"Küresel Güney" adını, gücünü ve bağımsızlığını nasıl kazandı?

Washington’ın politikasının değişmesi, karar sahiplerinin Güney ülkelerinin bakış açılarına maruz kalmasını gerektiriyor

"Küresel Güney" terimi, tümü Güney Yarım Küre'de yer almayıp Afrika, Asya ve Latin Amerika'ya yayılmış farklı ülkeleri ifade ediyor / Fotoğraf: AFP
"Küresel Güney" terimi, tümü Güney Yarım Küre'de yer almayıp Afrika, Asya ve Latin Amerika'ya yayılmış farklı ülkeleri ifade ediyor / Fotoğraf: AFP
TT

"Küresel Güney" adını, gücünü ve bağımsızlığını nasıl kazandı?

"Küresel Güney" terimi, tümü Güney Yarım Küre'de yer almayıp Afrika, Asya ve Latin Amerika'ya yayılmış farklı ülkeleri ifade ediyor / Fotoğraf: AFP
"Küresel Güney" terimi, tümü Güney Yarım Küre'de yer almayıp Afrika, Asya ve Latin Amerika'ya yayılmış farklı ülkeleri ifade ediyor / Fotoğraf: AFP

Tarık eş-Şami 

ABD'nin "Küresel Güney"deki ortaklarına, büyük güçlerin politikalarındaki piyonlar muamelesi yapma eğiliminde olduğu ve Amerika'nın dünya liderliğine boyun eğmeleri için baskı yaptığı bir zamanda Afrika, Asya ve Latin Amerika'daki öncü birçok ülkenin Ukrayna'daki savaşta NATO'yu destekleme konusundaki isteksizliği, Küresel Güney teriminin bir kez daha, ama yeni özellikler barındıran farklı şekillerde ortaya çıkmasına yol açtı.

Güney ülkeleri, dünya sahnesinde varlığını pekiştiriyor ve herhangi bir büyük gücün tarafını tutmamayı tercih ediyor.

"Küresel Güney" ile kastedilen ne ve bu ad nereden geliyor?

"Üçüncü Dünya" ve "gelişmekte olan ülkeler" terimleri neden ortadan kayboldu?

"Küresel Güney", günümüz dünyasında kendisinden söz ettiren ve etkili bir güç kaynağı haline nasıl geldi ve ABD'yi ona karşı yaklaşım biçimini gözden geçirmeye sevk eden ne oldu? 

Dönüşüm alametleri

ABD, onlarca yıldır kendi dünya liderliğine boyun eğmeleri için Küresel Güney ülkelerine baskı uyguladı.

Bunu çoğu Güney Yarım Küre'de yer alan bu ülkeler için uygun tek ortağın kendisi olduğu gibi eski varsayımlara dayanarak ve bağımlılık teorisyenlerinin tanımladığı şekliyle küresel siyasi ekonomide merkez-çevre ilişkisine odaklanan bakış açısına bağlı kalarak yaptı.

Bununla birlikte Ukrayna'da patlak veren savaş ve krize yönelik farklı tepkiler, Küresel Güney ülkelerinin uluslararası karar alım sürecinde temsil edilmemesi nedeniyle dünyadaki mevcut durumun had safhasına ulaştığını gösterdi. 

Bu gelişmenin ışığında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nden Uluslararası Para Fonu'na kadar küresel yönetimin odak noktasını oluşturan uluslararası kurumların eksikliklerini telafi etmek için sesler yükselmeye başladı.

Nitekim güçlü ülkelerden oluşan bir azınlığın küresel sistem içindeki egemenliğini kendi çıkarlarını pekiştirmek ve büyük ölçüde Güney Yarım Küre ülkelerine yansıyan olumsuz sonuçlara sahip güvenlik çözümleri veya ekonomik kurallar için gündem oluşturmak üzere kullanmaları artık ne mümkün ne de kabul edilebilir.

Bundan hareketle zorluğu olsa da ortak gündem belirlemek için reform çağrıları yükseldi. Yetmedi, böyle bir reforma bağlı kalacağını göstermesi ve bu gündemi ilerletmek için önceden verdiği sözlerin arkasında durarak adım atması için Biden yönetimine yönelik baskılar arttı. 

Peki, bu "Küresel Güney" terimi ile ne kastediliyor?

