Lozan Antlaşması: Dünya için biraz düzen

Türkiye ile İtilaf Devletleri arasında imzalanan Lozan Antlaşması'nın etkileri, yürürlüğe girmesinin üzerinden yüz yıl geçmesine rağmen Türkiye ve çevresinde halen sürüyor

Getty Images/Majalla
Getty Images/Majalla
TT

Lozan Antlaşması: Dünya için biraz düzen

Getty Images/Majalla
Getty Images/Majalla

Husam İtani

Türkiye ile İtilaf (Müttefik) Devletleri arasında imzalanan Lozan Antlaşması'nın etkileri, yürürlüğe girmesinin üzerinden yüz yıl geçmesine rağmen Türkiye ve çevresinde halen sürüyor. Antlaşmanın bugün dahi geçerliliğini korumasının nedeni, Birinci Dünya Savaşı'nın ardından çökmeye başlayan dünyaya yeni bir düzen getirmeyi amaçlayan büyük bir proje olmasından kaynaklanıyor.

Kürtler, Lozan Antlaşması ile 1920 yılında imzalanan Sevr Anlaşması geçersiz sayıldığından bu anlaşma çerçevesinde kendilerine verilenlerin bir kısmını kaybettiler. Yunanistan Anadolu'da işgal ettiği yerlerden geri çekilerek buraları yenilen Osmanlı İmparatorluğu’na bıraktı. İstanbul’un işgalinin yanı sıra Çanakkale Boğazı ve İstanbul Boğazı’ndaki askeri kontrole son verildi. Bunun yanında 1920 yılında Sovyet güçleri tarafından işgal edildikten sonra son nefesini veren bağımsız Ermeni devleti görmezden gelindi.

Lozan Antlaşması, bir başka deyişle, Osmanlı İmparatorluğu ile Müttefik Devletler arasındaki düşmanlıkları sona erdiren ve Kurtuluş Savaşı'nı Lozan Barış Antlaşması öncesinde fiilen sona erdiren 30 Ekim 1918 tarihinde Ateşkes Antlaşması’nın (Mondros Mütarekesi) imzalanmasından sonra köklü bir şekilde değişen koşulların yeniden okunmasıydı.

Mondros Mütarekesi'ni imzalayan Osmanlı İmparatorluğu son günlerini yaşıyordu. Sultan Vahdettin, İttihat ve Terakki hükümetinin Almanya ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun aralarında bulunduğu İttifak Devletleri saflarına katılmayı seçmesinin ardından Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa'daki tüm topraklarını kaybetmesine yol açan ve Birinci Dünya Savaşı’nın da geriye kalanı yok ettiği Balkan Savaşı'ndan yorgun çıktıktan sonra tüm cephelerde yenilen ordusunun eski ihtişamlı günlerinin yalnızca soluk bir gölgesi olarak kalmıştı.

Savaşın son günlerinde bazı Türk subayları ve siyasetçiler, Yıldırım Ordular Grubu eski komutanı Mustafa Kemal'in önderliğinde Kurtuluş Savaşı'nı başlatmak için (Avrupa'daki Türk toprakları) Anadolu ve Rumeli'yi Fransızlar, İngilizler, Yunanlar ve İtalyanlar arasında paylaştıran Sevr Antlaşması'nı reddettiler.

Türkiye ile İtilaf Devletleri arasında imzalanan Lozan Antlaşması'nın etkileri, yürürlüğe girmesinin üzerinden yüz yıl geçmesine rağmen Türkiye ve çevresinde halen sürerken bugün dahi geçerliliğini korumasının nedeni, Birinci Dünya Savaşı'nın ardından çökmeye başlayan dünyaya yeni bir düzen getirmeyi amaçlayan büyük bir proje olmasından kaynaklanıyor.

Oldu bitti diplomasisi

Başta Yunanistan olmak üzere İtilaf Devletleri'ni peş peşe yenilgiye uğratan Mustafa Kemal komutasındaki ordu, Anadolu’yu, İstanbul’u ve güney kıyı şehirlerini geri aldığı, ardından Türkiye Cumhuriyeti'nin ilan edildiği, hilafetin kaldırıldığı ve Mustafa Kemal'in Türklerin atası anlamına gelen ‘Atatürk’ soyadını aldığı, bugüne kadar en çok bilinen anlatımdır.

Bu yeni dönemin istikrara kavuşturulması, Türklerin zaferinin pekiştirilmesi ve Sevr Antlaşması'nın feshedilmesi için Müttefik Devletlerle müzakere masasına oturulması gerekti. Ancak tablonun tamamına bakıldığında, o döneme ait birçok özelliği görülebilir olsa da bu geleneksel anlatı Lozan Antlaşması'nın imzalanmasına götüren süreçteki genel atmosferden göz ardı ediyordu. Antlaşmanın doğru anlaşılması için etkilerine ve sonuçlarına değinmeden önce hangi atmosferde imzalandığından bahsedilmeli.

