Rusya konusunda birleşen Avrupa, Çin konusunda ayrışıyor mu?

Rusya söz konusu olduğunda Avrupa’da görülen tam dayanışma yine bu ülkelerin Çin’e karşı farklı tutumlarıyla bariz bir zıtlık oluşturuyor

Xinhua: Al Majalla
Xinhua: Al Majalla
TT

Rusya konusunda birleşen Avrupa, Çin konusunda ayrışıyor mu?

Xinhua: Al Majalla
Xinhua: Al Majalla

Christopher Phillips*

Rusya’nın Ukrayna’ya karşı açtığı savaş, Avrupalı liderler için bir uyarı ziliydi. Liderler, Vladimir Putin’in on yıldan fazla bir süredir Gürcistan’da, Kırım’da, Suriye’de ve hatta Salisbury sokaklarında giderek daha güçlü taktikler kullanmasına şüphe nazarıyla bakıyorlardı. Ama bu, onların Moskova ile güçlü bağları, özellikle de ticaret bağlarını korumalarına engel olmuyordu. Bunda belirleyici an, 2022 yılındaki Ukrayna işgaliydi. Bu işgal, çoğu Avrupa başkentini Putin ve yandaşlarıyla ilişkilerini gözden geçirip değiştirmeye sevk etti. Bunun neticesinde yaptırımlar dayatıldı, alternatif enerji kaynakları temin etmek için yoğun çabalar gösterildi ve Chelsea kulübünün eski sahibi Roman Abramoviç gibi Putin ile yakın ilişki içinde olan kişilerin mal varlıklarına el kondu.

Dikkate değer olan şey, zihinlerindeki Rus tehdidine karşı Avrupalı hükümetlerin davranışlarında öne çıkan duruş ve eylem birliğidir. Son on yılda Avrupa Birliği (AB) içinde ve dışındaki Avrupalı liderlerin Yunanistan’ın borç krizi ya da Birleşik Krallık’ın AB’den çıkışına ilişkin olarak Londra ve Brüksel arasında görülen şiddetli çatışmalar gibi pek çok mesele etrafında genel olarak ayrışma yaşadığına şahit olundu. Ama Ukrayna konusundaki tepki, neredeyse görüş birliğine dayanarak gösterildi. Kiev’i desteklemek ve Moskova’yı cezalandırmak için bir araya gelen yalnızca AB ülkeleri değildi; bu bloğun dışındaki Avrupa ülkeleri de Rusya karşıtı uygulamalara katıldı.  

2022 yılında Avrupa Siyasi Topluluğu’nun AB üyesi 27 ülkeden oluşan dar grubun dışında 47 ülkeyi içine alan daha geniş bir Avrupa forumu oluşturması, Ukrayna savaşının -paradoksal bir şekilde- nasıl bir tür kıtasal birliği gözler önüne serdiğinin bir işaretiydi.

Gelgelelim Rusya’nın Ukrayna’yı işgali karşısındaki bu birleşik tutum, Çin’e karşı mevcut yaklaşımla keskin bir tezat oluşturuyor. Avrupalı liderler, Moskova’nın oluşturduğu tehdit konusunda hemfikirken Pekin konusunda daha farklı tutumlara sahip. Sözgelimi Londra, Washington’ın Çin’e karşı sert duruşunu yansıtma konusunda giderek daha fazla tereddüt gösteriyor. Nitekim Başbakan Rishi Sunak, yakın zamanda Çin’i küresel güvenlik için “en büyük meydan okuma” olarak niteledi. Onun gibi Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de Çin’e yönelik eleştirilerini yoğunlaştırdı. Buna karşılık AB üyesi ülkelerin yarıdan fazlasının, ki bunların çoğu Doğu ve Güney Avrupa’da yer alıyor, Çin’in Kuşak ve Yol girişimine katıldığını görüyoruz. Macaristan ve Yunanistan gibi bazı ülkeler de Çin’i şeytanlaştırma girişimlerinden geri adım attılar ve çok gerekli gördükleri yatırımları kısıtlamayı reddediyorlar. Bu noktada ciddi bir soru işareti beliriyor: Çin’e ilişkin yaklaşan tartışmalar, Ukrayna savaşının birleştirdiği Avrupa ülkelerini ayırır mı?

Son on yılda Avrupa Birliği (AB) içinde ve dışındaki Avrupalı liderlerin Yunanistan’ın borç krizi ya da Birleşik Krallık’ın AB’den çıkışına ilişkin olarak Londra ve Brüksel arasında görülen şiddetli çatışmalar gibi pek çok mesele etrafında genel olarak ayrışma yaşadığına şahit olundu. Bununla birlikte Ukrayna konusundaki tepki, neredeyse görüş birliğine dayalı olarak gösterildi

Rusya konusunda birlik

Rusya’nın 2022’deki işgaline Avrupa’nın tepkisi bir bütün olarak belirgin değildi. Zira başta Almanya, Polonya, İtalya, Çek Cumhuriyeti ve Macaristan gibi pek çok ülke, enerji tedarikinde esas olarak Rusya’ya bağımlıydı. Buna ek olarak artık AB üyesi olmamakla birlikte önemli bir Avrupalı oyuncu olmaya devam eden Birleşik Krallık da Abramoviç gibi Rus oligarklardan gelen büyük yatırımlara ev sahipliği yapıyordu. Benzer şekilde Kıbrıs da Rus parası için bir sığınaktı. Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın da siyasi açıdan Kremlin’le sıkı ilişkileri vardı. Aslında pek çok kişiye göre Vladimir Putin, işgali planlarken Avrupalıların kendi çıkarları peşinde koşup bu konuda ayrışacaklarına güveniyordu.

