Rus haber ajansı TASS: Tver’de düşen ve 10 kişinin öldüğü jette Wagner'in kurucusu Prigojin de vardıhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/4504166-rus-haber-ajans%C4%B1-tass-tver%E2%80%99de-d%C3%BC%C5%9Fen-ve-10-ki%C5%9Finin-%C3%B6ld%C3%BC%C4%9F%C3%BC-jette-wagnerin-kurucusu
Rus haber ajansı TASS: Tver’de düşen ve 10 kişinin öldüğü jette Wagner'in kurucusu Prigojin de vardı
AA
TASS’ın, Rusya Federal Hava Taşımacılığı Ajansına (Rosaviatsiya) dayandırdığı haberde, Prigojin’in Tver’de düşen özel jette bulunduğu belirtildi.
Öte yandan, Wagner’e yakınlığıyla bilinen bazı Telegram kanallarında, uçağın Rus ordusuna ait savunma sistemleri tarafından düşürüldüğü öne sürüldü.
Rusya Acil Durumlar Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, Moskova’dan St. Petersburg’a giden özel uçağın Tver bölgesinde düşmesi sonucu 10 kişinin öldüğü bildirilmişti.
Prigojin, beraberindeki paralı savaşçılarla 24 Haziran'da Rus yönetimine karşı silahlı isyan başlatmıştı. İsyan, Belarus Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko'nun araya girmesiyle sona ermişti.
Deniz piyadelerinin konuşlandırılması, İran savaşında yeni bir aşamaya zemin hazırlıyorhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5252062-deniz-piyadelerinin-konu%C5%9Fland%C4%B1r%C4%B1lmas%C4%B1-i%CC%87ran-sava%C5%9F%C4%B1nda-yeni-bir-a%C5%9Famaya-zemin
31 Ocak 2025’te Japonya’nın Okinawa Adası’nda düzenlenen bir tatbikat sırasında ABD Deniz Piyadeleri askerleri bir Osprey helikopterinden iniyor. (New York Times)
Deniz piyadelerinin konuşlandırılması, İran savaşında yeni bir aşamaya zemin hazırlıyor
31 Ocak 2025’te Japonya’nın Okinawa Adası’nda düzenlenen bir tatbikat sırasında ABD Deniz Piyadeleri askerleri bir Osprey helikopterinden iniyor. (New York Times)
Yaklaşık 2 bin 500 ABD deniz piyadesinin Ortadoğu’ya konuşlandırılması, haftalardır İran’la devam eden savaşta yeni bir aşamaya işaret ediyor. Bu gelişme, İran güçlerinin Hürmüz Boğazı’na yönelik saldırılarını yoğunlaştırdığı bir dönemde gerçekleşti.
İki ABD’li savunma yetkilisine göre, resmi adıyla 31’inci Deniz Piyade Seferi Birliği olağan dışı bir konumda olacak. Bunun nedeni ise Pentagon’un endişe ettiği bir sorun: İran ordusunun, dünya petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği dar bir su yolu olan Hürmüz Boğazı’na mayın döşeme kapasitesi.
ABD’nin hava saldırıları, İran’ı büyük deniz gemilerini geri çekmeye ve uçaklardan kaçınabilecek mayınlar taşıyan hızlı botlar konuşlandırmaya zorladı. Bu botların büyük olasılıkla boğaza yakın adalardan oluşan bir takımadadan hareket edeceği değerlendiriliyor.
Birliğin kapasitesine aşina emekli kıdemli bir ABD savunma yetkilisi, Hint-Pasifik bölgesinden önümüzdeki günlerde 31’inci Deniz Piyade Seferi Birliği’nin bölgeye ulaşmasının Pentagon’a, deniz piyadelerinin lojistik ve hava desteğiyle bu adalara hızlı baskınlar düzenleme imkânı sağlayacağını söyledi.
Ancak bu durum tırmanma riskini de artırıyor. ABD Başkanı Donald Trump, daha önce ocak ayında Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu yakalamayı hedef alan operasyon gibi sınırlı askeri operasyonlara hızla onay vermişti. Bu tür operasyonların kısa vadeli kazanımlar sağlayabileceği, ancak işlerin ters gitmesi halinde ciddi sonuçlar doğurabileceği değerlendiriliyor.
Trump, cuma günü sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, ABD ordusunun İran’ın önemli petrol ihracat merkezlerinden biri olan Harg Adası’na büyük bir hava saldırısı düzenlediğini duyurdu. Trump, saldırının adadaki askeri güçleri ‘tamamen yok ettiğini’ belirtirken, ‘nezaket gereği’ petrol altyapısına zarar verilmemesi için Pentagon’a talimat verdiğini söyledi.
