Taliban, DEAŞ-Horasan ve El Kaide şiddeti körüklüyor: Pakistan'daki kabile bölgeleri bir saatli bomba

Ordu, Afgan sınırına yakın bölgelerin güvenliğini kontrol etmeyi başarabilecek mi?

Güvenlik personeli, 25 Temmuz 2023'te intihar saldırının gerçekleştirildiği Hayber Pakhtunkhwa eyaletinin (Peşaver) Hayber ilçesindeki yol kenarındaki camide çalışırken (DPA)
Güvenlik personeli, 25 Temmuz 2023'te intihar saldırının gerçekleştirildiği Hayber Pakhtunkhwa eyaletinin (Peşaver) Hayber ilçesindeki yol kenarındaki camide çalışırken (DPA)
TT

Taliban, DEAŞ-Horasan ve El Kaide şiddeti körüklüyor: Pakistan'daki kabile bölgeleri bir saatli bomba

Güvenlik personeli, 25 Temmuz 2023'te intihar saldırının gerçekleştirildiği Hayber Pakhtunkhwa eyaletinin (Peşaver) Hayber ilçesindeki yol kenarındaki camide çalışırken (DPA)
Güvenlik personeli, 25 Temmuz 2023'te intihar saldırının gerçekleştirildiği Hayber Pakhtunkhwa eyaletinin (Peşaver) Hayber ilçesindeki yol kenarındaki camide çalışırken (DPA)

Bölgede yapılan bir saha araştırması, Pakistan'ın Afganistan sınırına bitişik olan kabile bölgelerinde üç aktif terör örgütü olduğunu ortaya koydu. Bu grupların Taliban, DEAŞ -Horasan ve El Kaide olduğuna işaret edildi. Taliban, yaklaşık 3 bin ila 4 bin savaşçıya sahip ve Afganistan'a komşu sınır kasabalarında konuşlanmış durumda. DEAŞ-Horasan, Afganistan'dan ABD'nin çekilmesinden bu yana özellikle kentlerde yoğun terör saldırıları gerçekleştiriyor. El Kaide ise kabile bölgelerinde önemli bir varlığa sahip ve bu bölgeyi bir ‘saatli bomba’ haline getirdi.

Terörle mücadele uzmanlarına göre, ülkelerinden kaçan ve şu anda Afganistan'da saklanan radikaller de var. Pakistan'ın kabile bölgelerinde ve sınır şeridi boyunca, Afgan Araplar ve diğer Müslüman uyruklular büyük bir varlığa sahip. Ancak bu insanlar yerel halkla evlendiler ve şimdi bu bölgelerde yerel sakin olarak yaşıyorlar.

Afganistan bir tampon devlet

Pakistan'ın kabile bölgeleri, Hindistan'daki Britanya İmparatorluğu'nun Afganistan'ı Britanya Hindistanı ile Orta Asya'daki Rus İmparatorluğu arasında bir tampon devlet olarak kurmaya yardım etmesinden sonra ortaya çıktı. Böylece kabile bölgeleri, huzursuz Afganistan ile Britanya İmparatorluğu'nun Hindistan'daki barış ve huzuru arasında bir tampon görevi gördü.

Ancak bölgede tansiyonu düşürmeyi bir türlü başaramayan İngiliz sömürge hükümeti, ‘Sınır Suçları Yönetmelikleri’ olarak bilinen ve kuzeybatı sınırı boyunca dolaylı yönetim yoluyla yerel liderlere büyük güç veren bir düzenleme hayata geçirdi. Bu düzenlemeyle ilhak edilen kabile bölgelerinin sakinleri kontrol altında tutulmaya çalışıldı. Böylece bölge, Kabil'deki huzursuzluğa karşı bir tampon görevi gördü.

re
Peşaver'deki patlama alanı (Reuters)

Pakistan, 1947'de bağımsızlığını kazandıktan sonra, İslamabad hükümeti, İngilizlerin kabile bölgeleri politikasını büyük ölçüde benimsemeye devam etti. 1980'lerde, General Muhammed Ziya'ül Hak'ın askeri hükümeti, kabile bölgeleri Sovyet işgaline karşı Afgan cihadını desteklemek için bir üs olarak kullandı. Bu, bölgenin yerli halkı arasında radikalleşmeye yol açtı.

Kabile bölgelerini birleştirmek için yasa

Ekonomik açıdan bu bölge, Pakistan'ın geri kalmış ve yoksul bir bölgesi. 2018 yılında, Pakistan Parlamentosu, Federal Hükümet tarafından yönetilen Federal Yönetim Bölgesi'nin Hayber-Pahtunhva eyaletiyle birleştirilmesi hakkında bir yasa çıkarmıştı.

