Tigray ve Amhara arasındaki sınır meselesine kim karar veriyor?

Etiyopya Savunma Bakanı tartışmalı bölgelerin kaderinin belirlenmesi için referandum yapılmasını teklif etti. Gözlemciler, kimin oy kullanma hakkı olacağını merak ediyor

Tigraylılar yerinden edilme, savaşın geride bıraktığı yaşam ve siyasi koşullar hakkında halen ısrarcı sorular soruyor / Fotoğraf: AFP
Tigraylılar yerinden edilme, savaşın geride bıraktığı yaşam ve siyasi koşullar hakkında halen ısrarcı sorular soruyor / Fotoğraf: AFP
TT

Tigray ve Amhara arasındaki sınır meselesine kim karar veriyor?

Tigraylılar yerinden edilme, savaşın geride bıraktığı yaşam ve siyasi koşullar hakkında halen ısrarcı sorular soruyor / Fotoğraf: AFP
Tigraylılar yerinden edilme, savaşın geride bıraktığı yaşam ve siyasi koşullar hakkında halen ısrarcı sorular soruyor / Fotoğraf: AFP

Mahmud Ebu Bekir 

Etiyopya Savunma Bakanı Abraham Belay'ın resmi Facebook sayfasında yayımladığı bir gönderi, hem kapalı olması hem de çeşitli tartışma noktalarını içermesi nedeniyle Etiyopya ve Tigraylılar nezdinde tartışmalara yol açtı.

Medyada fazla yer almamasıyla tanınan Belay, Tigray bölgesinin kültürel mirası Ashenda' festivali münasebetiyle, savaşın geride bıraktıkları yüzünden bölgenin şu anda yaşamakta olduğu zor koşulları dile getirdi.

Belay, savaşın binlerce kişinin hayatını mahvettiğini ve yüz binlerce kişiyi yerinden ettiğini söyledi. Belay, Pretorya Barış Anlaşması'nın imzalanmasına rağmen yerinden edilenlerin henüz köylerine ve evlerine dönmediklerini vurguladı.

Belay, "Tigraylılar yerinden edilme, savaşın geride bıraktığı yaşam ve siyasi koşullarla ilgili ısrarcı sorular soruyor. Yerinden edilmiş kişilerin geri dönüşü federal hükümet için bir önceliktir. Amhara bölgesi ile çekişmeli bölgelerde halen beklemede olan kazanılmış haklar bulunmaktadır. Taraflar, hukuki ve siyasi yönde kararlılık göstermediği sürece bu çatışmanın çözümü mümkün olmayacaktır" dedi. 

Kendi kaderini tayin etmeye doğru 

Belay, "Askeri ve siyasi koşullardan yararlanarak belirli bölgelerdeki bazı güçler tarafından son savaşın getirdiği oldu bitti dayatmasının bu krize uygulanabilir bir çözüm olmayacağını" kaydetti.

Aynı zamanda Belay, Tigray savaşı sırasında düzenli ordunun ve Amhara milislerinin tartışmalı iki bölge olan Welkait ve Raya üzerindeki kontrolüne atıfta bulunarak, "Pretorya Barış Anlaşması'nın sınırlar üzerindeki mevcut anlaşmazlıkları federal anayasaya ve cumhuriyetin ilgili yasalarına dayanan yasal seçeneğe göre çözme ihtiyacını öngördüğünü" vurguladı.  

Belay, onlarca yıldır devam eden bu ikilemin en iyi çözümünün "halkın kaderini kendi kendine belirlemesi" olduğunu ifade etti.

Bu iki alanın iki bölgeden hangisine bağlanacağını çözmek için şeffaf bir halk referandumu düzenlemek gerektiğini vurgulayan Belay, sorumluları bu barışçıl ve yasal çözümün uygulanması için siyasi ve yasal zemini hazırlamaya davet etti.

Etiyopya meselesinin gözlemcileri, bu bölgeye bağlı olmasına rağmen Tigray'daki savaş sırasında düzenli orduya liderlik eden Savunma Bakanı'nın konuşmasını analiz etmede farklılık gösterdiler.

Bazıları, savaş sırasında merkezi hükümetin yanında yer alan konumunu örtüp Amhara milislerinin tartışmalı iki bölge üzerindeki kontrolüne son verme kararını destekleyerek Tigraylıları kazanmaya çalıştığını düşündüler.

Diğerleri ise bu çatışmanın anayasal seçenek çerçevesinde çözülmesi gerekliliğini her zaman vurgulayan rejimi temsil ettiğini ifade ettiler. 

