İsrail, Filistin ders kitaplarını taşıyan bir araca Kudüs’te operasyon düzenledi

Sessiz savaş, anlatıyı ve kimliği hedef alıyor ve daha geniş bir egemenlik savaşının parçası olarak ön plana çıkıyor.

Özel Filistin İbrahim Koleji’nin grevi, Doğu Kudüs okullarını da kapsayan geniş çaplı eylemler kapsamında gerçekleşiyor. (AFP)
Özel Filistin İbrahim Koleji’nin grevi, Doğu Kudüs okullarını da kapsayan geniş çaplı eylemler kapsamında gerçekleşiyor. (AFP)
TT

İsrail, Filistin ders kitaplarını taşıyan bir araca Kudüs’te operasyon düzenledi

Özel Filistin İbrahim Koleji’nin grevi, Doğu Kudüs okullarını da kapsayan geniş çaplı eylemler kapsamında gerçekleşiyor. (AFP)
Özel Filistin İbrahim Koleji’nin grevi, Doğu Kudüs okullarını da kapsayan geniş çaplı eylemler kapsamında gerçekleşiyor. (AFP)

İsrail, resmi olarak önümüzdeki pazar günü başlaması beklenen yeni okul yılı öncesinde Kudüs okullarındaki Filistin müfredatına karşı ‘önleyici’ bir savaş başlattı.

İsrailli güvenlik görevlileri dün, Kudüs’ün Eski Şehir bölgesindeki bir okula giden bir arabanın yolunu kesti. Güvenlik görevlileri, ders kitaplarına el koydu ve ardından şoför ve okul çalışanlarından birini tutukladı. Operasyon adeta silah, uyuşturucu veya diğer kaçak mallar için yürütülen baskınlara benzetildi.

Kudüs’ten bir medya sözcüsü, İsrail istihbaratçılarının Filistinlilere ait kitapları bir okula taşıyan bir aracı durdurduğunu, hepsine el koyduğunu ve ardından yolcuları tutukladığını söyledi.

Sözcü, yaşananları Filistinlilerin eğitim ve kendi müfredatlarını seçme hakkına yönelik bir saldırı olarak nitelendirdi.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Filistin Yönetimini temsil eden ve Kudüs’te faaliyet göstermesine izin verilmeyen Kudüs Valiliği, uluslararası topluma ve insan hakları örgütlerine Kudüs’teki eğitime karşı işlenen bu ırkçı suçlara çözüm bulma çağrısında bulundu. Valilik ayrıca Kudüslüleri bu suçlarla mücadeleye ve işgalci yetkililerin ulusal okullardaki çocuklara dayatmaya çalıştığı sahte ve çarpıtılmış müfredatı kabul etmeye karşı çıkmaya çağırdı.

Valilik, Kudüs’teki Arap müfredatlarını ve okullarını Yahudileştirmeye çalışan işgalci güce karşı uyarı yaparken, buna izin vermeyeceğini vurguladı.

Filistin Yönetimi ayrıca Kudüs’te Filistin müfredatının öğretilmesini destekliyor, ancak müdahalesi çok sınırlı.

Kitaplara baskın

İsrail’in Filistin okul kitaplarını taşıyan araca yaptığı baskın, aşırı sağcı İsrail hükümetinin yapısı göz önüne alındığında, sıcak bir çatışmanın yaşanmasının beklendiği akademik yılın şekli hakkında bir izlenim veriyor. Öyle ki İsrail, Kutsal Şehre üzerindeki egemenliğini güçlendirmeye yönelik devasa bir planı başlattı.

Filistin eğitim müfredatı, Kudüs’teki iki taraf arasında sahada siyasi, ekonomik, güvenlik ve çeşitli biçimlerde ortaya çıkan büyük çatışmanın merkezinde yer alıyor.

Filistin Esir İşleri Kurumu’yla ilgili protesto

İsrail, Doğu Kudüs’teki eğitim sistemini kontrol etmek için mümkün olan tüm araçları kullandı. Buradaki okullar (yaklaşık 150 tane), Filistinli, özel, belediye, eğitim ve UNRWA olmak üzere çeşitli yönetimlere bağlı çeşitli okullarda okuyan yaklaşık 110 bin öğrenci için Filistin müfredatını benimsiyor.

