ABD’nin Körfez politikalarındaki sabit ve değişkenler

ABD artık dünyanın tek süper gücü değil…

Eduardo Ramon
Eduardo Ramon
TT

ABD’nin Körfez politikalarındaki sabit ve değişkenler

Eduardo Ramon
Eduardo Ramon

Robrt Ford // ABD’nin Suriye ve Cezayir eski Büyükelçisi, Washington’da Middle East Institute araştırmacısı.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) geçtiğimiz 31 Mayıs’ta, Körfez sularındaki ticari hareketliliği korumak için ABD liderliğindeki deniz gücüne ortaklığını durduracağını açıkladı. Körfez’deki Arap tarafının ABD’nin bölgeye yönelik güvenlik politikasından memnun olmadığının en son göstergesi olan bu adım dikkat çekici. Zira BAE, daha önce ABD’nin çok yakın bir ortağı idi. Bu kararın ABD basınında veya ABD’nin dış politikasıyla ilgilenen kurumlarda kayda değer bir yankı uyandırmaması da ayrıca dikkat çekti.

Körfez bölgesindeki gözlemciler, 33 yıl önce Kuveyt’i kurtarmak için başlatılan savaştan bu yana ABD politikasında meydana gelen değişikliğin boyutunu sorguluyor. Bu sorunun cevabı şu: ABD’nin yaklaşımlarında bazı gelişmeler oldu ve ABD, yaklaşımını geliştirmek zorunda kaldı. Zira artık dünyanın tek süper gücü değil; 2023 yılında Çin, ciddi bir rakip olarak ona meydan okuyor. Bununla beraber ABD, halen Körfez bölgesindeki enerji kaynaklarında hayati bir ulusal çıkarı olduğunu düşünüyor. Bu yüzden İran gibi düşman bir devletin bu kaynakları ele geçirme yönündeki herhangi girişimine karşı koyacaktır. Bundan hareketle denebilir ki ABD’nin politikaları, 1991 yılına göre pek de değişmedi. Washington’ın hedefi halen İran’ın düşmanlığını önlemek. Ancak karşı karşıya kaldığı jeopolitik zorlukların artmasıyla birlikte bölgenin güvenliğini temin etmek için Arap Körfez ülkelerinin desteğine muhtaç.

ABD liderliğinde yeni bir bölgesel güvenlik yapısının inşası uzun zaman alacak. Dolayısıyla şu an gördüğümüz şey, Körfez bölgesi, eski ABD güvenlik şemsiyesinden birden fazla sistem ve devleti içeren daha yeni bir bölgesel güvenlik yapısına geçişin başlangıcıdır.

BAE’nin hissettiği hayal kırıklığını ve daha geniş bir siyasi ve diplomatik ağ kurma arzusunu anlayabiliriz. Washington, çok kutuplu bir dünyada Körfez ülkelerinin birden fazla seçeneği olduğunu biliyor ve bu ülkelerin daha dinamik bir Çin’le ekonomik ilişkiler kurmasını kabulleniyor. Ama kırmızı çizgileri var. Mesela hem ABD hem de Çin’le yakın askerî ilişkilerden istifade etmeye çalışan ülkelere derin bir askerî iş birliği sunmayacaktır.

Ortadoğu’da artık kara savaşı yok

1991’in başında ABD güçleri, Irak’a ait hedefleri beş hafta boyunca hava saldırıları ve füzelerle bombaladıktan sonra sadece iki hafta içerisinde Irak ordusunu Kuveyt’ten çıkardı. Bu savaşta ölen Amerikan askerinin sayısı 300’ün altındaydı. 2001’de, yani savaştan on yıl sonra Amerika’da yapılan bir kamuoyu yoklaması, Amerikalıların yüzde 63’ünün ABD’nin çabalarına olumlu baktığını ortaya koydu. 2003 yılında patlak veren Irak savaşı sekiz hafta değil, sekiz yıl sürdü. Bu savaşta yaklaşık 5 bin Amerikalı öldü. Elbette ölen Iraklıların sayısı daha fazlaydı. 1991’deki savaşın aksine 2011’de son Amerikan askerleri Irak’tan döndüğünde zafer alayı yoktu.

ABD liderliğinde yeni bir bölgesel güvenlik yapısının inşası uzun bir zaman alacak. Dolayısıyla şu an gördüğümüz şey, Körfez bölgesi, eski ABD güvenlik şemsiyesinden birden fazla sistem ve devleti içeren daha yeni bir bölgesel güvenlik yapısına geçişin başlangıcıdır

Gallup şirketinin geçen yıl yaptığı bir ankete göre Amerikalıların yalnızca yüzde 16’sı Irak’taki savaşa olumlu bakıyor. Ağustos 2021 sonlarında, yani ABD güçlerinin yirmi yıl süren bir savaşın ardından Afganistan’dan çekilmesinden sonra yapılan bir başka ankete göre de Amerikalıların yüzde 54’ü, her ne kadar düzensiz olsa da çekilmenin doğru bir karar olduğunu düşünüyor.

John Bolton gibi güvenilirliğini kaybeden bazı savaş şahinlerini bir kenara bırakırsak, büyük Irak ve daha az ölçüde Afganistan başarısızlığıyla yaşanan hayal kırıklığının, ABD’nin bölgedeki politik tercihlerini değiştirdiğini söylemek gerekir. Soldan sağa tüm siyasi çevreler, Amerikan kamuoyu ile siyasetçilerin Ortadoğu’da başka uzun ve maliyetli bir kara savaşı istemediğini ifade etti.

devr
6 Aralık 2015’te Amerikalı askerler, Irak ordusunun mühendislerine Bağdat’ta portatif duba köprülerin nasıl kullanılacağını gösteriyor (Getty Images)

Biden, John Bolton’a kulak verip de İran’a saldırmak istese bile, özellikle partinin sol cenahından çok sayıda Demokrat ve özellikle partideki Trump destekçilerinden olmak üzere çok sayıda Cumhuriyetçi buna hemen karşı çıkacaktır. Bugün 1991 yılındaki kolay zaferin getirdiği kibir ve kendini beğenmişliğin yıllar geçtikçe aşınmaya başladığını söyleyebiliriz.

İkinci değişiklik: ortaklara duyulan ihtiyaç

ABD hükümeti 1991 yılında Kuveyt’i kurtarmak için bir operasyon planladı ve bunu yönetti. General Norman Schwarzkopf, yarım milyon Amerikan askerine komuta ederken, Başkan Bush ve Dışişleri Bakanı James Baker ise uluslararası diplomatik çabalara öncülük etti. Bu çabalara Suudi Arabistan Krallığı ve Mısır başta olmak üzere az sayıda Arap ülkesi de katıldı.