Küresel Güney nedir?

Boston Üniversitesi'ndeki The Frederick Pardee Gelecek Araştırma Merkezi Müdürü Georgie Hein'e göre "Küresel Güney" terimi, tümü Güney Yarım Küre'de yer almayıp Afrika, Asya ve Latin Amerika'ya yayılmış farklı ülkelere işaret ediyor.

Bununla birlikte bu ülkeler, genel olarak daha fakir oldukları için gelişmekte olan, az gelişmiş ya da geri kalmış ülkeler olarak tanımlanır.

Bu ülkelerde gelir eşitsizliği seviyeleri daha yüksektir ve "Küresel Güney" ülkelerine, yani Okyanusya ve Avustralya ile Yeni Zelanda gibi başka yerlerle birlikte ağırlıklı olarak Kuzey Amerika ve Avrupa'da yer alan daha zengin ülkelere göre ortalama yaşam süresi daha düşük ve yaşam koşulları daha zorlu.  

Siyasi aktivist Carl Oglesby, "Küresel Güney" terimini ilk kez 1969 yılında kullandı. Oglesby, liberal Katolik dergisi Commonweal'de Vietnam'daki savaşın, kuzey ülkelerinin Küresel Güney üzerindeki egemenlik tarihinin doruk noktası olduğunu yazmıştı.

Bununla birlikte bu terim, ancak 1991 yılında İkinci Dünya'nın sonuna dair bir işaret taşıyan Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra hız kazandı.

O zamana kadar gelişmekte olan ülkeler, yani henüz tam olarak sanayileşmemiş ülkeler için en yaygın terim "Üçüncü Dünya" idi. 

"Üçüncü Dünya"nın ortadan kayboluşu

"Üçüncü Dünya" terimini 1952 yılında Fransız demograf Alfred Sauvy, Observateur gazetesinde "Üç Dünya, Tek Gezegen" başlığıyla yayınlanan bir makalesinde ortaya attı.

Sauvy, "Birinci Dünya" terimini gelişmiş kapitalist ülkelere, "İkinci Dünya" terimini Sovyetler Birliği liderliğindeki sosyalist ülkelere ve "Üçüncü Dünya" terimini de gelişmekte olan ülkelere işaret etmek için kullanmıştı.

O dönemde bunlardan birçoğu hâlâ sömürgeciliğin boyunduruğu altındaydı. Terimi daha da popüler hale getiren şey ise, sosyolog Peter Worsley'nin 1964 tarihinde yayımladığı "Üçüncü Dünya: Uluslararası İlişkilerde Yeni Bir Hayati Güç" adlı kitabı oldu.

Kitapta "Üçüncü Dünya"nın, Soğuk Savaş dönemindeki iki kutup taraftarlığına bir tepki olarak sadece üç yıl önce kurulmuş olan Bağlantısızlar Hareketi'nin belkemiğini oluşturduğu vurgulanıyordu. 

Worsley'nin bu Üçüncü Dünya'ya bakışı olumlu olsa da terim daha sonra yoksulluk ve istikrarsızlıkla boğuşan ülkelerle ilişkilendirilmeye başladı ve böylece "Üçüncü Dünya" terimi, demokratik olmayan rejimler tarafından yönetilen "Muz Cumhuriyetleri" ile eşanlamlı hale geldi.

Bununla birlikte 1990'lı yıllarda Sovyetler Birliği'nin dağılması ve beraberinde İkinci Dünya'nın da sona ermesiyle "Üçüncü Dünya" terimi ortadan kalktı.

Ancak aynı zamanda dünyanın gelişmiş, gelişmekte olan veya az gelişmiş ülkeler gibi adlandırmalara bölünmesi yaygın eleştirilere maruz kaldı.

Zira bu taksim, Batı ülkelerini ideal, bu kulübün dışındakileri ise geri kalmış olarak tasvir ediyordu. Bunun için kullanılan alternatif ve tarafsız terim "Küresel Güney" oldu. 

Coğrafi değil, jeopolitik

"Küresel Güney" terimi, coğrafi bir taksime işaret etmez. Nitekim Küresel Güney'in en büyük iki ülkesi olan Çin ve Hindistan, tamamen Kuzey Yarım Küre'de yer alıyor.

