Endülüs'ün geleceğini şekillendiren Kur’an-ı Kerim’i yakma olayları

İspanya kralları, Araplardan ve Müslümanlardan bu şekilde ‘kurtulmayı’ planladı.

İspanya Kralı IV. Carlos’un Manila Katedrali'ndeki heykeli. (Shutterstock)
İspanya Kralı IV. Carlos’un Manila Katedrali'ndeki heykeli. (Shutterstock)
TT

Endülüs'ün geleceğini şekillendiren Kur’an-ı Kerim’i yakma olayları

İspanya Kralı IV. Carlos’un Manila Katedrali'ndeki heykeli. (Shutterstock)
İspanya Kralı IV. Carlos’un Manila Katedrali'ndeki heykeli. (Shutterstock)

Teysir Halef

Gırnata Emirliği'nin 1492 yılında yıkılmasından sonra Kur'an-ı Kerim ve İslami kitapların yakılması olayları, Endülüs ve Endülüs halkının geleceğini şekillendirmede çok önemli rol oynadı. Görünüşe göre Yeni İspanya kralları, Müslüman kitleler arasında Kur’an-ı Kerim’in yakılması konusundaki aşırı hassasiyeti fark ettikten sonra bu oyunda ustalaştılar. Bu yüzden daha da abartarak Müslümanların en kutsal ayı olan mübarek Ramazan Ayı’nda halka açık olarak Kur’an-ı Kerim’i yakma törenleri düzenlediler. Bütün bunların amacı, Endülüslüleri kışkırtmak ve onları İspanyol otoritesine karşı isyana sevk etmekti. Söz konusu durum, otoritenin kendilerine bazı hak ve özgürlükleri garanti eden önceki anlaşmalardan geri çekilmesini haklı kılıyor ve Endülüslülerin (nihai amacı onları yok etmek veya ülkeyi terk etmeye zorlamak olan) eşitsiz savaşlara dahil olmasına yol açıyordu.

Uzun savaşlar, anlaşmalar ve ihanetlerden sonra Gırnata Emirliği, Kastilya Kraliçesi Isabella (MS 1451-1504) ve kocası Aragon Kralı Fernando'nun (MS 1452-1516) eline geçti. Endülüs'ün son kralı olan Ebu Abdullah es-Sağir (MS 1460-1527) tarafından 1491'de imzalanan teslim anlaşması, Endülüslülere son kalelerinde Kastilya Kraliçesi'nin yönetimi altında geleneklerini, göreneklerini ve dillerini korumalarına izin veren, bir ölçüde din özgürlüğünü garanti ediyordu. Ancak yıllar sonra bu hırslı kraliçe, Gırnata'nın kendi dilinde ve geleneklerinde Arap Müslüman Gırnata olarak kaldığını anladı. Hatta Endülüs şehirlerinin çoğunun, bazılarının yüzyıllar önce yıkılmasına rağmen halen Arap-İslam kimliğini koruduğunu fark etti. Bu yüzden anlaşmayı geri çekmeye, Araplardan ve Müslümanlardan arınmış birleşik bir İspanya için yeni bir çağ başlatmaya karar verdi.

Kraliçe Isabella'nın planı, Endülüslüleri İspanyol tahtına karşı isyana zorlamaktı. Zira bu isyan, Gırnata Anlaşması’nı geri çekmek ve Endülüslülere tanınan tüm hakların düşmesi için yasal bir bahane oluşturacaktı. Kraliçe, yeni Hıristiyanlardan birinden Kur'an-ı Kerim'in kutsallığı ve Müslümanların kalbindeki yüce konumu hakkında tavsiye alarak mübarek Ramazan Ayı münasebetiyle Albaicin'de büyük bir eğlence düzenledi. Gırnata şehir merkezinde bulunan meydanda, içine Kur'an-ı Kerim ve diğer İslami kitapların atıldığı büyük bir ateş yakıldı. Bu rezil girişim Müslümanları kışkırtarak ayaklanmaya yöneltti ve onlar yaptıkları eylemin bedelini ağır bir şekilde ödediler.