Modern Afganistan devleti, 18. yüzyılda Rusya'nın genişleyen imparatorluğu ve İngiliz Hindistanı arasında doğrudan askeri çatışmanın kaçınılmaz hale geldiğinde ortaya çıktı. Rusya, İngiltere ve ABD olmak üzere üç büyük güç, herhangi bir sorundan kaçınmak için Afganistan devletini finanse etti. Afganistan'ın kanunsuz genişlemesi büyük güçler için bir sorun kaynağıydı ve birçok güvenilir tarihçinin ifadesiyle, modern Afganistan devletinin kurulmasının ana nedeni buydu. Pakistan Federal Yönetim Bölgeleri, Hindistan İmparatorluğu ile izole edilmiş Afganistan devleti arasındaki bir engel olarak ortaya çıktı. Bu engel, Orta Asya'daki Rus İmparatorluğu ile İngiliz Hindistanı arasında bir tampon görevi görmesi amaçlandı.

İngilizler, 18. yüzyılda Orta Asya'da genişleyen geniş Rus İmparatorluğu ile sömürge toprakları Hindistan arasındaki bir engel olarak bu kanunsuz genişleme alanına bir tür istikrar duygusu vermek istediler.

Soğuk Savaş sırasında Afganistan’ın, eski Sovyetler Birliği ve rakip güç ABD için önemi şüphe götürmezdi.

Taliban uluslararası sınırları silmeye çalıştı

Hala bazı tarihçiler ve uzmanlar, Sovyet liderliğinin 1979 yılının Aralık ayında Afganistan'a askeri müdahaleye karar verdiğini iddia ediyor. İddiaya göre Sovyet liderliği, kötü şöhretli Afganistan Komünist Partisi fraksiyonlarından bazılarının CIA ile görüştüğüne dair raporlar aldıktan sonra bu kararı verdi. Sovyet liderliği, bu durumun ABD askerlerinin Afganistan'a girmesine yol açabileceğini düşünüyordu.

Hatta Ruslar, bunun Afganistan'daki Komünist devrimin tamamen çökmesine yol açmasından endişe ediyordu. 2001 ve 2021 yılları arasında Washington, Afganistan'da yaşanabilir bir devlet kurmak için trilyonlarca dolar harcadı, ancak bunu başaramadı. Afganların kültürel nedenlerle merkezi siyasi otoriteyi kabul etmediği görülüyordu. Bu nedenle, Amerikalılar ayrıldıktan sonra, ABD tarafından kurulan devlet makinesini ele geçiren bir isyancı güç, ABD'nin çekilmesinden sonra ülkeyi yeni bir şiddet sarmalına sürükledi.

dfeg
Güvenlik personeli, 25 Temmuz 2023'te intihar saldırının gerçekleştirildiği Hayber Pakhtunkhwa eyaletinin (Peşaver) Hayber ilçesindeki yol kenarındaki camide çalışırken (DPA)

Afgan Talibanı ve Pakistan Talibanı, büyük imparatorlukların 20. yüzyılda yarattığı uluslararası sınırları ortadan kaldırmaya ve bu bölgede yaşayan Peştun kabilelerini bölmeye çalışıyorlardı. Bu, hafife alınmaması gereken iddialı bir hedef.

dsfee
Pakistan güvenlik yetkilileri, Belucistan eyaletinin başkenti Ketta'da patlama meydana gelen bölgeyi denetlerken (EPA)

Onlarca kabile, İngiliz Afganistanı ile İngiliz Hindistanı arasında uluslararası sınır çizme girişimi nedeniyle bölündü. Uzmanlara göre Taliban, sınırlar boyunca geniş çaplı faaliyetleriyle bu uluslararası sınırları ortadan kaldırmaya çalışıyor.

Terörün ağırlık merkezi: Kuzey Veziristan

Terörün merkezi olan Kuzey Veziristan, çoğunluğu Vezir ve Dwar kabilelerine mensup yaklaşık 375 bin kişiye ev sahipliği yaptığı için bölge bakımından ikinci büyük teşkilat konumunda.

Washington'da yaşayan Pakistanlı güvenlik uzmanı Hasan Abbas'a göre, Veziristan bölgesi her zaman İngilizler için kronik bir baş ağrısı olmuştur. Pakistan'ın kurulmasından sonra bile, Vezir kabilesinin üyeleri, Pakhtunistan/ Peştunistan'ı (tüm Pakhtun bölgelerini birleştirerek yeni bir devlet kurmak) desteklemek için düzenli olarak Pakistan'ın dikkatini çekerek iyi ilişkileri sürdürdü.

