikinci baskı cephesi

Bu sınama, Batı Şeria'daki durumun kontrolden çıkmasıyla daha da karmaşık hale geliyor. Nablus yakınlarındaki Kusra köyünde yerleşimciler bazı Filistinlilerin evlerini kuşatarak bu evlerin su ve elektriğini kesti. Kuşatılan evlerden biri ABD vatandaşı olan bir Filistinliye ait.

İsrail ordusunun müdahale ederek yerleşimcilerin kurduğu bazı yapıları sökmesine ve bir yerleşimciyi gözaltına almasına rağmen, grubun bir kısmı saatler sonra yeniden bölgeye döndü. Bu durum, ordunun saldırıları engelleme konusunda hem kapasitesine hem de iradesine ilişkin soru işaretlerini artırdı.

gthyu
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile Başkan Donald Trump'ın damadı Jared Kushner'ın arasında, Kudüs'teki İsrail hükümeti toplantısı sırasında (Arşiv - AP)

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı habere göre Washington, Netanyahu'ya Kusra'daki kuşatmayı kamuoyu önünde kınaması için baskı yapıyor. Ancak İsrail Başbakanı bu konuda sessizliğini koruyor. Yerleşimlere verdiği tarihsel destekle bilinen ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee ise alışılmadık derecede sert bir dil kullanarak yaşananları terörist ve suç teşkil eden bir eylem olarak niteledi ve sorumluları İsrailli teröristler olarak tanımladı.

New York Times’ın Birleşmiş Milletler verilerine dayandırdığı bilgilere göre aşırılık yanlısı yerleşimciler, 2026'nın ilk yedi ayında 250 Filistinli yerleşim bölgesini kapsayan en az 1380 saldırı gerçekleştirdi. Saldırılarda neredeyse tam bir cezasızlık ortamının hâkim olduğu belirtiliyor. Gazete, daha önce Batı Şeria'da görev yapmış emekli İsrailli Tuğgeneral Guy Hazut'un, ordunun bölgede kontrolü kaybettiğini söylediğini aktardı.

scdfrgthy
Batı Şeria'daki Kusra beldesinde çarşamba günü taş atan yerleşimciler; görüntü bir video kaydından alınmıştır (Reuters)

Bu nedenle Kushner'ın ziyareti, Gazze'de geri çekilme ve silahsızlandırma konusunda düzenleme yapma girişiminden daha kapsamlı bir anlam taşıyor. Ziyaret, Washington'ın Netanyahu'ya seçim desteği vermeden ondan pratik iş birliği sağlayıp sağlayamayacağının ve İsrail hükümetinin hem Gazze'de hem de Batı Şeria'da aşırı sağcı müttefiklerini kontrol altına alıp alamayacağının sınanması niteliğinde.

Ortaya çıkacak sonuç, Trump'ın planının siyasi bir sürece dönüşüp dönüşemeyeceğini ya da seçim hesapları ve sahadaki kaosun kuşattığı kırılgan mutabakatlar olarak kalıp kalmayacağını belirleyecek.


Trump Netanyahu'dan vazgeçti mi?

Netanyahu, Trump'la ilişkisini sık sık seçimlerde kazandıran bir koz olarak kullandı (AFP)
Netanyahu, Trump'la ilişkisini sık sık seçimlerde kazandıran bir koz olarak kullandı (AFP)
TT

Trump Netanyahu'dan vazgeçti mi?

Netanyahu, Trump'la ilişkisini sık sık seçimlerde kazandıran bir koz olarak kullandı (AFP)
Netanyahu, Trump'la ilişkisini sık sık seçimlerde kazandıran bir koz olarak kullandı (AFP)

Ortadoğu'daki en etkili kişisel ve siyasi ilişkilerden birinde dikkat çekici bir değişim yaşanıyor. ABD Başkanı Donald Trump, gazetecilerin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'ya yönelik tutumunu defalarca sormasına rağmen, 27 Ekim'de yapılacak seçimler öncesinde Netanyahu'ya şimdiye kadar açık bir destek vermekten kaçındı. Trump yalnızca iki ay önce Netanyahu'yu muhtemelen destekleyeceğini söylemiş, ancak önce rakiplerinin kim olacağını görmek istediğini belirtmişti.

Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığı habere göre Trump, son haftalarda Netanyahu'yu destekleyip desteklemeyeceği sorusuyla defalarca karşılaştı ancak İsrail Başbakanı'nın beklediği yanıtı vermekten kaçındı. Habere göre bu tereddüt, Netanyahu'nun zorlu bir seçim kampanyası yürüttüğü bir döneme denk geliyor. Anketler, Netanyahu'nun liderliğindeki bloğun 120 sandalyeli Knesset'te yalnızca 49 ila 53 sandalye kazanabileceğine işaret ediyor. Bu sayı, hükümet kurmak için gereken 61 sandalyenin oldukça altında. Netanyahu'nun mevcut koalisyonu ise 68 sandalyeye sahip.