Gırnatalılar ve Kastilyalılar arasındaki güç eşitsizliğine rağmen, ayaklanma 1499'dan 1501'e kadar tam iki yıl sürdü. Gelgitler, zaferler ve gerileme dönemlerinden geçti. Bu arada camilerin kapatılması, Arapça konuşulmaması, Arap-İslam kıyafetleri giymenin yasaklanması, hamamların kapatılması ve Müslümanların Hristiyanlığa zorlanması için fermanlar çıkarıldı. Baskılar sonucu bazıları Arapça isimlerini Hristiyan isimleriyle değiştirdiler ve vaftizi kabul ettiler.

Yeni İspanya kralları, Endülüslülerin Hıristiyanlığı seçiyormuş gibi yapmalarının aslında bağımsızlıklarını ve özgürlüklerini yeniden kazanmak için uygun bir fırsat kollayan kendi açılarından bir manevra olduğunun farkındaydılar. Bu nedenle Engizisyon faaliyetlerine başlayıp insanları gizlice İslam dininin ibadetlerini yerine getirmekten sorumlu tutmaya başladılar. Böylece, Müslümanlardan on binlercesi ‘dini sapkınlık’ suçlamasıyla ateşe verildi. On binlercesi de kazığa geçirilme gibi insanlığı utandıran vahşi işkencelerle öldürüldü. İber Yarımadası tarihinde karanlık bir dönemin kefareti olarak onun için birden fazla İspanyol şehrinde sergiler açıldı ve müzeler kuruldu.

Kraliçe, yeni Hıristiyanlardan birinden Kur'an-ı Kerim'in kutsallığı ve Müslümanların kalbindeki yüce konumu hakkında tavsiye alarak mübarek Ramazan Ayı münasebetiyle Albaicin'de büyük bir eğlence düzenledi. Gırnata şehir merkezinde bulunan meydanda, içine Kur'an-ı Kerim ve diğer İslami kitapların atıldığı büyük bir ateş yakıldı.

Bu katliamdan yaklaşık seksen yıl sonra, İspanya Kralı II. Felipe (MS 1527-1598) ve seçkin Katolik din adamları, Endülüs'ün birçok şehrinde ve kırsal bölgelerinde halen gizli Müslümanların olduğunu ve İspanyol isimlerinin yanı sıra Arapça Müslüman isimleri taşıdıklarını keşfetti. Özellikle Akdeniz sularının batı yakasında Osmanlı tehdidinin ortaya çıkmasından sonra buna bir son vermek gerekiyordu. Daha sonra Kral II. Felipe, Isabella'nın daha önce denediği plana başvurdu ve 1567 yılında Endülüslülere Kastilya dilini öğrenmeleri için üç yıl süre veren bir kararname çıkardı. Bundan sonra hiç kimsenin Arapça yazmasına, okumasına veya iletişim kurmasına izin verilmeyecek ve bu dilde yapılan hiçbir sözleşme veya işlem tanınmayacaktı. Tüm Arapça kitaplar bir ay içinde Granada Kraliyet Konseyi Başkanı’na teslim edilecekti. Ferman, yeni Arap kıyafetleri dikilmesini ve geri kalanının imha edilmesini de yasaklamış, ayrıca cuma ve bayram günleri evlerin kapılarının açılmasını da emretmişti. Böylece yetkililer ve rahipler evlerin içlerinde olup biteni görebilecek ve ibadetlerin yapılmasını engelleyecekti. Ayrıca halkın Arapça isim ve unvanları kullanmaları da yasaklandı ve Endülüs çocuklarının Katolik rahipler tarafından eğitimi zorunlu hale getirildi. Söz konusu dönem, evlerde ve sığınaklarda saklanan Kur'an-ı Kerim nüshalarının, İslami kitapların ve Arapça yazılmış belgelerin bulunmasının ardından bir soykırımla sonuçlandı.

