İsrail, Filistin ders kitaplarını taşıyan bir araca Kudüs’te operasyon düzenledi

Sessiz savaş, anlatıyı ve kimliği hedef alıyor ve daha geniş bir egemenlik savaşının parçası olarak ön plana çıkıyor.

Özel Filistin İbrahim Koleji’nin grevi, Doğu Kudüs okullarını da kapsayan geniş çaplı eylemler kapsamında gerçekleşiyor. (AFP)
Özel Filistin İbrahim Koleji’nin grevi, Doğu Kudüs okullarını da kapsayan geniş çaplı eylemler kapsamında gerçekleşiyor. (AFP)
TT

İsrail, Filistin ders kitaplarını taşıyan bir araca Kudüs’te operasyon düzenledi

Özel Filistin İbrahim Koleji’nin grevi, Doğu Kudüs okullarını da kapsayan geniş çaplı eylemler kapsamında gerçekleşiyor. (AFP)
Özel Filistin İbrahim Koleji’nin grevi, Doğu Kudüs okullarını da kapsayan geniş çaplı eylemler kapsamında gerçekleşiyor. (AFP)

İsrail, resmi olarak önümüzdeki pazar günü başlaması beklenen yeni okul yılı öncesinde Kudüs okullarındaki Filistin müfredatına karşı ‘önleyici’ bir savaş başlattı.

İsrailli güvenlik görevlileri dün, Kudüs’ün Eski Şehir bölgesindeki bir okula giden bir arabanın yolunu kesti. Güvenlik görevlileri, ders kitaplarına el koydu ve ardından şoför ve okul çalışanlarından birini tutukladı. Operasyon adeta silah, uyuşturucu veya diğer kaçak mallar için yürütülen baskınlara benzetildi.

Kudüs’ten bir medya sözcüsü, İsrail istihbaratçılarının Filistinlilere ait kitapları bir okula taşıyan bir aracı durdurduğunu, hepsine el koyduğunu ve ardından yolcuları tutukladığını söyledi.

Sözcü, yaşananları Filistinlilerin eğitim ve kendi müfredatlarını seçme hakkına yönelik bir saldırı olarak nitelendirdi.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Filistin Yönetimini temsil eden ve Kudüs’te faaliyet göstermesine izin verilmeyen Kudüs Valiliği, uluslararası topluma ve insan hakları örgütlerine Kudüs’teki eğitime karşı işlenen bu ırkçı suçlara çözüm bulma çağrısında bulundu. Valilik ayrıca Kudüslüleri bu suçlarla mücadeleye ve işgalci yetkililerin ulusal okullardaki çocuklara dayatmaya çalıştığı sahte ve çarpıtılmış müfredatı kabul etmeye karşı çıkmaya çağırdı.

Valilik, Kudüs’teki Arap müfredatlarını ve okullarını Yahudileştirmeye çalışan işgalci güce karşı uyarı yaparken, buna izin vermeyeceğini vurguladı.

Filistin Yönetimi ayrıca Kudüs’te Filistin müfredatının öğretilmesini destekliyor, ancak müdahalesi çok sınırlı.

Kitaplara baskın

İsrail’in Filistin okul kitaplarını taşıyan araca yaptığı baskın, aşırı sağcı İsrail hükümetinin yapısı göz önüne alındığında, sıcak bir çatışmanın yaşanmasının beklendiği akademik yılın şekli hakkında bir izlenim veriyor. Öyle ki İsrail, Kutsal Şehre üzerindeki egemenliğini güçlendirmeye yönelik devasa bir planı başlattı.

Filistin eğitim müfredatı, Kudüs’teki iki taraf arasında sahada siyasi, ekonomik, güvenlik ve çeşitli biçimlerde ortaya çıkan büyük çatışmanın merkezinde yer alıyor.