Ancak Vezir kabilesinin üyeleri, 1970'ten beri, diğer kabilelerin üyelerine kıyasla önemli ölçüde Pakistan Silahlı Kuvvetlerinin saflarına katıldı. Güney Veziristan, yüzölçümü bakımından en büyük bölgedir ve yaklaşık 425 bin kabile üyesine ev sahipliği yapıyor. Bu kabileler, savaşçı olarak iyi bir üne sahip olmaktan gurur duyar ve sık sık kanlı çatışmalara karışırlar.

Kabile çeşitliliği, çoğunluk ‘Peştun’

Pakistan-Afganistan sınır bölgesi, büyük ve küçük kabilelerden ve aşiretlerden oluşan büyük bir çeşitliliğe ev sahipliği yapıyor. Her birinin kendi ilişki ağı vardır, ancak gücü ve cesareti olan ‘Pathans’ veya Peştunlar adlı bir grup tarafından birleştirilir.

Hayber Pakhtunkhwa hükümeti tarafından yayınlanan bir rapora göre, yıllar boyunca, büyük şehirler diğer eyaletlerden gelen farklı insanlarla karıştı ve bu Peştunların Punjab, Sindh ve Belucistan'daki büyük şehirlere göç etmesine ve burada yaşamaya başlamasına neden oldu. Nüfusun etnik bileşimi, farklı göç ve istila akımlarının oluşturduğu grupları temsil eden birkaç farklı etnik gruptan oluşmaktadır. En büyük ve en önemli kesim, Peştunlar Peşaver, Kohat ve Bannu'daki tarım işçilerinin çoğunluğunu oluşturuyor.

Sınırın Pakistan tarafındaki kabileler, yeni kurulan Pakistan televizyon kanallarının tasvir ettiği müreffeh kültür ve orta sınıf yaşamından büyük ölçüde etkileniyor.

Artık Pakistan Parlamentosu'nun salonlarında, milletvekilleri arasında kabile üyeleri görülebiliyor ve bölgelerinde okul ve kolej inşa etmek için finansman talep ediyorlar. Pakistan medyası, Pakistan Talibanı'nın kabileler arasında popülaritesini kaybettiğine dair haberler veriyor. Sınırın Pakistan tarafındaki kabileler, Taliban'ın geri dönmesinden sonra karşılaşacakları zorlukların artmasından korkuyor. Uluslararası ortakları, Pakistan hükümetini kabile bölgeleri için kalkınma finansmanını artırmaya çağırdı, çünkü bunun, Pakistan Talibanı'nın bu bölgede bir yer edinmesini önleyeceği düşünülüyor.

Pakistan hükümeti, Pakistan Talibanı'nın aşiret bölgelerini üs haline getirmeyi başarması halinde operasyon alanlarını büyük şehir merkezlerini de kapsayacak şekilde genişletebileceğinden korkuyor.

2014 yılından sonra, Pakistan ordusu terör ve şiddet tehdidini önlemek için kabile bölgelerine büyük bir askeri güç konuşlandırmaya başladı. Uzmanlara göre, Pakistan ordusunun kabile bölgelerindeki varlığı, Pakistan Talibanı veya başka herhangi bir terör örgütünün kabile bölgelerinin herhangi bir bölümünde bir yer edinmesini önler.

Bir toplum ve devlet olarak Pakistan, ABD'nin Afganistan'dan çekilmesinin güvenlik üzerindeki etkilerini anlamada ve dikkate almada başarısız oldu.

ABD'nin çekilmesinden sonraki değişiklikler

ABD güçlerinin Afganistan'dan çekilmesinin ardından, Pakistan Talibanı'nın Afganistan'da geri dönüşüne ve kadrolarının ABD çekilmesinden sonra Pakistan'daki kabile bölgelerine geri dönme yollarını aramaya başlamasına dair açık bir gelişme var.

Bununla ilgili bir gelişme de Beluc isyancı gruplarının kamplarını Afganistan'dan İran topraklarına kaydırmış olmaları ve burada Pakistan güçlerine saldırılar düzenlemeleri oldu.

DEAŞ-Horasan örgütü ise Pakistan'daki kabile bölgeleri ve Afganistan'da önemli ölçüde kendini toparlamayı başardı. Örgüt, Afganistan'daki Afgan Talibanı liderlerini hedef almaya odaklandı ve 2016-2019 yılları arasında Amerikan hava saldırıları sonucunda Doğu Afganistan'ın bazı kısımlarını kaybettikten sonra toprak kontrol etme planlarından vazgeçti.

