Prigojin’in ölümü, Wagner’in Afrika’daki geleceği konusunda belirsizliğe yol açtı

Moskova, Wagner’i içeriden takip etmeyi mi planlıyor yoksa yeni bir oluşum mu doğacak?

Afrika’daki Wagner unsurları. (AP)
Afrika’daki Wagner unsurları. (AP)
TT

Prigojin’in ölümü, Wagner’in Afrika’daki geleceği konusunda belirsizliğe yol açtı

Afrika’daki Wagner unsurları. (AP)
Afrika’daki Wagner unsurları. (AP)

Dünya, Rus Wagner grubu lideri Yevgeniy Prigojin’in geçen çarşamba günü Moskova yakınlarında bir uçak kazasında öldüğü haberiyle sarsıldı. Ancak en büyük şok, Rus özel grubuyla güvenlik sözleşmeleri ve ekonomik ortaklıklarla bağlantılı olan Batı ve Orta Afrika’daki ülkelerde yaşandı. Bu ülkelerde bu sözleşmelerin ve ortaklıkların geleceği ve Moskova’nın Wagner’in Afrika’da elde ettiği artan nüfuzu nasıl sürdürmeyi planladığı konusunda birçok soru işareti ortaya çıktı.

Fotoğraf Altı: Yevgeniy Prigojin. (AFP)
Yevgeniy Prigojin. (AFP)

İşin ironik yanı, Prigojin’in uçak kazasından önce Afrika Sahel bölgesinde olduğu söylenen ve ‘Büyük Rusya’nın Kıta’daki zaferinden bahsettiği’ bir videoda görünmesi. Malili gazeteci Hüseyin Ag İsa da Prigojin’in videoyu, Mali ordusuna terörle mücadelede yardım edecek üç binden fazla Wagner savaşçısının bulunduğu Mali’de çektiğini açıkladı.

Askıdaki sorular

Prigojin’in ölümünün Wagner’in Afrika’daki durumu üzerindeki yansımalarının araştırılması çerçevesinde Moritanya ordusunda emekli albay ve strateji ve güvenlik konularında araştırmacı olan Buhari Muhammed Muamal, olayın kendisinin irdelenmesi gerektiğini, çünkü olayı anlamanın Prigojin’in Afrika’da bıraktığı miras hakkında Rusya’nın nasıl düşündüğünü açıklamaya yardımcı olabileceğini söyledi. Emekli Albay, Şarku’l Avsat’ verdiği röportajda, Prigojin’in ölümünün birçok soruyu gündeme getirdiğini belirtti. Buhari Muhammed Muamal şunları söyledi:

“İlk olarak, kimsenin ilgisi olmayan bir hava felaketi sonucu mu öldü? Ölümünün yansımaları ve Wagner ve onun Rus devletiyle ilişkisi üzerindeki etkisi nelerdir? Tüm bunların Rusya'nın dış politikasına, özellikle de Afrika kıtasına yansımaları nelerdir?”

Fotoğraf Altı: Putin, Afrikalı liderlere arabuluculuk yapıyor. (Reuters)
Putin, Afrikalı liderlere arabuluculuk yapıyor. (Reuters)

Muhammed Muamal sözleirni şöyle sürdürdü:

“Bazı faktörler onun ölmüş olabileceğini öne sürüyor, ancak diğer faktörler bu hipoteze şüphe düşürüyor. Rus hükümetini onu öldürmekle suçlamaya iten siyasi faktörler var. Bunlarda ilki, Rus rejiminin muhaliflerini tasfiye etme konusunda tarihi bir geleneğe sahip olması. Hepimiz Lev Troçki’nin Stalin tarafından öldürüldüğünü biliyoruz. Bildiğimiz üzere Devlet Başkanı Vladimir Putin’in en önemli rakibi olan Aleksey Anatolyeviç Navalniy, zehirle etkisiz hale getirilmeye çalışıldı. Hayatta kalmasına rağmen hâlâ cezaevinde. Prigojin’in tasfiye edildiği hipotezi, özellikle de iki ay önce isyan edip başkent Moskova’ya doğru yürümesinden kaynaklanıyor.”

