Asya NATO'sunun siyasi entrikalar ve savaş arasında genişlemesi

NATO, yeni bölgesel üyeliklerle Çin’i kuşatırken Pekin, genişlemeyi askerî bir çatışmanın başlangıcı olarak görüyor

Japonya, Güney Kore ve Avustralya’nın NATO toplantılarına katılması ve onunla ilişkilerini pekiştirmesi, Çin için bir kışkırtmayı temsil ediyor / Fotoğraf: AFP
Japonya, Güney Kore ve Avustralya’nın NATO toplantılarına katılması ve onunla ilişkilerini pekiştirmesi, Çin için bir kışkırtmayı temsil ediyor / Fotoğraf: AFP
TT

Asya NATO'sunun siyasi entrikalar ve savaş arasında genişlemesi

Japonya, Güney Kore ve Avustralya’nın NATO toplantılarına katılması ve onunla ilişkilerini pekiştirmesi, Çin için bir kışkırtmayı temsil ediyor / Fotoğraf: AFP
Japonya, Güney Kore ve Avustralya’nın NATO toplantılarına katılması ve onunla ilişkilerini pekiştirmesi, Çin için bir kışkırtmayı temsil ediyor / Fotoğraf: AFP

Muhammed Garavi

NATO zirvesinin Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda liderlerinin peş peşe ikinci kez katılımıyla başlamasıyla birlikte NATO'nun doğuya doğru genişleme ve hâlâ gerginliğe sahne olan Asya ile Pasifik ve Hint okyanusları bölgesine girme arzusu yeniden konuşulmaya başlıyor.

Zirveyle eşzamanlı olarak NATO'nun Tokyo'da bir irtibat bürosu açmayı planladığına dair haberler de yapılıyor.

Tokyo ile ilgili böyle bir adım, Asya'da türünün ilk örneği olup, Asya topraklarında varlığa ve bölgede yeni bir nüfuza dair bir mesajdır. 

NATO'nun son hamleleri, Çin'i öfkelendirdi. Bu adımlar, bölgeyi askerî bir çatışmaya sürükleme arzusu olarak görülüyor.

Batılı ittifak, iki okyanus bölgesine doğrudan müdahaleyi reddetme konusunda net olsa da Tayvan Boğazı'ndaki Çin ejderhasını sıkıştırmak için Doğu-Batı ittifakı tarafından bir savaş fitili ateşlendiğine ve hazırlıklar yapıldığına dair emareler mevcut.  

Asya takımadalarındaki ülkelere göre NATO'nun Asya ve iki okyanus bölgesiyle kur yapması, Çin ve rejimi için bir kışkırtma mahiyetinde.

NATO, Doğu Asya'da savaş fitilini ateşler de Ukrayna meselesi ve Rusya-Ukrayna savaşı senaryosu tekrar eder mi?

Japonya ve Güney Kore ile askerî ve güvenlik düzeyinde artan yakınlaşma, iki ülkeyi 'otokratik rejimlere karşı demokrasiler' şeklindeki Batılı modele çekmeyi mi hedefliyor?

Asyalı bir el

Geçen yıl, NATO için Asya ile Hint-Pasifik ülkelerine yönelik bir dönüm noktası sayılabilir.

NATO, Çin'i Atlantik ülkelerinin çıkarlarına, güvenliğine ve değerlerine karşı bir meydan okuma olarak gördüğünü ve Çin-Rusya iş birliğinin de bu ülkeler için bir güvenlik tehdidi oluşturduğunu ilan etti.

Bununla aynı zamanda bölgesel bloğun ortakları sıfatıyla Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda ülkelerinin liderlerini de ilk kez NATO zirvesine davet etti. 

Son aylar boyunca NATO, Asya ve Hint-Pasifik bölgesindeki varlığını pekiştiren çeşitli adımlar attı.

Bu adımların ilki, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg'in bu yılın başında Japonya'ya ve Güney Kore'ye yaptığı ziyaretle başladı.

Stoltenberg, bu iki ziyarette NATO ile ilişkilerin güçlendirilmesi çağrısında bulunarak Çin'in, Tayvan ile krizinde Rusya'nın izlediği yolu izleyebileceğine işaret etti. 