Her ne kadar İsrailli yetkililer Doğu Kudüs’ün 1967’de işgal edilmesinden bu yana o dönemde şehirdeki okullara İsrail müfredatının getirilmesine karşı Kudüs ayaklanması karşısında teslim olmuş olsa da daha sonra Kudüs’ü köleleştirme girişimlerini durdurmadılar.

Geçen yıl İsrailli yetkililer, Kudüs’teki okulları Filistin müfredatının öğretilmesini iptal etmeye zorladı. Kudüs’teki altı okulun kalıcı ruhsatının iptalini de içeren çatışmalardan sonra değiştirilmiş bir müfredat uyguladı.

İsrail Eğitim Bakanlığı, Kudüs’teki tüm okullara katı bir mesaj göndererek onlara Filistin müfredatını düzeltmek veya kapatmak arasında seçim yapma şansı verdi. Ayrıca İsrail’in Filistin’in yüzde 77’sini işgal ettiği Filistinlilere karşı katliam yaptığı, 531 Filistin köyünü yok ettiği, 1 milyon Filistinlinin göçüne ve 1967’deki gerilemeye neden olduğu 1948 felaketiyle ilgili bazı derslerin yanı sıra Filistinli mahkumlar hakkında dersler, İsrail ordusunun Filistin ambulanslarının işlerini yapmasını engellemesi ve İsrail’in Filistin su kaynakları üzerindeki kontrolünün neden olduğu su krizi hakkındakiler gibi ‘kışkırtıcı’ kitapların kopyalarını da okullara teslim etti.

Şiirleri ve ayetleri silme

Filistin müfredatına yönelik savaş, eski ve yaklaşık on yıl önce Filistin Yönetimi sloganının kitaplardan silinmesiyle başladı. Daha sonra Yahudi akademik takvimi uygulanmadan önce, Kudüs belediyesinin ‘kışkırtıcı materyaller’ olarak tanımladığı, merhum Filistinli şair Mahmud Derviş’in şiirlerini de içeren bazı yazılı metinleri, şiirleri ve ayetleri sildi.

Eğitim Bakanlığı ve işgal belediyesi bir yıl içerisinde, okul müdürlerine resmi bir yazı göndererek, ‘Ulusal ve Toplumsal Terbiye’ kitabının ilkokul üçüncü sınıf öğrencilerine okutulmamasını ve derslerden kaldırılmasını talep etti. Daha sonra kitaba itirazın, öğrencilere Filistin milli marşının öğretilmesi, Filistin’in başkenti Kudüs şehri hakkında bilgiler ve bağımsızlık bildirgesinin ayrıntılarının öğretilmesini içeren ‘Vatanım Filistin’i Seviyorum’ başlıklı bir çalışma ünitesinden kaynaklandığı anlaşıldı.

‘Sessiz Savaş’, İsrail’in Kudüs’teki Filistin müfredatında yaptığı değişiklikleri izleyen ebeveynler tarafından ortaya koyulan bir kitabın adı.

El-İman Okulları Veli Komitesi yetkilisi Tarık el-Akkaş, “Burada eğitime yönelik sessiz savaş, kimlik ve farkındalığı hedef alıyor” dedi. Şarku’l Avsat’a konuşan Akkaş, “Bu, farkındalığa karşı bir savaştır” derken, “Kudüslüleri eşit olmaktan köleye, kimliğiyle gurur duyan bir halktan köleleştirilmiş bir halka çevirmek istiyorlar” ifadelerini kullandı. ‘Sessiz Savaş’ ayrıca birkaç gün önce inanç okullarındaki ebeveynler tarafından başlatılan ve İsrail’in Kudüs’teki Filistin müfredatında ‘farkındalığı’ amaçlayan değişiklikleri takip eden bir kitabın adı. Akkaş’ın da belirttiği gibi; “Savaş devam ediyor ve sonrasında da devam edecek ama biz teslim olmayı kabul etmeyeceğiz.”