Ancak bu varsayımların doğru olmadığı ortaya çıktı. Nitekim Avrupa ülkeleri, yaptırım uygulamak ve Ukrayna’ya yardım sunmak için birleşti. AB, Avrupa barış mekanizması oluşturdu ve bunun üzerinden Kiev’e şu ana kadar 30 milyar dolara varan yardımlar tahsis edildi. Birleşik Krallık gibi AB dışındaki ülkeler de 10 milyar dolar ek askerî ve mali yardım sunarak katkıda bulundu. Avrupalı hükümetler, Ukraynalı sığınmacılara karşı yaklaşımlarında da birleşik bir tutum sergileyerek kıta genelinde milyonlarcasına kucak açtı. Mart 2022’de, yani işgalden sadece bir ay sonra AB liderleri, Rus gazına olan bağımlılıklarını azaltma konusunda anlaştı. Avrupa’da Rus enerjisinin en büyük ithalatçısı olan Almanya, bir yıldan az bir süre zarfında bağımlılığını büyük oranda azaltmayı başardı.

axss
Çekya Cumhurbaşkanı Petr Pavel, 6 Temmuz 2023’te Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenski’yi Prag’da ağırladı (Reuters)

Gelgelelim işler, tam anlamıyla yolunda gitmedi; Macaristan, AB’nin Rusya’ya yönelik yaptırımlarını çokça eleştirdi ve Orban, birleşik Avrupa cephesinde bir istisna olduğunu gösterdi. Hatta birkaç kez Ukrayna’ya yönelik yardım paketlerini engelledi ve bu durum, Brüksel’i alternatif çözümler aramaya mecbur etti. Orban’ın AB ile ilişkisi bütün olarak dibe vurdu. O kadar ki yakın zamanda AB’yi Hitler ve Napolyon Bonapart ile kıyasladı. Ancak tüm söylemlerine rağmen Orban, safları yıkmadı ve Avrupa’nın birliğini rayından çıkarmadı. Aynı şey, AB’deki başka ülkeler için de geçerli. Örneğin Kıbrıs, işgalden önce Rusya’ya yakın ilişkilere sahipti, ancak Putin’e karşı Brüksel çizgisini takip etmeyi kabul etti. Financial Times’a konuşan Kıbrıs Dışişleri Bakanı Yoannis Kasulidis şunları söyledi: “Başka bir seçeneğimiz yoktu. Kararımız, AB’yi desteklemek ve onunla dayanışma halinde olmaktı.” Kıbrıs bu tavrı, sürgündeki Rusların değerli yatırımlarını kaybetmenin Kıbrıs ekonomisi için sebep olduğu maliyete rağmen benimsedi.

2022 yılında Avrupa Siyasi Topluluğu’nun AB üyesi 27 ülkeden oluşan dar grubun dışında 47 ülkeyi içine alan daha geniş bir Avrupa forumu oluşturması, Ukrayna savaşının -paradoksal bir şekilde- nasıl bir tür kıtasal birliği gözler önüne serdiğinin bir işaretiydi

AB dışındaki Avrupa ülkelerinden Rusya’yla çatışmaya başka bir muhalefet daha vardı: Türkiye, ısrarla tarafsızlık yaklaşımını benimsedi. Bu durum, Türkiye’nin NATO’daki müttefiklerini büyük bir hayal kırıklığına uğrattı. Belarus ve tanınmamış ayrılıkçı Transdinyester Cumhuriyeti ise Rusya’nın güçlü iki müttefiki olup, görüşmelerin bir parçası değildir.  

Tarihî ve kültürel açıdan Rusya’ya yakın bir ülke olan Sırbistan da tarafsız kaldı ve yaptırımlara katılmadı. Hükümetinin nihayetinde katılmayı umduğu AB’ye sakince yaklaşmakla birlikte AB yaptırımıyla uyumlu olarak Rus petrolüne olan bağımlılığını sona erdirdi ve onun yerine Irak petrolünü ithal etti. Sonuç olarak Avrupa’nın birleşik tutumuna uyum sağlamayan ülkelerin sayısı, hâlâ çok az. Birleşik Krallık, Norveç, İzlanda, Arnavutluk, Kuzey Makedonya ve Moldova gibi AB üyesi olmayan hükümetlerin Rusya’ya yaptırım uygulamada AB’ye iştirak etmesiyle birlikte Avrupa ülkelerinin büyük çoğunluğunun işgale yoğun bir şekilde itiraz etme konusunda birleştiği görülüyor. Kafkasya gibi uzak ülkelerin yeni Avrupa siyasi topluluğuna katılmaya hazırlanması da yaptırımlara katılmak istemeyenlerin bile genel birlik hali göstermeye hevesli olduklarına delalet ediyor. Bu noktada Rusya ve Belarus’un üyeliği olmayan yegâne iki Avrupa ülkesi olması kayda değer.

