Batı Afrika'daki askeri darbe dalgası ve bunun Afrika'daki uluslararası nüfuz mücadelesine jeopolitik yansımaları

Nijer'deki darbe son fasıl mı?

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Batı Afrika'daki askeri darbe dalgası ve bunun Afrika'daki uluslararası nüfuz mücadelesine jeopolitik yansımaları

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Abdurrezzak Garraf/ Körfez Araştırma Merkezi'nde Kıdemli Araştırmacı

Afrika, özellikle Ukrayna'daki çatışmanın yarattığı uluslararası ‘kutuplaşma’ ışığında, bir sonraki uluslararası rekabetin çatışmaya dönüşme potansiyeline sahip en önemli ‘ham’ bölgelerden biri. Batı Afrika'da, uzun süredir Fransız sömürgeci nüfuzunun merkezi olan Fransızca konuşan ülkelerde siyasi değişimler hızlandı. Bu ülkeler, özgürlük dalgasının bölgeyi etkilediği 1960'lardan bu yana Fransız nüfuzunun yumuşak gücü ve çıkarlarına bağlı olan seçkinler aracılığıyla varlığını sürdürdü. 2020'den bu yana Nijer, Mali, Burkina Faso ve Gine'de askeri darbeler gerçekleşti. Bu darbeler, Senegal'de Fransız karşıtı halk hareketiyle aynı zamana denk geldi. Bu artan değişimlerin jeopolitik, iç, bölgesel ve uluslararası etkileri nelerdir? Bu anayasal olmayan dönüşümlerin (askeri darbelerin) Fransız nüfuzunu geriletmeye ne ölçüde yardımcı oldu ve Fransızca konuşan Afrika'da sömürge mirası üzerindeki etkisi nedir? Bu dönüşümler, Afrika'da yeni bir uluslararası rekabet dönemini başlatarak uluslararası ilişkilerde daha gelişmiş bir rekabet modeline yol açıyor mu? Ukrayna'daki çatışma, Çin'in yükselişi ve yeni çok kutuplu uluslararası düzene doğru ilerleme gibi diğer dosyalarla etkileşime sahip…

Tarihi bakış

Fransız varlığının Afrika'daki kökenleri 17’inci yüzyılın ortasına, yani 1629 yılına kadar uzanıyor. Fransızlar söz konusu tarihte, bugün Senegal olarak bilinen yerde, Batı Afrika kıyılarında bir dizi ticaret merkezi kurdular.1884'teki Berlin Konferansı'na kadar Fransız varlığı, Batı Afrika ve Afrika Kıyısı bölgelerinde sınırlı kaldı. Bu konferans, Afrika kıtasını Avrupa sömürge güçleri arasında nüfuz alanlarına bölmekten sorumluydu ve Fransızlar, Kongo Nehri'nin batısındaki Batı Afrika ve Afrika Kıyısı'ndaki çoğu ülkeyi ele geçirdi. Fransızlar ayrıca 1830'da Cezayir'i ve 1880'den itibaren de Mağrib'i aldı.

Afrika ve Asya'daki çoğu Avrupa kolonisi İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra bağımsızlık kazandı. Ancak Batı Afrika ve Sahel ülkeleri, Fransa ile yakın ilişkiler sürdürdü. Bu ilişkiler, Fransız sömürgeci mirasının bir sonucudur ve Fransız nüfuzunun Afrika'daki devamını sağlamıştır.

İkinci Dünya Savaşı'nın sonrası Afrika ve Asya'daki çoğu Avrupa kolonisini vuran bağımsızlık dalgasının ardından, Batı Afrika ve Sahel ülkeleri, Fransa'nın yumuşak güç ve bazen sert güç kullanımını içeren başka şekillerde sömürge gücünü sürdürdüğü şartlı bir bağımsızlık kazandı. Buradan şunlara ulaşıyoruz:

-Yönetimdeki siyasi ve askeri elitlerin doğası

Bağımsızlıktan sonra bu ülkelerdeki yönetici elitler, Fransız sömürge sisteminin bir uzantısıdır. Bu sistem, Fransız etkisini bölgeye yerleştirmede yardımcı oldu ve bu etki, bu elitlerin Fransa'ya olan bağlılığıyla sürdürüldü. Fransa, sömürge döneminde elde ettiği jeopolitik, jeoekonomik ve kültürel kazanımları korumaya devam etti ve bu durum, ilgili ülkelerdeki diktatörlük sistemlerinin kurulmasına yol açtı. Bu diktatörlük sistemleri, Fransız sömürge mirası ile uyumlu olan seçkin değerleri benimsedi. Fransa ve elitler arasındaki bu ikili ittifak, bu ülkelerdeki tüm gerçek kurtuluş girişimlerini, askeri darbeler, ekonomik yıkım veya diğer caydırıcı politikalar yoluyla engelledi.