Filistin Esir İşleri Kurumu’yla ilgili protesto

İsrail, Doğu Kudüs’teki eğitim sistemini kontrol etmek için mümkün olan tüm araçları kullandı. Buradaki okullar (yaklaşık 150 tane), Filistinli, özel, belediye, eğitim ve UNRWA olmak üzere çeşitli yönetimlere bağlı çeşitli okullarda okuyan yaklaşık 110 bin öğrenci için Filistin müfredatını benimsiyor.

Her ne kadar İsrailli yetkililer Doğu Kudüs’ün 1967’de işgal edilmesinden bu yana o dönemde şehirdeki okullara İsrail müfredatının getirilmesine karşı Kudüs ayaklanması karşısında teslim olmuş olsa da daha sonra Kudüs’ü köleleştirme girişimlerini durdurmadılar.

Geçen yıl İsrailli yetkililer, Kudüs’teki okulları Filistin müfredatının öğretilmesini iptal etmeye zorladı. Kudüs’teki altı okulun kalıcı ruhsatının iptalini de içeren çatışmalardan sonra değiştirilmiş bir müfredat uyguladı.

İsrail Eğitim Bakanlığı, Kudüs’teki tüm okullara katı bir mesaj göndererek onlara Filistin müfredatını düzeltmek veya kapatmak arasında seçim yapma şansı verdi. Ayrıca İsrail’in Filistin’in yüzde 77’sini işgal ettiği Filistinlilere karşı katliam yaptığı, 531 Filistin köyünü yok ettiği, 1 milyon Filistinlinin göçüne ve 1967’deki gerilemeye neden olduğu 1948 felaketiyle ilgili bazı derslerin yanı sıra Filistinli mahkumlar hakkında dersler, İsrail ordusunun Filistin ambulanslarının işlerini yapmasını engellemesi ve İsrail’in Filistin su kaynakları üzerindeki kontrolünün neden olduğu su krizi hakkındakiler gibi ‘kışkırtıcı’ kitapların kopyalarını da okullara teslim etti.

Şiirleri ve ayetleri silme

Filistin müfredatına yönelik savaş, eski ve yaklaşık on yıl önce Filistin Yönetimi sloganının kitaplardan silinmesiyle başladı. Daha sonra Yahudi akademik takvimi uygulanmadan önce, Kudüs belediyesinin ‘kışkırtıcı materyaller’ olarak tanımladığı, merhum Filistinli şair Mahmud Derviş’in şiirlerini de içeren bazı yazılı metinleri, şiirleri ve ayetleri sildi.

Eğitim Bakanlığı ve işgal belediyesi bir yıl içerisinde, okul müdürlerine resmi bir yazı göndererek, ‘Ulusal ve Toplumsal Terbiye’ kitabının ilkokul üçüncü sınıf öğrencilerine okutulmamasını ve derslerden kaldırılmasını talep etti. Daha sonra kitaba itirazın, öğrencilere Filistin milli marşının öğretilmesi, Filistin’in başkenti Kudüs şehri hakkında bilgiler ve bağımsızlık bildirgesinin ayrıntılarının öğretilmesini içeren ‘Vatanım Filistin’i Seviyorum’ başlıklı bir çalışma ünitesinden kaynaklandığı anlaşıldı.

‘Sessiz Savaş’, İsrail’in Kudüs’teki Filistin müfredatında yaptığı değişiklikleri izleyen ebeveynler tarafından ortaya koyulan bir kitabın adı.

El-İman Okulları Veli Komitesi yetkilisi Tarık el-Akkaş, “Burada eğitime yönelik sessiz savaş, kimlik ve farkındalığı hedef alıyor” dedi. Şarku’l Avsat’a konuşan Akkaş, “Bu, farkındalığa karşı bir savaştır” derken, “Kudüslüleri eşit olmaktan köleye, kimliğiyle gurur duyan bir halktan köleleştirilmiş bir halka çevirmek istiyorlar” ifadelerini kullandı. ‘Sessiz Savaş’ ayrıca birkaç gün önce inanç okullarındaki ebeveynler tarafından başlatılan ve İsrail’in Kudüs’teki Filistin müfredatında ‘farkındalığı’ amaçlayan değişiklikleri takip eden bir kitabın adı. Akkaş’ın da belirttiği gibi; “Savaş devam ediyor ve sonrasında da devam edecek ama biz teslim olmayı kabul etmeyeceğiz.”

