Niamey’deki Askeri Konsey destekçilerinin gösterisi (AFP)
Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu’na (ECOWAS) üye ülkelerin genelkurmay başkanlarının, Nijer ile ilgili dün yapılması planlanan kriz toplantısının ertelenmesi birçok soruyu gündeme getirdi.
Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığı habere göre, toplantının yeni bir tarih verilmeden ertelenmesini değerlendiren uzmanlar, bu gelişmenin ‘Afrika’nın Nijer’e olası askeri müdahale konusunda büyüyen bölünmesini’ yansıttığını vurguladı.
Toplantıda, ECOWAS liderlerine ‘yedek gücün’ etkinleştirilmesi ve konuşlandırılmasıyla ilgili ‘en iyi seçenekler’ konusunda tavsiyelerde bulunulacaktı.
ECOWAS liderleri, geçtiğimiz Perşembe günü Abuja’da yaptıkları zirvede, 26 Temmuz’da askeri darbeyle devrilen Başkan Muhammed Bazoum’u yeniden iktidara getirmek ve anayasal düzenin yeniden tesis edilmesi için yedek kuvvetleri harekete geçirme kararı almıştı.
Yedek kuvvetin konuşlandırılması
Fildişi Sahili Devlet Başkanı Alassane Ouattara, geçtiğimiz hafta, Ecowas liderlerinin Nijer'de anayasal düzeni yeniden sağlamak için askeri bir operasyonun mümkün olan en kısa sürede başlaması için yeşil ışık yaktığını duyurdu.
Ouattara, örgütün geçmişte Liberya, Sierra Leone, Gambiya ve Gine-Bissau’ya anayasal düzenleri tehdit edildiğinde müdahale ettiğini de hatırlattı.
ECOWAS, kriz için barışçıl bir çözüm bulmayı hala umduğunu vurgularken, oluşturulacak güçlerin sayısını veya konuşlanma takvimini belirtmedi.
Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi ise, Nijer’in üyeliğinin askıya alınmasını görüşmek üzere Cumartesi günü yapılması planlanan toplantısını ‘daha fazla istişare yürütmek’ amacıyla erteleme kararı aldı.
Mısır eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Salah Halima, “Hem ECOWAS, hem de Afrika Birliği, meşruiyetleri ve kıtada anayasal meşruiyet ve güvenliği sağlamadaki rollerini yerine getirme yetenekleri tehlikede olduğundan çok hassas bir konumda” dedi.
Şarku’l Avsat’a konuşan Halima, iki toplantının ertelenmesinin, bir askeri müdahale kararının Sahel bölgesinin güvenliğine yönelik olası tehlikesini ve bu örgütler içinde darbeyle başa çıkmak için mevcut seçenekler konusundaki bölünme ve tutarsızlığı yansıttığını söyledi.
Riskli macera
Şarku’l Avsat’a görüş bildiren bir diğer isim, Afrika meseleleri konusunda Mısırlı bir uzman olan Muhammed Abdulvahid ise şunları söyledi;
“Erteleme kararı, ECOWAS’ın askeri olarak hazır olmadığını ve bölgedeki tüm ülkeler için risklerle dolu böyle bir müdahale planının olmadığını yansıtıyor. Aynı zamanda, askeri müdahalenin kaçınılmazlığına dair kesin bir uluslararası kararın olmadığını gösteriyor.”
Fransa, geçen hafta yedek kuvvet konuşlandırılması da dahil olmak üzere Nijer ile ilgili ECOWAS liderler zirvesinde alınan tüm kararlara tam desteğini ifade etti.
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, kriz için barışçıl bir çözüm çağrısında bulunarak, “ABD, ECOWAS’ın krize barışçıl bir çözüm için tüm seçenekleri keşfetme kararlılığını takdir ediyor” dedi.
Bu iki ayrı duruş, Washington ve Paris arasında askeri müdahale konusunda görüş ayrılığı olarak yorumlandı.
Afrika Sahel meseleleri konusunda uzman olan Moritanyalı Muhammed El-Amine Ould Dah, “Askeri müdahale hipotezi, Cezayir ve Çad’ın bunu reddetmesi ışığında, hiçbir Afrikalının bu konuda hemfikir olmadığı, ilk andan itibaren tehlikelerle dolu bir maceradır” dedi.