Fotoğraf Altı: Orta Afrika Devlet Başkanı’nı koruyan Wagner unsurları. (Reuters)
Orta Afrika Devlet Başkanı’nı koruyan Wagner unsurları. (Reuters)

Sert darbe

Muhammed Muamal, Prigojin’in denklemden çıkmasının yansımalarıyla ilgili olarak da şu değerlendirmelerde bulundu:

“Bu, şirketin geleceği, bunun genel olarak Rusya’nın dış politikası üzerindeki etkisi ve Rus devletinin özel güvenlik ve askeri şirketlerle ilişkisi hakkında birçok soruyu gündeme getiriyor. Hiç şüphe yok ki Prigojin’in ölümü, özellikle de şirketin askeri komutanının da onunla birlikte öldüğü göz önüne alındığında, kurumuna çok güçlü bir darbe indirdi. Şirketin iki faaliyet alanı bulunuyor. Bunlardan en ünlüsü ve yaygın olanı askeri alandır. Çünkü Batı, propagandasında buna odaklanıyor ve aslında önemli bir alan. Ancak bunun aynı zamanda temel bir ekonomik boyutu da var ki bu da kişi başı aylık geliri altı ile yedi bin euro arasında değişen grup savaşçılarının hırslarını körüklüyor. Dolayısıyla önemli mali kaynaklara sahipler ve yalnızca Rus devletinin onlara ödediği paraya bağlı değiller. Altın gibi madenlerin çıkarılmasına yatırım yapıyorlar. Bunu Mali’de ve diğer birçok Afrika ülkesinde yapıyorlar. Hatta petrol çıkarılmasına dahil olduklarına dair raporlar bile yayıldı.

Şirket için ekonomik yön, en önemlisi. Çünkü oldukça verimliydi ve çok para getiriyordu. Ayrıca doğrudan Prigojin tarafından yürütülürken, askeri tarafı ise aynı uçakta yanında bulunan bölüğün askeri komutanı tarafından yürütülüyordu.”

Çıkarımlar ve belirsizlik

Emekli albay ve strateji ve güvenlik işlerinden sorumlu araştırmacı, yaşananların ‘şüphesiz yakın gelecekte Wagner şirketine güçlü bir darbe indireceğini’ belirtti:

“Şirket bu darbeden nasıl kurtulacak? Kalkınmaya imkânı olacak mı? Henüz belli olmayan halefi şirketi kurtarabilecek mi? Çünkü Prigojin’in gücün büyük bir kısmını kendisinin üstlendiği ve bu yetkinin sadece küçük bir kısmını başkalarına, özellikle de kendisiyle birlikte ölen askeri komutana devrettiği açıktır.”

Emekli albay sözlerinin devamında diğer özel askeri oluşumlara dikkat çekti:

“Rus devleti, Wagner şirketiyle ilişkisini yeniden gözden geçirip onu yakından kontrol etmeye ve izlemeye mi çalışacak yoksa yetkilerinin bir kısmını mevcut diğer Rus sivil toplum kuruluşlarına vererek onunla rekabet etmeye mi çalışacak? Rusya’da Wagner dışında otuz ila kırk kadar özel askeri kurum var. Wagner şirketi, son yıllarda ister madencilik alanında ister Rusya’nın jeopolitik nüfuzunun genişletilmesi alanında olsun Afrika’da önemli bir rol oynadı. Dolayısıyla şirketin başkanının ölümü, Rusya’nın Afrika ile ilişkilerinin geleceği ve Wagner’in ön plana çıktığı Rusya’nın bu alanda kullandığı mekanizmalar hakkında temel soruları gündeme getiriyor. Moskova Wagner’i tutacak mı yoksa Prigojin’in döneminde olduğundan farklı şekilde mi barındıracak?”

