İspanya seçimleri: Sandıktan belirsizlik çıktı, ayrılıkçı Katalanlar kilit önemde

Sonuçlar yeni bir seçimi işaret ediyor

PP'nin başkanlığına seçilen Alberto Nunez Feijoo (Reuters)
PP'nin başkanlığına seçilen Alberto Nunez Feijoo (Reuters)
TT

İspanya seçimleri: Sandıktan belirsizlik çıktı, ayrılıkçı Katalanlar kilit önemde

PP'nin başkanlığına seçilen Alberto Nunez Feijoo (Reuters)
PP'nin başkanlığına seçilen Alberto Nunez Feijoo (Reuters)

İspanya'daki seçimlerden birinci parti olarak çıkan muhafazakar Halk Partisi (PP), 350 sandalyeli mecliste 136 sandalye kazansa da hükümet kurmak için gerekli çoğunluğu elde edemedi.

Halk Partisi'nin olası müttefiki olarak gösterilen aşırı sağ Vox ise seçimlerden 33 sandalyeyle çıktı. Bir önceki seçimlerde 51 vekillik kazanan Vox'un gerilemesi, sandıktan çıkan dikkat çekici sonuçlardan biri olarak kayda geçti.

İspanya sağında hayal kırıklığı yaratan sonuçlar, iki partinin ittifak kurması durumunda dahi, çoğunluk hükümeti kurmak için gerekli olan 176 sandalyeye ulaşamayacakları anlamına geliyor.

Seçim öncesi yapılan birçok araştırma sağ bloğun hükümet kuracak çoğunluğa erişeceğini öngörüyordu.

Başbakan Pedro Sanchez'in liderlik ettiği iktidardaki İspanya Sosyalist İşçi Partisi (PSOE) ise 122 sandalyeyle yeni parlamentonun en büyük ikinci partisi oldu. 

PSOE'nin müttefiki, 15 sol partinin seçim ittifakı olan Sumar seçimlerden 31 sandalyeyle çıkarken, bu sonuçla birlikte sol blok toplam 153 sandalyeye ulaştı.

Seçim sonuçları PSOE genel merkezinde, İspanya İç Savaşı'nın ünlü "No Pasaran!" (Geçit Yok) sloganıyla karşılandı. 

Seçim kampanyasını olası bir PP-Vox iktidarının tehlikeleri üzerine kuran Pedro Sanchez, sonuçların ardından yaptığı açıklamada, "4 yılda kaydettiğimiz tüm ilerlemeyi yok etmek isteyen gerici blok başarısız oldu. İspanya'nın geriye değil ileriye gitmesini isteyenlerin sayısı daha fazla" diye konuştu.

Ayrılıkçı partiler kilit konumda

Seçim öncesi süreçte aşırı sağ Vox'un iktidar olasılığı ve belirleyici parti olma ihtimalinin sıklıkla tartışıldığı İspanya'da sandıktan çıkan sonuçlar Katalan ve Bask partilerini kilit konuma yükseltti.

153 sandalyesi bulunan sol bloğun, meclisteki çoğunluğu elde edebilmesi için ayrılıkçı Katalan parti ERC ve bağımsızlık yanlısı Bask partisi EH Bildu'nun (Birleşik Bask Ülkesi) desteğini alması gerekiyor.

PSOE lideri Pedro Sanchez'in bu iki partinin yanı sıra bir diğer ayrılıkçı Katalan partisi Junts'dan (Katalonya için Hep Birlikte) da destek alması gerekiyor. İktidar pazarlıkları konusunda seçimlerden önce tavrını netleştiren Junts, "hiçbir şey almadan" Sanchez'i desteklemeyeceklerini duyurmuştu.

Junts'un Katalonya'da yeni bir bağımsızlık referandumu talep etmesi durumunda sürecin çıkmaza girmesi ve 2015-2019'da 4 ayrı genel seçim yapan İspanya'da sandığın yeniden kurulması gündeme gelebilir.

El Pais: İspanya bir labirente girdi

İspanya'nın önde gelen gazetelerinden El Pais seçim sonuçlarını, "İspanya bir labirente girdi" başlığıyla duyurdu.