Bu terim, devletler arasındaki siyasi, jeopolitik ve ekonomik ortak paydaların bir karışımını ifade eder. Küresel Güney ülkeleri, genellikle emperyalizmin ve sömürgeci yönetimin hedefi oldu; bunun belki de en bariz örneği Afrika ülkeleri.

Bununla beraber bu terim şu an, bağımlılık teorisyenlerinin küresel siyasi ekonomide merkez ile çevre arasındaki ya da "Batı ve diğerleri" arasındaki ilişki olarak tanımladığı şeyden tamamen farklı bir bakış açısı sunuyor.  

Gerek imparatorluklar çağında gerekse Soğuk Savaş döneminde Küresel Güney ile Küresel Kuzey ülkelerinin birçoğu arasındaki eski dengesiz ilişkiye bakıldığında Küresel Güney'deki pek çok ülkenin, "Üçüncü Dünya" ya da "Küresel Güney" için geçerli olmayan 'geri kalmış dünya' adı altında peşini bırakmayan ekonomik zayıflık imajından kurtulduktan sonra şimdi herhangi bir süper gücün tarafında olmamayı tercih etmesi şaşırtıcı değil.  

Dünya servetlerinin mekânı

21'inci yüzyılın başından beri dünyadaki servet merkezlerinin Atlantik Okyanusu'nun iki kuzey kıyısından Asya'ya ve Pasifik Okyanusu'na kayması, dünyadaki zenginliğin üretildiği mekâna dair geleneksel görüşü büyük oranda alt üst etti.

Dünya Bankası'na göre 2030 yılına kadar dünyanın en büyük dört ekonomisinden üçünün Küresel Güney'den olması bekleniyor ki bu dört ülke sırasıyla Çin, Hindistan, ABD ve Endonezya'dır. 

Ayrıca Güney'in egemen olduğu ve Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika'nın içinde bulunduğu BRICS ülkelerinin alım gücü bakımından GSYİH, Kuzey Yarım Küre'deki benzeri G7'yi geride bırakıyor.

BRICS ülkelerinin genişleyerek farkı Güney ülkeleri lehine artıracak şekilde başka ülkeleri içermesi de cabası.

Küresel servet üretimin mekânlarının değiştiğine dair bir başka gösterge de Çin'in Pekin kentindeki milyarder sayısının ABD'nin New York kentindeki milyarder sayısını geçmesidir. 

Güneyin siyasi vizyonunun güçlenmesi

Üstelik bu ekonomik dönüşüm, gerek Çin'in Suudi Arabistan ile İran arasındaki arabuluculuğu gerekse Brezilya'nın Ukrayna'daki savaşı sona erdirmek için bir barış planını harekete geçirme girişimi üzerinden dünya sahnesinde giderek daha fazla boy gösteren Küresel Güney ülkelerinin siyasi vizyonunun gelişmesiyle omuz omuza gidiyor. 

Bu ekonomik ve siyasi güç dönüşümü, Parag Khanna ve Kishore Mahbubani gibi jeopolitik uzmanlarını "Asya Yüzyılı" olarak tarif ettikleri şeyin gelişine dair yazılar yazmaya yönlendirdi.

Bu esnada siyaset bilimci Oliver Stuenkel gibi başka isimler de Güney Yarım Küre'deki ülkelerin, 'gelişmekte olan ülkelerin' ya da 'Üçüncü Dünya'nın sahip olmadığı siyasi ve ekonomik kaslarını gösterdiği bir zamanda "Batı sonrası bir dünya" hakkında öngörülerde bulunuyor. 

Washington'daki siyaset yapıcılar

Küresel Güney ülkelerinin uzun bir süredir güçlerini küresel sahnede uygulamaya çalıştığı bir ortamda Washington'daki siyaset yapıcıların da yeni bir çerçeveye ihtiyacı var.

Nitekim Ukrayna savaşı, gıda krizi, Batılı güçlerle yaşanan gerilimler ve Küresel Güney'deki birçok ismin eşitsizliği kınayarak uluslararası kurumlarda iyileştirme talep etmesi ile birlikte ABD'nin Afrika ülkelerine kur yaptığı ve Küresel Güney ülkelerinin bakış açılarını daha iyi bir şekilde kendisine aktaran daha fazla çalışma ve araştırma merkezi açmaya ilgi duymaya başladığı ortaya çıktı. 

Stimson Odd Darnell (?) Center'daki bir araştırmacıya göre bu, Güney ülkelerinin önemli ortaklar olduğunun kabul edildiği ve ABD'nin bu ülkelere baskı uygulamaktan veya siyasi bağımsızlık isteklerini görmezden gelmekten kaçınması gerektiği anlamına geliyor.

ABD dış politikasının yön değiştirmesi için Kongre'deki yasa yapıcıların, ilk adım olarak Küresel Güney'in küresel sistemdeki rolüne ayrılmış yeni siyaset alanlarını güçlendirmek adına, yanlış anlayışlara dayalı politikalar geliştirmek yerine Küresel Güney'den daha fazla bakış açısına maruz kalması lazım.  

Ancak bu sürecin gerektirdiği reform, yeni uluslararası kurumların inşa edilmesini gerektiriyor.

Bu da ilkeler, temsil ve çalışma yöntemleri üzerinde bir fikir birliğine varma ihtiyacına bakılacak olursa karmaşık bir zorluğu temsil ediyor.

Nitekim henüz çözülmemiş BM Güvenlik Konseyi reformu meselesi, böyle bir sürecin en az beş reform önerisiyle karmaşık hale gelebileceğini gösteriyor. 

Merkezi Çin'de olan Asya Altyapı Yatırım Bankası ve BRICS ülkelerinin kurduğu Yeni Kalkınma Bankası gibi Batılı olmayan çok taraflı kurumlar gelişmekle birlikte bunların yaygınlığı, geleneksel uluslararası kuruluşlarla karşılaştırıldığında hâlâ sınırlı.

Bunun için belki de reformun ilk adımı, Küresel Güney'in bakış açılarını uluslararası siyasete daha iyi bir şekilde entegre ediyor.

Böylece bu ülkelerin kalkınma, yönetim, güvenlik, ticaret ve iklim değişikliği gibi konulardaki seslerini yükseltecek alanlar oluşturulabilir.

Bu, ABD içinde ve dışındaki siyaset yapıcılar arasında Küresel Güney'i oluşturan ülkelerin değerlerine dair farkındalığın artmasına vesile olur.

Bu yolla ABD için barış, güvenlik ve insani ilerleme konusunda karşılıklı menfaat sağlamaya dönük bir dış politika şekillendirilir. 

 

 

Independent Arabia - Independent Türkçe



Lübnan’da BM gücüne yapılan saldırıda yaralanan Fransız asker hayatını kaybetti

Fransız Başçavuş Anicet Girardin'in portresi(AFP)
Fransız Başçavuş Anicet Girardin'in portresi(AFP)
TT

Lübnan’da BM gücüne yapılan saldırıda yaralanan Fransız asker hayatını kaybetti

Fransız Başçavuş Anicet Girardin'in portresi(AFP)
Fransız Başçavuş Anicet Girardin'in portresi(AFP)

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, geçen hafta Lübnan’da Birleşmiş Milletler barış gücüne yönelik düzenlenen saldırıda ağır yaralanan ikinci bir Fransız askerin yaşamını yitirdiğini açıkladı. Macron, saldırının İran destekli Hizbullah tarafından gerçekleştirildiğini belirtti.

Macron, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, Başçavuş Anicet Girardin’in 18 Nisan’da ağır yaralandığını, Salı günü Fransa’ya tahliye edildikten sonra hayatını kaybettiğini bildirdi.

Aynı saldırıda, güney Lübnan’da yol temizliği yapan bir başka Fransız askerinin olay yerinde öldüğü ifade edildi.

Macron, saldırıdan Hizbullah’ı sorumlu tuttu.

UNIFIL ise ilk değerlendirmelere göre ateşin devlet dışı unsurlardan, muhtemelen Hizbullah’tan geldiğini belirterek olayı “kasıtlı bir saldırı” olarak nitelendirdi ve soruşturma başlatıldığını duyurdu.

Hizbullah ise saldırıyla herhangi bir bağlantısı olduğunu reddederek, kendisine yönelik “asılsız suçlamalarda acele edilmesine” şaşırdığını ifade etti.