-Fransız şirketlerinin bu ülkelerin kaynakları üzerindeki kontrolü:

Bu faktör, Fransa'nın ilgili ülkeleri sömürmesinden elde ettiği ekonomik kazançların devamında önemli bir rol oynadı. Petrolden gaz ve metallere ve en önemlisi altın ve uranyumdan, Batı Afrika ve Sahel bölgesi ülkelerinin doğal kaynakları, Fransa'nın ekonomik gücü ve uluslararası sistemde nükleer güç olarak stratejik konumunun ana kaynağı olmaya devam etti.

Bu ekonomik sömürüye meşruiyet kazandırmak için medyadaki adıyla Fransafrik (Franceafrique) yani Afrika-Fransız Birliği kuruldu. Bu sistem, Fransa'nın Afrika'daki sömürgelerine bağımsızlık vermesine karşılık, çoğu maddesi açıklanmayan güvenlik anlaşmaları temelinde kuruldu. Daha sonra, bu anlaşmanın çifte ortaklığın bir parçası olarak, bu devletlerin bazılarının milli gelirlerinin yüzde 85'ini, Fransa'nın bu ülkelerdeki sömürge çıkarları için inşa ettiği altyapı karşılığında Fransız Merkez Bankası'nın denetimine koyması kararlaştırıldı. Ayrıca bu anlaşmalar Fransız şirketlerine bu ülkelerdeki ham madde yataklarını serbestçe sömürme hakkı verdi, güvenlik ve askeri iş birliğinin bazı alanlarını da serbestçe Fransız nüfuzuna bıraktı.

Fransa'nın Batı Afrika ve Sahel bölgesindeki doğrudan askeri varlığı, her zaman mevcut yönetimleri korumada önemli bir rol oynamıştır. Fransız yanlısı siyasi ve askeri elitlerin devamını desteklemenin yanı sıra, Fransa'nın bu ülkelerdeki ekonomik çıkarlarını tehdit eden risklere karşı caydırıcı bir güçtür. Ayrıca Fransa'nın bu bölgelerdeki nüfuzuna karşı çıkanlara karşı mücadelede kullandığı en etkili araçlardan biridir. Bağımsızlıktan sonraki on yıllar boyunca bu ülkelerde gerçekleşen çoğu askeri darbede, doğrudan veya dolaylı olarak Fransız müdahalesi mevcuttur.

11 Eylül 2001 saldırıları’ndan sonra Fransa'nın stratejisi, bu bölgelerdeki terör ve aşırılık yanlısı gruplarla mücadeleye odaklanmak için yeni bir yön aldı. Fransa bu müdahalelerini söz konusu bölgelerdeki varlığını sürdürmek ve uluslararası meşruiyet kazandırmak için kullandı. Birleşmiş Milletler, Fransa'nın bu gruplara karşı mücadele etmek için askeri müdahalelerde bulunmasını onaylayan kararlar aldı. Örneğin, Fransa, 2014 yılında Mali'de müdahalede bulundu.

Fransa, Batı Afrika ve Sahel bölgesindeki askeri darbelerin en büyük destekçisi olmuştur. Ancak Fransa bugün , bu tür darbelerin en büyük muhaliflerinden biridir. Bunun nedeni, askeri darbelerin Fransa'nın bu bölgelerdeki tarihi nüfuzunun sonunu işaret etmesidir. Fransa, Nijer, öncesinde Mali ve Burkina Faso ile Gine'de gerçekleşen askeri darbeleri kınadı. Ancak, Fransa’nın korumak istediklerinin muhafaza edilmesine katkıda bulunan Çad'daki askeri darbeyi desteklemesi eski kolonilerinde meydana gelen dönüşümlere yönelik Fransız politikasını karakterize eden iki yüzlülüğünü ifade etmektedir.

Fransa'nın etki alanlarını korumasına ilişkin Batı-Batı anlaşması: Barılılar arasında anlaşmalar özellikle de ABD- Fransa konsensüsü ve ABD-Fransa arasındakiler, uzun süredir Fransa'nın bu bölgelerdeki varlığını korumaya yardımcı oldu. Aslında bu faktör, Soğuk Savaş sırasında Sovyet-Fransız uyumunun göreli durumunu açıklamak için önemli bir faktördür, çünkü iki kutup o dönemde Fransa'nın geleneksel nüfuz alanlarını rahatsız etmek istemedi.