İsrail, savaşını okullara da dayatıyor. Şehri kontrol eden taraf olmanın yanı sıra, şehirdeki her türlü okulun maddi destek, tadilat, yardım, öğretmen alımı ihtiyacına odaklandı ve pazarlık yapıyor. Okulların yüzde 70’i İsrail kuruluşunun kontrolü altında, yüzde 45’i ona bağlı ve yüzde 25'i İsrail bilgisiyle finanse ediliyor.

Kudüs’te beş tür okul bulunuyor. Belediyeye bağlı okullar, özel okullar, vakıf okulları olarak bilinen Filistin Yönetimine bağlı okullar, tamamı bilgiyle finanse edilen sözleşmeli okullar ve UNRWA okulları. İsrail, bu okulların tamamının kendi şartlarına uymasını istiyor.

Geçtiğimiz yıl okullar, baskılara direnmişti. Ayrıca Kudüs’te öğretmenler, öğrenciler ve aileleri, İsrail’e meydan okuyarak ‘Çocuklarımıza Filistin müfredatından başka bir şey öğretmeyeceğiz’ başlığı altında birçok broşür düzenleyerek öğrencilere dağıtmıştı. Ancak İsrail, okulları kapatma, baskın yapma ve öğrencilerin çantalarını arama tehdidine de başvurdu.

Filistin müfredatına karşı savaş Kudüs’le sınırlı değil, aynı zamanda ‘kışkırtıcı’ olduğu için Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nde de sürüyor.

Birzeit Üniversitesi’nde uluslararası çalışmalar profesörü olan Dr. Gassan el-Hatib, konunun esas olarak anlatıyla ilgili olduğuna inanıyor. Şarku’l Avsat’a konuşan Hatib, “Bu, anlatı üzerinde bir mücadele. Bizim anlatımızı inkâr ediyorlar ve onların çatışma anlatısını benimsememizi istiyorlar” dedi.

Geçtiğimiz yıllarda İsrail, ülkelere ve Birleşmiş Milletler’e (BM) İsrail buldozerinin zeytin ağacını sökerken çekilmiş fotoğraflarını göndermiş, ‘şehit’ sayılarına ilişkin matematik sorularını ve İsrail’in adının geçmediği haritaları takip etmişti. Yıllar boyunca İsrailli araştırmacılar ve uluslararası kuruluşlar, bu resmi İsrail anlatısını desteklemek için çeşitli çalışmalar sundular.

İsrailli merkezler, farklı zamanlarda Filistinli ‘şehitlerin’ isimlerini taşıyan okulların inşaatına fon sağlanmasının durdurulması için Avrupa Birliği’ne (AB) şikâyette bulundu. İsrail’in ABD’lileri ve Avrupalıları Filistin müfredatını gözden geçirmeye ve Filistin Yönetimi’ne bu konuda baskı yapmaya zorlamayı birçok kez başardığı da biliniyor. Aynı şekilde onlar aracılığıyla UNRWA’ya Batı Şeria ve Gazze’deki kamplardaki okullarında bu müfredatı değiştirmesi için de baskı yaptı.

Filistinlilerin birden fazla kez müfredatlarını değiştirdikleri ve bu nedenle yardım kesintilerine maruz kaldıkları doğru. Ancak Filistin müfredatının, hatta yeni müfredatların bile mükemmel bir egemenlik meselesi olduğunu ve öyle kalacağını söylüyorlar. Çünkü bu müfredat, Filistin kimliğiyle ve ulusal anlatıyla yakından bağlantılı.