Şarku’l Avsat’a konuşan uzman şu değerlendirmeyi yaptı;
“Nijer’e askeri müdahale tüm Afrika Sahel bölgesini sonsuz bir çatışma ve kaosa sürükleyecek ve bu herkes için bir tehlike oluşturacaktır. Bu nedenle Washington, olası bir kaostan Rusya’nın yararlanacağına inandığı için askeri müdahale konusunda ketum ve temkinli davranıyor.”
Uzman, darbe yetkililerinin bir hükümet atayarak kontrollerini sıkılaştırması ve halk nezdinde artan bir şekilde meşruiyet kazanmaları ışığında, ECOWAS’ın diplomasiye başvurmaktan ve belirli süreler içinde anayasal durumu eski haline getirmek için çalışmaktan başka çaresi olmadığını dile getirdi.
Nijer’deki askeri konseyin binlerce destekçisi, geçtiğimiz Cuma günü başkent Niamey’deki Fransız askeri üssünün yakınında toplanarak, Rusya ve Nijer bayrakları salladı.
Saldırgan, saldırı için haftalarca hazırlık yaptı... Trump’a suikast planının ayrıntılarıhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5267512-sald%C4%B1rgan-sald%C4%B1r%C4%B1-i%C3%A7in-haftalarca-haz%C4%B1rl%C4%B1k-yapt%C4%B1-trump%E2%80%99-suikast-plan%C4%B1n%C4%B1n-ayr%C4%B1nt%C4%B1lar%C4%B1
Polis ve gizli servis görevlileri, cumartesi akşamı meydana gelen silahlı saldırının ardından Başkan Trump’ı Beyaz Saray Muhabirleri Derneği’nin düzenlediği yemekten dışarı çıkardı. (Reuters)
Saldırgan, saldırı için haftalarca hazırlık yaptı... Trump’a suikast planının ayrıntıları
Polis ve gizli servis görevlileri, cumartesi akşamı meydana gelen silahlı saldırının ardından Başkan Trump’ı Beyaz Saray Muhabirleri Derneği’nin düzenlediği yemekten dışarı çıkardı. (Reuters)
Savcılık, cumartesi günü Beyaz Saray Muhabirleri Derneği yemeğine saldırı düzenlemeye çalışan Cole Tomas Allen’in, Donald Trump ve hükümet üyelerini öldürmeye yönelik planını ortaya çıkardı. Savcılığa göre Allen, saldırıyı gerçekleştirmeden önce haftalarca hazırlık yaptı.
Şarku’l Avsat’ın The Telegraph’tan aktardığına göre Allen dün mahkemeye çıkarak suçlamalarla yüzleşti. Allen’in, yetkililer tarafından ‘planlı bir cinayet komplosu’ olarak tanımlanan saldırı hazırlıklarına nisan başında başladığı ifade edildi.
31 yaşındaki Allen, Kaliforniya’nın Torrance şehrinden olup, Washington D.C.’deki Hilton Oteli’nde düzenlenen Beyaz Saray Muhabirleri Derneği yemeği sırasında güvenlik noktasını geçmeye çalıştı ve ardından ABD Gizli Servisi’ne bağlı bir görevliyi hedef alarak ateş açtı. Etkinliğe, Başkan Trump ve eşi, neredeyse tüm Trump yönetimi üyeleri ve önde gelen gazeteciler katılmıştı.
Planın ilk aşaması: Otel rezervasyonu
Washington D.C. Başsavcısı Jeanine Pirro, Allen’in saldırıyı gerçekleştirmek amacıyla otelde üç gece konaklama rezervasyonu yaptığını açıkladı. Bu rezervasyon, Trump’ın etkinliğe katılacağını duyurmasından bir ay sonra yapıldı.
Pirro, gazetecilere verdiği demeçte, “6 Nisan’da Allen, Washington Hilton Oteli’nde 24, 25 ve 26 Nisan tarihlerinde üç gece konaklama için rezervasyon yaptı” dedi.
