ABD istihbaratı ve Wagner isyanı

ABD’li uzmanlar: Rusya Devlet Başkanı Batı’yı aldattı. Yıpratma savaşında gücünü artırdı.

Rostov-na-Donu’daki tanklarının yanında duran Wagner savaşçıları. (AP)
Rostov-na-Donu’daki tanklarının yanında duran Wagner savaşçıları. (AP)
TT

ABD istihbaratı ve Wagner isyanı

Rostov-na-Donu’daki tanklarının yanında duran Wagner savaşçıları. (AP)
Rostov-na-Donu’daki tanklarının yanında duran Wagner savaşçıları. (AP)

“Bir Rusya iç meselesi. Bizimle ilgisi yok.” ABD istihbaratının bu meselede rol oynadığına dair yapılan üstü kapalı suçlamaların ardından ABD’li yetkililer, yakın zamanda Rusya’daki Wagner grubunun isyanı karşısında güvenceler verdi. Ancak Wagner planlarını gerçekleştirmeden önce ABD’nin bundan haberdar olduğu ve ‘aşırı hassasiyeti’ nedeniyle pek çok müttefikle bu bilgiyi paylaşmadığı yönündeki haberlere rağmen istihbarat bunu yalanladı.

Şarku’l Avsat ve eş-Şark arasındaki iş birliğinin bir sonucu olan ‘Washington raporu’, ABD’nin Wagner isyanına verdiği tepkiye ve ABD istihbaratının isyanla ilgili bilgileri neden müttefiklerle paylaşmadığına işaret ediyor.

Wagner şefi Yevgeniy Prigojin Rostov şehrinden ayrılıyor. (AP)
Wagner şefi Yevgeniy Prigojin Rostov şehrinden ayrılıyor. (AP)

Putin, ABD ile oynuyor mu?

Savunma İstihbarat Teşkilatı’nda Rusya dosyasından sorumlu eski bir yetkili olan Rebeka Koffler, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in amacına ulaştığını ve ‘Washington ve Avrupa ile alay ederek, Batı ile oynadığını’ söyledi. ‘Putin’in oyunları’ adlı bir kitap yazan Koffler, Rusya Devlet Başkanı’nın ‘Wagner isyanı’ sürecini onayladığına inanıyor ve bu durumu ‘sahte medya’ operasyonu olarak nitelendirdi. Koffler, bu yaklaşımı ise şu ifadelerle açıkladı:

Putin, Rus halkının korkuları, yani darbe korkusu ve Batı korkusu üzerine oynadı. ABD’nin isyana müdahil olduğunu söyledi ve bu iddiasını, Başkan Biden ve bir dizi ABD’li yetkilinin rejim değişikliğine ihtiyaç olduğu imasında bulunarak, Putin’in iktidarda kalamayacağına dair daha önce yaptığı açıklamalarla güçlendirdi.

Rebeka Koffler ayrıca bu nedenle yaşananlarla hiçbir ilgisi olmayan tekrarlı ABD pozisyonlarına tanık olduklarını dile getirdi.

Washington Yakın Doğu Politikası Enstitüsü’nde üst düzey bir araştırmacı olan Anna Borchvaskaya, ‘Putin’in gizli anlaşması’ teorisini ilginç bulduğunu dile getirerek, Rusya Devlet Başkanı’nın bel bağladığı ‘ters kontrol’ stratejisine dikkati çekti. “Bu bir Rus tabiridir. Buradaki fikir, rakibi felç noktasına getirmek ve onu yanıltmaktır. Bu gerçek bir kavram” diyen Borchvaskaya, ABD ve Batı ile bu stratejiye güvenmesinin muhtemel olduğunu belirtti. Araştırmacı, “Rus devletinin gördüğümüz her şeyin bir tiyatro olacak kadar organize olduğuna inanmıyorum. Gözlemlerime göre, Prigojin ile Rusya Savunma Bakanı arasındaki anlaşmazlık gerçekti” açıklamasında bulundu.

Putin, halkına ABD’nin Rusya’daki rejimi devirmek istediğini söyledi. (AP)
Putin, halkına ABD’nin Rusya’daki rejimi devirmek istediğini söyledi. (AP)

Borchvaskaya açıklamasını şöyle sürdürdü:

Rusya kamuoyuna gelince; Putin’in Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısını varoluşsal olarak Rus halkına açıkladığına şüphe yok. Ona göre Batı, Ukrayna üzerinden Rusya’yı işgal etmeye çalışıyor. İşte bu yüzden herkes bir arada olmak için farklılıklarını bir kenara bırakmalı, hayatta kalmak için kayıpları unutmalı. Dolayısıyla Rus halkının desteğini almak bu olayların sonuçlarından biri olabilir.