Ancak Fransa'nın Batı Afrika ve Sahel bölgesindeki nüfuzunun rotasını çizen bazı bu faktörlerin etkinliğinin ve öneminin azalması, artan askeri darbeler ve Fransa'nın bu bölgelerdeki mirasına karşı mevcut dönüşümler konusunda gerekli verileri sağlaması için önemli bir etki yarattı. Ayrıca, devam eden ve artan dinamiklerinin Sahel ve Batı Afrika ülkeleri arasında bir taklit biçimine dönüşmesini sağlamak için gerekli iklimi sağladı.

Batı Afrika ve Sahel bölgesindeki askeri darbe dalgasının dayattığı yeni bir jeopolitik gerçeklik

2020 yılının başında Batı Afrika ve Sahel bölgesini kasıp kavuran askeri darbe dalgasının patlak vermesinden bu yana bu dikkat çekici tablonun belirleyicileri ve tarifi değişmeye başladı. Mali'deki askeri darbe ile başlayan ardından, Burkina Faso, Gine ve en son Nijer'de gerçekleştirilen askeri darbe dalgasıyla ilgili elde edilen veriler, bu darbelerin, bölgelerdeki geleneksel Fransız etkisine düşman olduğunu ortaya koydu. Bu dönüşümler, iktidardaki askeri elitlerin Fransız hakimiyetini ve onun sömürgeci mirasını reddeden ve ona karşı çıkan ulusal duygularla dolu olduğunu kanıtladı. Bu, Fransa'nın etkisini sürdürmeye yardımcı olan iç elitlerine olan düşmanlığını açıklar. Söz konusu düşmanlık, her askeri darbeden sonra Fransız yanlısı ve Fransızca konuşan elitlerin tutuklanması ya da bu elitlerin, bu dönüşümlerin ürettiği siyasi sistemlerin karar alma gücünde herhangi etkili siyasi bir rolden uzaklaştırılmasıyla kendini gösterdi.

Halkın genel ruh hali ve darbe liderlerinin yönelimleri, halkların bu dönüşümleri destekleyen gösterilerinde açıkça ifade edildi. Bu gösteriler genellikle Fransız diplomatik misyonlarını ve büyükelçiliklerini hedef aldı, ayrıca Fransız askeri üslerini de hedef aldı. Halk, öfkesini Fransa'nın sembollerine yöneltti.

Bu dönüşümlerin ürettiği egemen sistemlerin bölgesel yönelimleri, Fransa karşıtı bölgesel ittifaklar olarak şekillenmeye başladı. Bu ittifaklar, Fransa'ya bağlı Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) gibi bölgesel ittifaklar şeklinde de ortaya çıkıyor. Mali ve Burkina Faso'dan gelen ve ECOWAS güçlerinin Nijer'e müdahale etmesi durumunda ortak hareket edecekleri tehdidini içeren açıklama, bunun en iyi örneğidir.

Bu dönüşümlerin ürettiği egemen sistemlerin uluslararası yönelimleri, Rusya ve Çin'e daha yakındır. ABD'nin bu dönüşümlerden ne kadar etkilendiği henüz belli değil, çünkü Fransız etkisi ilk hedef oldu. Ancak, bu dönüşümlerin bölgenin jeopolitik etkileşim ve denge haritasını yeniden çizeceği kesindir. Büyük güçler, çıkarları doğrultusunda etki alanlarını sınırlamak için belirli anlaşmalar yapabilir. Bu anlaşmalar, önceki dengelere kesinlikle aykırı olacaktır.

Bir uluslararası jeopolitik çatışmanın güvenlik, askeri ve ekonomik boyutları ile olası senaryoları

Afrika'nın batı kesimindeki ve Sahel bölgesindeki artan değişimler, bu bölgelerdeki mevcut uluslararası dengeleri etkileyecek derin dönüşümlerin habercisidir. Bu dengeler, Fransız sömürgesi olan ülkelere dayanıyor ve son 70 yıldır devam ediyor. Bu dönüşümler arasında, Rusya ve Afrika arasında karşılıklı arzuların boyutunu ve doğasını kanıtlayan St. Petersburg Zirvesi, Çin'in Afrika'nın en büyük ticaret ortağı olması (ticaret hacmi 200 milyar doların üzerinde ve yatırımlar 20 trilyon doların üzerinde) ve ABD'nin Afrika'ya yönelik Çin ve Rusya'nın genişlemesini sınırlamaya odaklanması var. ABD, Fransız etkisinin azalması nedeniyle oluşan boşluğu doldurmaya çalışmaktan ziyade, Afrika'ya yönelik Çin ve Rusya'nın genişlemesini sınırlamaya çalışıyor. ABD, Çin ve Rusya'nın Afrika'daki nüfuzunun genişlemesini, yeni bir uluslararası düzenin doğuşu için bir hazırlık olarak görüyor.