İkinci aşama: Washington’a seyahat
Pirro, “21 Nisan’da Allen, Los Angeles yakınlarındaki evinden yola çıktı. 23 Nisan’da Chicago’ya vardı, ardından 24 Nisan Cuma günü Washington D.C.’ye ulaştı” şeklinde konuştu.
Pirro, Allen’in 24 Nisan Cuma günü saat üç civarında Hilton Oteli’ne vardığını ve geceyi otelde geçirdiğini belirtti.
Cole Tomas Allen, Beyaz Saray Muhabirleri Derneği yemeği sırasında ateşli silahlar ve bıçaklarla salona girmeye çalışırken yakalandı. (DPA)
Pirro, “Allen ertesi gün saat 20:00’de, başkan ve eşinin akşam yemeğinin düzenlendiği salonda olduğunun tamamen farkındaydı” dedi.
Etkinliğe katılanlar arasında, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Başkan Yardımcısı J.D. Vance gibi yönetimin üst düzey yetkilileri de bulunuyordu.
Üçüncü aşama: Saldırının gerçekleştirilmesi
Pirro, saat 20:40’ta Allen’in, tüfek, tabanca ve bıçaklarla etkinlik salonuna girmeyi denediğini, ancak ABD Gizli Servisi tarafından durdurulduğunu açıkladı.
ABD Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan ve Allen’in taşıdığı silahları gösteren fotoğraf (Reuters)
Gizli Servis’ten bir ajan, göğsünden vurulmuş olsa da, kurşungeçirmez yeleği sayesinde hayatını kurtardı. Ardından bir polis memuru Allen’a beş el ateş etti. Allen yaralanmazken, yere düştü ve sonrasında tutuklandı.
Allen’a yöneltilen suçlamalar
Dün öğleden sonra Allen’a, ABD Başkanı’na suikast girişiminde bulunma suçlaması yöneltildi. Bu suçun cezası, ömür boyu hapis cezasına kadar varabiliyor.
Ayrıca Allen’a, silah ve mühimmat taşımaktan ve şiddet içeren bir suç işlerken ateş açmaktan da suçlamalar yöneltildi. Mahkemede hazır bulunan Pirro, Allen’a daha fazla suçlama yönelteceklerini belirtti. Ayrıca, Washington D.C.’de siyasi şiddet eylemleri gerçekleştiren suçluları takip etmeye kararlı olduklarını ifade etti ve “İfade özgürlüğü korunur, ancak bu, şiddet kullanmayı veya yetkililere yönelik saldırıları içermez” dedi.
Saldırının ardındaki neden
Savcılık, saldırının arkasındaki motivasyonu açıklamadı, ancak yetkililer Allen’in saldırıdan birkaç dakika önce ailesine gönderdiği mesajda kendisini ‘dostane bir federal katil’ olarak tanımladığını belirtti. Allen, mesajında, Cumhuriyetçi başkanı isim vermeden defalarca anarak, Trump yönetiminin bir dizi politikasına ilişkin şikayetlerde bulunduğunu ima etti.
“Savaşçı geçmişi” ile barışçıl ve şiddet karşıtı bugünü arasında Vatikanhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5267511-%E2%80%9Csava%C5%9F%C3%A7%C4%B1-ge%C3%A7mi%C5%9Fi%E2%80%9D-ile-bar%C4%B1%C5%9F%C3%A7%C4%B1l-ve-%C5%9Fiddet-kar%C5%9F%C4%B1t%C4%B1-bug%C3%BCn%C3%BC-aras%C4%B1nda-vatikan
“Savaşçı geçmişi” ile barışçıl ve şiddet karşıtı bugünü arasında Vatikan
Fotoğraf: Majalla
Saad Kivan
“Savaşa hayır” ifadesi bir önceki Papa Francis tarafından da dillendirilmiş ve yaşamın önemini vurguladığı ünlü “Fratelli Tutti” (Tüm Kardeşler) mesajında güçlü bir biçimde yinelediği bir ifadedir.
Bugün, Katolik Kilisesi (Vatikan), savaşlardan ve bazı papaların başlattığı haçlı seferlerini teşvik etmek gibi eylemlerinden ışık yılı kadar uzakta görünüyor. Bu papalara şunları örnek verebiliriz; ünlü İnebahtı Savaşı'nda Osmanlı İmparatorluğu'na savaş açan ve daha sonra aziz ilan edilen Papa 5. Pius (1576), savaş sevgisiyle bilinen ve portelerinde elinde kılıç ile tasvir edilen Papa 2. Julius (1503). Ancak, Ağustos 1945'te Hiroşima'ya atılan atom bombası, Kilise'yi savaşın dünyayı ve insanlığı yok edeceği gerçeği üzerinde düşünmeye sevk etti.
Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasındaki savaş şiddetlenirken, ABD Başkanı Donald Trump'ın Papa 14. Leo'nun savaşı eleştirmesine, diyalog ve barış çağrısı yapmasına karşılık olarak başlattığı tartışmanın ardından “adil savaş” terimi yeniden gündeme geldi. Trump, Leo'nun adının başlangıçta papalık için düşünülmediğini ama Amerikalı olduğu için seçildiğini iddia etti. Papa 14. Leo, Trump'ın aynı yılın ocak ayında Beyaz Saray'a dönmesinin ardından Nisan 2025'te Papa Francis'in halefi olarak seçildi. Bu tartışma, 1945'te Papa'nın Nazi Almanyasının lideri Adolf Hitler'e savaş ilan etmesinin ardından Papa'nın gücünü ve etkisini küçümseyen Joseph Stalin'in meşhur sözünü akla getirdi: “Papa'nın kaç tankı var ki?” Stalin bu sözü, Yalta Konferansı'nda İngiltere Başbakanı Winston Churchill'in kendisine yönelttiği bir soruya yanıt olarak söylemişti. Ne var ki bu tartışma, yüzyıllarca bu kutsal makama gelmiş Papaların tarih boyunca savaşlara ilişkin tutumlarını da akla getiriyor.
Rönesans devri olarak bilinen 15. ve 16. yüzyıllar arasında Kilise muazzam bir güç ve refahın tadını çıkardı. Papalar, sadece ruhani liderler olarak değil, tartışmasız bir otoritenin figürleri olarak da nüfuzlarını dayattılar ve kendilerini dönemin siyasi sahnesinin ayrılmaz parçası olarak konumlandırdılar
Yaklaşık bin yıl önce, 1095'te Fransa'daki Clermont Konsili sırasında Papa 2. Urban, “Tanrı bunu istiyor” diyerek bir haçlı seferi ilan etmişti. Daha sonra, 1503'te Giuliano della Rovere seçildi ve 2. Julius unvanını aldı. Aristokrat bir aileden geliyordu ve amcası da bir papaydı. Güçlü kişiliği ve sarsılmaz kararlılığıyla tanınan 2. Julius, sert mizacı, çabuk sinirlenmesi ve Kilise'nin çıkarlarını savunmak için güç ve silah kullanma eğilimi nedeniyle “Savaşçı Papa” ve “Korkunç Papa” lakaplarıyla da anıldı. Rönesans devri olarak bilinen 15. ve 16. yüzyıllar arasında, Kilise iç bölünmelerin zorluklarını aşarak ve tüm Hristiyan dünyasına kontrolünü dayatarak muazzam bir güç ve refahın tadını çıkardı. Bu dönemde, papalar sadece ruhani liderler olarak değil, tartışmasız bir otoritenin figürleri olarak da nüfuzlarını dayattılar, kendilerini dönemin siyasi sahnesinin ayrılmaz bir parçası olarak konumlandırdılar.
Vatikan'daki Aziz Petrus Meydanı'nda Papa 14. Leo'nun başkanlık ettiği Pazar Ayini, 29 Mart 2026 (AFP)
Daha sonra, 1517'de Papa 5. Pius, Osmanlılara karşı “Kutsal İttifak” adını verdiği bir ittifak deklare etti. Bu ittifak İspanya, Venedik Prensliği, Cenova, Malta, Parma Dükalığı, Mantova, Ferrara, Urbino, Savoy ve Toskana'yı (Floransa dahil) kapsıyordu. Papa 5. Pius, seferin herhangi bir şekilde gecikmesini önlemek için ağırlığını koymuş ve müttefikleri yola çıkmamaları halinde savaş ile tehdit etmişti. Seferde kullanılacak silahları ve sancağı kutsamıştı. Bunlar Ağustos 1571'de Napoli'deki Santa Chiara Kilisesi'nde Avusturyalı John'a sunulmuştu. Hristiyanların zaferi ve Osmanlı İmparatorluğu donanmasının yok edilmesiyle sonuçlanan İnebahtı Savaşı'nı tasvir eden büyük bir tablo hâlâ Vatikan'ın salonlarından birinde sergilenmektedir.
Bugün, bu modern, yıkıcı ve ölümcül silahlar karşısında, o yıllarda düşünüldüğü veya sınıflandırıldığı gibi “adil savaş”tan bahsetmek zorlaşıyor. Vatikan'da ise değişim rüzgarları esmeye başladı. Örneğin Papa 12.Pius, faşist lider Benito Mussolini'yi desteklemekten vazgeçip onunla ayrı düştü ve ardından 1945'te savaşa karşı çıkmaya başladı. 1963'te, reformcu ve yenileyici olarak bilinen Papa 23.John, atom enerjisi çağında savaşı adaleti sağlamanın bir aracı olarak görmenin zor olduğunu belirtti. Mevcut Papa da bu yolu izleyerek barış için çabalamayı papalık döneminin temel taşı haline getirdi. Dönemin teologları kılıç ve sopalarla yapılan savaşlardan bahsediyorlardı, bugünkü gelişmiş teknolojik silahlar ve uzaktan yönetilen uçaklarla yapılan savaşlardan değil.
Papa 14.Leo, ilk apostolik yolculuğu sırasında, Lübnan'ın Beyrut şehrindeki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı'na ulaşan uçağından iniyor, 30 Kasım 2025 (Reuters)
Kilise, daha erken bir dönemde savaşın dehşeti ve tehlikeleri hakkında düşünmeye başlamıştı. 1917'de Papa 15. Benedict, savaşan taraflara hitaben, “Savaş anlamsız bir katliamdır” demişti. Papa 12. Pius de devletleri İkinci Dünya Savaşı'ndan kaçınmaya ikna etmeye çalışmıştı. Bunları 1958'den başlayarak savaşın dehşetini ve adaletsizliğini vurgulayan çağrılarını tekrarlayan 23.John’un savaş karşıtı tutumları takip etti. Bunu, 4 Ekim 1965'te Birleşmiş Milletler'de savaşa karşı çıkan 6.Paul’un çağrısı ve Lübnan'dan başlayarak Ortadoğu'daki savaşları durdurma girişimleri izledi.
Geçmişte, papalar egemenlik ve dinin dayatılması yoluyla hem dini hem de dünyevi otorite rolünü oynamaya çalışmışlardı. Bugün, egemenlik ve vesayet zihniyetinden sıyrıldıktan sonra ise, kendilerini ahlaki ve manevi güçle donatarak daha insancıl ve medenileştirici bir rol oynamaya çalışıyorlar
Geçmişte, papalar egemenlik ve dinin dayatılması yoluyla hem dini hem de dünyevi otorite rolünü oynamaya çalışmışlardı. Bugün, egemenlik ve vesayet zihniyetinden sıyrıldıktan sonra ise kendilerini ahlaki ve manevi güçle donatarak daha insancıl ve medenileştirici bir rol oynamaya çalışıyorlar. Bütün bunların temelinde, (2010 New York Takvimi'ne göre) papa, kardinaller ve Katolik Kilisesi'nin Yüksek Pontifini çevreleyen diğer din adamlarından oluşan, nüfusu sadece 826 olan Roma'daki Aziz Petrus Bazilikası vardır. Papa 2. John Paul'ün memleketi Polonya'daki etkisi, muhtemelen Stalin'in Varşova konuşmasına 1980 sonbaharında verilen bir yanıt niteliğindeydi. O dönemde (1978'de Kutsal Makam'ın başına geçen ilk Polonyalı olan) Papa 2. John Paul, Moskova'nın vesayetine karşı barışçıl bir mücadele yürüten Polonyalı Dayanışma Hareketinin hamisiydi. Bu hareket, 1990'da lideri Lech Wałęsa'nın cumhurbaşkanı seçilmesiyle Sovyet Varşova Paktı sistemi içindeki ilk sarsıntıyı oluşturmuştu. Bu başarı büyük ölçüde, 2. John Paul'ün ısrarlı çağrıları ve sık ziyaretleriyle sağladığı destek sayesinde gerçekleşti.
Korkunç ve parçalı bir dünya savaşı yaşıyoruz ve bugünkü dünyanın dünden daha şiddetli mi yoksa daha az mı şiddetli olduğunu, modern iletişim araçlarının bizi şiddet konusunda daha bilinçli hale getirip getirmediğini veya sadece ona alışmış olup olmadığımızı bilmek kolay değil
Savaşa hayır
Bu, son papadan bir önceki Papa Francis tarafından da dillendirilmiş ve yaşamın önemini vurguladığı ünlü “Fratelli Tutti” (Tüm Kardeşler) mesajında güçlü bir şekilde yinelediği bir ifadedir. Söz konusu mesajında şöyle demişti: “Güç gösterilerine yeter artık. Gerçek güç, hayata hizmet etmektir.” 2019'da Arjantinli Francis, Hiroşima şehrini ziyaret ederek yüksek sesle şunları söylemişti: “Nükleer silahların kullanımı ahlaksızcadır ve hiç kimsenin başkasının varlığını ve yaşamını tehdit etme hakkı yoktur.” Papa Francis, sanki papalığın geçmişteki söylemlerini telafi etmeye çalışarak daha da ileri gitmiş ve kavramlar, yönetim ve üslup açısından radikal bir reform gerçekleştirmişti. Şiddetsizliği, günümüzde insanlığın karşı karşıya olduğu sorunlarla başa çıkmanın bir yöntemi olarak sunmuş ve geçen yüzyılın iki dünya savaşına, nükleer savaş tehdidine ve diğer çatışmalara sahne olduğunu belirterek, “Bugün korkunç ve parçalı bir dünya savaşı yaşıyoruz ve bugünkü dünyanın dünden daha şiddetli mi yoksa daha az mı şiddetli olduğunu, modern iletişim araçlarının bizi şiddet konusunda daha bilinçli hale getirip getirmediğini veya sadece ona alışmış olup olmadığımızı bilmek kolay değil” demişti. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre burada Papa, Mesih'in kendisinin de şiddete maruz kaldığını ve onunla nasıl başa çıkılacağını bildiğini düşünüyor; ona göre bu şiddet her zaman insanlığın kalbinde var olmuştur. Bu nedenle bunun teslimiyet veya boyun eğme anlamına gelmediğini ısrarla vurgulamıştır.
Mevcut Papa, selefinin barışçıl ve şiddet içermeyen yaklaşımını, özellikle halihazırda Afrika ülkelerine yaptığı ziyaret sırasında vurguladığı açıklamaları ve mesajlarıyla sürdürmeye çalışarak adeta bir ip üzerinde yürüyor
Bugün, mevcut Papa, selefinin barışçıl ve şiddet içermeyen yaklaşımını, özellikle daha önce hiçbir papanın ziyaret etmediği Afrika ülkelerine halihazırda yaptığı ziyaret sırasında vurguladığı açıklamaları ve mesajlarıyla sürdürmeye çalışarak adeta bir ip üzerinde yürüyor. Dünyanın çeşitli bölgelerinin ve özellikle de benzeri görülmemiş teknolojik savaş, şiddet, yıkım ve insani acıların yükü altında yaşayan Ortadoğu'nun tanık olduğu huzursuzluk ve trajedileri açıkça görüyor.
* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.