İsrail, savaşını okullara da dayatıyor. Şehri kontrol eden taraf olmanın yanı sıra, şehirdeki her türlü okulun maddi destek, tadilat, yardım, öğretmen alımı ihtiyacına odaklandı ve pazarlık yapıyor. Okulların yüzde 70’i İsrail kuruluşunun kontrolü altında, yüzde 45’i ona bağlı ve yüzde 25'i İsrail bilgisiyle finanse ediliyor.

Kudüs’te beş tür okul bulunuyor. Belediyeye bağlı okullar, özel okullar, vakıf okulları olarak bilinen Filistin Yönetimine bağlı okullar, tamamı bilgiyle finanse edilen sözleşmeli okullar ve UNRWA okulları. İsrail, bu okulların tamamının kendi şartlarına uymasını istiyor.

Geçtiğimiz yıl okullar, baskılara direnmişti. Ayrıca Kudüs’te öğretmenler, öğrenciler ve aileleri, İsrail’e meydan okuyarak ‘Çocuklarımıza Filistin müfredatından başka bir şey öğretmeyeceğiz’ başlığı altında birçok broşür düzenleyerek öğrencilere dağıtmıştı. Ancak İsrail, okulları kapatma, baskın yapma ve öğrencilerin çantalarını arama tehdidine de başvurdu.

Filistin müfredatına karşı savaş Kudüs’le sınırlı değil, aynı zamanda ‘kışkırtıcı’ olduğu için Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nde de sürüyor.

Birzeit Üniversitesi’nde uluslararası çalışmalar profesörü olan Dr. Gassan el-Hatib, konunun esas olarak anlatıyla ilgili olduğuna inanıyor. Şarku’l Avsat’a konuşan Hatib, “Bu, anlatı üzerinde bir mücadele. Bizim anlatımızı inkâr ediyorlar ve onların çatışma anlatısını benimsememizi istiyorlar” dedi.

Geçtiğimiz yıllarda İsrail, ülkelere ve Birleşmiş Milletler’e (BM) İsrail buldozerinin zeytin ağacını sökerken çekilmiş fotoğraflarını göndermiş, ‘şehit’ sayılarına ilişkin matematik sorularını ve İsrail’in adının geçmediği haritaları takip etmişti. Yıllar boyunca İsrailli araştırmacılar ve uluslararası kuruluşlar, bu resmi İsrail anlatısını desteklemek için çeşitli çalışmalar sundular.

İsrailli merkezler, farklı zamanlarda Filistinli ‘şehitlerin’ isimlerini taşıyan okulların inşaatına fon sağlanmasının durdurulması için Avrupa Birliği’ne (AB) şikâyette bulundu. İsrail’in ABD’lileri ve Avrupalıları Filistin müfredatını gözden geçirmeye ve Filistin Yönetimi’ne bu konuda baskı yapmaya zorlamayı birçok kez başardığı da biliniyor. Aynı şekilde onlar aracılığıyla UNRWA’ya Batı Şeria ve Gazze’deki kamplardaki okullarında bu müfredatı değiştirmesi için de baskı yaptı.

Filistinlilerin birden fazla kez müfredatlarını değiştirdikleri ve bu nedenle yardım kesintilerine maruz kaldıkları doğru. Ancak Filistin müfredatının, hatta yeni müfredatların bile mükemmel bir egemenlik meselesi olduğunu ve öyle kalacağını söylüyorlar. Çünkü bu müfredat, Filistin kimliğiyle ve ulusal anlatıyla yakından bağlantılı.

Şarku’l Avsat’a konuşan öğretmenler, “Sonuçta müfredat her şey demek değildir. Sabah toplantısında, okul derslerinde öğrencilere Filistin’le ilgili her şeyi öğretiyoruz. Onlara müfredatın söyleyemediklerini söylüyoruz” açıklamasında bulundular.



İran'ın gölge ekonomisi: Uzun sürmeyecek bir direnç

Tahran'da bir sokaktaki duvar resminin önünde duran bir motosikletçi, 21 Temmuz 2026 (AFP)
Tahran'da bir sokaktaki duvar resminin önünde duran bir motosikletçi, 21 Temmuz 2026 (AFP)
TT

İran'ın gölge ekonomisi: Uzun sürmeyecek bir direnç

Tahran'da bir sokaktaki duvar resminin önünde duran bir motosikletçi, 21 Temmuz 2026 (AFP)
Tahran'da bir sokaktaki duvar resminin önünde duran bir motosikletçi, 21 Temmuz 2026 (AFP)

Lina el-Hatib

İran, Rusya ve Çin gibi müttefikleriyle iş birliği içinde, dünyanın en gelişmiş yaptırımları aşma sistemlerinden birini kurmak için on yıllar harcadı. Petrolü, isimleri, bayrakları ve sahipleri sürekli değişen bir gölge tanker filosuyla taşınıyor ve sevkiyatlar, menşeini gizlemek için denizde gemiden gemiye aktarılıyor. Avrupa, Asya, Latin Amerika ve Afrika'daki ticaret merkezlerindeki bir dizi paravan şirket, İranlı kuruluşları uluslararası pazarlardan ayıran katmanlar sağlıyor.

Döviz büroları, offshore hesaplar ve paravan şirketler, petrol gelirlerinin İran'dan geçmesine gerek kalmadan taşınmasına veya harcanmasına olanak tanıyor. İran Devrim Muhafızları, bu sistemi döviz cinsinden gelir elde etmek için kullanıyor ve İran para biriminin değeri düştükçe gelirleri artıyor.

İran'ın bu dallı budaklı sistemi, her yeni yaptırımı kendisini aşmanın yeni yollarını geliştirmeye teşvik eden bir motivasyona dönüştüren bir uzmanlık seviyesine ulaştığı izlenimini verebilir. Ancak bu izlenim, yaptırımları aşmanın İran'a maliyetini hafife alıyor ve sistemin kendi içsel zayıflıklarını göz ardı ediyor. Nitekim İran'ın gölge ekonomisi yeni yaptırımlara uyum sağlayabilir, ancak kapasitesi sınırsız değil.

İran’ın gölge ekonomisi

24 Ağustos'ta Washington, İran ekonomisinin etrafındaki çemberi daha da daraltmayı amaçlayan yeni bir önlem seti olan “Ekonomik Dışlama Operasyonu”nu başlattı. İran ekonomisinin kırılganlığı, yeni yaptırımlar ve ayrıca yaptırımları aşma mekanizmalarının genişlemesi sebebiyle daha da kötüleşebilir. Zira her ek gizleme ve kamufle etme katmanı, işlem maliyetlerini artırıyor ve İran ağlarını uluslararası izlemeye karşı daha savunmasız hale getirebiliyor.

Gölgede faaliyet gösteren tanker filosu, İran'ın gizli sınır ötesi ticaret altyapısının en önemli bileşenlerinden biri. İran petrolü, sahipliği paravan şirketlerden oluşan katmanların ardında gizlenmiş, bayrakları, işletmecileri ve yöneticileri sürekli değişen, Otomatik Tanımlama Sistemi (AIS) sinyalleri kaybolabilen veya manipüle edilebilen gemilerle taşınıyor. Gemiden gemiye aktarmalar, bir başka belirsizlik katmanı daha ekliyor.

Gölge ekonomi aynı zamanda yolsuzluğu da besliyor. Milyarlarca dolar gizemli şirketler ve gayri resmi düzenlemeler aracılığıyla transfer edildiğinde, kara para aklama ve zimmete geçirme fırsatları artar

ABD Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi (OFAC), İran sevkiyatlarının nihai varış noktalarına ulaşmadan önce aşamalar halinde birden fazla gemi arasında transfer edildiğini belgeledi. Bu işlem her yeni transferle petrolün menşeini kanıtlamayı giderek zorlaştırıyor. İran ayrıca petrol ve petrol ürünlerinin kaynağını gizlemeye çalışarak, bunları diğer ülkelerden geliyormuş gibi pazarlıyor.

