ABD yeni uçan robotlarla gelecekteki savaşlara nasıl hazırlanıyor?

Düşman hatlarının gerisinde keşif yapıyor, hava savunma ağlarını bozuyor ve korunan hedefleri vuruyor

Skyborg, diğer daha ılımlı görevleri kolaylıkla üstlenebilmesi için yüksek yoğunluklu çatışmaların üstesinden gelmek üzere tasarlandı / Fotoğraf: Reuters
Skyborg, diğer daha ılımlı görevleri kolaylıkla üstlenebilmesi için yüksek yoğunluklu çatışmaların üstesinden gelmek üzere tasarlandı / Fotoğraf: Reuters
TT

ABD yeni uçan robotlarla gelecekteki savaşlara nasıl hazırlanıyor?

Skyborg, diğer daha ılımlı görevleri kolaylıkla üstlenebilmesi için yüksek yoğunluklu çatışmaların üstesinden gelmek üzere tasarlandı / Fotoğraf: Reuters
Skyborg, diğer daha ılımlı görevleri kolaylıkla üstlenebilmesi için yüksek yoğunluklu çatışmaların üstesinden gelmek üzere tasarlandı / Fotoğraf: Reuters

Tarık eş-Şami 

Geçen hafta ABD Hava Kuvvetleri, "Terminatör" adlı ünlü filmi hatırlatan, geleceğin savaş şekillerinden birini sergiledi.

Yapay zeka destekli katil insansız hava araçları, 'F-35' ve 'F-22 Raptor' gibi en yeni savaş uçaklarıyla birlikte ABD Hava Kuvvetleri pilotlarıyla yan yana savaşıyor.

Bu insansız hava araçlarının operasyonel denemelerine bu yıl sonunda başlanması planlanıyor ve bu, gelecek nesil hava üstünlüğü girişiminin bir parçası olarak 'Lockheed Martin' şirketi tarafından üretilen 'F-22 Raptor' uçağının yerine geçecek olan savaş drone ailesinin üretimine yönelik bir ilk adım.

Bu, teknoloji alanında çığır açan bir gelişme. Bu teknolojik sıçramanın doğası ne ve yapay zeka destekli bu uçaklar, hangi rolü oynuyor? Bu alanda ABD'ye rakip olan başka ülkeler var mı?

Modern savaş cephesi

Ukrayna'nın yarı otonom drone uçaklarını kullanması ve ABD ordusunun geçtiğimiz Kasım ayında otonom olarak çalışan 'Black Hawk' helikopterinin başarılı bir uçuş gerçekleştirmesi, 2020 yılında ABD U-2 casus uçaklarında yapay zeka algoritmalarının başarıyla test edilmesi, ardından, geçen aralık ayında kod adı 'Vista X-62E' olan bir F-16 otonom uçağının, ileri muharebe manevrasına katılması tamamen otonom uçaklarla yapılan hava muharebesinin, modern savaşta bir sonraki cephe olacağının açık bir işareti oldu.

Ancak bu alandaki gelişme, geçen haftanın sonunda başka bir devrimsel noktaya ulaştı. ABD Hava Kuvvetleri, yapay zeka destekli uçan robotlarla savaşan, 'Terminator' filmine benzer bir şov sergiledi.

Bu robotlar, F-35 ve F-22 Raptor gibi modern savaş uçaklarıyla yan yana hareket ederek, gelecekteki savaş alanlarını oluşturacak otonom insansız hava araçları için Hava Kuvvetleri Araştırma Laboratuvarı'nın planlarına göre görev yapacak.

İşbirlikçi robotlar

İşbirlikçi katil uçaklar programı kapsamında, yapay zeka tarafından kontrol edilen deneysel bir uçak olan 'Kratos XQ-58 Valkyrie' de dahil olmak üzere insansız savaş uçakları bulunuyor.

Bu uçaklar, modern savaş uçaklarının görevlerinde eşlik etmek üzere tasarlanmış olup, hava muharebelerinde koruma ve destek sağlamak için en üst düzey yetenekleri ve güvenliği sunuyor.

Anlık savaş gelişmelerine daha fazla farkındalık sağlayarak, ateş gücünü maksimum seviyeye çıkarmak, daha esnek taktikler sağlamak ve silahların ve takip sistemlerinin dağıtımını artırmak amacıyla tasarlandı. 

ABD Hava Kuvvetleri tarafından yayınlanan bir açıklamada, bu çabaların, dijital simülasyon ve taktik platformlarla insan alternatifi testleri aracılığıyla robotik bağımsızlık kavramlarına geçiş sürecinde yapay zeka (AI) etkinleştirmenin gerekli kapsamı ve miktarını göstermede başarılı olduğu belirtildi.

Bu çabalar, Hava Kuvvetlerinin diğer ortaklarıyla birlikte, 'Skyborg Vanguard' olarak adlandırılan bir proje kapsamında operasyonel denemeler yapmak için de yürütülüyor.  

Skyborg

Bu yeni gelişme, birkaç yıl önce insan pilotlar olmadan savaşan bağımsız robotlara geçmeye karar veren ABD Hava Kuvvetleri için önemli bir gelişme.

Hava Kuvvetleri, 2023 yılına kadar Skyborg projesinin ilk uçağını uçurmayı taahhüt etmişti. Bu, akıllı uçaklar ve jet motorlu insansız hava araçlarının (İHA'lar) birbirleriyle entegre edilmesinin bir sonucu.

Skyborg sisteminin, insan pilotlarını tehlikeli görevlerden kurtarması bekleniyor.  Pilotlu uçaklardan daha ucuz olması planlanıyor. Bu, Hava Kuvvetlerinin daha fazla robotik uçak birlikleri edinmesine olanak sağlayacak.

Bununla birlikte, Skyborg'un tasarımı, deneysel bir savaş uçağının parçası olarak, bir insan pilota yardım sağlayarak veya otonom bir yapay zeka uçağı olarak çalışması amaçlandığından, daha iddialı ve çok yönlüdür.

Skyborg'lar artık düşman hava savunma ağlarını bozmak, düşman hatlarının gerisinde keşif görevleri yürütmek veya yoğun şekilde korunan hava sahasındaki hedefleri vurmak gibi tehlikeli görevleri yerine getirebilen savaş hava araçları olarak görülüyor.

Bu uçaklar ayrıca gizli modda taşıyabilecekleri füze sayısıyla sınırlı gizli savaşçılar olan F-22 Raptor veya F-35 müşterek taarruz uçağı gibi gizli savaş uçakları için havadan havaya füzeler taşıyabilir.

Çeşitli görevler

Air Force dergisine göre, Skyborg uçakları, diğer uçaklar, arazi, engeller ve tehlikeli hava koşullarından bağımsız olarak uçabilen, kalkış yapabilen ve inebilen savaş uçakları olarak tasarlandı.

Bu, diğer uçaklara yakıt ikmali yapma, havacılık için bir irtibat noktası olarak hizmet etme, düşman güçleri hakkında istihbarat toplama ve arama kurtarma operasyonları yürütme gibi bir dizi başka görevi yerine getirmelerini sağlar.

Skyborg ayrıca, yüksek yoğunluklu çatışmalarla başa çıkabilecek şekilde tasarlandı, böylece daha ılımlı görevler için de kullanılabilirler.

ABD Hava Kuvvetleri, birkaç yıl önce Skyborg projesi için bir veya daha fazla şirkete yaklaşık 400 milyon dolarlık sözleşme verdi. Bu sözleşmeler, farklı türde Skyborg uçakları geliştirmeyi kapsıyordu.

XQ-58 Valkyrie insansız hava aracını üreten Kratos Defense, dahil olmak üzere dört şirketin bu programa katılması muhtemeldi.

Boeing, General Atomics ve Lockheed Martin şirketlerinin 'yapay zeka' drone'ları üretimine katılması beklenirken, bu uçakların detayları açıklanmadı.

Devrim niteliğinde konsept 

Defense News, Skyborg konseptinin ABD Hava Kuvvetlerinin büyüklüğünün giderek artması ve pahalı savaş uçaklarının sayısını azaltıp operasyon sırasında daha fazla maliyete neden olması nedeniyle devrim yaratabileceğini belirtiyor.

Ayrıca ABD Hava Kuvvetleri, satın alma seçeneklerinin giderek azalmasıyla da karşı karşıya. Hava Kuvvetleri, F-35E Joint Strike Fighter ve F-15X Advanced Eagle olmak üzere yalnızca iki savaş uçağı satın alıyor.