Pekin’in Avrupa’daki ekonomik nüfuzu son yıllarda genişledi. Nitekim AB’ye üye ülkelerin üçte ikisi Kuşak ve Yol girişimine katılmak için mutabakat zaptı imzaladı

Çin konusundaki farklılık

Rusya söz konusu olduğunda Avrupa’da görülen benzersiz birlik düzeyi, aynı ülkelerin Çin konusundaki farklı tutumlarıyla bariz bir tezat oluşturuyor. Pekin’in Avrupa’daki ekonomik nüfuzu, son yıllarda genişledi. Nitekim AB üyesi ülkelerin üçte ikisi, Kuşak ve Yol girişimine katılmak üzere mutabakat zaptı imzaladı. Böylece Yunanistan’da Pire Limanı’nın yenilenmesi ve Macaristan’da Budapeşte-Belgrad demiryolunun inşa edilmesi gibi önemli altyapı yatırımları başladı bile. Çin; Türkiye, Sırbistan ve Karadağ gibi daha küçük Batı Balkanlar ülkeleri dahil olmak üzere AB dışındaki ülkelerde de büyük yatırımlarda bulundu.

ABD; Brüksel ve Avrupa hükümetlerinin bununla ilgilenmesi gerektiğinde ısrar ediyor. Peş peşe gelen ABD başkanlarının son yıllarda Pekin’e karşı söylemlerinin tonunu yükseltmesi ve müttefiklerini Çin’e yönelik algılarını ekonomik bir ortaktan stratejik bir tehdit olacak şekilde değiştirmeye çağırması dikkat çekici. Bazı Avrupa hükümetleri, bu bakış açısını benimserken birçoğu hâlâ gizli veya alenen bunu reddediyor, Çin’in yatırımlarını genel olarak hoş karşılıyor ve Washington’ın endişelerine rağmen özellikle Kuşak ve Yol girişimine desteklerini dile getiriyorlar.

ABD’nin 2017 yılında Donald Trump’ın başkanlığı döneminde Çin’e karşı nasıl alenen saldırgan bir tavır benimsediği aşikardı. Avrupa ülkeleri ise daha temkinli ve yavaş tepkiler gösterdi. AB ve diğer Avrupa hükümetleri, uzun bir süredir Washington ile Pekin arasındaki artan gerilimlerde herhangi bir tarafı tutmamaya özen gösteriyordu. Ancak yakın zamanda bu yaklaşımda bir kayma yaşandı. Nitekim 2010’da Çin ile ilişkilerde ‘altın çağ’ ilan eden Birleşik Krallık, Japonya’daki G7 zirvesinden önce Çin’i artık ‘bir meydan okuma’ olarak gördüğünü açıkladı. Daha sonra Almanya, Fransa ve İtalya da Çin ekonomisindeki hassas sektörlerden yatırımları çekmek suretiyle Çin ile ticari ilişkilerde ‘riskin azaltılması’ için diğer G7 ülkeleriyle anlaşma konusunda Birleşik Krallık’a katıldı. Bu, Ursula von der Leyen’in nisan ayında başkent Pekin’de yaptığı bir konuşmada kullandığı şaşırtıcı eleştirel dilde kendini açıkça gösterdi. Leyen, Çin liderliğinin giderek artan otoriter eğilimini eleştiriyor gibiydi.

Çin’e dair belirsizlik, ekonomik açıdan daha zayıf Avrupa ülkelerine özgü değil. Zira Fransa da Pekin’e karşı sert bir tavır benimsemekten çekiniyor. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, G7’de ‘risk almama’ stratejisini onaylamakla beraber daha önce Pekin’i ziyaret etmiş ve Avrupa’nın Çin ile ABD arasındaki çatışmaya çekilmemesi gerektiği konusunda ısrarcı olmuştu

Avrupa ülkeleri, Çin’e karşı ek önlemler aldı. 2021 yılında AB, Kuşak ve Yol girişimine karşı koyma hedefiyle ‘Küresel Ağ Geçidi’ fonu oluşturulduğunu duyurdu. Çin’in adı açıkça zikredilmese de birçok kişi tarafından fonun tanıtımı, gelişmekte olan ülkelere altyapı yatırımı için alternatif bir kaynak sağlamak ve muhtemelen Pekin’in etkisi altına girmelerini engellemek suretiyle Çin’in ‘kalkınma diplomasisine’ karşı koymanın bir yolu olarak yorumlandı. Yakın zamanda İtalya, Kuşak ve Yol girişiminden ayrılmayı düşündüğüne işaret etti. Girişime katılan tek G7 ülkesi olan İtalya, görünüşe bakılırsa diğer G7 ülkelerinin baskısı altında.