Şirketlerin yapıları da benzer bir rol oynuyor. İran ile bağlantılı ağlar, varlıkların gerçek sahibini veya işlemlerin gerçek faydalanıcısını gizlemek için nakliye, danışmanlık, lojistik, emtia ticareti ve finansal hizmetler alanlarında faaliyet gösteren görünüşte sıradan şirketleri kullanıyorlar.

İranlı nakliye devi Muhammed Hüseyin Şamhani ile bağlantılı geniş ağ, bu taktiğin açık bir örneğini sunuyor. ABD Hazine Bakanlığı'na göre, bu ağ, Hong Kong ve Marshall Adaları da dahil olmak üzere çeşitli bölgelerde faaliyet gösteren şirketleri kullanıyordu, aynı zamanda meşru ticari faaliyet görünümünü tehlikeye atmadan gemi operatörlerini ve yöneticilerini tekrar tekrar değiştiriyordu.

sdfghyju
 İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Şamhani, Tahran'da Afganistan, Çin, İran, Hindistan ve Rusya'dan ulusal güvenlik sekreterlerinin ilk toplantısında konuşuyor, 26 Eylül 2018 (AFP)

İran ayrıca, yaptırım uygulanan İran bankaları ve kuruluşları adına ödeme yapan paravan şirket ağlarına ek olarak, döviz rezervlerini yurtdışında tutmak için döviz bürolarını ve aracıları da kullanıyor. Petrol satışları önemli miktarda Çin yuanı cinsinden gelir kazandırıyor ve bu gelirler, İran’dan geçmesine gerek kalmadan İran’ın  ithalatını finanse etmek veya diğer yükümlülüklerini karşılamak için kullanılabiliyor.

Bu örnekler, İran'ın gölge ekonomisinin direncini, meşru uluslararası ekonominin çekirdeğine entegre olmasından aldığını ortaya koyuyor.

Yaptırımları aşmanın maliyeti

Meşru ve yasadışı faaliyetlerin iç içe geçmesi, yaptırımların uygulanmasını daha da zorlaştırıyor. İran, kapatılan paravan şirketleri ve ABD makamları tarafından ifşa edilen aracıları sürekli olarak değiştiriyor, şirketlerin gerçek sahipliğini devrediyor, sahte belgeler düzenliyor ve ödemeleri yeniden yönlendiriyor; gölge ekonomisinin işleyişini sürdürmek için küresel ağına güveniyor.

Ancak bu adaptasyonun bir bedeli var. Yaptırımları aşmaya yönelik her yeni yol ek bir maliyet getiriyor. İran, alıcılara riskleri telafi etmek için petrolünü indirimli satmak, işlemleri gizlemek ve fonları transfer etmek için de aracılara ödeme yapmak zorunda kalıyor. Kendisi için güvenilir nakliye şirketleri, finans kurumları ve sigorta şirketlerinin sayısı da gitgide azalıyor. Dahası sermaye yurt dışında sıkışıp kalabilir, işlemler daha yavaş ve karmaşık hale gelebilir. Kaldı ki Tahran'ın aracı kurumlara bağımlılığı arttıkça onların üzerindeki nüfuzu da artıyor.

Gölge ekonomisi aynı zamanda yolsuzluğu da besliyor. Milyarlarca dolar gizemli şirketler ve gayri resmi düzenlemeler aracılığıyla transfer edildiğinde, kara para aklama ve zimmete geçirme fırsatları da artar. ABD Hazine Bakanlığı, yolsuzluk ve kötü yönetimin İran'ın gizli bankacılık sisteminin kaynaklarını tükettiğini belirtti.