İki bölge arasında kalan Welkait ve Raya alanlarının mülkiyeti konusundaki anlaşmazlık, Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'nin (TPLF) iki bölgeyi idari haritasına dahil ettiği 1980'li yılların sonuna kadar uzanıyor.

1990'ların başında Addis Ababa'da TPLF iktidara geldikten sonra, iki alanı kuzey bölgesinin idari sınırları içine dahil eden saha önlemleri alındı.

Bu durum, söz konusu bölgelerin kendi topraklarına geri katılmasını talep eden Amhara aktivistlerinin yanı sıra, bu bölgedeki aktivistlerin de saha önlemlerine itiraz etmesine yol açtı.

TPLF'nin iktidarı sırasında, çok sayıda Tigraylı çiftçi getirilip bölgeye yerleştirildi ve verimli tarım arazileriyle desteklendiler.

Yavaş yavaş Tigray dili ve kültürü empoze edildi. İki bölgenin demografik haritasını yeniden şekillendirmek üzere özenli bir çalışma yürütüldü.

Bölgede devam eden çatışma, ister güç ve nüfuz mücadelesiyle ilgili olsun, ister otlak ve su üzerindeki çatışmalardan kaynaklanan servetin paylaşımı ile ilgili olsun, iki bölge ve iki ulus arasındaki eski tarihsel çatışmaların bir uzantısıdır.

Stratejik uzaklık  

40'ıncı yılına giren bu çatışmayla ilgili belki de en önemli sorular, bu iki bölgenin stratejik önemi ve TPLF'nin onları elde tutma nedenleriyle Amhara'nın onları geri alma yönündeki tekrarlanan talepleriyle ilgilidir.

TPLF saflarındaki eski savaşçı Jabri Medhan Araya, 1992'de yayımlanan 'Öncü'nün Büyük Yürüyüşü' adlı kitabında, TPLF'nin çeşitli nedenlerle bu iki alana tutunduğundan bahsediyor.

Araya, "TPLF, bağımsızlık ve büyük bir Tigray devletinin kurulmasını istiyor. Bu iki bölge de geniş ve verimli tarım arazilerine sahip olduğundan, TPLF bunları önemli bir kaynak olarak sınırlarına dahil etmeye çalıştı" dedi.

Araya sözlerini şöyle sürdürdü:

Diğer neden, Eritre'nin yanı sıra diğer ülkelerle uluslararası limanlar ve sınırlar bulma ihtiyacıyla ilgili stratejik bir boyuta sahiptir. Çünkü iki alan Sudan'a doğru bir geçiş sağlıyor. Bu da onları Port Sudan limanına yaklaştırıyor. Özellikle de Eritre-Tigray ilişkileri herhangi bir olağanüstü duruma maruz kalırsa burada Sudan, insanların, malların ve askeri teçhizatın geçişi için olası bir alternatif oluşturacak.

"Tigray'da denize kıyısı olmayan bir devletin kuruluşunun ilan edilmesinin Etiyopya ile çatışmaya neden olacağını ve bu nedenle her zaman uluslararası temasa geçilebilecek birden fazla olası alternatif sağlanması gerektiğini" dile getiren Araya, "Bu gibi nedenlerin cephe liderlerini Sudan sınırına bitişik Welkait bölgesi ve Eritre'nin Assab limanına yakın Raya bölgesini ilhak etmeye sevk ettiğini" açıkladı.

TPLF eski Genel Sekreteri Arkavi Berhi ise yerel bir televizyon kanalına yaptığı açıklamada, "Welkait bölgesinin silahlı mücadele döneminde Tigray sınırlarına ilhak edildiğini" belirtti.

"Bu işgalin başlangıçta geçici, askeri nedenler ve ihtiyaçlar için olduğunu" vurgulayan Berhi şu ifadeleri kullandı:

TPLF önce bölgeye daha sonra da Etiyopya yönetimine hakim oldu. Bağımsızlığını ilan edip Etiyopya'dan ayrılma yönünde bir karar alması halinde yönetimi elden kaybedecek olsa bile bölge stratejik önemini koruyacak. Bunun yanı sıra TPLF, önemli bir ekonomik kaynağı temsil eden bölgeyi elinden kaçırmak istemiyor. Özellikle TPLF ile Eritre arasındaki ilişkiler savaş noktasına varıp siyasi ve diplomatik kesintiye uğradığında bölgenin önemi daha iyi anlaşıldı. 

