Nijer’in sisli siyaset sahnesi, diplomatik çabaları zorlaştırıyor

Burkina Faso, Fransız büyükelçisinin atanmasını onaylamayı reddediyor. Çin, Macron’un BRICS zirvesine katılımını kabul etmiyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron (AFP)
TT

Nijer’in sisli siyaset sahnesi, diplomatik çabaları zorlaştırıyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron (AFP)

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 28 Ağustos Pazartesi günü dünya genelindeki Fransız büyükelçilerinin  3 gün sürecek yıllık konferansının açılışını yapacak. Macron, her yıl olduğu gibi bu fırsattan yararlanarak ülkesinin dış politikasının ve önceliklerinin, özellikle de karşılaştığı zorlukların ana hatlarını çizecek.

Nijer meselesinin, özel bir yer tutacağına şüphe yok, çünkü bu mesele, Fransa’nın Sahel ülkelerindeki nüfuzunun azaldığını yansıtıyor. Çünkü bu durum, çoğu Sahel ülkesinin eski sömürge olduğu ve onlara ekonomik, ticari, savunma, güvenlik ve mali anlaşmalarla bağlı kaldığı göz önüne alındığında, yakın zamana kadar aynı standartta kalan bir bölgede Paris için ek bir aksilik teşkil ettiği ediyor.

Paris’in 2021’deki askeri darbe nedeniyle Mali’yi ve 2022’de benzer bir nedenle Burkina Faso’yu kaybetmesinin ardından Fransa, askerlerini sınır dışı etmek zorunda kaldı. 2014’ten bu yana Mali’de konuşlu olan Barkhane kuvvetinin bir kısmı Nijer’e nakledildi. Kendisi, bugün Niamey’de de zor bir durumla karşı karşıya. Öyle görünüyor ki Paris açısından, darbecilerin iktidarda kalması halinde personelinin çoğunluğu başkent havaalanının askeri bölümünde konuşlanmış olan bin 500 kişilik askeri gücünün hayatta kalmasının artık garantisi yok. 

Paris’in meşruiyetini tanımadığı Askeri Konsey ise Fransa’ya güçlerini çekmesi için bir aylık süre verdi. Buna, büyüyen güçlü düşmanlık duygusu da ekli. Ayrıca eski sömürge ülkesi, Nijer kamuoyunun bir kısmı tarafından ülkenin tüm sorunlarından sorumlu olarak görülüyor.

İşler burada bitmedi. Vagadugu’da iktidardaki Askeri Konsey’in Fransız diplomat Muhammed Bouabdullah’ın Burkina Faso’ya yeni Fransız büyükelçisi olarak atanmasını onaylamayı reddetmesi nedeniyle Paris’i yeni bir diplomatik- siyasi gerileme vurdu. Burkina Faso Askeri Konseyi, geçen yıl ‘Burkina Faso’daki güvenlik durumunun kötüleştiğine ve ülkede cihatçı ve terör örgütlerinin güçlendiğine’ değinen açıklamalarını protesto etmek amacıyla daha önce de eski büyükelçi Luke Halad’ın sınır dışı edilmesini talep etmişti.

Fransa, daha önce Vatikan’a eşcinsel bir büyükelçi atadığında bu durumdan acı çekmişti. Zira bu durum, Vatikan’ı memnun etmemişti. Bu nedenle atamayı kabul etmeyi ve itimatname almayı reddetmiş, Paris de onu başka bir büyükelçiyle değiştirmek zorunda kalmıştı.

Bu kez Burkina Faso Askeri Konseyi’nin atamayı reddetmesine yol açan nedenler bilinmiyor. Öte yandan Paris’ten tepki gelmedi. Bağımsız ‘Le Monde’ gazetesi, diplomatik çevrelerinin yorum yapmayı veya gerekçelerini açıklamayı reddettiğini aktardı ve sorgulayıcı tarafları Vagadugu’daki yetkililere yönlendirdi. Diplomat Muhammed Bouabdullah, ilk kez büyükelçiliğe terfi etmesi, daha önce dışişleri bakanlığında siyasi işler müdür yardımcısı olarak çalışmış olması, öncesinde de Kahire’deki Fransız Büyükelçiliği’nde Kültür Danışmanı ve oradaki Fransız Enstitüsü Müdürü olarak görev yapmış olması nedeniyle tanınmıyor. Paris ile Vagadugu arasındaki ilişkilerde yaşanan gerginliğe rağmen iki taraf arasındaki diplomatik ilişkiler kopmadı, ancak aralarındaki işbirliği oldukça sınırlı hale geldi. Aralarındaki anlaşmazlığı artıran şey, Nijer’deki güncel gelişmelere ilişkin çelişkili tutumlar ve Paris’in ‘son çare’ olarak askeri çözüme başvurmayı göz ardı etmemesi de dahil olmak üzere Fransa’nın sert ECOWAS kararlarının arkasında durması. Burkina Faso Askeri Konseyi ise Nijer darbesine destek veriyor. Mali’deki Askeri Konsey için de aynı durum geçerli.

Dün (23 Ağustos Çarşamba) yaz tatilinin ardından yapılan ilk kabine toplantısıyla Fransız diplomasisi yeniden canlandı. Ancak Paris, kesinlikle bunun başka koşullar altında gerçekleşmesini tercih ederdi. Öte yandan Burkina Faso ile yaşanan hayal kırıklığının yanı sıra, çok daha önemli bir hayal kırıklığı daha var; Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un şu anda Güney Afrika’da düzenlenen BRICS zirvesine katılımına ilişkin Çin’den gelen veto. Pazartesi günü Intelligence Online internet sitesi, Macron’un varlığını reddedenin Çin Devlet Başkanı Şi Cinping olduğunu ortaya koydu. Geçtiğimiz Haziran ayında Dışişleri Bakanı Catherine Colonna, Macron’un on beşinci zirveye katılma arzusuna ve Pretorya ve Yeni Delhi ile aynı fikirde olduğuna dikkati çekmişti. Ancak küçük ve alt düzey bir heyetin varlığını kabul eden Pekin, bu talebi reddetti.

Bu gelişmelerin önemine rağmen dikkatler, geleceğin belirsiz göründüğü ve diplomatik çabalarla savaş hazırlıkları arasında gidip geldiği Nijer’de yaşananlara odaklanmış durumda. Resmi Cezayir radyosu, Fransa’nın ‘Nijer darbesine karşı askeri operasyon kapsamında savaş uçaklarının Cezayir hava sahasını kullanmasına izin verme talebi’ karşısında bir tartışmayı alevlendirdi. Daha sonra Al-Habar gazetesi, dünkü sayısında darbeyi ters yüz etmek ve anayasal düzeni yeniden tesis etme çerçevesinde Cumhurbaşkanı Muhammed Bazoum’u yeniden iktidara getirmek için beklenen askeri operasyonun ayrıntılarını yayınladı.

Gazeteye göre edinilen bilgiler, ECOWAS’ın hazırlamakta olduğu yaklaşan ve beklenen askeri operasyonun, Afrika ülkelerinden (Nijerya, Senegal, Fildişi Sahili, Benin ve belki de Gana) gelen kuvvetlerin doksanların başındaki Ruanda savaşından bu yana gerçekleştireceği en büyük operasyon olacağını gösteriyor. Bununla ilgili hazırlıklar ise ilgili orduların komutanları tarafından tüm hızıyla devam ediyor.

Ancak Paris’teki kaynaklar, Afrika ve uluslararası arabuluculukların sonucuna bağlı olarak askeri seçeneğe yönelik hareketin hala ‘beklemede’ olduğunu vurguladı. Kaynaklar, Afrika Birliği’nin ECOWAS’ın Nijer’de anayasal düzeni diplomatik yollarla yeniden tesis etme çabalarını desteklemek için ortaya koyduğu tavrın önemine de dikkati çekti. Afrika Birliği, Nijer’in tüm kurumlarındaki üyeliğini askıya almış ve üyelerinden ECOWAS’ın uyguladığı yaptırımlara göre hareket etmelerini istemişti.

