Nijer’de siyasi çıkmaz ve sertleşen askeri ton ortasında karar anı yaklaşıyor

ECOWAS heyeti ve askeri konsey arabuluculuğunun başarısızlığına karşı tehditlere boyun eğilmesi reddediliyor.

Eylemciler, Nijer’in başkenti Niamey’de 3 Ağustos 2023’te düzenlenen yürüyüş kapsamında, Ulusal Meclis’in girişinde ve çatısında duran eylemciler. (EPA)
Eylemciler, Nijer’in başkenti Niamey’de 3 Ağustos 2023’te düzenlenen yürüyüş kapsamında, Ulusal Meclis’in girişinde ve çatısında duran eylemciler. (EPA)
TT

Nijer’de siyasi çıkmaz ve sertleşen askeri ton ortasında karar anı yaklaşıyor

Eylemciler, Nijer’in başkenti Niamey’de 3 Ağustos 2023’te düzenlenen yürüyüş kapsamında, Ulusal Meclis’in girişinde ve çatısında duran eylemciler. (EPA)
Eylemciler, Nijer’in başkenti Niamey’de 3 Ağustos 2023’te düzenlenen yürüyüş kapsamında, Ulusal Meclis’in girişinde ve çatısında duran eylemciler. (EPA)

Nijer’deki durum, hem içeride hem de dışarıda daha fazla gerilme doğru evriliyor ve bu kontrolden çıkma tehdidi oluşturuyor. İçeride, son saatlerde darbeciler devrik Cumhurbaşkanı Muhammed Bazoum’a baskı uyguluyor. Bazoum, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın bir kanadına kapatılmış olmasına rağmen, birden fazla kez görüştüğü Fransa Cumhurbaşkanı da dahil olmak üzere Batılı liderlerle iletişim kurabiliyor. Ayrıca arabuluculuk yapmaya çalışan Çad Devlet Başkanı Mahamat Idriss Deby’yi de kabul etti.

Bazoum, eşi ve oğluyla birlikte Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın bir kanadında tutuluyor. Niamey’den edinilen bilgiye göre alıkoyulduğu kanadın elektriği kesildi. Öyle görünüyor ki ABD merkezli Washington Post gazetesine ulaşan ve hızlı yardım çağrısı içeren makalesi, dış dünyayla son teması olacak. Aynı şekilde Batı Afrika Ülkeleri Ekonomik Topluluğu’nun (ECOWAS) darbeci liderlerle ve devrik Cumhurbaşkanı ile görüşmek üzere Niamey’e gönderdiği heyet, hayal kırıklığıyla Abuja’ya geri döndü. Ne darbeci lider ne de Cumhurbaşkanı Bazoum ile görüşebildi. Bu da Nijerya Cumhurbaşkanı Bola Tinubu’nun belirttiğine göre dostane çözüm arayışlarının çıkmaza girdiği anlamına geliyor.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre eski Nijerya Devlet Başkanı Abdulsalami Abubakar ve üst düzey ECOWAS yetkililerinin başkanlık ettiği heyet, darbecileri hareketlerinden geri adım atmaya ikna etmek, ülkede anayasal düzeni yeniden sağlamak ve koşulları ve belki de Afrika örgütünün darbe liderlerine sağlayabileceği garantileri ve son tarihleri görüşmek üzere görevlendirildi.

Fotoğraf Altı: Nijer’de gerçekleşen darbeyi destekleyenler Rusya bayrağını dalgalandırdı.
Nijer’de gerçekleşen darbeyi destekleyenler Rusya bayrağını dalgalandırdı.

Bakanlar tutuklandı

Darbeciler bununla da yetinmeyerek, birkaç günlük tereddütten sonra bir grup bakan, güvenlik görevlisi ve politikacıyı tutuklamaya devam etti. Tutuklanan politikacılar, Cumhuriyet Sarayı yakınlarındaki sıkı korunan bir binaya yerleştirildi. Bu çerçevede askeri konsey, Nijer’in Fransa, ABD, Nijerya ve Togo’daki büyükelçilerinin görevlerine son verilmesi kararı aldı.

Dış cephede ise askeri yetkililer, hükümete bağlı iki Fransız medya kuruluşunun (France 24 TV ve Radio France Internationale) yayınını kesti. Bu bağlamda ‘France Media of the World’ adlı harici bir yayın kuruluşundan yayın yapılıyor. Bu durum, Fransa hükümetini sert bir yanıt vermeye yöneltti.