Çin’i destekleyen sesler

Bununla birlikte Çin yatırımına daha az bağımlı olan daha büyük Avrupa ekonomileri tutumlarını değiştirirken diğer ülkeler daha tereddütlü olmayı sürdürüyor. Örnek olarak Yunanistan’ı alalım. AB düzeyinde Çin’e karşı birleşik bir politika geliştirmek için gösterilen çabaları açıkça eleştiren Yunanistan, bilindiği üzere Çin’den büyük yatırımlar aldı. Hem Avusturya hem de Macaristan da bu eğilime karşı olduklarını ifade etti. Bu üç ülkenin şiddetle karşı çıktığı şeyler arasında örneğin Huawei’in AB düzeyinde yasaklanması da vardı. Bilhassa Macaristan, elbette Rusya’ya verdiği desteğin yanı sıra AB içinde Çin’i destekleyen belki de en yüksek sestir. Ağustos 2022’de Çinli CATL şirketi, Avrupa’daki ikinci pil fabrikasını Macaristan’da açmayı planladığını duyurdu ki bu, Budapeşte’nin Pekin’e artan yakınlığını artıracak gibi görünen 7,3 milyar euro değerinde büyük bir yatırım. AB dışında Sırbistan da Çin’den önemli ölçüde yatırım aldı ve Rusya’ya yaklaşımına benzer şekilde Brüksel ile Pekin arasında da ince bir çizgide ilerliyor.

Çin’e dair belirsizlik, ekonomik açıdan daha zayıf Avrupa ülkelerine özgü değil. Zira Fransa da Pekin’e karşı sert bir tavır benimsemekten çekiniyor. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, G7’de ‘risk almama’ stratejisini onaylamakla beraber daha önce Pekin’i ziyaret etmiş ve Avrupa’nın Çin ile ABD arasındaki çatışmaya çekilmemesi gerektiği konusunda ısrarcı olmuştu.

zas
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping (solda) ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron (sağda) 8 Nisan 2023’teki resmî Pekin ziyareti münasebetiyle yaptıkları bir görüşmede konuşuyor (EPA)

Fransa, Çin’in oluşturduğu potansiyel askerî tehdidi kabul etse ve savunma stratejisini buna göre planlasa da görünüşe göre Paris, Washington’ın tercih ettiği çatışmacı söylemi reddediyor. Nitekim Macron, Ursula von der Leyen’e kıyasla daha çekimser bir tutum benimsiyor. Benzer şekilde Birleşik Krallık’ta bir sonraki seçimi kazanması muhtemel olan muhalefetteki İşçi Partisi, Başbakan Rishi Sunak’ın son yaklaşımına kıyasla Çin’e karşı daha incelikli bir yaklaşım çağrısında bulundu. Gölge Dışişleri Bakanı David Lammy, bir yandan Pekin’in insan hakları ihlallerini ve saldırgan davranışlarını kınarken diğer yandan iklim değişikliği gibi konularda Pekin ile iş birliği çağrısı yaptı.

Bununla birlikte Çin’in Avrupa’daki etkisinin Ukrayna savaşındaki tarafsız konumundan etkilendiğini düşünenler de var. Daha önce Çin’in yatırımı ile Kuşak ve Yol girişimini kabul eden Doğu Avrupa ülkeleri, Pekin’in Moskova yanlısı politikası nedeniyle tutumlarını yeniden değerlendirdi. The Atlantic Council Araştırma Merkezi’nden araştırmacı Sona Muzikarova bunun, geçen yıl Baltık ülkelerinin Çin’e ve Kuşak ve Yol girişiminin Avrupalı üyelerine ait 17+1 iş birliği mekanizmasından çıkma kararına katkıda bulunduğunu savunuyor. Aynı şekilde yeni Çek Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Petr Pavel’in Tayvan’a Pekin’i öfkelendiren ilk diplomatik davet kararı, Prag’ın Çin yatırımına hevesli olmamasından kaynaklanıyor olabilir. Bu hamleler, Washington’ın daha çatışmacı yaklaşımının benimsendiğini temsil etmese de tablonun, Batı Avrupa’nın Pekin’e karşıt, Doğu Avrupa’nınsa daha uyumlu olduğu yönündeki yargıdan daha karmaşık olduğuna işaret ediyor.

Uzun bir süredir, ilgili 27 ya da 47 ülkenin farklı menfaatleri göz önüne alındığında, bırakın daha geniş Avrupa kıtasını, AB’nin dahi dış politika tutumları üzerine anlaşmaya varmasının zor olduğu kanıtlandı

Belirsiz bir gelecek

Öyleyse AB içinde ve dışındaki Avrupalı hükümetler tamamen Çin’e karşı önyargılı olmamakla beraber Macaristan’ın coşkusundan Birleşik Krallık’ın (mevcut) düşmanlığına kadarki yelpazede farklı tutumlar sergiliyorlar. Bazıları, Çin’e karşı Washington’ın çizgisine yaklaşmaya açık görünürken diğer bazıları aynı yolu izlemiyor. Beyaz Saray, yavaş da olsa meselenin kendi lehine dönmesini umarken Washington, zamanla daha fazla ülkenin Pekin’in kötü niyetli olduğuna kanaat getireceğini düşünüyor. Bu, nihayetinde 2022’den sonra Rusya’ya karşı tanık olduğumuza benzer şekilde Çin’e karşı (bir ölçüde) birleşik bir Avrupa cephesine alan açabilir.