ABD ve İsrail’in geçen ayın sonlarında İran’la savaşa başlamasından bu yana küresel petrol fiyatlarının yaklaşık yüzde 40 arttığı bildirildi.
Bölgede halihazırda bulunan yaklaşık 50 bin ABD askerine kıyasla bu birliklerin sayısı görece küçük olsa da deniz piyadeleri seferi birlikleri, kara kuvvetleri ve araçları hızla konuşlandırabilme kabiliyetleri nedeniyle askeri açıdan büyük önem taşıyor.
Emekli bir ABD savunma yetkilisine göre, Hürmüz Boğazı’nda deniz piyadeleri gemilerinde konuşlandırılan karıştırma araçlarıyla insansız hava araçlarına (İHA) karşı operasyonlar da yürütebilecek. Ayrıca petrol tankerlerine ve diğer ticari gemilere eşlik ederek güvenlik sağlayabilecekler.
Deniz piyadeleri seferi birlikleri genellikle birden fazla gemi üzerinde konuşlandırılıyor. Bu gemiler arasında kısa pistli amfibi hücum gemileri de bulunuyor. Söz konusu gemiler, MV-22 Osprey Tiltrotor uçakları, nakliye helikopterleri ve F-35 savaş uçağı gibi saldırı platformlarını taşıyabiliyor. Diğer gemilerde ise deniz piyadeleri, onları destekleyen topçu unsurları ve gemiden kıyıya geçişte kullanılan amfibi çıkarma araçları yer alıyor.
Eski ABD savunma yetkilisi, doğu kıyısından bir seferi birliğin Venezuela’daki savaşı desteklediğini, 31’inci Deniz Piyade Seferi Birliği’nin ise Ortadoğu’ya konuşlandırıldığını belirterek, bu durumun Pasifik bölgesinde hızlı müdahale gücü bırakmadığını söyledi. Normalde Japonya’nın Okinawa Adası’nda konuşlu olan söz konusu birlik, Güney Kore ve Tayvan dahil Pasifik’teki olası operasyonlar için önemli bir yedek güç olarak görülüyor.
Bu durum, Güney Kore’den Ortadoğu’ya kritik hava savunma sistemlerinin yeniden konuşlandırılmasıyla birlikte ABD savunmasında ek bir boşluk oluşturuyor.
Geçmişte ‘ABD’nin 911 acil müdahale gücü’ olarak da anılan deniz piyadeleri seferi birlikleri, çatışma bölgelerine hızlı şekilde konuşlandırılmış, büyükelçilik tahliyeleri gerçekleştirmiş ve korsanlıkla mücadele operasyonlarında görev almıştı.
Deniz Piyadeleri 15’inci Seferi Birliği’ne bağlı unsurlar, 2001’de Afganistan’ın ABD tarafından işgali sırasında sahaya gönderilen ilk geleneksel ABD kuvvetleri arasında yer almıştı.
Arap ve Ortadoğu güvenlik sistemine doğruhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5252056-arap-ve-ortado%C4%9Fu-g%C3%BCvenlik-sistemine-do%C4%9Fru
İran’ın yeni bir füze yağmurunun ardından İsrail'in merkezindeki sahil şehri Netanya semalarında füzelerin etkileri açıkça görülüyor, 15 Mart 2026 (AFP)
İran’ın yeni bir füze yağmurunun ardından İsrail'in merkezindeki sahil şehri Netanya semalarında füzelerin etkileri açıkça görülüyor, 15 Mart 2026 (AFP)
Nebil Fehmi
Makalede yer alan düşünceleri, İran ile ilgili son olaylardan önce yazmıştım, olaylar başlayınca bu makale yerine mevcut krizi ele alan başka bir makale yayınlamıştım. Ancak, şimdi orijinal makaleyi değiştirmeden yayınlamanın önemli olduğunu düşünüyorum, çünkü bu makale belirli bir krizi aşan bir konuyu gündeme getiriyor; anlık olarak meydana gelen gelişmelere sadece tepki vermek yerine, bölgesel güvenliği sistematik ve kapsamlı bir şekilde ele alma gerekliliği. Bununla birlikte, gelecekteki gelişmeler doğal olarak sunduğumuz bazı önerileri değiştirmeyi veya geliştirmeyi de gerektirebilir.