Fransa Dışişleri Bakanlığı, basın ve ifade özgürlüğünü koruma ve gazetecileri koruma konusundaki kararlılığını dile getirdi. Ayrıca Paris, basın karşıtı önlemlerin, darbeciler tarafından yürütülen otoriter baskı zemininde geldiğini dile getirdi. Bu çerçevede Nijer, iki darbeden sonra ortaya çıkan iki askeri konsey tarafından yönetilen Mali ve Burkina Faso’nun izlediği yolu takip ediyor.

Fransa’nın durumu farklı

Fransa, ABD, İngiltere veya diğer Batılı ülkelerden farklı olarak, Nijer’de siyasi, ekonomik ve askeri varlığı olan Almanya ve İtalya gibi günden güne yerel yönetimlerin hedef tahtasında beliriyor. Nijer ordusu, Paris’i ‘güvenlik durumu gerekçesiyle vatandaşlarını sınır dışı etmeye’ iten nedenlere anlam veremiyor. Darbeci liderlere göre hiçbir Fransız vatandaşı, tehdit edilmedi veya saldırıya uğramadı. Ulusal Gün münasebetiyle yapılan gösteriler, sakin geçti. Darbecilere desteklerini ifade etmek için meydanlara ve sokaklara dökülen göstericiler, güvenlik güçleri tarafından sıkı koruma sağlanan Fransa büyükelçiliğine yaklaşmadı. Paris’in kararı, diğer ülkeleri (İtalya, Almanya, ABD ve İngiltere gibi…) vatandaşlarını tamamen veya kısmen tahliye etmeye sevk etti.

Askeri konsey tarafından yapılan son duyuru, Niamey ile Paris arasında imzalanan çok sayıda askeri anlaşmanın iptali oldu. Bunlardan en önemlisi 10 yıl önce imzalanan savunma anlaşması. Bir askeri konsey üyesi, devlet televizyonu üzerinden yapılan açıklamada Fransa’nın kayıtsız tavrı karşısında olduğunu belirtti. Üye, “Ulusal Anavatanı Koruma Konseyi, bu ülke (Fransa) ile güvenlik ve savunma alanında iş birliği anlaşmalarını geçersiz kılmaya karar verdi” dedi.

Cumhurbaşkanı Bazoum’un, Fransa’nın Mali’den çektiği Barkhane gücünün bir kısmını Nijer üslerine konuşlandırmasını kabul ettiğini belirtmek gerekiyor. Ayrıca daha sonra Burkina Faso’dan çekilen komando kuvvetine ev sahipliği yapmayı da kabul etti. Bu durum, Fransa açısından Nijer’i, Paris’in Sahel bölgesindeki radikalizm yanlısı ve terör örgütleriyle mücadele çabalarında kullandığı ana askeri üs haline getirdi.

Fotoğraf Altı: Protestocular, Niamey’deki Fransız Büyükelçiliği önünde Nijer ordusu lehine slogan attılar. (AFP)
Protestocular, Niamey’deki Fransız Büyükelçiliği önünde Nijer ordusu lehine slogan attılar. (AFP)

Paris reddetti

Paris, darbe makamlarının kararına, yalnızca meşru Nijer makamlarının Fransa tarafından tanındığını teyit ederek yanıt verdi.

Ancak gözlemciler, bunu beklenen bir adım olarak nitelendirdi. Niamey, daha önce Bamako ve Vagadugu’da olanları taklit ediyor. Ancak eğer gerçekleşirse, Fransız kuvvetlerinin geri çekilmesi bir gecede gerçekleşemez, bunun yerine askeri konsey ile müzakereler ve zaman çizelgesi üzerinde bir anlaşmaya varılması gerekir.

Paris’in Çad, Fildişi Sahili ve Senegal’de askeri üsleri olduğu göz önünde bulundurulduğunda, Paris açısından zorluk, geri çekilen kuvveti alacak bir Afrika ülkesi bulmak olacaktır. Öte yandan askeri konsey tarafından Nijer’de çeşitli çerçevelerde bulunan iki ABD askeri üssü veya Alman, İtalyan ve Belçikalı askerler hakkında herhangi bir bildiri yayınlanmadı. Bu gerçeklik, yabancılaşmanın genel olarak Batı ile değil, özellikle eski sömürge ülke ile olduğunu daha açık bir şekilde gösteriyor.

Ülkedeki durumun çıkmaza girmesi, ECOWAS’ın darbecilere Muhammed Bazoum’u yeniden cumhurbaşkanlığı pozisyonuna getirmeleri için verdiği sürenin sona yaklaşması karşısında öyle görünüyor ki süreç, askeri müdahaleye doğru daha hızlı ilerliyor. Afrika Örgütü’ne üye 11 ülkenin Genelkurmay Başkanları toplantıları Abuja’da sona erdi. Nijer askeri konseyindeki ikinci adamın askeri güç kullanımı çağrısında bulunan ECOWAS cephesine karşı bir cephe kurulmasını görüşmek üzere Bamako ve Vagadugu’ya yaptığı ziyaret de sona erdi.

Fotoğraf Altı: ECOWAS grubunun askeri yetkilileri, çarşamba günü Abuja’da Nijer krizini görüştü. (EPA)
ECOWAS grubunun askeri yetkilileri, çarşamba günü Abuja’da Nijer krizini görüştü. (EPA)

Tehditlere boyun eğme reddedildi

Bu çerçevede cumhurbaşkanlığı muhafızlarının eski başkanı, askeri konsey başkanı ve bugün fiilen komutan olan General Abdurrahman (Ömer) Tchiani, herhangi bir tehdide teslim olmayı reddettiğini, Nijer’in iç işlerine her türlü müdahaleyi reddettiğini ve güçlerinin onları hedef alan herhangi bir askeri harekata yanıt vermeye hazır olduğunu açıkladı. Konsey tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Nijer devletine yönelik herhangi bir saldırı veya saldırı girişimi, üyeliği askıya alınan dost ülkeler (Burkina Faso ve Mali) haricinde örgütün herhangi bir üyesine Nijer savunma ve güvenlik güçleri tarafından uyarı yapılmaksızın anında verilecek bir yanıta tanık olacaktır.”

Bu iki ülke daha önce, Nijer’e yönelik herhangi bir hedef almanın kendilerine karşı bir ‘savaş ilanı’ olarak kabul edileceği ve bunun da askeri müdahalelerini gerektireceği konusunda uyarıda bulunmuştu.

Senegal Dışişleri Bakanı Aissata Tall Sall ise ECOWAS’ın askeri müdahale kararı alması halinde ülkesinin Nijer’de düzenlenecek bir askeri operasyona katılmaya ve Nijer’e asker göndermeye hazır olduğunu açıkladı. Paris’te dolaşan bilgilere göre Fildişi Sahili ve Benin de katılmaya hazır. Nijer Cumhurbaşkanı’nın ‘dostane bir çözüme’ bağlı olduğunu belirtmesine rağmen Nijer kuvvetleri, askeri gücün ana arteri olacak.

Ancak böyle bir çözümün yokluğunda, darbelerin bulaşıcı olmasından korkan ve kendisini ‘Batı Afrika’da istikrarı koruyan, demokratik rejimleri destekleyen ve darbe seçeneğini reddeden’ etkili bir güç olarak empoze etmek isteyen Abuja, müdahaleden geri adım atmanın ECOWAS’a güvenilirliğini kaybettireceğini düşünüyor. Bu durum, yakın zamanda iktidara gelen başkanı Bola Tinubu’ya yansıyacak. Kendisi, demokratik olmayan yollarla gerçekleşen siyasi değişimi reddeden en güçlü isimlerden biri ve Sahel ve Batı Afrika’daki darbecilerin de dahil olduğu geniş bir cephenin kurulmasına da son vermek istiyor.