Nijer'de meydana gelen askeri darbe, Batı Afrika ve Sahel bölgesini vuran askeri darbe dalgasının sonuncusudur. Bu, bu bölgedeki bölgesel ve uluslararası dengelerin yapısını mutlaka etkileyecek bir dizi dönüşümün meydana geleceğini gösteriyor. Bu, bu güçlerin nüfuz sınırları için yeni bir eşitliği çizecek ve Ukrayna'daki savaş dosyası ve Rusya ile Çin'in istediği uluslararası düzen gibi ilgili uluslararası dosyalar üzerindeki etkilerini de artıracaktır.

Afrika'da artan uluslararası rekabet için birçok teşvik var. Bunlar iç, bölgesel ve uluslararası olabilir. Bu teşvikler, Batı Afrika ve Sahel bölgelerinde meydana gelen değişimlerin dinamiklerini hızlandırmaya yardımcı oldu. Bu faktörler ve teşvikler arasında şunlar yer alıyor:

-Fransa'nın Batı Afrika'daki varlığı ve nüfuzunun azalması çeşitli nedenlerden kaynaklanıyor. Ancak, bu nedenlerden en önemlisinin Fransa'nın eski sömürgelerinin devrimlerini, mutlak bir sömürü olarak görmeye devam etmesi olduğu kesindir. Bu, halk ve elitler arasında, özellikle de Fransa'nın egemenliğine ve istenmeyen mirasına karşı çıkan askeri elitler arasında, Fransa karşıtı bilincin yükselmesiyle aynı zamana denk geldi. Nijer, bu eğilimin en açık örneklerinden biridir.

-Fransa'nın nüfuzunun azalması, büyük güçler ve hatta yükselen bölgesel güçler arasında bu boşluğu doldurmak için artan rekabete yol açtı. Ancak, bu rekabetin en açık biçimi, rekabetin tezahürlerinde kendini göstermektedir ve bunlar arasında şunlar bulunuyor:

Fransız etkisi ve Rus askeri güvenlik ihlali

Rusya, Batı Afrika'daki nüfuzunu artırmak için kollarını genişletiyor. Özellikle Wagner Grubu, Fransız etkisinden kurtulmak isteyen iç güçler için cazibe merkezi haline geldi. Bu, Wagner Grubu'nun esnekliği ve Fransız etkisinden kaynaklanan boşluğu doldurma yeteneğinden kaynaklanmaktadır. Mali örneği bunun en iyi kanıtıdır. Wagner Grubu'nun güvenlik ve askeri varlığı, Rusya'nın Batı Afrika'daki nüfuzunu daha da artırması için elverişlidir. Wagner Grubu'nun geleceği belirsiz olsa da kaynakları, Batı Afrika'daki rolünü artırmaya devam edeceğine işaret ediyor. Bu, Fransa ve Rusya arasındaki rekabeti daha da artıracaktır.

Batı Afrika ve Sahil Bölgesi'nde meydana gelen dönüşümlerin ürettiği sistemler, Fransız etkisine karşı aynı düşmanlık mantığında ABD etkisine bakmıyor. Bu darbelerin çoğunun üst düzey ABD gözetiminde yüksek düzeyde eğitim almış liderleri vardı. Ayrıca taraflar arasında üst düzey temaslar da var. Bu liderlerin dış yönelimleri Rusya ve Çin'e daha fazla çekiliyor olsa da bunu ABD ile ilişkilerini dengeleyerek yapıyorlar.

Batı Afrika ve Sahil Bölgesi'ndeki Çin'in ekonomik rolünün yükselişinden ABD daha fazla korkuyor. Bunun bir nedeni, ABD'nin Rusya'nın Ukrayna'daki saldırısına bir buçuk yıldır yanıt vermesinden sonra Rusya'nın yeni bir uluslararası düzen kurma arzusuna sahip olduğunu ama bunun için gerekli araçları olmadığını düşünmesidir. Rusya'nın bu arzusunu gerçekleştirmesi ancak Çin ile açık bir stratejik ittifak kurmasıyla mümkün olacaktır. Çin, değişim için gerekli araçlara sahip, ancak henüz siyasi bir karar vermedi. Bu ABD'nin, Çin'in Afrika'daki ekonomik rolünün yükselişinden Rusya'nın Afrika'daki güvenlik ve askeri rolünün yükselişinden daha fazla korkmasının nedenidir.

Genel olarak Batı Afrika ve Sahel Bölgesi'ndeki askeri darbeler, bölgenin geleceğini şekillendirmede önemli bir rol oynayacaktır. Bu darbeler, bölgenin mevcut uluslararası dengelerini etkileyecek ve büyük güçler arasında yeni bir rekabete yol açacaktır. Çin ve Rusya, Batı Afrika ve Sahel Bölgesi'nde nüfuzlarını artırmak için rekabet edeceklerdir. Bu rekabet, bölgenin güvenliğini ve istikrarını tehdit edebilir. ABD, Çin ve Rusya'nın bölgedeki nüfuzunu sınırlamak için çaba gösterecektir. Ancak, ABD'nin, Fransa'nın çıkarlarını göz önünde bulundurması gerekecektir.

Nijer'deki darbe ‘Batı Afrika ve Sahel bölgesinde meydana gelen dönüşüm dalgasının bir başka bölümü

Bu gerçeklerin ortasında, Nijer'de Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı ve Genelkurmay Başkanı, Batı Afrika ve Sahel'deki askeri darbelerin bir parçası olarak Cumhurbaşkanı Muhammed Bazoum'u devirdi. Darbeci elitler, genellikle Fransız geleneksel etkisine karşıdır. Darbe, Mali ve Burkina Faso'daki darbelerle benzerlik gösteriyor.

Nijer'in durumu, Fransa'nın Nijer'deki çıkarlarının Fransız ulusal güvenliğini doğrudan etkilemesi nedeniyle tehlikelidir. Nijer, Batı Afrika ve Sahra Altı Afrika'daki en önemli Fransız jeopolitik müttefiklerinden biridir ve kıtanın en büyük, dünyanın dördüncü büyük uranyum üreticisidir. Nijer, Avrupa Birliği'ne uranyum ihracatının yüzde 25'ini ve Fransa'ya uranyum ihracatının yüzde 35'ini sağlıyor. Uranyum, Fransa'nın elektrik üretiminin yüzde 70'inden fazlasını sağlayan birincil enerji kaynağıdır.

Ülke açısından: Afrika'nın batısındaki askeri darbelerin Fransız karşıtı kamuoyunun bir sonucu olduğunun ve bu halkların darbeleri destekleyen gösterilerinde ve Fransa Büyükelçiliği'ni basmaya çalışan son protestolarında Rus bayrağını kaldırarak Fransa'yı ve hatta ABD’yi temsil eden her şeyi aşağıladığı açık şekilde görülüyor.

Nijer'deki darbe, Afrika'daki demokratik deneyimler için bir başka gerileme olsa da sömürge mirasından kurtulmak için ciddi bir girişimdir. Bu miras, bu ülkelerin kaynaklarının geleneksel sömürge güçleri, özellikle de Fransa tarafından yağmalanmasına neden oldu, bu arada ilgili ülkelerin halkları yüksek yoksulluk oranlarında yaşıyor ve terörist gruplarla karşı karşıya kalıyor. Fransa genellikle bu grupları varlığı için bir bahane olarak kullanıyor.

Bölgesel açıdan: ECOWAS güçlerinin tehdidi, Batı Afrika Ekonomik Topluluğu'nun barış gücü kuvvetleridir ve Batı Afrika'daki geleneksel Fransız nüfuzunun dolaylı bir uzantısı ve müdahalesinin bir aracıdır. Nijer'de, Mali ve Burkina Faso'daki askeri liderlerin herhangi bir türden müdahaleye  olan karşı tehdit, bölgesel bir çatışmaya yol açabilir ve uluslararası boyutlara sahip olabilir. Bu, ECOWAS güçlerinin Fransız nüfuzunun bir sembolü olmasıyla açıklanabilir, Mali ve Burkina Faso'nun askeri liderleri ise Çin ile stratejik ilişkiler kuruyor.

Uluslararası açıdan: Nijer'deki darbe, St. Petersburg'daki Rusya-Afrika Zirvesi'nin ardından geldi ve Nijer'de meydana gelen olaylarda Rusya'nın herhangi bir rolü kanıtlanmamış olsa da darbe liderlerinin Mali'de olduğu gibi Wagner Grup'tan Rus paralı askerlerinden yardım alma olasılığı var. Bu, Amerika Birleşik Devletleri yönetiminin Nijer'e bin Amerikan askerini geri gönderdiğini duyurmasıyla aynı zamana denk geliyor ve Fransa'nın Nijer'deki çıkarlarını koruyacağı yönündeki tehdidi, Fransa'nın orada bulunan bin askeri aracılığıyla askeri müdahale olasılığına dair bir ima olarak görülüyor.

Bu ortamda, darbe liderleri ve Fransız güçleri arasında doğrudan bir çatışma olasılığı görünüyor. Darbe liderleri, ülkedeki Fransız nüfuzuna karşı muhalefetini gizlemiyor ve bu da Fransız güçleri ve Wagner güçleri arasında doğrudan veya dolaylı bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor. Darbe liderleri, herhangi bir Fransız müdahalesini püskürtmek için Wagner Grup'tan yardıma başvururlarsa, durum daha da kötüleşebilir.

Dış tepkiler üzerine Afrika Birliği, Nijer'in darbeden sonra üyeliğini askıya aldı. Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS), Nijer'e ekonomik yaptırımlar uygulayacağını ve gerekirse askeri güç kullanacağı tehdidinde bulundu. Avrupa Birliği Nijer'e ekonomik yardım ve anlaşmaları askıya aldı. Amerika Birleşik Devletleri, ECOWAS'ın pozisyonunu destekledi. Rusya, gerilimi düşürmeye çağırdı ve herhangi bir tarafı desteklemeyeceğini duyurdu.

Bu tepkilerin Nijer'deki mevcut dönüşümleri sınırlayıp sınırlayamayacağını görmek için henüz erken. Öte yandan, bu tepkiler, askeri darbeleri caydırmak için daha fazla önlem alınmasını gerektiren daha tehlikeli sonuçları da beraberinde getirebilir.

Batı Afrika ve Sahil Bölgesi'ndeki askeri darbeler, yeni bir jeopolitik gerçeklik yarattı. Bu darbelerin sonuçları, Fransa'nın hegemonyasına ve sömürge mirasına karşı milliyetçi duygularla dolu askeri elitlerin iktidara gelmesini içermektedir. Bu elitler, kamuoyunun Fransa'nın hegemonyasına karşı hoşnutsuzluğunu temsil etmektedir. Darbelerin dış politikaları, Rusya ve Çin'e daha yakındır, ancak ABD'nin bu bölgelerdeki nüfuzunun ne kadar etkilendiği henüz belli değil.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Körfez Araştırmaları Merkezi'den (Gulf Research Center) çevrilmiştir.



Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.


Trump: Gazze’ye 10 milyar dolar yardımın önündeki tek engel Hamas

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
TT

Trump: Gazze’ye 10 milyar dolar yardımın önündeki tek engel Hamas

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin Gazze için “Barış Konseyi”ne 10 milyar dolar sağlayacağını açıkladı ve bunu “savaş maliyetleriyle karşılaştırıldığında küçük bir rakam” olarak nitelendirdi. Trump, diğer üye ülkelerden gelen katkıların 7 milyar doları bulduğunu ve bağışların artmasının beklendiğini kaydetti.

Trump, “Barış Konseyi”nin açılışında yaptığı konuşmada, “Birlikte, yüzyıllar boyunca savaşın yıkımlarına maruz kalmış ve üç bin yıl süren katliamlarla boğulmuş bir bölgede kalıcı barış hayalini gerçekleştirebiliriz. Dünya, diğer çözülmemiş çatışmaların nasıl çözülebileceğini görmeli” dedi ve Birleşmiş Milletler’in çabalarını destekleyeceklerini vurguladı. Trump, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri, Fas, Bahreyn, Katar, Suudi Arabistan, Özbekistan ve Kuveyt gibi ülkelerin Gazze yardım paketine 7 milyar dolardan fazla katkıda bulunduğunu açıkladı.