Eğer İran, ABD'nin her yeni önlem turundan sonra aynı miktarda petrol ve parayı aynı hızda ve maliyetle hareket ettirmeyi başarırsa, bu önlemlerin etkisi sınırlı kalacaktır

Bu uyum, İran'ın yaptırımların baskısına dayanmasını sağlıyor, ancak ekonomisini giderek daha az verimli ve daha kırılgan hale getiriyor. Ekonomik Dışlama Operasyonu, bu kırılganlığı daha da kötüleştirebilir, çünkü ABD yaptırım listelerine sadece isimler eklemekle yetinmiyor, aynı zamanda İran ticari ağının bağlı olduğu dış altyapıyı, bankaları, sigorta şirketlerini, gemi bayrak kayıtlarını, limanlardaki hizmet sağlayıcılarını, deniz yakıtı tedarikçilerini, emtia tüccarlarını, döviz bürolarını ve nihayetinde İran mallarının alıcılarını hedef alıyor.

ABD Hazine Bakanlığı, yabancı kurumlara, İran'ın yaptırımları aşmasına yardımcı olmanın, ABD finans sistemine erişimlerini kaybetmelerine neden olabileceği konusunda açıkça uyarıda bulundu. Hazine Bakanı Scott Bessent, Washington'un öncelikle finans kurumlarına odaklanarak, ikincil yaptırımları tekrar tekrar uygulamayı planladığını söyledi. Bu, başka bir paravan şirkete yaptırım uygulamaktan niteliksel olarak farklı, çünkü bu durum, söz konusu şirket ile iş yapan bankaları da yaptırımların hedefi haline gelme tehdidiyle karşı karşıya bırakıyor. Bu da İran'ın güvenilir bankalara, dolar takas hizmetlerine, sigortaya, limanlara ve büyük emtia piyasalarına erişimini giderek zorlaştırıyor.

Çin problemi

Çin en büyük sınav olmaya devam ediyor. İran'ın yaptırımları aşma modeli, İran petrolünün birincil varış noktası veya döviz, emtia ve finansal aracıların kaynağı olarak giderek doğuya yöneldi. Çin'de tutulan İran petrol gelirleri, Çin'in İran'a ihracatını finanse edebilir ve geleneksel sınır ötesi bankacılık sistemine olan bağımlılığı azaltabilir.

dfvgthyj
Çin'in doğusundaki Shandong eyaletinin Qingdao Limanı’ndaki konteynerler, 9 Mayıs 2026 (AFP)

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan  aktardığı analize göre Çin ile olan ilişki, İran'ın ekonomik direncine katkıda bulundu, ancak güç dengesi açıkça Pekin'in lehine ve çıkarına. İran petrolünün çoğu Çin'e satılırken, Çin petrol tedarikinde İran'a birincil kaynak olarak bağımlı değil. Pekin, 2021'de Tahran ile imzaladığı “Kapsamlı Stratejik Ortaklık” anlaşmasını da büyük ölçüde hayata geçirmedi.

İran, Çin talebine, Çin para birimine ve onunla ticareti sürdürmeye istekli sınırlı sayıda aracıya aşırı derecede bağımlı hale gelirse, ekonomisi daha az çeşitli bir ekonomiye dönüşecektir. Tahran, Batı finans kurumlarına olan bağımlılığını, ticaret ve finans kanallarını kontrol eden diğer dış aktörlere olan bağımlılıkla değiştirebilir.

Çin ayrıca Washington için de siyasi maliyeti yükseltiyor. Büyük Çin bankalarına, rafinerilerine veya ticaret şirketlerine baskı uygulamak, ABD-Çin ilişkileri ve küresel ekonomi için sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle, Ekonomik Dışlama Operasyonu’nun etkinliği nihayetinde Washington'un baskıyı bu sistemin daha yüksek seviyelerine yaymaya ne kadar istekli olduğuna bağlı olmayı sürdürmektedir.

Yaptırımların başarısı nasıl ölçülür?

Ekonomik Dışlama Operasyonu’nun başarısı, yaptırımların uygulanmasının, yaptırımları aşmanın dayandığı altyapıyı kademeli olarak ne ölçüde daralttığıyla ölçülebilir. Eğer İran, ABD'nin her yeni önlem turundan sonra aynı miktarda petrol ve parayı, aynı hızda ve maliyetle, aynı aracı kurumlar aracılığıyla hareket ettirmeyi başarırsa, bu önlemlerin etkisi sınırlı kalacaktır.

