Nijer ile Nijerya'yı birleştiren ve ayıran nedir?

Ortak Hausa etnik kökeni, iki ülkenin sınırları boyunca sosyal ve ekonomik örtüşmede potansiyel bir rol oynuyor

Nijer ve Nijerya arasındaki sınırda bir milyondan fazla insan yaşıyor ve ticari ve kültürel bağlantıları paylaşıyor / Fottoğraf: AFP
Nijer ve Nijerya arasındaki sınırda bir milyondan fazla insan yaşıyor ve ticari ve kültürel bağlantıları paylaşıyor / Fottoğraf: AFP
TT

Nijer ile Nijerya'yı birleştiren ve ayıran nedir?

Nijer ve Nijerya arasındaki sınırda bir milyondan fazla insan yaşıyor ve ticari ve kültürel bağlantıları paylaşıyor / Fottoğraf: AFP
Nijer ve Nijerya arasındaki sınırda bir milyondan fazla insan yaşıyor ve ticari ve kültürel bağlantıları paylaşıyor / Fottoğraf: AFP

Nijerya ve Nijer, sosyal, kültürel ve dini açıdan birçok ortak noktaya sahip iki ülke. Ancak, siyaset ve rekabet onları birbirinden ayırıyor.

İki ülke de Batı Afrika'da yer alıyor ancak Nijerya kıyı şeridine sahipken Nijer bir kara ülkesi.

Nijerya, Dünya Bankası tarafından yükselen bir pazar ve yükselen bir ekonomi olarak sınıflandırılıyor, bu da ona bölgesel bir güç kazandırıyor.

Nijer ise yoksul bir ülkedir ve insan kalkınma endeksinde en düşük sıralarda yer alıyor.

Ancak, zengin doğal kaynakları, özellikle uranyum ve petrol, Nijer'in, siyasi sorunlarını ve kaynaklarını sömürü sorununu çözerse, ekonomik açıdan daha ileri bir konuma gelmesine olanak tanır.

Nijer halkı, Fransız sömürgeciliğinin ülkedeki kalkınmanın gecikmesine neden olduğunu savunuyor.

İki komşu ülkenin benzer isimleri, Afrika'nın üçüncü en uzun nehri olan Nijer Nehri'nden geliyor.

Nijer Nehri, Gine, Mali, Nijer, Benin ve Nijerya'dan geçer ve Gine Körfezi'ndeki Atlas Okyanusu'na dökülür. Nehrin adı, 1897 yılında İngiliz gazeteci Flora Shaw tarafından verilmişti.

Shaw, daha sonra İngiliz Vali Lord Frederick Lugard ile evlenmişti. Lugard, 1914 yılında Güney Nijerya ve Kuzey Nijerya himayelerini birleştirerek modern Nijerya'nın bugünkü bölgesel durumunu oluşturdu. 

Nijer Nehri'nin adı, nehir için daha önce kullanılan 'Ger-n-ger' kelimesinden türemiş olabilir.

'Ger-n-ger' (İgeriyyun) kelimesi, 19'un yüzyılda Avrupalılar tarafından sömürgeleştirilmeden önce, nehrin orta kolları boyunca Timbuktu yakınlarında yaşayan Tuareg kabileleri tarafından kullanılıyordu. 

Sınır örtüşmesi

Nijer ve Nijerya arasındaki sınır, 1600 kilometre uzunluğunda ve doğudan batıya uzanıyor.

Sınır, 1898 yılında Fransız ve İngiliz sömürge güçleri tarafından belirlendi.

Sınır, 20'nci yüzyılın başlarında birçok kez değiştirildi ve 1910 yılında Fransa ve İngiltere tarafından nihai olarak belirlendi ve çizildi.

Nijer Cumhuriyeti, 3 Ağustos 1960'ta Fransa'dan bağımsızlığını kazandı, Nijerya Federal Cumhuriyeti ise 1 Ekim 1960'ta Birleşik Krallık'tan bağımsızlığını kazandı.

İki ülkenin para birimleri, sömürge tarihlerine bağlı olarak farklılık gösterir.

Nijer'in para birimi, 1945 yılında Mali, Gine-Bissau, Fildişi Sahili, Burkina Faso ve Benin'in de dahil olduğu Batı Afrika'daki diğer birkaç ülke ile ortak olan Fransız Frangı'nın yerini alan Batı Afrika CFA Frangı iken Nijerya'nın para birimi ise naira.

Nijerya, 1973 yılında Sterlin para birimini terk eden son ülke oldu ve naira ile değiştirildi.

Nijer ve Nijerya sınırında, yüzyıllardır ticari ve kültürel bağlara sahip olan bir milyondan fazla insan yaşıyor.

Ancak, Nijer'deki son darbeden sonra sınır ticareti durdu. Nijerliler, temel ihtiyaçlarının çoğunu Nijerya'dan karşılıyor.

Nijerya'daki Ilorin Üniversitesi Barış ve Stratejik Araştırmalar Merkezi'nde yardımcı doçent olan Gbemisola Animasaun, "Sınırların kapatılması Nijer ve Nijerya'da karmaşık bir etkiye sahip olacaktır çünkü sınırlar yalnızca hükümetlerin zihnindedir ve etkileşimi engellemeyecektir, bu da iki ülke arasında halk ile resmi makamlar arasında çatışmalara yol açabilir" dedi.

Journal of African Studies and Sustainable Development yazarı Omilo Chinezaikebiri, "Nijerya ve Nijer arasındaki göç, Avrupa'ya gitmek için sınırdan geçen göçmenler nedeniyle bir endişe kaynağı olmuştur. Ayrıca, göçün Avrupa ülkelerinde ekonomik ve demografik etkileriyle ilgili sorunlar vardır. Gelişme, göç arzusunu azaltmaya yardımcı olmadığı için, sınırların kapatılması Avrupa ülkelerinin gelenleri sınırlamasına yardımcı olabilir" şeklinde konuştu.

İç içe geçen etnik kökenler

Nijer'in nüfusu, bu yılın son nüfus sayımına göre yaklaşık 27 milyon ve dünyanın en yüksek doğum oranlarından birine sahip bulunuyor.

Her kadın yaklaşık 7 çocuk doğuruyor. Nijerya'nın nüfusu ise yaklaşık 224 milyon ve bu da onu dünyanın en kalabalık 7'nci ülkesi yapıyor.

Nijer'de Hausa, Zarma, Tuareg ve Fulani gibi birkaç etnik grup yaşıyor. Nijerya'da da Hausa, Igbo ve Yoruba gibi birçok etnik grup yaşıyor.

Hausa halkı, Nijer ve Nijerya'nın çoğunluğunu oluşturuyor, genellikle Nijerya'nın kuzeyi ve Nijer'in güneyindeki kasabalarda yaşıyorlar.

Çoğunlukla hayvancılıkla uğraşıyorlar, çiftçilik ve ticaret de yaparlar. Ana sembolleri, binicilik kültürleriyle yakından bağlantılı olan attır.

Etnik kimliğin ticaret üzerindeki etkisi üzerine The Journal of Economics and Development'de yazan Jenny C. Aker, "Nijer ve Nijerya arasındaki sınırlar boyunca önemli bir rol oynamaktadır. Ticaretin sınırlar ötesi maliyetlerini önemli ölçüde azaltır. Nijer ve Nijerya'daki Hausa bölgelerinde, ortak bir etnik kökene sahip olmayan sınır ötesi pazarlardan daha küçük fiyat farkları vardır. Bu ortaklıklar, ticaretle ilgili işlem maliyetlerini düşürmede sosyal ağların rolü üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Bu, Afrika'daki kırsal kurumların rolü ve dil ve etnik kökenin kalkınma, yolsuzluk, yerel kamu yararına katkılar ve gruplar ve derneklere katılım gibi sonuçlar üzerindeki etkilerini belgeleyen küresel kanıtlarla tutarlıdır" ifadelerini kullandı.

Kültürel uygulamalar

Hausa halkı, kendi dillerini de konuşuyor. Bu dil, Çad dil ailesinden Afro-Asyatik dil ailesine ait bir dildir ve yaklaşık 36 milyon kişi tarafından ana dil olarak konuşuluyor.

Hausa halkının çoğunluğu, Fransızca'nın resmi dil olduğu Nijer'de ve İngilizce'nin resmi dil olduğu Nijerya'da yaşıyor.

Ayrıca Gana, Togo, Benin, Sudan, Çad, Kamerun ve Burkina Faso'nun bazı bölgelerinde de konuşuluyor.

Hausa dili, dünyadaki en önemli dillerden biri ve Afrika'nın birçok ülkesinde yaygın olarak konuşuluyor.

Hausa şiiri, nesir ve müzik edebiyatı, basılı yayınlar, ses ve video kayıtları aracılığıyla giderek daha fazla mevcut.

Hausa dili, Afrika'da Arapça'dan sonra en çok konuşulan ikinci dil ve kolayca diğer Müslüman olmayan Hausa halklarının dillerini etkildi.

Hausa kültürel uygulamaları, her iki ülkede de benzersiz. Güçlü gelenekler ve sömürge öncesi yönetim sistemiyle kültürel gurur sayesinde ayakta kaldı.

Güçlü iç içe geçmiş kültürlerin rekabetine rağmen, zengin ve benzersiz bir moda, yemek, dil, evlilik sistemi, eğitim, geleneksel mimari, spor, müzik ve diğer geleneksel eğlence biçimlerini korudular.

Hausa halkı, özel anlamları olan geleneksel desenlerle kumaşları, pamuklu malları dokumak, boyamak ve işlemek ile tanınır.

Bu desenler zamanla kimliklerini ifade eden bir unsur haline geldi. Ayrıca deri sandalet, metal kilit, at ekipmanı üretmek ve deri işlemek ve bu ürünleri Batı Afrika ve Kuzey Afrika'ya ihraç etmekle de tanınırlar.

Hausa toplumunda Nijer ve Nijerya arasındaki iş bölümü cinsiyete dayalı olarak gerçekleşir. Yemek hazırlamak, hasır dokumak, çömlekçilik yapmak, yemek pişirmek gibi mesleklere kadınlar hakimdi.

Arazi de gruplara aitti ve kadınlar, kocaları veya babaları aracılığıyla araziye erişebiliyordu. Ataerkil sistemde erkek ailenin reisi olmasına rağmen, yaşlı kadınlar daha genç aile üyelerinin işleri üzerinde kontrole sahipti.

Kadınlar ticarette merkezi bir role sahipti ve genellikle erkekler gücü elinde tutsa da birçok alanda kadınlara özel unvanlar verildi.

Etnik grup içinde güçlü bir unvan olan 'Ana Kraliçe' unvanı, bir kralın annesine ya da kendi sarayında önemli bir konuma sahip olan bir kadına verilebiliyordu.

'Ana Kraliçe' toplantılara başkanlık eder ve unvanın alt sahipleri tarafından desteklenir. Yoruba ve Hausa mitolojisi, kadınların ya gerçek kraliçeler ya da kahramanlar olduğu dönemleri de anlatır.
 

Artan etki

Nijer'de nüfusun yüzde 99,3'ü Müslüman. Katolikler ve Protestanlar nüfusun yüzde 2'sinden daha azını oluşturur.

Birkaç bin Bahai, Nijer'in başkenti Niamey ve Niger Nehri'nin batı yakasındaki topluluklarda yaşıyor. Nijer'deki nüfusun küçük bir kısmı geleneksel inançlara bağlı.

Afrika'da Hausa halkı ile İslam arasında güçlü bir bağ var. Hausa Kralları, 1800 yılında İslam'ı benimsemişti. 

Afrika uzmanları, Nijerya nüfusunun yarısından fazlasının Müslüman olduğunu tahmin ediyor.

Hristiyanlık, yaklaşık yüzde 45'lik bir paya sahip. Nijerya, dini açıdan çeşitli bir toplum. Nijerliler, Hristiyanlık ve İslam arasında neredeyse eşit olarak dağılmış durumda.

Azınlık ise Animizm ve diğer dinlere inanıyor. Hristiyanların oranı yüzde 40 ile yüzde 48 arasında değişiyor.

Avrupalı sömürge güçleriyle güçlü bağları olan sosyal ve siyasi seçkinlerden Nijerya'daki birçoğu Hristiyan. Ülke, çoğunlukla Müslüman olan fakir bir kuzey ve çoğunlukla Hristiyan olan zengin bir güney olmak üzere ikiye ayrılmış durumda.

Bunun aksine, Nijer'in Niamey piskoposluğunun Afrika Misyonları Topluluğu rahibi Peder Rafael Kazamour, Fides haber ajansına verdiği demeçte, "Nijer'deki Hristiyan yaşam tarzı ve organizasyonu Latin Amerika'dan geliyor ve Afrika'daki birçok ülkede büyük başarı elde etti" dedi.

Nijeryalı Hristiyan toplumunu "tamamen tutarlı değil ve çoğu Benin, Togo ve Burkina Faso'dan farklı etnik kökenlerden gelen göçmenler" olarak tanımladı.

Bazı Hristiyanların kendisine zulüm gördüklerini, iş veya altın vaatleriyle dinlerini değiştirmeye zorlandıklarını söylediğini açıklayan Peder Kazamour, "Nijer'de özellikle de aşırılık yanlısı hareketlerin ve kiliselerin yakılmasının etkisi arttıkça Hristiyan olmak kolay değil" dedi.

Nijer Afrika Dış İlişkiler Konseyi'nde Afrika politikaları uzmanı olan John Campbell, "Aşırılık yanlısı hareketler söz konusu olduğunda, Nijer'de faaliyet gösterenlerin El Kaide ve DEAŞ ile yakın bağları var gibi görünüyor. Nijer'deki aşırılık yanlısı hareketler büyük ölçüde dış etkenlerden etkileniyor. Ancak Nijerya'da Boko Haram yerli bir grup. Sürekliliği, daha büyük bir yerel desteğe işaret ediyor. Nijer, Kamerun ve Çad'da da faaliyet gösteriyor, ancak etnik olarak Nijerya'nın kuzeyindeki bölgelerle daha fazla bağlantılı" dedi.

Independent Arabia,Independent Türkçe



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.