Lakin ABD’nin bir hayal kırıklığına uğraması mümkün. Belki de Avrupa’nın Rusya’ya karşı birleşik tepkisi, kaide değil istisnadır. Uzun bir süredir, ilgili 27 ya da 47 ülkenin farklı menfaatleri göz önüne alındığında, bırakın daha geniş Avrupa kıtasını, AB’nin dahi dış politika tutumları üzerine anlaşmaya varmasının zor olduğu kanıtlandı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, Avrupalı hükümetlerin çoğunun apaçık bir tehdit olarak görebileceği ve nadir rastlanan bir yakın tehlike oluşturdu. Ancak Çin, şu an böyle bir tehdit oluşturmuyor. Dolayısıyla da aynı kararlı birliği gerçekleştirmek zor. Pekin ile Washington arasında büyük bir çatışma ya da Çin’in Tayvan’ı işgali gibi dramatik bir tırmanış, bu kitlesel hesapları değiştirebilir. Ama bu olmadan Rusya’daki ile aynı düzeyde bir birliğin ortaya çıktığını görmek zor.

* Bu analiz Şarku’l Avsat okurları için Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Trump, Katar tarafından sağlanan uçakla yapacağı ilk seyahatine hazırlanıyor

Florida'daki Palm Beach Uluslararası Havalimanı pistinde bulunan bir Qatar Airways Boeing 747 (Arşiv- AFP)
Florida'daki Palm Beach Uluslararası Havalimanı pistinde bulunan bir Qatar Airways Boeing 747 (Arşiv- AFP)
TT

Trump, Katar tarafından sağlanan uçakla yapacağı ilk seyahatine hazırlanıyor

Florida'daki Palm Beach Uluslararası Havalimanı pistinde bulunan bir Qatar Airways Boeing 747 (Arşiv- AFP)
Florida'daki Palm Beach Uluslararası Havalimanı pistinde bulunan bir Qatar Airways Boeing 747 (Arşiv- AFP)

Beyaz Saray, ABD Başkanı Donald Trump'ın bu hafta Katar'ın hediye ettiği yeni Air Force One uçağıyla ilk resmi seyahatini gerçekleştireceğini açıkladı.

Şarku’l Avsatın AFP’nin aktardığına göre Beyaz Saray'dan bir yetkili yaptığı açıklamada, Trump'ın yarın ABD'nin bağımsızlığının 250. yıl dönümü kapsamında düzenlenecek etkinliğe katılmak üzere Kuzey Dakota eyaletine giderken yeni uçağı kullanacağını belirtti.

Trump, ayın başında kamuoyuna tanıttığı yeni uçağı için Katar'a teşekkür etmiş ve daha önce Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani tarafından kullanılan, özel olarak modifiye edilmiş Boeing 747 uçağını "nazik bir jest" olarak nitelendirmişti.

İlk başkanlık döneminden bu yana mevcut Air Force One filosunun yenilenmesini isteyen Trump, yeni başkanlık uçaklarının kırmızı, beyaz ve mavi renklerden oluşan dış tasarımını da bizzat seçmişti.

Ancak Katar'ın yüz milyonlarca dolar değerindeki bir uçağı hediye etmesi hem etik hem de anayasal açıdan tartışmalara yol açtı. Eleştiriler, yabancı bir devletten bu büyüklükte bir hediyenin kabul edilmesinin güvenlik riskleri doğurabileceğine dikkat çekti.

ABD Anayasası, Kongre'nin onayı olmaksızın başkan ve diğer kamu görevlilerinin "herhangi bir kral, prens veya yabancı devletten hediye, ayrıcalık, makam ya da unvan" kabul etmesini yasaklıyor.

Trump yönetimi ise uçağın doğrudan ABD Savunma Bakanlığı'na (Pentagon) hibe edildiğini savundu. Buna karşın Pentagon'un, görev süresi sona erdikten sonra uçağın Trump Başkanlık Kütüphanesi'ne devredileceğini açıklaması tartışmaları daha da artırdı. Katar'ın hediye ettiği uçak, Boeing'in üretimini sürdürdüğü iki yeni 747-8 başkanlık uçağı teslim edilene kadar geçici olarak kullanılacak. Söz konusu program ise uzun süredir yaşanan gecikmeler ve artan maliyetler nedeniyle eleştirilerin odağında bulunuyor.


