Kuzey Afrika ülkeleri IMF’nin kafesinde

IMF kafesinde farklı öncelikler, tökezleme ile başa dönme arasında çelişkili deneyimler görülüyor. (İllustrasyon Ewan White)
IMF kafesinde farklı öncelikler, tökezleme ile başa dönme arasında çelişkili deneyimler görülüyor. (İllustrasyon Ewan White)
TT

Kuzey Afrika ülkeleri IMF’nin kafesinde

IMF kafesinde farklı öncelikler, tökezleme ile başa dönme arasında çelişkili deneyimler görülüyor. (İllustrasyon Ewan White)
IMF kafesinde farklı öncelikler, tökezleme ile başa dönme arasında çelişkili deneyimler görülüyor. (İllustrasyon Ewan White)

Kevser Zantur

Kuzey Afrika ülkelerinin Uluslararası Para Fonu (IMF) ile tecrübeleri birbirinden farklı. Her birinin kendine has özellikleri var. Bu tecrübeler, yapısal iyileştirme programlarının uygulanmasında istenen sonuçları gerçekleştirememe ve tökezleme konusunda kesişiyor olabilir. Ancak borçlarını ödeyememe şeklindeki iflas hayaleti tarafından kovalanan ülkeler ile en iyi ihtimalle kötü anılan yapısal düzenleme politikalarına geri dönüş tehlikesi altında olan ülkeler arasında, zamanın önceliklerinin belirlenmesinde farklılık gösteriyor.

IMF’nin resmî internet sitesinde yer alan 25 Ağustos 2023 tarihli verilere göre Mısır, Tunus ve Fas, IMF’den en çok borç alan Arap ülkeleri listesinin başında yer alıyor. Toplam borcun 20,5 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor; borcun 16,68 milyar doları Mısır’a, 1,9 milyar doları Fas’a ve 1,83 milyar doları da Tunus’a ait. Cezayir’in Fon’dan aldığı son borcun tarihi, 1990’lı yıllara uzanıyor; krizin şiddeti ne olursa olsun topu tekrar alma konusunda bir isteklilik yok. Nitekim Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun, ulusal egemenliği baltaladığı için dış borçlanma politikasının benimsenmesine karşı çıkıyor. Tebbun ayrıca, IMF’den borç almayı da kesin bir şekilde reddediyor.

Libya ise merhum Albay Muammer Kaddafi’nin son günlerine kadar Fon’un borç veren üye ülkeleri arasındaydı. Fon’un 30 Ağustos 2011 tarihli raporuna göre Mart 2011’in sonuna kadar bu kurum aracılığıyla dünyaya borç veren ülkelerden biri olarak kaldı.

Libya aynı zamanda Kuzey Afrika ülkeleri arasında 2013 yılından bu yana IMF ile herhangi bir programı olmayan tek ülke. Fon’a göre ülkedeki silahlı çatışmanın durumu nedeniyle Fon, tam on yıllık bir aradan sonra bu yılın ilk yarısında izleme faaliyetlerine yeniden başladı. Arap Baharı’nın diğer iki ülkesi Mısır ve Tunus için durum bunun tam tersi. Nitekim bu iki ülkenin Fon’dan tekrar borç almaları, devrimin bu iki ülkede sebep olduğu büyük değişimlerin etkilerinin ilk tezahürüydü.

Mısır ve Tunus: Sürekli bir tökezleme…

IMF’den borç alanlar listesinde Arjantin’den sonra dünya çapında ikinci sıraya yerleşmesine sebep olan ağır borç portföyünü hariç tutarsak Mısır’ın Fon’la olan tecrübesi, Kuzey Afrika ülkelerinin tecrübelerinden farklı. Kahire, Fon’un neredeyse her türlü finansman programından faydalandı ve yedi anlaşma imzaladı. Bunlardan ilki, 1977’den 1981’e uzanan ekonomik güçlendirme programı kapsamında merhum Cumhurbaşkanı Enver Sedat ile imzalandı. Mısır bu anlaşmayla 186 milyon dolar borç aldı. Sonuncusu ise Ekim 2023’te ‘genişletilmiş kredi kolaylığı’ çerçevesinde imzalanan 3 milyar dolarlık kredi anlaşmasıdır.