İkinci devrim

Beklendiği ve planlandığı gibi, II. Felipe'in baskı politikaları, adı el-Mudecar olan Endülüslüleri, Farac bin Farac liderliğindeki Gırnata'ya bağlı Cebel el-Bişrat'ta kendisine karşı silahlı bir devrim ilan etmeye sevk etti. Farac, Kuzey Afrika yöneticileriyle onlara yardım etmek için iletişim kuran Diego Lopez olarak bilinen Muhammed İbn Abu'nun yardım ettiği Gırnata'nın son hükümdarı Beni el-Ahmer'in soyundan geliyor.

Fotoğraf Altı: Endülüs mimarisi. (Shutterstock)
Endülüs mimarisi. (Shutterstock)

Hareketlerine bir nevi bağımsız boyut kazandıran liderler, bölgenin vadisinde bir araya gelerek Hristiyanlıktan vazgeçtiler ve Emevi hanedanından Fernando de Balor (Muhammed bin Ümeyye) adlı bir adama biat ettiler. Kastilyalı işgalcilere karşı bir gerilla savaşının başladığını duyurdular. II. Felipe, İspanya ve İtalya'dan askerlerin de dahil olduğu Avusturyalı Don Juan (MS 1547-1578) olarak bilinen üvey kardeşi tarafından yönetilen büyük bir askeri birlik gönderdi. Bazı taktik başarıların bir sonucu olarak, Türkler, Faslılar ve Cezayirlilerden gönüllülerin katılmasıyla isyancıların sayısı 1569 yılında dört bin savaşçıdan 1570 yılında 25 bin savaşçıya yükseldi.

Casuslar ve suikastlar

İspanyol kralı, isyancılar arasına çok sayıda casus ve ajan yerleştirmişti. Onun planı, kritik anlarda kafa karışıklığı yaratmak için suikastları belirli zaman ve tarihlerde gerçekleştirmekti. Süreç, İspanyolların yaklaşık yüz elli Endülüs ileri gelenini öldürdüğü Gırnata hapishanesi katliamını gerçekleştirmesiyle başladı. Ancak Muhammed bin Ümeyye'nin babası ve erkek kardeşini ona karşı baskı yapmak için bu ileri gelenlerin dışında tuttular. Bu yüzden İbn Ümeyye, Avusturyalı Don Juan'a bir mektup göndererek babasını ve erkek kardeşini serbest bırakmasını teklif etti. İspanyollar teklifi reddettiler ve babasını İbn Ümeyye’yi teslim olmaya davet eden bir mektup yazmaya zorladılar.

Babasının mektubu, İbn Ümeyye'yi kışkırtmak için kullanıldı. İspanyollar, İbn Ümeyye’nin teslim olmayı kabul ettiğine dair bir komplo kurarak isyancıları silahlarını bırakmaya çağıran sahte bir mektup yazdı. Mektup, ona inanan İbn Abu’ya ulaştı. O da İbn Ümeyye’nin evine yürüdü. Onu tutukladı ve kendisine yöneltilen suçlamalarla onu yüzleştirdi. Elindeki mektubu da ona gösterdi. İbn Ümeyye kendisine yöneltilen tüm suçlamaları reddetti ve mektubun sahte olduğunu söyledi. Buna binaen meselenin iyice araştırılması için hapse gönderildi. Burada damadı ve kâtibi başta olmak üzere ajanlar, sahneye çıktı. 20 Ekim 1569 gecesi onu hapishanede boğarak öldürdüler.