Ortadoğu, uzun süreli çatışmaların çeşitli ve önemli dış etkenle iç içe geçtiği, dünyanın en çalkantılı ve karmaşık bölgelerinden biri olmaya devam ediyor. Son yıllarda bölgedeki gerilimler ve çatışmalar yoğunlaşırken, etkili bir bölgesel kolektif güvenlik mekanizmasının yokluğu, bölgesel sistemin en belirgin eksikliklerinden biri olmaya devam ediyor. Bu bağlamda, Ortadoğu için bölgesel bir güvenlik örgütü kurulması fikrini gündeme getirmiştim.
Bu öneri prensipte çekici olmasına rağmen, mevcut koşullar pratikte uygulanmasına izin vermeyebilir. Bölge, sınır ötesi de dahil olmak üzere, güç kullanımında bir artışa sahne oluyor. Dahası, bazı taraflar, bölgedeki baskın Arap kimliğini sınırlayabilecek veya marjinalleştirebilecek şekilde bölgesel dengeleri yeniden şekillendirmeye çalışıyor.
Ortadoğu'daki güvenlik durumu son derece karmaşık, göz ardı edilemez veya ardı ardına gelen krizlere yalnızca ara sıra verilen yanıtlar ile yetinilemez. Ancak, seçim, Arap çıkarlarına uygun olmayabilecek koşullar altında tüm bölge için kapsamlı bir güvenlik sistemi kurmak için acele etmek ile bunu ihmal etmek arasında değildir. Daha ihtiyatlı yaklaşım, izole güvenlik hesaplarına veya değişen güç dengelerine güvenmek yerine, hukukun üstünlüğüne ve meşruiyetine dayalı bir güvenliği ve istikrarı sağlamak için bilgece hareket etmek ve kademeli bir şekilde ilerlemektir.
Bu perspektiften bakıldığında, mevcut aşamada en gerçekçi yaklaşım, öncelikle bir Arap kolektif güvenlik kavramı formüle etmek ve ardından bu kavramın kademeli olarak Ortadoğu'yu kapsayan daha geniş bir bölgesel çerçeveye dönüşmesini sağlamaktır. Bu yaklaşım, mevcut Arap kurum ve mekanizmalarını değiştirmek yerine, bunları temel olarak ele almayı ve etkinliklerini geliştirerek ilerlemeyi esas alır. Bu, kriz önleme ve yönetimi mekanizmalarını güçlendirmek, anlaşmazlıkların barışçıl çözümünü teşvik etmek, bölgesel güvenlik ve silahsızlanma alanlarında iş birliğini geliştirmek, ayrıca afetler, insani krizler, su güvenliği sorunları ve deniz güvenliği konularındaki çabaları koordine etmek gibi Arap düzeyinde bir dizi pratik önlemi gündeme getirmeyi içerir.
Arap güvenlik iş birliği için pratik mekanizmalar da geliştirilebilir; bunlar arasında potansiyel krizlerin proaktif bir şekilde değerlendirilmesi, askeri manevralar ve hareketlilikler hakkında bilgi paylaşımı ve krizler sırasında yanlış hesapları önlemek için acil iletişim hatlarının kurulması da dahil olmak üzere askeri ve siyasi liderler arasında doğrudan iletişim kanallarının etkinleştirilmesi yer alabilir.
Ayrıca, mevcut araştırma ve stratejik kurumlar arasında bölgesel ve ulusal güvenlik konularında ortak Arap çalışmalarını teşvik etmek veya güvenlik sorunlarına ilişkin ortak bir anlayış geliştirmeye katkıda bulunacak bir Arap güvenlik ve savunma çalışmaları akademisi kurmayı düşünmek de faydalıdır. Bu bağlamda, özellikle güven artırıcı mekanizmalar ve kriz yönetimi konusunda dünyanın diğer bölgelerindeki mevcut güvenlik düzenlemelerinin deneyimlerinden yararlanılabilir.
Bu çabaların ikili olarak veya hızlı hareket edebilecek ve istekli sınırlı sayıda Arap devleti arasında başlaması ve kademeli olarak daha geniş bir Arap çerçevesini kapsayacak şekilde genişlemesi daha pratik olabilir. Bu çerçevede, Arap Birliği, Ortadoğu boyutunu da içerecek şekilde kademeli olarak genişletilecek kapsamlı bir Arap güvenlik anlayışının geliştirilmesinde merkezi referans noktası olarak kalmalıdır. Bu güvenlik anlayışı, nihayetinde Arap dünyası ve Ortadoğu için bölgedeki Arap kimliğinin merkeziliğini korurken, diğer tarafları dengeli bir çerçeve içinde entegre edebilen bir güvenlik örgütünün kurulmasıyla sonuçlanabilir.
Bu yaklaşım, Arap boyutunu göz ardı eden veya marjinalleştiren bir Ortadoğu güvenlik sisteminin kurulmasını savunan önceki bazı girişimlerden farklıdır. Arap Birliği, 1945 yılında üye devletleri arasında bir siyasi koordinasyon çerçevesi olması için kuruldu. Herhangi bir saldırıya karşı kolektif bir yanıt verilmesini öngören Ortak Arap Savunma Antlaşması'nı onayladı. Ancak, üye devletler arasındaki farklı ulusal ve dış politika öncelikleri nedeniyle bu antlaşma uygulamada beklentilerin altında kaldı. Körfez İşbirliği Konseyi (KİK), Yarımada Kalkanı Gücü, ortak askeri tatbikatlar ve bilgi paylaşımı gibi girişimler aracılığıyla üyeleri arasında bir dereceye kadar güvenlik entegrasyonu sağlamayı başardı. Dahası bu kurumların korunması ve geliştirilmesi, bölgesel güvenlik için gelecekteki herhangi bir vizyonun temel bir unsuru olmaya devam ediyor.
Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre kademeli ilerleme ilkesine bağlı kalarak, Arap çerçevesinden Ortadoğu çerçevesine geçişte, Arap olmayan taraflarla diyaloğa hazırlanmak hayati önem taşıyor. Bu, bölgesel güvenlik sisteminin inşasına katılmak isteyen her devletin bağlı kalması gereken bir dizi temel bölgesel güvenlik ve iş birliği ilkesinin formüle edilmesini gerektiriyor. Bu ilkelerin en önemlileri arasında uluslararası hukuka bağlılık, devletlerin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı, güç kullanarak toprak edinmenin kabul edilemezliği ve devletlerin iç işlerine müdahale etmeme yer almaktadır. Ayrıca, tüm devletler için eşit güvenlik ilkesinin sağlanması da şarttır. Taraflar arasında güven inşa etmek, gelecekteki herhangi bir güvenlik sisteminin temel bir unsurudur. Bu, sürpriz saldırılardan kaçınmak, kitle imha silahlarının yayılmasını sınırlamak, uluslararası insancıl hukuk kurallarına saygı göstermek ve çatışmalar sırasında sivilleri hedef almaktan kaçınmak gibi pratik önlemlerle sağlanabilir.
Ortadoğu'da güvenlik ve istikrarın sağlanması, bölgedeki hızlı dönüşümlere ayak uyduran ciddi ve sürekli bir çalışma ve çaba gerektirir. Son yıllar, bölgesel tehditlerin temel zorluk olmaya devam ettiğini ve güvenlik konularında dış güçlere aşırı bağımlılığın istenen güvenlik ve istikrarı her zaman sağlamadığını açıkça gösterdi. Bu nedenle, ulusal düzeyden başlayarak, Arap düzeyine ve nihayetinde bölgesel Ortadoğu düzeyine kadar kademeli bir güvenlik anlayışı geliştirmek, bölgenin güvenliğini ve halkının çıkarlarını korumak için stratejik bir gereklilik olmaya devam ediyor.
İsrail, Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da 16 Filistinliyi öldürdühttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5252049-i%CC%87srail-gazze-%C5%9Feridi-ve-bat%C4%B1-%C5%9Feria%E2%80%99da-16-filistinliyi-%C3%B6ld%C3%BCrd%C3%BC
İsrail, Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da 16 Filistinliyi öldürdü
Ez-Zevayide kasabasının girişine yakın bir yerde hedef alınan polis aracı (AFP)
Sağlık yetkilileri, İsrail güçlerinin Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da 16 Filistinliyi öldürdüğünü açıkladı. Bu, haftalardır kaydedilen en yüksek vefat sayısının görüldüğü günlerden biri olarak kayıtlara geçti. Aynı zamanda İsrail, Lübnan ve İran’a yönelik saldırılarını sürdürdü.
Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre Gazze Şeridi’ndeki sağlık görevlileri ve İçişleri Bakanlığı, ez-Zevayide kasabasının girişine yakın bir yerde gerçekleşen İsrail hava saldırısında bir üst düzey polis yetkilisi ile sekiz kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi.
Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı, çoğunluğu yoldan geçen kişiler olmak üzere en az 14 kişinin de yaralandığını açıkladı.
Dün sabah saatlerinde ise sağlık yetkilileri, Nuseyrat Mülteci Kampı’na düzenlenen bir başka hava saldırısında, hamile bir kadın ve çocuğunun bulunduğu bir aileden üç kişinin yaşamını yitirdiğini duyurdu.