Mısır, Tunus ve Fas, IMF’den en çok borç alan Arap ülkeleri listesinin başında yer alıyor. Toplam borcun 20,5 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor; borcun 16,68 milyar doları Mısır’a, 1,9 milyar doları Fas’a ve 1,83 milyar doları da Tunus’a ait.

Denebilir ki Mısır’ın IMF ile ilişkisi, 1945’te üyelik almayla başlayan bir gel-git ilişkisidir. Ülke en büyük alacaklılarından biriyle 78 yıllık ilişkisi boyunca katılığa, redde ve hatta sırt çevirmeye, sonra istisnai bir esnekliğe tanık oldu. Bu istisnai esneklikle Kahire, 2016 yılında imzalanan anlaşmanın başarısından ötürü Fon’un üst düzey yetkililerinden büyük beğeni ve övgü topladı. Daha sonraki gelişmeler, bir başarısızlık değilse de bu başarının nispi bir başarı olduğunu ortaya çıkardı. Zira Mısır tarihinin en yüksek borcuydu (12 milyar dolar). Üstelik bu borç karşılığında, Fon’un ‘makroekonomideki zayıf noktaları gidermek, kapsamlı büyümeyi pekiştirmek ve iş fırsatları oluşturmak’ şeklinde belirlediği hedeflerin özüne de ulaşılmadı.

Fotoğraf Altı: IMF’nin logosu ve Washington’daki ana binasının içten görünümü. (AP)
IMF’nin logosu ve Washington’daki ana binasının içten görünümü. (AP)

Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığı habere göre 2016 anlaşması, köklü sorunlarla boğuşan Mısır ekonomisi için kaçırılmış bir fırsat sayılabilir. Kahire bu dönemde ekonomik toparlanma programını finanse etmek için (10 milyar doları aşan) önemli dış kaynakları harekete geçirme imkânı elde etti. Ayrıca kredi anlaşmasında yer alan bazı iyileştirmeleri uygulamaya da başladı. Ancak sonuçlar, 2020 yılında iki tür finansman elde etmek için yeniden Fon’a başvurmak suretiyle, benimsenen politikaların eksikliklerini ortaya çıkardı. Söz konusu finansman türünden ilki, 2,77 milyar dolar değerindeki Hızlı Finansman Aracı programı kapsamındadır. Diğeri ise ülkenin Kovid-19 salgınının sonuçlarıyla yüzleşme yeteneklerini güçlendirmek için 5,2 milyar dolar değerindeki acil yardım programı kapsamında yapılan ‘güçlendirme anlaşması’ idi. Acil yardımların en sonuncusu, Ekim 2022’de imzalanan anlaşmadır.

Mısır yakın zamanda, IMF’nin döviz kıtlığı çeken yaklaşık 70 ülkeye destek sağlamak için başlattığı ‘Sağlamlık ve Sürdürülebilirlik’ programı çerçevesinde Fon’dan bu yıl sonundan önce 1,3 milyar dolar değerinde yeni bir finansman talebinde bulundu.

Genel olarak Mısır’ın Fon’la onlarca yıllık tecrübesinin değerlendirilmesine dair okumalar farklılık göstermiyor. 1991 yılında (merhum Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek döneminde ve 375 milyon dolar değerinde) imzalanan anlaşma, yüksek toplumsal maliyetine rağmen, sonu iki kez Paris Kulübü’nde biten krizlerle dolu ülke tarihinde en parlak nokta olabilir.

IMF ile yapılan bu ikinci anlaşmanın hükümlerinin uygulanması; harcamaların doğru kanalize edilmesi yoluyla bütçe açığını azaltmayı, desteği kademeli olarak kaldırmayı, ücret bloğunu azaltmayı, kamu sektörüne yönelik harcamaları kısmayı, bankacılık sektörünü iyileştirmeyi ve yabancı yatırımları teşvik edecek mevzuatın çıkarılması, dış ticaretin serbestleştirilmesi ve gümrük engellerinin hafifletilmesini sağladı. Bunun yanı sıra vergi politikalarında etkili olarak nitelendirilen reformların da kabul edilmesiyle iş sektörü yasası çıkarılarak özelleştirme politikalarına girişmeyi mümkün kıldı.  