DEAŞ-Horasan, şehir savaşına odaklanıyor

Pakistanlı bir güvenlik uzmanı, DEAŞ-Horasan'ın faaliyetlerinin şimdi ‘kentsel savaş ve kentsel terörizme katılmaya’ odaklanmaya başladığını söyledi.

Uzman, “Kader, Pakistan devleti ve toplumu için adil değildi. Afganistan ve kabile bölgelerinde bulunan uluslararası terör güçlerinin tümü Pakistan devleti tarafından yaratılmadı, ancak biz de onların oluşumunda önemli bir rol oynadık. Batı emperyal güçlerinin istihbarat ajansları ve askeri müdahaleleri, Afganistan ve kabile bölgelerini bugünkü haline getiren en önemli faktörlerden bazılarıydı. Bununla birlikte, bu bölgenin güvenliğiyle başa çıkma yükü büyük ölçüde Pakistan'a bırakıldı. Gelecekte Afganistan ve kabile bölgelerinde ortaya çıkan uluslararası terör güçlerinin tüm ağırlığıyla başa çıkmak zorunda kalırsak, büyük bir sorunla karşı karşıya kalacağız çünkü Batı'nın uzun bir savaşa girmek için gerekli mali kaynaklarına sahip değiliz. İronik olarak, İslamabad'daki iktidar mücadelesinin bizi Batı sınırımızdaki gelişmelerden tamamen habersiz bıraktığını henüz fark etmedik" dedi.



Netanyahu ve Kushner, Hamas'ın silahlarını teslim etme sürecini ABD'nin denetlemesi konusunda anlaştı

Jared Kushner ile Binyamin Netanyahu arasında daha önce gerçekleşen bir görüşmeden (Arşiv - Reuters)
Jared Kushner ile Binyamin Netanyahu arasında daha önce gerçekleşen bir görüşmeden (Arşiv - Reuters)
TT

Netanyahu ve Kushner, Hamas'ın silahlarını teslim etme sürecini ABD'nin denetlemesi konusunda anlaştı

Jared Kushner ile Binyamin Netanyahu arasında daha önce gerçekleşen bir görüşmeden (Arşiv - Reuters)
Jared Kushner ile Binyamin Netanyahu arasında daha önce gerçekleşen bir görüşmeden (Arşiv - Reuters)

İsrailli bir yetkili, Fransız haber ajansı AFP’ye yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı ve özel temsilcisi Jared Kushner ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun dün, Gazze Şeridi'nde Hamas Hareketi’nin silahsızlandırılması sürecini ABD'li bir subayın denetlemesi konusunda anlaştıklarını teyit etti.

Kushner'in Netanyahu ile görüşmesi, ABD'nin Trump tarafından sunulan barış planının uygulanmasını ilerletme çabaları bağlamında gerçekleşiyor. Seçim yarışında olan Netanyahu, kısa süre önce bu planı reddettiğini açıklamıştı.

AFP’ye konuşan İsrailli yetkili, tarafların ‘Gazze Şeridi'nin silahlardan arındırılmasına yönelik ilk adımın, ABD'li bir subayın gözetimi altında kullanımdan kaldırılmasına hazırlık olarak Hamas'tan silahlarını teslim etmesini talep etmek olması’ konusunda anlaştığını belirtti. Yetkiliye göre Netanyahu Kushner'a, Hamas silahsızlandırılmadan Gazze'den çekilme olmayacağını bildirdi.

Kushner ise Hamas’ın ‘30 gün’ içinde silahsızlandırılması sürecinin başlamasını ve Trump'ın Gazze Şeridi'ne yönelik barış planının uygulanmasında ‘ilerleme’ kaydedilmesini umduğunu söyledi.

Tel Aviv'de Fox News kanalından bir gazeteciye konuşan Kushner, “Silahların bir kısmının umduğumuz gibi toplanmaya başlanmasıyla yaklaşık 30 gün gibi kısa bir süre içinde ilerleme görebiliriz. Ayrıca önümüzdeki 60 ila 90 gün içinde bazı tünellerin kapatılması da mümkün olabilir” ifadelerini kullandı.

Barış Konseyi'nden bir yetkili, Kushner'in Netanyahu ile görüşmesinin "oldukça uzun, derinlemesine ve son derece verimli geçtiğini" belirterek, "Gazze krizini çözmek amacıyla ilerleme kaydetmek için Netanyahu ile bir yol haritası üzerinde anlaştık" dedi.

