Baskı grupları: Derin devlet mi, anayasal hak mı?

ABD ‘lobicilerinin’ karar alma pozisyonları üzerindeki köklü etkisi.

ABD Kongre binası. (AP)
ABD Kongre binası. (AP)
TT

Baskı grupları: Derin devlet mi, anayasal hak mı?

ABD Kongre binası. (AP)
ABD Kongre binası. (AP)

‘Baskı grupları’ veya ‘lobiler’, birçok kişinin kalbinde şüphe ve soru uyandıran ifadelerdir. Bunlar, farklı siyasi, askeri, ekonomik veya sosyal gündemleri teşvik etmek ve bunların uygulanması için baskı yapmak amacıyla yıllardır ya da öyle olduğu söyleniyor, gizlice çalışan gruplardır.

Ortadoğu ile doğu arasındaki işbirliğinin meyvesi olan ‘Washington Report’, Amerikan baskı gruplarının çalışmalarını ve etkisini gözden geçiriyor, zaman zaman ABD’deki dengeleri ve güç terazilerini alt üst eden ve dengeyi bu grupların desteklediği grupların lehine çeviren bu etkinin derinliğine iniyor.

ABD baskı grupları

Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nin üst düzey personeli Jason Steinbaum, otuz yılı aşkın bir süre Kongre’de görev yaptı ve Chesterbrook Group’u kurmak için Kongre’den ayrıldı. Kongre’de görev yaptığı süre boyunca baskı gruplarıyla yakın şekilde çalışan Steinbaum, ABD’li baskı gruplarının basitleştirilmiş bir tanımını yaparak, “Belirli inançları destekleyerek ABD hükümetini etkilemeye çalışan insanlardır” dedi. Steinbaum sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bir baskı grubu üyesi herhangi biri olabilir, bir şirket, sendika veya çıkar grubu için çalışabilir. Ama aynı zamanda herhangi bir eyalette yaşayan ve farklı ilgi alanları olan biri de olabilir. Yol yapmak, sağlık hizmetlerini iyileştirmek istiyorsanız ve bu konuyu bölge yetkilisiyle görüşmek istiyorsanız, bir baskı grubunun üyesi oluyorsunuz.”

Fotoğraf Altı: ‘K Street’, Washington'daki lobilerin toplanma merkezi. (Getty)
‘K Street’, Washington'daki lobilerin toplanma merkezi. (Getty)

Gerçekten de ‘baskı grubu’ veya ‘lobi’ terimi, eski Başkan Ulysses S. Grant’ın yönetime altında, ABD’nin başkenti Washington’da Willard Hotel lobisinde oturduğu ve insanların ‘savundukları politikalar hakkında’ onunla konuşmaya geldiği 19’uncu yüzyıla kadar uzanıyor.

Wall Street Journal’ın araştırmacı muhabiri Brody Mullins, ABD hükümetinin kurucu ilkelerinden (ifade özgürlüğü hakkı ve hükümete görüş bildirme hakkı) birini temsil ettiğini belirterek baskı gruplarının önemine değindi. Mullins, bunun ‘herkesin, bireylerin veya kurumların Kongre’ye gelip onları ilgilendiren herhangi bir konuyu sunabileceği’ anlamına geldiğine dikkat çekti.

Ancak Mullins, zamanla kötüleşen temel bir sorunun altını çizerek, bu sorunun ‘lobicilere para ödeyenlerin veya lobicileri kullananların çoğunun büyük şirketler olması’ olduğunu söyledi. Muhabir, “Bu nedenle Kongre, belirli bir politika hakkında kamuya veya bir sektöre ağırlık verdiğinde özel baskı grupları, bireylerin çıkarlarını savunanlardan çok daha ağır basacaktır” şeklinde konuştu.

Baskı grubu Miller Wenhold Capitol Strategies’te aktivist David Weinhold, lobi çalışmalarını savunarak, “Bu, ABD siyasetinde o kadar temel ki, anayasanın ilk değişiklik hakkı içinde somutlaşıyor. Kurucu babaların arzusu buydu. Yani herkesin hükümetine katılma hakkına sahip olmasını sağlamak” dedi.