İsrail’in Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat’ta bir eve düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden Filistinlilerin cenaze töreninden (Reuters)
İsrail ordusu, dün Gazze’ye düzenlediği saldırının, bir gün önce Hamas mensuplarının İsrail güçlerine ateş açmasına karşılık olduğunu açıkladı.
Ordu, polisin hayatını kaybettiği saldırıya mı yoksa Nuseyrat’taki saldırıya mı atıfta bulunduğunu belirtmedi. İşgal altındaki Batı Şeria’da ise Filistin sağlık yetkilileri, İsrail güçlerinin bir aileden anne, baba ve iki çocuğu araçlarında katlettiğini açıkladı. İsrail ordusu, olayla ilgili inceleme yürüttüğünü bildirdi.
Gazze Şeridi, 7 Ekim 2023’te Hamas önderliğindeki saldırıların ardından patlak veren ve iki yıl süren yıkıcı savaşın ardından geçtiğimiz ekim ayında yürürlüğe giren ateşkesten bu yana tekrarlanan şiddet dalgalarına tanık oldu.
Bölge sakinleri, sağlık görevlileri ve analistlere göre, ABD ile İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşın başlangıcında Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılar azalmış, ancak daha sonra yeniden artış göstermeye başlamıştı.
Gazze Şeridi’ndeki sağlık yetkilileri, İsrail’in İran’la savaşın başlamasından bu yana en az 36 Filistinliyi öldürdüğünü açıkladı.
Öte yandan Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı, ekim ayındaki ateşkesten bu yana en az 670 kişinin İsrail saldırıları sonucu hayatını kaybettiğini duyurdu. İsrail ise aynı dönemde Gazze’de militanlar tarafından dört askerinin öldürüldüğünü açıkladı.
“Bize doğrudan ateş açıldı”
Batı Şeria’daki Tammun kasabası sağlık yetkilileri, 37 yaşındaki Ali Halid Beni Avde, eşi 35 yaşındaki Vâd ve çocukları 5 yaşındaki Muhammed ile 7 yaşındaki Osman’ın başlarından vurularak öldürüldüğünü, iki çocuğun da yaralandığını açıkladı.
İsrail ordusu, Tammun’da ‘güvenlik güçlerine karşı terör faaliyetlerine karıştıkları’ iddiasıyla aranan Filistinlileri yakalamak için bir operasyon düzenlendiğini duyurdu.
Ordu açıklamasında, “Operasyon sırasında bir araç hızla kuvvetlere doğru ilerledi. Kuvvetler bunu doğrudan bir tehdit olarak görüp ateş açtı. Sonuç olarak, araçtaki dört Filistinli öldü. Olayın ayrıntıları inceleniyor” ifadeleri yer aldı.
Hayatta kalan çocuklardan 12 yaşındaki Halid, Reuters’a verdiği röportajda, annesinin ağladığını ve babasının dua ettiğini duyduğunu, ancak diğer kardeşlerinden hiçbir ses gelmediğini, ardından aracın kurşun yağmuruna tutulmasıyla sessizlik çöktüğünü anlattı.
Halid, “Bir anda doğrudan ateş açıldı. Araçtaki herkes hayatını kaybetti, sadece ben ve kardeşim Mustafa kurtulduk” dedi.
Filistinli Mustafa, dün onları taşıyan araca ateş açan İsrail askerleri tarafından yaralandı; aynı saldırıda anne babası ve iki kardeşi hayatını kaybetti. (AFP)
Halid, askerlerin onu araçtan çıkardıktan sonra kendisine, “Köpekleri öldürdük” dediklerini aktardı.
Filistin Sağlık Bakanlığı, bir Filistinlinin de gece saatlerinde yerleşimciler tarafından düzenlenen bir saldırıda hayatını kaybettiğini açıkladı.
İnsan hakları örgütleri ve sağlık görevlileri, Batı Şeria’daki İsrailli yerleşimcilerin, ABD-İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaş sırasında uygulanan hareket kısıtlamalarını fırsat bilerek Filistinlilere saldırdıklarını belirtiyor. Ayrıca, askeri kontrol noktalarının ambulansların kurbanlara hızlı ulaşmasını engellediği vurgulanıyor.
Filistin Sağlık Bakanlığı, yerleşimcilerin şubat ayı sonunda başlayan İran savaşıyla birlikte Batı Şeria’da en az beş Filistinliyi öldürdüğünü bildirdi.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة