Nijer ile Nijerya'yı birleştiren ve ayıran nedir?

Ortak Hausa etnik kökeni, iki ülkenin sınırları boyunca sosyal ve ekonomik örtüşmede potansiyel bir rol oynuyor

Nijer ve Nijerya arasındaki sınırda bir milyondan fazla insan yaşıyor ve ticari ve kültürel bağlantıları paylaşıyor / Fottoğraf: AFP
Nijer ve Nijerya arasındaki sınırda bir milyondan fazla insan yaşıyor ve ticari ve kültürel bağlantıları paylaşıyor / Fottoğraf: AFP
TT

Nijer ile Nijerya'yı birleştiren ve ayıran nedir?

Nijer ve Nijerya arasındaki sınırda bir milyondan fazla insan yaşıyor ve ticari ve kültürel bağlantıları paylaşıyor / Fottoğraf: AFP
Nijer ve Nijerya arasındaki sınırda bir milyondan fazla insan yaşıyor ve ticari ve kültürel bağlantıları paylaşıyor / Fottoğraf: AFP

Nijerya ve Nijer, sosyal, kültürel ve dini açıdan birçok ortak noktaya sahip iki ülke. Ancak, siyaset ve rekabet onları birbirinden ayırıyor.

İki ülke de Batı Afrika'da yer alıyor ancak Nijerya kıyı şeridine sahipken Nijer bir kara ülkesi.

Nijerya, Dünya Bankası tarafından yükselen bir pazar ve yükselen bir ekonomi olarak sınıflandırılıyor, bu da ona bölgesel bir güç kazandırıyor.

Nijer ise yoksul bir ülkedir ve insan kalkınma endeksinde en düşük sıralarda yer alıyor.

Ancak, zengin doğal kaynakları, özellikle uranyum ve petrol, Nijer'in, siyasi sorunlarını ve kaynaklarını sömürü sorununu çözerse, ekonomik açıdan daha ileri bir konuma gelmesine olanak tanır.

Nijer halkı, Fransız sömürgeciliğinin ülkedeki kalkınmanın gecikmesine neden olduğunu savunuyor.

İki komşu ülkenin benzer isimleri, Afrika'nın üçüncü en uzun nehri olan Nijer Nehri'nden geliyor.

Nijer Nehri, Gine, Mali, Nijer, Benin ve Nijerya'dan geçer ve Gine Körfezi'ndeki Atlas Okyanusu'na dökülür. Nehrin adı, 1897 yılında İngiliz gazeteci Flora Shaw tarafından verilmişti.

Shaw, daha sonra İngiliz Vali Lord Frederick Lugard ile evlenmişti. Lugard, 1914 yılında Güney Nijerya ve Kuzey Nijerya himayelerini birleştirerek modern Nijerya'nın bugünkü bölgesel durumunu oluşturdu. 

Nijer Nehri'nin adı, nehir için daha önce kullanılan 'Ger-n-ger' kelimesinden türemiş olabilir.

'Ger-n-ger' (İgeriyyun) kelimesi, 19'un yüzyılda Avrupalılar tarafından sömürgeleştirilmeden önce, nehrin orta kolları boyunca Timbuktu yakınlarında yaşayan Tuareg kabileleri tarafından kullanılıyordu. 

Sınır örtüşmesi

Nijer ve Nijerya arasındaki sınır, 1600 kilometre uzunluğunda ve doğudan batıya uzanıyor.

Sınır, 1898 yılında Fransız ve İngiliz sömürge güçleri tarafından belirlendi.

Sınır, 20'nci yüzyılın başlarında birçok kez değiştirildi ve 1910 yılında Fransa ve İngiltere tarafından nihai olarak belirlendi ve çizildi.

Nijer Cumhuriyeti, 3 Ağustos 1960'ta Fransa'dan bağımsızlığını kazandı, Nijerya Federal Cumhuriyeti ise 1 Ekim 1960'ta Birleşik Krallık'tan bağımsızlığını kazandı.

İki ülkenin para birimleri, sömürge tarihlerine bağlı olarak farklılık gösterir.

