Zelenski'nin danışmanı: Kırım'da kalıcı çözümün anahtarı askeri değil uluslararası hukuk

Independent Türkçe, Kırım'daki son gelişmelerin ardından Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski'nin Kırım Daimi Temsilcisi ve danışmanı Tamila Taşeva ile konuştu. Taşeva'ya göre hem Kırım özelinde hem Ukrayna meselesinde Ankara'nın desteği önemli

Rusya ve birkaç BM üyesi devlet Kırım'ı Rusya'nın bir parçası olarak tanırken Ukrayna, Kırım'ı kendi bölgesi olarak görmeye devam ediyor, Ukrayna'nın bu iddiası pek çok yabancı hükümet ve BM Genel Kurulu'nun 68/262 sayılı kararı ile destekleniyor / Görsel: Indy Yeni Medya
Rusya ve birkaç BM üyesi devlet Kırım'ı Rusya'nın bir parçası olarak tanırken Ukrayna, Kırım'ı kendi bölgesi olarak görmeye devam ediyor, Ukrayna'nın bu iddiası pek çok yabancı hükümet ve BM Genel Kurulu'nun 68/262 sayılı kararı ile destekleniyor / Görsel: Indy Yeni Medya
TT

Zelenski'nin danışmanı: Kırım'da kalıcı çözümün anahtarı askeri değil uluslararası hukuk

Rusya ve birkaç BM üyesi devlet Kırım'ı Rusya'nın bir parçası olarak tanırken Ukrayna, Kırım'ı kendi bölgesi olarak görmeye devam ediyor, Ukrayna'nın bu iddiası pek çok yabancı hükümet ve BM Genel Kurulu'nun 68/262 sayılı kararı ile destekleniyor / Görsel: Indy Yeni Medya
Rusya ve birkaç BM üyesi devlet Kırım'ı Rusya'nın bir parçası olarak tanırken Ukrayna, Kırım'ı kendi bölgesi olarak görmeye devam ediyor, Ukrayna'nın bu iddiası pek çok yabancı hükümet ve BM Genel Kurulu'nun 68/262 sayılı kararı ile destekleniyor / Görsel: Indy Yeni Medya

Ukrayna-Rusya Savaşı devam ediyor. 

Rusya'nın nüfusu, ekonomisi, silahları Ukrayna'dan daha fazla.

Savaş nedeniyle yaklaşık 40 bin kilometrekarelik toprağını yani toplam yüzölçümünün yaklaşık yüzde 7'sini kaybeden Ukrayna'nın ise Batılı ülkelerden aldığı destek...

Aslında gerginlik 27 Şubat 2014'te Rusya yanlılarının Kırım'ın başkenti Simferopol'deki parlamento binasını ele geçirmesiyle başlamış, aynı yılın 16 Mart'ında Kırım'da düzenlenen referandumda katılımcıların yüzde 97'si Rusya'ya bağlanmaya oy vermişti.

Referandumun meşru olmadığını savunan Ukrayna ve Batılı ülkeler sonucu uluslararası hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle tanımıyor.

Rusya, 24 Şubat'ta geniş çaplı saldırılarının ardından bu yıl Kırım'da yeni bir askeri üs kurduğunu duyurmuştu. 

Üs, Karadeniz'in en büyük hava savunma sistemi, Ukrayna'ya göre bölgedeki istikrarsızlığın yansıması.

Ukrayna güçleri geçtiğimiz günlerde Kırım’ı Rusya anakarasına bağlayan Kerç Köprüsü’ne iki adet deniz dronuyla saldırı düzenledi.

Patlamaların etkisiyle köprünün bir kısmı çöktü. 

Kerç Köprüsü, Rusya ile işgal ettiği Kırım arasında bağlantı kurması nedeniyle oldukça tartışmalı bir yapı.

Savaş boyunca Rus ordusuna destek açısından büyük önem taşıyor.

Köprü, Ukrayna’da ise ülkeye yönelik işgalin bir simgesi olarak görülüyor.

İnşaatına Mayıs 2015'te başlanan 19 kilometre uzunluğundaki köprüye geçen yıl Ukrayna ordusu, iki kez saldırı düzenledi. 

Rusya ise bu saldırılara misilleme olarak Ukrayna'nın bazı şehirlerine füze ile saldırdı.

Aslına bakılırsa son günlerde aynı senaryo tekrarlanıyor.

Saldırının ardından Rusya'nın tahıl koridoru anlaşmasından çekilmesi ise bir başka dikkat çekici unsur.

Moskova yönetiminin bir yandan Ukrayna'nın tahıl ihracatını engellemek için kamikaze insansız hava araçları ve türlü seyir füzeleri kullanarak, gıda sevkıyatının yapıldığı liman altyapılarını düzenli aralıklarla bombalamaya devam edeceği konuşuluyor.

Independent Türkçe, bu kritik dönemde Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski'nin Kırım Daimi Temsilcisi ve danışmanı Tamila Taşeva ile görüştü. 

Taşeva, Özbekistan'ın Semerkand kentinde sürgünde yaşayan bir Kırım Tatarı ailesinin kızı olarak dünyaya geldi.

1991'de ailesiyle birlikte Kırım'a dönüp Simferopol'a yerleşti.

Turuncu Devrimi'ne katıldı, Kırım'da mitingler düzenledi, Bizim Ukrayna partisinin analisliğini yürüttü, 2014'te Rusya'nın Kırım'ı işgaline direniş gösterdi, Viktor Yanukoviç rejimine karşı gösteriler düzenledi, Rusya'nın Kırım Tatarları ve Ukraynalılara yönelik ihlallerini belgeledi.

Kaybolan, işkence gören ve hakları ihlal edilen insanların akıbetini takip etti.

25 Nisan 2022'den bu yana Ukrayna Cumhurbaşkanının Kırım Daimi Temsilcisi.

Taşeva'ya göre Kırım için asıl çözümün yolu askeri değil uluslararası hukuktan geçiyor, hem Kırım özeli hem Ukrayna genelinde ise Ankara'nın desteği mühim.

"Rusya zaten Kırım konusunda müzakereye hazır değil"

Kırım Köprüsü saldırısının bölgedeki güvenlik durumu ve diplomatik çözüm olanaklarına etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Öncelikle belirtmek isterim ki; aslında bu bir Kırım Köprüsü değil, bir taşınabilir köprüdür. Bu önemlidir çünkü Kırım Köprüsü, sahte bir isimlendirmedir. Aslında bu köprü, yasadışı bir altyapı nesnesi. Rusya bu altyapı nesnesini askeri amaçlarla kullanmakta. Rusya, askeri personel veya teçhizat taşımacılığı için bu altyapıyı kullanıyor, sivil amaçlar için değil. Kırım, aslında büyük bir askeri üs olduğundan dolayı böyle bir altyapıya sahip. Rusya ile diplomatik çabalar hakkında konuştuğumuzda, Kırım'ın işgalinin başlangıcından beri Ukrayna'nın devlet kurumları ve diplomatları, Kırım sorununu politik ve diplomatik baskı aracılığıyla çözme konusunda çaba gösteriyorlar.

Ancak Rusya, Ukrayna topraklarındaki işgaline başladığında ve katliamları gerçekleştirdiğinde, Rusya'nın barış ve Kırım sorunu konusunda herhangi bir müzakereye hazır olmadığını anladık. Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski, Rus birliklerinin Ukrayna sınırından ve elbette 1991 yılı Ukrayna sınırları içinden çekildikten sonra iletişime hazır olduklarını ifade ediyor. Ancak şu an için Rusya bu iletişim için hazır değil. 

"Ukrayna'da yaşananlar kapalı gişe film değil, biz de Netflix değiliz"

Uluslararası aktörler, özellikle Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği ve NATO, Ukrayna'nın egemenliğini desteklemede nasıl bir rol oynuyor? Özellikle Kırım'daki son olayların ardından?

Uzun yıllardır işgal altındaki topraklarımızda, uluslararası partnerlerimiz, özellikle ABD, İngiltere, G7 ülkeleri ve diğerleri, egemenliğimizi ve toprak bütünlüğümüzü destekliyorlar. Kırım meselesi için birçok ülke Kırım Platformu gibi uluslararası platformlarda yer alıyor. Farklı ülkelerden farklı şekillerde destek alıyoruz; bazıları askeri destek vermezken, diğerleri finansal veya insani yardımlarla destek oluyor. Tüm bu destekleri şükranla karşılıyoruz ve BM dahil Ukrayna'nın toprak bütünlüğüne verilen desteği değerli buluyoruz. 