CENTCOM Komutanı, İsrail ile çerçeve anlaşmasının güvenlik ekinin uygulanmasını görüşmek üzere Beyrut'ta

Lübnan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Rudolf Heykel, ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper'ı kabul etti. (Lübnan Ordusu)
Lübnan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Rudolf Heykel, ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper'ı kabul etti. (Lübnan Ordusu)
TT

CENTCOM Komutanı, İsrail ile çerçeve anlaşmasının güvenlik ekinin uygulanmasını görüşmek üzere Beyrut'ta

Lübnan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Rudolf Heykel, ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper'ı kabul etti. (Lübnan Ordusu)
Lübnan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Rudolf Heykel, ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper'ı kabul etti. (Lübnan Ordusu)

ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanlığı, geçen cuma günü Lübnan ile İsrail arasında varılan çerçeve anlaşmasının güvenlik ekinin uygulanmasına yönelik mekanizmayı hayata geçirmek amacıyla Lübnan'da somut bir adım attı. Bu kapsamda söz konusu mekanizma Lübnan ordusuyla ele alındı. Görüşmeler, ülkede anlaşmaya ilişkin siyasi görüş ayrılıklarının sürdüğü, güvenlik ekinin içeriğine dair belirsizliklerin devam ettiği ve güneyde ateşkes ihlallerinin yaşandığı bir dönemde gerçekleştirildi.

İsrail ile Lübnan, ABD arabuluculuğunda, Hizbullah'ın silahsızlandırılmasına kadar İsrail askerlerinin işgal altındaki Güney Lübnan'da kalmasını ve bölgenin kontrolünün aşamalı olarak Lübnan ordusuna devredilmesini öngören bir barış çerçevesi üzerinde anlaşmaya vardı.

Çerçeve anlaşmasına göre Lübnan ordusu, ülke topraklarının tamamında kademeli olarak kontrolü yeniden sağlayacak ve Hizbullah ile diğer tüm silahlı grupları silahsızlandıracak. İlk aşamanın iki pilot bölgede uygulanması öngörülürken, halen hazırlık aşamasında olan güvenlik eki, güvenlik düzenlemeleri ve denetim mekanizmaları dahil olmak üzere tüm ayrıntıları belirleyecek. Anlaşmanın uygulanmasını ise ABD'nin de yer alacağı bir koordinasyon grubu denetleyecek.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, pazartesi günü Baabda Sarayı'nda CENTCOM Komutanı Amiral Brad Cooper'ı kabul etti. Görüşmede, Washington'da Lübnan, ABD ve İsrail arasında yürütülen müzakereler sonucunda kabul edilen çerçeve anlaşmasının uygulanmasına yönelik hazırlıklar ele alındı.

Lübnan Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre Avn, ABD Başkanı Donald Trump'ın Lübnan'da güvenlik ve istikrarın sağlanmasına gösterdiği ilgiden dolayı Cooper'a teşekkür ederek, "Lübnan devletinin silahlı kuvvetleri aracılığıyla uluslararası güney sınırına kadar ülke genelinde egemenliğini tesis etme konusundaki kararlılığını" vurguladı.

Cooper ile ordu komutanı heykel görüştü

Cooper, Lübnan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Rudolf Heykel ile de Genelkurmay Karargâhı'nda bir araya geldi. Lübnan ordusunun açıklamasına göre görüşmede Lübnan ve bölgedeki son gelişmeler, çerçeve anlaşmasının güvenlik ekinin uygulanmasına yönelik mekanizmanın başarıya ulaştırılması ve iki ülke orduları arasındaki iş birliğinin gelecekte daha da güçlendirilmesi ele alındı.

Heykel, ABD'nin Lübnan ordusuna verdiği destekten dolayı teşekkür ederek, Lübnan'ın güvenliği ve istikrarının korunması için iki ordu arasındaki iş birliğinin sürdürülmesinin önemine dikkat çekti.

Güvenlik ekine ilişkin belirsizlik sürüyor

Çerçeve anlaşmasının güvenlik eki henüz kamuoyuna açıklanmadı. Ancak İsrail basınında yer alan haberlere göre ekte, İsrail ordusunun güvenlik bölgesinde tehdit olarak gördüğü unsurlara karşı tam hareket serbestisini koruyacağı ve İsrail birliklerinin otomatik olarak geri çekilmeyeceği belirtiliyor.

Şarku’l Avsat’ın Haaretz gazetesinden aktardığı habere göre  askeri kaynaklar, anlaşmaya eklenen askeri belgenin "oldukça genel" ifadeler içerdiğini, Hizbullah'ın silahsızlandırılması ya da İsrail birliklerinin çekilmesi için net bir takvim belirlenmediğini, ayrıca ilk uygulama bölgelerinin de ayrıntılı şekilde tanımlanmadığını belirtti.

Kaynak, "Şu ana kadar ordu hiçbir bölgeden çekilmedi. Mutabakata rağmen çekilmenin ne zaman ve nasıl gerçekleşeceği hâlâ net değil. Bu süreç, siyasi makamdan alacağımız güvencelere bağlı" ifadelerini kullandı.

vfdbfrb
Güney Lübnan sınırı yakınındaki Yukarı Celile bölgesinde bir kamyon üzerinde taşınan İsrail tankı. (EPA)

İsrail'in Kanal 12 televizyonu ise İsrail birliklerinin geri çekilmesinin belirli bir takvime değil, sahadaki güvenlik değerlendirmelerine bağlı olacağını aktardı. Haberde ayrıca, Lübnan ordusunun pilot bölgelerin dışındaki alanlara konuşlandırılmasının Tel Aviv'in onayına bağlı olacağı belirtildi.