Üçüncü taraf

Fotoğraf Altı: Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve Afrikalı liderler. (Reuters)
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve Afrikalı liderler. (Reuters)

Moritanya ordusunda emekli bir albay ve strateji ve güvenlik konularında araştırmacı olan Buhari Muhammed Muamal, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Wagner şirketinin yapısının ve Rus sistemiyle ilişkisinin gözden geçirileceğinde şüphe yok. Hatta belki de yetkileri elinden alınıp diğer Rus şirketlerine veya kurumlarına verilmeye çalışılabilir.”

Rusya, devam eden ve maliyeti giderek sürekli artan bir savaş yürütüyor. Savaşın yakın zamanda sona ereceğine dair hiçbir gösterge yokken gelecekte bunu yapabilecek gücünün ve yeteneğinin boyutunu sorgulayan Albay, “Hiç şüphe yok ki bu durum, her iki tarafı da yoracaktır. Bir yanda Rusya, diğer yanda Ukrayna ve Batı ülkeleri” dedi.

Şarku’l Avsat’a konuşan emekli Albay, tüm bunların galibinin üçüncü bir güç olacağına dikkat çekti:

“Bu güç Çin’dir ve gelişen olarak tanımlanan ülkelerdir. Çünkü Wagner Afrika’da veya başka bir bölgede zayıflarsa, Çin ve gelişmekte olan ülkeler, ister müttefik ister düşman olsun, rakiplerinin zayıf olduğu bir dayanak noktası aramaya hazırlar.”

Etkisiz

Wagner’in geleceğine yönelik kuşkulara rağmen Afrika meselelerini yakından takip eden Moritanyalı araştırmacı Muhammad el-Emin Ould Dah, Rusya’nın Afrika’da elde ettiği etkiden vazgeçmeyeceğini vurguladı. Ould Dah, “Prigojin’in ölümü, medyaya sürpriz gibi geldiyse de Rusya’nın koşulları iyi ayarladığını, bazı liderleri değiştirdikten sonra Wagner’in dizginlerini kontrol ettiğini düşünüyorum” dedi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Muhammad el-Emin Ould Dah değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

“Prigojin’in ölümünün Rusya- Afrika ilişkilerinde pek bir değişiklik yapmasını beklemiyorum. Rusya ile Sahel ülkeleri arasındaki ilişkiler, Mali, Burkina Faso ve son olarak Nijer’deki askeri rejimlerle stratejik çalışma düzeyine ulaştı. Bunlar Batı tarafından reddedilen ve Afrika’daki bölgesel yapılar tarafından kuşatılan darbe rejimleridir. Kendisini Birleşmiş Milletler yaptırımlarından koruyacak, askeri ve güvenlik desteği sağlayacak siyasi destekçiyi Rusya’da buluyor ve onunla ekonomik ortaklıklar kurmayı sabırsızlıkla bekliyor. Prigojin’in ölümü, Rusya’nın Afrika’da artan nüfuzu üzerinde, olayların gidişatı ve Rusya ile bu ülkeler arasındaki ilişkinin gelişimi üzerinde büyük bir etki yaratmayacak. Ancak Moskova, bu etkinin araçlarında bazı değişikliklere gidebilir.”