Anlaşma, Hüsnü Mübarek rejiminin gücü ve ülkenin sahne olduğu savaş tecrübeleri, ekonomik darbeler ve mali tökezlemelerden sonra istikrara duyduğu ihtiyaç sayesinde başarıya giden yolu biliyordu. Bazılarının 1991 anlaşmasının başarısı olarak gördüğü şey, bazılarına göre o dönemdeki siyasi rejimin Irak’a karşı savaşa girme kararıyla temsil edilen pragmatizmi (faydacılığı) olmasaydı yetersizdi. Bu, mali destek kapılarının Mısır’ın önünde ardına kadar açılması kararıdır. Nitekim Paris Kulübü üyeleri, bu kararın ardından Mısır’ın toplam dış borcunun yüzde 50 oranında azaltılmasını onayladı. Sonuç olarak bu borçlar, 1990 yılında GSYİH’nin yüzde 106,9’undan 2001 yılında yaklaşık yüzde 27’ye geriledi.

Fon’dan en çok borç alan Arap ülkeleri arasında ikinci sırada gelen Tunus, hemen hemen aynı dönemde (yani 1990’ların başında) liberal uzmanların yapısal iyileştirme programının başarısı olarak gördüğü şey sayesinde ekonomisinde nitelikli bir sıçrama kaydetti. Mali çevreler, o dönemde iktidarın dizginlerini elinde tutan merhum Cumhurbaşkanı Zeynel Abidin bin Ali’nin rejimini bu kurumun üstün bir şakirdi olarak tanımlıyor.

IMF ile yapılan 2016 anlaşması, köklü sorunlarla boğuşan Mısır ekonomisi için kaçırılmış bir fırsat sayılabilir. Kahire bu dönemde ekonomik toparlanma programını finanse etmek için (10 milyar doları aşan) önemli dış kaynakları harekete geçirme imkânı elde etti. Ayrıca bazı iyileştirmeleri de uyguladı. Ancak sonuçlar, yeniden Fon’a başvurmak suretiyle, benimsenen politikaların eksikliklerini ortaya çıkardı.

Bu durum sadece Mısır ve Tunus’la ilgili değil. Nitekim bölgede (Fas ve Cezayir) hâkim durum, benzerdi ve kamu mali bütçelerindeki ciddi açıklar ve dış borçlardaki rekor yükselişle birlikte döviz stoğunun çöküşü nedeniyle, Libya hariç çeşitli rejimleri bir kurtarıcı olarak Fon’un yardımına başvurmaya yöneltti.

Merhum Tunus Cumhurbaşkanı Reşid Safer, yapısal iyileştirme programının bir parçası olarak 1986 yılında imzalanan en önemli, en ciddi ve toplumsal açıdan en acımasız anlaşmaya öncülük etti. Fon’dan borç alma sürecinde bu, merhum lider Habib Burgiba ile ABD’yi bir araya getiren stratejik ilişkiler sayesinde, Tunus’un finansal eşlikçisi olan bu kurumdan alınan sekizinci borç sayılır. Tunus ile IMF arasındaki ilişkilerin köklü ve sürdürülebilir oluşu, ilk borcun alındığı 1964’ten son borcun alındığı 1991’e kadar bu muamelenin kesintisiz devam etmesini sağladı. Tunus, 2013’te tekrar kapısını çalana kadar tam yirmi yıl boyunca Fon’dan tek dolar bile borç almadı.

1990’lı yıllara dönecek olursak; IMF, 1984 yılında müzakerelerin başlamasıyla birlikte desteğin kaldırılmasını da içeren reformların uygulanmaya başlamasını öngördü ve bu, ‘Ekmek Devrimi’nin patlak vermesine neden oldu. Bundan iki yıl sonra Tunus, anlaşmayı imzaladı ve kamu sektöründe istihdam sayısını azaltmak, faiz oranlarını yükseltmek, iç borçlanmaya tavan koymak, kamu harcamalarını azaltmak, dolaylı vergileri artırmak, yabancı yatırımı teşvik etmek ve devlete ait o dönemde 560 şirketi özelleştirmeye başlamak suretiyle sancılı kemer sıkma politikalarına girişti.

Anlaşmanın uygulanması, ülkenin en azından en kötüsünden sakınarak darboğazdan çıkmasına imkân tanıdıysa da Dünya Bankası’nın yayınladığı bir raporda belirtilen ‘ailelerin yönetimi’ adlı aşamayı da başlattı.