Kasım 1990’da Başkan Bush, Schwarzkopf komutasında görev yapacak iki zırhlı birlik göndermesi için Cumhurbaşkanı Mübarek’in onayını almak üzere Mısır’ın başkentini ziyaret ettiğinde, ben, Kahire’deki ABD Büyükelçiliği’nde çalışıyordum. Daha sonra Başkan Bush, bir ekip göndermeye ikna etmek için Cenevre’de Esed’le de bir araya geldi. Bush Arap güçlerinin varlığını, Schwarzkopf’un Iraklılarla karşı karşıya gelirken onlara ihtiyaç duyacağından ötürü istemiyordu. Nitekim Schwarzkopf’un vurucu bir Amerikan ateş gücü vardı. Bush ve Baker Arap güçleriyle, ABD’nin askeri operasyonunun meşruiyetini dünyanın geri kalanına göstermek istedi. Mısır ve Suriye güçleri bu savaşta çok katkı sağlamadı. Washington’ın Çöl Fırtınası adını verdiği askerî harekât, esasında ABD’nin ortaya koyduğu bir çabaydı. 1991 yılını takip eden senelerde Amerikalılar, Suudi Arabistan, Kuveyt ve Bahreyn’de ve işin sonunda Katar ve BAE’de askerî güçler konuşlandırdı. Bundan kısa bir süre sonra Sovyetler Birliği çöktü. Çin de henüz uluslararası bir güç değildi. Bu yüzden ABD güçleri kolaylıkla Körfez güvenliğinin sorumluğunu üstlenmişti.

Biden, John Bolton’a kulak verip de İran’a saldırmak istese bile, özellikle partinin sol cenahından çok sayıda Demokrat ve özellikle partideki Trump destekçilerinden olmak üzere çok sayıda Cumhuriyetçi buna hemen karşı çıkacaktır. Bugün 1991 yılındaki kolay zaferin getirdiği kibir ve kendini beğenmişliğin yıllar geçtikçe aşınmaya başladığını söyleyebiliriz

Washington 2023 yılında, sadece bölgede başka büyük bir kara savaşının yürütülmesine karşı çıkan iç politika zorluğuyla karşı karşıya değil. ABD’nin Çin’in büyüyen askerî gücü karşısında askerî dengeyi korumak için kuvvet konuşlandırmaya da ihtiyacı var. Çin donanması, ABD donanmasının sahip olduğu tecrübeden yoksun olsa da daha fazla gemiye sahip. 1991 yılındaki savaşın, hatta 2003-2010 Irak savaşının aksine ABD gemileri ve piyadelerine artık Körfez bölgesinin dışında da ihtiyaç duyuluyor.

Bu durum bize, Başkan Richard Nixon ile Ulusal Güvenlik Danışmanı Henry Kissinger’ın 1971 yılından önce yüzleştiği durumu hatırlatıyor. Bu iki isim de Vietnam Savaşı’na devam ettikleri ve Avrupa’da Sovyetler Birliği tehdidiyle yüzleştikleri bir zamanda Körfez’in güvenliğiyle ilgileniyorlardı. Birleşik Krallık’ın, ABD’nin kayda değer bir rolü olmadan Körfez’deki güvenlik meselelerini idare etmesine izin verdikleri için mutluydular. Birleşik Krallık, 1971 yılında güçlerini Körfez’den çektiğinde Nixon yönetimi, Körfez’de sınırlı bir rol üstlenmeye çalıştı. Henry Kissinger ve Nixon, Sovyetler Birliği’nin boşluğu doldurmasına ya da bölgesel sıkıntıdan faydalanmasına izin vermeme konusunda anlaştı. Bu nedenle Bahreyn’deki eski Birleşik Krallık donanma üssünde iki küçük savaş gemisi bulundurmaya karar verdiler. Ağustos 1972’de Beyaz Saray’daki ABD Ulusal Güvenlik Konseyi tarafından Dışişleri ve Savunma bakanlıklarına gönderilen gizli talimatta, Nixon’ın Körfez politikası şu ilkeleri vurguluyordu:

-Bölge ülkelerinin güvenliğinin sorumluluğu, öncelikle o ülkelere aittir.

-ABD, o ülkeleri iş birliğine teşvik edecektir.

-ABD, bölgede aktif ve yapıcı bir rol oynayacaktır.

Nixon Doktrini ortaya çıktığında bu doktrin, bölgesel istikrarı sağlamak ve Sovyet nüfuzunu önlemek adına Amerikalılarla çalışmaları için bir yanda İran ve Şah’a, diğer yanda Suudi Arabistan hükümetine güveniyordu. Amerikalılar o dönemde Kuveyt’ten başlayarak, Körfez’e askerî ekipmanlarını satmak için ilk anlaşmalarına başladı. Daha sonra bu satışlar, kısmen ticari bir kâr elde etme amacıyla devam etti. Ama Washington için tüm bunlardan daha önemli olan şey, bölge ülkelerinin yeteneklerini geliştirmeye çalışmaktı.

2023 yılında bugün İran, onun potansiyel bir ortak olması ihtimalini tamamen dışlayan ABD için en büyük tehdit sayılıyor. Bununla birlikte bugün hem Trump hem de Biden, Nixon ile Kissinger’ın, Körfez ülkelerinin bölgesel güvenliği ve istikrarı sağlamaya yardım etme sorumluluğunu vurgulayan politikasını kopyalıyor.

Öncelikler listesinin başında, çeşitli ülkelerin Şam ve Arap Yarımadası’ndaki hava ve deniz operasyonlarına entegre olacak bölgesel bir hava ve deniz savunma sistemi inşa etmek yer alıyor. Amerikalılar tüm bu çabalara öncülük edip, bazı askerî varlıkları bu iş için ayırıyor. Aynı şekilde bilgi teknoloji sistemlerinin entegrasyonu da büyük bir zorluk. Bununla beraber bu askerî çaba, Amerikalıların yirmi yıl önce Irak ve Afganistan savaşlarının kızıştığı zamanda Körfez’de yaptıklarından çok daha az. Bilal Saab’ın yakın zamanda Amerikan dergisi The National Review’de yayınladığı makaleye göre bu eylem, bölge ülkelerinden Körfez bölgesinde daha fazla şey yapmalarını isteyen ABD Kongresi’nde güçlü bir destek görüyor. NATO nasıl bir günde kurulmadıysa, Körfez güvenlik yapısının oluşması da yıllar sürecek. Ama çalışmalar çoktan başladı.  

Nixon Doktrini ortaya çıktığında bu doktrin, bölgesel istikrarı sağlamak ve Sovyet nüfuzunu önlemek adına Amerikalılarla çalışmaları için bir yanda İran ve Şah’a, diğer yanda Suudi Arabistan hükümetine dayanıyordu. Amerikalılar o dönemde Kuveyt’ten başlayarak Körfez’e askerî ekipmanlarını satmak için ilk anlaşmalarına başladı

Saddam Hüseyin, İsrail’i intikam için kışkırtmak ve Washington’ın Kuveyt savaşı için oluşturduğu uluslararası koalisyon üzerinde baskı kurmak için İsrail’i birkaç kez Scud füzeleriyle bombaladı. Bush ve Baker, itidal çağrısında bulunmak için Başbakan İzak Şamir hükümetiyle sürekli temas halindeydi. Ayrıca Kuveyt savaşından sonra Arap ülkelerine verdikleri sözü yerine getirerek, Ekim 1991’deki Madrid zirvesinin bir sonucu olan geniş kapsamlı barış sürecini başlattılar.

csdevr
1991 Körfez Savaşı’nda Amerikan uçakları (Getty Images)

2023 yılında Biden yönetimi, herhangi bir barış sürecinden vazgeçmekle kalmıyor, aynı zamanda Körfez ülkelerinin kapsamlı bir barış anlaşması olmaksızın yeni bir bölgesel güvenlik yapısı oluşturmada İsrail’in yeteneklerinden ve tecrübesinden faydalanma yollarını bulmalarını tercih ettiğini de gizlemiyor. Amerikalılar bunu, kasıtlı olarak planlamamış olabilir. Ancak Obama ve sonra da Trump’ın Körfez’deki güvenlik varlığını aşamalı olarak azaltmasıyla birlikte bazı bölge ülkeleri, İsrail ile ilişkileri normalleştirmenin, İran’ın onlara uyguladığı baskı karşısında bir denge oluşturmaya (ve Washington’ın bölgeyi savunma taahhüdünün sürmesi için İsrail desteğini kullanmaya) yardımcı olabileceğini düşündü.