Günümüz uluslarının jeopolitik kaderi

Porto Riko'da eğitim tatbikatı sırasında ABD Ordusunun Yedek Kuvvetleri'ne bağlı askerler, 10 Ocak (Reuters)
Porto Riko'da eğitim tatbikatı sırasında ABD Ordusunun Yedek Kuvvetleri'ne bağlı askerler, 10 Ocak (Reuters)
TT

Günümüz uluslarının jeopolitik kaderi

Porto Riko'da eğitim tatbikatı sırasında ABD Ordusunun Yedek Kuvvetleri'ne bağlı askerler, 10 Ocak (Reuters)
Porto Riko'da eğitim tatbikatı sırasında ABD Ordusunun Yedek Kuvvetleri'ne bağlı askerler, 10 Ocak (Reuters)

Bolşevik siyasetçi, devrimci ve Marksist teorisyen Leon Troçki'nin “Savaşla ilgilenmiyor olabilirsiniz ama savaş sizinle ilgileniyor” sözünün, özellikle insan doğasının aynı kaldığı ve siyasi hedefleri gerçekleştirmek için savaşın kalıcı bir araç olduğu düşünüldüğünde, 21. yüzyılda da geçerliliğini koruduğu anlaşılıyor. Dolayısıyla biz de ‘jeopolitikle ilgilenmiyor olabilirsiniz, ama jeopolitik sizinle ilgileniyor’ diyebiliriz.

Ancak jeopolitik çıkarların kendi nesnel koşulları vardır. Bunlar zaman ve mekanda sabit olmamakla birlikte mevcut dünya düzeninin yapısının ürettiği jeopolitik oyunun dinamiklerine göre değişir.

Bir ülkenin jeopolitik kaderi, coğrafi konumu, doğal kaynakları ve bu kaynakların zenginlik üretmede oynadığı role dayanır ve bu da doğal olarak güce dönüşür. Bu güç, diplomasi veya hatta savaş yoluyla, ona sahip olanların ulusal hedeflerine ulaşmak için kullanılmalıdır.

Coğrafya değişmediğinden ve süper güçler arasındaki çatışma dinamikleri, özellikle tedarik zincirleri, imalat ve 21. yüzyıl endüstrileri için (nadir toprak elementleri gibi) hammaddeye erişim alanlarında henüz emekleme aşamasında olduğundan, jeopolitik durum 2026 yılı boyunca da devam edecek. Buna göre gelecekteki dünya düzeninin yapısına ilişkin öncül bir jeopolitik tablo üç düzeyde (üç katman) ortaya çıkacak. Birinci düzey süper güçlerden, ikinci düzey büyük bölgesel güçlerden ve üçüncü düzey ise çatışmanın yaşandığı ve üzerinde çatışmanın bulunduğu ülkelerden devletlerden oluşacak.

Büyük bölgesel güçler olan orta güçler, herhangi bir kontrolün olmadığı bir dünyada davranışları konusunda belirsizlikten şikayetçi olacaklar, ancak hedeflerini uygulamaya çalışacaklar, büyük güçlerin tepkisini bekleyecekler ve ardından yeniden hesaplama yapacaklar. Bunun yanında kazançlarını en üst düzeye çıkarmak için büyük çatışmanın çelişkilerini de kullanacaklar. Coğrafya önceden belirlenmişse, jeopolitik kader o coğrafyanın kaçınılmaz bir sonucudur. Coğrafya doğası gereği statikse, jeopolitik, savaş ya da mevcut dünya düzeninde bir süper gücün yükselişiyle küresel güç dengesindeki değişikliklerin sonucu olarak belirli koşulların yarattığı dinamiktir ve durgunluk halinde olduğu kabul edilir. Bu yüzden jeopolitik dinamiklerin değiştiği, coğrafi kaderin ise sabit kaldığı söylenebilir.

19. yüzyılın Büyük Oyunu, jeopolitik kaderin canlı bir örneğiydi. O dönemde (1830-1907), İngiliz topraklarında güneş hiç batmazdı. Hindistan, Britanya İmparatorluğu'nun tacındaki mücevherdi. Çarlık Rusya’sı, sıcak sulara erişim de dahil olmak üzere birçok hedefe ulaşmak için Orta Asya'ya yayılmaya çalışırken savaştan kaçınmak istediği için iki taraf 1907'de bir anlaşmaya vardı. Bu anlaşma, bugün tampon devlet olarak bildiğimiz Afganistan'ın doğuşuna yol açtı. Soğuk Savaş sırasında Pakistan, Orta Asya ülkeleriyle doğrudan sınır komşusu olan ve hem Çin'i hem de Sovyetler Birliği'ni gözetlemek için gelişmiş bir Amerikan üssü olarak kabul edilen ülke olduğundan, Sovyetler Birliği'ni kontrol altında tutmaya katkıda bulunan en önemli ülkelerden biriydi. Sovyetler Birliği, Afganistan'ı işgal ettiğinde, Pakistan Afganistan'daki Sovyet ordusunu zayıflatmada en önemli rolü oynadı.