Bundan sonra İbn Abu, devrimin liderine biat ederek Mevlayi Abdullah unvanını aldı ve bazı zaferler elde etmeyi başardı. Ancak kısa süre sonra kuvvetlerinin yüzbinlerce düzenli İspanyol ve İtalyan askerine karşı koyamayacağını anlayınca Osmanlı İmparatorluğu'ndan yardım istedi. Cezayir'deki Osmanlı yöneticisi Ali Paşa'ya bir mektup gönderdi. Kendi imkanlarıyla gelen bazı Türk ve Cezayirli gönüllüler dışında kimse ona cevap vermedi.

Yaşanan yenilgiler ve Marakeş'e Osmanlı’dan erzak gelmesinden duyulan çaresizlik karşısında devrimciler üç görüşe ayrıldı. Birinci grup, teslim olmayı reddederek ölümüne savaşmayı tercih etti ve bu ekibin başında İbn Abu vardı. İkinci grup, savaşa devam etmenin beyhudeliğini gördü ve İspanyollarla mümkün olan en iyi şartlarda teslim olmaları için müzakere çağrısında bulundu. Üçüncü grup ise Cezayir ve Fas kıyılarına göç etmeyi tercih etti.

İbn Abu ve adamları, takipçileri arasına yerleştirilen bazı İspanyol casusları 13 Mart 1571'de el-Bişrat mağaralarından birinde onun hayatına son vermeyi başarana kadar davalarında kararlı kaldılar.

Müslümanlardan on binlercesi dini sapkınlık suçlamasıyla ateşe verildi. On binlercesi de kazığa geçirilme gibi insanlığı utandıran vahşi işkencelerle öldürüldü.

İnsanlığın başarısızlığa uğrayan devriminin en belirgin sonuçlarından biri, yaklaşık seksen bin Endülüslünün İspanya'nın çeşitli bölgelerine dağılması ve çoğu köylü olan insanların Kastilya'ya nakledilmesiydi. Böylece 270’ten fazla köy, Arap Müslüman nüfusundan boşaltılarak Kastilyalılar ve Aragonlulara verildi. Endülüs köylülerinin köylerinin boş olması nedeniyle İspanya'da ekonomik bir felaket yaşanmış, tarım güçleri azalmış ve ipek endüstrisi tamamen yok olmuştur.

İsveç polisi, birkaç yıl önce Irak'tan İsveç'e kaçan 37 yaşındaki Momika'ya, 28 Haziran 2023'te Stockholm'de bir caminin önünde düzenlenen protesto esnasında bir Kur’an-ı Kerim’i yakma izni verdi. (AFP)
İsveç polisi, birkaç yıl önce Irak'tan İsveç'e kaçan 37 yaşındaki Momika'ya, 28 Haziran 2023'te Stockholm'de bir caminin önünde düzenlenen protesto esnasında bir Kur’an-ı Kerim’i yakma izni verdi. (AFP)

Gırnata ve Bişrat Endülüslülerini kuzey ve batı bölgelerine dağıtma uygulaması, beklediklerinin aksine, Endülüslülere dinlerini ve Arap dilini unutturma hedefine ulaşılmasına katkı sağlamadı. Aksine, bunun tam tersi gerçekleşti. Öyle ki yerinden yurdundan edilmiş Gırnata Endülüslüleri, nakledildikleri bölgelere önceki yıllarda zorunlu yerleşimle kendilerinden önce gelen Endülüsler üzerinde büyük bir etkiye sahip oldular. Aynı şekilde bulundukları toplumlara fiilen entegre olmak üzere olanlar üzerinde de etki ederek dillerini, adetlerini ve dinlerini onlara geri döndürdüler. Bu durum, III. Felipe’nin 1609 yılında tüm Endülüslüleri İspanya’dan sürme yönündeki meşhur kararı almasındaki asıl etkendir.

Günümüz, düne ne kadar da benziyor. Bugün, Avrupa’daki aşırı sağcı radikal örgüt ve şahıslar, bazı Müslüman devletlerin konsoloslukları önünde Kur’an-ı Kerim yakma ‘törenleriyle’ ve Müslüman sığınmacıları sınır dışı ederek, insanları, Müslüman göçmenlerin ev sahibi Batı toplumlarına entegre edilmemesi fikrine bahane ve delil olan tepkilere çekmeye çalışıyorlar. Çünkü iddialara göre Müslümanlar entegre olmaya yatkın değil. Bu da yüz yılı aşkın bir süre önce İspanyol Reconquista savaşlarında etkili olduğu kanıtlanmış bir oyundur. Peki, bu oyun günümüzde iletişim araçlarının, uluslararası ve insani ilişkilerin büyük dönüşümler yaşadığı bu dönemde başarılı olabilecek mi?

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Majalla’dan çevrildi.



İran'a yönelik saldırı tehditleri arasında "Gerald Ford" uçak gemisi Akdeniz'e girdi

Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
TT

İran'a yönelik saldırı tehditleri arasında "Gerald Ford" uçak gemisi Akdeniz'e girdi

Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)

Dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald R. Ford, dün Akdeniz'e girerken görüntülendi. Bu durum, Başkan Donald Trump'ın emriyle yoğunlaştırılmış askeri konuşlandırma kapsamında İran'a karşı askeri müdahale olasılığını gündeme getirdi.

Atlantik Okyanusu'nu Akdeniz'den ayıran Cebelitarık Boğazı'nı geçen geminin fotoğrafı, AFP tarafından Cebelitarık'tan yayınlandı.

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda davetlilere konuşuyor (AP)Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda davetlilere konuşuyor (Arşiv-AP)

Trump dün, Tahran ve Washington arasında İran'ın nükleer programı konusunda bir anlaşmaya varılamaması durumunda İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi "değerlendirdiğini" söyledi.

Bir önceki gün ise karar verme süresinin 10 ila 15 gün olduğunu belirtmişti.

ABD'ye ait bir diğer uçak gemisi olan USS Abraham Lincoln, ocak ayının sonundan beri Ortadoğu'da bulunuyor.

USS Gerald R. Ford'un Akdeniz'e gelmesiyle birlikte, İran'a karşı olası saldırılara hazırlık amacıyla önemli bir askeri yığılmanın yaşandığı bölgede ABD'nin ateş gücü önemli ölçüde arttı.

Aşağıda, Orta Doğu'da veya yakınlarında konuşlandırılmış en önemli Amerikan askeri varlıklarının listesi yer almaktadır:

Gemiler

ABD'li bir yetkilinin açıklamasına göre Washington'un şu anda Ortadoğu'da 13 savaş gemisi bulunuyor: bir uçak gemisi (USS Abraham Lincoln), dokuz muhrip ve üç kıyı muharebe gemisi.

Dünyanın en büyük uçak gemisi USS Ford, dün çekilen fotoğrafta Cebelitarık Boğazı'ndan Akdeniz'e geçerken görüntülendi. Üç muhrip eşliğinde konuşlanan geminin varlığıyla, Ortadoğu'daki ABD savaş gemisi sayısı toplam 17'ye ulaşacak.

Her bir uçak gemisi binlerce denizci ve onlarca savaş uçağından oluşan hava filoları taşıyor. İki ABD uçak gemisinin aynı anda Ortadoğu'da bulunması nadir görülen bir durumdur.

Uçaklar

İki uçak gemisinde bulunan uçaklara ilave olarak, X platformundaki açık kaynaklı istihbarat bilgilerine, Flightradar24 uçuş takip sitesine ve medya haberlerine göre, Amerika Birleşik Devletleri Ortadoğu'ya onlarca başka savaş uçağı konuşlandırdı.

Bu uçaklar arasında F-22 Raptor ve F-35 Lightning hayalet savaş uçakları, F-15 ve F-16 savaş uçakları ve operasyonlarını desteklemek için gerekli olan KC-135 havadan yakıt ikmal tankerleri de bulunmaktadır.

New York'taki Soufan Araştırma Merkezi, "50 ilave Amerikan savaş uçağı, F-35, F-22 ve F-16, bu hafta Körfez Arap devletlerindeki üslerde konuşlandırılmış yüzlerce uçağa katılmak üzere bölgeye gönderildi" diye yazdı ve bu adımların "Trump'ın (neredeyse her gün tekrarladığı) görüşmelerin başarısız olması durumunda geniş çaplı bir hava ve füze harekatına girişme tehdidini güçlendirdiğini" belirtti.

Şarku'l Avsat'ın Financial Times'ten aktardığına göre bu hafta onlarca askeri yakıt ikmal ve nakliye uçağı Atlantik Okyanusu'nu geçti. Flightradar24'ten alınan verilere göre son üç günde 39 tanker uçağı potansiyel operasyon bölgelerine daha yakın yerlere yeniden konumlandırıldı. Aynı dönemde C-17 Globemaster III'ler de dahil olmak üzere 29 ağır nakliye uçağı ise Avrupa'ya uçtu.

Bir C-17 uçağı üsten Ürdün'e doğru yola çıktı. Gerçek zamanlı komuta ve kontrol operasyonlarının önemli bir bileşeni olan altı adet E-3 Sentry AWACS erken uyarı ve kontrol uçağı da konuşlandırıldı.

Trump, Tahran'dan yaklaşık 5 bin 200 kilometre uzaklıktaki Diego Garcia'daki ortak ABD-İngiltere üssünü saldırılar başlatmak için kullanma olasılığını öne sürdü; Londra ise bu öneriye ilişkin çekincelerini dile getirdi.

 "Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)

Hava savunma sistemleri

Raporlar ayrıca, Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'daki karasal hava savunmasını güçlendirdiğini, bölgedeki güdümlü füze destroyerlerinin ise denizde hava savunma yetenekleri sağladığını gösteriyor.

Bu ay, Patriot ve THAAD füze ve uçak savunma sistemlerini işleten 69. Hava Savunma Tugayı'nın merkezi olan Fort Hood'dan altı uçuş gerçekleştirildi.

Üslerdeki ABD güçleri

Kara birliklerinin İran'a karşı herhangi bir saldırı eylemine katılmaları beklenmese de Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'da misillemeye karşı savunmasız kalabilecek on binlerce askeri personeli bulunmaktadır.

Tahran, Haziran 2015 yılında Washington'un üç İran nükleer tesisini bombalamasının ardından Katar'daki Amerikan üssüne füze fırlatmıştı, ancak bu füzeler hava savunma sistemleri tarafından düşürüldü.


Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
TT

Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)

The Telegraph gazetesinin haberine göre Buckingham Sarayı, eski İngiliz prensi Andrew -kamuoyunda kullanılan adıyla Andrew Mountbatten-Windsor- için doğabilecek hukuki masrafların vergi mükelleflerine yüklenmemesini güvence altına alacak.

Konuya yakın bir kaynak, eski prensin avukatlık ücretlerini karşılayamaması halinde mali yükün ‘kamu hazinesine yansıtılmayacağını’ belirtti. Ancak sarayın söz konusu giderleri hangi kaynaktan karşılayabileceği henüz netlik kazanmadı. Kaynaklar, Kral Charles’ın kardeşinin faturalarını kişisel olarak ödemeyeceğini ifade etti.

Mountbatten-Windsor dün Sandringham House’taki evinde, kamu görevine ilişkin usulsüzlük şüphesiyle gözaltına alındı. Polis, ticari temsilci olarak görev yaptığı dönemde hassas bilgileri Jeffrey Epstein ile paylaştığı iddialarını soruşturuyor.

dfvgthy6yjy6
Andrew Mountbatten-Windsor, kamu görevinde suistimal şüphesiyle gözaltına alındığı gün polis karakolundan ayrılırken (Reuters)

Olası hukuki savunma sürecinde ise Andrew’in yakın çevresinde kalmayı sürdüren tek isim olarak ceza avukatı Gary Bloxsome öne çıkıyor. Bir kaynak dün, “Hâlâ yanında olan tek kişi o” ifadesini kullandı.

The Telegraph’ın haberine göre, Andrew’in gözaltına alınmasının ardından Bloxsome’un hizmetlerine duyulan ihtiyaç daha da artacak. Eski York Dükü, 2020 yılında ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI), çocuklara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla anılan finansör Jeffrey Epstein ile ilişkisine dair yürüttüğü soruşturma sırasında da aynı avukatla çalışmıştı.

Sonrasında Bloxsome’un görevlendirilmesinin isabetli bir karar olduğu değerlendirildi. Prensi çevreleyen utanç verici kriz sürecinde dost ve tanıdıkların zamanla uzaklaştığı belirtilirken, avukatın Andrew’in yanında kalmayı sürdürdüğü aktarıldı. Zaman içinde en yakın isimlerinden biri haline gelen Bloxsome, ‘her an ulaşılabilen avukatı’ olarak tanımlandı; hukuk dosyalarını değerlendirdiği kadar golf sahasında da müvekkiliyle vakit geçirdiği ifade edildi.

Bloxsome’un, yakın zamana kadar Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge adlı konutuna giderek yüksek profilli müvekkiliyle çay içmeyi sürdürdüğü kaydedildi.

dvfgthy
Kraliçe II. Elizabeth, 2013 yılında Buckingham Sarayı’nın balkonundan, oğulları Prens Charles (solda) ve Prens Andrew ile birlikte el sallıyor. (AFP)

Ceza avukatı Gary Bloxsome’un, Andrew Mountbatten-Windsor’ı kamu görevinde suistimal suçlamalarına karşı temsil etmesi en güçlü ihtimal olarak görülüyor. Konuya yakın bir kaynak, “Başka kime başvurabilir? O bir ceza avukatı ve bu Gary’nin uzmanlık alanı. Bu görev için ondan daha iyisi yok” dedi. Aynı kaynak, Mountbatten-Windsor’ın başka bir hukukçuya yönelmesinin mantıklı olmayacağını, zira Bloxsome’un geçmiş sürece hâkim olduğunu ve aralarında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirtti.

Polisin, prensin Sandringham Kraliyet Arazisi’ndeki geçici konutu Wood Farm’a baskın düzenlediği sırada, Bloxsome The Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada gelişmelerden ‘hiçbir şekilde haberdar olmadığını’ söyledi. Avukatın, Andrew’in sorgulandığı polis merkezine gidip gitmediği ise henüz bilinmiyor.

Gözaltı işlemi, Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge’dan ayrılarak Norfolk’ta yeni bir hayata başlamasından yalnızca iki hafta sonra gerçekleşti. Bloxsome dışında yakın çevresinin giderek daralması, prensin ruh sağlığına ilişkin endişeleri artırdı.

Taşınmadan önce her gün ata bindiği belirtilen Andrew’in, Windsor’daki geniş konutunda neredeyse tamamen izole bir yaşam sürdüğü ifade edildi. Haberlerde, birkaç ay önce haber takibini bıraktığı öne sürülürken, baskıların artmasıyla birlikte ağır bir depresyon sürecine girdiği de kaynaklar tarafından dile getirildi.

vfgthy
Andrew Mountbatten-Windsor, Royal Lodge yakınlarında ata binerken (Reuters)

Aralık ayında, Londra Metropolitan Polisi’nin ziyareti sonrasında Andrew silah ruhsatlarını ve av tüfeği sertifikalarını teslim etmek zorunda kaldı. Bu adımla ilgili resmi bir gerekçe açıklanmadı. Ancak kaynaklar, kişisel güvenliğinin aile için öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, tüm aile üyelerinin emniyetini sağlamak amacıyla ‘özen yükümlülüğünün sürdüğünü’ vurguladı.


Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.