Trump, geçen haziran ayında bu kadar temkinli değildi. İsrail Yayın Kurumu'na verdiği röportajda, "Kimin aday olacağını görmem gerekecek ama Bibi'yi çok seviyorum" diyen Trump, Netanyahu'yu "muhtemelen" destekleyeceğini söylemişti. Ancak bu eğilimini hiçbir zaman resmî bir desteğe dönüştürmedi. Seçimler yaklaşırken eski açıklamasından ziyade Trump'ın sessizliği önem kazandı.

thyju
Trump ve Netanyahu, 28 Temmuz 2026'da Washington'daki Beyaz Saray'ın Oval Ofisi'nde görüşmeleri öncesinde (AFP)

Axios, Netanyahu'nun iki hafta önce Beyaz Saray'daki Oval Ofis görüşmesinin ayrıntılarını da yayımladı. Buna göre Trump, İsrail Başbakanı'na kamuoyu yoklamalarındaki durumunu sordu. Netanyahu yanıt vermekte tereddüt edince danışmanlarından biri araya girerek Trump'a başbakanın seçimlerde önde olduğunu söyledi. Ancak analistler, seçim tablosunun daha karmaşık olduğuna ve anketlerin büyük bölümüne göre Netanyahu'nun koalisyonunun hâlâ yeni bir hükümet kurmak için gereken çoğunluktan uzak bulunduğuna dikkat çekiyor.

Seçim kartı mı, baskı aracı mı?

Binyamin Netanyahu, Donald Trump ile ilişkisini uzun süredir güçlü bir seçim kozu olarak kullanıyor. Netanyahu, 2019 seçimlerinde Trump ile ilişkisini kampanyasının önemli unsurlarından biri haline getirmiş, İsrail genelindeki dev seçim afişlerinde Trump'la birlikte çekilmiş fotoğraflarını kullanmıştı. Netanyahu bunu, Trump'ın İsrail toplumunun geniş kesimleri arasındaki popülaritesinden yararlanmak amacıyla yapmıştı.

Trump da Netanyahu'ya Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıması ve ABD Büyükelçiliği'ni Kudüs'e taşıması, İsrail'in Golan Tepeleri üzerindeki egemenliğini tanıması ve ardından İbrahim Anlaşmaları gibi önemli siyasi kazanımlar sağlamıştı.

hyju
İsrail Genelkurmay eski Başkanı Gadi Eisenkot, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun başlıca rakibi konumunda (AFP)

Bu nedenle analistler, Netanyahu'nun bu kez Trump'ın desteğini alamamasının yalnızca protokol düzeyinde bir mesele olmadığını düşünüyor. Onlara göre bu durum, Netanyahu'yu İsrailli seçmen karşısında uzun süredir kullandığı önemli bir argümandan mahrum bırakıyor: Rakiplerinin elde edemeyeceği kazanımları doğrudan Beyaz Saray'a ulaşarak sağlayabilecek lider olma iddiası.

Ancak iki lider arasındaki ilişki bugün o dönemden farklı. Trump, geçen temmuz ayında Axios’a yaptığı açıklamada Netanyahu'ya, "Başkanın kim olduğunu biliyor" demişti. Bu ifade, büyük kararların nihai çerçevesini belirleyen tarafın Tel Aviv değil Washington olduğunu vurgulama isteğinin açık bir göstergesi olarak değerlendirildi.

Gazze ayrılığı büyütüyor

İki lider arasındaki en belirgin anlaşmazlık Gazze konusunda ortaya çıktı. Netanyahu bu hafta Trump'ın, Hamas'ın silahsızlandırılmasını İsrail güçlerinin aşamalı olarak çekilmesi ve uluslararası bir istikrar gücünün oluşturulmasıyla eş zamanlı öngören 15 maddelik planını reddetti.

İsrail Başbakanı, Hamas tamamen silahsızlandırılmadan İsrail güçlerinin çekilmeyeceğinde ısrar etti.

Washington Post, seçim baskısının iki lideri zıt yönlere ittiğini belirtiyor. Trump'ın ABD'deki ara seçimler öncesinde savaşları sona erdirdiğini ve diplomatik atılımlar gerçekleştirdiğini göstermesi gerekiyor. Netanyahu ise sağ seçmeni, Hamas karşısında veya ABD'nin baskısı nedeniyle geri adım atmadığına ikna etmek zorunda.

Associated Press ise Netanyahu'nun ABD başkanlarına meydan okumasının yeni olmadığını, ancak bu kez daha riskli olduğunu belirtiyor. İsrail'in uluslararası alanda giderek daha fazla yalnızlaşması, İsrail Başbakanı'nın Beyaz Saray'a olan bağımlılığını artırırken Trump ile ilişkisini de daha öngörülemez hale getiriyor.

İran en derin anlaşmazlık noktası

Gazze'nin yanı sıra İran konusunda da daha önemli bir görüş ayrılığı bulunuyor. Trump son haftalarda askeri operasyonları genişletmekten, müzakere yoluyla çıkış aramaya ve yaptırımlar ile ekonomik baskıya daha fazla ağırlık vermeye yöneldi.

Netanyahu ise Tahran'ı müzakereler yoluyla kontrol altına almanın mümkün olup olmadığı konusunda daha kuşkucu bir tutum sergiliyor. Trump yönetiminin İran'la yeni bir girişime yönelmesinin ardından iki lider arasında gergin bir telefon görüşmesi yaşanmıştı. Trump ayrıca Netanyahu karşısındaki üstünlüğünü vurgulayan dikkat çekici ifadeler kullanmıştı.

dfgtyu7
Yair Lapid, Netanyahu'nun önde gelen siyasi rakiplerinden biri (AFP)

Lübnan dosyası da bu denklemde yer alıyor. ABD'nin eleştirilerinin ardından İsrail hükümeti, güney Lübnan'dan çekilme konusundaki tutumunu açıklamak ve bunu Hizbullah'ın silahsızlandırılmasına ilişkin düzenlemelerin uygulanmasına bağlamak zorunda kaldı. Washington ise arabuluculuk yaptığı anlaşmaya uyulması gerektiğini vurguladı.

Trump fikrini her an değiştirebilir. Ancak seçimlere yalnızca 75 gün kalmış olması nedeniyle Netanyahu açısından zaman daralıyor. Analistler, Trump'ın Netanyahu'ya seçim desteğini esirgemesini bir kopuş ilanından ziyade potansiyel bir nüfuz ve baskı aracı olarak değerlendiriyor.

Trump Netanyahu'ya karşı olduğunu söylemiyor ancak istediği siyasi ödülü de karşılıksız vermiyor. Desteği askıda tutmak, Beyaz Saray'a Gazze, İran ve Lübnan'ın yanı sıra olası diğer bölgesel düzenlemeler konusunda Netanyahu üzerinde daha fazla baskı kurma imkânı sağlıyor.

Trump Netanyahu'dan vazgeçti mi? Şimdilik yanıt hayır. Trump'ın İsrail'le stratejik ittifaktan vazgeçtiğine veya Netanyahu'yu desteklememe yönünde kesin bir karar aldığına dair herhangi bir işaret bulunmuyor. Aksine ABD Başkanı kapıyı açık bırakıyor ve Netanyahu'ya destek vermenin kendi çıkarlarına hizmet edeceğine inanması halinde seçimlerin son haftalarında devreye girebilir.

Ancak ABD'li siyasi analistlere göre yeni olan şu: Netanyahu'ya destek artık otomatik değil. 27 Ekim'de yapılacak seçimler, 7 Ekim 2023 saldırısından bu yana gerçekleştirilecek ilk seçim olacak.

Reuters, Netanyahu'nun aralarında eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot ile eski başbakanlar Naftali Bennett ve Yair Lapid'in bulunduğu önemli rakiplerle karşı karşıya olduğunu belirtiyor. Bu arada seçim ittifaklarının şekillenme süreci de devam ediyor.

ABD'deki kamuoyu araştırmaları ise İsrail'e yönelik desteğin zayıfladığına işaret ediyor. Associated Press'in NORC ile temmuz ayında gerçekleştirdiği ankette, ABD'de İsrail'in imajında geniş çaplı bir gerileme ve Cumhuriyetçiler arasında dahi görüş ayrılıklarının ortaya çıktığı görüldü.

Bu durum, Trump'ın Netanyahu ile koşulsuz biçimde özdeşleşmesinin ABD iç siyasetinde geçmişe kıyasla daha az siyasi getiri sağlamasına yol açıyor.

Buna karşılık Trump'ın kendisi de İsrail'de Netanyahu'nun geçmişte yararlandığı yüksek popülariteye artık sahip değil. Axios, Trump'ın İran konusundaki tutumu ve Washington'ın İsrail'in İran, Gazze, Suriye ve Lübnan'daki bazı hamlelerine getirdiği kısıtlamaların, Trump'ın İsrail sağındaki bazı kesimler nezdindeki konumunu zayıflattığına dikkat çekiyor.

Koşulsuz ittifaktan çıkar temelli ilişkiye

Bazı analistler, Trump'ın mevcut sessizliğinin Trump-Netanyahu ittifakının sonu anlamına gelmediğini, ancak ilişkinin niteliğinde bir değişime işaret ettiğini düşünüyor.

Onlara göre daha önce neredeyse tamamen kişisel bir ittifak olarak sunulan ilişki, artık daha çıkar odaklı ve karşılıklı pazarlığa dayalı bir niteliğe bürünüyor.

Trump, Netanyahu'nun savaşların sona erdirilmesine ve ABD Başkanı'nın Amerikan seçmenine sunabileceği diplomatik kazanımlar elde edilmesine yardımcı olmasını istiyor. Netanyahu ise İsrailli seçmene pazarlayabileceği daha geniş askeri ve siyasi hareket alanı talep ediyor.

Analistler, ABD'nin İsrail'e desteğinin sürdüğünü ancak Netanyahu'ya verilen kişisel siyasi desteğin artık açık çek olmadığını vurguluyor. Trump, destek kartını elinde tutarak ancak karşılığında ne elde edebileceğini gördüğü anda kullanmak istiyor.