BRICS Lider Zirvesi, Batı'nın hegemonyasını ortadan kaldırılabilecek mi?

15. BRICS Zirvesi'nin katılımcıları, doların küresel ticaret üzerindeki hegemonyasının kırılması, grubun yeni üyelerle genişletilmesi ve beklenen sonuçların alınması umutları arasında Çin'in kapsamlı faaliyetleri ve iddialı dosyaları ele alacaklar

BRICS Liderler Zirvesi'nde ele alınması beklenen dosyalar arasında üye ülkelerin uluslararası ticarette doların hegemonyasından kurtulma çabaları yer alıyor / Fotoğraf: AFP
BRICS Liderler Zirvesi'nde ele alınması beklenen dosyalar arasında üye ülkelerin uluslararası ticarette doların hegemonyasından kurtulma çabaları yer alıyor / Fotoğraf: AFP
TT

BRICS Lider Zirvesi, Batı'nın hegemonyasını ortadan kaldırılabilecek mi?

BRICS Liderler Zirvesi'nde ele alınması beklenen dosyalar arasında üye ülkelerin uluslararası ticarette doların hegemonyasından kurtulma çabaları yer alıyor / Fotoğraf: AFP
BRICS Liderler Zirvesi'nde ele alınması beklenen dosyalar arasında üye ülkelerin uluslararası ticarette doların hegemonyasından kurtulma çabaları yer alıyor / Fotoğraf: AFP

Ahmed Abulhekim

Bugün tüm dünyanın gözü, koronavirüs (Kovid-19) salgınından bu yana ilk kez yapılacak olan Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika'nın başını çektiği dünyanın önde gelen gelişmekte olan ekonomilerinden oluşan BRICS'in 15. Liderler Zirvesi'nin gerçekleşeceği Güney Afrika'nın en büyük şehirlerinden Johannesburg'a çevrilmiş durumda.

Güney Afrika basınının aktardığına göre Çin'in Pretorya Büyükelçisi Chen Xiaodong, dünyanın önde gelen gelişmekte olan ekonomileri, 'geleneksel küresel yönetişim sisteminin işlevsiz ve yetersiz hale gelmesinin' ardından 'Batı'nın hegemonyasından uzakta yeni bir dünya düzeni yaratma' girişimini değerlendirdiklerini söyledi. 

Zirve, ev sahibi Güney Afrika tarafından desteklenen 'BRICS ve Afrika: Karşılıklı olarak hızlandırılmış büyüme, sürdürülebilir kalkınma ve kapsayıcı çok taraflılık için bir ortaklık' başlığı altında yapılıyor olsa da üye ülkeler arasındaki ticaret faaliyetlerinde yerel para birimlerinin kullanımının artırılması ve ortak bir para biriminin oluşturulması amacıyla ortak bir ödeme sisteminin kurulması için çalışılarak BRICS'in nüfuzunu genişletme ve küresel siyasette bir değişime yönelik çabalara dayanan masasındaki 'iddialı' dosyaları zirvenin ne kadar önemli olduğunu açıkça gösteriyor.

BRICS'in masasındaki önemli konulardan biri de 23'ü resmi talepte bulunan en az 40 ülkenin katılmayı istediği gruba yeni üyelerin katılımı olacak.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in hakkında çıkarılan uluslararası tutuklama emri nedeniyle katılmayacağı zirvede Rusya'yı Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov başkanlığındaki bir heyet temsil edecek.

Bu durum, 2022 şubatından bu yana devam eden Rusya-Ukrayna savaşının jeopolitik ve ekonomik yansımalarının bir göstergesi olarak görüldü.

Ayrıca BRICS Liderler Zirvesi öncesinde 'yeni dönemde Çin-Afrika iş birliğini ilerletmek' amacıyla Afrikalı liderlerle yapacağı görüşmeler çerçevesinde Güney Afrika Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa ile resmi bir görüşme yapması planlanan üç günlük ziyaret programıyla Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in katılımı büyük ilgi görüyor.

Independent Arabia'ya konuşan gözlemcilere göre Çin, 'kara kıtadaki nüfuzunu en üst düzeye çıkarmanın ve güçlendirmenin' peşinde.