Haberde aşırı sağcı Vox'un bölgesel partilerle işbirliğine kapıyı kapatması nedeniyle sağ bloğun hükümet kuracak çoğunluğa erişmesi "neredeyse olasılık dışı" olarak görülürken, sol bloğunsa ayrılıkçı Katalanların desteğine ihtiyaç duyduğu belirtildi.

Haberde 2017'deki bağımsızlık referandumuna öncülük eden Junts'un, 4 yıllık Sanchez iktidarı boyuna sağ partiler kadar muhalefet rolünü üstlendiği ve PSOE'nin neredeyse hiçbir politikasına destek vermediği hatırlatıldı.

Birleşik Krallık kamu yayımcısı BBC ise, PP lideri Alberto Núñez Feijóo'nun seçim sonrası yaptığı "Umarım bu İspanya'da bir belirsizlik dönemi başlatmaz" açıklamasını okuyucularına aktarırken, ülkede yıl sonuna doğru yeni bir seçim ihtimalinin en güçlü olasılık olduğunu yazdı.

ABD merkezli New York Times ise, seçim sonuçlarının İspanya'ya muhtemelen haftalar boyu devam edecek bir belirsizlik getireceği yorumunu yaptı. 

İspanyol seçmenlerin siyasi krizlere alışkın olduğu vurgulanan haberde 2016'daki 10 aylık siyasi belirsizlik dönemi hatırlatıldı ve benzerin bir sürecin yaşanabileceğine dikkat çekildi.

Seçim sonuçlarıyla ilgili AP'ye değerlendirmelerde bulunan siyasi analist Veronica Fumanal, "Sonuçlar hükümet kuracak çoğunluğa erişemeyen PP için bir Pirus zaferi. Mecliste bir çıkmaz senaryosu öngörüyorum" ifadelerini kullandı.

İspanyol danışmanlık şirketi Atrevia'da kamu politikaları direktörü olarak görev yapan Manuel Mostaza ise, "PP beklentilerinin kurbanı oldu ve Sosyalistler ise Vox'un yükselişinin yarattığı korkudan fayda sağlamayı başardı. Erken seçim kararının Pedro Sanchez için doğru karar olduğu ortaya çıktı" değerlendirmesinde bulundu.



Barış ne zaman istisna değil, kural haline gelecek?

Birleşmiş Milletler'in yapısal reforma ihtiyacı var (Reuters)
Birleşmiş Milletler'in yapısal reforma ihtiyacı var (Reuters)
TT

Barış ne zaman istisna değil, kural haline gelecek?

Birleşmiş Milletler'in yapısal reforma ihtiyacı var (Reuters)
Birleşmiş Milletler'in yapısal reforma ihtiyacı var (Reuters)

Antoine el Hac

Uluslararası ilişkiler alanında, analistler arasında giderek yaygınlaşan bir görüşe göre dünya, yeni bir küresel sisteme girmiş bulunuyor. Bu yeni düzende, “hukukun gücü”nün yerini “gücün hukuku”nun aldığı ve yerleşik kurallara dayanan eski uluslararası sistemin etkisini yitirdiği ileri sürülüyor. Dolayısıyla uluslararası ilişkilerin artık uzlaşı ve çok taraflılık yerine güç ve nüfuz mantığıyla yürütüldüğü değerlendiriliyor. Mevcut sistem, farklı büyüklüklerdeki güç merkezlerinden oluşurken, aktörlerin eşitliğe dayalı uluslararası anlaşmalardan ziyade güç kullanımı yoluyla etki alanlarını ve ekonomik kaynaklarını genişletmeye yöneldiği görülüyor.

Herhangi bir katılımcı küresel düzenin birincil hedefinin, sürdürülebilir barışı sağlamak olduğu genel kabul görmektedir. Nitekim Baruch Spinoza barışı, güven, adalet ve iyi niyete dayanan erdem olarak tanımlarken; Albert Einstein barışın zorla değil, anlayış yoluyla sağlanabileceğini vurgulamıştır. Antik düşünürler Platon ve Aristoteles de benzer şekilde barışı toplumsal düzenin en yüksek hedeflerinden biri olarak görmüş; Mahatma Gandhi ise kalıcı barışın, zorluklar karşısında bile ancak adalet temelinde mümkün olacağını ifade etmiştir.