Ekonomik Dışlama Operasyonu’nun başarısı veya başarısızlığı, Washington'un İran'ın yabancı kuruluşlara olan bağımlılığından, özellikle de Çin ile olan eşitsiz ilişkisinden yararlanma yeteneğine bağlı olacaktır

 ABD’nin mevcut deniz ablukası kapsamında, İran ihracatına yönelik fiziksel kısıtlamalar mali baskıyı yoğunlaştırıyor. Denizcilikteki kısıtlamalar daha sonra hafifletilirse, İran neredeyse kesin bir şekilde önceki ticaret seviyelerine geri dönmek için gerekli ticaret ve finans ağlarını yeniden kurmaya çalışacaktır. Ancak, yeni aracı kurumlardan oluşan ağlar gibi alternatifleri kabul edilebilir bir maliyete bulması garanti değil.

İşte temel çatışma bu noktada; İran'ın ağlarını yeniden kurma gücü ile Washington'un bu ağların faaliyet gösterebileceği ekonomik alanı daraltma gücü arasında dönüyor.

cvfbghn
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, başkent Washington'da düzenlenen bir basın toplantısında konuşuyor, 24 Ağustos 2026 (AFP)

İran'ın gölge ekonomisi adaptasyon yeteneğine sahip, ancak bankalar, limanlar, alıcılar, para birimleri ve dış ticaret hizmetleri de dahil olmak üzere küresel ekonomiye erişime büyük ölçüde bağımlı. Bu nedenle, gerçekten bağımsız değil. Bu bağımlılıklar onun Aşil topuğu ve bu durum, İran ile ikili ilişkilerinde üstünlüğü elinde bulunduran kendi müttefikleri için de geçerli.

Ekonomik Dışlama Operasyonu’nun başarısı veya başarısızlığı, Washington'un İran'ın dışarıya bağımlılığından, özellikle de Çin ile olan eşitsiz ilişkisinden faydalanma yeteneğine bağlı olacaktır. ABD'nin lehine olan husus, İran'ın kayıt dışı ekonomisinin temel bir paradoks içermesidir: Ne kadar karmaşık hale gelirse, o kadar çok aracıya ve ortağa ihtiyaç duyuyor ve her ek taraf, Washington'un yaptırımları uygulama çerçevesinde hedef alabileceği yeni bir nokta oluşturuyor.


ABD'nin İsrail'e 2,8 milyar dolarlık yeni silah satışına onay vermesi bekleniyor

Kiev yakınlarındaki bir askeri havalimanına ulaşan ABD silah sevkiyatı (Arşiv- Reuters)
Kiev yakınlarındaki bir askeri havalimanına ulaşan ABD silah sevkiyatı (Arşiv- Reuters)
TT

ABD'nin İsrail'e 2,8 milyar dolarlık yeni silah satışına onay vermesi bekleniyor

Kiev yakınlarındaki bir askeri havalimanına ulaşan ABD silah sevkiyatı (Arşiv- Reuters)
Kiev yakınlarındaki bir askeri havalimanına ulaşan ABD silah sevkiyatı (Arşiv- Reuters)

ABD'nin, İsrail'e yaklaşık 2,8 milyar dolar değerinde yeni bir silah satışına onay vermeye hazırlandığı ve pakette 40 bin adet 2 bin librelik (yaklaşık 1 ton) bomba bulunduğu bildirildi.

ABD basınında yer alan haberlere göre, Amerikan vergi mükelleflerinin ödediği kaynaklarla finanse edilecek paket, Batı'nın cephaneliğindeki en ağır yıkıcı mühimmatlar arasında yer alan silahları içeriyor. Pakette 20 bin adet MK-84 tipi bomba, 20 bin adet BLU-117 tipi bomba ve tahkimatları delmek amacıyla kullanılan I-2000 Penetrator tipi 20 bin savaş başlığı bulunuyor.

The New York Times'ın bir ABD'li yetkiliye dayandırdığı habere göre, Başkan Donald Trump yönetiminin söz konusu silah satışına onay verdiği belirtildi.