Şarku’l Avsat’a konuşan öğretmenler, “Sonuçta müfredat her şey demek değildir. Sabah toplantısında, okul derslerinde öğrencilere Filistin’le ilgili her şeyi öğretiyoruz. Onlara müfredatın söyleyemediklerini söylüyoruz” açıklamasında bulundular.



Çin yeni nesil silahlarını hayvanlardan ilham alarak üretiyor

Eylül'de Pekin'de düzenlenen askeri geçit töreninde "robot kurtlar" da gösterilmişti (CCTV)
Eylül'de Pekin'de düzenlenen askeri geçit töreninde "robot kurtlar" da gösterilmişti (CCTV)
TT

Çin yeni nesil silahlarını hayvanlardan ilham alarak üretiyor

Eylül'de Pekin'de düzenlenen askeri geçit töreninde "robot kurtlar" da gösterilmişti (CCTV)
Eylül'de Pekin'de düzenlenen askeri geçit töreninde "robot kurtlar" da gösterilmişti (CCTV)

Çin ordusu yapay zeka destekli otonom silahlarını geliştirmeyi hızlandırmaya çalışıyor. Drone sürüleri ve karada faaliyet gösteren robotlar dikkat çekiyor. 

Bu konuya mercek tutan Wall Street Journal (WSJ), bilim insanlarının şahin, güvercin, kurt, karınca ve çakal gibi pek çok hayvandan ilham aldığını bildirdi. 

Halk Kurtuluş Ordusu bağlantılı üniversitelerdeki araştırmacıların şahin gibi yırtıcıların avlarını nasıl seçtiğini, güvercin ve benzeri kuş sürülerinin saldırılardan nasıl kaçtığını modellediği aktarıldı. Böylece drone'ların insan müdahalesi olmadan zayıf hedefleri belirleyip saldırı düzenlemesini sağlayacak algoritmaların oluşturulduğu vurgulandı.

Çin'deki savunma şirketleri ve üniversitelerin 2022'den beri 930 buluşun patentini aldığı, ABD'deyse aynı dönemde bu rakamın 60 civarında kaldığı ve bunlardan en az 10'unun Çinlilerle bağlantılı olduğu ifade edildi.

Amerikan gazetesi, Pekin'in yapay zekayı barutun icadıyla kıyaslanacak bir teknoloji olarak gördüğünü ve gelecekteki savaşların insansız yürütülebileceğini düşündüğünü belirtti. 

Çin'in kitlesel drone üretimindeki hakimiyetine ve bunu ucuza çok büyük sayılarda yapabilmesine dikkat çekildi. 

Asya devinin her yıl bir milyon drone imal kapasitesine sahip olduğunun altı çizilirken ABD'nin katbekat maliyetle bir senede üretebildiği miktarın onbinlerle ifade edilebileceği bildirildi.

Pekin'in kamyonlardan fırlatılan 200 drone'luk sürüler, daha küçük drone'lar fırlatabilen "ana gemi" drone'ları ve silah haline getirilmiş "robot kurtları" sergilediği hatırlatıldı. Çin'in bunları birbiriyle koordine ederek birlikte kullanmayı düşündüğü vurgulandı.

1970'lerin sonundan beri savaşmayan Halk Kurtuluş Ordusu'nun deneyimsiz komutanlar ve sert hiyerarşiye dair endişeleri, yapay zeka destekli bu silahların otonomisiyle gidermeyi planladığı öne sürüldü. 

Ukrayna savaşındaki sinyal bozma taktiğinden ders çıkaran Pekin'in insan kontrollü drone'ların yetersizliğine de bu yolla çözüm bulduğu iddia edildi. 

Savaş durumunda bu teknolojilerin istendiği gibi çalışıp çalışmayacağıysa henüz bilinmiyor.

Diğer yandan savaşmanın yapay zekaya bırakılması, etik açıdan da endişeyle karşılanıyor. İnsan kontrolünde olmayan silahların sivilleri öldürebileceğine işaret ediliyor. 