2019 yılında bir kamu kurumu olan Geçiş Dönemi Adaletten Sorumlu Kurum, IMF’ye bir mektup göndererek, özür dilenmesini, 1991 anlaşması nedeniyle uyguladığı politikaların mağdurları için maddi tazminat ödenmesini ve Tunus’un, ‘yönetici ailelerin yararına kullanıldığı’ için gayri meşru gördüğü borçlarının silinmesini talep etti.

2011 yılından sonra Tunus, 2013 anlaşması, 2016 anlaşması ve Kovid-19’un sonuçlarıyla başa çıkmak için 2020 anlaşması olmak üzere IMF ile üç finansman anlaşması imzaladı. Tunus’un bu on yılda Fon’la yaşadığı tecrübe, 1960’ların sonundan 1990’ların başına kadar uzanan çeşitli tecrübelerinden farklıydı. Nitekim siyasi istikrarsızlık ve peş peşe gelen hükümetlerin yetersizliği nedeniyle reformlar uygulanmadı, 25 Temmuz 2021’den sonra ülkenin yeniden bir geçiş dönemine girmesiyle tökezlemeler arttı ve sonuç olarak 1,9 milyar dolarlık yeni bir anlaşmanın imzalanması; Cumhurbaşkanı Kays Said’in dikte olarak gördüğü şeyi reddetmesi ve 1984 Ekmek Devrimi senaryosundan korkması nedeniyle durduruldu.

Fas ve Cezayir

İki ezeli komşu Fas ile Cezayir’in IMF ile farklı ilişkileri var. Bu iki ülke, 1980’lerin sonu ile 1990’ların başında yapısal iyileştirme programını uygularken aynı trajediyi yaşadı. Cezayir, bu tecrübeyi arkasında bıraktı. Mevcut siyasi liderliği de işler ne kadar zor olursa olsun Fon’dan yeniden borç almayı reddediyor.

Fas ise 2012’den bu yana tedbir ve likidite planı kapsamında her biri yaklaşık 3 milyar dolar değerinde peş peşe dört anlaşmadan fayda sağladı. Fon’la yapılan son anlaşma, geçtiğimiz nisan ayında esnek kredi planı kapsamında imzalanan beş milyar dolarlık anlaşmaydı.

Arap Batısı (Mağrib) bölgesinin en büyük ekonomisi kabul edilen ve 1963 yılında Fon’a en son üye olan bölge ülkesi Cezayir, Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun aracılığıyla öncelikle ‘ulusal egemenliği korumak’ ve sonra da 1994 anlaşması tecrübesinin tekrarından sakınmak adına Fon’dan tekrar borç almaya yönelik itirazını açıkladı. Tebbun’un açıklaması, Kovid-19 krizi sırasında yapıldı. Cezayirli yetkililer bu krizle yüzleşmek için bütçeyi yarıya indirmek suretiyle kemer sıkma politikası benimsedi.

1990’lı yılların acı ‘yapısal iyileştirme’ tecrübesini yaşayan diğer Kuzey Afrika ülkelerinden farklı olarak IMF ile Cezayir arasındaki ilişki, döviz rezervlerindeki büyük toparlanmayla birlikte eşit bir ilişki halini aldı. Bu da ona, Maliye Bakanı Kerim Cudi’nin 2012 yılında parlamentoda hükümetin IMF’ye beş milyar dolar borç verme kararını savunurken dediği gibi, uluslararası finans kurumlarındaki nüfuzu araştırma imkânı sundu. 2018 yılında Cezayir Merkez Bankası Başkanı, diğer 60 ülke gibi kendi ülkesinin de olağanüstü küresel koşulların ortaya çıkması halinde Fon’un kullanımına beş milyar dolar ayırmayı taahhüt ettiğini belirterek, bu meblağın IMF hazinesine aktarılmasını reddetti.

Fon’a 1958 yılında katılan Fas ise serbest bir şekilde Fon’dan borç alma yaklaşımını sürdürdü. Bu yüzden bu kurumla olan ilişkisi bir yanda Arap Baharı üçlüsü; Mısır, Tunus, Libya ve diğer yanda Cumhurbaşkanı Buteflika yönetiminin sonunu getiren halk protestolarından sonra değişikliklere sahne olan Cezayir ile karşılaştırıldığında Fas’a dayanıklılık kazandıran siyasi istikrar nedeniyle esneklik özelliği taşıyor.