Weinhold, baskı gruplarının çalışmasına ilişkin bir yanlış anlaşılma olduğuna dikkati çekerek, “Bazıları, işimizin doğasını anlamadıkları için bunun yozlaşmış bir ticari organizasyon olduğunu varsayıyor” ifadesini kullandı. Milletvekilleriyle kapsamlı bir şekilde çalışan Weinhold sözle,rn, şöyle sürdürdü:

“İşimiz etkili olmak, evet, ama aynı zamanda belirli konularda yönlendirme ve tavsiye sağlamak. Yasa koyucular, Kongre’den önce gelen her yasa tasarısı hakkında derinlemesine uzmanlığa sahip olamazlar. Bizim işimiz onlara her yasa tasarısının nüanslarını sağlamak. Kongre personeli, belirli tasarılar hakkında nüanslar ve ayrıntılı bilgi sağlamak için lobi gruplarına güvenir.”

Para etkisi

Steinbaum, baskı gruplarının Kongre üyelerini belirli konularda yönlendirmedeki önemine işaret ederek, bu teoriye destek verdi. Ancak bu grupların, kendilerine getirilen kısıtlamalara rağmen Kongre üyelerine fon sağlama konusunda neden bu kadar etkili olduğuna da değindi. Ayrıca, “Bazı baskı grupları, yasa koyucuların siyasi katkılarıyla bağlantılıdır ve burası, Kongre’de işlerin parayla ilgili olduğu yerdir” dedi.

Fotoğraf Altı: ABD’li Gun Lobby geçen nisan ayında Indiana’da yıllık toplantısını düzenledi. (Getty)
ABD’li Gun Lobby geçen nisan ayında Indiana’da yıllık toplantısını düzenledi. (Getty)

Mullins, bu etkinin ayrıntılarına ilişkin “Bugünlerde Kongre üyelerinin yeniden seçilmek için milyonlarca dolara ihtiyacı var” dedi. Kongre üyelerinin kampanyalarına yapılan bağışlara önemli ölçüde katkıda bulunan baskı gruplarının rolü burada devreye giriyor. Zira bu, söz konusu taraflara aynı miktarda paraya sahip olmayan diğer kişilerin aksine, yasa koyucularla doğrudan iletişim kanalları açar.

Yasal kısıtlamalar

Weinhold, lobiciliğin yalnızca Washington’da 4 milyar dolarlık bir endüstri olduğunu belirterek, “Bu çok büyük bir miktar. Çeşitli endüstriler, yasa koyucularla zaman satın almaya çalışıyor. Çok meşguller ve herkesle görüşmek için çaba harcıyorlar” dedi.

Kongre, kampanyalar sırasında kongre lobicilerinin çalışmalarına ve seçim katkılarına sınırlar koyuyor. Steinbaum ise bu kısıtlamalar hakkında şunları söyledi:

“Bir bireyin veya ‘PAC’ olarak bilinen Seçim Komisyonu'nun ne kadar katkıda bulunabileceği konusunda yasalar konmuştur. PAC, seçim döngüsü başına 5 bin dolar, bir kişi ise seçim döngüsü başına 3 bin 300 dolar katkıda bulunabilir.”

Baskı gruplarının seçim kampanyalarındaki çalışmaları üzerindeki kısıtlamalar ile Kongre Binası’ndaki çalışmaları arasındaki farka da değinen Steinbaum, “Kongre binasında siyasi katkıların dağıtılması yasa dışıdır. Örneğin hiçbir çalışan bir lobiciden bir fincan kahve veya yiyecek kabul edemez. Bu yasalar, yasa dışı etki izlenimini ortadan kaldırmak için tasarlanmıştır. Ama bence bazı yasalarda çok ileri gidebilecek durumlar var” açıklamasında bulundu. Jason Steinbaum, bu kısıtlamaların Kongre’deki çalışanların çalışmasını zorlaştırdığı bazı durumlardan da örnek verdi:

“Bazen çalışanlar olarak durumu değerlendirmek için belirli yerlere gidiyoruz. Örneğin çiftçi toplulukları veya enerji projeleri için yasalar yapıyorsak, bu projeleri görmeye gidiyoruz ve bazı sorular sormak için yerel halkla bir araya geliyoruz. (…) Bazen de özellikle de son zamanlarda, sorun yaşıyoruz. Çünkü lobiciler gezilerinde veya ziyaretlerinde personele veya bir kongre üyesine eşlik edemiyor.”