Burada 1884 yılındaki Berlin Konferansı’nı, Lozan Antlaşması’na giden süreçteki mevcut atmosferin temel direklerinden biri olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü Berlin Konferansı bize, büyük ülkelerin etki alanlarını kendi aralarında paylaştıkları o dönemde dünyaya hakim olan bakış açısının nasıl olduğuyla ilgili bize bir özet sunuyor.

Berlin Konferansı, küçük ve fakir ülkelerin ve halklarının çıkarlarının açıkça hiçe sayıldığı tipik bir örnekti. Konferansın katılımcıları, müzakere masası üzerine haritalar yerleştirdiler ve güçlerine, askeri imkanlarına ve ekonomik çıkarlarına uygun haritalar çizme konusunda anlaştılar. Berlin Konferansı’nın Birinci Dünya Savaşı'na yol açan koşulları olgunlaştırdığından ise hiç bahsedilmedi.

zxsacd
18 Ekim 1912 tarihinde İtalya Krallığı ile Osmanlı İmparatorluğu arasında Trablusgarp Savaşı sonunda İsviçre'nin Lozan kentinin Uşi (Ouchy) kasabasında barış antlaşması imzalandı. Antlaşma, (Türk tarihinde) Uşi Antlaşması ya da (İtalyan tarihinde) Birinci Lozan Antlaşması olarak biliniyor (Getty Images)

Birinci Dünya Savaşı dört büyük imparatorluğun çöküşüne yol açtı. Bunlardan biri 1917 yılında Bolşevik İhtilali'ne tanık olan Rus İmparatorluğuydu. Rus İmparatorluğu o dönem savaştan çekilmiş ve kendi iç çatışmalarıyla ilgilenmek zorunda kalmıştı. Diğeri, Versay Barış Antlaşması'nın savaşın tüm yükleri için bir günah keçisi haline getirdiği Alman İmparatorluğuydu. Bir diğeri, topraklarında yaşayan halkların milli özlemlerine artık yanıt veremeyen Avusturya-Macaristan İmparatorluğuydu. Sonuncusu ise kendini modernleştirmeyi başaramayan ve bağımsızlık isteyen halkların önünde varlığını meşrulaştıramayan Osmanlı İmparatorluğuydu.

Birinci Dünya Savaşı’nın yaşandığı başlıca iki savaş arenası olan Avrupa ve Ortadoğu'da düzenin yeniden sağlanması gerekiyordu. Savaşın galipleri, Versay ve Sevr antlaşmalarının ortaya çıktığı Berlin Konferansı yöntemine başvurdular. Versay Barış Antlaşması, (Alman) Weimar Cumhuriyeti’nin yaşadığı boğucu ekonomik kriz ve aşırı sağcı ve solcu akımlar arasındaki şiddetli çatışmalardan kaynaklanan istikrarlı bir demokratik yönetim kurulamaması gibi korkunç sonuçlar doğururken İkinci Dünya Savaşı’nın da zeminini hazırladı.

Birinci Dünya Savaşı dört büyük imparatorluğun çöküşüne yol açarken bunlardan biri 1917 yılında Bolşevik İhtilali'ne tanık olan Rus İmparatorluğu, diğer ise Versay Barıis Antlaşması'nın savaşın tüm yükleri için bir günah keçisi haline getirdiği Alman İmparatorluğuydu.

Fakat Birinci Dünya Savaşı’ndan sonraki atmosfer, Berlin Konferansı'nın yapıldığı atmosferden farklıydı. ABD, Avrupa arenasındaki savaşın son kısmına müdahale etmek için yüzbinlerce asker gönderdi ve ilk kez uluslararası bir güç olarak sahneye çıktı. Eski ABD Başkanı Woodrow Wilson, Paris'teki barış konferansına katıldığı sırada açıkladığı On Dört Madde ya da On Dört Nokta olarak da bilinen Wilson İlkeleri çerçevesinde Türklerin olmadığı bölgelerin kendi kaderini tayin hakkının garanti altına alınması karşılığında Osmanlı İmparatorluğu'nun Türklerin yaşadığı topraklarının bütünlüğünü korumaya çalıştı.

Wilson İlkeleri’nin özellikle Avrupa’nın hasta adamının (Osmanlı İmparatorluğu) önünde can çekiştiğini görünce eski yöntemlerinden ve sömürgeci projelerinden vazgeçmeyen büyük Avrupa güçlerinin çıkarlarıyla çeliştiği için ciddi şekilde hasar gördüğünü söylemeye gerek yok.

Düzene ihtiyacı olan bir dünya

Diğer taraftan Avrupa ve Ortadoğu haritasının yeniden çizilme süreci tüm hızıyla devam ediyordu. Dikkatler genellikle (Wilson'ın dünya barışı ile ilgili fikirlerine dayanan) Milletler Cemiyeti'nin kurulmasını öngören Versay Barış Antlaşması ile Sevr ve Lozan antlaşmaları üzerine yoğunlaşmıştı. Çünkü Kurtuluş Savaşı veren Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) zaferinden sonra Türk haritasının çizilmesiyle ve dolaylı olarak da Arap dünyasıyla bağlantılıydılar. Burada Paris Konferansı'nın, Avrupa’da ve Ortadoğu'da savaşın tüm etkilerini sürdürmeyi amaçlayan birçok yol açtığının altını çizmek gerekiyor.

Bu sırada Almanya’nın artık savaşmama sözü verdiği Locarno Antlaşması, Bulgaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu’ndan ele geçirdiği toprakları Yunanistan'a bıraktığı Neuilly Antlaşması, Avusturya'yı Macaristan'dan ayıran ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nu fiilen sona erdiren Saint-Germain Antlaşması ve Macaristan haritasının komşuları lehine yeniden çizildiği Trianon Antlaşması imzalandı.

Paris Konferansı ve ardından imzalanan anlaşmalar, dünyanın yeniden düzenlenmesi ve İngiliz yazar H.G. Wells’in ortaya attığı, daha sonra Müttefik Devletler tarafından benimsenen ‘bütün savaşları sona erdirecek savaş’ sloganını gerçeğe dönüştürmek için büyük bir girişimdi. Ancak işin ironik olan yanı ‘tüm savaşları bitirmenin’ gelecekteki savaşların tohumlarının ekilmesi anlamına gelmesiydi. Müttefik Devletlerin mağlup ülkelerle imzaladıkları anlaşmalar, Versay Barış Antlaşması'nda çok açık bir şekilde görüldüğü gibi, genellikle intikamcı bir dürtüye sahipti. Tarihçiler, bugün anlaşmayı hazırlayanların, hazırladıkları bu anlaşmaların geniş kapsamlı etkilerine dikkat etmediklerini, sadece savaşa neden olduğu için Almanya'yı küçük düşürmeyi ve cezalandırmayı amaçladıkları konusunda hemfikirler.

sxad
1922'de Konstantinopolis'i (şimdinin İstanbul’u) terk etmeye çalışan Yunan yerleşimciler (Getty Images)

Aynı durum, İstanbul'un işgalinin Anadolu'daki geniş toprakların geri iadesini ve Kurtuluş Savaşı'nın başlamasına yol açacağını hesaba katmayan Sevr Antlaşması için de geçerliydi. Lozan Antlaşması, Türkiye'nin itibarını bir nebze geri kazandırsa da Fransa ve İngiltere'nin Ortadoğu'yu kendi aralarında paylaştıran ve Rusya'nın Türkiye'nin doğusunu ilhak etmesini öngören Sykes-Picot Anlaşması’ndan habersizdi. Anlaşma, Türkiye Cumhuriyeti’nin Osmanlı İmparatorluğu sırasında kaybettiği topraklar üzerinde hak iddia etmesini yasaklıyordu.

Lozan Antlaşması’nın on dokuzuncu yüzyıl boyunca ve yirminci yüzyılın başlarında hüküm süren aynı değerleri ve uygulamaları benimsemiş olması durumu daha da kötüleştiriyor. Lozan Antlaşması çerçevesinde, Türkiye ile Yunanistan arasında bir nüfus mübadelesi gerçekleşti. Yüzbinlerce Yunan Müslüman, Osmanlı İmparatorluğu'nun 1913 savaşında yenilgiye uğradığı Balkanlardan gelen seleflerine katılmak üzere Türkiye'ye sürülürken çok sayıda Rum ise Trabzon'dan ve Türkiye’nin güney kıyılarından Yunanistan'a sürüldü.

Türkiye Cumhuriyeti, Lozan Antlaşması çerçevesinde bugün Irak sınırları içinde yer alan Musul üzerindeki hak iddiasından vazgeçmek zorunda kalırken İngiltere, sanayi ve ulaşımda temel bir ihtiyaç olarak ortaya çıkan petrolün bol olduğunu bildiğinden Musul’u almak için can atıyordu.

Türklerden daha zayıf ve yıkılmakta olan bir imparatorluğun himayesinde yaşayan halkların haklarını hiçe sayan Lozan Antlaşması, ulusal ve kültürel haklarla ilgili yeni çatışmalara zemin hazırladı. Bunlardan belki de en önemlisi, yaklaşık bir asırdır silahlı isyanlardan Türkiye'deki siyasi sürece katılıma kadar uzanan bir yelpazede ifade biçimleri değişen Kürtlerle olan çatışma olduğu söylenebilir.



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.