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nde Ulusal Güvenlik Konseyi üst düzey danışman olan Mark F. Cancian, Rusların ve Putin’in kötü olan her şey için ABD’yi suçlamasının doğal olduğuna dikkati çekti. Cancian, “Tüm savaş için ABD’yi ve NATO’yu suçluyorlar ve CIA’nın dünyadaki çeşitli operasyonları veya olayları manipüle etmek için her şeyi yapma gücüne sahip olduğuna dair bir görüş var. CIA gerekli yetenek ve niteliklere sahip olmasına rağmen, elbette yapabileceklerinin de bir sınırı var” ifadesini kullandı. Cancian ayrıca Yevgeniy Prigojin gibi bir kişinin yabancı bir hükümetle Rusya’daki rejimi devirmek için işbirliği yapmasının imkansız olduğuna dikkat çekerek, onu ‘aşırı milliyetçi’ bir kişi olarak nitelendirdi.

Putin, Wagner isyanından eskisinden daha güçlü çıktı. (AP)
Putin, Wagner isyanından eskisinden daha güçlü çıktı. (AP)

Rusya Devlet Başkanı’nın zayıflığı

ABD ve Batı tarafından ‘Wagner isyanının Putin’in zayıflıklarını gösterdiğine’ dair açıklamalara rağmen Koffler, Putin’in bugünkü konumunun ‘eskisinden çok daha güçlü’ olduğunu vurguladığı açıklamasında “Rus halkı, Başkan Putin’in isyancıları sınır dışı ettiğine inanıyor” diyen Rebeka Koffler, Putin’in ‘isyan’ faaliyetindeki amaçlarından birinin Rusya’yı Batı karşısında zayıf göstermek olduğuna dikkat çekti. Sözleirni şöyle sürdürdü:

Rusya gerçekten zayıfsa, ABD neden Ukrayna’ya milyarlarca dolar akıtmaya devam etsin? Rusya zayıfsa tıpkı Litvanya, Polonya ve diğer ülkelere saldıramadığı gibi bir NATO ülkesine de saldıramaz.

Koffler, Batı’nın Putin’e yönelik zayıflık suçlamalarına değinirken, “Putin’in zayıf olduğunu düşünen aynı kişiler, onun NATO ülkelerine saldıracağını söyleyip duruyor ki bu çok saçma” ifadesini kulandı.

Borchvaskaya’nın değerlendirmesi ise şöyle oldu:

Batı, Rusya’yı yanlış okumakla her zaman hata yaptı. Rusya’yı bitmiş bir ülke saymak için henüz çok erken. Gördüklerimizle ilgili hala birçok soru işareti var. Ancak Putin yakın gelecekte hiçbir yere gitmeyecek. Rusya’nın Wagner gibi bir askeri grubu kullanma ihtiyacı, Prigojin olsun ya da olmasın, bir gecede değişmeyecek.

Fotoğraf Altı: ABD istihbaratı, Wagner isyanıyla ilgili bilgilerini bazı müttefikleriyle paylaşmadı. (AP)
ABD istihbaratı, Wagner isyanıyla ilgili bilgilerini bazı müttefikleriyle paylaşmadı. (AP)

ABD istihbaratı ve Prigojin

Rebeka Koffler, “ABD istihbarat topluluğu çok politize oldu” diyerek, yalnızca ABD Başkanı’nın yararına olan bilgileri paylaşmayı seçtiğini söyledi. Koffler “Pentagon’dan herhangi bir yorum gelmemesi, Prigojin hakkında yorum yapmayı reddetmeleri ve tüm bunlar, Pentagon’un ABD’nin manipüle edildiğini fark etmesinden kaynaklanıyor” şeklinde konuştu. Konuyla ilgili başka bir noktaya dikkati çeken Koffler ayrıca, “İsyanın gerçek olduğuna dair herhangi bir işaret, Prigojin’in ‘ya bir aptal ya da intihara meyilli’ olduğu anlamına gelir” diyerek, bunun karşısında Prigojin’in son derece zeki bir adam olduğunu vurguladı.

Koffler, istihbaratın Wagner hakkındaki bilgilerini paylaşmamasının sebebinin, Prigojin ve Wagner’i izlemeye devam etmek olduğunu söylerken, “Çünkü Wagner’in Belarus’a taşınması ve kuvvetlerinin Kiev’den 140 mil uzakta olmasıyla birlikte artık NATO için çok daha tehdit edici bir jeopolitik konuma ulaşıldı” dedi. Borchvaskaya ise şu ifadeleri kullandı:

Kimse Prigojin’in Beyaz Rusya’ya gittiğine dair herhangi bir kanıt görmedi ve onun Rusya’da olduğuna dair de bir kanıt yok. Tabii ki, tüm bunlar olurken, bazıları Prigojin’in neden hala hayatta olduğunu merak ediyor. Çünkü bu, mantığa aykırı. Ancak önümüzdeki birkaç hafta içinde hayatta kalamayacak olması da mümkün.

Fotoğraf Altı: Ukrayna savaşı bir ‘yıpratma’ savaşına dönüştü. (EPA)
Ukrayna savaşı bir ‘yıpratma’ savaşına dönüştü. (EPA)

‘Yıpratma’ savaşı ve Washington’ın stratejisi

Cancian, Ukrayna’nın karşı saldırılarını ‘hayal kırıklığı’ olarak nitelendirerek, Ukrayna’nın kendisine sağlanan tüm silahlarla daha iyi ilerleme kaydedeceğinin tahmin edildiğini kaydetti. Kiev’in barış için çok yüksek talepler belirlediği bir zamanda, ABD planının halen Ukrayna’nın zaferine odaklandığına dikkat çeken Mark F. Cancian, “Sadece Şubat 2022’den bu yana kaybettikleri toprakları geri almaktan değil, Donbas’ı ve hatta Kırım’ı savaş suçları tazminatıyla geri almaktan bahsediyorlar” ifadesini kullandı. Cancian ayrıca, “Bence çok şey ummamalıyız. Herhangi bir anlaşma aslında Putin için kısmi bir zafer olacaktır” şeklinde konuştu.

Koffler ise Ukrayna’daki duruma daha karamsar bakıyor ve savaşın yakın gelecekte bitmeyeceğine inanıyor:

Çünkü bu savaşın üç katılımcısı var: Rusya, Ukrayna ve Rusya’yı stratejik olarak yenmek için vekalet savaşı yürüten ABD.

Koffler sözlerine şöyle devam etti:

Bu üç taraf, savaşı varoluşsal bir mücadele olarak görüyor. Sonunda Rusya kazanacak, çünkü Putin’in başlattığı askeri strateji, bir yıpratma stratejisi, sürekli güç boşaltma stratejisi. Rusya’nın nüfusu 143 milyona ulaşırken, Ukrayna’nın nüfusu 43 milyon. Bana öyle geliyor ki Biden yönetimi, Ukrayna’nın düşüşüne kadar Rusya ile mücadeleye hazır.

Fotoğraf Altı: ABD, zafere kadar Ukrayna’yı desteklemeye hazır. (AP)
ABD, zafere kadar Ukrayna’yı desteklemeye hazır. (AP)

Rebeka Koffler, Biden yönetimini sert bir şekilde eleştirdiği açıklamasında şunları söyledi:

Bu, Washington’daki liderlerin bu seviyede bir stratejik yetersizlik gösterdikleri ilk sefer değil. Bunu daha önce Afganistan’da gördük; 20 yıl sonra, 2,2 trilyon dolar vergi parası ve 6 bin can kaybı. Sonrasında ABD’liler geri çekildi. Şimdi ülkeyi Taliban yönetiyor. 85 milyon ABD doları değerinde gizli askeri silahlara sahip.

Koffler’e ABD’nin Ukrayna’daki savaşın demokrasiyi savunmak için bir savaş olduğu yönündeki vurgusu sorulduğunda, alaycı bir ifadeyle şu değerlendirmede bulundu:

Bu komik. Ukrayna, demokratik bir devlet değil. Avrupa’nın en yozlaşmış ülkelerinden biri. Devlet Başkanı Zelenskiy demokratik bir lider değil. Hamlesi, ABD hükümetinin kendisinin ve ailesinin topraklarına girmesini yasakladığı kadar yozlaşmış bir oligark olan İgor Kolomoyski tarafından finanse edildi. Washington ve Batı’nın dünyanın herhangi bir bölgesini demokrasiye dönüştürmek istediğini biliyorum ancak buna hüsnükuruntu ve saflık denir. Bu durumda tehlike arz ediyor, çünkü istihbarat topluluğu çerçevesinde katıldığı her savaş oyunu, ya siber ya da nükleer felaketle sonuçlanacak.