Sahada kontrol ve ateşkes ihlalleri

İsrail, pilot uygulama kapsamına alınan bazı bölgelerde fiilen tam kontrol sağlayabilmiş değil. Bunların başında Litani Nehri'nin güneyindeki Frun beldesi geliyor. İsrail ordusu burada zaman zaman operasyonlar düzenlemeyi sürdürüyor.

Pilot bölgelerin çevresinde de çatışmalar yaşandı. Pazar günü Hizbullah mensubu olduğu belirtilen bir kişi, sınır hattındaki Deyr Seryan beldesinde İsrail askerlerine ateş açtı. Olayda bir İsrail subayı hayatını kaybederken bir asker yaralandı. Saldırıyı gerçekleştiren kişi ise İsrail tankının açtığı ateş sonucu öldürüldü. İsrail ordusu olaya ilişkin görüntüleri yayımladı.

İsrail basını pazartesi günü ayrıca Hizbullah'ın Güney Lübnan'da üst düzey İsrail subaylarının bulunduğu bir karargâhı hedef aldığını öne sürdü. Haberlere göre, Komando Tugayı Komutan Yardımcısı'nın sahra karargâhına yerleştirilen el yapımı patlayıcının infilak etmesi sonucu biri ağır, diğeri orta yaralı iki yedek asker helikopterle tahliye edildi.

Lübnan medyası ise patlamanın sınır hattındaki Ayta eş-Şaab bölgesinde meydana geldiğini bildirdi.

Bu gelişmelerin ardından İsrail topçusu Deyr Seryan ve Yahmur eş-Şakif beldelerinin çevresini bombaladı. Ayrıca İbl es-Saki beldesindeki bir eve ses bombası atıldı. İsrail'e ait bir insansız hava aracı da Zahrani ve çevre köylerin hava sahasını ihlal etti.

fergrtht
Güney Lübnan'da Hizbullah'ın açtığı ateş sonucu hayatını kaybeden İsrailli subayın cenazesini taşıyan yas tutanlar. (Reuters)

İsrail ordusu pazartesi günü yaptığı açıklamada ise, "güvenlik bölgesindeki birliklere yönelik saldırılar ve ateşkes anlaşmasının ihlaline karşılık" Güney Lübnan'daki Nebatiye ve Meyfdun'da Hizbullah'a ait üç karargâhı vurduğunu duyurdu.

İsrail güçleri gece saatlerinde Taybe ve Hadatha beldelerinde çok sayıda konutu havaya uçururken, Burc Kalaviye ve Braşit çevresinde sivillerin yakınına ses bombaları attı. Ayrıca Mecdal Zun beldesinde Hizbullah'a ait olduğu belirtilen büyük bir tünelin imha edildiğini açıkladı. İsrail ordusuna göre 26 metre derinlikte ve 200 metre uzunluğundaki tünelde insansız hava araçları, topçu mühimmatı, çeşitli silahlar ve militanlara ait yaşam alanları bulunuyordu.

Hizbullah ise yaptığı açıklamada, İsrail'in hava saldırıları, patlamalar ve sivil bölgeleri hedef alan operasyonlarla Güney Lübnan'daki ateşkes anlaşmasını ihlal etmeyi sürdürdüğünü belirtti. Örgüt, bu ihlalleri takip ettiğini ve Lübnan ile halkını savunma hakkını saklı tuttuğunu vurguladı.


Somali Cumhurbaşkanı Şeyh Mahmud- Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed görüşmesi: İç ve bölgesel gerilimi yatıştırma çabaları

Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud'u kabul etti (SONNA)
Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud'u kabul etti (SONNA)
TT

Somali Cumhurbaşkanı Şeyh Mahmud- Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed görüşmesi: İç ve bölgesel gerilimi yatıştırma çabaları

Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud'u kabul etti (SONNA)
Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud'u kabul etti (SONNA)

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud ile Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, yeni görüşmeler kapsamında Addis Ababa'da bir araya gelerek ekonomik bağların güçlendirilmesi, barış ve güvenlik ile bölgesel istikrar konularını ele aldı.

Somali Haber Ajansı SONNA’nın aktardığına göre Somali Cumhurbaşkanı, pazar günü bir çalışma ziyareti kapsamında Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’ya gitti. Burada çeşitli Etiyopyalı yetkililer tarafından karşılandı. SONNA, Hasan Şeyh Mahmud’u önceki ziyaretlerde karşılayan Abiy Ahmed'in adını bu kez anmadı.