Pretorya tarafından yapılan resmi açıklamalara göre, zirveye ev sahipliği yapan Güney Afrika'nın ve zirveye katılan heyetlerin geniş talepleri ve umutları göz önüne alındığında zirveye 40'tan fazla devlet ve hükümet başkanının katılması bekleniyor.

Güney Afrika Devlet Başkanı Ramaphosa, zirvenin 'harika' olacağını vurgulasa da bazı gözlemciler, zirveden 'yakında küresel sahneyi, özellikle de ekonomik düzeyde değiştirebilecek' sonuçlar ve kararlar çıkabileceğini düşünmüyorlar.

Buna karşın Güney Afrika'da iktidardaki Afrika Ulusal Kongresi Partisi'nin cumartesi günü Johannesburg şehrindeki toplantısında, bu kadar çok liderin zirveye katılmasının Güney Afrika'nın 'dünyadaki etkisini ve nüfuzunu gösterdiğine' işaret edildi.

BRICS doların hegemonyasını kırabilir mi?

Zirvede ele alınması beklenen belki de en tartışmalı dosyalar arasında üye ülkelerin (Brezilya, Hindistan, Rusya, Çin ve Güney Afrika) uluslararası ticarette ABD dolarının hakimiyetinden kurtulma çabaları yer alıyor.

Zirvede ayrıca üye ülkeler arasındaki ticari faaliyetlerde yerel para birimlerinin kullanımının artırılması ve ortak bir ödeme sisteminin kurulmasının yanı sıra ortak para birimiyle ilgili çalışmalara başlamak için bir teknik komite oluşturulması ele alınacak.

BRICS, üyesi olan ülkelerin nüfusunun dünya nüfusunun yüzde 42'sinden fazlasını, dünya gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYİH) yüzde 23'ünü ve ticaretin yüzde 18'ini oluşturması nedeniyle küresel ticaret anlaşmaları bakımından önemli bir ağırlığa sahip.

Güney Afrika'nın Büyükelçisi Anil Sooklal, geçtiğimiz günlerde Bloomberg'e yaptığı açıklamada ticari faaliyetlerin yerel para birimleriyle yapılması konusunun güçlü bir şekilde gündemde olduğunu belirterek, "Görüşmelerde ortak bir ödeme sisteminin oluşturulması da dahil olmak üzere çeşitli konular üzerinde durulacak. Muhtemelen ortak ortak para birimiyle ilgili çalışmaların başlaması için de bir teknik komite oluşturulacak" dedi.

Rusya, özellikle 2022'nin şubat ayında Ukrayna'ya savaş açmasının ardından Batı'nın kendisine uyguladığı kapsamlı yaptırımların ardından böyle bir adımın atılması konusunda amansız bir mücadeleye girişti.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, bu yılın başlarında Batı'nın ülkesine uyguladığı yaptırımlarla ilgili olarak "Moskova Batı'nın finans sisteminden kurtulacak" ifadelerini kullandı.

Ancak bunun biraz zaman alacağını söyleyen Lavrov geçtiğimiz ocak ayında yaptığı Afrika turunda da aynı sözleri tekrarlayarak Güney Afrika'da yapılması planlanan BRICS Zirvesi'nde üye ülkeleri arasında ticari faaliyetlerde kullanılmak üzere ortak bir para biriminin oluşturulması konusun ele alınacağını belirtti.

Lavrov, BRICS üyeleri ile Latin Amerika ve Karayip ülkeleri arasında özel para birimleri oluşturmanın düşünülmesi gereken bir konu olduğunu da sözlerine ekledi.

Gözlemcilere göre Pekin, Washington ile olan ticaret savaşında elini güçlendirecek olan bu adımı desteklemeye devam ederken, BRICS ülkelerinin dışişleri bakanlarının bununla ilgili öneriyi geçtiğimiz haziran ayında zirveye hazırlık için yapılan toplantıda sunmalarının yanı sıra, BRICS'in küresel ekonomik sistemin hegemonyasından kurtulmak için sahip olduğu araçların ve doların küresel ticaretteki hegemonyasına karşı alternatif para birimlerinin kullanılması meselelerinin tartışılması dikkati çekti.

Bakanlar ayrıca BRICS'in Batılı güçlerle rekabet etmekteki kararlılığını ve küresel sistemde dengeyi yeniden sağlayacak 'çok kutuplu bir dünya' kurma niyetini teyit ettiler.

Ancak BRICS ülkelerinin ötesine geçen ve gelişmekte olan birçok ülkeye, özellikle de Rusya-Ukrayna savaşından ve bir yanda Moskova ile Batı, diğer yanda Washington ve Pekin arasındaki gerilimin yansımalarından büyük ölçüde etkilenen Afrika kıtasına uzanan geniş özlemlere ve umutlara karşın Independent Arabia'nın Johannesburg'da görüştüğü gözlemciler, yakın gelecekte, özellikle dolar ve (Avrupa Birliği ülkelerinin ortak para birimi) euronun dünya genelindeki ticari ve mali işlemlerin yaklaşık yüzde 75'ini kontrol etmesi nedeniyle ticarette dolardan uzaklaşma konusundaki farklı görüşlere sahipler.

Güney Afrika'daki Pretoria Üniversitesi'nden araştırmacı Ayesha Menda, küresel mali sistemin mevcut haliyle, gelişmekte olan ülkelerin çıkarları doğrultusunda yeniden değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. 

Menda, sözlerini şöyle sürdürdü:

Doların küresel ekonomi üzerindeki hegemonyasını ortadan kaldırma fikri, her ne kadar fiilen başarılamamış olsa da dünya genelinde birçok ülke Batı'nın küresel finans sistemi üzerindeki hakimiyetinden ve ekonomilerini halklarının çıkarlarını dikkate almaksızın kontrol etmesinden duyduğu memnuniyetsizliği ifade eden önemli bir siyasi ve ekonomik mesaj olmaya devam ediyor.

Menda, böyle bir hamlenin etkili olabilmesi için ortak bir merkez bankasının kurulması ve üye ülkeler arasında siyasi düzeyde gerçek anlaşmalara varılması gibi başlangıç için birçok prosedürün yerine getirilmesi gerektiğinden BRICS ülkelerinin ve hatta üyeliğe aday ülkelerin yakın gelecekte bu yönde hızlı bir ilerleme kaydedebileceklerini düşünmüyor.

Batı ülkelerinin halen çok güçlü olduklarını söyleyen Menda, Çin'in güçlü yükselişine rağmen henüz küresel sahnede dramatik değişiklikler yaratabilecek hakim bir güç düzeyine ulaşamadığını da sözlerine ekledi.

BRICS ülkeleri arasında öne çıkan yerel para birimlerinin başında Çin yuanı geliyor. Çin yuanı her ne kadar uluslararası ekonomilerde yaygın olsa da uluslararası ticaretteki payı halen çok sınırlı.

Dünya Bankalar Arası Finansal Telekomünikasyon Derneği (SWIFT) tarafından yayınlanan verilere göre döviz işlemlerinin yüzde 42'sinde doların kullanılırken euronun payı yüzde 32 ve Çin yuanının oranı ise yüzde 2. Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) verileri ise küresel döviz rezervlerinin yüzde 59'unun dolar cinsinden olduğunu, bunun yüzde 20'sini euronun ve yalnızca yüzde 5'ini yuanın oluşturduğunu gösteriyor.

Ayrıca Malavi'den zirveye katılacak heyette yer alan Roderick Mulnea, doların hegemonyasını ortadan kaldırma fikrinin halen önemini koruduğunu belirterek, bunun Güney ülkelerinin küresel sistemde, özellikle de ekonomi açısından dengeyi yeniden kurmaya yönelik ciddi girişimlerinin bir ifadesi olduğunu söyledi.

Güçlü bir BRICS bloğunun, uluslararası alanda güçlü ve etkili ekonomik bileşenleriyle bu yaklaşımı benimsemesi gerektiğini belirten Mulnea, böylece dünya genelinde daha fazla ülkeyi, özellikle uluslararası krizlerin ulusal ekonomilere ciddi yansımaları olmasından dolayı doların küresel ekonomi üzerindeki hakimiyetini kırma konusunda adımlar atamaya cesaretlendireceğini vurguladı. 

Daha fazla üyenin katılımı dosyası ve beklenen kararlılık

Ev sahibi Güney Afrika Cumhurbaşkanı Ramaphosa ve ülkesini temsil eden Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov yanı sıra Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Brezilya Devlet Başkanı Luis Inacio Lula da Silva ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi'nin katıldığı 15. BRICS Liderler Zirvesi gündemin önemli bir yer tutan ikinci bir dosya daha var.

O da yeni üyelerin katılımı. Zirveye, aralarında tüm Afrika ülkelerinin de bulunduğu toplam 69 ülke davet edildi.

Resmi kaynaklar, BRICS'e olan ilginin arttığını söylerken Güney Afrika Dışişleri Bakanı Naledi Pandor'a göre sekizi Arap ülkesi olmak üzere resmi üyelik talebinde bulunan 23 ülkenin de aralarında bulunduğu en az 40 ülke zirveye katılmak istediklerini bildirdiler. 

Bakan Pandor, bundan birkaç gün önce Cezayir, Bahreyn, Mısır, Kuveyt, Fas, Filistin, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi Arap ülkelerinin de aralarında olduğu BRICS'e katılmak için resmi talepte bulunan ülkelerin bir listesini yayımladı.

Listedeki diğer ülkeler arasında ise listede Bangladeş, İran, Kazakistan, Nijerya, Senegal, Etiyopya, Belarus, Bolivya, Arjantin, Venezuela, Vietnam, Küba, Honduras, Endonezya ve Tayland yer aldı.

Güney Afrika'nın Büyükelçisi Sooklal'ın açıklamalarına göre zirvenin resmi açılış töreni öncesinde söz konusu ülkelerin BRICS üyeliği için sıraya girmelerinin nedenlerinden birinin içinde yaşadığımız son derece kutuplaşmış dünya olduğunu ve bu kutuplaşmanın Rusya-Ukrayna krizinin, ülkelerin iki taraftan birinin yanında yer almak zorunda kalmasıyla daha da arttığını söyledi. 

Güney ülkelerinin kimi destekleyeceklerini, nasıl hareket edeceklerini, egemen kararlarını nasıl alacaklarını kendilerine dikte edilmesini istemediklerini söyleyen Sooklal, bu ülkelerin artık kendi konumlarını teyit edecek kadar güçlü olduklarını belirtti.

BRICS'in küresel sistemi yeniden çizmek isteyen ülkelere umut olduğuna işaret eden Sooklal, "Başlıca pazarların artık dünyanın güneyinde yer aldığını düşünürsek, uluslararası kararlar konusunda halen kenarda kalıyoruz" dedi.

Johannesburg'daki aynı kaynaklara göre zirvede, son dönemde BRICS üyeliği için yapılan resmi başvurular kabul ederek bloğun genişletilmesi meselesinin ciddi şekilde masaya yatırılacağı belirtildi.

Zirvede üyelik ilkeleri ve kriterleri konusunda görüşmeler gerçekleştirileceğini kaydeden kaynaklar, birçok ülkenin BRICS'e katılma isteğinin, Batı'nın mevcut hegemonyasına alternatif bir blok arayışında olduğu bir zamanda geldiğine dikkati çektiler.

Ekonomileri farklı büyüme aşamalarında olan üç kıtada milyarlarca vatandaşa sahip olan BRICS ülkelerini bir araya getiren 'Zengin Batılı güçlerin çıkarlarına hizmet ettiğini söyledikleri dünya düzeninin ortadan kaldırılması' düşüncesi.

BRICS'in bu amaç doğrultusunda Batı'nın küresel ekonomi üzerindeki hegemonyasını kırmak amacıyla 2014 yılında Yeni Kalkınma Bankası'nı kurması dikkat çekici bir gelişmeydi.

Bankanın başlangıç sermayesi yaklaşık 50 milyar dolardı ve Mısır, BAE, Uruguay ve Bangladeş gibi ülkelerin 2021 yılında 10 milyar dolarlık yatırımla bankanın hisselerinden satın almalarıyla blok dışından gelişen ve gelişmekte olan ekonomiler de katılım gösterdi.

Çin'in dikkat çekici etkinliği

Çin, medya ve ekonomi alanlarından büyük heyetlerle Çin'in Johannesburg'da dikkat çekici bir etkinliğe sahip. Çin Devlet Başkanı Şi'nin geçen mart ayında Rusya'ya yaptığı ziyaretin ardından bu yıl ikinci yurt dışı ziyaretini Güney Afrika yapması Çin'in kara kıtaya olan ilgisinin açık bir göstergesiydi. 