Independent Türkçe, WSJ, Reuters


James Jeffrey: Kürtlerle ilişkimiz DEAŞ'ı yenmeye yönelik geçici ve taktiksel bir ortaklıktı

James Jeffrey (Reuters)
James Jeffrey (Reuters)
TT

James Jeffrey: Kürtlerle ilişkimiz DEAŞ'ı yenmeye yönelik geçici ve taktiksel bir ortaklıktı

James Jeffrey (Reuters)
James Jeffrey (Reuters)

Eski ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, ABD’nin Suriye’deki yeni tutumunun Kürtlere yönelik bir “ihanet” olduğu yönündeki eleştirilere karşı çıktı. Jeffrey, ABD’li yetkililerin Kürtlere, ilişkilerinin DEAŞ'ın yenilmesine dayalı, geçici ve taktiksel olduğunu her zaman açık biçimde ifade ettiğini söyledi.

Donald Trump’ın ilk başkanlık döneminde ABD’nin Suriye Özel Temsilciliği ve ABD’nin Ankara Büyükelçiliği görevlerini yürüten Jeffrey, Washington’da VOA’ya (Amerika’nın Sesi) gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

“Kürtlere hiçbir zaman kalıcı güvence vermedik”

Jeffrey, Obama yönetiminden bu yana Kürtlere hiçbir zaman kalıcı bir siyasi ya da askeri garanti verilmediğini vurguladı. ABD’nin, Kürtleri DEAŞ , Esad rejimi ve bu aktörlerin müttefikleri dışındaki güçlere karşı savunacağına dair bir taahhütte bulunmadığını söyledi.

Jeffrey, “Kürtlere, zamanla bir Kürt bölgesini destekleyeceğimizi ya da onları Suriye muhalefetine veya yeni Suriye hükümetine karşı askeri güçle savunacağımızı asla söylemedik. Aksine, ilişkimizin DEAŞ'ı yok etmeye yönelik geçici ve taktiksel bir ortaklık olduğunu ifade ettik” dedi.

ABD’nin Suriye yaklaşımı: BM 2254 sayılı karar

Suriye’nin ve Kürtlerin geleceğine ilişkin konuşan Jeffrey, ABD’nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararını desteklediğini belirtti. Kürtlere de bu karar çerçevesinde siyasi çözümden yana olduklarının defalarca aktarıldığını söyledi.

BM Güvenlik Konseyi tarafından 18 Aralık 2015’te oybirliğiyle kabul edilen 2254 sayılı karar; Suriye genelinde ateşkes sağlanmasını, ülkenin birliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğü korunarak siyasi bir geçiş sürecini öngörüyor.

“Ahmed Şara ile birlikte sahadaki ortaklar ikiye çıktı”

Jeffrey, Ahmed Şara liderliğindeki Suriye geçici hükümetinin, uluslararası toplumun iş birliğiyle 2254 sayılı kararın öngördüğü adımları hayata geçirmeye çalıştığını ifade etti.

ABD’li eski diplomat, “Ahmed Şara’nın DEAŞ'e karşı uluslararası mücadeleye katılma iradesi göstermesiyle Suriye’deki ortaklarımız Ahmed Şara ve SDG olmak üzere ikiye çıktı” dedi. Jeffrey, İsrail dışındaki bölge ülkelerinin büyük bölümünün Suriye’nin birleşmesi gerektiği görüşünde olduğunu ve ABD’nin de bu politikayı desteklediğini vurguladı.

Trump–Erdoğan temasları ve Kürt bölgeleri

James Jeffrey, Rojava’da Suriye Arap Ordusu’nun Kürt güçlerine yönelik saldırıları sırasında ABD’li yetkililerin, Kürtlere yönelik şiddeti önlemek için Suriyeli ve Türk yetkililerle yoğun bir diplomasi yürüttüğünü söyledi.