Her ikisi de 90 milyon doların üzerinde bir maliyete sahipken, Skyborg savaş uçağı, uzun süreli görevler için tasarlandığı için mevcut alternatiflerden çok daha az maliyetli olacak. Bu da Hava Kuvvetlerinin daha fazla para harcamadan filosunu geliştirmesine olanak sağlayacak.

ABD Hava Kuvvetleri'nin Yapay Zeka, Test ve Operasyonlar Başkanı Albay Tucker Cinco Hamilton, herkesin yapay zekanın kalıcı olduğunu ve güçlü bir araç olduğunu anlamasının önemli olduğunu söylüyor.

Skyborg'un geliştirdiği işbirliğine dayalı insansız savaş uçakları türünün devrim niteliğinde olduğunu ve gelecekteki savaş alanını şekillendireceğini ifade ediyor. 

Yeni nesil hava hakimiyeti

ABD Hava Kuvvetleri, gelecekte hava üstünlüğünü korumak için iddialı bir proje üzerinde çalışıyor. Hava Kuvvetleri Sekreteri Frank Kendall'a göre, geçen mayıs ayında Yeni Nesil Hava Hakimiyeti için Hava Üstünlüğü Girişimi'nde girişimin amacı, Lockheed Martin tarafından üretilen F-22 Raptor'un yerini alacak bir sistem ailesi yaratmak.

Yeni Nesil Hava Hakimiyeti Girişimi'nin, yerini alacağı F-22'ye göre teknolojide kuşaksal bir sıçramayı temsil eden hava hakimiyeti sistemleri ailesinin hayati bir bileşeni olduğuna işaret etti. 

Yarışı kim önde götürüyor?

Hava Kuvvetleri Bakanı Frank Kendall'a göre ABD bu alanda en iyisi, ancak şimdi ileri adım atmazsa bu avantajını kaybedebilir. Bu nedenle Hava Kuvvetleri, özellikle Doğu Asya'daki siyasi ve askeri gerilimin artmasıyla birlikte, önümüzdeki birkaç yıl içinde insansız hava araçlarını ön cephe filolarına taşımayı umuyor.

Bazı askeri yetkililer, Çin'in 2025 veya en geç 2027 yılında Tayvan'ı işgal etmeye çalışacağını öngörüyor. 
Skyborg projesi, Donanmanın otonom savaş gemileri üzerinde çalışırken, ABD'de inşa edilecek ilk askeri yapay zeka sistemi olma özelliğini taşıyor.

Uluslararası rekabet açısından, Birleşik Krallık kendi yapay zeka kontrollü savaş uçaklarını inşa ediyor. Rusya yeni yarı otonom robotik tankları ortaya çıkarırken, ABD askeri web siteleri Rusya ve Çin'in de jet motorlu benzer otonom uçaklar geliştirmek için çalıştıklarını bildirdi, ancak programlarının doğası hakkında mevcut bilgi çok az.

 

 

Independent Arabia - Independent Türkçe



Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.


Trump İran’la savaşa doğru ilerliyor... Danışmanları ekonomiye odaklanmasını tavsiye ediyor

 ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
TT

Trump İran’la savaşa doğru ilerliyor... Danışmanları ekonomiye odaklanmasını tavsiye ediyor

 ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)

ABD Başkanı Donald Trump dün yaptığı açıklamada, İran’a sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi. Pentagon ise İran’a yönelik haftalar sürebilecek bir operasyon için hazırlıklarını sürdürüyor; operasyonun güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da hedef alabileceği belirtiliyor.

Reuters’ın analizine göre, olası saldırı haberleri, Trump’ın danışmanlarının ekonomik kaygılara odaklanması için baskı yaptığı bir döneme denk geliyor. Bu durum, bu yıl yapılacak ara seçimler öncesinde herhangi bir askeri tırmanışın siyasi risklerini öne çıkarıyor.

Trump, Ortadoğu’daki Amerikan birliklerinin yoğun şekilde takviye edilmesini ve İran’a olası bir hava saldırısına hazırlanılmasını emretti; operasyonun haftalar sürebileceği belirtilse de detay verilmedi.

Uzmanlar, Trump’ın İran’a odaklanmasını, ikinci döneminin ilk 13 ayında dış politikanın -özellikle askeri gücün geniş kullanımının- iç politika konularının önüne geçtiğinin en somut göstergesi olarak değerlendiriyor. Bu dönemde ABD halkının çoğunluğunun önceliği olan yaşam maliyeti gibi iç meseleler büyük ölçüde gölgede kaldı.

Trump’ın danışmanları, seçim öncesinde ekonomiye odaklanılması çağrısında bulundu

Beyaz Saray’dan üst düzey bir yetkili, Trump’ın agresif söylemine rağmen yönetim içinde İran’a saldırı konusunda henüz ‘destek’ bulunmadığını açıkladı. Kimliği açıklanmayan yetkili, Trump’ın danışmanlarının, kararsız seçmenlere ‘karışık mesajlar’ vermekten kaçınmanın ve ekonomiye öncelik vermenin önemini de fark ettiklerini belirtti.

Beyaz Saray danışmanları ve Cumhuriyetçi Parti kampanya yetkilileri, Trump’ın ekonomik konulara odaklanmasını istiyor. Geçen hafta bazı kabine üyeleriyle yapılan özel bir brifingde de bu konunun kampanyanın en önemli meselesi olduğu vurgulandı; toplantıya Trump katılmadı, ancak kaynak toplantıya katılanlardan biri olarak bilgi verdi.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre başka bir Beyaz Saray yetkilisi yaptığı açıklamada, Trump’ın dış politika gündeminin ‘doğrudan Amerikan halkı için kazançlar’ sağladığını söyledi. Yetkili, “Başkanın tüm adımları (ister dünyayı daha güvenli hale getirmek, ister ülkemiz için ekonomik kazanımlar sağlamak olsun) ABD’yi önceliklendiriyor” dedi.

Kasım ayında yapılacak seçimler, Trump’ın mensubu olduğu Cumhuriyetçi Parti’nin Kongre’nin her iki kanadındaki kontrolünü koruyup koruyamayacağını belirleyecek. Demokratların bir veya her iki meclisi kazanması, Trump için kalan başkanlık döneminde ciddi bir siyasi engel oluşturabilir.

Cumhuriyetçi stratejist Rob Godfrey, İran ile uzun süreli bir çatışmanın Trump ve Cumhuriyetçiler için büyük bir siyasi tehdit oluşturacağını söyledi. Godfrey, “Başkan, üç kez art arda Cumhuriyetçi Parti’den aday olmasını sağlayan siyasi tabanı göz önünde bulundurmalı; bu taban dış politikaya şüpheyle bakıyor ve dış çatışmalara karışılmasına karşı; çünkü ‘sonsuz savaşları bitirme’ vaat edilmiş açık bir seçim taahhüdüydü” dedi.

Cumhuriyetçiler, seçim kampanyasında geçen yıl Kongre tarafından onaylanan vergi indirimleri ile konut maliyetlerini ve reçeteli bazı ilaçları düşürmeye yönelik programları öne çıkarmayı planlıyor.

Venezuela’dan daha güçlü bir düşman

Bazı muhalif seslere rağmen, Trump’ın izoleci yaklaşımını savunan MAGA (Amerika’yı Yeniden Büyük Yap) hareketinin destekçileri, geçen ay Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu görevden alan ani müdahaleyi destekledi. Ancak ABD, İran ile bir savaşa girerse Trump daha güçlü bir direnişle karşılaşabilir.

Trump, İran’ın nükleer programıyla ilgili bir anlaşmaya varılmaması durumunda ülkeyi bombalamakla defalarca tehdit etti. Dün de uyarısını tekrarlayarak, “Onlar için adil bir anlaşma yapmaları en iyisi” dedi.

İran Dini Lideri Ali Hamaney (AFP)İran Dini Lideri Ali Hamaney (AFP)

ABD, geçtiğimiz haziran ayında İran’daki nükleer tesisleri hedef aldı ve Tahran’ı, tekrar bir saldırıya uğraması durumunda sert bir yanıt vermekle tehdit etti.

Trump destekçileri ‘kararlı ve sınırlı önlemleri’ destekliyor

Trump, 2024 yılında ikinci başkanlık dönemini kazanırken büyük ölçüde ‘Önce Amerika’ yaklaşımına dayandı; bu yaklaşım yüksek enflasyonu düşürme ve maliyetli dış çatışmalardan kaçınma taahhütlerini içeriyordu. Ancak anketler, yüksek fiyatları düşürme konusunda Amerikan halkını ikna etmekte zorlandığını gösteriyor.