İşgal edilmiş topraklar  

Tigraylı siyasi analist David Medhani, "Etiyopya federal anayasasına göre bu alan, iki temel esas sebebiyle artık işgal edilmiş bölge olarak kabul ediliyor. Birincisi, Etiyopya bölgelerinin idari haritasına göre o iki bölge Tigray federal bölgesi sınırları içerisinde kalıyor. İkincisiyse, Amhara bölgesine ilhakları son savaş esnasında doğrudan askeri yollarla gerçekleştirilmiştir" dedi.  

Medhani, Independent Arabia'ya verdiği demeçte "mevcut federal anayasanın bölgeler arasındaki idari sınırlarla ilgili meselelerin askeri gücü içermeyen makul mekanizmalarla çözülmesini öngördüğünü" belirtti.

Medahni "Merkezi hükümetin geniş bir uluslararası garanti ve Afrika Birliği (AfB) himayesinde TPLF ile imzaladığı Pretorya Barış Anlaşması'nın, bölgeler arasında çözülmemiş meselelerin barışçıl müzakere yoluyla çözülüp çevresel şartların Kasım 2020'den önceki haline dönmesini ve tüm güçlerin savaş sırasında işgal ettikleri topraklardan çekilmesini öngördüğünü" sözlerine ekledi.  

Medhani, Etiyopya Savunma Bakanı'nın son gönderisini, "Tigraylıların, savaş döneminde Belay'ın Savunma Bakanı rolüne ilişkin birçok eleştirisi olmasına rağmen, şimdi söyledikleri çok önemli" diyerek yorumladı. Medhani, Savunma Bakanlığı'na bağlı olmayan tüm güçlerin çatışma alanlarından çekilmesine atıfta bulunulmasının ve bu alanların bir bölgeye bağlanması konusunda halk referandumu düzenlenmesi çağrısının, bakanın gönderdiği mesajdaki en önemli iki nokta olduğunu düşünüyor.

Gönderinin zamanlamasının Etiyopya'nın resmi pozisyonuyla uyumluluğuna ilişkin bir soruya yanıt olarak Medhani, "Düzenli ordu ile doğrudan savaşa girmesine ek olarak Amhara milislerinin artan gücü, Amhara bölgesinde veya dışında bir oldu bitti dayatma girişimiyle aynı zamana denk geldiğinden bu anın mesaj için en uygun zaman olduğunu" belirtti.  

Medhani, "Silahlı milislere karşı şiddetli bir savaş yürüten askeri kurumun baş yetkilisi olarak, Bakan'ın gönderisi şimdi iki kat daha fazla önem kazanıyor" diye ekledi.  

"Bakan'ın, hükümetin resmi vizyonu dışında açıklama yapamayacağına" inanan Medhani, söz konusu gönderinin hükümetin çatışmanın çözümüne bakış açısını temsil ettiğini düşünüyor.

Zira kararların içeriğine bakıldığında sadece bir hükümet yetkilisinin bakış açısının olmadığı açıkça görülüyor.

Bakan'ın, Savunma Bakanlığı'na bağlı birlikler dışındaki her türlü askeri varlığın tasfiyesine ilişkin kararlar alındığını belirtirken bölgeleri işgal eden milislerin de bu kararın kapsamı altına girdiği gözden kaçmamaktadır.

Şeytan ayrıntıda gizli 

Afrika Boynuzu konularında uzmanlaşmış bir siyasi analist olan Süleyman Hüseyin ise, "Etiyopya Savunma Bakanı tarafından yapılan öneri, önemine rağmen birçok pratik zorlukla karşı karşıya. Söylendiği gibi şeytan ayrıntıda gizli" dedi.  

Hüseyin, bu hak kazanımı için kimin oy kullanacağının belirlenmesiyle ilgili bir halk referandumu fikrinin karşılaşabileceği en önemli ikilemlerden birine işaret ederek, son 30 yılda TPLF'nin iki alanda geniş bir demografik değişim üzerinde çalıştığını ve büyük bir nüfus değişikliği meydana getirdiğini ifade etti.

Referanduma katılma hakkına sahip olanların kimliğinin belirlenmesinin seçimin gerçekleştirilmesine büyük bir engel teşkil edeceğini düşünen Hüseyin, "Çeşitli Tigray bölgelerinden işe alınan yeni sakinler referanduma katılma ve bu bölgelerin kaderini belirleme hakkına sahip mi?" diye sordu.

Hüseyin'e göre bu durum, Amhara ve yerli halk tarafından büyük bir retle karşılaşacak. TPLF ise bölge nüfusunun bir parçası haline geldikleri için onları hak sahibi olarak görecek.

 

 

Independent Arabia - Independent Türkçe



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.