2023 yılında Biden yönetimi, herhangi bir barış sürecinden vazgeçmekle kalmıyor, aynı zamanda Körfez ülkelerinin, kapsamlı bir barış anlaşması olmaksızın yeni bir bölgesel güvenlik yapısı oluşturmada İsrail’in yeteneklerinden ve tecrübesinden faydalanma yollarını bulmalarını tercih ettiğini de gizlemiyor

Biden, Trump’ın Abraham Anlaşmaları konusundaki çalışmalarını hemen övdü. Biden’ın Suudi Arabistan Krallığı’nı da İsrail’le bir anlaşmaya ikna etmek istediğine dair haberler mevcut. Ancak Bush ve Baker’in aksine, anlaşmanın bir parçası olarak yeni ve kapsamlı barış sürecine dair herhangi bir işaret yok.

Değişmezlerden biri: Körfez’in güvenliği ve ABD’nin çıkarları

Biden yönetiminin ulusal güvenlik stratejilerine göre “ABD, yabancı veya bölgesel güçlerin, Hürmüz Boğazı ve Babülmendeb dahil olmak üzere Ortadoğu’daki su yollarında seyrüsefer özgürlüğünü tehdit etmesine izin vermeyecek. Aynı şekilde herhangi bir ülkenin askerî yığınaklar, sızmalar ya da tehditler yoluyla başka bir ülkeyi -yahut bölgeyi- kontrol etme çabalarına da müsamaha göstermeyecek.” Bu taahhüt, Reagan yönetiminin Hürmüz Boğazı’ndaki ticari hareketliliği koruma taahhüdünü aklımıza getiriyor. Nitekim Reagan yönetimi, 1987-1988 yıllarında İran-Irak arasındaki Tanker Savaşı esnasında Kuveyt gemilerini himaye etmişti. Bir ülkenin bir başka ülke üzerindeki ya da bölge üzerindeki hegemonyasını durdurma taahhüdü tekrarlanıyor. Halbuki bu kontrol, 43 yıl önce Başkan Carter’dan beri ABD’nin izlediği politikadır.

Trump yönetiminin, Eylül 2019’da Suudi Arabistan’ın Abkayk şehrindeki enerji tesislerine yönelik İran saldırısına karşılık verememesi, ABD’nin güvenilirliğine zarar verdi. Benzer şekilde Biden yönetiminin 2022’de Abu Dabi’ye yönelik saldırılara karşılık vermekte geç kalması da aynı etkiyi doğurdu. İran’a ait sürat teknesinin bir ticari gemiyi sıkıştırdığı ya da ele geçirdiği her durumda İran’ı vuramaması da ABD’nin Körfez’i koruma taahhüdüne dair yeni sorgulamalara sebep oluyor. ABD açısından iki önemli husus var. Öncelikle İran’ın, Ukrayna’daki duruma benzer şekilde Körfez’in Arap tarafına yönelik geniş çaplı bir işgali ile Panama bandıralı gemilere küçük sürat tekneleriyle yapılan baskınları ayrı değerlendirmemiz lazım.

2023 yılında ABD, özellikle Çin’in temsil ettiği zorlukları ve ABD askerî kaynaklarının Ukrayna’da büyük ölçüde konuşlandırıldığını göz önüne alarak, İran’la geniş kapsamlı ve uzun vadeli bir savaşa girmekten kaçınmayı hedefliyor.

ABD, İran’la karşı karşıya gelen Körfez ülkelerinde personelini ve askerî varlıklarını konuşlandırdı. Bu, gerekirse monte edilmiş geleneksel silahları kullanmak da dahil olmak üzere ev sahibi ülkeleri, işgale karşı savunmaya yönelik zımni ama açık bir taahhüdün kanıtıdır. Ancak İran’ı ticari taşımacılığa yönelik tacizlerden caydırmak ayrı bir mesele. Nitekim Tanker Savaşı sırasında ABD, İran saldırılarını engellemedi ve çatışmayı İran’la büyük bir savaşa dönüştürebilecek askerî eylemlerden kaçındı. Asıl amaç, fiyatlarda büyük artışlar olmadan deniz seyrüseferinin kesintisiz olarak akışını temin etmekti ki, bu sonunda gerçekleştirildi.

2023 yılında ABD, özellikle Çin’in oluşturduğu zorlukları ve ABD askerî kaynaklarının Ukrayna’da büyük ölçüde konuşlandırıldığını göz önüne alarak, İran’la geniş kapsamlı ve uzun vadeli bir savaşa girmekten kaçınmayı hedefliyor. Bununla beraber Körfez yoluyla deniz taşımacılığının sürekliliğinin korunması önemli. Bu bizi Kissinger ile Nixon tarafından benimsenen ve ABD’nin, bölgenin istikrarını desteklemek için Körfez ülkelerinden daha fazla çaba talep ettiği ilkelere geri götürüyor.

Bu, Washington’ın Körfez ülkelerinin Çin’le ticari ilişkiler kurmasına ya da Çin’in İran ile Suudi Arabistan arasında arabuluculuk yapmasına neden itiraz etmediğini açıklıyor. Çin’in Suudi Arabistan Krallığı ile İran arasındaki gerilimi düşürme girişimi -pek mümkün olmasa da- başarılı olursa ABD’nin, Körfez’in istikrarındaki çıkarlarına hizmet edecek. Bununla birlikte Washington, Körfez ülkeleri ile Çin arasındaki askerî ilişkiler konusunda daha katı olacaktır.

Washington, Çin istihbaratının ABD güçlerinin hareketlerini dikkatle izlemek için kendisine sunulan kolaylıklardan ya da ABD yapımı askerî teçhizat ve sistemlerin yetenekleri ve bütünlüğüne sızmasından faydalanmasını istemeyecektir. Çin’le güçlü bir askerî ilişki kurarken, aynı zamanda ABD’den yakın askerî iş birliği ve koruma isteyen ülkeler, Washington’ın kendileriyle askerî ilişkileri sınırlandırdığını görecekler. Rusya’dan S-400 sistemi satın alan Türkiye örneğinde gördüğümüz gibi...

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Dünya Sağlık Örgütü: Gazze'de 10 çocuğun açlıktan öldüğü kayıtlara geçti

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah'ta gıda sıkıntısı çeken Filistinliler, yardım mutfağından yiyecek almayı bekliyor (Reuters)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah'ta gıda sıkıntısı çeken Filistinliler, yardım mutfağından yiyecek almayı bekliyor (Reuters)
TT

Dünya Sağlık Örgütü: Gazze'de 10 çocuğun açlıktan öldüğü kayıtlara geçti

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah'ta gıda sıkıntısı çeken Filistinliler, yardım mutfağından yiyecek almayı bekliyor (Reuters)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah'ta gıda sıkıntısı çeken Filistinliler, yardım mutfağından yiyecek almayı bekliyor (Reuters)

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Sözcüsü Christian Lindmeier, Gazze'de 10 çocuğun "açlık" nedeniyle öldüğünün bir hastane tarafından kayıt altına alındığını bildirdi.

Lindmeier, Birleşmiş Milletler (BM) Cenevre Ofisi Sözcüsü Alessandra Vellucci ve BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) Sözcüsü Jens Laerke, BM Cenevre Ofisinin haftalık basın toplantısında değerlendirmelerde bulundu.

Gazze'de 100'den fazla sivilin yardım beklerken İsrail tarafından öldürüldüğü saldırıya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Laerke, bu yardım tırlarının BM ile koordineli olmadığını belirtti.

Laerke, Gazze Şeridi'ndeki, özellikle de kuzeydeki gıda güvenliğiyle ilgili yaşanan olumsuz duruma dikkati çekerek "Şu anki gidişatta eğer bir şeyler değişmezse kıtlık neredeyse kaçınılmaz." dedi.

BM'nin, bu durumun değişmesi için bir şeyler yapabileceğini ve bu konuda istekli olduklarını söyleyen Laerke, bunun için koşulların uygun olması gerektiğinin altını çizdi.

- "Resmi olmayan rakamların ne yazık ki daha yüksek olması beklenebilir"

DSÖ Sözcüsü Lindmeier, Gazze'de yaşanan açlıkla ilgili "Resmi kayıtlar, bir hastanede 10'uncu çocuğun açlıktan öldüğünü söylüyor." dedi.

Bu durumun, Gazze'de 30 binden fazla kişinin ölmesi gibi çok üzücü bir durum olduğunu aktaran Lindmeier, "Bunlar, resmi kayıtlar. Resmi olmayan rakamların ne yazık ki daha yüksek olması beklenebilir." ifadesini kullandı.

Gazze'deki sağlık sisteminin çok zor durumda olduğuna işaret eden Lindmeier, neredeyse tüm yaşam hatlarının kesildiğini vurguladı.

Lindmeier, Gazze'deki bu durumun, dün yaşanan (İsrail'in yardım için toplanan sivilleri öldürmesi) yüzlerce kişinin öldürüldüğü talihsiz ve dehşet verici olaylara neden olduğunu vurguladı.

- "Gazze'de insani bir ateşkese ihtiyacımız var"

AA muhabirinin, "İsrail ordusu, gıda yardımı için bekleyen 100'den fazla Filistinliyi öldürdü. Uluslararası anlaşmalarla güvence altına alınan insani yardımlara erişim imkanının yeni bir katliamla engellendiğine şahit olduk. İsrail'in bu saldırılarına sadece söylemle karşılık veriliyor. Sizce bu katliamların örtbas edilmesine neden olmuyor mu?" sorusunu yanıtlayan Vellucci, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in dün Gazze'de yaşanan olayı çok net ve güçlü şekilde kınadığını belirtti.

Vellucci, "BM olarak orada yaşananları konuşuyoruz. (Gazze'de) İnsani bir ateşkese ihtiyacımız var. Özellikle Gazze'deki kıtlık söz konusu olduğunda bu durumu değiştirmek için ihtiyacımız olan şey bu. Savaşın yaşandığı bir durumda hareket edemiyoruz." ifadesini kullandı.


"Pentagon muhbiri" suçunu itiraf edecek

Teixeira'nın savcılarla nasıl bir anlaşma yapacağı henüz belli değil (Reuters)
Teixeira'nın savcılarla nasıl bir anlaşma yapacağı henüz belli değil (Reuters)
TT

"Pentagon muhbiri" suçunu itiraf edecek

Teixeira'nın savcılarla nasıl bir anlaşma yapacağı henüz belli değil (Reuters)
Teixeira'nın savcılarla nasıl bir anlaşma yapacağı henüz belli değil (Reuters)

Pentagon sızıntısından sorumlu tutulan Jack Teixeira'nın suçlu olduğunu kabul edeceği bildirildi. 

Massachusetts Bölge Savcılığı'na perşembe günü yapılan başvuruda, Teixeira'nın hakkındaki suçlamaları kabul edeceği belirtilerek, pazartesi günü yeni bir duruşma düzenlenmesi istendi. 

22 yaşındaki genç, Pentagon'a ait gizli belgeleri internette paylaştığı gerekçesiyle nisanda FBI tarafından yakalanmıştı. 

Massachusetts eyaletindeki Cod Burnu yarımadasında yer alan ABD Hava Ulusal Muhafızları Otis Üssü'nde görev yapan Teixeira, aynı ay katıldığı duruşmada suçsuz olduğunu savunmuştu. 

Ulusal Muhafızlar, ABD Hava Kuvvetleri'nin yedek bir askeri kuvveti olarak faaliyet gösteriyor. Teixeira, söz konusu üsteki 102. İstihbarat Birimi'nde çalışıyordu. 

New York Times'ın aktardığına göre, ulusal savunmaya ilişkin gizli bilgileri kasıtlı olarak saklamak ve sızdırmak suçlarından yargılanan Teixeira'nın 60 yıla yakın hapis cezası alması öngörülüyordu. Fakat nisandan beri cezaevinde tutulan gencin suçunu itiraf edip anlaşmaya varması halinde bu sürenin kısalabileceği aktarıldı. 

Massachusetts Bölge Savcılığı, başvuru detaylarına ilişkin açıklama yapmayı reddetti.

Belgeler nasıl sızdırıldı?

Araştırmacı gazetecilik platformu Bellingcat'in incelemesine göre ilk olarak "Thug Shaker Central" isimli sohbet odasında paylaşılan belgeler, daha sonra buradan Discord'daki "WowMao" isimli bir odaya taşındı. Belgeler, bu odada paylaşılmasının ardından hızlı şekilde diğer sosyal medya platformlarına da yayıldı.

Burada belgeleri "O.G" kullanıcı adına sahip bir kişinin sızdırdığı belirlendi. ABD istihbaratı, bu kişinin Teixeira olabileceği ihtimali üzerinde duruyor. 

Söz konusu belgelerde, Ukrayna'nın hava savunmasındaki güvenlik açıklarına, İsrail'in ulusal istihbarat servisi Mossad'ın faaliyetlerine, Çin-Nikaragua ilişkilerine ve Rusya'nın Arktika'daki askeri çalışmalarına ilişkin bilgiler yer alıyordu.

Independent Türkçe, New York Times, Guardian, Reuters


DEAŞ-Horasan Pakistan’da yeniden ortaya çıkar mı?

Pakistanlı güvenlik görevlileri Karaçi’de Muharrem yas alayı güzergahı boyunca duruyor (EPA)
Pakistanlı güvenlik görevlileri Karaçi’de Muharrem yas alayı güzergahı boyunca duruyor (EPA)
TT

DEAŞ-Horasan Pakistan’da yeniden ortaya çıkar mı?

Pakistanlı güvenlik görevlileri Karaçi’de Muharrem yas alayı güzergahı boyunca duruyor (EPA)
Pakistanlı güvenlik görevlileri Karaçi’de Muharrem yas alayı güzergahı boyunca duruyor (EPA)

Pakistan’daki güvenlik ortamı her geçen gün daha karmaşık hale geliyor.

Ülkenin kuzeybatısında Pakistan Talibanı (Tehrik-i Taliban Pakistan) ve DEAŞ-Horasan arasındaki rekabet, Pakistan güvenlik kurumları için ciddi bir ikilem oluşturuyor.

Bu ikilem, bazı Batılı uzmanların, Pakistan Talibanı ve Afganistan Talibanı’nın her iki ülkede de DEAŞ-Horasan’ın zayıflamasında büyük rol oynadığı yönündeki değerlendirmeleri ışığında, karmaşık bir güvenlik sorunu haline geliyor.

tt5hyt
Afganistan sınırındaki Pakistan kontrol noktası (Pakistan medyası)

ABD güçlerinin Afganistan’dan çekilmesinden bu yana, hem Afganistan Talibanı, hem de onun müttefiki olan Pakistan Talibanı, Afganistan’da DEAŞ-Horasan’a karşı kontrgerilla operasyonları başlattı.

Pakistan Talibanı, Pakistan-Afganistan sınır bölgelerinde DEAŞ-Horasan’ın faaliyet alanını daraltmayı başardı.

Bu durum, Pakistanlı güvenlik kurumları için ciddi bir güvenlik ikilemi oluşturuyor.

Çünkü eğer Pakistan Taliban hareketini ezmeyi (şu ana kadar göründüğü gibi) başarırlarsa, bu otomatik olarak Afganistan ve Pakistan’daki DEAŞ-Horasan’ı güçlendirecektir.

vgbtr
Pakistan askerleri, Peşaver’deki Polis Camisi’nin önünde meydana gelen terör saldırısının ardından alarma geçti (EPA)

Aynı şekilde Afganistan’daki Taliban hükümeti de, Pakistan Talibanı ve DEAŞ-Horasan’a yönelik politikası konusunda bir ikilemle karşı karşıya.

Taliban hükümeti, Pakistan’ın baskısı altında, Pakistan Talibanı’na karşı harekete geçti ve liderlerinin çoğunu tutukladı.

hy6j
Kandahar’da motosiklet sürücüleri ve insanlar denetleniyor (EPA)

Pakistan Talibanı, en büyük müttefiki Afganistan Talibanı’na, Afganistan’da baskıya maruz kalmaları halinde DEAŞ-Horasan ile ittifak yapmak zorunda kalacaklarını bildirdi.

DEAŞ-Horasan’ın Pakistan’da yeteneklerinin güçlendiğine dair ilk işaret, parlamento seçimlerinden bir gün önce, 7 Şubat'ta DEAŞ-Horasan’ın en yoğun olduğu bölge olan Belucistan’da gerçekleştirdiği iki terör saldırısıyla ortaya çıktı.

Pakistanlı uzmanlar, DEAŞ-Horasan’ın Pakistan topraklarına yönelik büyük bir terör tehdidi olarak yeniden ortaya çıktığına dikkat çekti.

Uzmanlara göre Pakistan’ın operasyonel ivmesi bu saldırılardan önce zayıflamıştı.

DEAŞ-Horasan, 2022’de düzenlediği saldırılara kıyasla, 2023’te Pakistan’da daha az sayıda terör saldırısı gerçekleştirdi.

Saldırılardaki düşüş en son, 2016 yılında Afganistan’da bulunan ABD ordusunun ve onun gözetimi altındaki Afganistan Ulusal Ordusu’nun, DEAŞ-Horasan’a güçlü baskı uyguladığı dönemde yaşandı.

ABD Hava Kuvvetleri ve Afgan Ulusal Ordusu’nun yoğun bombardıman operasyonları, DEAŞ-Horasan’ın, Afganistan’ın doğusundaki üssünden tahliye edilmesine yol açtı.

Bu, DEAŞ-Horasan unsurlarının Pakistan topraklarına doğru ilerlemeye başladığı dönemdi.

defvgre
Taliban unsurları, 11 Haziran 2023’te Kandahar şehrinin eteklerinde nöbet tutuyor (AP)

DEAŞ-Horasan, Pakistan Talibanı, El Kaide ve Afganistan Talibanı’nın üyeleri tarafından, 2014 yılında ana örgütlerinin bir kolu olarak kuruldu.

Grup öncelikle Taliban’a karşı şiddetli bir isyana karıştığı Afganistan’da, Hayber-Pahtunhva ve Belucistan eyaletlerinde ve daha az ölçüde Pakistan Pencap’ta faaliyet gösteriyor.

Pakistan’da, Pakistanlı DEAŞ-Horasan üyelerinin ‘Pakistan’daki DEAŞ Vilayeti’ adı altında ayrı ayrı faaliyet göstermeye başlamasıyla bir başka bölünme daha yaşandı.

Bu grup, DEAŞ’ın Pakistan’da örgütsel varlığının olduğu 2016 yılından bu yana Ketta kenti ve çevresi ile Peşaver’de Şii ve Müslümanlara karşı saldırılar düzenliyor.

Ancak Taliban rejiminin Afganistan’da DEAŞ’a karşı başlattığı şiddetli operasyonun ardından, birçok örgüt üyesi Pakistan-Afganistan sınır bölgelerine ve Belucistan’a gitmeye başladı.

Pakistan ordusunun, geçtiğimiz on yılda, Kuzey Veziristan’da başlattığı askeri operasyon, aşiret bölgelerindeki Pakistan Talibanı’nın terör ağlarını ortadan kaldırmayı başardı.

Operasyon Pakistan hükümetinin belirttiği hedeflere ulaştı, ancak aynı zamanda bu terör grupları eylemlerini sürdürmek için başka ilham ve kaynak aramaya itti.

erfer
Kabil’de bir sokakta bulunan Taliban üyesi (AP)

Askeri yetkililere göre, yüzlerce Pakistanlı Talibanı üyesi, kaçıp DEAŞ’a katıldı.

Eylül 2014’ün sonlarında, Pakistan’daki Afgan mültecilerden DEAŞ’a bağlılık sözü vermeleri istendi.

Pakistan hükümeti, DEAŞ’ın Pakistan’daki varlığını her zaman reddetti.

Ancak DEAŞ, Karaçi’de 43 yolcunun ölümüne yol açan otobüs saldırısının sorumluluğunu üstlendiğinde Pakistan’daki varlığı doğrulandı.

Öte yandan DEAŞ-Horasan, Şii hedeflerin yanı sıra Afgan Talibanı ve Pakistan Talibanı’na sempati duyan dini gruplarla bağlantılı tarafları da hedef alıyor.

DEAŞ-Horasan, 30 Temmuz’da İslam Alimler Derneği'nin seçim mitingine intihar saldırısı düzenledi.

Saldırıda, aralarında derneğin bölge liderinin de bulunduğu en az 54 kişi öldü.

Pakistanlı uzmanlara göre, örgütün Pakistan’daki en önemli hedefi, hükümeti devirip yerine hilafet kurmak, ardından Avrupa ve ABD’de terör saldırıları gerçekleştirmek.

Askeri uzmanlar, DEAŞ-Horasan’ım Pakistan devletine ciddi bir askeri tehdit oluşturmadığına inansa da, örgütün eylemleri ülkede sivil yaşamını ciddi şekilde bozabilir.


İsrail Gazze’de sadece Filistinlileri değil tarihi de yok ediyor

Filistinli bir adam, İsrail’in Han Yunus yakınlarındaki Zahra şehrine düzenlediği saldırının ardından yıkıntıların arasında oturuyor (DPA)
Filistinli bir adam, İsrail’in Han Yunus yakınlarındaki Zahra şehrine düzenlediği saldırının ardından yıkıntıların arasında oturuyor (DPA)
TT

İsrail Gazze’de sadece Filistinlileri değil tarihi de yok ediyor

Filistinli bir adam, İsrail’in Han Yunus yakınlarındaki Zahra şehrine düzenlediği saldırının ardından yıkıntıların arasında oturuyor (DPA)
Filistinli bir adam, İsrail’in Han Yunus yakınlarındaki Zahra şehrine düzenlediği saldırının ardından yıkıntıların arasında oturuyor (DPA)

İsrail, Gazze Şeridi’nde beş aydır süren yıkıcı savaşında sadece insanlara değil, tarihi yapılara da ‘merhamet etmedi’.

ABD Başkanı Joe Biden, Hamas ile İsrail arasında önümüzdeki hafta başında ateşkese varılacağını beklese de, İsrail’in yürüttüğü asıl savaş ‘hafıza ve kimlik’ savaşı olarak görülüyor.

İsrail, savaşta çoğu çocuk ve kadın olmak üzere 30 binden fazla Filistinlinin hayatına mal olan, tüm bir halka karşı katliam gerçekleştirmenin yanı sıra, aynı zamanda Filistin hafızasını ve kimliğini silmeye yönelik eski bir plan çerçevesinde bölgedeki tarihi de silmeyi başardı.

İsrail’in her türlü silahla hedef aldığı Gazze Şeridi, yüzyıllar boyunca Bizans, Roma, Yunan ve Mısır hakimiyetinde önemli bir kültür ve ticaret merkezi oldu ve her medeniyet burada tarihin derinliğini gösteren izler bıraktı.

İsrail merkezli, arkeolojik konularda uzmanlaşmış sol örgüt Emek Shaveh’in X üzerinden yaptığı açıklamaya göre İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ndeki yüzlerce arkeolojik, tarihi ve dinler açısından kutsal alanı hedef aldı.

Şarku’l Avsat’ın İsrail medyasından aktardığı habere göre Gazze Şeridi’nde savaş nedeniyle tamamen veya kısmen yok edilen bazı arkeolojik ve kültürel miras anıtları şunlar;

Büyük Ömer Camii 

Filistin’in en önemli, en eski ve en büyük tarihi camilerinden biri olarak kabul edilen Büyük Ömer Camii tamamen yıkıldı.

Gazze’nin Eski Şehir kısmında Daraj mahallesinde yer alan, MS 12. yüzyıla ait bazilika tarzı mimariye sahip cami, 4 bin 100 metrekarelik bir alanı kaplıyordu.

bngtyn
Büyük Ömer Camii (AFP)

Tarihi kayıtlar, güçlü yapısı, mermer sütunları, Memluk ve Osmanlı dönemlerinden kalma kitabe ve süslemeleriyle ünlü olan caminin kademeli olarak inşa edildiğini ve tarihi boyunca farklı kullanımlara sahip olduğunu gösteriyor.

Cami başlangıçta tapınak iken daha sonra kiliseye, İslam fethinden sonra ise camiye çevrildi.

dfvdefv
Büyük Ömer Camii (X)

Seyyid Haşim Camii

Gazze şehrinin kısmen tahrip olmuş önemli tarihi camilerinden biri olan Seyydi Haşim Camii Gazze’nin Eski Şehir kısmında Daraj mahallesinde yer alıyor.

Gazze’nin büyük ve en eski camilerden biri olan cami, 2 bin 400 metrekarelik bir alana sahip.

Seyyid Haşim Camii’nin kubbesinin altında, Gazze’ye yaptığı bir ticaret seferinde ölen, Hz. Muhammed’in büyük dedesi Haşim bin Abdimenaf’ın mezarı olduğuna inanılan bir türbe bulunuyor.

Cami Osmanlı döneminde Memluk mimari tarzında inşa edildi.

rvfr
Seyyid Haşim Camii (X)

Camide kıbleye bakan bir mihrap ve MS 1850 yılında Osmanlı Sultanı Abdülmecid’in himayesinde yenilenen bir minber bulunuyor.

Aziz Porphyrius Rum Ortodoks Kilisesi

Aziz Porphyrius Kilisesi, Eski Gazze şehrinin en eski antik kiliselerinden biri ve en eski mahallelerden biri olan Zeytun mahallesinde yer alıyor.

MS 425 yılında adını aldığı Aziz Porphyrius tarafından yaptırılan kilise, onun mezarını da içeriyor.

sdfdfsr
Aziz Porphyrius Rum Ortodoks Kilisesi (AFP)

Doğrudan hedef alınması sonucu kilise neredeyse tamamen yıkıldı.

Es-Sammara Hamamı 

Tarihi Gazze şehrinin kalbi olan Zeytun mahallesinde yer alan bu hamam, Büyük Ömer Camii’nden sonra en eski ikinci simge yapı olarak kabul ediliyor.

Hamam, Osmanlı döneminde 500 metrekarelik alan üzerine kuruldu, daha sonra Memluk döneminde, Kral Sencer bin Abdullah El-Muaydi döneminde restore edilerek yenilendi.

Adını bir dönem orada çalışan Samiriyelilerden alan hamam, halen çalışır durumda olan tek tarihi hamamdı.

erfgr
Tarihi Sammara Hamamı (Facebook hesabı)

Paşa Sarayı

Eski Şehrin doğu tarafındaki Daraj semtinde yer alan Paşa Sarayı İsrail’in saldırılarında yıkıldı.

İslam mimarisinin simge yapılarından biri olarak kabul saray, ana girişindeki aslan ambleminin varlığından anlaşılacağı üzere, Memluk İslam mimarisine dayandığı söyleniyor.

yhnbytn
Paşa Sarayı (Facebook)

Deyr el-Balah Mezarlığı

Tamamen tahrip olan Deyr el-Balah Mezarlığı, Filistin halkının çeşitli dönemlere ait tarihini yansıtması nedeniyle Gazze’deki en önemli tarihi ve arkeolojik mezarlıklardan biri.

1972-1982 yılları arasında Deyr al-Balah kıyısında çok sayıda arkeolojik kazı yapıldı ve Geç Tunç Çağı’na (M.Ö. 1550-1200) uzanan mezarlık ortaya çıkarıldı.

Bizans Kilisesi

Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye beldesindeki Bizans Kilisesi’nin tarihi MS 444 yılına kadar uzanıyor.

Kilise, İsrail bombardımanında tamamen yerle bir edildi.

yunu7n
Bizans Kilisesi (X)

Zafer ed-Demri Camii

Gazze’nin Şucaiyye bölgesinde yer alan Zafer ed-Demri Camii, en önde gelen tarihi yapılardan biriydi.

Caminin tarihi, Memluk dönemine kadar uzanıyor. İçerisinde içinde Şahab Zafer ed-Demri’nin türbesi bulunuyor.

vrtbtg
Aziz Hilarius Manastırı (Hızır’ın Türbesi)

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Balah kentinde yer alan tarihi yapı, Bizans döneminde Aziz Hilarius’un (miladi 278-372) Filistin’de yaptırdığı ve ölümüne kadar ikamet ettiği ilk Hristiyan manastırıdır. 

rrb
Hızır’ın Türbesi’nin içi (Facebook)

İsrail ordusu ayrıca, Gazze Şehri'ndeki İngiliz mezarlığını, Deyr el-Balah Müzesi’ni ve Beni Süheyle’deki Hz. Yusuf Türbesi’ni de hedef aldı.


İsrail heyeti takas anlaşmasını görüşmek üzere birkaç gün içinde Kahire’ye dönecek

7 Ekim saldırısından bu yana Gazze’de tutulan İsrailli rehinelerin fotoğrafları Tel Aviv’deki bir duvarda asılı (AFP)
7 Ekim saldırısından bu yana Gazze’de tutulan İsrailli rehinelerin fotoğrafları Tel Aviv’deki bir duvarda asılı (AFP)
TT

İsrail heyeti takas anlaşmasını görüşmek üzere birkaç gün içinde Kahire’ye dönecek

7 Ekim saldırısından bu yana Gazze’de tutulan İsrailli rehinelerin fotoğrafları Tel Aviv’deki bir duvarda asılı (AFP)
7 Ekim saldırısından bu yana Gazze’de tutulan İsrailli rehinelerin fotoğrafları Tel Aviv’deki bir duvarda asılı (AFP)

İsrail ile Hamas arasında rehine ve tutuklu takasına ilişkin olası bir anlaşmanın ayrıntılarını görüşmek üzere bu hafta Mısır’ı ziyaret eden İsrail heyeti, önümüzdeki hafta daha ayrıntılı görüşmeler için Kahire’ye dönecek.

Şarku’l Avsat’ın Times of Israel gazetesinden aktardığı habere göre İsrail merkezli Kanal 12, heyetin Mısır’a, Hamas’la anlaşmaya varılması halinde, İsrail’in serbest bırakmaya ‘istekli olmadığı’ Filistinli tutukluların isimlerinden oluşan bir liste sundu.

Hamas ile İsrail arasındaki müzakerelerin ayrıntılarını bilen bir Arap kaynak, Alemu’l Arabi haber ajansına (AWP) yaptığı açıklamada, önünde bazı engeller olmasına rağmen, anlaşmanın önümüzdeki günlerde tamamlanmasına yönelik ayrıntıları görüşmek üzere Katar’da müzakerelerin sürdüğü bilgisini verdi.

Kaynak, şu anda tartışılan konuların, serbest bırakılacak Filistinli tutuklular ve İsrailli rehinelerin isimlerinin belirlenmesiyle ilgili olduğunu sözlerine ekledi.


İsrailli aşırı sağcı Bakan Ben-Gvir, Filistinli tutukluların serbest bırakılmasına karşı çıktı

İsrail'in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir (Reuters)
İsrail'in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir (Reuters)
TT

İsrailli aşırı sağcı Bakan Ben-Gvir, Filistinli tutukluların serbest bırakılmasına karşı çıktı

İsrail'in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir (Reuters)
İsrail'in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir (Reuters)

İsrail'in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, işgal altındaki Batı Şeria'daki Filistinli tutukluların ordu ve İç Güvenlik Teşkilatı Şin-Bet (Şabak) talimatıyla serbest bırakılması kararına tepki gösterdi.

Ben-Gvir, X sosyal medya platformundan dün gece yaptığı paylaşımda, "Bu akşam serbest bırakılan idari tutuklular, aşırı kalabalık nedeniyle değil, Ramazan öncesinde bir 'jest' olarak Şin-Bet Başkanının doğrudan talimatıyla serbest bırakıldı." ifadesini kullandı.

İsrail Cezaevi Servisi’nin bu konuda "söz hakkı olmadığını" belirten Ben-Gvir, "Şin-Bet Başkanının, 2 Yahudi’nin öldürüldüğü gün jest yapmayı seçmesi kaygı verici" sözleriyle kararı eleştirdi.

Ordu ve Şin-Bet’ten yapılan açıklamada, İsrail hapishanelerinde yer kalmadığı için işgal altındaki Batı Şeria'da gelecek ay serbest bırakılacak bir dizi tutuklu Filistinlinin "daha yüksek tehdit oluşturanlara yer açmak amacıyla" serbest bırakılmasına karar verildiği belirtilmişti.

Filistin Esirler Cemiyeti’nden dün yapılan açıklamada, işgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te 7 Ekim 2023'ten bu yana gözaltına alınan Filistinlilerin sayısının 7 bin 325'e çıktığı kaydedilmişti.

Gözaltına alındıktan sonra serbest kalanların da bu rakama dahil olduğuna işaret edilen açıklamada, İsrail güçlerinin baskınlar sırasında Filistinlilere ait evlere zarar verdiği ve aileleri korkuttuğu belirtilmişti.

İsrail ordusunun, Gazze Şeridi'ne saldırı başlattığı 7 Ekim'den bu yana işgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te de Filistinlilere yönelik gözaltı, baskın ve saldırılarında artış yaşanıyor.


AB, Gazze'de insani yardıma erişimin sağlanması çağrısı yaptı

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

AB, Gazze'de insani yardıma erişimin sağlanması çağrısı yaptı

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, dün İsrail'in Gazze'de yardım bekleyen Filistinlilere saldırısıyla ilgili, olayın araştırılması çağrısında bulunurken, insani yardıma erişimin sağlanması gerektiğini bildirdi.Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, X hesabından dün İsrail'in Gazze'de yardım bekleyen Filistinlileri hedef almasıyla ilgili açıklama yaptı.

"Gazze'den gelen görüntüler derinden rahatsız etti." ifadesini kullanan von der Leyen, olayın araştırılmasını ve şeffaflığın sağlanmasını istedi.

Von der Leyen, sivillerin uluslararası hukuka uygun şekilde korunması ve insani yardıma erişimin sağlanması çağrısında bulundu.