Buna karşın Cumhuriyetçi stratejist Lauren Kole, Trump’ın destekçilerinin, eylem belirleyici ve sınırlı olduğu takdirde İran’a karşı askeri adımları destekleyebileceğini söyledi. Kole, “Beyaz Saray, atılacak her adımı Amerikan güvenliği ve iç ekonomik istikrarla açık şekilde ilişkilendirmeli” dedi.

Ancak anketler, halkın başka bir dış savaşa girme konusunda isteksiz olduğunu gösteriyor. Trump’ın seçmenlerin ekonomik kaygılarını tamamen çözme vaadini yerine getirmedeki zorlukları göz önüne alındığında, İran ile olası bir tırmanış, başkan için ciddi riskler taşıyor. Trump, Reuters ile yaptığı son röportajda, partisinin ara seçimlerde zorluklarla karşılaşabileceğini kabul etmişti.

Savaşın çeşitli nedenleri

Tarih boyunca dış politika nadiren ara seçimlerde seçmenler için belirleyici bir konu olmuştur. Ancak Trump, Ortadoğu’ya iki uçak gemisi, savaş gemileri ve savaş uçaklarını içeren büyük bir güç sevk edince, İran önemli tavizler vermediği sürece askeri bir harekât gerçekleştirmekten başka seçeneği kalmamış olabilir. Aksi takdirde uluslararası alanda zayıf görünme riskiyle karşı karşıya.

Trump’ın olası bir saldırı için sunduğu gerekçeler ise belirsiz ve çeşitli. Ocak ayında, İran hükümetinin ülke genelindeki halk protestolarını bastırma kampanyasına yanıt olarak saldırı tehdidinde bulundu, ancak daha sonra geri adım attı.

"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)

Son dönemde ise askeri tehditlerini İran’ın nükleer programını sona erdirme talepleriyle ilişkilendirdi ve ‘rejim değişikliği’ fikrini gündeme getirdi. Ancak kendisi ve yardımcıları, hava saldırılarının bunu nasıl gerçekleştireceğini açıklamadı.

Beyaz Saray’daki ikinci yetkili, Trump’ın ‘her zaman diplomasiyi tercih ettiğinin ve İran’ın geç olmadan anlaşmaya varması gerektiğinin’ açık olduğunu söyledi. Yetkili, başkanın ayrıca İran’ın ‘nükleer silaha sahip olamayacağını, üretim kapasitesi bulunamayacağını ve uranyum zenginleştiremeyeceğini’ vurguladığını bildirdi.

Birçok gözlemci, Trump’ın bu belirsizliğini, Başkan George W. Bush’ın 2003’te Irak’ı işgal etme gerekçesiyle ortaya koyduğu net hedeflerle karşılaştırıyor.

Bush, ülkenin kitle imha silahlarını yok etmeyi amaçladığını açıkça belirtmişti; ancak bu hedeflerin daha sonra yanlış istihbarat ve asılsız iddialara dayandığı ortaya çıkmıştı.

Godfrey, ara seçimlerde belirleyici rol oynayan bağımsız seçmenlerin, Trump’ın İran ile nasıl başa çıktığını yakından izleyeceğini söyledi. Godfrey, “Seçmenler ve başkanın tabanı, Trump’ın argümanlarını sunmasını bekleyecek” dedi.


Doğu Pasifik Okyanusu'nda bir tekneye düzenlenen ABD bombardımanında üç kişi hayatını kaybetti

Karayipler'de ABD'nin düzenlediği bir baskında hedef alınan bir tekne, (Arşiv- Reuters)
Karayipler'de ABD'nin düzenlediği bir baskında hedef alınan bir tekne, (Arşiv- Reuters)
TT

Doğu Pasifik Okyanusu'nda bir tekneye düzenlenen ABD bombardımanında üç kişi hayatını kaybetti

Karayipler'de ABD'nin düzenlediği bir baskında hedef alınan bir tekne, (Arşiv- Reuters)
Karayipler'de ABD'nin düzenlediği bir baskında hedef alınan bir tekne, (Arşiv- Reuters)

ABD ordusu, son aylarda yaşanan benzer olayların sonuncusu olarak, Doğu Pasifik'te bir tekneyi bombaladığını ve üç mürettebatın öldüğünü açıkladı.

Trump yönetimi, bölgede uyuşturucu kaçakçılığı şüphesiyle imha edilen gemilerin başarısını övüyor. ABD ordusu, X platformunda yaptığı bir paylaşımda, teknenin "uyuşturucu kaçakçılığı operasyonlarına karıştığını" belirtti.