Nijer'in para birimi, 1945 yılında Mali, Gine-Bissau, Fildişi Sahili, Burkina Faso ve Benin'in de dahil olduğu Batı Afrika'daki diğer birkaç ülke ile ortak olan Fransız Frangı'nın yerini alan Batı Afrika CFA Frangı iken Nijerya'nın para birimi ise naira.

Nijerya, 1973 yılında Sterlin para birimini terk eden son ülke oldu ve naira ile değiştirildi.

Nijer ve Nijerya sınırında, yüzyıllardır ticari ve kültürel bağlara sahip olan bir milyondan fazla insan yaşıyor.

Ancak, Nijer'deki son darbeden sonra sınır ticareti durdu. Nijerliler, temel ihtiyaçlarının çoğunu Nijerya'dan karşılıyor.

Nijerya'daki Ilorin Üniversitesi Barış ve Stratejik Araştırmalar Merkezi'nde yardımcı doçent olan Gbemisola Animasaun, "Sınırların kapatılması Nijer ve Nijerya'da karmaşık bir etkiye sahip olacaktır çünkü sınırlar yalnızca hükümetlerin zihnindedir ve etkileşimi engellemeyecektir, bu da iki ülke arasında halk ile resmi makamlar arasında çatışmalara yol açabilir" dedi.

Journal of African Studies and Sustainable Development yazarı Omilo Chinezaikebiri, "Nijerya ve Nijer arasındaki göç, Avrupa'ya gitmek için sınırdan geçen göçmenler nedeniyle bir endişe kaynağı olmuştur. Ayrıca, göçün Avrupa ülkelerinde ekonomik ve demografik etkileriyle ilgili sorunlar vardır. Gelişme, göç arzusunu azaltmaya yardımcı olmadığı için, sınırların kapatılması Avrupa ülkelerinin gelenleri sınırlamasına yardımcı olabilir" şeklinde konuştu.

İç içe geçen etnik kökenler

Nijer'in nüfusu, bu yılın son nüfus sayımına göre yaklaşık 27 milyon ve dünyanın en yüksek doğum oranlarından birine sahip bulunuyor.

Her kadın yaklaşık 7 çocuk doğuruyor. Nijerya'nın nüfusu ise yaklaşık 224 milyon ve bu da onu dünyanın en kalabalık 7'nci ülkesi yapıyor.

Nijer'de Hausa, Zarma, Tuareg ve Fulani gibi birkaç etnik grup yaşıyor. Nijerya'da da Hausa, Igbo ve Yoruba gibi birçok etnik grup yaşıyor.

Hausa halkı, Nijer ve Nijerya'nın çoğunluğunu oluşturuyor, genellikle Nijerya'nın kuzeyi ve Nijer'in güneyindeki kasabalarda yaşıyorlar.

Çoğunlukla hayvancılıkla uğraşıyorlar, çiftçilik ve ticaret de yaparlar. Ana sembolleri, binicilik kültürleriyle yakından bağlantılı olan attır.

Etnik kimliğin ticaret üzerindeki etkisi üzerine The Journal of Economics and Development'de yazan Jenny C. Aker, "Nijer ve Nijerya arasındaki sınırlar boyunca önemli bir rol oynamaktadır. Ticaretin sınırlar ötesi maliyetlerini önemli ölçüde azaltır. Nijer ve Nijerya'daki Hausa bölgelerinde, ortak bir etnik kökene sahip olmayan sınır ötesi pazarlardan daha küçük fiyat farkları vardır. Bu ortaklıklar, ticaretle ilgili işlem maliyetlerini düşürmede sosyal ağların rolü üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Bu, Afrika'daki kırsal kurumların rolü ve dil ve etnik kökenin kalkınma, yolsuzluk, yerel kamu yararına katkılar ve gruplar ve derneklere katılım gibi sonuçlar üzerindeki etkilerini belgeleyen küresel kanıtlarla tutarlıdır" ifadelerini kullandı.

Kültürel uygulamalar

Hausa halkı, kendi dillerini de konuşuyor. Bu dil, Çad dil ailesinden Afro-Asyatik dil ailesine ait bir dildir ve yaklaşık 36 milyon kişi tarafından ana dil olarak konuşuluyor.

Hausa halkının çoğunluğu, Fransızca'nın resmi dil olduğu Nijer'de ve İngilizce'nin resmi dil olduğu Nijerya'da yaşıyor.

Ayrıca Gana, Togo, Benin, Sudan, Çad, Kamerun ve Burkina Faso'nun bazı bölgelerinde de konuşuluyor.

Hausa dili, dünyadaki en önemli dillerden biri ve Afrika'nın birçok ülkesinde yaygın olarak konuşuluyor.

Hausa şiiri, nesir ve müzik edebiyatı, basılı yayınlar, ses ve video kayıtları aracılığıyla giderek daha fazla mevcut.

Hausa dili, Afrika'da Arapça'dan sonra en çok konuşulan ikinci dil ve kolayca diğer Müslüman olmayan Hausa halklarının dillerini etkildi.

Hausa kültürel uygulamaları, her iki ülkede de benzersiz. Güçlü gelenekler ve sömürge öncesi yönetim sistemiyle kültürel gurur sayesinde ayakta kaldı.

Güçlü iç içe geçmiş kültürlerin rekabetine rağmen, zengin ve benzersiz bir moda, yemek, dil, evlilik sistemi, eğitim, geleneksel mimari, spor, müzik ve diğer geleneksel eğlence biçimlerini korudular.

Hausa halkı, özel anlamları olan geleneksel desenlerle kumaşları, pamuklu malları dokumak, boyamak ve işlemek ile tanınır.

Bu desenler zamanla kimliklerini ifade eden bir unsur haline geldi. Ayrıca deri sandalet, metal kilit, at ekipmanı üretmek ve deri işlemek ve bu ürünleri Batı Afrika ve Kuzey Afrika'ya ihraç etmekle de tanınırlar.

Hausa toplumunda Nijer ve Nijerya arasındaki iş bölümü cinsiyete dayalı olarak gerçekleşir. Yemek hazırlamak, hasır dokumak, çömlekçilik yapmak, yemek pişirmek gibi mesleklere kadınlar hakimdi.

Arazi de gruplara aitti ve kadınlar, kocaları veya babaları aracılığıyla araziye erişebiliyordu. Ataerkil sistemde erkek ailenin reisi olmasına rağmen, yaşlı kadınlar daha genç aile üyelerinin işleri üzerinde kontrole sahipti.

Kadınlar ticarette merkezi bir role sahipti ve genellikle erkekler gücü elinde tutsa da birçok alanda kadınlara özel unvanlar verildi.

Etnik grup içinde güçlü bir unvan olan 'Ana Kraliçe' unvanı, bir kralın annesine ya da kendi sarayında önemli bir konuma sahip olan bir kadına verilebiliyordu.

'Ana Kraliçe' toplantılara başkanlık eder ve unvanın alt sahipleri tarafından desteklenir. Yoruba ve Hausa mitolojisi, kadınların ya gerçek kraliçeler ya da kahramanlar olduğu dönemleri de anlatır.
 

Artan etki

Nijer'de nüfusun yüzde 99,3'ü Müslüman. Katolikler ve Protestanlar nüfusun yüzde 2'sinden daha azını oluşturur.

Birkaç bin Bahai, Nijer'in başkenti Niamey ve Niger Nehri'nin batı yakasındaki topluluklarda yaşıyor. Nijer'deki nüfusun küçük bir kısmı geleneksel inançlara bağlı.

Afrika'da Hausa halkı ile İslam arasında güçlü bir bağ var. Hausa Kralları, 1800 yılında İslam'ı benimsemişti. 

Afrika uzmanları, Nijerya nüfusunun yarısından fazlasının Müslüman olduğunu tahmin ediyor.

Hristiyanlık, yaklaşık yüzde 45'lik bir paya sahip. Nijerya, dini açıdan çeşitli bir toplum. Nijerliler, Hristiyanlık ve İslam arasında neredeyse eşit olarak dağılmış durumda.

Azınlık ise Animizm ve diğer dinlere inanıyor. Hristiyanların oranı yüzde 40 ile yüzde 48 arasında değişiyor.

Avrupalı sömürge güçleriyle güçlü bağları olan sosyal ve siyasi seçkinlerden Nijerya'daki birçoğu Hristiyan. Ülke, çoğunlukla Müslüman olan fakir bir kuzey ve çoğunlukla Hristiyan olan zengin bir güney olmak üzere ikiye ayrılmış durumda.

Bunun aksine, Nijer'in Niamey piskoposluğunun Afrika Misyonları Topluluğu rahibi Peder Rafael Kazamour, Fides haber ajansına verdiği demeçte, "Nijer'deki Hristiyan yaşam tarzı ve organizasyonu Latin Amerika'dan geliyor ve Afrika'daki birçok ülkede büyük başarı elde etti" dedi.

Nijeryalı Hristiyan toplumunu "tamamen tutarlı değil ve çoğu Benin, Togo ve Burkina Faso'dan farklı etnik kökenlerden gelen göçmenler" olarak tanımladı.

Bazı Hristiyanların kendisine zulüm gördüklerini, iş veya altın vaatleriyle dinlerini değiştirmeye zorlandıklarını söylediğini açıklayan Peder Kazamour, "Nijer'de özellikle de aşırılık yanlısı hareketlerin ve kiliselerin yakılmasının etkisi arttıkça Hristiyan olmak kolay değil" dedi.

Nijer Afrika Dış İlişkiler Konseyi'nde Afrika politikaları uzmanı olan John Campbell, "Aşırılık yanlısı hareketler söz konusu olduğunda, Nijer'de faaliyet gösterenlerin El Kaide ve DEAŞ ile yakın bağları var gibi görünüyor. Nijer'deki aşırılık yanlısı hareketler büyük ölçüde dış etkenlerden etkileniyor. Ancak Nijerya'da Boko Haram yerli bir grup. Sürekliliği, daha büyük bir yerel desteğe işaret ediyor. Nijer, Kamerun ve Çad'da da faaliyet gösteriyor, ancak etnik olarak Nijerya'nın kuzeyindeki bölgelerle daha fazla bağlantılı" dedi.

Independent Arabia,Independent Türkçe



Vance: Polonya'ya ABD askerinin konuşlandırılması iptal edilmedi, ertelendi

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, basın mensuplarına açıklama yapıyor (AP)
ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, basın mensuplarına açıklama yapıyor (AP)
TT

Vance: Polonya'ya ABD askerinin konuşlandırılması iptal edilmedi, ertelendi

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, basın mensuplarına açıklama yapıyor (AP)
ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, basın mensuplarına açıklama yapıyor (AP)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance dün yaptığı açıklamada, Polonya'ya 4 bin asker konuşlandırılması kararının iptal edilmediğini, ertelendiğini söyledi. Vance, bununla birlikte Avrupa'nın artık kendi ayakları üzerinde durması gerektiğinin altını çizdi.

ABD'li yetkililer, geçen hafta 4 bin askerin Polonya'ya gönderilmesi planının iptal edildiğini bildirmiş ve bu adımı, ABD Başkanı Donald Trump’ın NATO üyesi Avrupa ülkelerinde konuşlu ABD askerlerinin sayısını azaltma politikasının devamı olarak nitelendirmişti.

Avrupa'nın politikalarına yönelik en sert eleştirileri yönelten ve ABD'nin Ukrayna'ya verdiği desteğe en şüpheci yaklaşan isimlerden biri olan Vance, Trump'ın ilk başkanlık döneminden beri Avrupalı müttefiklerine savunma konusunda daha fazla sorumluluk üstlenmeleri çağrısında bulunduğunu hatırlattı.

Beyaz Saray'daki basın brifinginde "Avrupa'nın kendi ayakları üzerinde durmasının" gerekliliğini vurgulayan Vance, "Avrupa politikamız bu şekilde kalmaya devam edecek" ifadesini kullandı.

Ancak askerlerin geri çekilmesi ve Polonya ile ilgili bir soru üzerine Vance, "Bu sadece bir birlik rotasyonu ertelemesidir. Bu kuvvetler Avrupa'da başka bir yere gidebilir. Onları başka bir bölgeye göndermeye de karar verebiliriz" ifadelerini kullandı. Vance ayrıca, "Bu birliklerin nihai olarak nereye sevk edileceğine dair henüz kesin bir karar vermiş değiliz" diye belirtti.

Geçen hafta üst düzey bir askeri yetkili, Kongre'deki bir oturumda yaptığı açıklamada, "ABD Avrupa Komutanlığı (EUCOM) Komutanı'na Polonya'daki asker sayısının azaltılması yönünde talimat verildiğini" belirtmişti.

Trump'ın, Ortadoğu'daki savaşa destek vermeyen ve İran tarafından fiilen kapatılan Hürmüz Boğazı'ndaki barış gücüne katkıda bulunmayan müttefiklerini cezalandırma konusunda kararlı olduğu görülüyor.

Pentagon, mayıs ayının başında da Almanya'dan 5 bin askerin geri çekileceğini duyurmuştu.


Moritanya'daki mültecilerden Afrika Kolordusu hakkında tüyler ürpertici tanıklıklar

Çocuklarıyla birlikte Moritanya topraklarındaki çadırda yaşayan Malili bir mülteci (Avrupa Birliği)
Çocuklarıyla birlikte Moritanya topraklarındaki çadırda yaşayan Malili bir mülteci (Avrupa Birliği)
TT

Moritanya'daki mültecilerden Afrika Kolordusu hakkında tüyler ürpertici tanıklıklar

Çocuklarıyla birlikte Moritanya topraklarındaki çadırda yaşayan Malili bir mülteci (Avrupa Birliği)
Çocuklarıyla birlikte Moritanya topraklarındaki çadırda yaşayan Malili bir mülteci (Avrupa Birliği)

Moritanya'nın doğusundaki mülteci kamplarından birinde yaşayan Şerife, gözyaşlarıyla ıslanmış başörtüsüyle ve boğuk bir sesle geçtiğimiz yaz Mali'de, Mali ordusu ve Rus paralı askerleri tarafından başı kesilerek öldürülen oğlunu anlatırken, "Onun ölümü benim en büyük acım" ifadelerini kullandı.

Güvenlik gerekçesiyle takma ad kullanılan Şerife gibi Moritanya'daki yaklaşık 10 Malili mülteci de Mali ordusu ve teröristlere karşı yürütülen savaşta ona destek veren Rus müttefiklerinin sivillere yönelik şiddet eylemlerine ilişkin tanıklıklarını anlattı.

Basit bir tuğla yapının gölgesinde oturan altmışlı yaşlarındaki kadın, oğlunun ve beraberindeki dört kişinin geçtiğimiz yıl ağustos ayında ticaret yapmak üzere Mali'ye giderken sınırdan birkaç kilometre ötede Afrika Kolordusu bünyesindeki Mali ordusu ve Rus paralı askerleriyle karşılaştığını anlattı.

Saldırganların onları bağlayıp öldürdüğünü ve malları ateşe verdiğini söyleyen Şerife, beş adamın cesetlerinin, pusu ya da tuzak kurulmuş olabileceği kaygısıyla ertesi güne kadar kimse tarafından kaldırılamadığını belirtti. Şerife, bölgede gizlenen çobanlar gördüklerini söyledi.

Güneşin yüzüne işlediği bu Bedevi kadın, duygulanarak ‘cesetlere ertesi gün ulaşabildiklerini kaydetti. Diğerleri gibi ‘hiçbir şey yapmamış’ olan oğlunun naaşına ‘son kez bakmaya cesaret edemediğini’ belirten acılı anne, Mali ordusu ile Rus paralı askerlerin ‘kinlerini masum, zayıf ve savunmasız bir halkın üzerine boşalttığını’ ifade etti.

Fulaniler ve Tuaregler

Merkezi otoriteye bağlı güçler, özellikle Mali'deki terör örgütleri ve ayrılıkçıların saflarına katıldığından şüphelenilen bireylerin bulunduğu Fulani ve Tuareg topluluklarını hedef alıyor. General Assimi Goïta önderliğindeki askeri konsey, 2020 yılındaki darbenin ardından ülkede güvenliği yeniden tesis edeceği vaadiyle iktidara geldi. Fransa'dan uzaklaşan askeri konsey, Rusya Savunma Bakanlığı'na bağlı Afrika Kolordusu’na dönüşen Wagner güçlerinden destek almaya başladı.

Bu grubun ihlalleri geniş çapta belgelendi. Çatışmaları izleme konusunda uzman bir sivil toplum kuruluşu olan ACLED'in verilerine göre Mali hükümetine bağlı güçlerin, 2020 yılından bu yana Rus paralı askerlerle birlikte ya da onlarsız yürüttüğü operasyonlarda yarısı sivil olmak üzere 8 bin 500 kişi hayatını kaybetti. Rusların hükümet güçlerine eşlik ettiği operasyonlarda sivil kayıpların oranı yüzde 60'a çıkarken, tek başlarına yürüttükleri operasyonlarda bu oran yüzde 90'ı aşıyor.

İşkence

Geçici mülteci çadırlarında Rus paralı askerler için hala ‘Wagner’ adı kullanılıyordu. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığı habere göre bu isim aynı zamanda pek çok travmayı yeniden alevlendiriyor. Ellili yaşlardaki Tuareg mülteci Nedoune, vücudunda işkence izleri taşıyor, sol gözünden ameliyat geçirmiş ve süregelen ağrılarla baş etmeye çalışıyor. Çoban olan Nedoune, iki yıl önce Mali'nin kuzeyindeki Timbuktu bölgesinde bir kuyudan su almak üzere yola çıkmıştı. Bir Rus konvoyu tarafından durduruldu. Dövüldüğünü, ardından kelepçelenip iki gün boyunca bir araca kapatıldığını anlattı. Tüm bu süre zarfında Rusların sivilleri tutuklayıp kampları yerle bir ettiğini belirten Nedoune, “Her şeyi yaktılar, bütün hayvanları öldürdüler" dedi.

Gözlerini örten sarığındaki küçük açıklıktan bakan Nedoune, grubun bir Fulani adamı durdurup ağır şekilde dövdükten sonra öldürerek araçtan attığını gördüğünü söyledi. Ardından ülkenin orta kesimlerindeki Bafo kampında dört gün boyunca Ruslar tarafından işkenceye maruz kaldığını anlatan Nedoune, bu süre içinde kendisine yalnızca az miktarda ekmek ve su verildiğini vurguladı.

Sorgulanması sırasında elektrik şoku uyguladıklarını belirten Nedoune,"Sorular hep teröristler hakkındaydı. ‘Onları tanıyor musunuz? Kim onlar? Neredeler?’ diye soruyorlardı” dedi. Nedoune, sonunda bu yoksul ülke için oldukça yüklü bir meblağ olan 310 bin Afrika frangı (550 dolar) ödeyerek serbest bırakıldı.

Cinsel şiddet

Moritanya'nın çöl olan Doğu Havzası bölgesinde bugün 14 yıldır savaşın parçaladığı Mali'deki çatışan çeşitli tarafların şiddetinden kaçan 300 bin mülteci bulunuyor. Bu sivillerin büyük bölümünün ulaştığı sınır kenti Fassala'da Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) çalışanları, darp, kurşun yaraları ile kadın ve erkeklere yönelik tecavüzün yol açtığı ağır psikolojik travmaların boyutunu yakından gözlemliyor.

MSF Bölge Koordinatörü Mayoury Savant, işkence yöntemleri arasında ‘diri diri gömüldüklerini anlatan kişilerin tanıklıklarının’ da yer aldığını belirtti. Ancak Savant, MSF’nin şiddet eylemlerinin sorumlularını tespit edemediğine dikkat çekti. Doğu Havzası bölgesi son aylarda, El Kaide bağlantılı Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin (CNIM) örgütünün bazı bölgelere ‘ya terk edin ya da ölüme razı olun!’ şeklinde ültimatom verdiği tehditlerin ardından kaçan mültecilerin yoğun akınına sahne oluyor.

İnsan hakları ihlalleri

Birkaç hafta önce aralarında Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu'nun da bulunduğu sivil toplum kuruluşları, Mali Silahlı Kuvvetleri ve Afrika Kolordusu’nun gerçekleştiği insan hakları ihlalleri iddialarına ilişkin Afrika İnsan ve Halkların Hakları Mahkemesi'ne şikâyette bulundu. Ülke içindeki durum, geçtiğimiz nisan ayı sonlarından bu yana her zamankinden daha belirsiz bir hal aldı. Azavad Kurtuluş Cephesi'nden (FLA) Tuareg ayrılıkçılar ile CNIM militanlarının Mali askeri konseyine karşı eşi ve benzeri görülmemiş koordineli saldırılar düzenlemesinin ardından kuzeyde Tuareg ayrılıkçıların kalesi Kidal şehrinin düşmesi, Bamako ve Rus müttefikleri için ağır bir yenilgi oldu.

Parlak taşlarla süslü siyah bir elbise giyen Fatimata (30), üç yıl önce Timbuktu yakınlarındaki köyünü hedef alan hava saldırılarının ardından köyden nasıl kaçtığını ağlayarak anlattı. Orada kalan kadınlar için “Ölüm dışında her şey yaşandı, bazılarının işkenceye maruz kaldığını biliyoruz" diyen Fatimata, “Ruslar gelmeden önce huzur içinde yaşıyorduk” ifadelerini kullandı. Pek çok mülteci gibi, bu Tuareg kadını da Azawad Kurtuluş Cephesi'ni destekliyor ve "Timbuktu'yu ve çevresini geri alırlarsa, evime dönebileceğim" diyor.


Washington, Bolivya'da muhafazakâr cumhurbaşkanına karşı yapılan protestoları "darbe girişimi" olarak nitelendirdi

Bolivya Devlet Başkanı Rodrigo Paz basın toplantısında konuşuyor (EPA)
Bolivya Devlet Başkanı Rodrigo Paz basın toplantısında konuşuyor (EPA)
TT

Washington, Bolivya'da muhafazakâr cumhurbaşkanına karşı yapılan protestoları "darbe girişimi" olarak nitelendirdi

Bolivya Devlet Başkanı Rodrigo Paz basın toplantısında konuşuyor (EPA)
Bolivya Devlet Başkanı Rodrigo Paz basın toplantısında konuşuyor (EPA)

ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Christopher Landau dün yaptığı açıklamada, Bolivya’yı kasıp kavuran protestoları bir "darbe girişimi" olarak nitelendirdi ve merkez sağcı Devlet Başkanı Rodrigo Paz’a destek sözü verdi.

Landau, Latin Amerika’daki muhafazakâr liderleri savunmayı görev edinen Başkan Donald Trump yönetimi yetkililerinin geleneksel çizgisini sürdürerek, Paz’a desteklerini iletmek üzere kendisiyle bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini belirtti.

Konunun sağ ya da sol meselesi olmadığını vurgulayan Landau, "Bu, bölge genelinde siyaset ile organize suç örgütleri arasındaki şeytani ittifak tarafından finanse edilen bir darbedir" ifadelerini kullandı.

Landau konuşmasını şöyle sürdürdü: "Bolivya halkının henüz bir yıldan kısa süre önce ezici bir çoğunlukla seçtiği demokratik sürece tanıklık etmişken, şimdi sokakları kapatan şiddet yanlısı protestocularla karşı karşıya kalmamız akıl alır gibi değil. Bu durumun hepimizi endişelendirmesi gerektiğine inanıyorum."

Landau bu açıklamaları, ABD'nin başkentinde düzenlenen Amerika Kıtası Konferansı sırasında yaptı.

Protestoların arka planı: Ekonomik kriz ve reformlar

Bolivya'da yirmi yıllık sosyalist yönetime son vererek göreve gelen Devlet Başkanı Rodrigo Paz, 1980'lerden bu yana yaşanan en kötü ekonomik krizle mücadele eden ülkenin döviz rezervlerini koruyabilmek amacıyla akaryakıt sübvansiyonlarını kaldırdı.

Bu kararın ardından binlerce çiftçi, madenci, öğretmen ve diğer sektör çalışanlarının yanı sıra yerli topluluklar, ücretlerin artırılması ve özelleştirmelerin durdurulması talebiyle haftalardır süren protestolar düzenliyor.

Paz, göreve geldikten hemen sonra Bolivya'nın ABD ile geçmişte gergin olan ilişkilerini hızla düzeltmiş, koka yaprağı üretiminde önemli bir merkez olan ülkeye ABD uyuşturucuyla mücadele ajanlarının dönmesine izin vermiş ve İsrail ile diplomatik ilişkileri yeniden tesis etmişti.