Kral Charles bugün ABD Kongresi’nde nadir görülen bir konuşma yapacakhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5267301-kral-charles-bug%C3%BCn-abd-kongresi%E2%80%99nde-nadir-g%C3%B6r%C3%BClen-bir-konu%C5%9Fma-yapacak
Kral Charles bugün ABD Kongresi’nde nadir görülen bir konuşma yapacak
Kral Charles ve eşi Kraliçe Camilla, ABD’ye yaptıkları resmi ziyaret sırasında (DPA)
Kral Charles bugün ABD Kongresi’nde bir konuşma yapacak. Konuşmanın ana mesajının, Birleşik Krallık ile ABD arasındaki ‘özel ilişkiyi’ vurgulayarak iki ülke arasında birlik çağrısı olduğu belirtiliyor. Bu mesajın, ABD Başkanı Donald Trump ile Birleşik Krallık hükümeti arasında İran savaşı konusunda yaşanan görüş ayrılıklarının gölgesinde iletileceği ifade ediliyor.
Kral Charles ve eşi Kraliçe Camilla, dört günlük resmi ziyaret kapsamında ABD’de bulunuyor. Ziyaret boyunca, Trump ile Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer arasındaki siyasi gerilimlerden uzak durulması ve bunun yerine iki ülke arasındaki tarihi bağların öne çıkarılması hedefleniyor.
Söz konusu konuşma, bir İngiliz kralının ABD Kongresi’nde yapacağı ikinci konuşma olacak. Daha önce bu onuru, 1991 yılında merhum Kraliçe 2. Elizabeth elde etmişti. Charles’ın konuşmasının ABD Doğu saatiyle 15.00’te başlaması planlanıyor.
Ziyaret, Kral Charles döneminin en önemli diplomatik programlarından biri olarak değerlendirilirken, konuşmanın ardından akşam saatlerinde resmi bir devlet yemeği düzenleneceği bildirildi.
Buckingham Sarayı’ndan bir yetkili Reuters’a yaptığı açıklamada, Kral Charles’ın ABD Kongresi’nde yapacağı konuşmanın yaklaşık 20 dakika süreceğini ve konuşmada NATO, Ortadoğu ve Ukrayna gibi başlıkların ele alınacağını belirtti.
Açıklamaya göre konuşmanın ana odağı, iki ülkenin karşı karşıya olduğu küresel zorluklar olacak ve Birleşik Krallık ile ABD’nin ortak değerlerini savunarak uluslararası güvenlik ve refahı güçlendirebileceği mesajı verilecek.
Kaynak, zaman zaman görüş ayrılıkları yaşansa da Kral Charles’ın iki ülkenin ‘çoğu zaman yakınlaşma yolları bulduğunu’ vurgulayacağını ve bu ortaklığı ‘insanlık tarihinin en büyük ittifaklarından biri’ olarak tanımlayacağını ifade etti.
ABD Başkanı Donald Trump, İngiliz kraliyet ailesine hayranlığıyla bilinirken Kral Charles’ı da ‘büyük bir adam’ olarak nitelendiriyor. Ancak Trump’ın, Başbakan Keir Starmer liderliğindeki Birleşik Krallık hükümetiyle çeşitli konularda gerilim yaşadığı bildiriliyor.
Starmer’ın ise ziyaretin, son aylarda gerilen ilişkileri yeniden güçlendirmesini umduğu belirtiliyor.
Uzun süredir planlanan ziyaret, ABD’nin İran’a yönelik askeri operasyonları nedeniyle oluşan siyasi gerilimlerin gölgesinde gerçekleşiyor. Trump’ın, Birleşik Krallık’ın operasyona destek vermemesini eleştirdiği, ancak son günlerde söylemini yumuşattığı aktarılıyor.
Bununla birlikte, ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) içinde yer alan bir iç yazışmanın, ABD’nin Falkland Adaları konusunda Birleşik Krallık’ın egemenlik talebine yaklaşımını yeniden gözden geçirebileceğini göstermesi yeni endişelere yol açtı.
Ziyaretin başlangıcında Kral Charles ve Kraliçe Camilla, Donald Trump ve eşi Melania Trump ile Beyaz Saray’da özel bir çay etkinliğinde bir araya geldi. Ardından İngiliz büyükelçisinin konutunda bir bahçe resepsiyonu düzenlendi.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة