ABD istihbaratı ve Wagner isyanı

ABD’li uzmanlar: Rusya Devlet Başkanı Batı’yı aldattı. Yıpratma savaşında gücünü artırdı.

Rostov-na-Donu’daki tanklarının yanında duran Wagner savaşçıları. (AP)
Rostov-na-Donu’daki tanklarının yanında duran Wagner savaşçıları. (AP)
TT

ABD istihbaratı ve Wagner isyanı

Rostov-na-Donu’daki tanklarının yanında duran Wagner savaşçıları. (AP)
Rostov-na-Donu’daki tanklarının yanında duran Wagner savaşçıları. (AP)

“Bir Rusya iç meselesi. Bizimle ilgisi yok.” ABD istihbaratının bu meselede rol oynadığına dair yapılan üstü kapalı suçlamaların ardından ABD’li yetkililer, yakın zamanda Rusya’daki Wagner grubunun isyanı karşısında güvenceler verdi. Ancak Wagner planlarını gerçekleştirmeden önce ABD’nin bundan haberdar olduğu ve ‘aşırı hassasiyeti’ nedeniyle pek çok müttefikle bu bilgiyi paylaşmadığı yönündeki haberlere rağmen istihbarat bunu yalanladı.

Şarku’l Avsat ve eş-Şark arasındaki iş birliğinin bir sonucu olan ‘Washington raporu’, ABD’nin Wagner isyanına verdiği tepkiye ve ABD istihbaratının isyanla ilgili bilgileri neden müttefiklerle paylaşmadığına işaret ediyor.

Wagner şefi Yevgeniy Prigojin Rostov şehrinden ayrılıyor. (AP)
Wagner şefi Yevgeniy Prigojin Rostov şehrinden ayrılıyor. (AP)

Putin, ABD ile oynuyor mu?

Savunma İstihbarat Teşkilatı’nda Rusya dosyasından sorumlu eski bir yetkili olan Rebeka Koffler, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in amacına ulaştığını ve ‘Washington ve Avrupa ile alay ederek, Batı ile oynadığını’ söyledi. ‘Putin’in oyunları’ adlı bir kitap yazan Koffler, Rusya Devlet Başkanı’nın ‘Wagner isyanı’ sürecini onayladığına inanıyor ve bu durumu ‘sahte medya’ operasyonu olarak nitelendirdi. Koffler, bu yaklaşımı ise şu ifadelerle açıkladı:

Putin, Rus halkının korkuları, yani darbe korkusu ve Batı korkusu üzerine oynadı. ABD’nin isyana müdahil olduğunu söyledi ve bu iddiasını, Başkan Biden ve bir dizi ABD’li yetkilinin rejim değişikliğine ihtiyaç olduğu imasında bulunarak, Putin’in iktidarda kalamayacağına dair daha önce yaptığı açıklamalarla güçlendirdi.

Rebeka Koffler ayrıca bu nedenle yaşananlarla hiçbir ilgisi olmayan tekrarlı ABD pozisyonlarına tanık olduklarını dile getirdi.

Washington Yakın Doğu Politikası Enstitüsü’nde üst düzey bir araştırmacı olan Anna Borchvaskaya, ‘Putin’in gizli anlaşması’ teorisini ilginç bulduğunu dile getirerek, Rusya Devlet Başkanı’nın bel bağladığı ‘ters kontrol’ stratejisine dikkati çekti. “Bu bir Rus tabiridir. Buradaki fikir, rakibi felç noktasına getirmek ve onu yanıltmaktır. Bu gerçek bir kavram” diyen Borchvaskaya, ABD ve Batı ile bu stratejiye güvenmesinin muhtemel olduğunu belirtti. Araştırmacı, “Rus devletinin gördüğümüz her şeyin bir tiyatro olacak kadar organize olduğuna inanmıyorum. Gözlemlerime göre, Prigojin ile Rusya Savunma Bakanı arasındaki anlaşmazlık gerçekti” açıklamasında bulundu.

Putin, halkına ABD’nin Rusya’daki rejimi devirmek istediğini söyledi. (AP)
Putin, halkına ABD’nin Rusya’daki rejimi devirmek istediğini söyledi. (AP)

Borchvaskaya açıklamasını şöyle sürdürdü:

Rusya kamuoyuna gelince; Putin’in Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısını varoluşsal olarak Rus halkına açıkladığına şüphe yok. Ona göre Batı, Ukrayna üzerinden Rusya’yı işgal etmeye çalışıyor. İşte bu yüzden herkes bir arada olmak için farklılıklarını bir kenara bırakmalı, hayatta kalmak için kayıpları unutmalı. Dolayısıyla Rus halkının desteğini almak bu olayların sonuçlarından biri olabilir.

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nde Ulusal Güvenlik Konseyi üst düzey danışman olan Mark F. Cancian, Rusların ve Putin’in kötü olan her şey için ABD’yi suçlamasının doğal olduğuna dikkati çekti. Cancian, “Tüm savaş için ABD’yi ve NATO’yu suçluyorlar ve CIA’nın dünyadaki çeşitli operasyonları veya olayları manipüle etmek için her şeyi yapma gücüne sahip olduğuna dair bir görüş var. CIA gerekli yetenek ve niteliklere sahip olmasına rağmen, elbette yapabileceklerinin de bir sınırı var” ifadesini kullandı. Cancian ayrıca Yevgeniy Prigojin gibi bir kişinin yabancı bir hükümetle Rusya’daki rejimi devirmek için işbirliği yapmasının imkansız olduğuna dikkat çekerek, onu ‘aşırı milliyetçi’ bir kişi olarak nitelendirdi.

Putin, Wagner isyanından eskisinden daha güçlü çıktı. (AP)
Putin, Wagner isyanından eskisinden daha güçlü çıktı. (AP)

Rusya Devlet Başkanı’nın zayıflığı

ABD ve Batı tarafından ‘Wagner isyanının Putin’in zayıflıklarını gösterdiğine’ dair açıklamalara rağmen Koffler, Putin’in bugünkü konumunun ‘eskisinden çok daha güçlü’ olduğunu vurguladığı açıklamasında “Rus halkı, Başkan Putin’in isyancıları sınır dışı ettiğine inanıyor” diyen Rebeka Koffler, Putin’in ‘isyan’ faaliyetindeki amaçlarından birinin Rusya’yı Batı karşısında zayıf göstermek olduğuna dikkat çekti. Sözleirni şöyle sürdürdü:

Rusya gerçekten zayıfsa, ABD neden Ukrayna’ya milyarlarca dolar akıtmaya devam etsin? Rusya zayıfsa tıpkı Litvanya, Polonya ve diğer ülkelere saldıramadığı gibi bir NATO ülkesine de saldıramaz.

Koffler, Batı’nın Putin’e yönelik zayıflık suçlamalarına değinirken, “Putin’in zayıf olduğunu düşünen aynı kişiler, onun NATO ülkelerine saldıracağını söyleyip duruyor ki bu çok saçma” ifadesini kulandı.

Borchvaskaya’nın değerlendirmesi ise şöyle oldu:

Batı, Rusya’yı yanlış okumakla her zaman hata yaptı. Rusya’yı bitmiş bir ülke saymak için henüz çok erken. Gördüklerimizle ilgili hala birçok soru işareti var. Ancak Putin yakın gelecekte hiçbir yere gitmeyecek. Rusya’nın Wagner gibi bir askeri grubu kullanma ihtiyacı, Prigojin olsun ya da olmasın, bir gecede değişmeyecek.

Fotoğraf Altı: ABD istihbaratı, Wagner isyanıyla ilgili bilgilerini bazı müttefikleriyle paylaşmadı. (AP)
ABD istihbaratı, Wagner isyanıyla ilgili bilgilerini bazı müttefikleriyle paylaşmadı. (AP)

ABD istihbaratı ve Prigojin

Rebeka Koffler, “ABD istihbarat topluluğu çok politize oldu” diyerek, yalnızca ABD Başkanı’nın yararına olan bilgileri paylaşmayı seçtiğini söyledi. Koffler “Pentagon’dan herhangi bir yorum gelmemesi, Prigojin hakkında yorum yapmayı reddetmeleri ve tüm bunlar, Pentagon’un ABD’nin manipüle edildiğini fark etmesinden kaynaklanıyor” şeklinde konuştu. Konuyla ilgili başka bir noktaya dikkati çeken Koffler ayrıca, “İsyanın gerçek olduğuna dair herhangi bir işaret, Prigojin’in ‘ya bir aptal ya da intihara meyilli’ olduğu anlamına gelir” diyerek, bunun karşısında Prigojin’in son derece zeki bir adam olduğunu vurguladı.

Koffler, istihbaratın Wagner hakkındaki bilgilerini paylaşmamasının sebebinin, Prigojin ve Wagner’i izlemeye devam etmek olduğunu söylerken, “Çünkü Wagner’in Belarus’a taşınması ve kuvvetlerinin Kiev’den 140 mil uzakta olmasıyla birlikte artık NATO için çok daha tehdit edici bir jeopolitik konuma ulaşıldı” dedi. Borchvaskaya ise şu ifadeleri kullandı:

Kimse Prigojin’in Beyaz Rusya’ya gittiğine dair herhangi bir kanıt görmedi ve onun Rusya’da olduğuna dair de bir kanıt yok. Tabii ki, tüm bunlar olurken, bazıları Prigojin’in neden hala hayatta olduğunu merak ediyor. Çünkü bu, mantığa aykırı. Ancak önümüzdeki birkaç hafta içinde hayatta kalamayacak olması da mümkün.

Fotoğraf Altı: Ukrayna savaşı bir ‘yıpratma’ savaşına dönüştü. (EPA)
Ukrayna savaşı bir ‘yıpratma’ savaşına dönüştü. (EPA)

‘Yıpratma’ savaşı ve Washington’ın stratejisi

Cancian, Ukrayna’nın karşı saldırılarını ‘hayal kırıklığı’ olarak nitelendirerek, Ukrayna’nın kendisine sağlanan tüm silahlarla daha iyi ilerleme kaydedeceğinin tahmin edildiğini kaydetti. Kiev’in barış için çok yüksek talepler belirlediği bir zamanda, ABD planının halen Ukrayna’nın zaferine odaklandığına dikkat çeken Mark F. Cancian, “Sadece Şubat 2022’den bu yana kaybettikleri toprakları geri almaktan değil, Donbas’ı ve hatta Kırım’ı savaş suçları tazminatıyla geri almaktan bahsediyorlar” ifadesini kullandı. Cancian ayrıca, “Bence çok şey ummamalıyız. Herhangi bir anlaşma aslında Putin için kısmi bir zafer olacaktır” şeklinde konuştu.

Koffler ise Ukrayna’daki duruma daha karamsar bakıyor ve savaşın yakın gelecekte bitmeyeceğine inanıyor:

Çünkü bu savaşın üç katılımcısı var: Rusya, Ukrayna ve Rusya’yı stratejik olarak yenmek için vekalet savaşı yürüten ABD.

Koffler sözlerine şöyle devam etti:

Bu üç taraf, savaşı varoluşsal bir mücadele olarak görüyor. Sonunda Rusya kazanacak, çünkü Putin’in başlattığı askeri strateji, bir yıpratma stratejisi, sürekli güç boşaltma stratejisi. Rusya’nın nüfusu 143 milyona ulaşırken, Ukrayna’nın nüfusu 43 milyon. Bana öyle geliyor ki Biden yönetimi, Ukrayna’nın düşüşüne kadar Rusya ile mücadeleye hazır.

Fotoğraf Altı: ABD, zafere kadar Ukrayna’yı desteklemeye hazır. (AP)
ABD, zafere kadar Ukrayna’yı desteklemeye hazır. (AP)

Rebeka Koffler, Biden yönetimini sert bir şekilde eleştirdiği açıklamasında şunları söyledi:

Bu, Washington’daki liderlerin bu seviyede bir stratejik yetersizlik gösterdikleri ilk sefer değil. Bunu daha önce Afganistan’da gördük; 20 yıl sonra, 2,2 trilyon dolar vergi parası ve 6 bin can kaybı. Sonrasında ABD’liler geri çekildi. Şimdi ülkeyi Taliban yönetiyor. 85 milyon ABD doları değerinde gizli askeri silahlara sahip.

Koffler’e ABD’nin Ukrayna’daki savaşın demokrasiyi savunmak için bir savaş olduğu yönündeki vurgusu sorulduğunda, alaycı bir ifadeyle şu değerlendirmede bulundu:

Bu komik. Ukrayna, demokratik bir devlet değil. Avrupa’nın en yozlaşmış ülkelerinden biri. Devlet Başkanı Zelenskiy demokratik bir lider değil. Hamlesi, ABD hükümetinin kendisinin ve ailesinin topraklarına girmesini yasakladığı kadar yozlaşmış bir oligark olan İgor Kolomoyski tarafından finanse edildi. Washington ve Batı’nın dünyanın herhangi bir bölgesini demokrasiye dönüştürmek istediğini biliyorum ancak buna hüsnükuruntu ve saflık denir. Bu durumda tehlike arz ediyor, çünkü istihbarat topluluğu çerçevesinde katıldığı her savaş oyunu, ya siber ya da nükleer felaketle sonuçlanacak.

Ancak Borchvaskaya, Koffler ile aynı fikirde değil:

Putin’in Ukrayna’da kazanmasına ve varlığını yok etmesine izin verilirse bu emsal, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan güvenlik yapısına zarar verecektir. Çünkü Putin’in Ukrayna’yı işgali, yani bağımsız ve barışçıl bir komşu ülkeyi işgali, temel bir uluslararası normun alenen ihlali olduğundan kesinlikle haksız bir işgaldir. Ve eğer bundan paçayı sıyırırsa, bu normlara başka kimin meydan okuyabileceği ve hangi dünyada yaşayacağımız soruları gündeme gelecektir. Bu savaşın tüm amacı bu. Yani, Putin’in nefret ettiği ve onun yerine çok kutuplu bir sistem ortaya koymak istediği, ABD öncülüğündeki liberal dünya düzenine meydan okumasıyla ilgili.

Borchvaskaya,Ukrayna’daki yolsuzluk suçlamaları hakkında ise “Yolsuzluktan bahsettiğimizde, Rusya daha fazla yolsuzluğa bulaşıyor. Ama biz bunu pek duymuyoruz. Bununla birlikte Ukrayna’nın liberal kurumlar ve özgür medya geçmişi vardır ve bu nedenle yolsuzluk daha alenidir” dedi. Ancak bu tavır, Anna Borchvaskaya’nın ABD’nin Ukrayna’daki stratejisini eleştirmesini engellemedi. Öyle ki Borchvaskaya sözlerini şöyle sürdürdü:

Yaptırım şeklinde askeri ve siyasi destek sağlamanın stratejik olarak tanımlanabileceğinden emin değilim. Bu tepkiler, uzun vadeli stratejik vizyonu temsil eden bir çerçeve değil. Sanırım bu noktada mücadele ediyoruz; Rusya için herhangi bir vizyon veya strateji belirlemedik. Bu savaşın hiçbir zaman bitmeyeceği konusunda hemfikirim. Bu bir yıpratma savaşı ve Putin muhtemelen Batı’nın pes edeceği, yorulacağı ve ekonomik refahı ilke yerine tercih edeceği fikrine bel bağlıyor.



Trump, uluslararası suç örgütlerine karşı siber araçların kullanımına izin verdi

Trump'ın imzaladığı memorandumda, yabancı suç örgütleri tarafından gerçekleştirilen fidye yazılımı saldırıları “uluslararası faaliyet gösteren suç örgütlerinin” gerçekleştirdiği saldırılar olarak nitelendirildi. (Reuters)
Trump'ın imzaladığı memorandumda, yabancı suç örgütleri tarafından gerçekleştirilen fidye yazılımı saldırıları “uluslararası faaliyet gösteren suç örgütlerinin” gerçekleştirdiği saldırılar olarak nitelendirildi. (Reuters)
TT

Trump, uluslararası suç örgütlerine karşı siber araçların kullanımına izin verdi

Trump'ın imzaladığı memorandumda, yabancı suç örgütleri tarafından gerçekleştirilen fidye yazılımı saldırıları “uluslararası faaliyet gösteren suç örgütlerinin” gerçekleştirdiği saldırılar olarak nitelendirildi. (Reuters)
Trump'ın imzaladığı memorandumda, yabancı suç örgütleri tarafından gerçekleştirilen fidye yazılımı saldırıları “uluslararası faaliyet gösteren suç örgütlerinin” gerçekleştirdiği saldırılar olarak nitelendirildi. (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’ın açıklamasına göre federal kolluk kuvvetlerinin, ABD yargı yetkisinin dışında faaliyet gösteren ve Amerikalılara yönelik saldırılar düzenleyen uluslararası suç örgütleriyle mücadelede siber araçları kullanmasına imkân sağlayacak bir memorandum imzaladı.

Beyaz Saray, Trump’ın imzaladığı Ulusal Güvenlik Başkanlık Memorandumu ile yönetimine, “özel sektörün kapasite ve yeniliklerinden yararlanarak bu siber operasyonların ABD hükümetinin gözetimi, yönlendirmesi ve yetkisi altında yürütülmesini sağlama” talimatı verildiğini bildirdi.

Beyaz Saray, memorandumla ilgili dün yaptığı açıklamasında, yabancı suç örgütlerinin gerçekleştirdiği fidye yazılımı saldırıları, mali dolandırıcılık operasyonları ve diğer suçlara dikkat çekti. Söz konusu örgütler memorandumda “uluslararası faaliyet gösteren suç örgütleri” olarak tanımlandı.

Beyaz Saray ayrıca memorandumun, özel sektör şirketlerini; diğer özel kuruluşların yanı sıra federal hükümet, eyalet yönetimleri ve yerel kurumlarla anlaşmalar yaparak uluslararası suç örgütleriyle bağlantılı tehditler hakkında bilgi toplamaya ve bu tehditlere karşı siber operasyonlar önermeye teşvik eden bir çerçeve oluşturduğunu belirtti.

Memoranduma göre, uygun şartları taşıyan şirketler, federal hükümetin gözetimi altında belirlenen hedeflere yönelik “elektronik gözetim ve elektronik etki operasyonları” yürütecek.

Memorandumda, “elektronik etkilerin; söz konusu örgütlerin kontrolündeki bilgi sistemleri, ağlar veya bu sistemler tarafından kontrol edilen fiziksel ya da sanal altyapının manipüle edilmesi, devre dışı bırakılması, engellenmesi, zarar görmesi veya yok edilmesi ya da bunlarda depolanan bilgilerin etkilenmesini kapsadığı” belirtildi.

Özel sektör şirketlerinin suç örgütleri ve diğer hedeflere karşı siber operasyonlara katılması fikri yeni değil. Ancak bu uygulama, istenmeyen sonuçlar doğurabileceği ve kurumlar arasında koordinasyon sorunlarına yol açabileceği endişeleri nedeniyle daha önce de tartışmalara neden olmuştu.


Çin’in cesur ekonomik dönüşümünün mimarı vefat etti

Eski Çin Başbakanı Zhu Rongji ile eski ABD Başkanı Bill Clinton, 1999 yılında Washington’da düzenlenen bir basın toplantısında (AFP)
Eski Çin Başbakanı Zhu Rongji ile eski ABD Başkanı Bill Clinton, 1999 yılında Washington’da düzenlenen bir basın toplantısında (AFP)
TT

Çin’in cesur ekonomik dönüşümünün mimarı vefat etti

Eski Çin Başbakanı Zhu Rongji ile eski ABD Başkanı Bill Clinton, 1999 yılında Washington’da düzenlenen bir basın toplantısında (AFP)
Eski Çin Başbakanı Zhu Rongji ile eski ABD Başkanı Bill Clinton, 1999 yılında Washington’da düzenlenen bir basın toplantısında (AFP)

Çin’in eski Başbakanı Zhu Rongji bugün 97 yaşında hayatını kaybetti. Zhu, Çin’in modern tarihindeki en kritik dönüşüm dönemlerinden biriyle özdeşleşen ekonomik bir miras bıraktı. Eski başbakan, kamu şirketlerinin yeniden yapılandırılması, konut mülkiyetinin yaygınlaştırılması ve Pekin’in Dünya Ticaret Örgütü’ne (WTO) üyeliğinin önünü açan zorlu reformlara öncülük etmişti.

Çin resmi haber ajansı Xinhua, Zhu’nun bir süredir devam eden hastalığının ardından Pekin’de yaşamını yitirdiğini bildirdi. Resmi taziye mesajında, Çin Komünist Partisi’nin önde gelen üyelerinden biri olarak nitelendirilen Zhu’nun hayatını ülkesine hizmet etmeye adadığı belirtildi. 1998-2003 yılları arasında başbakanlık görevini yürüten Zhu, ekonomik açıdan Çin’i zarar eden kamu kuruluşlarının ağırlıkta olduğu bir yapıdan, küresel ekonomiye daha fazla entegre olmuş sanayi ve ticaret gücüne dönüştüren başlıca isimlerden biri olarak hatırlanacak.

Zhu, başbakan olmadan önce, 1990’lı yıllarda enflasyonu kontrol altına almak amacıyla yürüttüğü sert mücadeleyle ekonomik itibar kazandı. Bu süreçte kredi kısıtlamalarına başvuran ve zarar eden kamu şirketleri üzerinde baskı kuran Zhu, sert ve doğrudan yönetim tarzıyla tanındı. Reformlara karşı çıkan yerel yöneticiler ve kamu kuruluşlarının yöneticileriyle karşı karşıya gelmekten çekinmedi.

Zhu’nun 1998’de başbakan olmasıyla reform süreci daha cesur bir aşamaya taşındı. Zhu, kâr etmeyen kamu kuruluşlarının kapsamlı biçimde yeniden yapılandırılmasını savundu. Milyonlarca çalışanın işini kaybetmesine yol açan bu süreç, aynı zamanda daha verimli ve kârlı bir sanayi sektörünün temellerini attı. Zhu’nun amacı ekonomiyi tamamen özelleştirmekten ziyade bankalar, petrol ve havacılık şirketleri gibi büyük kuruluşları, devlet kontrolünü koruyarak ticari esaslarla faaliyet gösteren yapılara dönüştürmekti.

Aynı yıl, Çin kentlerinin ekonomik ve sosyal yaşamını değiştiren bir başka reforma daha imza attı. Kamu şirketlerinin mülkiyetindeki konutların, bu konutlarda yaşayanlara satılmasını sağlayan Zhu, özel konut mülkiyetinin yaygınlaşmasına katkıda bulundu. Bu adım, daha sonra Çin ekonomisinin en önemli büyüme motorlarından biri haline gelecek emlak sektöründeki büyük patlamanın da önünü açtı.

En büyük başarı

Ancak Zhu’nun adıyla en fazla özdeşleşen başarı, Çin’in WTO’ya üyeliği için yürütülen zorlu müzakerelere liderlik etmesi oldu. 1999’daki müzakereler sırasında ülke içinde yükselen itirazlara ve Washington’la yaşanan anlaşmazlıklara rağmen Zhu, piyasaların dışa açılması yönündeki çabalarını sürdürdü. Çin, sonunda Aralık 2001’de WTO’ya üye oldu.

Bu üyelik, Çin açısından tarihi bir dönüm noktası niteliğindeydi. Çinli şirketlere küresel pazarlara daha geniş erişim sağlayan üyelik, yabancı yatırımları çekti ve ülkenin dünyanın en büyük üretim merkezine dönüşümünü hızlandırdı. Çin ekonomisi izleyen 10 yılda yıllık yüzde 8’in üzerinde büyüme oranlarını korurken, ülke 2010 yılında Japonya’yı geride bırakarak dünyanın ikinci büyük ekonomisi haline geldi. Zhu, kamu maliyesi alanında da önemli bir iz bıraktı. 1990’lı yıllarda, vergi gelirlerinin daha büyük bir bölümünün yerel yönetimlerden Pekin yönetimine aktarılmasını sağlayan bir vergi sisteminin oluşturulmasına katkıda bulundu. Bu düzenleme, merkezi hükümetin ekonomiyi yönetme ve politikalarını finanse etme kapasitesini güçlendirdi.