Fotoğraf Altı: Nijer’den tahliye edilenler, Paris’teki Charles De Gaulle Havalimanı’nda medyaya açıklamalarda bulundular. (AP)
Nijer’den tahliye edilenler, Paris’teki Charles De Gaulle Havalimanı’nda medyaya açıklamalarda bulundular. (AP)

Müdahale isteksizliği

Geriye, ilki Fransa ve ABD pozisyonlarıyla ilgili olan son bir çift soru kalıyor. Elbette Paris ve Washington, ECOWAS’ı teşvik ediyor ancak kesinlikle doğrudan müdahale etmek istemiyorlar ve ‘geriden liderlik’ ilkesiyle çalışmaya gayret gösteriyorlar. Ancak olayların gidişatını değiştirebilirler. İkinci yön ise askeri müdahaleye izin veren ‘yasal örtü’ ile ilgili. Prensip olarak, üçüncüsü olmayan iki yol var. Birincisi, Rusya ve Çin’in veya her ikisinin birlikte olası ‘vetosu’ nedeniyle pek olası olmayan Birlemiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden (BMGK) bir karar almaktır. İkincisi de uluslararası toplumun Nijer’in tek meşru başkanı olarak gördüğü Başkan Bazoum’un resmi talebinin ortaya çıkmasıdır. Gündemde ise şu soru var: Bazoum tarafından geçen perşembe akşamı Washington Post’ta yayınlanan, kendisini bir ‘rehine’ olarak gördüğü ve ABD hükümetini ve tüm uluslararası toplumu ‘anayasal düzeni yeniden tesis etmeye yardım etmeye’ çağıran mesaj, ülkesine askeri müdahale için resmi bir çağrı olarak kabul edilecek mi?

Cevabı ilerleyen günlerde belli olacak...



Trump’ın dostu Graham, Ruanda’yı yaptırımlardan nasıl kurtardı?

KDC ve Ruanda arasında 30 yıldır çeşitli şekillerde devam eden çatışmalar, özellikle 2022'de tekrar alevlenmişti (Reuters)
KDC ve Ruanda arasında 30 yıldır çeşitli şekillerde devam eden çatışmalar, özellikle 2022'de tekrar alevlenmişti (Reuters)
TT

Trump’ın dostu Graham, Ruanda’yı yaptırımlardan nasıl kurtardı?

KDC ve Ruanda arasında 30 yıldır çeşitli şekillerde devam eden çatışmalar, özellikle 2022'de tekrar alevlenmişti (Reuters)
KDC ve Ruanda arasında 30 yıldır çeşitli şekillerde devam eden çatışmalar, özellikle 2022'de tekrar alevlenmişti (Reuters)

Ruanda'ya uygulanacak ABD yaptırımlarının, Afrika ülkesinin liderinin Senatör Lindsey Graham'a ricada bulunmasıyla askıya alındığı ortaya çıktı.

Wall Street Journal'ın (WSJ) haberinde Ruanda Cumhurbaşkanı Paul Kagame'nin, Cumhuriyetçi Senatör Graham'ı ocak ayı sonlarında arayarak yaptırımları engellemesini istediği belirtiliyor.

Adlarının paylaşılmaması kaydıyla konuşan yetkililer, Ruanda'nın ABD'nin güvenilir bir ortağı olduğunu ve yaptırımların bu ilişkiyi bozabileceğini öne süren Graham'in Kagame'nin talebini Beyaz Saray'a kabul ettirdiğini savunuyor.

Ruanda ve Kongo Demokratik Cumhuriyeti (KDC) arasında yıllardır süren savaşta, geçen sene haziranda ABD arabuluculuğunda ateşkese varılmıştı. Kagame ve KDC Cumhurbaşkanı Felix Tshisekedi, ABD Başkanı Donald Trump'ın davetiyle Aralık 2025'te Washington'da bir araya gelerek barış anlaşması imzalamıştı.

Ancak mutabakattan kısa süre sonra Kongo'daki M23 örgütü, KDC'ye tekrar saldırmış, Beyaz Saray da anlaşmayı bozduğu gerekçesiyle Kagame yönetimini eleştirerek yaptırım uygulama tehdidi savurmuştu.

WSJ'nin aktardığına göre ABD Dışişleri Bakanlığı ve Hazine Bakanlığı, bu gelişmelerin ardından M23 ve Ruanda yönetiminden üst düzey isimleri kapsayan bir yaptırım paketi hazırladı.

Ancak Beyaz Saray'ın Doğu ve Orta Afrika'daki önemli müttefiklerinden Ruanda'nın liderinin, Trump'a yakın Graham'la iletişime geçerek süreci durdurmasını istediği ifade ediliyor.

Kagame'yle telefon görüşmesinin ardından senatör, Başkan Yardımcısı JD Vance'in ofisiyle temasa geçmiş. Ruanda'nın ABD'ye kritik mineralleri tedarik etme sözünü tuttuğunu ve Washington için bölgede stratejik bir müttefik olduğunu vurgulayarak yaptırımların rafa kaldırılmasını istemiş.

Öte yandan Graham'ın ofisinden yapılan açıklamada, senatörün böyle bir talepte bulunmadığı savunuluyor.

ABD ve Birleşmiş Milletler, Ruanda yönetimini Kagame'nin kabilesi Tutsilerden savaşçıların ağırlıkta olduğu M23'ü fonlayıp silahlandırmakla suçluyor. Kagame ise bu iddiaları defalarca yalanlamıştı.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Guardian


ABD istihbaratı, Trump’ın İran iddialarını yalanladı

ABD ve İran arasındaki görüşmeler sürerken, Ortadoğu'da uzun vadeli bir savaşın patlak vermesinden endişeleniliyor (Reuters)
ABD ve İran arasındaki görüşmeler sürerken, Ortadoğu'da uzun vadeli bir savaşın patlak vermesinden endişeleniliyor (Reuters)
TT

ABD istihbaratı, Trump’ın İran iddialarını yalanladı

ABD ve İran arasındaki görüşmeler sürerken, Ortadoğu'da uzun vadeli bir savaşın patlak vermesinden endişeleniliyor (Reuters)
ABD ve İran arasındaki görüşmeler sürerken, Ortadoğu'da uzun vadeli bir savaşın patlak vermesinden endişeleniliyor (Reuters)

İran'ın ABD topraklarını vurabilecek füzeler geliştirdiğini savunan Donald Trump'ın bu iddialarının Amerikan istihbaratı raporlarına dayanmadığı ortaya çıktı.

Trump, Kongre'de salı günü yaptığı Birliğin Durumu konuşmasında, Tahran yönetiminin "yakında ABD'yi vurabilecek füzeler geliştirdiğini" öne sürmüştü.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da ertesi günkü açıklamasında, İran'ın "gelecekte ABD anakarasına ulaşabilecek silahlar geliştirme yolunda" olduğunu savunmuştu.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi ise aynı gün yaptığı açıklamada, füze kapasitesini genişlettiklerine yönelik iddiaları reddederek, "Uzun menzilli füzeler geliştirmiyoruz. Menzilimizi kasıtlı olarak 2 bin kilometrenin altında tuttuk. Bunları sadece kendimizi savunmak için kullanıyoruz" demişti.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan üst düzey yetkililer, Beyaz Saray'ın açıklamalarının istihbarat raporlarına dayanmadığına dikkat çekiyor.

Kaynaklardan biri, Çin veya Kuzey Kore'nin teknolojik destek sağlaması halinde bile İran'ın kullanılabilir bir kıtalararası balistik füze üretmesinin en az 8 yıl alacağını savunuyor.

ABD Savunma İstihbarat Teşkilatı'nın geçen yılki raporunda da İran'ın böyle bir füzeyi 2035'ten önce üretemeyeceği öngörüsü paylaşılmıştı.

Trump, konuşmasında Tahran'ın nükleer programını yeniden başlattığını ve günler içinde nükleer bomba yapacak materyale sahip olduğunu da iddia etmişti.

Kimliklerinin gizli tutulması kaydıyla New York Times'a konuşan yetkililer, bu yönde herhangi bir istihbarat raporu ya da delil olmadığını söylüyor.

İran'ın zenginleştirdiği uranyumların, geçen yıl haziranda İsrail ve ABD'nin düzenlediği saldırılar sonucunda tesislerin altında gömülü kaldığına dikkat çekiyorlar.

ABD, 22 Haziran'da Fordo, İsfahan ve Natanz'daki üç nükleer tesise hava saldırısı düzenlemiş, operasyonda 14 adet "sığınak delici" GBU-57 bombası kullanılmıştı. Trump, B-2 uçaklarıyla düzenlenen saldırıda İran'ın nükleer tesislerinin "tamamen imha edildiğini" öne sürmüştü.

Yetkililer, Tahran'ın Ortadoğu'daki İsrail ve ABD üslerini vuracak menzilde füzelere sahip olmasına rağmen ABD anakarasını hedef alabilecek bir füze üretmesinin yıllar süreceğini vurguluyor.