Kushner, İsrail'e geçmeden önce pazar günü Mısır'da "Hamas" liderleriyle bir araya gelmişti.

Hamas, temmuz ayı sonlarında barış planının ikinci aşamasını başlatmayı hedefleyen, hareketin silahsızlandırılmasını ve İsrail'in topraklarının yüzde 60'ından fazlasını kontrol ettiği Gazze Şeridi'nden çekilmesini öngören bir Amerikan yol haritasını kabul etmişti. Netanyahu ise hareketin ‘gerçek anlamda’ silahsızlandırılmasını talep etmişti.

Öte yandan kimliğinin açıklanmasını istemeyen kaynaklar, Kushner'ın pazar günü Hamas liderliğindeki üyelerle yaptığı görüşmede hareketin silahsızlandırılması gerekliliğini vurguladığını ve ‘doğrulanabilir’ adımlar atılması çağrısında bulunduğunu aktardı.

Kaynaklardan birine göre Kushner, “Gazze hiçbir zaman İsrail'e yönelik terörün kaynağı olmayacak" ifadelerini kullandı.

Kaynaklar ayrıca, Kushner'ın gelecekte Gazze'nin yönetiminde Hamas’a hiçbir rol verilmeyeceğinin de altını çizdiğini belirtti.


Önce silahsızlanma mı, yoksa geri çekilme mi? Trump’ın Gazze planını tehdit eden ikilem

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Aralık 2025’te Florida’da düzenledikleri basın toplantısında (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Aralık 2025’te Florida’da düzenledikleri basın toplantısında (Reuters)
TT

Önce silahsızlanma mı, yoksa geri çekilme mi? Trump’ın Gazze planını tehdit eden ikilem

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Aralık 2025’te Florida’da düzenledikleri basın toplantısında (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Aralık 2025’te Florida’da düzenledikleri basın toplantısında (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze Şeridi’ne ilişkin yeni planının karşı karşıya olduğu en temel engel, yükümlülüklerini yerine getirmeye hangi tarafın başlayacağının belirlenmesi. İsrail, herhangi bir geri çekilmeden önce Hamas’ın silahsızlandırılmasını şart koşarken, Hamas ise kendi yükümlülüklerini uygulamaya başlamasını İsrail’in öncelikle kendi taahhütlerini yerine getirmesine (çekilme ve saldırıların durdurulması) bağlıyor. Yol haritası ise iki sürecin karşılıklı ve kademeli biçimde ilerlemesini öngörüyor. Dolayısıyla anlaşmazlık teknik bir mesele olmaktan ziyade, ilk adımı hangi tarafın atacağı ve karşı tarafın yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde ortaya çıkacak riskleri kimin üstleneceğiyle ilgili.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun dün Kudüs’te Trump’ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Jared Kushner, Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov ve eski İngiltere Başbakanı Tony Blair ile gerçekleştirdiği toplantı, Mısır’da pazar günü bölgesel arabulucularla yapılan görüşmelerin ardından geldi. Söz konusu görüşmelerin bir bölümüne Hamas yetkilileri de katıldı.

Mevcut girişimler, Mısır, Katar ve Türkiye’den arabulucuların da katıldığı istişarelerin ardından hazırlanan ve mevcut haliyle 30 Temmuz’da yayımlanan, ABD’nin desteklediği Gazze Barış Kurulu tarafından açıklanan 15 maddelik yol haritasını kurtarmayı amaçlıyor.

Geri çekilme, silahsızlanmaya bağlı

Yeni plan; askeri operasyonların durdurulması, Hamas ve diğer grupların silahlarının İsrail güçlerinin kademeli olarak çekilmesiyle eş zamanlı biçimde aşamalı olarak teslim alınmasını ve sivil ve güvenlik işlevlerinin, Hamas’ın yönetiminde rol almayacağı teknokratlardan oluşan Filistinli bir komiteye devredilmesini öngörüyor. Plan ayrıca ateşkesin denetlenmesi ve İsrail güçleri ile komitenin kontrolündeki bölgeler arasında ayrım sağlanması amacıyla geçici bir uluslararası gücün konuşlandırılmasını ve geçiş döneminde yeniden yapılandırılacak bir Filistin polis teşkilatının eğitilmesini içeriyor.

sdvfgreb
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, 16 Ağustos 2026’da Mısır’ın el-Alameyn kentinde ABD Başkanı Donald Trump’ın Ortadoğu Özel Temsilcisi ve damadı Jared Kushner ile yaptığı görüşme sırasında (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Ancak Netanyahu daha önce İsrail’in 15 maddelik belgeyi reddettiğini açıklamış ve ordunun, ağır ve hafif silahlar da dahil olmak üzere Hamas’ın tamamen ve fiilen silahsızlandırılması sağlanmadan herhangi bir çekilme gerçekleştirmeyeceğini vurgulamıştı. Buna karşılık Hamas, anlaşmanın uygulanmasını İsrail’in öncelikle kendi yükümlülüklerini yerine getirmesine, bunlar arasında çekilme ve saldırıların durdurulmasına bağlıyor.

Anlaşmazlık bu nedenle silahsızlanma ile çekilmenin zamanlama açısından nasıl birbirine bağlanacağı noktasında yoğunlaşıyor: Taraflar karşılıklı adımları kademeli olarak mı atacak, yoksa taraflardan biri kendi yükümlülüklerini tamamladıktan sonra mı diğeri harekete geçecek? Yol haritası, Hamas ve diğer grupların ağır silahları ile askeri altyapısının devre dışı bırakılmasını, buna silah üretim tesisleri, depolar ve kullanılan tünellerin de dahil edilmesini öngörüyor. Sürecin her aşaması, buna karşılık gelen bir İsrail çekilmesiyle ilişkilendiriliyor. Her aşamadaki yükümlülüklerin yerine getirilip getirilmediğini bir sonraki aşamaya geçilmeden önce, garantör ülkeler, Barış Kurulu ve Uluslararası İstikrar Gücü temsilcilerinden oluşan uluslararası bir komite denetleyecek. Ancak İsrail’in silahsızlanmanın ilk adım olması yönündeki şartı ile Hamas’ın öncelikle İsrail’in yükümlülüklerini yerine getirmesini istemesi arasındaki görüş ayrılığı, bu mekanizmanın hayata geçirilmesini şimdilik askıda bırakıyor.

Uygulama ayrıntıları henüz açıklanmadı

Ancak engeller, çekilme ile silahsızlanmanın sıralaması konusunda uzlaşmaya varılmasıyla sona ermiyor. Doğrulama komitesi ile Uluslararası İstikrar Gücü’nün genel çerçevesi belirlenmiş olsa da her bir tarafın pratikte sahip olacağı yetkiler ve görevlerin ayrıntıları müzakere edilmeyi sürdürüyor. Bunlar arasında silahların teslim edildiğinin veya kullanım dışı bırakıldığının nasıl doğrulanacağı ve silahlı grupların yükümlülüklere uymayı reddetmesi halinde nasıl hareket edileceği gibi konular bulunuyor. Ayrıca Filistinli teknokrat komitesinin nasıl oluşturulacağı, Filistinliler nezdinde ne ölçüde kabul göreceği ve savaşın altyapısının ve kurumlarının büyük bölümünü tahrip ettiği Gazze Şeridi’ni yönetme kapasitesine sahip olup olmayacağı da yanıt bekleyen sorular arasında.

sdgrth
İsrail tankları, sınırın İsrail tarafında konuşlanırken arka planda Gazze Şeridi’ndeki yıkımın bir kısmı görülüyor... 16 Eylül 2025 (Reuters)

İngiltere merkezli araştırma kuruluşu Chatham House, Trump’ın ilk planına ilişkin Ekim 2025’te yayımladığı değerlendirmede, eğitimli ve güvenilir bir Filistin polisi ve güvenlik gücü oluşturulmasının aylar hatta yıllar sürebileceğine dikkat çekmişti. Mevcut yol haritası ise Uluslararası İstikrar Gücü’ne İsrail güçleri ile Filistin komitesinin kontrolündeki bölgeler arasında ayrım sağlama, ateşkesi izleme, polisi eğitme, insani yardımların ulaştırılmasını güvence altına alma ve komitenin talebi üzerine polislik faaliyetlerini kapsamayan görevlerde komiteye destek verme sorumluluklarını yüklüyor. Gücün iç güvenlikten sorumlu olması öngörülmüyor; bu görev Filistinli komitenin yetkisinde kalıyor. Bu durum, siyasi bir anlaşmaya varılması halinde dahi bunun uzun bir sürecin yalnızca başlangıcı olacağını gösteriyor. Süreç, güvenlik boşluğunun oluşmasını önleyebilecek ve yeniden imar dönemini yönetebilecek kurumların oluşturulmasını gerektirecek.

