İngilizler, Pencap'ta sulama sistemini ne amaçla inşa etti?

Yeni kanallar açarak etrafına çiftçiler yerleştirdiler ve böylece toprak karşılığında bazılarının sadakatini satın aldılar

Pencap'taki araziler kuzeyden güneye doğru doğal bir eğim oluşturuyor / Fotoğraf: Independent Urdu
Pencap'taki araziler kuzeyden güneye doğru doğal bir eğim oluşturuyor / Fotoğraf: Independent Urdu
TT

İngilizler, Pencap'ta sulama sistemini ne amaçla inşa etti?

Pencap'taki araziler kuzeyden güneye doğru doğal bir eğim oluşturuyor / Fotoğraf: Independent Urdu
Pencap'taki araziler kuzeyden güneye doğru doğal bir eğim oluşturuyor / Fotoğraf: Independent Urdu

Zafer Seyyid

Pencap (Hindistan'ın kuzeyi) adını duyduğumuzda zihnimizde hemen nehirlerin aktığı, su kanallarının etrafa gümüş saçıyormuş gibi süzüldüğü ve toprağından altından daha az değerli olmayan mahsuller çıkarılan taze yemyeşil bir bölgenin resmi canlanıyor.

Ama Pencap'ın eski görüntüsü böyle değildi. Nitekim geçmişte tarımla tanınmıyordu ve nehirlerle çevrili alan dışında topraklarının çoğu ıssız ve tarıma elverişsizdi. Sakinlerinin çoğu da çiftçilikten ziyade hayvancılıkla meşguldü.  

1880'li yıllarda İngilizler, bir plan uyguladı ve bu plan, sonraki on yıllarda Pencap'ın görünümünü değiştirerek onu, şimdi adını duyduğumuzda zihnimizde canlanan o hayat dolu bölge haline getirdi. 

Nehir sistemi ne zaman başladı? 

İngilizler, Pencap'ı 1849 yılında Sihleri yendikten sonra ele geçirdi. Bu istilanın üzerinden 8 yıl geçtikten sonra kendilerine karşı büyük bir isyan çıktığında Pencap halkının çoğunluğu onları destekledi ve Delhi'deki General Baht Han'ın ordularının hezimete uğratılmasında önemli bir rol oynadı. 

Pencap halkı ayrıca, Afganlara karşı savaşta da pek çok katkı sağladı. Bu hadiseler karşısında İngilizler, Hint Yarımadası üzerindeki hâkimiyetin sürdürülmesinde Pencap'ın büyük bir önem taşıdığını fark etti.

Pencap, Britanya İmparatorluğu'nun Afganistan sınırındaki en son eyaleti olduğu için İngilizler, bu bölgede ayaklarını sağlamlaştırmak için ciddi adımlar atmaya başladılar. 

Büyük güçler arasındaki çatışma kızıştığı için o dönemde Britanya İmparatorluğu'nun savaşçılara ihtiyacı vardı.

İngilizler gittikleri her bölgede insanları sınıflandırmaya alışıktı; Pencap'ta da bunu yaptılar ve bazı ailelere 'savaşçı aileler' unvanı vererek içlerinden pek çoğunu Birleşik Krallık ordusuna asker olarak aldılar.

Cancua, Avan, Cat, Tavana ve Sih aileleri bu tür aileler arasında yer alıyordu. Diğerleri ise bu unvandan mahrum bırakıldı. 

İngilizler, asker toplamanın yanı sıra tarıma da ilgi gösterdi. O dönemde Hint Yarımadası'nın büyük kısmı tarım için yağmura bağımlıydı.

Bu konuda Pencap'ın sorunu, tarım alanlarına düşen yağış oranının az olmasıydı.

Dolayısıyla toprakları verimli olsa da büyük ölçüde bir çöl görünümü çiziyordu, çünkü nehirler arasında yer alan bölgelere su ulaşmıyordu.

Yasaya göre bu bölgeler, onları yerleşime açmaya karar veren Birleşik Krallık hükümetine aitti. 

İngilizler, jeolojik bir araştırmadan sonra, bölgede kanallar kazmak suretiyle bu sorunun kolayca çözülebileceğini gördü.

Nitekim arazi, Pencap'ın kuzeyinden İndus Nehri'ne kadar doğal bir eğim oluşturuyordu. Küçük ölçekli olarak rastgele kanallar kazılmaya başladı.

Resmî olarak kanal kazma sistemi ise 1886 yılında, İngilizler ilk kez Pencap'ın güneyindeki Mültan şehri yakınlarında Siddhnai Kanalı'nı kazdıklarında başladı.  

Yeni kanal ağı, Pencap'ın görünümünü değiştirerek onu bir tarım bölgesi haline getirdi / Fotoğraf: Independent Urdu
Yeni kanal ağı, Pencap'ın görünümünü değiştirerek onu bir tarım bölgesi haline getirdi / Fotoğraf: Independent Urdu

Siddhnai, yalnızca bir kanal değil, aynı zamanda bütünleşik bir toplumsal projeydi.

Nitekim su, bölgenin tamamına ulaştırıldı ve diğer bölgelerden 2 bin 705 çiftçi bu bölgeye yerleştirilerek binlerce hektarlık arazi onların arasında bölüştürüldü.

Siddhnai tecrübesinden sonra kanallar kazıldı ve çiftçiler Jhelum, Cenab ve Conya'nın yanı sıra eyaletin diğer bölgelerine de yerleştirildi.  

O dönemde yeni kanallar sayesinde İngiliz eyaletindeki toplam tarım alanı 3 milyonken 14 milyon feddan (1 feddan yaklaşık 4 bin 200 metrekare) oldu.

Bu noktada, kazı çalışmalarının modern aletler ve buldozerler olmadan, işçiler tarafından elle yapılmış olması kayda değer.

Araştırmacı David Lydon, İngilizlerin toplamda 33 bin 612 km kanal kazdığını tahmin ediyor ki bu, Lahor ile Londra arasındaki mesafenin beş katından fazlaya tekabül ediyor. 

Pencap halkı, İngilizlerin tarım ve sulama alanındaki çalışmalarını itiraf ediyordu.

Örneğin 19'uncu yüzyılda Pencaplı bir şair, bölgesindeki İngiliz valisini Büyük İskender olarak niteleyip, çalışmalarının Pencap'ın bölgelerinde hayatı canlandırdığını söylemişti. 

İngilizler gerçekten de Pencap'ın menfaati için mi çalışıyordu?

Bu soru, Pencap Üniversitesi'nden araştırmacı Tahir Mahmud'un doktora araştırmasının bir parçasıydı.

Independent Urdu'ya konuşan Mahmud, durumu şöyle yorumladı: 

İngilizler, imparatorluklarını düşük maliyet ilkesine göre idare etmek istediler. Yani kaynaklarını Birleşik Krallık'tan getirip burada kullanmak istemiyorlardı. Pencap, Britanya İmparatorluğu'na katılan en son Hindistan eyaletiydi. İngilizler, suyun bol olduğunun farkındaydı ve yapmaları gereken tek şey, onu doğru bir yolla kullanmaktı. Issız bölgelerde çobanlar yaşıyordu. İngilizlerin yaptığı şey, yoğun nüfuslu merkez bölgelerden insanları getirip onlara geniş topraklar vermekti. Böylece birden fazla hedefe ulaşılmış oldu. Nitekim hem merkez bölgelerdeki nüfus baskısını azalttılar hem de hükümet yeni çiftçilerden yeni vergiler elde ettiği gibi, onların Britanya hükümetine olan sadakatlerini de temin etti. İngilizler, ancak kârlı olduğu ispatlanınca kanal kazdı. Bazı projeler, ilk yılda yüzde 40 oranında kâr etmeye ve iki ila üç yıl içinde maliyetini geri kazandırmaya başladı. Bu kârlar, yerli çiftçilerden vergi alınarak toplandı.

Ruslarla "büyük oyun" ve ekonomik hedefler

Tahir Mahmud, siyasi hedefler olduğunu da söylüyor. Sözgelimi İngilizler, Rusya'nın Afganistan'daki ilerleyişinden ve Hint Yarımadası'ndaki hâkimiyetinden endişe ediyordu.

Bu denklemde insanları yerleştirip onlara stratejik topraklar vermek, yerel halkın sadakatini temin etmek içindi.

Zira Rusya'nın veya başka herhangi bir gücün, yerel halkın desteği olmadan bu bölgedeki istikrarı sarsması zordu. 

Bunlar başlangıçtaki hedeflerdi. Başka bir etkene dikkat çeken Tahir'e göre zamanla bu hedefler de değişti.

Nitekim Birleşik Krallık, İngiliz ordusunun atlarını Avustralya'dan ithal ediyordu ve bu, maliyetli bir süreçti.

İngilizler, yerel halka, İngiliz ordusuna at tedarik etme karşılığında bir toprak parçası vermeyi teklif ettiler ve buna da At Yetiştirme Projesi adını verdiler.

Böylece yerel halk, at karşılığında arazi alıyor ve İngilizler de ithalattan kurtuluyordu. 

Buna ek olarak yerleşime açılan bölgelerin yakınlarında sanayi şehirleri de kuruldu.

Jhelum yakınlarında Sargodha şehri ve Cenab şehri yakınlarında da Faysalabad şehri kuruldu.

Bu şehirler, ürünleri yalnızca Hindistan içinde değil, yurt dışına da ihraç etmek için demiryolu ağları ile ülkenin diğer bölgelerine ve limanlara bağlandı. 

İngilizler, sistematik bir planlamayla yeni köyler kurdu / Fotoğraf: Independent Urdu
İngilizler, sistematik bir planlamayla yeni köyler kurdu / Fotoğraf: Independent Urdu

Arsa karşılığında teminat almak

Tahir'e göre bir diğer hedef, "onlar aracılığıyla insanlar üzerinde siyasi kontrol sağlamak için mülk sahipleri sınıfını daha da güçlendirmek ve İngilizlerin çıkarlarını koruyabilecek bir sınıf oluşturmaktı. Bunun için kendi bölgelerinde halen siyasi etkinliğe sahip olan Tavana, Nun, Memdut ve diğer ailelerden bazı toprak sahiplerine büyük hibeler verildi." 

İngilizlerin teklif ettiği anlaşma, yoksulluk sınırında yaşayan Pencap halkı için bir nimetti.

Nitekim orduda kalıcı bir görevin yanı sıra askerî hizmetin sonunda emekli maaşı ve bir parça toprak elde ediyorlardı.

9 sömürgede askerlere hibe edilen toplam alanın yaklaşık 500 bin hektar olduğu tahmin ediliyor. 

İş bununla da kalmadı ve İngilizler, insanların düşüncelerine hükmetmek için tarikat şeyhlerine ve türbe mutasarrıflarına toprak dağıttı.

Bunun yanı sıra daha önce bahsi geçen savaşçı ailelere de toprak dağıtılıyor, emekli askere ve aynı şekilde savaş meydanında yiğitlik gösterene de bir parça toprak veriliyordu.

Herkes, sunduğu hizmetlere göre topraktan nasibini alıyordu. Bu yüzden 20'nci yüzyılda Pencaplıların Hindistan Yarımadası'nın toplam nüfusu içindeki oranı sadece yüzde 10 iken İngiliz ordusundaki oranı yüzde 50'ydi.

Sosyal deney ve maharetli eller

İngilizler, nehir ağları döşemek ve çiftçiler yerleştirmek suretiyle bir sosyal deney gerçekleştirdi. Nitekim Pencap'ta yeni köyler kurulup numaralarla adlandırıldı.

Yollar hazırlandıktan sonra iyi bir planlamayla bu köyler kuruldu ve temizliğe çok dikkat edildi. Mesela evinin önüne çöp atan çiftçi, cezalandırılıyordu. Her köye cami ve başka mabetler de inşa edildi. 