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell de dün gece geç saatte yaptığı paylaşımda, şu ifadeleri kullanmıştı:

Gazze'de insani yardıma muhtaç sivillere yeni bir katliam haberi beni dehşete düşürdü. Bu ölümler kesinlikle kabul edilemez. İnsanları gıda yardımından mahrum bırakmak ciddi bir uluslararası insancıl hukuk ihlali teşkil etmektedir. Gazze'ye engelsiz insani erişime izin verilmelidir.

AB yetkililerinin, dün meydana gelen olaya tepki vermekte geç kalması dikkati çekti.

İsrail'in dün sabah erken saatlerde insani yardım bekleyen Filistinlilere yönelik düzenlediği saldırıda ölü sayısı 112'ye çıkmıştı.


Lavrov, Macron'un Ukrayna'ya asker gönderebilecekleri açıklamasına gülerek cevap verdi

Fotoğraf: Ömer Taha Çetin/AA
Fotoğraf: Ömer Taha Çetin/AA
TT

Lavrov, Macron'un Ukrayna'ya asker gönderebilecekleri açıklamasına gülerek cevap verdi

Fotoğraf: Ömer Taha Çetin/AA
Fotoğraf: Ömer Taha Çetin/AA

Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un Ukrayna'ya asker göndermenin "ihtimal dışı" bırakılmaması gerektiğine ilişkin açıklamaları hakkındaki soruyu gülerek cevapladı.Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Anadolu Ajansının (AA) "Global İletişim Ortağı" olduğu, Belek Turizm Bölgesi'ndeki NEST Kongre Merkezi'nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu 2024'te Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'la görüştü.

Görüşme çıkışında bekleyen basın mensupları, Lavrov'a gündemdeki konulara ilişkin sorular yöneltti.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Ukrayna'ya asker gönderme açıklaması hakkındaki görüşü sorulan Lavrov, suali gülerek geçiştirdi.

Lavrov, gündeme ilişkin diğer soruları da yanıtsız bıraktı.

Fransa'nın ev sahipliğinde 26 Şubat'ta düzenlenen Ukrayna'ya destek konulu konferansın kapanışında konuşan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, "Rusya'nın bu savaşı kazanmaması için ne gerekiyorsa yapacağız." demişti.

Bu amaca ulaşmak için "her şeyin mümkün olduğu" mesajını veren Macron, Ukrayna'ya asker göndermenin "ihtimal dışı" bırakılmaması gerektiğini belirtmişti.


BM raportörü, İtalyan gazetesinin Gazzelilere ateş açılması olayını aktarış şekline tepki gösterdi

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

BM raportörü, İtalyan gazetesinin Gazzelilere ateş açılması olayını aktarış şekline tepki gösterdi

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

BM Filistin Özel Raportörü Albanese, İtalyan gazetesi Corriere della Sera'nın, İsrail'in Gazze'de insani yardım bekleyen sivillere düzenlediği saldırıyı sosyal medyadan okuyucularına duyururken kullandığı başlığa ve haberine tepki gösterdi.Birleşmiş Milletler (BM) Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese, İtalyan gazetesi Corriere della Sera'nın, İsrail'in Gazze kentinin güneyinde insani yardım bekleyen sivillere düzenlediği saldırıyı sosyal medyadan okuyucularına duyururken kullandığı başlığa ve haberine tepki gösterdi.

Corriere della Sera'nın, X hesabından olayı takipçilerine duyururken "Filistinli kalabalık, Gazze'de insani yardım kamyonlarına saldırdı" başlığını kullanması, pek çok kişinin tepkisini çekti.

Albanese, X hesabından bu haberi etiketleyerek, "İsrail, Gazze'de milyonlarca Filistinliyi aç bırakıyor ve dün ordusu, çaresizce insani yardıma ulaşmaya çalışanların üzerine ateş açtı. Corriere della Sera, haberi Filistinlileri suçlayarak aktarıyor. Soykırımı da bu şekilde meşrulaştırıyor. Utanç." ifadelerini kullandı.

Pek çok sosyal medya kullanıcısı da Corriere della Sera'ya, kullandığı başlıktan dolayı "Utanın." ifadesiyle tepki gösterdi.

İsrail ordusu, dün Gazze kentinin güneyinde, Gazze Şeridi'ni kuzeyden güneye bağlayan Reşid Caddesi'ndeki Nablusi Kavşağı'nda insani yardım bekleyen Filistinlileri, bombalayarak ve ateş açarak hedef almış, saldırıda 112 kişi hayatını kaybetmiş, 760 kişi yaralanmıştı.


Whakaari Yanardağı patlamasında tur şirketleri 7,8 milyon dolar tazminat ödeyecek

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Whakaari Yanardağı patlamasında tur şirketleri 7,8 milyon dolar tazminat ödeyecek

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansını (UNRWA) finanse etmeye devam kararı aldığını, Ajansa gelecek hafta 50 milyon avro aktarılacağını bildirdi.Avrupa Birliği (AB) Komisyonundan yapılan yazılı açıklamada, UNRWA personelinin 7 Ekim 2023'teki Hamas saldırısına dahli olduğuna yönelik iddiaların ardından yapılan değerlendirmenin sonuna gelindiği belirtildi.

Açıklamada, "BM tarafından atılan adımlar ve Komisyonun UNRWA'dan talep ettiği taahhütler dikkate alındı." ifadesi kullanıldı. Bunun sonucunda 2024 yılı için UNRWA aracılığıyla yapılması öngörülen 82 milyon avroluk yardım tutarına ilave yapılmasına karar verildiği, toplam yardım tutarının 150 milyon avroyu bulacağı bilgisi verildi.

Açıklamada, gelecek hafta Ajansa 50 milyon avro aktarılacağı ifade edildi.

Milyonlarca Filistinliye yardım sağlayan UNRWA, İsrail'in hedefinde
BM üyesi devletlerin gönüllü katkılarıyla finanse edilen UNRWA, faaliyetlerine başladığı 1950'den bu yana Filistinli mültecilere gıda, sağlık, eğitim ve barınak gibi insani yardımları sağlayan ana kuruluş konumunda bulunuyor.

Ajans, 5,9 milyon Filistinli mülteciye destek sağlıyor.

UNRWA, yaklaşık 74 yıldır Filistinlilerin yaralarını sarmaya çalışırken bu süreçte tesisleri defalarca İsrail tarafından vuruldu, tonlarca gıda ve ilaç yok edildi.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, İsrailli yetkililerin UNRWA personelinin 7 Ekim saldırılarına karıştığına ilişkin iddialarının acilen soruşturulmasını istemişti.

UNRWA da İsrail'in iddialarına yönelik soruşturma başlatmıştı.

Avrupa Birliği, Almanya, İsviçre, İtalya, Kanada, Finlandiya, İzlanda, Avustralya, İngiltere, Hollanda, ABD, Fransa, Avusturya, Japonya ve Estonya UNRWA'ya yönelik finansal desteği geçici süreyle durdurma kararı aldıklarını açıklamıştı.

Norveç, Belçika, Lüksemburg, İrlanda, Brezilya ve İspanya ise UNRWA'ya desteklerini sürdüreceklerini duyurmuştu.