Ancak, Rus ayısının düşüşünden sonra jeopolitik dinamik değişti. ABD, Pakistan'ı terk etti, ancak 11 Eylül 2001 olayından sonra, Amerikan güçlerinin Afganistan'a giriş koridoru ve fırlatma rampası olarak tekrar geri döndü. Pakistan'ın Çin'in yanında yer alması, özellikle de Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in Kuşak ve Yol Girişimi'ndeki ülkelerden biri olmasından dolayı, ABD Başkanı Donald Trump şimdi “Pakistan'ı seviyorum” diyerek Pakistanlı liderleri kazanmaya çalışıyor.

ABD, Atlantik ve Pasifik olmak üzere iki okyanusa bakmaktadır, bu da ona önemli bir deniz özgürlüğü ve önemli bir coğrafi tampon bölge oluşturdu.

Böylece, coğrafi kader, Sam Amca'nın jeopolitik kaderiyle doğrudan iç içe geçti.

Öte yandan Çin Pasifik Okyanusu ve komşu denizlere bakmaktadır, ancak denizcilik özgürlüğü ABD'nin deniz hakimiyeti nedeniyle sınırlı kalıyor. Çin, ihracat ve ithalatının yüzde 90'ından fazlasını deniz taşımacılığına dayandırdığı için şu anda Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında deniz ve kara alternatif rotalar oluşturarak Malakka Boğazı gibi yoğun deniz yollarını aşmaya çalışıyor.

Ancak ‘Malakka Boğazı'ndaki darboğazı nasıl aşabiliriz?’ sorusu geçerliliğini halen koruyor. Burada, coğrafi kader jeopolitik kaderle birleşerek Myanmar'ı (Burma) Çin'in en önemli seçeneği haline getiriyor. Peki neden? Çin ve Myanmar’ın yaklaşık 2 bin 185 kilometre uzunluğunda ortak sınırı bulunuyor. Benzer şekilde, Çin'in güneyinde Guangzhou ve Shenzhen gibi Çin'in en önemli sanayi şehirleri ile Yunnan eyaletinin başkenti Kunming şehri bulunuyor. Çin, Myanmar üzerinden Hint Okyanusu'na geçişi güvence altına alabilirse, başta Malakka Boğazı'ndaki darboğazı aşmak, ABD’nin boğazın yakın çevresindeki deniz hegemonyasını atlatmak ve Hindistan'ın hegemonyası altında olduğu varsayılan Bengal Körfezi üzerinden doğrudan Hint Okyanusu'na girerek ihracat ve ithalat işlemlerini kolaylaştıran bir kara-deniz rotası sağlamak olmak üzere birçok jeopolitik hedefe ulaşmış olacak. Özellikle Hindistan'ın Bangladeş ile ilişkileri iyi olmadığından, Hindistan'ı doğudan kuşatabilecek. Son olarak Çin, başlıca rakibi ABD gibi, Pasifik ve Hint olmak üzere iki okyanusa dolaylı olarak hakim olan bir ülke haline gelecek.

Sonuç olarak, küresel bir polis gücünün bulunmaması ve uluslararası kuruluşların rolünün azalması nedeniyle günümüz dünyasının bir dengesizlik durumu yaşadığı söylenebilir. Bunun sonucunda, yeni ve hızlı jeopolitik dinamikler şekillenmeye başladı. O halde İsrail'in kısa bir süre önce Somaliland’ı tanıma kararı alması bu dinamiklerin bir parçası olarak sınıflandırılabilir mi?