Brody Mullins ise Kongre üyelerine katkılarına kısıtlamalar getiren yasaların yürürlüğe girmesinin ardından, baskı gruplarının geçmiş yıllardaki çalışmalarına nazaran büyük farklılıklar olduğunu söyledi:

“50 yıl önce çok az kanun vardı. Lobicilerden veya şirketlerden çantalar dolusu para alan Kongre üyelerinin hikayelerini duyuyoruz. Bu şu anda gerçekleşmiyor ve yasa dışı. Şu anda kongre lobicilerinin faaliyetlerinde bir dereceye kadar şeffaflık var. Bir lobicinin bir Kongre üyesine ödediği veya verdiği her dolar hızla ilan ediliyor ve internet üzerinden açıklanıyor.”

Fotoğraf Altı: ABD silah lobisi, en önde gelen Amerikan baskı gruplarından biri olarak biliniyor. (NRA resmi internet sitesi)
ABD silah lobisi, en önde gelen Amerikan baskı gruplarından biri olarak biliniyor. (NRA resmi internet sitesi)

Silah lobisi

Şarku’l Avsat’ın OpenSecrets internet sitesinden edindiği resmi verilere göre 2022'de lobicilik gruplarına en çok harcama yapanlar, lobicilik için yılda yaklaşık 82 milyon dolar harcayan National Real Estate Corporation, Amerikan Ticaret Odası ve ardından İlaç Araştırma Grubu ve Amazon ve Meta gibi şirketler. İlginç bir şekilde, ABD’deki yaygın etkilerine rağmen Ulusal Silah Birliği (NRA) gibi kuruluşlar listede yok. Jason Steinbaum, bunun nedenini “NRA veya silah lobisi, makul miktarda para sağlıyor. Ancak diğer büyük bağışçılar ve baskı gruplarıyla karşılaştırıldığında bir hiçtir. Bu lobi, katkılarından dolayı değil, silah taşıma hakkını destekleyen seçmenlerin gücü nedeniyle çok etkilidir” ifadeleriyle açıkladı.

Brody Mullins ise bu yaklaşımı şu ifadelerle açıkladı:

“Ulusal Silah Birliği’nin etkisi, destekçilerinin sayısından kaynaklanmaktadır. Büyük şirketlerin desteğini almıyorlar. Seçim kampanyalarına büyük meblağlar bağışlamıyorlar. Lobicilere çok para harcamıyorlar. Ancak avlanmak, ateş etmek ve silahlarını korumakla ilgilenen milyonlarca insanı örgütlüyorlar ve bu silahları korumak için birçok teşvikleri var. Bu insanlar milletvekillerine veya Kongre üyelerine dönerek onlara şöyle diyorlar: Silahlarımızı elimizde tutmamıza izin vermezseniz, sizi seçmeyiz. Bu da milletvekilleri üzerinde baskı oluşturmaya yeter.”

Teknoloji şirketleri ve yabancı ülkeler

Teknoloji şirketlerinin etkisi son yıllarda önemli ölçüde arttı ve Kongre’de onlara sınır getirilmeye çalışılıyor. David Weinhold, Facebook gibi bir şirketin başlangıçta ‘lobici oyununa’ katılmayı reddettiğini vurguladığı açıklamasında şunları söyledi:

“Facebook’u başkent Washington’a ilk tanıttığımda, arkasındaki insanlar Washington oyununu oynamayacaklarını ve lobi yapmayacaklarını söylediler.”

Ancak şimdi, en büyük lobilere sahipler çünkü hükümet düzenlemelerinin çok büyük olduğunun farkındalar. Aynı şekilde Weinhold, “2022 yılında elektronik sektörü bu kitlere 220 milyon dolar harcadı” şeklinde konuştu.

Mullins, yerel lobilere ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. Dış lobilerin etkisine dikkat çekti. Wall Street Journal muhabiri, “Bazı yabancı ülkelerin ‘hükümet üzerinde vatandaşlardan daha fazla etkiye sahip olmak’ için baskı grupları kullanabilmesi, çoğu yurttaş için biraz rahatsız edici olabilir sanıyorum” dedi.

Dış baskı gruplarının çalışmalarını düzenleyen yasalar, çok katı olan ve çok daha fazla izin gerektiren yerel lobilerden tamamen farklı. Konuyla ilgili olarak Mullins, “Çok para harcayan, dış yardım almak için lobiciler tutan veya silah satışının gerçekleşmesini sağlayan birçok büyük ülke var. Bu bir süredir oluyor. Bana göre lobicilik sektörünün bu kısmı sürekli büyüyor ve bunu endişe verici bulan birçok insan mevcut” şeklinde konuştu.

Aynı şekilde Weinhold ise baskı gruplarında Çin gibi ülkelerin etkisine dikkat çekerken, “2022’de Çin, lobicilik grupları için 62 milyon dolarlık harcama açıkladı. Bu, Washington'a yönelik yüksek bir dış etki yüzdesinin de olduğunu gösteriyor” ifadesini kullandı.



Trump, uluslararası suç örgütlerine karşı siber araçların kullanımına izin verdi

Trump'ın imzaladığı memorandumda, yabancı suç örgütleri tarafından gerçekleştirilen fidye yazılımı saldırıları “uluslararası faaliyet gösteren suç örgütlerinin” gerçekleştirdiği saldırılar olarak nitelendirildi. (Reuters)
Trump'ın imzaladığı memorandumda, yabancı suç örgütleri tarafından gerçekleştirilen fidye yazılımı saldırıları “uluslararası faaliyet gösteren suç örgütlerinin” gerçekleştirdiği saldırılar olarak nitelendirildi. (Reuters)
TT

Trump, uluslararası suç örgütlerine karşı siber araçların kullanımına izin verdi

Trump'ın imzaladığı memorandumda, yabancı suç örgütleri tarafından gerçekleştirilen fidye yazılımı saldırıları “uluslararası faaliyet gösteren suç örgütlerinin” gerçekleştirdiği saldırılar olarak nitelendirildi. (Reuters)
Trump'ın imzaladığı memorandumda, yabancı suç örgütleri tarafından gerçekleştirilen fidye yazılımı saldırıları “uluslararası faaliyet gösteren suç örgütlerinin” gerçekleştirdiği saldırılar olarak nitelendirildi. (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’ın açıklamasına göre federal kolluk kuvvetlerinin, ABD yargı yetkisinin dışında faaliyet gösteren ve Amerikalılara yönelik saldırılar düzenleyen uluslararası suç örgütleriyle mücadelede siber araçları kullanmasına imkân sağlayacak bir memorandum imzaladı.

Beyaz Saray, Trump’ın imzaladığı Ulusal Güvenlik Başkanlık Memorandumu ile yönetimine, “özel sektörün kapasite ve yeniliklerinden yararlanarak bu siber operasyonların ABD hükümetinin gözetimi, yönlendirmesi ve yetkisi altında yürütülmesini sağlama” talimatı verildiğini bildirdi.

Beyaz Saray, memorandumla ilgili dün yaptığı açıklamasında, yabancı suç örgütlerinin gerçekleştirdiği fidye yazılımı saldırıları, mali dolandırıcılık operasyonları ve diğer suçlara dikkat çekti. Söz konusu örgütler memorandumda “uluslararası faaliyet gösteren suç örgütleri” olarak tanımlandı.

Beyaz Saray ayrıca memorandumun, özel sektör şirketlerini; diğer özel kuruluşların yanı sıra federal hükümet, eyalet yönetimleri ve yerel kurumlarla anlaşmalar yaparak uluslararası suç örgütleriyle bağlantılı tehditler hakkında bilgi toplamaya ve bu tehditlere karşı siber operasyonlar önermeye teşvik eden bir çerçeve oluşturduğunu belirtti.

Memoranduma göre, uygun şartları taşıyan şirketler, federal hükümetin gözetimi altında belirlenen hedeflere yönelik “elektronik gözetim ve elektronik etki operasyonları” yürütecek.

Memorandumda, “elektronik etkilerin; söz konusu örgütlerin kontrolündeki bilgi sistemleri, ağlar veya bu sistemler tarafından kontrol edilen fiziksel ya da sanal altyapının manipüle edilmesi, devre dışı bırakılması, engellenmesi, zarar görmesi veya yok edilmesi ya da bunlarda depolanan bilgilerin etkilenmesini kapsadığı” belirtildi.

Özel sektör şirketlerinin suç örgütleri ve diğer hedeflere karşı siber operasyonlara katılması fikri yeni değil. Ancak bu uygulama, istenmeyen sonuçlar doğurabileceği ve kurumlar arasında koordinasyon sorunlarına yol açabileceği endişeleri nedeniyle daha önce de tartışmalara neden olmuştu.


Çin’in cesur ekonomik dönüşümünün mimarı vefat etti

Eski Çin Başbakanı Zhu Rongji ile eski ABD Başkanı Bill Clinton, 1999 yılında Washington’da düzenlenen bir basın toplantısında (AFP)
Eski Çin Başbakanı Zhu Rongji ile eski ABD Başkanı Bill Clinton, 1999 yılında Washington’da düzenlenen bir basın toplantısında (AFP)
TT

Çin’in cesur ekonomik dönüşümünün mimarı vefat etti

Eski Çin Başbakanı Zhu Rongji ile eski ABD Başkanı Bill Clinton, 1999 yılında Washington’da düzenlenen bir basın toplantısında (AFP)
Eski Çin Başbakanı Zhu Rongji ile eski ABD Başkanı Bill Clinton, 1999 yılında Washington’da düzenlenen bir basın toplantısında (AFP)

Çin’in eski Başbakanı Zhu Rongji bugün 97 yaşında hayatını kaybetti. Zhu, Çin’in modern tarihindeki en kritik dönüşüm dönemlerinden biriyle özdeşleşen ekonomik bir miras bıraktı. Eski başbakan, kamu şirketlerinin yeniden yapılandırılması, konut mülkiyetinin yaygınlaştırılması ve Pekin’in Dünya Ticaret Örgütü’ne (WTO) üyeliğinin önünü açan zorlu reformlara öncülük etmişti.

Çin resmi haber ajansı Xinhua, Zhu’nun bir süredir devam eden hastalığının ardından Pekin’de yaşamını yitirdiğini bildirdi. Resmi taziye mesajında, Çin Komünist Partisi’nin önde gelen üyelerinden biri olarak nitelendirilen Zhu’nun hayatını ülkesine hizmet etmeye adadığı belirtildi. 1998-2003 yılları arasında başbakanlık görevini yürüten Zhu, ekonomik açıdan Çin’i zarar eden kamu kuruluşlarının ağırlıkta olduğu bir yapıdan, küresel ekonomiye daha fazla entegre olmuş sanayi ve ticaret gücüne dönüştüren başlıca isimlerden biri olarak hatırlanacak.

Zhu, başbakan olmadan önce, 1990’lı yıllarda enflasyonu kontrol altına almak amacıyla yürüttüğü sert mücadeleyle ekonomik itibar kazandı. Bu süreçte kredi kısıtlamalarına başvuran ve zarar eden kamu şirketleri üzerinde baskı kuran Zhu, sert ve doğrudan yönetim tarzıyla tanındı. Reformlara karşı çıkan yerel yöneticiler ve kamu kuruluşlarının yöneticileriyle karşı karşıya gelmekten çekinmedi.

Zhu’nun 1998’de başbakan olmasıyla reform süreci daha cesur bir aşamaya taşındı. Zhu, kâr etmeyen kamu kuruluşlarının kapsamlı biçimde yeniden yapılandırılmasını savundu. Milyonlarca çalışanın işini kaybetmesine yol açan bu süreç, aynı zamanda daha verimli ve kârlı bir sanayi sektörünün temellerini attı. Zhu’nun amacı ekonomiyi tamamen özelleştirmekten ziyade bankalar, petrol ve havacılık şirketleri gibi büyük kuruluşları, devlet kontrolünü koruyarak ticari esaslarla faaliyet gösteren yapılara dönüştürmekti.

Aynı yıl, Çin kentlerinin ekonomik ve sosyal yaşamını değiştiren bir başka reforma daha imza attı. Kamu şirketlerinin mülkiyetindeki konutların, bu konutlarda yaşayanlara satılmasını sağlayan Zhu, özel konut mülkiyetinin yaygınlaşmasına katkıda bulundu. Bu adım, daha sonra Çin ekonomisinin en önemli büyüme motorlarından biri haline gelecek emlak sektöründeki büyük patlamanın da önünü açtı.

En büyük başarı

Ancak Zhu’nun adıyla en fazla özdeşleşen başarı, Çin’in WTO’ya üyeliği için yürütülen zorlu müzakerelere liderlik etmesi oldu. 1999’daki müzakereler sırasında ülke içinde yükselen itirazlara ve Washington’la yaşanan anlaşmazlıklara rağmen Zhu, piyasaların dışa açılması yönündeki çabalarını sürdürdü. Çin, sonunda Aralık 2001’de WTO’ya üye oldu.

Bu üyelik, Çin açısından tarihi bir dönüm noktası niteliğindeydi. Çinli şirketlere küresel pazarlara daha geniş erişim sağlayan üyelik, yabancı yatırımları çekti ve ülkenin dünyanın en büyük üretim merkezine dönüşümünü hızlandırdı. Çin ekonomisi izleyen 10 yılda yıllık yüzde 8’in üzerinde büyüme oranlarını korurken, ülke 2010 yılında Japonya’yı geride bırakarak dünyanın ikinci büyük ekonomisi haline geldi. Zhu, kamu maliyesi alanında da önemli bir iz bıraktı. 1990’lı yıllarda, vergi gelirlerinin daha büyük bir bölümünün yerel yönetimlerden Pekin yönetimine aktarılmasını sağlayan bir vergi sisteminin oluşturulmasına katkıda bulundu. Bu düzenleme, merkezi hükümetin ekonomiyi yönetme ve politikalarını finanse etme kapasitesini güçlendirdi.

Olağanüstü bir kariyer

Zhu’nun kişisel kariyeri de Çin’in geçirdiği dönüşümlerin bir yansıması niteliğindeydi. 1928 yılında Hunan’da doğan Zhu, 1957’de siyasi olarak dışlandı. Daha sonra Kültür Devrimi sırasında kırsal bölgelerde çalışmaya gönderildi. 1979’da ise siyasi itibarı iade edildi.

Bunun ardından hızla yükselen Zhu, önce Şanghay Belediye Başkanlığı görevini, ardından başbakan yardımcılığını üstlendi ve nihayetinde hükümetin başına geçti.

Reformlarının toplumsal maliyetine ilişkin tartışmalara rağmen Zhu’nun ekonomik mirası açık bir anlayışa dayanıyordu: Ekonominin uzun vadede rekabet gücünü yeniden kazanabilmesi için kısa vadeli bedelleri göze almak. Bu yönüyle Zhu, yalnızca hızlı büyüme dönemini yöneten bir hükümet başkanı değil, Çin’in küresel bir ticaret ve sanayi gücüne dönüşmesini mümkün kılan ekonomik yapının başlıca mimarlarından biri olarak öne çıktı.


ABD’nin Karadeniz’deki ateşi söndürmeye yönelik hamlesi

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rus Deniz Kuvvetleri'ne ait Varyag güdümlü füze kruvazörünü ziyareti sırasında, Uzak Doğu'daki Sahalin Adası açıklarında Pasifik Filosu'nun deniz tatbikatlarının son aşamasını denetlerken (AFP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rus Deniz Kuvvetleri'ne ait Varyag güdümlü füze kruvazörünü ziyareti sırasında, Uzak Doğu'daki Sahalin Adası açıklarında Pasifik Filosu'nun deniz tatbikatlarının son aşamasını denetlerken (AFP)
TT

ABD’nin Karadeniz’deki ateşi söndürmeye yönelik hamlesi

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rus Deniz Kuvvetleri'ne ait Varyag güdümlü füze kruvazörünü ziyareti sırasında, Uzak Doğu'daki Sahalin Adası açıklarında Pasifik Filosu'nun deniz tatbikatlarının son aşamasını denetlerken (AFP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rus Deniz Kuvvetleri'ne ait Varyag güdümlü füze kruvazörünü ziyareti sırasında, Uzak Doğu'daki Sahalin Adası açıklarında Pasifik Filosu'nun deniz tatbikatlarının son aşamasını denetlerken (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Rusya ile Ukrayna arasında Karadeniz’de karşılıklı devam eden bombardımanı durdurmaya çalışıyor. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in temmuz ayı sonlarında Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde ilettiği talep üzerine Kiev, Karadeniz kıyısındaki Novorossiysk Limanı’nı kullanan tankerlere yönelik saldırılarını geçici olarak durdurdu.

Financial Times gazetesinin Ukraynalı yetkililere dayandırdığı habere göre Kiev, Ukrayna’nın yaptırımlarına tabi olmaması veya Rus petrolü ve malları taşımaması şartıyla Hazar Boru Hattı Konsorsiyumu (CPC) tesislerini ve Rusya bandralı olmayan tankerleri hedef almamayı kabul etti. ABD yönetimi ise varılan mutabakatın detaylarını henüz resmi olarak doğrulamadı.

Söz konusu tesisin sahip olduğu kritik önem, Kazakistan petrolünü Rusya toprakları üzerinden ihraç etmesinden ve ABD merkezli Chevron ile ExxonMobil şirketlerinin bu hattı besleyen projelerde büyük hisselerinin bulunmasından kaynaklanıyor. Temmuz ayındaki saldırılar yükleme operasyonlarının beşten birine varan oranını akamete uğratmış ve Kazakistan’ın petrol üretiminde bir ayda yüzde 14’lük bir düşüşe yol açmıştı. Bu durum, fiyatlarda dalgalanma yaşanması ve her iki şirketin zarar görmesi yönündeki endişeleri tetiklemişti.