Ancak Borchvaskaya, Koffler ile aynı fikirde değil:

Putin’in Ukrayna’da kazanmasına ve varlığını yok etmesine izin verilirse bu emsal, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan güvenlik yapısına zarar verecektir. Çünkü Putin’in Ukrayna’yı işgali, yani bağımsız ve barışçıl bir komşu ülkeyi işgali, temel bir uluslararası normun alenen ihlali olduğundan kesinlikle haksız bir işgaldir. Ve eğer bundan paçayı sıyırırsa, bu normlara başka kimin meydan okuyabileceği ve hangi dünyada yaşayacağımız soruları gündeme gelecektir. Bu savaşın tüm amacı bu. Yani, Putin’in nefret ettiği ve onun yerine çok kutuplu bir sistem ortaya koymak istediği, ABD öncülüğündeki liberal dünya düzenine meydan okumasıyla ilgili.

Borchvaskaya,Ukrayna’daki yolsuzluk suçlamaları hakkında ise “Yolsuzluktan bahsettiğimizde, Rusya daha fazla yolsuzluğa bulaşıyor. Ama biz bunu pek duymuyoruz. Bununla birlikte Ukrayna’nın liberal kurumlar ve özgür medya geçmişi vardır ve bu nedenle yolsuzluk daha alenidir” dedi. Ancak bu tavır, Anna Borchvaskaya’nın ABD’nin Ukrayna’daki stratejisini eleştirmesini engellemedi. Öyle ki Borchvaskaya sözlerini şöyle sürdürdü:

Yaptırım şeklinde askeri ve siyasi destek sağlamanın stratejik olarak tanımlanabileceğinden emin değilim. Bu tepkiler, uzun vadeli stratejik vizyonu temsil eden bir çerçeve değil. Sanırım bu noktada mücadele ediyoruz; Rusya için herhangi bir vizyon veya strateji belirlemedik. Bu savaşın hiçbir zaman bitmeyeceği konusunda hemfikirim. Bu bir yıpratma savaşı ve Putin muhtemelen Batı’nın pes edeceği, yorulacağı ve ekonomik refahı ilke yerine tercih edeceği fikrine bel bağlıyor.



ABD, İran petrolünü ayakta tutan "gölge ekonomiye" müdahale edemiyor

ABD ve İran arasındaki Hürmüz krizi henüz çözülemedi (Reuters)
ABD ve İran arasındaki Hürmüz krizi henüz çözülemedi (Reuters)
TT

ABD, İran petrolünü ayakta tutan "gölge ekonomiye" müdahale edemiyor

ABD ve İran arasındaki Hürmüz krizi henüz çözülemedi (Reuters)
ABD ve İran arasındaki Hürmüz krizi henüz çözülemedi (Reuters)

ABD, İran'ın petrol satışlarını engellemek için Asya'daki hizmet sağlayıcılarını hedef alıyor.

New York Times'ın haberine göre Washington yönetimi, İran petrolünün yaptırımları aşarak dünya piyasalarına ulaşmasını engelleme çabasında odağını tankerlerden, bu gemilere hizmet sağlayan şirketlere kaydırıyor.

Donald Trump yönetimi özellikle Malezya ve Singapur gibi ülkelerde İran tankerlerine yakıt, onarım, gıda ve gemiden gemiye petrol transferi gibi hizmetler sunan şirketleri hedef alıyor.

Analize göre Tahran'ın petrol ticaretinin önemli merkezlerinden biri Malezya'nın Johor eyaletinin yaklaşık 72 kilometre açığındaki Doğu Dış Liman Sınırları (EOPL) bölgesi.

Malezya'nın karasuları dışında ancak ülkenin münhasır ekonomik bölgesi içinde yer alan EOPL bölgesinde İran tankerleri, yaptırımları atlatabilmek için petrolü başka gemilere aktarıyor. Bu ham petrolün neredeyse tamamı daha sonra Çin'deki küçük rafinerilere sevk ediliyor.

"Gölge filo" tankerleri, faaliyetlerini sürdürebilmek için yerel denizcilik sektörüne ihtiyaç duyuyor. Johor'da bazı şirketlerin bu gemilere yüksek ücret karşılığında malzeme, yakıt ve diğer hizmetler sağladığı aktarılıyor.