Gazze’ye odaklanan Trump, ateşkesin tüm rehinelerin (canlı ve ölü) serbest bırakılmasıyla sonuçlandığını ve Hamas’ın söz verdiği gibi silahlarını teslim edeceğini söyledi, aksi hâlde “sert bir karşılık” verileceğini belirtti. Trump, “Şu anda dünya, önümüzdeki tek engel olan Hamas’ı bekliyor” dedi.

cfvdfv
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Devlet Bakanı Adil Cübeyr, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında (AFP)

Trump, toplantıya katılan ülkelerin yalnızca maddi katkıda bulunmadığını, bazı ülkelerin ateşkesi korumak ve kalıcı barışı sağlamak için personel göndermeyi taahhüt ettiğini kaydetti. Ortadoğu’nun “üç bin yıl boyunca imkânsız görülen bir barış” gördüğünü ifade eden Trump, bunun İran’ın nükleer kapasitesinin B-2 bombardıman uçaklarıyla yok edilmesinden kaynaklandığını belirtti ve bunun bölgesel barışın anahtarı olduğunu söyledi.

Norveç ve FIFA İşbirliği

Trump, geleceğe dönük planları da açıkladı; Norveç’in konseye ev sahipliği yapacağı, FIFA’nın Gazze’de projeler (futbol sahaları dahil) için 75 milyar dolar toplama kampanyasına katılacağı ve Japonya’nın bağış toplama girişimlerinde yer alacağı belirtildi. İran’a “barış yoluna katılma” çağrısı yapan Trump, aksi hâlde “farklı bir yol”la karşılaşacağını vurguladı ve İran’ın nükleer silaha erişimini önleme konusundaki kararlılığını yineledi.

Trump, adını taşıyan Barış Enstitüsü’ne övgüde bulunarak, BM ile yakın koordinasyonu vurguladı ve konseyin bu çalışmaları güçlendireceğini ve performansı “denetleyeceğini” belirtti. “Barış savaştan çok daha ucuzdur” diyen Trump, konseyin “kararlı liderlikle imkânsızın mümkün hâle getirilebileceğini” gösterdiğini söyledi.

dsvfdv
Washington’da Perşembe günü gerçekleştirilen “Barış Konseyi” toplantısından genel bir görünüm (AFP)

Konuşmasında ekonomik başarıları, Wall Street’teki gelişmeleri ve ilk yılında sekiz savaşı sona erdiren kişisel diplomatik başarısını öne çıkaran Trump, ekibini – Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, özel elçi Steve Witkoff, ve Jared Kushner dahil – “tüm zamanların en iyi ekibi” olarak nitelendirdi.

Trump, toplantıya katılan ülkelerin liderlerine teşekkür etti; Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, Arjantin Cumhurbaşkanı Javier Milei, Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Endonezya Cumhurbaşkanı Prabowo Subianto ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’i örnek göstererek, Pakistan-Hindistan ve Ermenistan-Azerbaycan gibi çatışmaların çözümünde oynadığı rolü vurguladı. Arap ülkelerine de teşekkür etti.

Filistinli Katılım

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Gazze için “Barış Konseyi” dışında bir “alternatif plan” olmadığını belirtti. Konsey koordinatörü Nikolay Mladenov, Perşembe günü, Hamas’ın etkisinden bağımsız bir Filistin Ulusal Polisi oluşturmak üzere başvuruların açıldığını duyurdu. Mladenov, “Sadece ilk birkaç saatte bin kişi başvuruda bulundu” dedi.

fvgthyju
Endonezya Cumhurbaşkanı, Perşembe günü Washington’da düzenlenen Barış Konseyi toplantısında (AFP)

Filistin yönetiminin Gazze işlerini yönetecek teknik komitesinin başkanı Ali Şaas kısa bir konuşma yaptı; hükümetin Gazze’de istikrar sağlama yetkisine sahip olduğunu, ancak zorlu şartlarda çalıştığını belirtti. Şaas dört önceliği açıkladı: güvenliği sağlamak, iki ay içinde 5 bin askeri eğitip konuşlandırmak, onurlu iş imkânları yaratmak, insani yardımların devamını ve temel hizmetlerin yeniden sağlanmasını temin etmek.

Trump, Perşembe günü 47’den fazla ülke liderinin, başbakan, dışişleri bakanı ve BM, AB, Dünya Bankası temsilcilerinin katıldığı konseyin ilk kurucu toplantısını açtı. Konseyin tartışmaları, yıkıcı savaşın ardından Gazze’nin yeniden inşası ve istikrarın sağlanmasına odaklandı.

fdbghyju
Washington’da Perşembe günü gerçekleştirilen Barış Konseyi toplantısından bir kare (AFP)

Bu zirve, BM Güvenlik Konseyi’nin ABD destekli ateşkes planını kabul etmesinden yaklaşık üç ay sonra gerçekleşti. Plan, iki yıl süreyle konseyin silahsızlanma ve Gazze’nin yeniden inşasını denetlemesini öngörüyordu. Başlıca sorunlar, Hamas’ın silahsızlanması, İsrail’in Gazze’den çekilmesi, yeniden inşanın boyutu ve insani yardımların akışı. Ateşkes hâlen kırılgan; taraflar ihlal iddialarını sürdürüyor.