Şarku’l Avsatın AFP’den aktardığına göre ABD yönetiminden üst düzey bir yetkili ise yaptığı açıklamada, "Tüm dış askeri satışlar, yürürlükteki prosedürler doğrultusunda ilerlemektedir" dedi. Yetkili, henüz tamamlanma aşamasında olan satışlara ilişkin ise yorum yapmaktan kaçındı.

Silah paketine ilişkin haberler, ABD Savunma Bakanlığının İran'daki savaşla bağlantılı olarak mühimmat sıkıntısı yaşandığını kabul ettiği bir dönemde gündeme geldi. Washington yönetiminin 28 Şubat ile 30 Haziran tarihleri arasında mühimmat için 22,3 milyar dolar harcadığı bildirildi.

Trump yönetimi, Şubat 2025'te İsrail'e bomba, füze ve bunlarla bağlantılı ekipmanların da yer aldığı 7,4 milyar dolarlık silah satışına onay verdi. Söz konusu pakette MK-84 tipi mühimmat da bulunuyordu.

Joe Biden yönetimi, Gazze'de sivil kayıplara ilişkin endişeler nedeniyle 2 bin librelik bombaların sevkiyatlarından birini askıya almıştı. Trump yönetimi ise 2025'in başında göreve gelmesinin ardından söz konusu bombaların İsrail'e teslim edilmesine onay verdi.


Amerika, Güney Afrika vatandaşlarına yönelik vize kısıtlamaları getirdi

Pasaportta iptal edilmiş bir ABD vizesi (Reuters- Arşiv)
Pasaportta iptal edilmiş bir ABD vizesi (Reuters- Arşiv)
TT

Amerika, Güney Afrika vatandaşlarına yönelik vize kısıtlamaları getirdi

Pasaportta iptal edilmiş bir ABD vizesi (Reuters- Arşiv)
Pasaportta iptal edilmiş bir ABD vizesi (Reuters- Arşiv)

ABD, Güney Afrika vatandaşlarına vize verilmesine yönelik yeni kısıtlamalar getirdi. Karar, ABD Başkanı Donald Trump'ın apartheid rejiminin sona ermesinden bu yana ülkenin uyguladığı ırksal adalet politikalarını defalarca eleştirmesinin ardından geldi.

Trump, Güney Afrika hükümetinin toprak mülkiyetinin yeniden düzenlenmesi ve eski apartheid rejiminin ekonomik ve toplumsal mirasının ele alınmasına yönelik politikalarını birçok kez eleştirmişti. Söz konusu politikalar, beyaz azınlık yönetiminin sona ermesinin üzerinden 30 yıl geçmesine rağmen devam eden büyük eşitsizliklerin giderilmesini amaçlıyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı, yeni uygulamaların "tazminat ödenmeksizin topraklara el konulmasına, ırk temelinde ayrımcılığa ve/veya ırksal ya da etnik azınlıklara yönelik yakın zamanda gerçekleşmesi muhtemel şiddete teşvikte" bulunduğu değerlendirilen Güney Afrika vatandaşlarını hedef aldığını açıkladı.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, "Başkan Trump'ın da açıkça belirttiği üzere, Güney Afrika halkı, Afrikaner azınlığının aleyhine olacak şekilde ırksal adaletsizlikleri gidermeye yönelik aşırı politikalar izleyerek ülke ekonomisini tahrip eden bir hükümetten zarar görüyor" dedi.

Rubio, vize kısıtlamalarının "ırk temelinde ayrımcılığı teşvik eden, şiddete kışkırtan veya tazminat ödenmeksizin topraklara el konulmasına katkıda bulunan" kişileri hedef alacağını söyledi.

Trump, 2025 yılında Beyaz Saray'daki bir görüşmede Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa'yı, "beyazlara yönelik soykırım" olarak nitelendirdiği uygulamalar nedeniyle sert biçimde eleştirmişti. Trump yönetimi aynı yıl Güney Afrika'ya yüksek gümrük vergileri uyguladı ve Trump ayrıca Johannesburg'un ev sahipliği yaptığı G20 Zirvesi'ni boykot etmişti.