ABD'yle olduğu kadar Çin'le de önemli ticari ilişkileri bulunan Malezya, Washington'ın yaptırımlarını meşru kabul etmiyor. Dolayısıyla ülkede İran menşeli gemilerle çalışılması yasadışı değil. Kuala Lumpur'daki Malaya Üniversitesi'nden Nazeri Halid, ülkenin pozisyonuna dair şunları söylüyor:

Malezya'nın tutumu son derece net. Herkesin dostudur, kimsenin düşmanı değildir. Malezya, taraf seçmek zorunda kalacak bir duruma sokulmamalı.

ABD Hazine Bakanlığı, İran tankerlerinin yanı sıra bu gemilere hizmet veren yakıt ikmal şirketleri ve finansal aracılara yönelik kapsamlı yaptırımları ağustosta duyurmuştu.

Ancak Washington'ın baskısının İran petrolünün bu "gölge ekonomi" üzerinden tedarikini ne ölçüde durdurabileceği belirsiz. İran'ın petrol ticaretini takip eden analist Dalga Khatinoglu, şimdiye kadarki girişimlerin bu ağlar üzerinden gerçekleştirilen petrol ticaretinde önemli fark yaratmadığını söylüyor.

Gemiden gemiye yakıt ikmali hizmetleri sunan Contemporary Logistics firmasının yöneticisi Jeffrey Soh'a göre Washington, EOPL'deki faaliyetleri engellese bile İran tankerleri başka bölgelere yönelebilir.

Soh, Malezya'nın Penang ve Malakka eyaleti açıklarının yanı sıra Endonezya sularında da benzer transferler yapıldığını belirterek "İran tankerlerinin her yerde olduğunu" söylüyor.

Independent Türkçe, New York Times, Reuters


Trump: Seçimlerden önce İran’a saldırı olmayacak

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), dün Hürmüz Boğazı konusunda uluslararası deniz taşımacılığı sektöründeki ortaklarına bilgilendirme yaptı (CENTCOM)
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), dün Hürmüz Boğazı konusunda uluslararası deniz taşımacılığı sektöründeki ortaklarına bilgilendirme yaptı (CENTCOM)
TT

Trump: Seçimlerden önce İran’a saldırı olmayacak

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), dün Hürmüz Boğazı konusunda uluslararası deniz taşımacılığı sektöründeki ortaklarına bilgilendirme yaptı (CENTCOM)
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), dün Hürmüz Boğazı konusunda uluslararası deniz taşımacılığı sektöründeki ortaklarına bilgilendirme yaptı (CENTCOM)

ABD Başkanı Donald Trump, ABD’nin 3 Kasım’da yapılacak Kongre ara seçimlerinden önce İran’a yönelik askerî saldırılarını yeniden başlatmayacağını açıkladı. Trump, ABD’nin İran limanlarına yönelik ablukasının sürdüğünü ve Hürmüz Boğazı üzerinden petrol akışının devam ettiğini belirtti.

Trump, bu hafta Cumhuriyetçi adaylara destek amacıyla katıldığı seçim kampanyası sırasında, savaşın sona ermesinin seçimlerden önceki veya sonraki günlerde mümkün olabileceğine ilişkin güvenini dile getirdi. Ancak ABD Başkanı, İran’a karşı geniş çaplı askerî operasyonları yeniden başlatmaya hazır olduğunu da vurguladı.

Trump, dün sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “ABD, ara seçimlerden önce hiçbir şekilde İran’a saldırmayacak” ifadesini kullandı.

ABD Başkanı ayrıca ekibinin İran’la “verimli görüşmeler” yürüttüğünü belirtti. Trump’ın açıklaması, ABD ordusunun bölgeye ilave askerî teçhizat sevk ettiği bir dönemde yapıldı.

Washington ile Tahran arasındaki müzakereler, Trump’ın geçen ayın sonlarında İran’ın Hürmüz Boğazı’nı 7 gün içinde yeniden açma önerisini açıkça reddetmesinin ardından çıkmaza girmiş görünüyordu. Şarku’l Avsat’ın alığı bilgiye göre Tahran, bu öneri karşılığında Washington’dan kendi belirlediği koşulları yerine getirmesini istemişti.

Öte yandan Washington yönetimi, savaş kapsamında baskıyı artırmaya yönelik son adım olarak dün, İran’ın petrol ürünlerini dış pazarlara taşımak için kullandığı tankerlerden oluşan “gölge filosunun geri kalanını” hedef alan yeni yaptırımlar açıkladı.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, yaptırımların amacının Tahran’ın “bölgede savaş yürütmek için ihtiyaç duyduğu kaynaklardan mahrum bırakılması” olduğunu belirtti.


İsraillilerin dönüş uçuşları durduruldu: BAE izinleri iptal etti

Saldırının yaşandığı BAE menşeli Flydubai firmasının birçok uçuşunda aksama sürüyor (AP)
Saldırının yaşandığı BAE menşeli Flydubai firmasının birçok uçuşunda aksama sürüyor (AP)
TT

İsraillilerin dönüş uçuşları durduruldu: BAE izinleri iptal etti

Saldırının yaşandığı BAE menşeli Flydubai firmasının birçok uçuşunda aksama sürüyor (AP)
Saldırının yaşandığı BAE menşeli Flydubai firmasının birçok uçuşunda aksama sürüyor (AP)

Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE), İsrailli havayolu şirketlerine verdiği uçuş izinlerini geçici olarak iptal ettiği aktarılıyor.

Times of Israel'in haberine göre, Flydubai saldırısının ardından Dubai'deki İsraillilerin ülkelerine dönüşü için düzenlenen uçuşlar, BAE'nin İsrailli havayolu firmalarının şehre iniş iznini çarşamba günü askıya alması nedeniyle durduruldu.

İsrailli havayolu firması Arkia, tüm ilgili taraflarla görüşme yapıldığını ancak iniş izinlerinin şimdilik iptal edildiğini duyurdu.

İsrailli firmalar El Al ve Israir de BAE'ye iniş izinlerinin salı günü askıya alındığını bildirdi.

Haaretz'in aktardığına göre ülkelerine dönmek isteyen İsrailliler, BAE menşeli Etihad Airways ve Emirates'in uçuşlarını kullanmak zorunda.

Tel Aviv yönetimi, vatandaşlarının geri getirilmesi için İsrailli havayolu şirketleri tarafından gerçekleştirilen uçuşların bugün tamamlanmasını bekliyordu.

Times of Israel, izinlerin askıya alınması nedeniyle Dubai ve BAE'deki diğer bölgelerden ülkelerine dönmeyi planlayan tahmini 10 bin İsraillinin mahsur kaldığını aktarıyor.

İsrailli havayolu şirketleri, 30 Eylül'de Flydubai'de gerçekleşen saldırının ardından BAE'deki yolcularını geri getirmek için 2 Ekim'de seferler başlatmıştı. İsrail Ulaştırma Bakanlığı'nın salı günkü açıklamasında, en az 7 bin 415 yolcunun İsrailli şirketlerin özel uçuşlarıyla Dubai'den ve BAE firması Etihad Airways'in ticari uçuşlarıyla Abu Dabi üzerinden İsrail'e döndüğü belirtilmişti.  

BAE yönetimi, uçuş izinlerinin askıya alınmasına yönelik bir açıklama yapmadı. Ancak BAE Genel Sivil Havacılık Yönetimi'nin 5 Ekim'deki açıklamasında, Flydubai'nin Dubai-Tel Aviv seferlerindeki aksamaların ardından başlatılan geri dönüş uçuşları kapsamında 7 bin 479 yolcunun Tel Aviv'e naklinin tamamlandığı duyurulmuştu.

Kurumun açıklamasında 2 Ekim'den 5 Ekim'e kadar Dubai Uluslararası Havalimanı'ndan Ben Gurion Havalimanı'na 37 uçuş gerçekleştirildiği aktarılmıştı. Ayrıca uçuşları aksayan ve mahsur kalan yolcuların geri dönüşüne ilişkin koordinasyonun tamamlandığı bildirilmişti.

Flydubai saldırısı

30 Eylül'de Flydubai'ye ait 1073 seferinde yardımcı pilot Hemmam el-Hammami, kaptan pilot Smit Machchhar'a acil durum baltasıyla saldırmıştı.

30 saniyeden kısa süre içinde 14 bin feet (yaklaşık 4 bin 300 metre) irtifa kaybeden uçaktaki saldırıda, yolcular kokpite girerek yardımcı pilota müdahale etmişti. Daha sonra iki yedek Flydubai pilotunun kontrolü devralmasıyla uçak, Suudi Arabistan'ın Tebük Havalimanı'na acil inmişti.

İsrailli yetkililer, kontrolü ele geçirmeye çalışan yardımcı pilotun uçağı İsrail'deki Ben Gurion Havalimanı'na düşürmek istediğini öne sürmüştü. BAE'nin el Hammami hakkındaki soruşturması sürerken, İsrail iç istihbarat teşkilatı Şin Bet yetkilileri de sorguya katılmıştı.

Independent Türkçe, Times of Israel, Haaretz, National News