Jeffrey, “Kürtlerin katledilmemesi ve güçlerin Haseke’deki Kürt bölgelerine girmemesi için liderler düzeyinde doğrudan telefon görüşmeleri yapıldı. ABD’nin yaklaşımı, şiddeti önlemek ve gerilimi düşürmek yönündeydi” diye konuştu.

ABD–Kürt iş birliği sürecek mi?

Jeffrey, Suriye’deki son gelişmelere rağmen ABD ile Kürtler arasında ortak çalışma imkanının devam edeceğini savundu. ABD’nin Kürt güçleriyle DEAŞ'e karşı iş birliğini sürdürdüğünü belirten Jeffrey, Kürtlerin tamamen tasfiye edilmesini istemediklerini söyledi.

“Kürt güçlerinin Suriye ordusuyla entegre olmasını ve güçlü bir yerel yönetime sahip olmalarını istiyoruz” diyen Jeffrey, bunun sahadaki en gerçekçi çözüm olduğunu ifade etti.

“Suriye için eyalet sistemi önerisi”

Suriye’nin anayasal yapısına da değinen Jeffrey, Irak’takine benzer bir eyalet ya da valilik sistemini savundu. Ancak Suriye’de Irak Kürdistanı’na benzer bir bölgesel statünün uygulanabilir olmadığını belirtti.

Jeffrey, “Irak Anayasası’nda olduğu gibi valilerin halk tarafından seçildiği, yerel polisin ve yerel bütçenin olduğu bir yapı, Suriye’deki Kürtler için ilerleme yolu olabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Independent Türkçe, VOA


ABD, Şam’ın Süveyda’yı kontrol altına alma çabalarına destek veriyor

Ordu ve güvenlik güçleri Suriye’nin güneyindeki Süveyda kentinde konuşlandırıldı (SANA – AFP)
Ordu ve güvenlik güçleri Suriye’nin güneyindeki Süveyda kentinde konuşlandırıldı (SANA – AFP)
TT

ABD, Şam’ın Süveyda’yı kontrol altına alma çabalarına destek veriyor

Ordu ve güvenlik güçleri Suriye’nin güneyindeki Süveyda kentinde konuşlandırıldı (SANA – AFP)
Ordu ve güvenlik güçleri Suriye’nin güneyindeki Süveyda kentinde konuşlandırıldı (SANA – AFP)

İsrail Kamu Yayın Kurumu Kan 11, Suriyeli bir yetkiliye dayandırdığı haberinde, Şam yönetiminin güney Suriye’de çoğunluğu Dürzi olan Süveyda (Cebel el-Arab) üzerinde kontrol sağlamak için ABD desteğiyle hareket ettiğini bildirdi. Haberde, bu sürecin daha önce kuzeydoğuda Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgelerde izlenen yaklaşıma benzediği ifade edildi.

Söz konusu yetkili, ABD desteğinin “İsrail’in ulusal güvenliğine zarar verilmemesi” şartına bağlı olduğunu belirtirken, Tel Aviv’in bu gelişmeden tam anlamıyla memnun olmadığı ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Kan 11’den aktardığı habere göre, askeri konularla ilgilenen Suriyeli yetkili, hükümetin son dönemde ABD ile koordinasyon ve destek bulunduğunu gösteren bir özgüvenle hareket ettiğini söyledi. Bu çerçevede, ABD’nin, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın Süveyda üzerindeki kontrolü yeniden tesis etme yönündeki adımlarını desteklediği değerlendirmesi yapıldı.

sdcfgt
Süveyda kırsalındaki Şehba kentinde düzenlenen bir gösteriden arşiv fotoğrafı; gösteri sırasında İsrail bayrakları taşındı (el-Râsıd sitesi)

Yetkili, Şam yönetiminin Süveyda’ya yeniden giriş konusunda henüz nihai karar almadığını, ancak bunun “er ya da geç gerçekleşeceğini ve tercihen diyalog ve uzlaşı yoluyla olmasını umduklarını” ifade etti.