Fas, 1983 yılında borçlarını ödeme konusunda bir tökezleme yaşadı. Bu başarısızlık onu 1993 yılına kadar devam eden yapısal düzeltme programına yönlendirdi. Çünkü mali dengelerde şiddetli bir bozulma, 1983 yılında yüzde 12’ye ulaşan bütçe açığı, döviz stoğu iki günlük arzı zar zor karşılarken GSYİH’nin yüzde 82’sine yükselen kamu borcu ile yüzleşmesi gerekiyordu.

İstisna teşkil eden Libya

IMF’ye borcu sıfır olan Libya, Kuzey Afrika ülkeleri arasında bir istisna olarak öne çıkıyor. Fon’a 1958 yılında üye olan bu ülke, merhum Cumhurbaşkanı Abdurrahim el-Keib liderliğindeki ilk Libya geçiş hükümetinin kararıyla 2012 yılına kadar hissesini artırdı. Cumhurbaşkanı el-Keib, ülkesinin hissesinin 1 milyon 121 bin birim çekme hakkından (1 milyon 735 bin dolara eşdeğer) 1 milyon 573 bin birim çekme hakkına (yaklaşık 2 milyon 430 bin dolara eşdeğer) yükseltildiğini duyurdu.

Libya, Fon’dan hiç borç almadı ve buna ihtiyacı da yok. Dolayısıyla krediye ihtiyacı olan ve vatandaşları için zorlu kemer sıkma politikalarını takip etmesi istenen ülkelerin aksine Fon’un kurallarına ve talimatlarına aykırı hareket edebilir .

-Bingazi Üniversitesi’nde Ekonomi Profesörü Dr. Atiye el-Mehdi Feturi

Libya, IMF’ye bir ‘üstünlük’ ile yaklaşıyor. Zira Bingazi Üniversitesi’nde ekonomi profesörü olan Atiye el-Mehdi Feturi’nin Libya basın organlarına yaptığı açıklamasında yer alan ifade şöyle oldu:

“Libya, Fon’dan hiç borç almadı ve buna ihtiyacı da yok. Dolayısıyla krediye ihtiyacı olan ve vatandaşları için zorlu kemer sıkma politikalarını takip etmesi istenen ülkelerin aksine Fon’un kurallarına ve talimatlarına aykırı hareket edebilir.”

IMF ‘değersiz bir danışmanlık ofisi’

Kuzey Afrika ülkelerinin IMF ile olan ilişkilerindeki öncelikleri farklılık arz ediyor. Cezayir ve Libya’nın Fon tarafından ülke politikalarına yönelik herhangi bir müdahaleden yana endişeleri yok. Fon’la olan ilişkileri de tartışmalı. Nitekim ona yaklaşımları; onun raporlarını ve verilerini sorgulamadan onu ‘değersiz bir danışmanlık ofisi olarak’ görmeye kadar uzanan bir yelpazede. Buna karşılık Fas, önceliklerini ‘yapısal düzenleme’ programını onaylamaya geri dönmemeye odaklıyor. Programın uygulandığı 1980’li yıllarda maliye bakanı olan Fas Merkez Bankası Başkanı bu korkutucu senaryo konusunda uyarıyor.

Mısır ise Fon’dan daha fazla esneklik bekliyor. Carnegie Ortadoğu Merkezi’nin 6 Temmuz 2023’te yayımlanan bir raporuna göre Fon, ülkenin ulusal para birimi cüneyhin serbestleştirilmesi başta olmak üzere reformları uygulamadaki başarısızlığı sebebiyle Mısır’la ilişkilere alışılmadık bir katılıkla yaklaşmaya başladı. Mısır’ın birinci önceliği, kısa vadede 3,86 milyar dolar ve uzun vadede 11,38 milyar dolar olan borçlarının bu yılın geri kalan aylarında ödenmesini temin etmek.

Temerrüde düşmek, henüz IMF ile bir anlaşmaya varamayan Tunus için de bir endişe kaynağı. Bugün Tunus ile Mısır, Fon’un gözünde iki kronik vakayı ve son on yılda birçok reform programı uygulayıp herhangi bir sonuç elde edemeyen, aksine ekonomik, mali ve toplumsal krizlerini derinleştiren iki adresi temsil ediyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Majalla’dan çevrildi.



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.