SONNA, ziyaretin Somali ile Etiyopya arasındaki diplomatik ilişkileri ve stratejik iş birliğini güvenlik, bölgesel istikrar ve iki ülke arasındaki ortak çıkarların güçlendirilmesi başlıkları odağında pekiştirmeyi hedeflediğini belirtti.

fevfr
Somali Cumhurbaşkanı Şeyh Mahmud ile Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed arasındaki görüşmelerden bir kare (SONNA)

Ziyaret, Somali'nin iç krizleri arasında gerçekleşiyor. Muhalif kanattaki Kurtuluş Konseyi, geçtiğimiz mayıs ayında anayasal görev süresinin dolmasının ardından Cumhurbaşkanı Şeyh Mahmud’un meşruiyetini tanımadığını ilan ederek doğrudan oylama yoluyla onlarca yılın ardından ilk kez yapılacak seçimlere ilişkin siyasi bir uzlaşıya varılana kadar 4 Haziran'dan itibaren her Perşembe Mogadişu'da haftalık protesto gösterisi düzenlenmesi çağrısında bulunmuştu. Muhalefet, Abiy Ahmed'le ilişkileri olan Gobaland ve Puntland eyaletlerinin desteğiyle bu seçim sürecine dair çekincelerini ortaya koydu.

Reuters'ın aktardığına göre Mogadişu bu ay siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle hükümet kuvvetleri ile muhalefete bağlı silahlı gruplar arasında ateş alışverişine de sahne oldu.

Afrika ve Somali konularında uzman siyasi analist Ali Mahmud Kelni, Somali Cumhurbaşkanı'nın Etiyopya ziyaretinin ‘iç siyasi zorlukların bölgesel ilişkileri yeniden düzenleme ihtiyacıyla kesiştiği son derece hassas bir döneme denk geldiğini’ değerlendirdi. Bu durumun özellikle federal hükümet ile muhalefet güçleri ve bazı bölgesel yönetimler arasındaki anlaşmazlıkların tırmanmasıyla daha da belirginleştiğini vurguluyor.

Güvenlik tehditlerinin sürmesi ve ayrılıkçı Somaliland bölgesi dosyasıyla bağlantılı gerginliğin artmasının yanı sıra Mogadişu, Addis Ababa ile dış cepheyi sakinleştirmeye özen gösteriyor görünüyor; özellikle Addis Ababa'nın 2024 yılı başında bu bölgeyle imzaladığı mutabakat muhtırasının ardından yaşanan gerginlik sonrasında bu tutum daha da öne çıkıyor. Bu sayede Mogadişu, siyasi anlaşmazlıklar, seçimler ve federal sistemin geleceği başta olmak üzere çok daha karmaşık iç krizlerinin yönetimine dikkatini daha fazla verebilecek.

Buna karşın Addis Ababa ile yakınlaşmanın başarısının iç açılım anlamına gelmediğini vurgulayan Kelni, Somali'deki siyasi krizin köklerinin güç paylaşımı, anayasal değişiklikler ve seçim mekanizmalarına ilişkin derin görüş ayrılıklarıyla bağlantılı olduğunu, bu meselelerin herhangi bir dış mutabakatla çözülemeyeceğini belirtti.

Ziyaretin iç siyasi tabloda doğrudan bir dönüşüm yaratma ihtimalini düşük bulan Kelni, ancak bunun Somali hükümetine muhalefet ve bölgesel yönetimlerle kapsamlı bir ulusal diyalog başlatmak için daha geniş bir manevra alanı sağlayabileceğini, böylece siyasi istikrarı pekiştirip kutuplaşmayı sınırlandırabileceğini söyledi.

Abiy Ahmed ile Hasan Şeyh Mahmud, Etiyopya'ya bir yıl süren gerginlik ve kopukluğun ardından geçtiğimiz yılın ocak ayında Addis Ababa'da bir araya gelmişti. Gerginlik, Etiyopya'ya Aden Körfezi'nde Berbera Limanı'nı kullanma imkânı ve bir deniz çıkışı tanıyan, karşılığında bölgenin bağımsız bir devlet olarak tanınmasını öngören Somaliland muhtırasından kaynaklanmıştı.

Bunu karşılıklı ziyaretler izledi. Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed geçtiğimiz yılın şubat ayında Mogadişu'yu ziyaret etti, ardından Somali Cumhurbaşkanı Şeyh Mahmud, ekim ve aralık aylarında, sonra da bu yılın ocak ayında Etiyopya'yı ziyaret etti.

Kelni’ye göre iki ülkenin liderleri arasındaki karşılıklı görüşmeler, gerginliğin azaltılmasına ve siyasi iletişim kanallarının yeniden açılmasına katkı sağlasa da anlaşmazlığın nedenlerini tam olarak ortadan kaldırmıyor.

Bununla birlikte bu kazanımların, başta Etiyopya'nın denize çıkış hedefleri ve Somaliland ile imzalanan mutabakat muhtırasının geleceği olmak üzere temel meseleler askıda kaldığı sürece sınırlı kalacağı görüşünde; özellikle bu muhtıranın fiilen dondurulmuş görünmesine karşın resmi olarak iptal edilmemiş olması bu sınırlılığı pekiştiriyor.