Pencap üzerine araştırmacı tarihçi Mansur İcaz, bu konuda şu özel açıklama bulundu: 

İngilizler, toprağı sadece gerçekten işleyebilecek çiftçilere verdi. Mesela toprağı işlemeye uygun olup olmadığını anlamak için çiftçinin eline bakarlardı.

Ailesinde yaşanan ilginç bir olayı aktaran İcaz'ın amcası, toprak tahsisi için İngilizlerin yanına gittiğinde İngiliz memur ona kaç çocuğu olduğunu sormuş ve sadece iki kızı olduğunu öğrenince ona toprak vermeyi reddetmiş.

Amcası, sağlıklı ve genç erkek kardeşleri olduğunu söylediğinde ise memur ona özel toprak vermeyi kabul etmiş.

İcaz, yerleşimci çiftçilerin kültürü ile yerli çobanların kültürleri arasında da büyük bir fark olduğundan bahsediyor.

Mesela babası, Sahiwal'e geldiğinde yerliler onun yemek yiyişine şaşırarak ona şöyle demişler:

Nasıl ekmekten bir tekne yapıp onu yemeğe batırıyorsun? Biz yapamıyoruz.

Böyle diyorlardı, çünkü yerli halkta yemeği ekmekle yeme kavramı yoktu. 

Bu yerleşim sonucunda Pencap'ın kültür ve geleneklerinden tamamen farklı yeni bir toplum ortaya çıktı.

Dünyada hiçbir zaman çok sayıda insanın sistematik bir planlamayla bir yerden başka bir yere yerleştirildiği görülmemiştir. 

Tarihçi David Gilmartin'in ifadesiyle "hükümet tarafından inşa edilen yerleşim yerlerinin düzenli ve yeni ortamı, yerleşimciyi modern bir insana dönüştürdü."

İngilizler ayrıldıktan sonra ne oldu?

İngilizlerin kurduğu düzen, 1947 yılına kadar sorunsuz ilerledi. İngilizler, ayrılırken geride Pakistan ile Hindistan arasında sınır çizilmesi meselesini bıraktılar.

Buna göre tüm nehirler, Hindistan'a verildi ve Hindistan, Pakistan'ın suyunu kesip istediği zaman onun topraklarını çorak topraklara çevirebilir hale geldi.

1960'lı yıllarda bu sorunu çözmek için İndus Nehri Havzası Projesi imzalandı. Pakistan bu projeyle, nehirlerin bir kısmını Hindistan'a, diğer bir kısmını Pakistan'a vererek büyük akiferlerdeki su sıkıntısına çözüm bulmaya çalıştı.  

Hindistan kendisine verilen üç nehrin başlarını kapattı ve bu yüzden etrafındaki bölgeler kuraklıkla karşı karşıya kaldı.

Ancak yürütücü mühendislerinden biri olan Cavid Resul'e göre bu bölgelere su taşımak ve nehirlerin kurumasının sebep olduğu eksikliği gidermek için yeni kanallar inşa edildi. 

Ayrıca Birleşik Sind Partisi Lideri Syed Zeyn Şah, Sind eyaletindeki nehirlerin kurumaya başladığına ve Sind'de çok sayıda çiftçinin susuzluk nedeniyle avcı veya çoban haline geldiğine işaret ederek, "Biz Pencap'ta su olduğu için mutluyuz, ama Sind'deki çiftçiler susuzluktan şikâyetçi" diyor. 

Bağımsızlıktan sonraki iyileştirmeler

Independent Urdu'ya konuşan Nehirler İdaresi Birimi'nde Ek Teknik Sekreter Hürrem Emin, Pakistan'ın kurulmasından sonra Nehirler İdaresi Birimi'nin, İngiliz döneminde yapılmayan birçok şey yaptığını şu sözlerle ifade etti: 

Örneğin İngilizler, kendi dönemlerinde herhangi bir baraj inşa etmemişti. Biz son 75 yılda su depolamak için birçok baraj ve kemer inşa ettik. Ayrıca kanal kapasitesini yüzde 28'den yüzde 68'e çıkardık.

 

Independent Urdu - Independent Türkçe



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.