Olağanüstü bir kariyer

Zhu’nun kişisel kariyeri de Çin’in geçirdiği dönüşümlerin bir yansıması niteliğindeydi. 1928 yılında Hunan’da doğan Zhu, 1957’de siyasi olarak dışlandı. Daha sonra Kültür Devrimi sırasında kırsal bölgelerde çalışmaya gönderildi. 1979’da ise siyasi itibarı iade edildi.

Bunun ardından hızla yükselen Zhu, önce Şanghay Belediye Başkanlığı görevini, ardından başbakan yardımcılığını üstlendi ve nihayetinde hükümetin başına geçti.

Reformlarının toplumsal maliyetine ilişkin tartışmalara rağmen Zhu’nun ekonomik mirası açık bir anlayışa dayanıyordu: Ekonominin uzun vadede rekabet gücünü yeniden kazanabilmesi için kısa vadeli bedelleri göze almak. Bu yönüyle Zhu, yalnızca hızlı büyüme dönemini yöneten bir hükümet başkanı değil, Çin’in küresel bir ticaret ve sanayi gücüne dönüşmesini mümkün kılan ekonomik yapının başlıca mimarlarından biri olarak öne çıktı.


ABD’nin Karadeniz’deki ateşi söndürmeye yönelik hamlesi

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rus Deniz Kuvvetleri'ne ait Varyag güdümlü füze kruvazörünü ziyareti sırasında, Uzak Doğu'daki Sahalin Adası açıklarında Pasifik Filosu'nun deniz tatbikatlarının son aşamasını denetlerken (AFP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rus Deniz Kuvvetleri'ne ait Varyag güdümlü füze kruvazörünü ziyareti sırasında, Uzak Doğu'daki Sahalin Adası açıklarında Pasifik Filosu'nun deniz tatbikatlarının son aşamasını denetlerken (AFP)
TT

ABD’nin Karadeniz’deki ateşi söndürmeye yönelik hamlesi

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rus Deniz Kuvvetleri'ne ait Varyag güdümlü füze kruvazörünü ziyareti sırasında, Uzak Doğu'daki Sahalin Adası açıklarında Pasifik Filosu'nun deniz tatbikatlarının son aşamasını denetlerken (AFP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rus Deniz Kuvvetleri'ne ait Varyag güdümlü füze kruvazörünü ziyareti sırasında, Uzak Doğu'daki Sahalin Adası açıklarında Pasifik Filosu'nun deniz tatbikatlarının son aşamasını denetlerken (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Rusya ile Ukrayna arasında Karadeniz’de karşılıklı devam eden bombardımanı durdurmaya çalışıyor. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in temmuz ayı sonlarında Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde ilettiği talep üzerine Kiev, Karadeniz kıyısındaki Novorossiysk Limanı’nı kullanan tankerlere yönelik saldırılarını geçici olarak durdurdu.

Financial Times gazetesinin Ukraynalı yetkililere dayandırdığı habere göre Kiev, Ukrayna’nın yaptırımlarına tabi olmaması veya Rus petrolü ve malları taşımaması şartıyla Hazar Boru Hattı Konsorsiyumu (CPC) tesislerini ve Rusya bandralı olmayan tankerleri hedef almamayı kabul etti. ABD yönetimi ise varılan mutabakatın detaylarını henüz resmi olarak doğrulamadı.

Söz konusu tesisin sahip olduğu kritik önem, Kazakistan petrolünü Rusya toprakları üzerinden ihraç etmesinden ve ABD merkezli Chevron ile ExxonMobil şirketlerinin bu hattı besleyen projelerde büyük hisselerinin bulunmasından kaynaklanıyor. Temmuz ayındaki saldırılar yükleme operasyonlarının beşten birine varan oranını akamete uğratmış ve Kazakistan’ın petrol üretiminde bir ayda yüzde 14’lük bir düşüşe yol açmıştı. Bu durum, fiyatlarda dalgalanma yaşanması ve her iki şirketin zarar görmesi yönündeki endişeleri tetiklemişti.