Hamas’ın silahı sorunu

Trump yönetimi, Hamas’ı silahsızlandırma konusunda resmi bir plan açıklamadı. Mısır, Katar ve Türkiye ile görüşmelerin sürdüğü belirtiliyor. İsrail, Hamas ve diğer Filistin grupları silahsızlanmayı kabul etmeden geniş çaplı yeniden inşaya izin vermeyeceğini açıkladı. BM’de ABD Daimi Temsilcisi Mike Waltz, Hamas’a iki seçenek sunduklarını söyledi: “Kolay ya da zor yoldan silahsızlanma”.

Hamas, İsrail’in olası misillemelerinden endişe ederek silah teslim etmeye hazır görünmüyor. Hareket, Gazze yönetimini yeniden üstlenmiş ve ABD destekli teknik komiteye yetki devretmeye hazır. Ancak İsrail, komitenin Gazze’ye girişine izin vermedi. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, “Hamas silahsızlanmadan yeniden inşa olmayacak” dedi.

Barış Gücü

Endonezya, yaklaşık 8 bin asker göndereceğini açıkladı. Arnavutluk, Fas ve Yunanistan’ın da Gazze’ye barış gücü olarak katılacağı belirtiliyor. Bu güç sınır konularını ele alacak, ancak Hamas’ın silahsızlanmasını denetleme yetkisine sahip olup olmayacakları belirsiz.

Gazze’deki Uluslararası İstikrar Gücü Komutanı General Jasper Gievers, beş ülkenin – Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk – katılımını duyurdu. Ayrıca Mısır ve Ürdün polis eğitimine destek verecek. Endonezya, gücün yardımcı komutanlığı görevini üstlenecek.

Eleştiriler

Fransa Dışişleri Sözcüsü Pascal Confavreux, Avrupa Komisyonu’nun toplantıya katılımını sürpriz olarak nitelendirdi; Komisyon’un üye ülkeleri temsil yetkisi olmadığını vurguladı. Fransa, konseyin faaliyetlerini BM kararlarıyla uyumlu hâle getirmeden katılmayacağını belirtti.

Eleştiriler, konseyin BM’nin rolünü azaltabileceği ve ABD’nin alternatif bir yapı kurmak istediği endişelerinden kaynaklandı. Başkan Trump’ın geniş yetkileri – ömür boyu başkanlık, üye kabul ve fon kullanımı üzerinde tek yetki – eleştirildi.

Analistler, başarının mali taahhütlerle değil, üç temel zorluğun çözümüyle ölçüleceğini belirtiyor: Hamas’ın silahsızlanması, İsrail’in Trump planına göre çekilmesi ve uluslararası ve yerel meşruiyete sahip istikrar gücü oluşturma kapasitesi.


Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
TT

Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)

Güney Kore’nin eski Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, 2024’ün sonlarında kısa süreli sıkıyönetim ilan etmesi nedeniyle bugün ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Seul Merkez Bölge Mahkemesi yargıcı Ji Gwi-yeon, karar duruşmasında “İsyan suçundan Yoon’u ömür boyu hapis cezasına mahkûm ediyoruz” ifadesini kullandı.

Böylece eski muhafazakâr lider, savcılığın talep ettiği idam cezasından kurtulmuş oldu.

Yoon Suk Yeol, 3 Aralık 2024 akşamı yaptığı sürpriz konuşmada sıkıyönetim ilan etmiş ve orduya Ulusal Meclis’e girme talimatı vermişti. Ancak askerler tarafından kuşatılan binaya yeterli sayıda milletvekili girmeyi başarmış, yapılan oylamada bu güç kullanımına karşı karar alınmış ve dönemin devlet başkanı geri adım atmak zorunda kalmıştı.

Sivil yönetim fiilen yalnızca altı saatliğine askıya alınsa da, söz konusu girişim ülkede derin ve uzun süreli bir siyasi krize yol açmıştı.

Gözaltında yargılanan Yoon, bu eylemleri nedeniyle nisan ayında görevden alınmıştı.

Mahkemenin, eski Savunma Bakanı Kim Yong-hyun’u da mahkûm etmesinin ardından, Yoon ile birlikte yargılanan diğer sanıklar hakkında da kısa süre içinde karar vermesi bekleniyor.