ABD, Birleşik Krallık'taki Yahudilere "iltica hakkı tanımaya hazırlanıyor"

Trump, Grönland konusunda Danimarka'nın tarafında durdukları için Birleşik Krallık'a da gümrük vergisi uygulayacağını açıklamıştı (AP)
Trump, Grönland konusunda Danimarka'nın tarafında durdukları için Birleşik Krallık'a da gümrük vergisi uygulayacağını açıklamıştı (AP)
TT

ABD, Birleşik Krallık'taki Yahudilere "iltica hakkı tanımaya hazırlanıyor"

Trump, Grönland konusunda Danimarka'nın tarafında durdukları için Birleşik Krallık'a da gümrük vergisi uygulayacağını açıklamıştı (AP)
Trump, Grönland konusunda Danimarka'nın tarafında durdukları için Birleşik Krallık'a da gümrük vergisi uygulayacağını açıklamıştı (AP)

7 Ekim 2023'teki Hamas saldırısı sonrasında başlayan Gazze savaşının ardından Filistinlilere destek gösterilerinin en fazla yapıldığı yerlerden biri de Birleşik Krallık (BK) oldu. 

Ülkedeki İsrail destekçileriyse onbinlerce sivilin öldürülmesinin protesto edilmesinin antisemitizmden kaynaklandığını öne sürerek Yahudilere yönelik saldırıların artmasına dikkat çekiyor. 

Gazze savaşının ardından BK'de de antisemitik saldırıların arttığını bildiriyorlar. 

Donald Trump'ın avukatı Robert Garson, ABD yönetiminin Birleşik Krallık'ı terk eden ya da ülkeden ayrılma planı yapan Yahudilere iltica hakkı tanımaya hazırlandığını söyledi. 

Telegraph'a konuşan Garson, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın artan antisemitizmi gerekçe göstereceğini vurguladı. 

2008'de ABD'ye taşınana kadar Londra'da çalışan 49 yaşındaki avukat, Batı Avrupa ülkesinin artık Yahudiler için güvenli görülmediğini ve BK Başbakanı Keir Starmer'ın da politikalarıyla durumu daha da kötüleştirdiğini öne sürdü. 

Washington'ın bu yönde adım atmasının mantıklı olduğunu sözlerine ekledi:

Anadili İngilizce olan, eğitimli bir topluluk ve suçlu oranı da yüksek değil.

2025'te Yahudi Politika Araştırmaları Enstitüsü (JPR) tarafından yapılan bir anket, BK'deki Yahudi toplumunun son yıllarda güvende hissetmediğini ortaya koymuştu.

2023'te Büyük Britanya'daki Yahudilerin yüzde 9'u tehlike altında olduğunu düşünürken bu oran 2025'te yüzde 35'e çıktı. 

Bu topluluğun antisemitizmi "çok büyük" bir problem olarak görme oranı 2012'de yüzde 11'di. Geçen seneyse yüzde 47 bu kanıda olduğunu bildirdi. 

Donald Trump yönetimi ABD'nin kabul edeceği mülteci sayısını büyük oranda azaltma sözü veriyor. Diğer yandan Güney Afrika'daki beyazlara kucak açılıyor. 

Independent Türkçe, Telegraph, Guardian


Trump'tan Grönland mesajı: Nobel verilmediyse, artık barışı düşünme gibi bir yükümlülük hissetmiyorum

ABD Başkanı Donald (AP)
ABD Başkanı Donald (AP)
TT

Trump'tan Grönland mesajı: Nobel verilmediyse, artık barışı düşünme gibi bir yükümlülük hissetmiyorum

ABD Başkanı Donald (AP)
ABD Başkanı Donald (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre’a bir mektup göndererek, “Nobel Barış Ödülü'nü almadığı için artık yalnızca barışı düşünme yükümlülüğünün kalmadığını ve Amerikan çıkarlarına öncelik vereceğini” belirtti. Trump, Grönland üzerinde kontrol sağlama yönündeki ısrarını bu konuya bağladı.