Bununla birlikte tarihsel deneyim, barışın çoğu zaman istisna olduğunu ortaya koymaktadır. İnsanlık tarihinin yaklaşık 3 bin 500 ila 5 bin yıllık yazılı döneminde, büyük savaşların tamamen yaşanmadığı sürelerin toplamı 230 ila 268 yıl arasında kalmıştır. Bu da savaşsız dönemlerin, insanlık tarihinin yüzde 10’undan daha azına karşılık geldiğini göstermekte; dolayısıyla çatışmanın hem bireysel hem de kolektif düzeyde baskın bir olgu olduğunu düşündürmektedir.

Bu bağlamda “uluslararası sistem” ile “küresel düzen” arasında ayrım yapmak önem taşımaktadır. Uluslararası sistem, dünya siyasetinin işleyiş mekanizmalarını; aktörleri, güç dengelerini ve sınırlayıcı unsurları ifade ederken, küresel düzen daha çok siyasi, kurumsal ve kültürel bir inşa sürecini tanımlar. Bu düzen; müzakere, iş birliği ya da zorlayıcı süreçler sonucunda şekillenebilir. Nitekim I. Dünya Savaşı ve II. Dünya Savaşı sonrasında oluşan düzenler, galip ve mağlup ilişkileri üzerinden inşa edilmiştir. Bu açıdan küresel düzen sabit değil, aktörlerin bilinçli tercihleriyle şekillenen dinamik bir yapıdır.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşan küresel düzenin önemli kazanımlar sağladığı kabul edilmektedir. Büyük ölçekli savaş ihtimali azalmış, klasik imparatorluk yapıları sona ermiş, ekonomik refah artmış ve birçok devletin egemenliği güçlenmiştir. Bu süreçte Vestfalya Barışı ilkeleri de ulus-devlet sisteminin temelini oluşturmuştur. Ancak bu düzenin, günümüzde yaşanan derin dönüşümlere yeterince yanıt veremediği hususunda güçlü bir kanaat oluşmuştur. Bu durum, küresel ölçekte artan belirsizlik ve kriz algısını beslemekte; hatta nükleer riskler nedeniyle olası bir büyük savaş ihtimaline dair endişeleri artırmaktadır.

Son yıllarda küresel güç dengelerinde belirgin değişimler yaşanmaktadır. Özellikle BRICS ülkelerinin yükselişi, Batı merkezli sistemin tek başına belirleyici olma özelliğini zayıflatmaktadır. Bu dönüşüm yalnızca ekonomik ve askeri güç unsurlarını değil, aynı zamanda düşünsel ve kültürel alanları da içermektedir. Batı dışı aktörlerin kendi kimliklerini vurgulaması ve alternatif kalkınma modelleri geliştirmesi bu sürecin önemli parçasıdır.

“Batı sonrası dönem” olarak da tanımlanan bu süreç hem Batı dünyası hem de yükselen güçler açısından ciddi sınamalar içermektedir. İklim değişikliği, siber güvenlik, göç, organize suçlar ve terörizm gibi küresel sorunlar, daha geniş uluslararası iş birliğini zorunlu kılmaktadır. Ancak büyük güçler arasındaki rekabet, özellikle ekonomik ve ticari alanlarda yaşanan gerilimler ve zaman zaman ortaya çıkan askeri karşılaşmalar, istikrarlı bir küresel denge kurulmasını zorlaştırmaktadır.

Ayrıca milliyetçilik ve popülist akımların yükselişi de uluslararası iş birliği açısından olumsuz bir faktör olarak değerlendirilmektedir. Bu eğilimler, çoğu zaman uluslararası kurumlara olan güveni zayıflatarak, dar ulusal çıkarların ön plana çıkmasına yol açmaktadır. Antoine el-Hac'ın Şarku'l Avsat için kaleme aldığı analize göre özellikle büyük güçler arasında rekabetin artması, küresel sistemdeki dağılmayı daha da derinleştirmektedir.

Bir diğer önemli mesele ise küresel değerler ile ulusal öncelikler arasında denge kurulmasıdır. Tek taraflı dayatmaların, kültürel ve siyasi çeşitliliği göz ardı etmesi nedeniyle sürdürülebilir olmadığı görülmektedir. Bu nedenle esnek, çok katmanlı ve ağ temelli diplomasi yöntemlerinin önemi giderek artmaktadır.

Sonuç olarak mevcut uluslararası sistem, çok boyutlu bir dönüşüm sürecinden geçmektedir. Yeni güçlerin yükselişi, Batı’nın göreli etkisinin azalması, artan çatışmalar ve küresel sorunlar bu dönüşümün temel dinamiklerini oluşturmaktadır. Bu süreçte devletlerin ekonomik ve stratejik çıkarlarını koruma çabası ise belirleyici olmaktadır.

Gelecekte küresel sistemin nasıl şekilleneceği, büyük ölçüde uluslararası aktörlerin iş birliği kapasitesine ve değişime uyum sağlayabilme yeteneklerine bağlı olacaktır. Alternatif yaklaşımların ortaya çıkışı bir tehditten ziyade, çok kutuplu dünyayı anlamak açısından bir fırsat olarak görülebilir. Nitekim oluşmakta olan yeni düzen, gücün tek bir merkezde toplanmadığı daha karmaşık bir yapıya işaret etmektedir.

Bu doğrultuda daha çok katmanlı ve çeşitli yönetim modellerinin bir arada var olacağı bir küresel düzenin temelleri atılmaktadır. Ancak bu yeni yapının sağlıklı işleyebilmesi için mevcut kurumların güçlendirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası kuruluşlarda reform ihtiyacı sıklıkla dile getirilmektedir. Sonuç olarak, daha adil, barışçıl ve sürdürülebilir bir dünya düzeninin inşası, farklılıkları yönetebilen ve iş birliğini teşvik edebilen ortak iradenin varlığına bağlıdır.


Trump döneminde sol görüşlü Amerikalılar daha fazla silahlanıyor

Eğitmen Clara Elliott talimatlarını veriyor (AFP)
Eğitmen Clara Elliott talimatlarını veriyor (AFP)
TT

Trump döneminde sol görüşlü Amerikalılar daha fazla silahlanıyor

Eğitmen Clara Elliott talimatlarını veriyor (AFP)
Eğitmen Clara Elliott talimatlarını veriyor (AFP)

ABD’nin Richmond kentine yakın ormanlık bir alanda silah sesleri yankılanıyor. Aralarında Colin’in de bulunduğu çok sayıda Amerikalı burada ateşli silah kullanımı üzerine eğitim alıyor.

38 yaşındaki Colin’in elindeki yarı otomatik silah, hayatında sahip olduğu ilk silah. Colin, ABD Başkanı Donald Trump yönetimine dair endişeleri nedeniyle silah edinmeye yönelen sol eğilimli Amerikalılardan biri. Bu, ülkede silah sahipliğine ilişkin yerleşik algılardaki değişimi gösteriyor.

Tam adının açıklanmasını istemeyen Colin, “Hükümetimden, çevremdeki vatandaşlardan çok daha fazla tehdit hissediyorum” dedi. ABD’nin kuzeyindeki Minneapolis kentinde göçmenlere yönelik geniş çaplı bir operasyon sırasında federal görevliler tarafından vurularak öldürülen Renee Nicole Good ve Alex Pretti olaylarının kendisi için “bardağı taşıran son damla” olduğunu söyledi.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Colin yaptığı açıklamada, “Hükümet tarafından yetkilendirilmiş, adeta özel ordu gibi sokaklarda dolaşan, insanlara saldıran ve ateş açan bir güç var. Bu, bireyler arasındaki suçlardan çok daha korkutucu” değerlendirmesinde bulundu.

Eğitmen, kursiyerlere tabanca şarjörlerinin nasıl doldurulacağını açıklıyor (AFP).Eğitmen, kursiyerlere tabanca şarjörlerinin nasıl doldurulacağını açıklıyor (AFP).

Silah tartışması

ABD’de silah tartışması oldukça karmaşık ve derin siyasi boyutlar içeriyor.

Genellikle sağ eğilimli olan silah taşıma hakkı savunucuları, konuyu kişisel özgürlük meselesi olarak görürken, ABD Anayasası bu hakkı güvence altına alıyor. Liberaller ise kitlesel silahlı saldırıların yaşandığı ülkede daha sıkı silah denetimlerini savunuyorlar.

Öte yandan, suikast girişiminden sağ kurtulan eski Temsilciler Meclisi üyesi Gabrielle Giffords ve eski ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris gibi bazı önde gelen Demokrat isimler de silah sahibi olduklarını açıkça dile getirdi.

Colin ve eşi Dani, Silah satın aldıktan sonra sertifikalı tabanca eğitmeni Clara Elliott’ın kursuna katıldı. Elliott, 2024’te Trump’ın ikinci kez başkan seçilmesinin ardından işlerinin “iki katına çıktığını” söyledi.

Kadınlara ve azınlıklara özel tasarlanan kursların büyük bölümü dolarken, eğitimler herkese açık olmaya devam ediyor. Kolunda Pamuk Prenses dövmesi bulunan Elliott, “Yoğunluk çok fazlaydı” dedi.

Yaklaşık 12 kişinin katıldığı eğitimlerde önce temel silah güvenliği anlatılıyor, ardından atış poligonunda uygulamalı eğitime geçiliyor. Katılımcıların çoğu daha önce hiç silah kullanmamış kişilerden oluşuyor.

Endişe ve hazırlık

28 yaşındaki Cassandra, “ABD’de çok sayıda endişe verici gelişme yaşanıyor. Bu yüzden bilgili ve hazırlıklı olmak iyi bir fikir gibi görünüyor” ifadesini kullandı.

Latin Amerika kökenli 30 yaşındaki Akemi ise “aşırı sağ şiddetinden” korktuğunu ve polisin koruyabileceğine güvenmediğini ifade etti. “Polisle mümkün olduğunca az temas etmek en iyisi” dedi.

ğitim tatbikatı sırasında silahlı çatışma çıktı (AFP)Eğitim tatbikatı sırasında silahlı çatışma (AFP)

Bu sırada bazı katılımcıların, ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Kurumu’na gönderme yapan hedeflere ateş ettiği görüldü.

Clara Elliott yalnız değil. “Liberal Gun Club” adlı ulusal örgüt, 2026’nın ilk iki ayında 3 bin yeni silah eğitimi başvurusu aldığını açıkladı. Bu sayı, 2025 yılının tamamındaki başvurulardan daha fazla.

Örgütün yöneticisi Ed Gardner, bu tür artışların genellikle büyük siyasi gelişmeler veya kitlesel silahlı saldırılar sonrasında görüldüğünü belirtti. Ancak geçmişten farklı olarak, yeni gelenlerin artık sadece kadınlar ve azınlıklarla sınırlı olmadığını; gençlerden yaşlılara, kırsaldan kentlere kadar geniş bir kesimi kapsadığını ifade etti.

David Yamane ise bu değişimin, insanların silah satın alma motivasyonlarındaki dönüşümden kaynaklandığını belirtti. Yamane, “İnsanlar, haklarını ellerinden alabilecek ya da başkalarını bu yönde cesaretlendirebilecek otoriter bir yönetim ihtimali konusunda endişe taşıyor” değerlendirmesinde bulundu.


Trump’ın Lübnan hakkındaki paylaşımı Netanyahu’yu şoke etti... Tel Aviv açıklama istedi

(Soldan sağa) İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (AFP)
(Soldan sağa) İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (AFP)
TT

Trump’ın Lübnan hakkındaki paylaşımı Netanyahu’yu şoke etti... Tel Aviv açıklama istedi

(Soldan sağa) İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (AFP)
(Soldan sağa) İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın yaptığı bir sosyal medya paylaşımı, İsrail’de şaşkınlık ve soru işaretlerine yol açtı. Paylaşımda, İsrail’in Lübnan’da hava saldırısı düzenlemesinin ‘yasaklandığının’ belirtilmesi üzerine, Tel Aviv yönetimi Beyaz Saray’dan açıklama talep etti.

Axios’un iki kaynağa dayandırdığı haberine göre, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve danışmanları, Trump’ın paylaşımı karşısında şaşkınlık yaşadı. Paylaşımın, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın perşembe günü yayımladığı İsrail-Lübnan ateşkes anlaşması metniyle çelişir nitelikte olduğu ifade edildi.

Haberde ayrıca, Trump’ın paylaşımında İsrail’e ‘uyulması zorunlu bir emir verildiği’ izlenimi oluşmasının, önceki ABD yönetimlerinde alışılmadık bir durum olduğuna dikkat çekildi. Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığına göre, Netanyahu’nun da söz konusu paylaşımı öğrendiğinde ciddi şaşkınlık ve endişe duyduğu belirtildi.

İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkes anlaşması

Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, İsrail ile Lübnan’ın 10 gün süreli bir ateşkes anlaşmasına vardığını duyurmuştu.

Washington’un önceki günlerde yoğun çaba harcayarak şekillenmesine katkı sağladığı anlaşmaya göre İsrail, ‘planlanan, yakın veya devam eden saldırılara karşı her an meşru müdafaa kapsamında askeri operasyon düzenleme hakkını’ saklı tutuyor.

Axios’a göre ateşkes, Netanyahu açısından siyasi olarak son derece hassas bir konu olmayı sürdürüyor. Netanyahu hükümeti, gerekli görülmesi halinde Hizbullah’a yönelik saldırılar konusunda herhangi bir kısıtlamaya tabi olmadığını vurguluyor.

Öte yandan ateşkese rağmen, Lübnan’ın güneyi bugün de İsrail saldırılarının hedefi olmaya devam etti. Orta kesimlerde bombardıman seslerinin duyulduğu, bu nedenle bölge sakinlerinin köylerini terk ettiği bildirildi.

Ertesi gün yapılan açıklamalar daha sert

Ertesi gün Trump daha sert bir dil kullanarak İsrail’e yönelik tutumunu yineledi. Trump, “İsrail artık Lübnan’ı bombalamayacak. Bu, ABD tarafından yasaklandı. Herkes yeterince yaptı” ifadelerini kullandı. Daha sonra Axios’a verdiği röportajda da aynı çizgiyi sürdüren Trump, İsrail’in saldırılarını durdurmasını istediğini belirterek, “İsrail durmalı. Binaları yıkmaya devam edemez. Buna izin vermeyeceğim” dedi.

Diğer yandan Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ateşkes anlaşmasına katkılarından dolayı Trump’a ve Suudi Arabistan’a teşekkür ederek, ‘kalıcı anlaşmalar için çalışma’ aşamasına geçildiğini duyurdu.

Avn, Lübnan halkına hitaben yaptığı konuşmada, ülkenin artık kendi kararlarını kendisinin aldığını vurgulayarak, “Bugün kendimiz için müzakere ediyor, kendimiz için karar veriyoruz. Artık kimsenin cebinde bir koz ya da başkalarının savaş alanı değiliz ve asla olmayacağız” ifadelerini kullandı.

Avn ayrıca, “Toprağımı kurtarmak, halkımı korumak ve ülkemi kurtuluşa ulaştırmak için gereken her yere gitmeye hazırım” dedi. Avn, söz konusu müzakerelerin ‘zayıflık, geri adım ya da taviz değil’, aksine Lübnan’ın haklarına olan inançtan kaynaklanan bir karar olduğunu vurguladı.

İsrail hükümeti içinde kafa karışıklığı

Axios’un aktardığına göre Netanyahu ve ekibi, Trump’ın açıklamalarını medya aracılığıyla öğrendi. Bu durum, İsrail siyasi ve güvenlik çevrelerinde kafa karışıklığına yol açtı.

İsrailli yetkililer, Washington’un tutumunda bir değişiklik olup olmadığını anlamak için hızla harekete geçti. Bu kapsamda, İsrail’in Washington Büyükelçisi Yechiel Leiter de sürece dahil oldu. İsrail yönetimi ayrıca, Beyaz Saray’dan resmî açıklama talep ederek, Trump’ın sözlerinin mevcut ateşkes anlaşmasının metniyle çeliştiğini vurguladı.

ABD’den açıklama

Axios’un Beyaz Saray’dan yorum talep etmesinin ardından bir ABD’li yetkili, Trump’ın açıklamalarının anlaşmada bir değişiklik anlamına gelmediğini belirtti.

Yetkili, “Lübnan ile İsrail arasındaki ateşkes anlaşması, İsrail’in Lübnan’daki hedeflere yönelik herhangi bir saldırı amaçlı askeri operasyon gerçekleştirmeyeceğini açıkça ortaya koyuyor. Ancak anlaşma, planlanan, yakın veya devam eden saldırılara karşı meşru müdafaa hakkını saklı tutmaktadır” ifadelerini kullandı.