NATO Genel Sekreteri'nin Doğu Asya gezisinden birkaç ay sonra, yani birkaç hafta önce NATO'nun Asya ve Hint-Pasifik bölgesindeki ortaklarla iş birliğini ve koordinasyonu desteklemek için önümüzdeki yıl Japonya'da bir irtibat bürosu açmayı planladığına dair haberler yayıldı.

Nikkei Asia'nın haberine göre NATO'nun yeni ofisi, Asya'da türünün ilk örneği olacak ve bu askerî ittifaka, Tokyo ve Avustralya gibi önemli ortaklarla dönemsel istişareler yapma imkânı verecek.

Birbiri ardı sıra öngörülerde bulunulsa da büro hakkında NATO'dan şimdiye kadar herhangi bir teyit ya da açıklama gelmedi.

Ancak özellikle Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda liderlerinin bu yılki NATO zirvesine katılmasıyla NATO ile pek çok Hint-Pasifik bölgesi ülkesi arasındaki ilişkilerin güçlendiği ve genişlediği açıkça görülüyor. 

Eleştiri ve inkâr

NATO'nun Avrupa kıtasının alevlendiği bir zamanda Asya ile yakınlaşma çabaları, NATO'yu eleştirilerin hedefi haline getirdi.

Aynı zamanda Avrupa kıtasının çözümsüz olarak ikinci yılına giren Rusya-Ukrayna savaşına tanık olduğu bir zamanda Avrupa ile Rusya arasında devam eden krizin zamanını seçmesi ve NATO'nun ilgi odağını Asya'da yeni bir ortaklığa çevirmesi de eleştirildi. 

Araştırmacı Quinn Marschik, NATO'nun Asya-Pasifik bölgesiyle işi olmadığına ve dünyanın öbür ucundaki "barut fıçısını" ateşlemek yerine Atlantik'in kuzeyindeki krizlere odaklanması gerektiğine dikkat çekti.

Ayrıca NATO'nun Japonya'ya ve Güney Kore'ye yakınlaşmak için bulunduğu son girişimlerin bu iki ülkeyi 'otokratik rejimlere karşı demokrasiler' şeklindeki Batı modeline çekmek için bir vesileden başka şey olmadığını açıkladı. 

Ayrıca NATO, Hint-Pasifik bölgesinin iç işlerine karışma arzusunu kabul etmeyerek son adımlarını bölgeyi ve orada olup bitenleri daha iyi anlama çabası olarak niteledi. NATO Savunma Politikası ve Planlamadan Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Angus Lapsley, Singapur'daki Shangri-La Güvenlik Forumu'nda NATO'nun iki okyanus bölgesinde genişlemeyi hedeflemediğini, bölgeye girişin Avrupa güvenliği üzerindeki etkisinden dolayı olduğunu dile getirdi. 

Tokyo ve Pekin

Japonya, Asya ve Hint-Pasifik cephesinde Çin'e karşı en büyük aktör. Japonya hükümeti, geçtiğimiz yıldan bu yana bölgesel ve küresel güvenlik entegrasyonu gerçekleştirmek için çabalarını artırıyor.

Örneğin Tokyo, ortak zihniyete sahip ülkelerin ordularını resmî güvenlik yardımı sağlayarak güçlendirmek için yeni bir program başlatmak da dahil olmak üzere çeşitli girişimlerde bulundu.

Güvenlik yardımı programı, ortak ülkelere kredi yerine hibe şeklinde ekipman ve malzeme sunumunun yanı sıra altyapı geliştirme hizmeti sağlıyor ve Tokyo bu programı "entegre bir savunma yapısı" oluşturmaya çalışmak olarak tanımlıyor.

Japonya Dışişleri Bakanı'nın geçtiğimiz nisan ayında yaptığı açıklamaya göre Malezya'nın yanı sıra Filipinler, bu girişimden faydalanacak ülkelerin başında gelecek. 

Japonya, geçen yıl ulusal stratejisinde bir düzenleme yaptı ve bu, on yıllardır savunmacı ve barışçıl olarak tanımlanan askerî politikasında dikkat çekici bir değişim olarak kabul edildi.

Japonya hükümeti, savunma politikasında, askerî harcamalarını ikiye katlayarak 2027 yılına kadar GSYİH'nin yüzde ikisine çıkarmayı içeren geniş çaplı bir düzenleme yaptığını açıkladı.

Ülkenin askerî yeteneklerini geliştirmek için önümüzdeki beş yılda 313 milyar dolara varan bir harcama yapılması bekleniyor.

Yeni stratejide Çin'e, Japonya'nın güvenliğine yönelik "en büyük stratejik tehdit" olarak işaret ediliyor. 

Tokyo, son dönemde Güney Kore ile ilişkilerini yeniden başlatmak için de çalışıyor.

Bu gelişme, Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk-yeol'un geçtiğimiz mart ayında Japonya ziyaretiyle başladı.

Geçen yıl yapılan kamuoyu yoklamaları, iki ülke halkının büyük bir kısmının da iki taraf arasındaki ilişkilerin önümüzdeki dönemde iyileşebileceğine inandığını gösteriyor. 

Japonya-NATO ortaklığı 1990'lı yıllardan bu yana Avrupa güvenliği ile sınırlıydı. Ancak Asya-Pasifik bölgesindeki son gelişmeler, bu ortaklığın Avrupa kıtası sınırlarını aşma ihtimalini artırıyor.

Bu bölgesel kuruluşun Tokyo'da bir irtibat bürosu açmayı planladığına ilişkin son haberler de bunun göstergesi.

Analistlere göre Japonya ile NATO arasındaki ortaklığın son zamanlarda derinleşmesi, Tokyo'nun Doğu Asya'da güvenilir bir ortak ve bölgedeki potansiyel diğer ortaklar için destekleyici bir ses olmasından kaynaklanmaktadır.

Ayrıca NATO da ona ABD ile olan ortaklığına benzer stratejik bir güvenlik ortaklığı sunuyor. 

Ejderha gözlemliyor

NATO'nun Asya'ya dönük hamleleri, Pekin ve hükümeti için bir rahatsızlık kaynağı oldu.

Geçen yıl NATO'nun tarihinde ilk kez Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda liderlerini ittifakın zirvesine davet etmesinin ardından Çin, bu adımın doğuracağı tehlikeler konusunda uyardı.

Dışişleri Bakanlığı da bazı NATO üyelerini Asya-Pasifik bölgesinde nüfuzlarını yaymak ve -Rusya-Ukrayna savaşına işaretle- Avrupa kıtasının sahne olduğu çatışmaları Asya'da tekrarlamak istemekle suçladı. 

Pekin, NATO'nun Japonya'da bir şube açmasına ilişkin dolaşan haberleri, NATO'nun doğuya doğru genişlemesi karşısında olabildiğince uyanık olmak gerektiği yönünde yorumladı.

Ayrıca Asya'nın iş birliği ve kalkınma için umut vaat eden bir yer sayıldığını ve jeopolitik mücadeleler için bir saha olmaması gerektiğini söyledi.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mao Ning, NATO'nun Asya-Pasifik'te genişlemesinin bölgesel işlere müdahale anlamına geldiğini ve bölgenin istikrarı ile güvenliğini tehdit ettiğini ifade etti. 

Geçen haziran ayında Çin Savunma Bakanı Li Şangfu, Singapur'daki Shangri-La Güvenlik Diyaloğu Konferansı'ndaki konuşmasında Asya-Pasifik bölgesinde NATO benzeri askerî ittifaklar kurulmasının tehlikesi konusunda uyarıda bulundu ve NATO benzeri ittifaklar kurma girişimlerini, bölge ülkelerini gasp etmenin ve bölgede çatışmalar ateşlemenin bir yolu olarak nitelendirdi.
Çin, NATO'nun yayılmasını kendisinin küresel açılımına ve uluslararası ilişkilerine yönelik bir baltalama olarak görüyor.

Aynı şekilde ittifakın küreselleşmesini dünyanın güvenliğini ve istikrarını tehdit eden kapsamlı bir meydan okuma olarak tasvir ediyor ve Atlantik ülkelerinin Hint-Pasifik'te Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi ortaklarıyla çalışması konusundaki endişelerinde abartıya kaçmadığını düşünüyor.

Bununla birlikte Pekin için büyük bir stratejik güvenlik ikilemi oluşturan şey; AB, NATO ve Hint-Pasifik'teki ortakları da dahil olmak üzere ABD ile ittifak kuran oluşumlar arasında Çin'in meydan okumalarına karşı askerî olan ve olmayan pek çok alanda verilen koordineli tepkidir.   

Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) uyardı

Güneydoğu Asya ülkeleri, özellikle güvenlik ve siyaset alanlarında ASEAN'ın merkeziliği ilkesine bağlı kaldıkları için Batılı ülkeler ile Çin arasındaki çatışmaya dahil olmaktan kaçınıyor.

Söz konusu ilkeye göre ASEAN, birliğin ortak tehlikelere karşı koymasını ve dış güçlerle ilişkiye girmesini sağlayan etkili bir bölgesel platform olduğunu iddia ediyor. 

Asya ve özellikle Güneydoğu Asya ülkeleri, ABD ve Çin ile ilişkilerinde dengede kalmaya çalışıyor.

Pek çok yetkili, ülkelerinin taraflar arasında bir tercih yapmak istemediğini tekraren belirtiyor.

Bu yüzden Batı'nın Asya ve Hint-Pasifik bölgesine daha fazla girmesi, ASEAN ülkeleri için bir endişe kaynağı.

Zira bu ülkeler, öne çıkan bölgesel güvenlik sorunlarını herhangi bir dış müdahale olmadan çözmeyi tercih ediyor. 

Uluslararası ilişkiler uzmanı Shawn Narain'e göre Güneydoğu Asya ülkelerinin küresel sisteme bakışı, Avrupa'nın sömürgeciliği karşısında yaşadıkları tecrübeden etkileniyor.

Bu geçmiş, onları, topraklarındaki dış varlığa karşı duyarlı hale getiriyor ve böylece bölgesel çatışmaları ele almak için ekonomik ve diplomatik bağlar kurmakla birlikte ulusal egemenliklerini korumaya odaklıyor.

Ayrıca Asya ülkeleri, NATO'nun Asya ve Hint-Pasifik bölgesiyle kur yapmasını Çin'e ve rejimine karşı bir kışkırtma olarak görüyor; NATO üzerinden son yıllarda Ukrayna'da yaşanan ve Rusya-Ukrayna savaşının patlak vermesine sebep olan olaylarda olduğu gibi… 

 

 

Independent Arabia - Independent Türkçe



Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.


ABD Adalet Bakanlığı genel merkezine Trump'ın posteri asıldı

İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
TT

ABD Adalet Bakanlığı genel merkezine Trump'ın posteri asıldı

İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan bir pankart, ABD Adalet Bakanlığı binasına asıldı. Bu adım, Trump’ın Washington’daki bir kuruma kimliğini yansıtma yönündeki son girişimi olarak değerlendiriliyor.

Mavi renkli pankart, dün (perşembe) binanın bir köşesindeki iki sütun arasına yerleştirildi. Pankartta “Amerika’yı Yeniden Güvenli Hale Getirelim” sloganı yer aldı.

Trump, geçen yıl Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana federal kurumlar üzerindeki varlığını ve nüfuzunu pekiştirmek için güçlü adımlar atıyor.

Trump, kültürel ve siyasi kurumları yeniden şekillendirirken kendisine yakın isimleri görevlendiriyor, önde gelen kurumların adlarını değiştiriyor ve geçmiş soruşturmalarla bağlantılı yetkilileri geri plana itiyor. Eleştirmenler ise bu adımların, siyasi iktidar ile normal şartlarda bağımsız olması gereken kamu görevleri arasındaki sınırları ortadan kaldırdığını savunuyor.

Geçen yıl Trump’ın fotoğrafını taşıyan pankartlar, ABD Çalışma Bakanlığı, ABD Tarım Bakanlığı ve Amerikan Barış Enstitüsü binalarına da asılmıştı.

Trump tarafından atanan bir yönetim kurulu, Aralık ayında John F. Kennedy Sahne Sanatları Merkezi’ne Trump adının eklenmesi yönünde oy kullandı. Ayrıca Washington’daki Amerikan Barış Enstitüsü binasına da Trump’ın adı verildi.

Son pankarta ilişkin soruları Beyaz Saray, Adalet Bakanlığı’na yönlendirdi. Bakanlık ise şu ana kadar yorum talebine yanıt vermedi.