ABD Temsilciler Meclisi İstihbarat Komitesi Üyesi Demokrat Jim Himes, Rubio'yla salı günü kapalı kapılar ardında yaptığı görüşmeden sonra, "Ortadoğu'daki savaşlar başkanlar ve ülke için iyi sonuçlanmıyor. Ortadoğu'da yeni bir savaş başlatmak için tek bir iyi neden yok" demişti.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ise Washington Post'ta yayımlanan son demecinde, İran'a saldırı düzenleseler dahi ülkelerinin "Ortadoğu'da yıllarca sürecek bir savaşın içine sürüklenmeyeceğini" savundu.

İran ve ABD arasında 6 Şubat'ta Umman'da başlayan nükleer müzakerelerin sonuncusu 26 Şubat'ta İsviçre'de yapıldı. Taraflar henüz anlaşmaya varamazken, Washington yönetimi Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırmayı sürdürüyor.

Independent Türkçe, Reuters, New York Times, Washington Post


BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri bölgesel gerginliğin artması riskinden ‘derin endişe’ duyuyor

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, pazartesi günü Cenevre’de düzenlenen BM İnsan Hakları Konseyi’nin 11. oturumunun açılışında bir konuşma yaptı. (EPA)
Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, pazartesi günü Cenevre’de düzenlenen BM İnsan Hakları Konseyi’nin 11. oturumunun açılışında bir konuşma yaptı. (EPA)
TT

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri bölgesel gerginliğin artması riskinden ‘derin endişe’ duyuyor

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, pazartesi günü Cenevre’de düzenlenen BM İnsan Hakları Konseyi’nin 11. oturumunun açılışında bir konuşma yaptı. (EPA)
Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, pazartesi günü Cenevre’de düzenlenen BM İnsan Hakları Konseyi’nin 11. oturumunun açılışında bir konuşma yaptı. (EPA)

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk bugün yaptığı açıklamada, İran’ın ABD’den yoğun askeri baskı gördüğü bir dönemde bölgesel askeri gerilim riskine ilişkin ‘derin endişe’ duyduğunu bildirdi.

Volker Türk, Cenevre’de BM İnsan Hakları Konseyi’nde dünya genelindeki insan hakları durumuna ilişkin yaptığı konuşmada, “Bölgesel askeri gerilim riski ve bunun siviller üzerindeki sonuçları konusunda son derece endişeliyim. Sağduyunun galip gelmesini umuyorum” ifadelerini kullandı.

Açıklama, İran ile ABD arasında Cenevre’de nükleer dosya konusunda yürütülen dolaylı müzakere turunun ardından geldi. Söz konusu görüşmeler, iki ülke arasında olası bir savaşı önlemeye yönelik son girişim olarak değerlendiriliyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın geçen hafta Tahran’a anlaşmaya varılması için 15 günlük süre tanıdığı ve ABD’nin Ortadoğu’da onlarca yılın en büyük askeri yığınağını sürdürdüğü belirtiliyor.

Volker Türk, İran’daki iç duruma da değinerek, geçen ay hükümet karşıtı protesto dalgasına yönelik geniş çaplı güvenlik operasyonlarının ardından ülkedeki durumun hâlâ istikrarsız olduğunu söyledi. İnsan hakları örgütlerine göre söz konusu operasyonlarda binlerce kişi hayatını kaybetti.

“İran’daki durum hâlâ istikrarsızlığını koruyor” diyen Volker Türk, son günlerde üniversitelerde yeni bir protesto dalgasının görüldüğünü ve bunun, temel şikâyetlerin sürdüğünü açıkça ortaya koyduğunu ifade etti.

Baskı uygulamalarına ilişkin haberlerin gelmeye devam ettiğini belirten Volker Türk, bunlar arasında gözaltılar ve akademik çevrelere yönelik baskıların bulunduğunu kaydetti. Volker Türk ayrıca, binlerce kişinin halen kayıp olduğunu hatırlattı.

Volker Türk, protestolarla bağlantılı olarak ‘aralarında iki çocuğun da bulunduğu en az sekiz kişi’ hakkında idam cezası verilmesi karşısında ‘şok’ olduğunu dile getirdi.

Yaklaşık 30 kişinin daha aynı cezayla karşı karşıya olduğunun bildirildiğini aktaran Volker Türk, bağımsız, tarafsız ve şeffaf soruşturmalar yürütülmesi, adil yargılama güvencelerinin sağlanması ve idam cezalarının derhal durdurulması çağrısında bulundu.