Verdiğiniz cevapla bağlantılı iki soru yöneltmek isterim. Biri İngiltere ile ilgili. İngiltere'nin Ukrayna'ya sağladığı destekten bahsettiniz. İngiltere Savunma Bakanı Ben Wallace, İngiltere'nin Ukrayna'ya silah teslimatının bir Amazon hizmeti olmadığını söyledi. Bu cümleleri nasıl yorumluyorsunuz?

Aslında, Devlet Başkanı Zelenski buna yanıt verdi.

Evet, ben sizin de görüşünüzü merak ediyorum.

Evet. Ukrayna devleti Büyük Britanya'yı kilit ortaklarımızdan biri olarak görüyor. Tam ölçekli desteklerine işgalin en başından beri sahibiz. Hatta İngiltere Hükümeti eski Başbakanı Boris Johnson bu desteği sağlayan ilk liderdi. Kiev'e gelen ilk liderdi. Elbette her zaman siyaseten verilen tüm destekler için minnettar olduğumuzu söylüyoruz.

Mali destek, insani destek ve askeri destek sağlandı. Elbette Büyük Britanya'dan çok fazla destek var. Kimi liderler ise bizim karşı saldırı operasyonumuzla ilgili olarak gerçekten çok yavaş kalıyorlar. Biz Ukrayna'da gişe rekorları kıran bir film olmadığımızı, Netflix olmadığımızı söylüyoruz. Tüm süreç özellikle askeri güçlerimiz için zor. Elbette tüm ülkelerin tam desteğini takdir ediyoruz ancak daha fazla desteğe ihtiyacımız var. Karşı saldırının hızlanması için daha fazla silaha ihtiyacımız var.

"Rusya anlaşmadan çekilerek tüm dünyaya şantaj yapıyor"

Örneğin biz bu konuşurken Avrupa Birliği'nden dışişleri bakanları, Ukrayna'ya yönelik 20 milyar euroluk bir askeri yardım planını tartışıyorlar Brüksel'de. Peki Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın arabuluculuk rolü hakkında ne düşünüyorsunuz? Kırım Köprüsü saldırısından sonra Rusya hükümeti Kırım'la yapılan tahıl koridoru anlaşmasından çekildiğini açıkladı. Bu, Rusya ve Ukrayna arasında ateşkes umudunu tamamen ortadan kaldırır mı? Tahıl koridoru anlaşması, Ukrayna'dan diğer ülkelere Karadeniz üzerinden tahıl ihracatını nasıl etkiledi?

Bu anlaşma konusu tam olarak benim alanıma girmiyor. Özellikle Tarım Bakanlığı, Ulaştırma Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı Ofisi gibi kurumlarla ilgili... Ancak anladığım kadarıyla, Ukrayna bu anlaşma çerçevesinde tahıl ihracatını gerçekleştirmek istedi, Rusya bu anlaşmadan çekildi ve daha sonra Ukrayna'nın hububat ihracatı konusunda zorluklarla karşılaştığını düşünüyorum. 

Ama şunu söyleyebilirim. Moskova anlaşmadan çekilerek aslında tüm dünyaya, BM'ye şantaj yapıyorlar. Bizim Rusya ile bir anlaşmamız var mı? Ukrayna'nın Rusya ile anlaşması yok. Ukrayna'nın BM ve Türkiye ile anlaşması var. Rusya'nın da Türkiye ve BM ile tahıl konusunda anlaşması var.

"Kırım'ın Ukrayna'ya dönüşü hukukla gerçekleşmeli"

Ukrayna'nın Kırım'ı yeniden ele geçirme konusundaki düşünceleriniz hakkında ne dersiniz? Yedi ay önce İstanbul'da yaptığımız röportajda "Geri almaya çok yakınız" demiştiniz. O zamandan bu yana Kırım'da ne gibi değişiklikler oldu?

Şimdi sadece işgal için değil, yeniden entegrasyon süreçleri için de çalışıyoruz Kırım'da. Ukrayna, Kırım'ı askeri yolla geri alma konusunda hazırlıklı ve Rusya da bu durumun farkında. Rus işgal yetkilileri, Ukrayna'nın askeri açıdan Kırım'ı geri alma konusunda hazırlık yaptığını anlamıştır.