Salı günü Paris’e yaptığı ziyaret sırasında konuşan Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, soruşturmayı bizzat takip ettiğini söyledi.

febgrfb
UNIFIL komutanı Tümgeneral Diodato Abanara, 19 Nisan 2026'da Beyrut havaalanında, Güney Lübnan'da görev başında öldürülen Fransız Başçavuş Florian Montouriou'nun naaşına saygı duruşunda bulundu (Reuters)

Selam, “Sorumluların tespit edilerek adalet önüne çıkarılması için güvenlik güçlerine gerekli tüm soruşturmaların yürütülmesi talimatını verdim” dedi.

Lübnan ile derin tarihsel bağlara sahip olan Fransa’nın, UNIFIL misyonu kapsamında yaklaşık 700 askeri bulunuyor.

ABD ve İsrail’in Şubat ayı sonunda İran’a yönelik saldırılar başlatmasından bu yana bölgede hayatını kaybeden Fransız asker sayısı üçe yükseldi. Daha önce bir Fransız askeri, kuzey Irak’ta Fransız-Kürt üssüne düzenlenen bir insansız hava aracı saldırısında ölmüştü.

1978 yılından bu yana Lübnan’da hayatını kaybeden Fransız asker sayısı 160’ı aştı.


Binden fazla sanatçı, İsrail’in katılımına tepki olarak Eurovision boykotu çağrısı yaptı

Viyana’da 2026 Eurovision hazırlıkları sürüyor(AFP)
Viyana’da 2026 Eurovision hazırlıkları sürüyor(AFP)
TT

Binden fazla sanatçı, İsrail’in katılımına tepki olarak Eurovision boykotu çağrısı yaptı

Viyana’da 2026 Eurovision hazırlıkları sürüyor(AFP)
Viyana’da 2026 Eurovision hazırlıkları sürüyor(AFP)

Dünya genelinde 1000’den fazla müzisyen, İsrail’in katılımını protesto etmek amacıyla Mayıs ayında Eurovision Şarkı Yarışması’nın Viyana’da düzenlenecek edisyonunun boykot edilmesi çağrısında bulundu.

Soykırıma müzik yok hareketinin internet sitesinde yayımlanan mektup, Salı günü itibarıyla 1100’den fazla imza topladı.

İmzacılar arasında çoğunlukla küçük ve orta ölçekli yapım şirketleriyle çalışan sanatçılar yer alırken, Massive Attack, Kneecap, Macklemore ve Roger Waters gibi tanınmış isimler de çağrıya destek verdi.

Mektupta imzacılar, “insanlığa karşı suçlara ortak olmakla” suçladıkları İsrail kamu yayıncısı KAN’ın yarışmadan çıkarılmasını talep etti.

İsrail’i temsil etmek üzere 27 yaşındaki Fransız-İsrailli şarkıcı Noam Bittan seçildi. Geniş bir izleyici kitlesine sahip olan yarışmada adaylar genellikle güçlü destek görüyor.

Bu yıl 70’inci edisyonu düzenlenen Eurovision Şarkı Yarışması, İsrail’in katılımı nedeniyle tarihinin en geniş kapsamlı boykot çağrılarıyla karşı karşıya kaldı.

İspanya, İrlanda, İzlanda, Hollanda ve Slovenya yayıncıları yarışmadan çekildiklerini açıkladı.

Çekilen ülkeler, Gazze’de 7 Ekim 2023’te Hamas tarafından gerçekleştirilen saldırının ardından başlayan ve büyük yıkıma yol açan İsrail savaşını eleştirdi.

İsrail, Eurovision Şarkı Yarışması’nı bugüne kadar dört kez kazandı; son zaferini 2018 yılında elde etti.


İran, Hürmüz Boğazı’nda iki gemiye el koydu; Trump saldırıları durdurduğunu açıkladı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

İran, Hürmüz Boğazı’nda iki gemiye el koydu; Trump saldırıları durdurduğunu açıkladı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İran, gün (Çarşamba) Hürmüz Boğazı’nda iki gemiye el koyarak stratejik su yolundaki kontrolünü sıkılaştırdı. Bu gelişme, ABD Başkanı Donald Trump’ın saldırıları süresiz olarak durdurduğunu açıklamasının ve barış görüşmelerinin yeniden başlayacağına dair bir işaretin bulunmamasının ardından geldi.

İran’ın yarı resmi Tasnim Haber Ajansı, Devrim Muhafızları’nın “denizcilik ihlalleri” gerekçesiyle iki gemiye el koyduğunu ve İran kıyılarına götürdüğünü duyurdu. Bu, savaşın Şubat ayı sonunda başlamasından bu yana İran’ın ilk gemi alıkoyma hamlesi oldu.

İran Devrim Muhafızları Ordusu Donanması ayrıca boğazda düzen ve güvenliğe yönelik herhangi bir ihlalin “kırmızı çizgi” sayılacağı uyarısında bulundu.

Daha önce bir İngiliz deniz güvenliği kurumu, üç geminin ateş altında kaldığını bildirmişti.

Trump, Salı gecesi sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, ABD’nin Pakistanlı arabulucuların talebi üzerine “İran’ın liderleri ve temsilcileri birleşik bir öneri sunana kadar… ve görüşmeler sonuçlanana dek” saldırıları askıya almayı kabul ettiğini söyledi.

Ancak Trump, fiili bir tek taraflı ateşkes uzatması gibi görünen bu adımı duyururken, ABD Donanması’nın İran’ın deniz ticaretine yönelik ablukayı sürdüreceğini de vurguladı. ABD, Cumartesi günü bir İran kargo gemisine ateş açıp el koymuş, Salı günü ise Hint Okyanusu’nda büyük bir İran petrol tankerine çıkmıştı.

İran, ABD’nin bu ablukasını bir savaş eylemi olarak değerlendiriyor ve bu sürdüğü sürece Hürmüz Boğazı’nı kapatma kararını kaldırmayacağını belirtiyor. Bu durum küresel ölçekte bir enerji krizine yol açmış durumda.

Tahran’da Salı akşamı düzenlenen bir geçit töreninde İran, balistik silahlarını sergileyerek meydan okuma mesajı verdi. WANA Haber Ajansı’na göre görüntülerde, boğazı sıkan bir yumruğun yer aldığı büyük bir pankart dikkat çekti.

Pankartlarda “Süresiz olarak İran’ın kontrolünde” ve “Trump hiçbir şey yapamadı” ifadeleri yer aldı.

Pakistan arabuluculuk çabalarını sürdürüyor

Arabulucu rolü üstlenen Pakistan, tarafları yeniden müzakere masasına getirmek için çabalarını sürdürüyor. Ancak iki tarafın da Salı günü planlanan son görüşmelere katılmaması süreci sekteye uğrattı.

İslamabad’daki lüks bir otel görüşmeler için boşaltılmıştı. Ancak İran daveti kamuoyuna açık şekilde kabul etmezken, ABD heyeti — Başkan Yardımcısı JD Vance başkanlığında — Washington’dan ayrılmadı. Otel Çarşamba günü hâlâ kapalıydı, ancak geniş güvenlik çemberi kısmen gevşetildi.

Hazırlıklar hakkında bilgi sahibi bir Pakistanlı yetkili, “Görüşmeler için tamamen hazırdık, sahne kurulmuştu. Açıkçası bu beklemediğimiz bir geri adımdı. İranlılar hiçbir zaman reddetmedi, katılmaya hazırdılar ve hâlâ öyleler” dedi.

Görüşmelere dahil olan bir başka Pakistanlı kaynak ise, “Tarafların hassasiyetlerini gözeterek aradaki uçurumu kapatmak için çok yoğun çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.

Kaynak, “Ne zaman bir araya gelebileceklerini zaman gösterecek. Gelişmeler çok hızlı değişiyor” diye ekledi.

Trump’ın ateşkes açıklamasına İranlı üst düzey yetkililerden Çarşamba sabahı itibarıyla resmi bir yanıt gelmezken, Tahran’dan gelen ilk tepkiler açıklamaya şüpheyle yaklaşıldığını gösterdi.

Tasnim, İran’ın ateşkes uzatımı talep etmediğini belirtirken, ABD ablukasını güç kullanarak kırma tehdidini yineledi.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın baş danışmanı ise Trump’ın açıklamasının bir taktik olabileceğini söyledi.

Trump, saldırıları durdurduğunu açıklamadan sadece saatler önce, ordusunun “harekete geçmeye hazır” olduğunu belirterek saldırı tehditlerini yinelemişti.