Netanyahu’nun seçim hesapları

İngiliz The Guardian gazetesi, Netanyahu’nun planı reddetmesini Trump’la yaşanan nadir ve açık bir anlaşmazlık olarak nitelendirdi. Gazete, İsrail Başbakanı’nın seçimler öncesinde sağcı müttefiklerinin baskısıyla karşı karşıya olduğuna dikkat çekti. İsrailliler 27 Ekim’de genel seçimler için sandık başına gitmeye hazırlanırken, iktidardaki Likud Partisi kamuoyu yoklamalarında zorlu bir mücadele veriyor. Netanyahu ise Gazze Şeridi’nden Hamas silahsızlandırılmadan çekilmeyi reddeden sağcı müttefiklerinin baskısı altında bulunuyor.

sdfvbt
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 23 Temmuz 2025 tarihinde Kudüs’te düzenlenen Knesset oturumunda (Reuters)

Bu seçim baskıları, Netanyahu’yu Washington’la görüşme kapısını kapatmadan ülke içinde daha sert bir söylem benimsemeye itebilir. Netanyahu ile Washington, Hamas ve diğer grupların silahsızlandırılması hedefinde hemfikir olsa da uygulamanın sıralaması konusunda görüş ayrılığı yaşıyor. Netanyahu, herhangi bir çekilmeden önce silahsızlanma sürecinin tamamlanmasında ısrar ederken, yol haritası iki sürecin kademeli olarak birbirine bağlanmasını öngörüyor. Temel ayrıntılar ise müzakere edilmeyi sürdürüyor. Bunlar arasında takvim, yükümlülüklerin yerine getirildiğinin doğrulanmasına ilişkin kriterler, İsrail’in çekilmesinin aşamaları ve hızı ile Filistinli komitenin Gazze Şeridi’ne girişinin ve Uluslararası İstikrar Gücü’nün konuşlandırılmasının zamanlaması bulunuyor. Belgede, tüm tarafların yol haritasını kabul etmesinden itibaren 14 gün içinde uygulama takvimi ile mekanizmalarının hazırlanması öngörülüyor. Uluslararası Doğrulama Komitesi’nin kararıyla bu sürenin uzatılabilmesi, ayrıntılar üzerinde uzlaşma sağlanamaması halinde sürecin tıkanma döneminin daha da uzamasına yol açabilir.

Trump ise planını uygulamaya geçirmek ve bunu çatışmayı sona erdirecek bir yol olarak sunmak için çaba gösteriyor. Yol haritasının çıkmaza girmesi, plana arabuluculuk yapan ve destek veren ülkelerin çabalarını sekteye uğratabilir. Ayrıca İsrail’in çekilme ve askeri operasyonları durdurma konusunda açık bir taahhütte bulunması sağlanmadan Hamas’ı silahlarını bırakmaya ikna etmeyi zorlaştırabilir.

Amerikan baskısının sınırları

Washington’ın İsrail hükümetini tutumunu değiştirmeye zorlamak için kullanabileceği baskı araçları bulunuyor. Bunlar doğrudan siyasi baskı ve Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’ndeki diplomatik destekten başlayarak istihbarat ve askeri iş birliğine kadar uzanıyor. ABD yönetimi, belirli silah sevkiyatlarını yavaşlatabilir veya askıya alabilir, bunların kullanımına ilişkin denetimleri sıkılaştırabilir ve yeni silah anlaşmalarının onaylanmasını planın uygulanmasına yönelik İsrail’in atacağı adımlara bağlayabilir. Ancak Beyaz Saray, askeri yardımlara ilişkin kararları tek başına almıyor. Yardımların ödeneklerinin onaylanması ve bunlara ilişkin şartların belirlenmesinde esas rol Kongre’ye ait. Buna karşılık ABD yönetimi, yardımların uygulanması, silah anlaşmalarının yönetilmesi ve bazı sevkiyatların zamanlaması konusunda hareket alanına sahip. Bununla birlikte, bu araçlara sahip olmak ABD’nin İsrail’le açık bir çatışmaya girecek ölçüde bunları kullanmaya hazır olduğu anlamına gelmiyor. Netanyahu, Trump’ın planın başarıya ulaşmasını istemesine rağmen Washington ile İsrail arasındaki ilişkileri tehlikeye atacak veya 3 Kasım 2026’da yapılması planlanan ara seçimler öncesinde Cumhuriyetçiler arasında bölünmeye yol açacak kadar ileri gitmeyeceği hesabını yapıyor olabilir.

dsevfde
Askeri yardım ödeneklerinin onaylanmasında temel rolü üstlenen ABD Kongresi’nin merkezi… Washington, 19 Eylül 2025 (Reuters)

Görüşmelerin önünde üç olası yol bulunuyor: Netanyahu’nun, muhtemelen ek güvenceler aldıktan sonra yol haritasını kabul etmesi ve böylece İsrail’in çekilme aşamalarının Hamas ve diğer grupların silahsızlandırılmasında doğrulanabilir ilerlemeye bağlanması; tarafların anlaşmazlıkları sonraki turlara bırakarak ilerleme kaydedildiğini ilan etmesi ve bu şekilde planı fiili bir uygulamaya geçmeden yürürlükte tutması; ya da İsrail’in çekilmeye başlamadan önce tam silahsızlanma şartında ısrar etmesi ve bunun süreci yeniden çıkmaza sürüklemesi.

Planın müzakere aşamasından uygulamaya geçmesi ise tarafların karşılıklı atılacak adımları ve bunların tarihlerini, doğrulama mekanizmalarını ve yükümlülüklerin ihlal edilmesi halinde izlenecek yöntemi ayrıntılı biçimde belirleyen bir uygulama takvimi üzerinde anlaşmasına bağlı. İlk adımı hangi tarafın atacağı konusundaki anlaşmazlığın sürmesi, uygulamanın askıda kalmasına ve Trump’ın planının sahada hayata geçirilmesi zor bir müzakere çerçevesiyle sınırlı kalmasına yol açabilir.


İran Devrim Muhafızları Ordusu’ndan "saldırıya  geçme" sinyali

Dün Tahran'daki Büyük Çarşı'da gezen İranlılar (Reuters)
Dün Tahran'daki Büyük Çarşı'da gezen İranlılar (Reuters)
TT

İran Devrim Muhafızları Ordusu’ndan "saldırıya  geçme" sinyali

Dün Tahran'daki Büyük Çarşı'da gezen İranlılar (Reuters)
Dün Tahran'daki Büyük Çarşı'da gezen İranlılar (Reuters)

İslamabad mutabakatında öngörülen 60 günlük sürenin müzakerelerde herhangi bir atılım sağlanamadan sona ermesi, Washington ile Tahran arasında yeni bir gerilim aşamasının habercisi olurken, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) İran'ın operasyonlarının savunmadan saldırıya geçebileceğinin sinyalini verdi. Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, Tahran'a yönelik taleplerini sertleştirdi.

Trump önceliklerini bir kez daha teyit ederek ‘birinci hedefin’ İran'ın nükleer silah elde etmesini engellemek olmaya devam edeceğini söyledi. Tahran'dan ‘beyaz teslim bayrağını çekmesini’ isteyen Trump, savaşı sona erdirmek için herhangi bir takvim belirlemediğini vurgularken, Hürmüz Boğazı konusunda ülkesinin tutumuyla çelişen her türlü düzenlemeye karşı da uyarıda bulundu.

Öte yandan Tahran'da, İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, İslamabad mutabakatının bağlayıcı bir 60 günlük ‘süre’ içermediğini belirterek, metnin nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasına ilişkin müzakereler için uzatılabilir bir süre öngördüğünü açıkladı. Bekayi, ‘ABD’nin ihlalleri' nedeniyle görüşmelerin başlamadığını belirtirken, DMO Siyasi İşler Başkan Yardımcısı Yadullah Cavani, İran'ın askeri operasyonlarının ‘gelecekte saldırı niteliği kazanabileceği’ uyarısında bulunarak, ‘stratejik sürprizlere’ karşı uyardı.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre İranlı üst düzey bir yetkili yaptığı açıklamada, diplomasinin başarısız olması halinde Tahran'ın Hürmüz Boğazı ve bölgedeki gerilimi artırabileceği konusunda uyararak, mutabakat zaptını uygulaması için Washington'ın önünde ‘birkaç haftası’ kaldığını söyledi. İran müzakere heyeti üyesi ve Parlamento Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf'ın danışmanı Said Ecerlu, ülke içindeki bazı kesimlerin ABD'ye karşı ‘önleyici saldırı’ çağrısında bulunduğunu belirtti, ancak Washington'ın pes edeceğine bel bağlamayı olayları ‘basite indirgemek’ olarak değerlendirdi.

İran içinde ise ithalatın durması ve açığın büyümesiyle birlikte benzin krizine bağlı huzursuzluk yaşanacağına dair endişeler giderek artarken, hükümet kotaları düşürmeyi ve ilave tüketim fiyatlarını artırmayı değerlendiriyor. Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı Muhammed Rıza Arif, hayat pahalılığının ‘rahatsız edici’ bir seviyeye ulaştığı uyarısında bulunarak, devlet kurumlarını ‘en kötü senaryolara’ hazırlıklı olmaya çağırdı.