Ukrayna, Kırım'ın yeniden entegrasyon süreçlerine yönelik çalışmalara odaklanmakta. Ancak askeri işgal bölgelerine karşı yapılan farklı eylemler, Kırım'da mevcut.

Rusya, ailelerini Kırım'dan tahliye etmekte. Bu, Ukrayna'nın işgali sona erdirme ve topraklarını geri alma konusunda hazırlıklı olduğu anlamına gelmekte. Ancak Kırım'ın yeniden kazanılması süreci hâlâ devam ediyor ve birçok zorluğa yol açıyor. Kırım'ın yeniden kazanılması süreci uzun ve zorlu bir süreç olacak. Ukrayna, Kırım'daki işgale karşı diplomatik, siyasi ve uluslararası platformlarda mücadelesini sürdürüyor.

Bu çabalar, Kırım'ın yeniden Ukrayna'nın egemenliği altına girmesi için kritik öneme sahip. Ancak unutmamak gerekir ki; Kırım'ın yeniden Ukrayna'ya dönmesi yalnızca askeri çözümlerle değil, uluslararası hukuka uygun ve barışçıl bir şekilde gerçekleşmeli. Uluslararası toplumun desteği ve işbirliği bu süreçte büyük önem taşıyor. Türkiye'nin arabuluculuk rolü, Rusya ve Ukrayna arasında iletişimi sağlamak açısından değerli. Türkiye, Ukrayna'nın egemenliği ve toprak bütünlüğüne verdiği desteği sürdürüyor. Uluslararası alanda Türkiye'nin de dahil olduğu aktörlerin, bölgedeki barış ve istikrarın sağlanması için çabalarını sürdürmeleri önemli.

Sonuç olarak, Kırım'ın işgali ve köprüdeki patlama gibi olaylar, bölgedeki güvenlik durumunu etkiliyor. Diplomatik çözüm için çaba harcanmasına rağmen, bu süreç zorluğunu koruyor. Uluslararası toplumun desteği ve işbirliği, Ukrayna'nın egemenliğini korumasına ve Kırım'ı yeniden kazanmasına yardımcı olacak. Ancak barışçıl ve hukuka uygun bir süreç izlemek, uzun vadede kalıcı çözümler sağlama açısından önem taşıyor.

"Ruslar Kırım'da tırnaklarına sarı ve mavi oje sürenleri bile aşırılıkçı görüyor"

Kırım'da yaşayan insanlar için temel insan hakları endişeleri neler?

Kırım işgal altındayken insan hakları ihlalleri yaşanıyor. İşgal sona ermeden bu tür ihlaller devam ediyor. Şu an Kırım'da ve Rusya topraklarında 180 siyasi mahkum bulunuyor, bunların 117'si Kırım Tatarlarıdır. Onlardan biri de arkadaşım Nariman Celâl. Kırım'dan döndükten hemen sonra tutuklandı. Rusya Kırım'da direnen, aslında tam ölçekli bir işgalden sonra direnen insanları kovuşturuyor. 

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Türkiye'nin desteğiyle, bu mahkumlar konusunda müzakereler ve serbest bırakılma çabaları yürütülüyor. Ayrıca, Ukrayna'nın savaş esirlerinin ve kayıp askerlerinin iadesi için de destek ve çaba gösteriliyor.

Kırım'da insan hakları konusunda, özellikle Kırım Tatarlarına yönelik baskılar söz konusu. Kırım Tatarları, Kırım'ın işgal edilmesi sonrası Rusya tarafından hedef alınmakta. Özellikle Kırım Tatarları topluluğu içerisindeki aktivist ve siyasi figürler, Rusya tarafından haksız suçlamalarla tutuklanıyor. Rusya yeni oluşturduğu yasaları, Kırım'da direnen kişileri terörle suçlamak için kullanıyor. Kırım'da işgalci yönetim, tüm nüfusa zulmediyor. Kırım Tatarları, etnik Ukraynalılar veya diğer halklar olsun, sadık olmayan herkes hedef alınıyor.