ABD merkezli yayın kanalı PBS Newshour’ın ulaştığı ve ABD Başkanı Donald Trump tarafından yazıldığı söylenen bir mektupta, ABD’nin Grönland üzerindeki kontrol arzusunu Nobel Barış Ödülü ile ilişkilendirdiği ileri sürüldü. PBS Newshour’ın haberinde aktardığına göre, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre’ye hitaben kaleme alınan mektup, ABD’nin Ulusal Güvenlik Konseyi personeli tarafından Washington’daki çok sayıda Avrupalı büyükelçiye de iletildi.

Habere göre, mektupta Trump, “Norveç’in kendisine Nobel Barış Ödülü vermeme kararının, onu yalnızca diplomasiye odaklanma yükümlülüğünden kurtardığını” savundu. Trump, mektubunda,“Ülkenizin, sekiz savaşı durdurmuş olmama rağmen bana Nobel Barış Ödülü vermemeyi tercih ettiğini göz önüne alırsak, artık sadece barışı düşünme gibi bir yükümlülük hissetmiyorum” ifadesini kullandı. “Barışın her zaman öncelikli bir hedef olacağını” belirten Trump, buna karşın artık “ABD için iyi ve doğru olanı” önceleyebileceğini dile getirdi.

Danimarka’nın egemenliği ve NATO vurgusu

Trump, "Danimarka’nın Grönland’ı Rusya ya da Çin’e karşı savunamayacağını” öne sürerek, Kopenhag’ın ada üzerindeki egemenliğinin hukuki temelini sorguladı. “Yüzyıllar öncesine dayanan tarihsel iddiaların yeterli olmadığını” ileri süren Trump, “Grönland’ın, küresel güvenlik açısından vazgeçilmez olduğunu” belirtti.

Trump, “Grönland üzerinde tam ve mutlak kontrolümüz olmadıkça dünya güvende değil” ifadesini kullanarak konuyu NATO ile ilişkilendirdi. NATO için kuruluşundan bu yana en fazla katkıyı kendisinin yaptığını ileri süren Trump, ittifakın da ABD için daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini savundu.

Avrupa’dan uyarılar

Mektup, Trump’ın son haftalarda Grönland konusundaki söylemini sertleştirdiği bir dönemde ortaya çıktı. Bu süreçte Trump, Avrupalı müttefiklere ekonomik baskı uygulanabileceği yönünde açıklamalarda bulunmuş, Grönland üzerinde kontrol sağlanmaması halinde ABD’nin ulusal güvenliğinin tehlikeye gireceğini dile getirmişti.

Danimarka, Grönland’ın satılması fikrini kesin bir dille reddederken, Avrupalı yetkililer adanın zorla ele geçirilmesine yönelik herhangi bir girişimin transatlantik ilişkiler açısından ciddi sonuçlar doğuracağı uyarısında bulundu.

Piyasalara yansıma

PBS Newshour, mektubun Washington’daki Avrupalı diplomatlar arasında geniş biçimde dolaşıma sokulduğunu ve bunun müttefik başkentlerde Trump’ın Grönland’ı NATO ve daha geniş güvenlik düzenlemeleriyle ilişkilendirme yaklaşımına dair endişeleri artırdığını belirtti.

Öte yandan Trump’ın, Grönland konusunda sekiz Avrupa ülkesine yeni gümrük tarifeleri uygulama tehdidinde bulunmasının ardından spot altın fiyatları pazartesi günü yüzde 1,6’ya kadar yükselerek rekor seviyelere ulaştı.

Independent Türkçe