Çin'in resmi haber ajansı olan Xinhua Haber Ajansı'na göre Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Güney Afrika'nın Johannesburg şehrinde düzenlenen BRICS 15. Liderler Zirvesi'ne katılmak ve Güney Afrika'ya resmi ziyarette bulunmak üzere pazartesi günü Pekin'den ayrıldı.

Ajans, Şi'nin resmi ziyaretine bugün başkent Pretorya'da Güney Afrikalı mevkidaşı Ramaphosa ile yapacağı görüşmeyle başlayacağını ve ardından BRICS Liderler Zirvesine katılmak üzere Johannesburg'a geçeceğini bildirdi.

Çin'in Pretorya Büyükelçisi Chen, Devlet Başkanı Şi'nin 'yeni dönemde Çin-Afrika iş birliğini ilerletmek' amacıyla BRICS Zirvesi sırasında Afrikalı liderlerle bir araya geleceğini açıkladı.

Şi'nin Afrikalı liderlerle üç günlük zirvenin son günü olan perşembe akşamı geç saatlerde görüşeceğini belirten Büyükelçi Chen, Çin Devlet Başkanı'nın, son gün, BRICS'in 'dostları' olarak davet edilen 70'ten fazla ülkenin katılacağı etkinliklerin sonunda ülkeden ayrılacağını da sözlerine ekledi.

Şi ve Afrikalı liderlerin, Afrika'da iş fırsatları oluşturmak ve hayat koşullarını iyileştirmek amacıyla bir yol haritası çizeceklerini kaydeden Çinli Büyükelçi, "Girişimler Afrika ekonomisinin yeniden yapılandırılmasının ve geliştirilmesinin ihtiyaçlarıyla tutarlı olacaktır" dedi.

Gözlemcilere göre tüm bunlar, Çin'in Afrika'ya olan ilgisinin boyutunu ve Afrika'daki rakip Batılı ülkeler karşısında nüfuzunu artırmak isteğini gösteriyor.

Gözlemciler, Pekin'in önümüzdeki dönemde BRICS'in genişletilmesine ve bloğa yeni üyelerin kabul edilmesine destek vereceğine dikkati çektiler.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de geçtiğimiz ay St. Petersburg'da düzenlenen ve davet edilen 54 Afrika ülkesinden 17'sinin katıldığı ülkelerin lideriyle Rusya-Afrika Zirvesi gerçekleştirmişti.

 

Independent Arabia-Independent Türkçe



Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD ile nükleer görüşmeler sürerken dünya güçlerinin baskısına "boyun eğmeyeceğini" söyledi.

Reuters'ın haberine göre Pezeşkiyan televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Dünya güçleri bizi boyun eğmeye zorlamak için sıraya giriyor... ama bize yarattıkları tüm sorunlara rağmen başımızı eğmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü, İran'a iki taraf arasındaki devam eden müzakerelerde "anlamlı bir anlaşmaya" varması için 15 günlük bir ültimatom verdi, aksi takdirde "kötü sonuçlarla" karşılaşacakları uyarısında bulundu. Tahran ise uranyum zenginleştirme hakkını yineledi.

ABD'nin bölgedeki askeri yığılması devam ederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD müttefiki olan ülkesinin Tahran'ın herhangi bir saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği konusunda uyardı.

ABD ve İran, Umman'ın arabuluculuğuyla 6 Şubat'ta dolaylı görüşmelere yeniden başladı. Salı günü Cenevre'de ikinci tur görüşmeleri gerçekleştirdikten sonra müzakerelere devam etme niyetlerini açıkladılar.

İran çarşamba günü bu müzakereleri ilerletmek için bir taslak çerçeve hazırladığını açıklarken, ABD, Tahran'a saldırmak için "birden fazla neden" olduğunu belirterek uyarı tonunu korudu.

Trump, “Yıllar içinde İran'la uygulanabilir bir anlaşmaya varmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Uygulanabilir bir anlaşmaya varmalıyız, yoksa kötü şeyler olacak” dedi.

Şöyle devam etti: “Bir adım daha ileri gitmemiz gerekebilir, gitmeyebiliriz veya bir anlaşmaya varabiliriz. Bunu muhtemelen önümüzdeki 10 gün içinde öğreneceksiniz.” Daha sonra Trump, gazetecilere sürenin “10-15 gün” olduğunu söyledi.


İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.