Bu nedenle, birçok kişi zulme karşı direnemiyor ve kimi zaman kaçmak zorunda kalabiliyor. Bu zulümler ve hak ihlalleri uzun yıllardır devam ediyor. İşgal altındaki Kırım'da yaşayan insanlar, haklarını ve özgürlüklerini koruma konusunda büyük zorluklarla karşı karşıya. Bu nedenle, uluslararası toplumun desteği ve ilgisi bu insanların durumunu iyileştirmek ve haklarını korumak için hayati öneme sahip. Örneğin, işgal yönetimlerinde sarı ve mavi renge alerjileri var. Ukrayna bayrağını kaldırdılar Kırım'daki Rus yetkililer. Aşırılıkçılık suçlamaları yaptılar. Tırnaklarına sarı ve mavi manikür yaptığımızda bile bunu terör eylemi veya aşırılık yanlısı eylem olarak gördü Ruslar. 

"Wagner bir savaş suçlusu, Putin'e sorun oluyorsa işimize gelir"

Belarus'ta ortaya çıkan Wagner Grubu liderlerinden Progojin'in Rus hükümetine karşı Ukrayna cephesinde utanç verici bir duruma düştükleri yönündeki eleştirilerinin yer aldığı bir video ortaya çıktı. Daha önce Rusya'daki bu tür tartışmalara yorum yapmak istemediğinizi söylemiştiniz, ancak bu durumun savaşın seyrini nasıl etkileyeceği konusunda bir değerlendirmeniz var mı?

Wagner Grubu lideri Progojin savaş suçu işlemiş bir kişi ve bu konuda yorum yapmak istemem. Wagner Grubu ve onun bağlı olduğu birlikler, Ukrayna topraklarında savaş suçları işlemiştir. Bu birliklerin Ukrayna topraklarını terk etmesi, Ukrayna için iyi bir gelişmedir. Rusya'daki iç durumla ilgili yorum yapmak benim alanıma girmez.

Eğer bu durum, Putin ve Rusya için bir sorun yaratıyorsa, bu Ukrayna için olumlu bir gelişme. Ukrayna, savaşın sona ermesi ve topraklarının tamamen geri alınması için büyük mücadele veriyor. Uluslararası destek ve işbirliği, Ukrayna halkının haklarını ve toprak bütünlüğünü korumasında büyük önem taşımakta. Ancak bu mücadele, hâlâ devam eden zorluklarla dolu ve çözüm bulunması gereken bir süreç.

Independent Türkçe



Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD ile nükleer görüşmeler sürerken dünya güçlerinin baskısına "boyun eğmeyeceğini" söyledi.

Reuters'ın haberine göre Pezeşkiyan televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Dünya güçleri bizi boyun eğmeye zorlamak için sıraya giriyor... ama bize yarattıkları tüm sorunlara rağmen başımızı eğmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü, İran'a iki taraf arasındaki devam eden müzakerelerde "anlamlı bir anlaşmaya" varması için 15 günlük bir ültimatom verdi, aksi takdirde "kötü sonuçlarla" karşılaşacakları uyarısında bulundu. Tahran ise uranyum zenginleştirme hakkını yineledi.

ABD'nin bölgedeki askeri yığılması devam ederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD müttefiki olan ülkesinin Tahran'ın herhangi bir saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği konusunda uyardı.

ABD ve İran, Umman'ın arabuluculuğuyla 6 Şubat'ta dolaylı görüşmelere yeniden başladı. Salı günü Cenevre'de ikinci tur görüşmeleri gerçekleştirdikten sonra müzakerelere devam etme niyetlerini açıkladılar.

İran çarşamba günü bu müzakereleri ilerletmek için bir taslak çerçeve hazırladığını açıklarken, ABD, Tahran'a saldırmak için "birden fazla neden" olduğunu belirterek uyarı tonunu korudu.

Trump, “Yıllar içinde İran'la uygulanabilir bir anlaşmaya varmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Uygulanabilir bir anlaşmaya varmalıyız, yoksa kötü şeyler olacak” dedi.

Şöyle devam etti: “Bir adım daha ileri gitmemiz gerekebilir, gitmeyebiliriz veya bir anlaşmaya varabiliriz. Bunu muhtemelen önümüzdeki 10 gün içinde öğreneceksiniz.” Daha sonra Trump, gazetecilere sürenin “10-15 gün” olduğunu söyledi.


İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.