Öte yandan Kan 11, İsrail’in Suriye ile yürütülen müzakerelerde, Süveyda’daki Dürzilere doğrudan destek sağlayabilmesine imkân tanıyan açık bir güvenlik maddesinin anlaşmalara eklenmesini şart koştuğunu bildirdi. İsrail’in bu koşulu stratejik çıkarlarının korunması açısından temel gördüğü belirtildi. ABD’nin de desteğinin İsrail’in ulusal güvenliğine zarar verilmemesi şartına bağlanırken bu maddeyi dikkate aldığı kaydedildi. Ancak Tel Aviv’deki izlenim, Washington’un İsrail’in tutumunu olduğu gibi kabul etmediği ve kapsamını asgari düzeye indirdiği yönünde. Fiilen ABD’nin, İsrail’in yalnızca Dürzilerin doğrudan saldırıya uğraması hâlinde müdahaleye hazır olmasını istediği ifade edildi.

dfgthy
İsrail’e ait bir uçağın, geçen temmuz ayında Güney Suriye’deki Süveyda üzerinde uçuşu sırasında termal aldatma balonları (flare) bırakması (AFP)

Kan 11 ayrıca, ABD’nin Ekim 2025’te Süveyda’da yaşananlar gibi Dürzilere yönelik yeni katliamların önlenmesi yönündeki İsrail talebini desteklediğini aktardı.

Öte yandan Jerusalem Post, Süveyda sakinleri arasında ordunun kente girmesine yönelik ciddi endişeler bulunduğunu yazdı. Gazete, halkın Temmuz ayında devlet destekli grupların saldırılarında 2 bin 500 kişinin hayatını kaybettiğini unutmadığını vurguladı.

Öte yandan Kan 11, İsrailli bir güvenlik kaynağına dayandırdığı haberinde, Dürzilere yönelik saldırıların sürmesi hâlinde İsrail’in Suriye’deki askeri operasyonlarını genişletmeye hazır olduğunu, “Tırmanmaya tırmanmayla karşılık verilir” mesajı verdiğini aktardı. Bu açıklamanın, Süveyda’da son haftalarda görece bir sükûnet yaşanmasına rağmen yapıldığına dikkat çekildi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu daha önce yaptığı açıklamada, Suriye’nin güneybatısının silahsızlandırılmış bir bölge olarak kalmasına kararlı olduklarını söylemiş, “Buranın ikinci bir Lübnan’a dönüşmesine izin vermeyeceğiz. Dürzi nüfusu koruma konusunda taahhüdümüz var” demişti. Netanyahu, “Şu anda yoğun operasyonlar yürütüyoruz. Daha fazlasına mecbur kalmamayı umuyorum; bu Şam’ın tutumuna bağlı” ifadelerini kullanmıştı.

rgt
İsrail ordusuna ait askeri araçların Güney Suriye’deki bazı bölgelere girmesi (İsrail ordusu)

Bu gelişmelerin yanı sıra İsrail merkezli i24NEWS, Cumartesi günü Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’ya yakın bir kaynağa dayanarak, ABD arabuluculuğunda Paris’te Suriyeli ve İsrailli yetkililer arasında yakında bir görüşme yapılmasının beklendiğini ileri sürdü. Habere göre, görüşmede iki ülke arasında bir güvenlik anlaşmasının son detaylarının ele alınması öngörülüyor.

Aynı kaynak, toplantıda Suriye-İsrail arasındaki tampon bölgede olası ortak stratejik ve ekonomik projelerin de gündeme geleceğini belirtti.

Ancak Reuters, daha önce ABD arabuluculuğunda yapılan görüşmelerin, sınır hattında istikrarı sağlamayı hedefleyen bir güvenlik anlaşmasıyla sonuçlanmadığını hatırlattı.