Diplomatik çabalar çerçevesinde Cezayir Dışişleri Bakanı Ahmed el-Ataf’ın Nijerya, Benin ve Gana’yı kapsayan turu, krize barışçıl çözüm arıyor. Cezayir, herhangi bir askeri çözüme karşı çıkıyor ve 6 Ağustos’ta Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun tarafından da doğrulandığı gibi bunu ‘Cezayir’e doğrudan bir tehdit’ olarak görüyor. Öte yandan ECOWAS misyonu, Niamey’de temaslarını sürdürüyor. Paris’te mevcut olan raporlara göre şu andaki temasların içeriği, Nijer’de iktidarın sivillere dönüşünden önce geçiş dönemi olarak kabul edilebilecek dönem etrafında dönüyor.

Askeri Konsey başkanı ve darbenin diktatörü General Abdurrahman Tiani, cumartesi günü bu aşamanın 3 yıl süreceğini ve ardından anayasa değişiklikleriyle ilgili bir ay sürecek diyaloğun başlayacağını duyurdu. Ancak ECOWAS, bu öneriyi reddetti ve resmi olarak Cumhurbaşkanı Bazoum ve hükümetinin gecikmeden ülke yönetimine dönmesi ve ordunun kışlalarına dönmesi konusunda ısrarcı oldu. Ancak Nijer’in Rusya ve Wagner milislerinden uzak kalacağının garanti edilmesinin yanı sıra, iki tarafın taleplerini uzlaştıracak geçiş dönemi için bir çıkış yolu bulunmasına yönelik arayışların sürdüğünü doğrulayanlar da var.

Buna paralel olarak insani durumun kötüleşmesine ilişkin korkular da artıyor. UNICEF, iki gün önce çocuklar, tehdit altındakilerin sayısındaki artış (yaklaşık iki milyon) ve yetersiz beslenme hususunda haykırıda bulundu. Ayrıca Nijer’de faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları, ECOWAS’ın Nijer’e karadan ve havadan uyguladığı çok yönlü abluka nedeniyle insani ve tıbbi yardımların ulaştırılmasını engelleyen zorluklara karşı alarm veriyor ve uyarılarda bulunuyor.



Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!
TT

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump, Beyaz Saray'da valiler için akşam yemeği düzenlemeden kısa süre önce Grönland'a hastane gemisi göndereceğini duyurdu (Reuters)

Ancak adanın neden böyle bir gemiye ihtiyaç duyduğu, Trump'ın hangi gemiyi ne zaman göndereceği belirsiz.

Başkan, duyurusunu cumartesi akşamı, Beyaz Saray'da valiler için akşam yemeği düzenlemeden kısa süre önce Truth Social hesabından paylaştı. Trump, geçen yılın sonlarında Grönland'a ABD özel elçisi olarak atadığı Louisiana'nın Cumhuriyetçi valisi Jeff Landry'yle birlikte çalıştığını belirtti.

Trump, Truth Social'da şöyle yazdı:

Louisiana'nın harika valisi Jeff Landry'yle birlikte, orada hasta ve bakıma muhtaç birçok insanın bakımını üstlenecek büyük bir hastane gemisini Grönland'a göndereceğiz. Yolda!!!

Başkanın paylaşımında, ABD Donanması'nda faaliyet gösteren iki hastane gemisinden biri olan USNS Mercy'nin resmi de vardı. Geminin ne zaman varacağı veya ne kadar süre kalacağı konusunda bilgi vermedi. Trump'ın bu kararına neyin sebep olduğu da belirsiz. Grönland hükümeti sakinlerine ücretsiz sağlık hizmeti sağlıyor.
 

Görsel kaldırıldı.
Başkan Donald Trump'ın Truth Social'daki duyurusunda, ABD Donanması'nda faaliyet gösteren iki hastane gemisinden biri olan USNS Mercy'nin resmi yer aldı (Donald Trump/Truth Social)

Donanma takip sistemlerine göre USNS Mercy ve kardeş gemisi USNS Comfort, Alabama eyaletinin Mobile kentinde demirli durumda.

The Independent, Beyaz Saray, ABD Savunma Bakanlığı ve Landry'nin ofisinden daha fazla bilgi talep etti.

Reuters'a göre, duyuru ayrıca Danimarka'nın Ortak Arktik Komutanlığı'nın Grönland sularında ABD denizaltısından bir mürettebat üyesini tahliye etmesinden saatler sonra geldi. Yetkililer, mürettebat üyesinin acil tıbbi müdahaleye ihtiyaç duyduğunu söyledi.

ABD Donanması denizcisi, görevinden ayrılan ve Grönland'ın Nuuk kentinden yaklaşık 13 km açıkta yüzeye çıkan nükleer denizaltıdan tıbbi sebeple tahliye edilmek zorunda kaldı.

Landry, Trump'ın duyurusunu X'te yeniden paylaşarak, "Teşekkürler Başkan @realDonaldTrump! Bu önemli konuda sizinle çalışmaktan gurur duyuyorum!" diye yazdı.

Önde gelen Grönlandlı aktivist Orla Joelsen, Trump'ın duyurusuna X'te "Hayır teşekkürler!!!" diye tepki gösterdi.

"Biz Grönlandlılar sağlıklı ve iyi durumdayız, nesillerdir nüfusumuzu güçlü tutan vitamin ve besin açısından zengin fok yağı da dahil kendi geleneksel yiyeceklerimizle besleniyoruz" dedi.

Trump ve müttefikleri, ulusal güvenlik amacıyla ABD'nin Danimarka'nın özerk bölgesi Grönland'ı satın alması gerektiğini defalarca savundu. Öte yandan Grönlandlı yetkililer adanın satılık olmadığını ve Danimarka'nın bir bölgesi olarak kalması gerektiğinde ısrar ediyor.

Geçen ayın sonlarında Trump, Grönland konusunda "gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesini" duyurmuştu.

Truth Social'da, "NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'yle yaptığım çok verimli görüşmeye dayanarak, Grönland ve aslında tüm Arktik Bölgesi'yle ilgili gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesini oluşturduk" diye yazmıştı.

Trump'ın Grönland'a yönelik çabalarının birçok Amerikalı arasında popüler olmadığı anlaşılıyor. Bu ay yayımlanan AP-NORC anketine göre ABD'li yetişkinlerin yüzde 72'si Trump'ın Grönland'ı ele alma biçimini onaylamazken, sadece yüzde 24'ü onaylıyor.

Independent Türkçe


Umman Dışişleri Bakanı: ABD–İran müzakereleri Perşembe günü Cenevre’de yapılacak

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
TT

Umman Dışişleri Bakanı: ABD–İran müzakereleri Perşembe günü Cenevre’de yapılacak

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, ABD ile İran arasındaki yeni müzakere turunun önümüzdeki Perşembe günü Cenevre’de yapılmasına karar verildiğini açıkladı. Busaidi, nihai bir anlaşmaya varılması amacıyla “ilave çaba gösterilmesi için olumlu bir ivme” bulunduğunu belirtti.

Umman’dan gelen bu teyit, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin bugün (Pazar) yaptığı açıklamanın ardından geldi. Arakçi, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ile Perşembe günü Cenevre’de görüşmesinin muhtemel olduğunu söyledi ve Tahran’ın nükleer programına ilişkin diplomatik bir çözüme ulaşılması için hâlâ “iyi bir fırsat” bulunduğunu ifade etti.

Arakçi bu açıklamaları, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik olası askeri saldırı seçeneğini değerlendirdiği bir dönemde, CBS News kanalına verdiği mülakatta yaptı.

Başkan Trump’ın özel temsilcisi Witkoff ise, İran’ın bugüne kadar neden “teslim olmadığını” ya da nükleer programını sınırlamayı kabul etmediğini başkanın sorguladığını söyledi. Washington’ın Ortadoğu’daki askeri kapasitesini artırmayı sürdürdüğü bir süreçte bu değerlendirmelerin yapıldığını kaydetti.

Witkoff, dün (Cumartesi) , Fox News’te yayımlanan ve başkanın gelini tarafından sunulan “My View with Lara Trump” programında şu ifadeleri kullandı: “Onu (Trump’ı) ‘hayal kırıklığına uğramış’ olarak tanımlamak istemem; çünkü önünde çok sayıda seçenek olduğunu biliyor. Ancak neden onların... ‘teslim oldular’ kelimesini kullanmak istemem ama neden teslim olmadıklarını soruyor. Bu baskılar altında ve orada bu kadar büyük bir deniz gücü varken neden bize gelip ‘Nükleer silah istemediğimizi ilan ediyoruz ve atmaya hazır olduğumuz adımlar şunlardır’ demediler?... Buna rağmen onları o aşamaya getirmek bir şekilde zor.”

Trump, Orta Doğu’da büyük çaplı bir askeri yığınak talimatı vermiş ve haftalar sürebilecek bir hava saldırısı ihtimaline karşı hazırlık yapılmasını istemişti. Tahran ise saldırıya uğraması hâlinde bölgedeki Amerikan üslerini vurmakla tehdit etmişti.

Tekrarlanan yalanlama

ABD, İran’dan Washington’a göre bomba yapımında kullanılabilecek zenginleştirilmiş uranyum stokundan vazgeçmesini, Ortadoğu’daki silahlı gruplara desteğini durdurmasını ve füze programına kısıtlamalar getirilmesini kabul etmesini talep ediyor.

Tahran ise nükleer programının barışçıl olduğunu vurguluyor. Bununla birlikte, mali yaptırımların kaldırılması karşılığında programa bazı kısıtlamalar getirilmesini kabul edebileceğini belirtiyor; ancak nükleer dosyanın füze programı ya da silahlı gruplara destek gibi diğer başlıklarla ilişkilendirilmesini reddediyor.

Witkoff, “Uranyumu sivil nükleer enerji için gerekli seviyenin çok üzerinde zenginleştirdiler. Saflık oranı yüzde 60’a ulaşıyor... ve muhtemelen bomba yapımına uygun endüstriyel düzeyde malzemeye sahip olmaya sadece bir hafta uzaktalar. Bu gerçekten tehlikeli” dedi.

Öte yandan, üst düzey bir İranlı yetkili bugün (Pazar) Reuters ajansına yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında yaptırımların hafifletilmesinin mekanizması ve kapsamı konusunda görüş ayrılıklarının sürdüğünü söyledi.


Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
TT

Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)

Kemal Allam

Financial Times, yıllık yıl sonu değerlendirme serisi kapsamında, 2026 yılının İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük belirsizlikle başladığını ve orta güçlerin önümüzdeki dönemde küresel düzeni ya pekiştirmede ya da zayıflatmada belirleyici faktör olabileceğini yazdı. Habere  göre, şaşırtıcı bir şekilde, Pakistan’ın adı, Amerikan hegemonyasını öngören “Donroe Doktrini”nde şimdiye kadarki en büyük kazanan olarak anılıyor. Pakistan, Beyaz Saray ziyaretlerinden Gazze barış planına kadar Donald Trump'ın çevresinde önemli bir yer edinmeyi açıkça başardı.

Ancak, Ortadoğu'ya askeri ve güvenlik tedarikçisi olarak geleneksel rolünün yanı sıra, Pakistan, İran gibi karmaşık çatışmalarda köprü görevi görmesi ve Çin ile ABD gibi daha büyük güçler arasında daha yakın bağlar kurması gereken bir orta güç olarak yeniden öne çıktı. Pakistan, daha önce, Nixon döneminde de ABD ve Çin arasındaki ilk diplomatik görüşmeye arabuluculuk yapmıştı. Bugün, on yıllık diplomatik boşluğun ardından, Pakistan, İran ile gizli görüşmeler yürütebilen ve Çin ile ortaklığı aracılığıyla bölgedeki askeri dengeyi yeniden ayarlayabilen bir güç olarak yeniden öne çıktı.

Trump'ın İran sorununu çözmek için Pakistan'a güvenmesi

Trump'ın ikinci başkanlığının başlangıcında, geçmiş dönemde Hindistan ile yakın ilişkisi ve Hindistan'ı Çin'e karşı tercih edilen stratejik ortak olarak görmesi nedeniyle Pakistan'da önemli bir belirsizlik hakim oldu. Ancak, görevdeki ilk yılından sonra Pakistan, sadece bölgede değil, küresel ölçekte de Trump'ın favorilerinden biri olarak görülmeye başladı. İsrail ve İran arasında yazın yaşanan 12 günlük savaş sırasında, Mareşal Asım Münir'in başkent Washington ve Langley'in koridorlarında neredeyse bir hafta boyunca bulunması tesadüf değildi. Dönemin Merkez Kuvvetler Komutanı Orgeneral Michael Eric Kurilla'nın Pakistan'ı terörizm ile mücadelede bir ortak olarak savunması da pek çok kişiyi şaşırttı. Zira bu açıklama, Kongre'nin önde gelen üyelerinin, Senato'nun ve generallerin Pakistan'ı sürekli olarak terörizmi destekleyen bir devlet olarak nitelendirdiği on yıllık bir dönemle çelişiyordu. Peki ne değişti?

Birincisi, Kurilla, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi, Washington'un istenmeyen saydığı ve ABD'nin doğrudan, en azından kamuoyu önünde, ilişki kuramadığı rejimlerle Pakistan'ın ilişki kurma yeteneğine yeniden güvenmeye başladı. İsrail-İran çatışması sırasında, ABD İran nükleer tesislerini vurduktan sonra, Pakistan gerilimin daha fazla yükselmesinin sonuçlarını hafifletmede sessiz, perde arkası bir rol oynadı. Pakistan, Tahran ve Washington arasında mesajları taşımakla kalmadı, aynı zamanda Trump'a İran’a nasıl davranması gerektiği konusunda doğrudan tavsiyelerde de bulundu. Nitekim Trump, Asım Münir ile yaptığı ve ABD'nin İran'a yönelik saldırılarının yankılarını kontrol altına alma stratejisinin ele alındığı görüşmenin ardından, “Pakistan İran'ı çoğu ülkeden daha iyi tanıyor” açıklamasını yaptı. Bu, Trump'ın ilk döneminde Irak'ta Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle sonuçlanan önceki hamlesinden sonra yaşananları hatırlattı. O zaman, 2020'de de suikasttan sonra ilk olarak dönemin Pakistan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kamar Cavid Bacva ile telefonla görüşmüştü.

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor, ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor

Bunu anlamanın kilit noktası, Pakistan'ın, İsviçre, Katar, Umman ve İran görüşmelerindeki diğer bazı arabuluculardan farklı olarak, İran ile uzun bir sınıra sahip olması ve İran ile sürekli gerilimler yaşamasıdır. İranlılar, tam ölçekli bir çatışma durumunda Pakistan'ın kendileri için gerçek bir tehdit oluşturduğunun ve tüm Körfez ülkelerinin Pakistan'ın arkasında duracağının farkındalar. Daha önce yine el-Mecelle’de, İran ve Pakistan'ın, açık ve tam ölçekli bir çatışmayı önlemesi gereken dini, kültürel ve dilsel bağlara rağmen, açıkça duyurulmamış bir istihbarat ve vekalet savaşı içinde olduklarını yazmıştım. Süleymani sık sık Pakistan ile açık savaş tehdidinde bulunmuştu ve İsrail ile Amerika Birleşik Devletleri'nin yanı sıra, İran'a hava saldırıları düzenleyen tek ülke Pakistan'dır. Bu durum, Pakistan'ı İran’a karşı havuç-sopa yaklaşımını uygulamak için önemli bir arka kapı haline getiriyor.

Mevcut Maskat görüşmelerinin nereye varacağını, Trump'ın İran'a saldırıp saldırmayacağını veya gerilimi azaltıp azaltmayacağını bilmesek de, Pakistan'ın rolü önemli olmaya devam ediyor. ABD, çatışma tırmandığında Beluç sınırının tarihi ve Pakistanlı Şiilerin devlete karşı kullanılması nedeniyle İran’ın Pakistan ile de ters düşebileceğinin farkında olarak kendisine mesajlar gönderebilir. İran, geçtiğimiz yaz yaşanan 12 günlük savaş sırasında ve protestoların başlamasından bu yana yaşanan son gerilimlerde Pakistan'ın gerilimi azaltmadaki rolü için de kamuoyu önünde kendisine teşekkür etti.

dvbfrg
Çin'in doğusundaki Shandong eyaletinin Qingdao kentinde Şanghay İşbirliği Örgütü üye devletlerinin savunma bakanlarının çektirdiği toplu fotoğraf, 26 Haziran 2025 (AFP)

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor. Ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor. Bu da onu aradaki uçurumu kapatmada önemli bir oyuncu haline getiriyor. Pakistan’ın kendisi de nükleer güç olma yolunda benzer bir süreçten geçti ve nükleer meselede nasıl başarılı bir şekilde müzakere edeceğini biliyor. Askeri kapasiteye dayanma gücü olmadığında müzakerelerin ne kadar sınırlı olabileceğini biliyor. Pakistan ayrıca, Çin’in dünyadaki en yakın diplomatik ve askeri müttefiki olma avantajına da sahip.

Çin ve etkiyi kullanma sanatı

Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ve Başkan Richard Nixon'ın Pakistan aracılığıyla Çin ile yaptıkları görüşmeler ve gerçekleştirdikleri ziyaretler, İslamabad’ın eski Amerikan ulusal güvenlik uzmanlarının uzun zamandır minnettar olduğu önemli bir köprü olmasına olanak tanıdı. Pervez Müşerref dönemine kadar Pakistan, Çin ve ABD'nin kendi nüfuz alanlarındaki dengeleyici rolünde denklik konumunu korudu. Yine Müşerref dönemine kadar Pakistan ordusu, F-16 savaş uçaklarından Bell AH-1 Cobra saldırı helikopterlerine kadar neredeyse tamamen Amerikan kaynaklı ekipmanlara güveniyordu.

Çin'in etkisi, İslamabad'ı bir dönem Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi

Ancak bu değişim daha sonra gerçekleşti ve Pakistan, Çin'in en yeni savaş uçakları ve füze teknolojilerini paylaştığı dünyadaki tek ordu haline geldi; bu da geçen yılki kısa savaşta Hindistan'a karşı üstün gelmesine yardımcı oldu. Böylece Çin, en yeni ekipmanlarını test etmek için Pakistan’ı kullanmaya başladı ve bunları Hint güçlerine karşı ve Pakistan'ın İran ile olan birkaç sınır çatışmasında test etti. Bu durum Pakistan'ı, Çin'in nasıl düşündüğünü ve gelecekteki savaşlara nasıl hazırlandığını anlamada ABD için bir kez daha vazgeçilmez bir ortak haline getiriyor. Dünyada hiçbir ordu, Pakistan ordusu gibi bir yandan Trump ile doğrudan ve hızlı iletişim kurma yeteneğine, diğer yandan da Çin ile en yakın askeri ittifaka sahip değil. Pakistan ayrıca tarihsel olarak Çin'in hem Türkiye hem de Suudi Arabistan ile olan ilişkisinde de bağlantı noktası görevi

Türkiye'nin önde gelen askeri stratejistlerinden ve Erdoğan'a yakın isimlerden sayılan Türk Amiral Cihat Yaycı, Pakistan'ın Soğuk Savaş sırasında Çin'in yükselişinde çok önemli bir rol oynadığını ve 1980'lerde ABD, Türkiye ve Suudi Arabistan ile olan ilişkilerini kullanarak bu tarafları Çin'e yaklaştırdığını düşünüyor. Yaycı ayrıca, kıdemli bir Türk subayı olarak, Çin'in kendisini Pakistan'ın en yakın müttefiki olarak nasıl gösterdiğine ve bunun Ankara'yı Uygur sorunu nedeniyle aralarında gerilim tırmandığında Pekin ile açılıma nasıl ittiğine bizzat şahit olduğunu belirtiyor. Bu Çin etkisi, İslamabad'ı bir zamanlar Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi. Hudson Enstitüsü de yakın zamanda aynı konuyu, yani Çin'in Pakistan'ı Batı ve Avrasya arasındaki güç dengesini yeniden şekillendirmek için nasıl kullandığını gündeme getirdi.

Elbette Pakistan'ın gücünün de sınırları var; kırılgan ekonomisi Suudi Arabistan, Çin, BAE ve ABD dahil olmak üzere bir dizi uluslararası hamisine dayanıyor. Bu geniş bağışçı havuzu, Pakistan’ı çıkarlarını dengeleyebilen ve herhangi bir tarafla ittifak kurma tuzağına düşmeden aralarında manevra yapabilen bir köprü görevi görmesini sağlıyor. Avrupa Birliği ve Latin Amerika'daki birçok ülke, Trump taraf seçmeleri için baskı yaptığında ABD-Çin çatışmasında bir denge kurmakta zorlanırken, Pakistan bir anlamda tam tersi bir yaklaşım benimsedi. Sıfır toplamlı bir oyun tuzağına düşmek yerine, başkaları tarafından kullanılan bir köprü haline geldi. Bu da onu hem İran hem de Çin ile konuşmak için uygun bir muhatap yapıyor.