Endülüs'ün geleceğini şekillendiren Kur’an-ı Kerim’i yakma olayları

İspanya kralları, Araplardan ve Müslümanlardan bu şekilde ‘kurtulmayı’ planladı.

İspanya Kralı IV. Carlos’un Manila Katedrali'ndeki heykeli. (Shutterstock)
İspanya Kralı IV. Carlos’un Manila Katedrali'ndeki heykeli. (Shutterstock)
TT

Endülüs'ün geleceğini şekillendiren Kur’an-ı Kerim’i yakma olayları

İspanya Kralı IV. Carlos’un Manila Katedrali'ndeki heykeli. (Shutterstock)
İspanya Kralı IV. Carlos’un Manila Katedrali'ndeki heykeli. (Shutterstock)

Teysir Halef

Gırnata Emirliği'nin 1492 yılında yıkılmasından sonra Kur'an-ı Kerim ve İslami kitapların yakılması olayları, Endülüs ve Endülüs halkının geleceğini şekillendirmede çok önemli rol oynadı. Görünüşe göre Yeni İspanya kralları, Müslüman kitleler arasında Kur’an-ı Kerim’in yakılması konusundaki aşırı hassasiyeti fark ettikten sonra bu oyunda ustalaştılar. Bu yüzden daha da abartarak Müslümanların en kutsal ayı olan mübarek Ramazan Ayı’nda halka açık olarak Kur’an-ı Kerim’i yakma törenleri düzenlediler. Bütün bunların amacı, Endülüslüleri kışkırtmak ve onları İspanyol otoritesine karşı isyana sevk etmekti. Söz konusu durum, otoritenin kendilerine bazı hak ve özgürlükleri garanti eden önceki anlaşmalardan geri çekilmesini haklı kılıyor ve Endülüslülerin (nihai amacı onları yok etmek veya ülkeyi terk etmeye zorlamak olan) eşitsiz savaşlara dahil olmasına yol açıyordu.

Uzun savaşlar, anlaşmalar ve ihanetlerden sonra Gırnata Emirliği, Kastilya Kraliçesi Isabella (MS 1451-1504) ve kocası Aragon Kralı Fernando'nun (MS 1452-1516) eline geçti. Endülüs'ün son kralı olan Ebu Abdullah es-Sağir (MS 1460-1527) tarafından 1491'de imzalanan teslim anlaşması, Endülüslülere son kalelerinde Kastilya Kraliçesi'nin yönetimi altında geleneklerini, göreneklerini ve dillerini korumalarına izin veren, bir ölçüde din özgürlüğünü garanti ediyordu. Ancak yıllar sonra bu hırslı kraliçe, Gırnata'nın kendi dilinde ve geleneklerinde Arap Müslüman Gırnata olarak kaldığını anladı. Hatta Endülüs şehirlerinin çoğunun, bazılarının yüzyıllar önce yıkılmasına rağmen halen Arap-İslam kimliğini koruduğunu fark etti. Bu yüzden anlaşmayı geri çekmeye, Araplardan ve Müslümanlardan arınmış birleşik bir İspanya için yeni bir çağ başlatmaya karar verdi.

Kraliçe Isabella'nın planı, Endülüslüleri İspanyol tahtına karşı isyana zorlamaktı. Zira bu isyan, Gırnata Anlaşması’nı geri çekmek ve Endülüslülere tanınan tüm hakların düşmesi için yasal bir bahane oluşturacaktı. Kraliçe, yeni Hıristiyanlardan birinden Kur'an-ı Kerim'in kutsallığı ve Müslümanların kalbindeki yüce konumu hakkında tavsiye alarak mübarek Ramazan Ayı münasebetiyle Albaicin'de büyük bir eğlence düzenledi. Gırnata şehir merkezinde bulunan meydanda, içine Kur'an-ı Kerim ve diğer İslami kitapların atıldığı büyük bir ateş yakıldı. Bu rezil girişim Müslümanları kışkırtarak ayaklanmaya yöneltti ve onlar yaptıkları eylemin bedelini ağır bir şekilde ödediler.

Gırnatalılar ve Kastilyalılar arasındaki güç eşitsizliğine rağmen, ayaklanma 1499'dan 1501'e kadar tam iki yıl sürdü. Gelgitler, zaferler ve gerileme dönemlerinden geçti. Bu arada camilerin kapatılması, Arapça konuşulmaması, Arap-İslam kıyafetleri giymenin yasaklanması, hamamların kapatılması ve Müslümanların Hristiyanlığa zorlanması için fermanlar çıkarıldı. Baskılar sonucu bazıları Arapça isimlerini Hristiyan isimleriyle değiştirdiler ve vaftizi kabul ettiler.

Yeni İspanya kralları, Endülüslülerin Hıristiyanlığı seçiyormuş gibi yapmalarının aslında bağımsızlıklarını ve özgürlüklerini yeniden kazanmak için uygun bir fırsat kollayan kendi açılarından bir manevra olduğunun farkındaydılar. Bu nedenle Engizisyon faaliyetlerine başlayıp insanları gizlice İslam dininin ibadetlerini yerine getirmekten sorumlu tutmaya başladılar. Böylece, Müslümanlardan on binlercesi ‘dini sapkınlık’ suçlamasıyla ateşe verildi. On binlercesi de kazığa geçirilme gibi insanlığı utandıran vahşi işkencelerle öldürüldü. İber Yarımadası tarihinde karanlık bir dönemin kefareti olarak onun için birden fazla İspanyol şehrinde sergiler açıldı ve müzeler kuruldu.

Kraliçe, yeni Hıristiyanlardan birinden Kur'an-ı Kerim'in kutsallığı ve Müslümanların kalbindeki yüce konumu hakkında tavsiye alarak mübarek Ramazan Ayı münasebetiyle Albaicin'de büyük bir eğlence düzenledi. Gırnata şehir merkezinde bulunan meydanda, içine Kur'an-ı Kerim ve diğer İslami kitapların atıldığı büyük bir ateş yakıldı.

Bu katliamdan yaklaşık seksen yıl sonra, İspanya Kralı II. Felipe (MS 1527-1598) ve seçkin Katolik din adamları, Endülüs'ün birçok şehrinde ve kırsal bölgelerinde halen gizli Müslümanların olduğunu ve İspanyol isimlerinin yanı sıra Arapça Müslüman isimleri taşıdıklarını keşfetti. Özellikle Akdeniz sularının batı yakasında Osmanlı tehdidinin ortaya çıkmasından sonra buna bir son vermek gerekiyordu. Daha sonra Kral II. Felipe, Isabella'nın daha önce denediği plana başvurdu ve 1567 yılında Endülüslülere Kastilya dilini öğrenmeleri için üç yıl süre veren bir kararname çıkardı. Bundan sonra hiç kimsenin Arapça yazmasına, okumasına veya iletişim kurmasına izin verilmeyecek ve bu dilde yapılan hiçbir sözleşme veya işlem tanınmayacaktı. Tüm Arapça kitaplar bir ay içinde Granada Kraliyet Konseyi Başkanı’na teslim edilecekti. Ferman, yeni Arap kıyafetleri dikilmesini ve geri kalanının imha edilmesini de yasaklamış, ayrıca cuma ve bayram günleri evlerin kapılarının açılmasını da emretmişti. Böylece yetkililer ve rahipler evlerin içlerinde olup biteni görebilecek ve ibadetlerin yapılmasını engelleyecekti. Ayrıca halkın Arapça isim ve unvanları kullanmaları da yasaklandı ve Endülüs çocuklarının Katolik rahipler tarafından eğitimi zorunlu hale getirildi. Söz konusu dönem, evlerde ve sığınaklarda saklanan Kur'an-ı Kerim nüshalarının, İslami kitapların ve Arapça yazılmış belgelerin bulunmasının ardından bir soykırımla sonuçlandı.

İkinci devrim

Beklendiği ve planlandığı gibi, II. Felipe'in baskı politikaları, adı el-Mudecar olan Endülüslüleri, Farac bin Farac liderliğindeki Gırnata'ya bağlı Cebel el-Bişrat'ta kendisine karşı silahlı bir devrim ilan etmeye sevk etti. Farac, Kuzey Afrika yöneticileriyle onlara yardım etmek için iletişim kuran Diego Lopez olarak bilinen Muhammed İbn Abu'nun yardım ettiği Gırnata'nın son hükümdarı Beni el-Ahmer'in soyundan geliyor.

Fotoğraf Altı: Endülüs mimarisi. (Shutterstock)
Endülüs mimarisi. (Shutterstock)

Hareketlerine bir nevi bağımsız boyut kazandıran liderler, bölgenin vadisinde bir araya gelerek Hristiyanlıktan vazgeçtiler ve Emevi hanedanından Fernando de Balor (Muhammed bin Ümeyye) adlı bir adama biat ettiler. Kastilyalı işgalcilere karşı bir gerilla savaşının başladığını duyurdular. II. Felipe, İspanya ve İtalya'dan askerlerin de dahil olduğu Avusturyalı Don Juan (MS 1547-1578) olarak bilinen üvey kardeşi tarafından yönetilen büyük bir askeri birlik gönderdi. Bazı taktik başarıların bir sonucu olarak, Türkler, Faslılar ve Cezayirlilerden gönüllülerin katılmasıyla isyancıların sayısı 1569 yılında dört bin savaşçıdan 1570 yılında 25 bin savaşçıya yükseldi.

Casuslar ve suikastlar

İspanyol kralı, isyancılar arasına çok sayıda casus ve ajan yerleştirmişti. Onun planı, kritik anlarda kafa karışıklığı yaratmak için suikastları belirli zaman ve tarihlerde gerçekleştirmekti. Süreç, İspanyolların yaklaşık yüz elli Endülüs ileri gelenini öldürdüğü Gırnata hapishanesi katliamını gerçekleştirmesiyle başladı. Ancak Muhammed bin Ümeyye'nin babası ve erkek kardeşini ona karşı baskı yapmak için bu ileri gelenlerin dışında tuttular. Bu yüzden İbn Ümeyye, Avusturyalı Don Juan'a bir mektup göndererek babasını ve erkek kardeşini serbest bırakmasını teklif etti. İspanyollar teklifi reddettiler ve babasını İbn Ümeyye’yi teslim olmaya davet eden bir mektup yazmaya zorladılar.

Babasının mektubu, İbn Ümeyye'yi kışkırtmak için kullanıldı. İspanyollar, İbn Ümeyye’nin teslim olmayı kabul ettiğine dair bir komplo kurarak isyancıları silahlarını bırakmaya çağıran sahte bir mektup yazdı. Mektup, ona inanan İbn Abu’ya ulaştı. O da İbn Ümeyye’nin evine yürüdü. Onu tutukladı ve kendisine yöneltilen suçlamalarla onu yüzleştirdi. Elindeki mektubu da ona gösterdi. İbn Ümeyye kendisine yöneltilen tüm suçlamaları reddetti ve mektubun sahte olduğunu söyledi. Buna binaen meselenin iyice araştırılması için hapse gönderildi. Burada damadı ve kâtibi başta olmak üzere ajanlar, sahneye çıktı. 20 Ekim 1569 gecesi onu hapishanede boğarak öldürdüler.

Bundan sonra İbn Abu, devrimin liderine biat ederek Mevlayi Abdullah unvanını aldı ve bazı zaferler elde etmeyi başardı. Ancak kısa süre sonra kuvvetlerinin yüzbinlerce düzenli İspanyol ve İtalyan askerine karşı koyamayacağını anlayınca Osmanlı İmparatorluğu'ndan yardım istedi. Cezayir'deki Osmanlı yöneticisi Ali Paşa'ya bir mektup gönderdi. Kendi imkanlarıyla gelen bazı Türk ve Cezayirli gönüllüler dışında kimse ona cevap vermedi.

Yaşanan yenilgiler ve Marakeş'e Osmanlı’dan erzak gelmesinden duyulan çaresizlik karşısında devrimciler üç görüşe ayrıldı. Birinci grup, teslim olmayı reddederek ölümüne savaşmayı tercih etti ve bu ekibin başında İbn Abu vardı. İkinci grup, savaşa devam etmenin beyhudeliğini gördü ve İspanyollarla mümkün olan en iyi şartlarda teslim olmaları için müzakere çağrısında bulundu. Üçüncü grup ise Cezayir ve Fas kıyılarına göç etmeyi tercih etti.

İbn Abu ve adamları, takipçileri arasına yerleştirilen bazı İspanyol casusları 13 Mart 1571'de el-Bişrat mağaralarından birinde onun hayatına son vermeyi başarana kadar davalarında kararlı kaldılar.

Müslümanlardan on binlercesi dini sapkınlık suçlamasıyla ateşe verildi. On binlercesi de kazığa geçirilme gibi insanlığı utandıran vahşi işkencelerle öldürüldü.

İnsanlığın başarısızlığa uğrayan devriminin en belirgin sonuçlarından biri, yaklaşık seksen bin Endülüslünün İspanya'nın çeşitli bölgelerine dağılması ve çoğu köylü olan insanların Kastilya'ya nakledilmesiydi. Böylece 270’ten fazla köy, Arap Müslüman nüfusundan boşaltılarak Kastilyalılar ve Aragonlulara verildi. Endülüs köylülerinin köylerinin boş olması nedeniyle İspanya'da ekonomik bir felaket yaşanmış, tarım güçleri azalmış ve ipek endüstrisi tamamen yok olmuştur.

İsveç polisi, birkaç yıl önce Irak'tan İsveç'e kaçan 37 yaşındaki Momika'ya, 28 Haziran 2023'te Stockholm'de bir caminin önünde düzenlenen protesto esnasında bir Kur’an-ı Kerim’i yakma izni verdi. (AFP)
İsveç polisi, birkaç yıl önce Irak'tan İsveç'e kaçan 37 yaşındaki Momika'ya, 28 Haziran 2023'te Stockholm'de bir caminin önünde düzenlenen protesto esnasında bir Kur’an-ı Kerim’i yakma izni verdi. (AFP)

Gırnata ve Bişrat Endülüslülerini kuzey ve batı bölgelerine dağıtma uygulaması, beklediklerinin aksine, Endülüslülere dinlerini ve Arap dilini unutturma hedefine ulaşılmasına katkı sağlamadı. Aksine, bunun tam tersi gerçekleşti. Öyle ki yerinden yurdundan edilmiş Gırnata Endülüslüleri, nakledildikleri bölgelere önceki yıllarda zorunlu yerleşimle kendilerinden önce gelen Endülüsler üzerinde büyük bir etkiye sahip oldular. Aynı şekilde bulundukları toplumlara fiilen entegre olmak üzere olanlar üzerinde de etki ederek dillerini, adetlerini ve dinlerini onlara geri döndürdüler. Bu durum, III. Felipe’nin 1609 yılında tüm Endülüslüleri İspanya’dan sürme yönündeki meşhur kararı almasındaki asıl etkendir.

Günümüz, düne ne kadar da benziyor. Bugün, Avrupa’daki aşırı sağcı radikal örgüt ve şahıslar, bazı Müslüman devletlerin konsoloslukları önünde Kur’an-ı Kerim yakma ‘törenleriyle’ ve Müslüman sığınmacıları sınır dışı ederek, insanları, Müslüman göçmenlerin ev sahibi Batı toplumlarına entegre edilmemesi fikrine bahane ve delil olan tepkilere çekmeye çalışıyorlar. Çünkü iddialara göre Müslümanlar entegre olmaya yatkın değil. Bu da yüz yılı aşkın bir süre önce İspanyol Reconquista savaşlarında etkili olduğu kanıtlanmış bir oyundur. Peki, bu oyun günümüzde iletişim araçlarının, uluslararası ve insani ilişkilerin büyük dönüşümler yaşadığı bu dönemde başarılı olabilecek mi?

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Majalla’dan çevrildi.



ABD'li milletvekilleri, Trump'ın İran'a karşı askeri yetkilerini kısıtlamayı tartışıyor

ABD Başkanı Donald Trump, çarşamba günü İran'ın nükleer tesislerini vuran B-2 bombardıman uçaklarının maketinin önünde Oval Ofis'te konuşma yapıyor (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, çarşamba günü İran'ın nükleer tesislerini vuran B-2 bombardıman uçaklarının maketinin önünde Oval Ofis'te konuşma yapıyor (AFP)
TT

ABD'li milletvekilleri, Trump'ın İran'a karşı askeri yetkilerini kısıtlamayı tartışıyor

ABD Başkanı Donald Trump, çarşamba günü İran'ın nükleer tesislerini vuran B-2 bombardıman uçaklarının maketinin önünde Oval Ofis'te konuşma yapıyor (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, çarşamba günü İran'ın nükleer tesislerini vuran B-2 bombardıman uçaklarının maketinin önünde Oval Ofis'te konuşma yapıyor (AFP)

ABD Kongresi, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda Tahran'la tehlikeli bir çatışma olasılığına karşı hazırlık yapan ABD ordusunun da katılımıyla, Başkan Donald Trump'ın milletvekillerinin onayı olmadan İran'a saldırı başlatmasını engelleyecek bir karar tasarısı üzerinde önümüzdeki hafta oylama yapabilir.

Kongre üyeleri, Trump'ın Cumhuriyetçi partili bazı üyeleri ve Demokratlar da dahil olmak üzere, başkanın Kongre onayı olmadan yabancı ülkelere karşı askeri harekât düzenlemesini engelleyen kararlar geçirmeye defalarca çalıştılar, ancak başarılı olamadılar.

Şarku'l Avsat'ın edindiği bilgiye göre ABD Anayasası, ulusal güvenlikle ilgili sınırlı durumlar dışında, savaş ilan etme ve askerleri savaşa gönderme yetkisini başkana değil, Kongreye vermektedir.

ABD ordusu,Trump'ın bir saldırı emri vermesi durumunda haftalarca sürebilecek operasyonlara hazırlanıyor.

Trump'ı destekleyen Cumhuriyetçiler hem Senato'da hem de Temsilciler Meclisi'nde az bir çoğunluğa sahip olsalar da Kongre'nin ulusal güvenlik konularında başkanın yetkisini kısıtlamaması gerektiğini savunarak bu kararlara karşı çıkıyorlar.

Geçtiğimiz ayın sonlarında, Virginia'dan Demokrat Senatör Tim Kaine ve Kentucky'den Cumhuriyetçi Senatör Rand Paul, Kongre tarafından açıkça savaş ilanıyla yetkilendirilmedikçe İran'a karşı düşmanca eylemleri yasaklayan bir karar tasarısını Senato'ya sundular.

Görsel kaldırıldı.Washington'daki Kongre binasında ABD bayrağı (Reuters)

ABD askeri unsurlarının İran'a doğru hareket ettiği bir dönemde Kaine dün yaptığı açıklamada, "Eğer bazı meslektaşlarım savaşı destekliyorsa, masalarının altına saklanmak yerine, cesurca oy verip seçmenlerine hesap vermeliler" ifadelerini kullandı.

Kaine'in bir yardımcısı, karar tasarısının Senato'da oylamaya sunulması için henüz bir zaman çizelgesi belirlenmediğini söyledi.

Temsilciler Meclisi'nde, Kentucky'den Cumhuriyetçi Temsilci Thomas Massie ve Kaliforniya'dan Demokrat Temsilci Ro Khanna, önümüzdeki hafta benzer bir karar tasarısı üzerinde oylama yapılması için girişimde bulunacaklarını açıkladılar.

Khanna, X platformunda yaptığı bir paylaşımda şunları yazdı: "Trump'ın yetkilileri, İran'a yönelik saldırı olasılığının yüzde 90 olduğunu söylüyor. Bunu Kongre onayı olmadan yapamaz."


Trump, İran'a nasıl bir saldırı düzenlemeyi planlıyor?

Trump, İran'da aralık ayında patlak veren protestoların ardından askeri harekat tehdidinde bulunmaya başlamıştı (Reuters)
Trump, İran'da aralık ayında patlak veren protestoların ardından askeri harekat tehdidinde bulunmaya başlamıştı (Reuters)
TT

Trump, İran'a nasıl bir saldırı düzenlemeyi planlıyor?

Trump, İran'da aralık ayında patlak veren protestoların ardından askeri harekat tehdidinde bulunmaya başlamıştı (Reuters)
Trump, İran'da aralık ayında patlak veren protestoların ardından askeri harekat tehdidinde bulunmaya başlamıştı (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağı artırırken, Amerikan medyası İran'a saldırı senaryolarını masaya yatırdı.

CNN'in analizinde, İran'a saldırı durumunda askeri ve siyasi liderlerin hedef alınabileceği veya nükleer tesislere sınırlı saldırılar düzenlenebileceği belirtiliyor.

Nükleer tesislere saldırının, geçen yıl haziranda düzenlenenlere kıyasla "daha büyük ölçekli" olacağı savunuluyor.

İran'a yönelik olası saldırılar için ABD ordusuna bir hedef listesi sunulmadı. Bu da Trump'ın henüz herhangi bir askeri harekat emri vermediğinin işareti. Beyaz Saray yetkilileri, Cumhuriyetçi liderin diplomatik çözümden yana tercihini sürdürdüğünü söylüyor.

ABD Başkanı, perşembe günkü açıklamasında "10 gün içinde" bir anlaşmanın yapılıp yapılamayacağının belli olacağını söylemiş, daha sonra bu süreyi 15 güne çıkardığını bildirmişti. Müzakerelerde anlaşma sağlanamaması halinde İran'a saldırma tehdidini de yinelemişti.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla konuşan Trump'a yakın iki üst düzey yetkili, ABD Başkanı'nın hazirandaki saldırı emrini vermeden önce de son ana kadar beklediğini söylüyor. Venezuela'ya geçen ay düzenlenen operasyonda da benzer bir sürecin yaşandığını aktarıyorlar.

Wall Street Journal'ın analizinde, İran'ın anlaşmaya yanaşmaması halinde Trump'ın geniş ölçekli saldırı talimatı vererek Tahran yönetimini devirmeye çalışabileceği yazılıyor.

Bunun yanı sıra Trump'ın "sınırlı saldırı" seçeneğini değerlendirdiği de belirtiliyor. Bu seçenekle Trump, küçük ölçekli saldırılarla İran'ı anlaşmaya yapmaya zorlayabilir.

Kimliğinin paylaşılmamasını isteyen bir ABD'li yetkili, İran uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurana kadar saldırıların artarak devam edebileceğini savunuyor. Diğer yandan böyle bir hamlenin Tahran yönetiminin müzakerelerden çekilmesine yol açabileceğine de dikkat çekiliyor.

İran muhtemel ABD saldırılarına karşı güçlü misilleme yapılacağı uyarısında bulunmuştu. Ülkenin dini lideri Ali Hamaney, bu haftaki açıklamasında "Dünyanın en güçlü ordusu bile bazen öyle bir tokat yiyebilir ki yerinden kalkamayabilir" demişti.

İsrail ve ABD'nin Haziran 2025'te İran'a düzenlediği saldırılarla 12 gün süren savaş nedeniyle kesintiye uğrayan diplomatik süreç, tarafların Umman'da masaya oturmasıyla yeniden başladı.

Maskat'taki ilk tur görüşmelerin ardından müzakereler Cenevre'ye taşındı. İran heyetine Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi başkanlık ederken, ABD'yi ise Trump'ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Witkoff temsil ediyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


İran'a yönelik saldırı tehditleri arasında "Gerald Ford" uçak gemisi Akdeniz'e girdi

Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
TT

İran'a yönelik saldırı tehditleri arasında "Gerald Ford" uçak gemisi Akdeniz'e girdi

Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)

Dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald R. Ford, dün Akdeniz'e girerken görüntülendi. Bu durum, Başkan Donald Trump'ın emriyle yoğunlaştırılmış askeri konuşlandırma kapsamında İran'a karşı askeri müdahale olasılığını gündeme getirdi.

Atlantik Okyanusu'nu Akdeniz'den ayıran Cebelitarık Boğazı'nı geçen geminin fotoğrafı, AFP tarafından Cebelitarık'tan yayınlandı.

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda davetlilere konuşuyor (AP)Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda davetlilere konuşuyor (Arşiv-AP)

Trump dün, Tahran ve Washington arasında İran'ın nükleer programı konusunda bir anlaşmaya varılamaması durumunda İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi "değerlendirdiğini" söyledi.

Bir önceki gün ise karar verme süresinin 10 ila 15 gün olduğunu belirtmişti.

ABD'ye ait bir diğer uçak gemisi olan USS Abraham Lincoln, ocak ayının sonundan beri Ortadoğu'da bulunuyor.

USS Gerald R. Ford'un Akdeniz'e gelmesiyle birlikte, İran'a karşı olası saldırılara hazırlık amacıyla önemli bir askeri yığılmanın yaşandığı bölgede ABD'nin ateş gücü önemli ölçüde arttı.

Aşağıda, Orta Doğu'da veya yakınlarında konuşlandırılmış en önemli Amerikan askeri varlıklarının listesi yer almaktadır:

Gemiler

ABD'li bir yetkilinin açıklamasına göre Washington'un şu anda Ortadoğu'da 13 savaş gemisi bulunuyor: bir uçak gemisi (USS Abraham Lincoln), dokuz muhrip ve üç kıyı muharebe gemisi.

Dünyanın en büyük uçak gemisi USS Ford, dün çekilen fotoğrafta Cebelitarık Boğazı'ndan Akdeniz'e geçerken görüntülendi. Üç muhrip eşliğinde konuşlanan geminin varlığıyla, Ortadoğu'daki ABD savaş gemisi sayısı toplam 17'ye ulaşacak.

Her bir uçak gemisi binlerce denizci ve onlarca savaş uçağından oluşan hava filoları taşıyor. İki ABD uçak gemisinin aynı anda Ortadoğu'da bulunması nadir görülen bir durumdur.

Uçaklar

İki uçak gemisinde bulunan uçaklara ilave olarak, X platformundaki açık kaynaklı istihbarat bilgilerine, Flightradar24 uçuş takip sitesine ve medya haberlerine göre, Amerika Birleşik Devletleri Ortadoğu'ya onlarca başka savaş uçağı konuşlandırdı.

Bu uçaklar arasında F-22 Raptor ve F-35 Lightning hayalet savaş uçakları, F-15 ve F-16 savaş uçakları ve operasyonlarını desteklemek için gerekli olan KC-135 havadan yakıt ikmal tankerleri de bulunmaktadır.

New York'taki Soufan Araştırma Merkezi, "50 ilave Amerikan savaş uçağı, F-35, F-22 ve F-16, bu hafta Körfez Arap devletlerindeki üslerde konuşlandırılmış yüzlerce uçağa katılmak üzere bölgeye gönderildi" diye yazdı ve bu adımların "Trump'ın (neredeyse her gün tekrarladığı) görüşmelerin başarısız olması durumunda geniş çaplı bir hava ve füze harekatına girişme tehdidini güçlendirdiğini" belirtti.

Şarku'l Avsat'ın Financial Times'ten aktardığına göre bu hafta onlarca askeri yakıt ikmal ve nakliye uçağı Atlantik Okyanusu'nu geçti. Flightradar24'ten alınan verilere göre son üç günde 39 tanker uçağı potansiyel operasyon bölgelerine daha yakın yerlere yeniden konumlandırıldı. Aynı dönemde C-17 Globemaster III'ler de dahil olmak üzere 29 ağır nakliye uçağı ise Avrupa'ya uçtu.

Bir C-17 uçağı üsten Ürdün'e doğru yola çıktı. Gerçek zamanlı komuta ve kontrol operasyonlarının önemli bir bileşeni olan altı adet E-3 Sentry AWACS erken uyarı ve kontrol uçağı da konuşlandırıldı.

Trump, Tahran'dan yaklaşık 5 bin 200 kilometre uzaklıktaki Diego Garcia'daki ortak ABD-İngiltere üssünü saldırılar başlatmak için kullanma olasılığını öne sürdü; Londra ise bu öneriye ilişkin çekincelerini dile getirdi.

 "Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)

Hava savunma sistemleri

Raporlar ayrıca, Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'daki karasal hava savunmasını güçlendirdiğini, bölgedeki güdümlü füze destroyerlerinin ise denizde hava savunma yetenekleri sağladığını gösteriyor.

Bu ay, Patriot ve THAAD füze ve uçak savunma sistemlerini işleten 69. Hava Savunma Tugayı'nın merkezi olan Fort Hood'dan altı uçuş gerçekleştirildi.

Üslerdeki ABD güçleri

Kara birliklerinin İran'a karşı herhangi bir saldırı eylemine katılmaları beklenmese de Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'da misillemeye karşı savunmasız kalabilecek on binlerce askeri personeli bulunmaktadır.

Tahran, Haziran 2015 yılında Washington'un üç İran nükleer tesisini bombalamasının ardından Katar'daki Amerikan üssüne füze fırlatmıştı, ancak bu füzeler hava savunma sistemleri tarafından düşürüldü.