Yönetici ailelerin değişmesi, Afrika cumhuriyetlerinde zulme neden olur mu?

Gabon’da Bongo ailesinin iktidarı devrildi.

Gabon’un başkenti Librevil sokakları geçen ağustos ayının sonunda, darbecilere destek kutlaması yapan insanların akınına uğradı. (Reuters)
Gabon’un başkenti Librevil sokakları geçen ağustos ayının sonunda, darbecilere destek kutlaması yapan insanların akınına uğradı. (Reuters)
TT

Yönetici ailelerin değişmesi, Afrika cumhuriyetlerinde zulme neden olur mu?

Gabon’un başkenti Librevil sokakları geçen ağustos ayının sonunda, darbecilere destek kutlaması yapan insanların akınına uğradı. (Reuters)
Gabon’un başkenti Librevil sokakları geçen ağustos ayının sonunda, darbecilere destek kutlaması yapan insanların akınına uğradı. (Reuters)

Gabon Cumhurbaşkanı Ali Bongo’nun birkaç gün önce devrilmesi, Afrika Kıtası’nda son yıllarda tekrarlanan bir olay haline gelen bir dizi darbenin yalnızca yeni bir ayağı değildi. Bu darbe, Afrika’nın pek çok cumhuriyetinde onlarca yıldır iktidarı elinde bulunduran ailelerin geleceğine dair pek çok soruyu gündeme getirirken iktidar değişiminin cumhuriyetçi sistemin temeli olduğu varsayılıyor.

Gabon örneği, Afrika sahnesinde bir istisna değil. Öyle ki tarihsel kanıtlar, Kenya’da Kenyatta ve Odinga, Tongo’da Gnassingbe, Çad’da Deby, Gana’da Akufo-Addo ailelelerinin ve diğerlerinin tekeli de dahil olmak üzere Kıta’nın cumhuriyetlerinde hükümete hâkim olan birçok ailenin varlığını gösteriyor.

Bongo ailesinin yarım asra yakın süredir Gabon’daki iktidarı elinde tuttuğu biliniyor. Bu ailenin gücü, 1967 yılında ülkenin Cumhurbaşkanı Leon M’ba’nın (bağımsızlıktan sonraki ilk cumhurbaşkanı) ölümünden sonra baba Ömer Bongo’nun iktidara gelmesiyle başladı. 2009 yılında babasının ölümünün ardından Ali Bongo iktidara geldi. Daha sonra darbeci liderlerin Gabon’da (çarşamba) yaptığı açıklamaya göre ülkedeki bir grup askeri lider onu ‘emekliye ayırma’ kararı aldı.

Deby’nin Çad üzerindeki kontrolü

Gabon’dan çok da uzak olmayan Deby ailesi, Idris Deby’nin Başkan Hissene Habre’ye karşı çıktığı ve aynı yılın Aralık ayında iktidarı ele geçirdiği 1990 yılından bu yana Çad’da iktidara hakim durumda. İdris Deby, altıncı kez ülkenin cumhurbaşkanı ilan edilmesinden bir gün sonra, Çad’ın kuzeyinde isyancı gruplara karşı mücadeleye liderlik ederken öldürüldüğü Nisan 2021’e kadar iktidarda kaldı.

Deby’nin ölümünün açıklanmasının hemen ardından oğlu General Mahamat, ‘Çad anayasasının, cumhurbaşkanının ölümü veya görevlerini yerine getirememesi durumunda Meclis Başkanı’nın ülkenin başkanlığını geçici olarak devralmasını öngörmesine rağmen’, doğrudan iktidara geldi. Ülkede yeni cumhurbaşkanlığı seçimi, pozisyonun boşalma tarihinden itibaren en az 45, en fazla 90 gün içinde yapılıyor. Ancak oğul Deby, iktidardaki askeri konseyin başkanlığını üstlendiğini açıkladı ve ardından 18 aylık bir geçiş döneminin başladığını duyurdu. Bu sürenin sonunda başkanlık seçimlerine aday olacağına dair yaygın bir görüş var.

Togo’da Gnassingbe

Batı Afrika’nın Atlantik Okyanusu’na bakan küçük Afrika ülkesi Togo’da Gnassingbe ailesi, ülkeyi 55 yıldır yönetiyor. Cumhurbaşkanı Gnassingbe Eyadema, 2005 yılında kalp krizinden öldüğünde, Parlamento Başkanı Fambare Ouattara Natchaba’nın 60 gün içinde yeni cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar geçici olarak ülkenin cumhurbaşkanlığını devralması gerekiyordu. Ancak Togolu yetkililer, ülke dışında bulunan Natchaba’nın ülkeye girişini engelledi ve parlamento, seçimlerin 60 gün içinde yapılmasını gerektiren anayasal şartın kaldırılması yönünde oy kullandı. Eyadema’nın oğlu Faure Gnassingbe’nin başkanlığı devralacağı ve babasının görev süresinin geri kalanında görev yapacağı açıklandı. Şu ana kadar ülkeyi yönetmeye devam eden Faure Gnassingbe, 2020’de dördüncü başkanlık dönemini kazandı ve kendisine 2030’a kadar iktidarda kalmasının kapısını araladı. Böylece ailesinin 1967’den bu yana ülke yönetimindeki hakimiyeti devam etti.

Kenya yönetimindeki aileler

Kenya’da, ülkenin yönetiminin hakimiyeti tek bir aileyle sınırlı değil. Kenyatta ve Odinga aileleri, ülkenin 1960’lardaki bağımsızlığından bu yana hükümette ve muhalefette sandalye değiştirdiler. Uhuru Kenyatta, 9 Nisan 2013’ten bu yana Kenya’nın cumhurbaşkanı olarak görev yapıyordu. Ülkenin 1964-1978 yılları arasındaki ilk cumhurbaşkanı ve önde gelen bağımsızlık liderinin oğlu olan Kenyatta, iktidarını üçüncü bir başkanlık dönemi için uzatmaya çalıştı ancak bunu başaramadı. Geçen yıl yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmamak zorunda kaldı.

Bu seçimler sırasında Kenyatta, seçimleri kazanmayı başaran ve iktidardaki Kenyatta ve Odinga’nın tekelini kırmayı başaran yardımcısı William Ruto pahasına, rakibi muhalefet lideri Raila Odinga’yı desteklemeyi seçti. Ancak Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre her iki ailenin de iktidara geri dönme umuduyla ona karşı kitlesel halk gösterileri kışkırtarak Ruto’ya karşı ittifak kurmayı seçtiği açık.

Afrika tarihi, özellikle de Sahra altı ülkeler konusunda uzmanlaşan Nijeryalı araştırmacı Hekim Necmeddin şu değerlendirmede bulundu:

“Her ne kadar monarşi rejimleri kıtadaki 54 ülkeden yalnızca üçünde (Fas, Lesotho ve Esvati̇ni̇) resmi olarak mevcut olmasa da kendi anayasalarına göre ‘cumhuriyetçi sistemi’ benimseyen birçok ülke, bu sistemin asgari gereklerini yerine getirmiyor. Yönetici ailelerin çoğu, iktidar üzerinde uzun vadeli hegemonya kurmak ve bu gücü aktarmaya yönelik her türlü girişime karşı koymak için siyasi ve toplumsal koşulları kullanıyor.”

Necmeddin, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamasını şöyle sürdürdü:

“İstikrarı ‘tek bir ailede yönetimin sürekliliğine ve hükümdarın oğulları arasında güç aktarımının kolaylığına dayanan’ monarşi rejimlerinin aksine cumhuriyetçi rejimler, iktidarın devri fikrine dayanır ve bu fikrin yokluğu sistemin meşruiyetini etkiler. Birçok Afrika cumhuriyeti üzerinde yönetici ailelerin ve hanedanların birden fazla hegemonya biçimi vardır. Togo, Kenya ve Çad’da olduğu gibi, uzun yıllar iktidarda kalan Uganda, Ekvator Ginesi ve Kamerun yöneticilerinin iktidarı oğullarına devretmeye yönelik planlar yaptığına dair işaretler de mevcut.”

“Bazı Afrika ülkelerinde sorun, cumhuriyet ülkelerindeki bazı yöneticilerin iktidarı sadece çocuklarına değil, eşlerine de devretme girişimiyle sınırlı kalmadı” diyen Nijeryalı araştırmacı, eski Zimbabve Devlet Başkanı Robert Mugabe’nin iktidarı eşine devretme çabalarına dikkat çekti. Bu durum, partisi içinde bir krize ve 2017’de kendisine yönelik darbeye yol açtı. Güney Afrika’da da eski Başkan Jacob Zuma, partisini (Afrika Ulusal Kongresi) eski eşi Nkosazana Dlamini-Zuma’yı ülkenin başkanlığına aday gösterme konusunda etkileyemedi.

Dış müdahalenin etkisi

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi'nin direktör yardımcısı ve Afrika meseleleri konusunda uzman Dr. Ayman es-Seyyid Abdulvahhab, Afrika cumhuriyetlerindeki ‘yönetici aileler’ olgusu ve ‘Kıta’daki birçok ülkenin bağımsızlık sonrası aşamada Batılı modernist bir biçim seçme’ girişimi arasında bağlantı olduğunu söyledi. Abdulvahhab’a göre demokratik cumhuriyetler, iktidarın devrine ve onları yönetecek insanların özgür seçimine ve bunu geleneksel kabile ve aile karakterinin hâkim olduğu toplumlarda uygulama girişimine bağlıdır. Dolayısıyla da miras alınan düşünceler ve daha derin etkiye sahip faktörler hâkim olur.

Abdulvahhab, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada birçok demokratik ülkede Hindistan’da Gandi ailesi, ABD’de Bush ailesi gibi yönetici ailelerin varlığına tanık olunduğuna dikkat çekti. Sözlerine şöyle devam etti:

“Bununla birlikte bu ailelerin üyeleri, ailelerin uzun bir süre boyunca, bazen 50 yıldan fazla bir süre boyunca iktidara hâkim olduğu birçok Afrika cumhuriyeti gerçekliğinden farklı olarak, şeffaf seçimler ve istikrarlı demokratik mekanizmalar yoluyla iktidara ulaşıyor.”

Dr. Ayman es-Seyyid Abdulvahhab, Afrika Kıtası’ndaki belirli cumhuriyetçi ailelerin devam eden yönetimini, bazı ülkelerde yolsuzluğun yayılmasına, kalkınmanın başarısızlığına ve ayrıca bu aileleri destekleyerek ve karşılığında ulusal devletlerin kurumlarını zayıflatarak, kendi çıkarlarını korumak için sıklıkla bu aileleri kullanan dış müdahaleye bağladı. Abdulvahhab sözlerini şöyle sonlandırdı:

“Afrika Kıtası’nın son yıllarda tanık olduğu darbelerin çokluğu, kısmen cumhuriyetçi rejimlerde yönetici ailelerin hayatta kalmasını sağlayan geleneksel faktörler ile bu durumu değiştirmek isteyen sosyal ve askeri seçkinler arasındaki çatışmadan kaynaklanmaktadır.”



Trump, İran’la ateşkes görüşmelerini reddetti: ABD ve Tahran savaşta geri adım atmıyor

 Reuters
Reuters
TT

Trump, İran’la ateşkes görüşmelerini reddetti: ABD ve Tahran savaşta geri adım atmıyor

 Reuters
Reuters

ABD ve İran’ın karşılıklı olarak geri adım atmaması, çatışmaların uzun sürebileceğine işaret ediyor. Arabuluculuk girişimleri ise şimdilik sonuç vermiş değil

ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin, İran’la devam eden savaşı sona erdirmek amacıyla başlatılmak istenen diplomatik temaslara mesafeli durduğu bildirildi.

Reuters’a konuşan diplomatik kaynaklara göre Washington yönetimi, Ortadoğulu müttefiklerin ateşkes görüşmelerini başlatma girişimlerini geri çevirdi. İran ise ABD ve İsrail saldırıları sona ermeden herhangi bir ateşkesi değerlendirmeyeceğini açıkladı.

Uzmanlara göre tarafların mevcut tutumu, savaşın kısa vadede sona ermesinin zor olduğunu gösteriyor.

Taraflar müzakereye hazır görünmüyor

Konuya yakın üç kaynağın Reuters’a verdiği bilgiye göre ABD yönetimi, iki hafta önce ABD ve İsrail’in geniş çaplı hava saldırılarıyla başlayan çatışmaları diplomasi yoluyla sonlandırma girişimlerine şu aşamada sıcak bakmıyor.

İranlı iki üst düzey yetkili de Tahran yönetiminin, ABD ve İsrail saldırıları durmadan ateşkes ihtimalini reddettiğini söyledi.

Kaynaklara göre İran’ın ateşkes için öne sürdüğü şartlar arasında; ABD ve İsrail saldırılarının tamamen sona ermesi, bu durumun kalıcı güvence altına alınması, savaş nedeniyle tazminat ödenmesi gibi talepler bulunuyor.

Petrol piyasalarına etkisi büyüyor

Savaşın etkileri sadece bölgeyle sınırlı kalmazken, küresel enerji piyasalarında da ciddi dalgalanmalara yol açıyor.

İran’ın dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nı kapatması, petrol fiyatlarının hızla yükselmesine neden oldu.

ABD’nin cuma gecesi İran’ın en büyük petrol ihracat terminallerinden biri olan Harg Adası’nı hedef alması da Washington’un askeri baskıyı artırma stratejisinin süreceğine işaret eden bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney ise Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalacağını ve gerekirse bölgedeki saldırıların genişletilebileceğini açıkladı.

Savaşta şu ana kadar çoğu İran’da olmak üzere 2 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği belirtiliyor.

Arabuluculuk girişimleri tıkandı

Savaş öncesinde İran ile Batılı ülkeler arasında dolaylı görüşmelere aracılık eden Umman’ın, taraflar arasında yeniden iletişim kurulması için birden fazla girişimde bulunduğu ancak bu çabaların sonuçsuz kaldığı ifade edildi.

Reuters’a konuşan bir Beyaz Saray yetkilisi, Trump’ın önceliğinin İran’ın askeri kapasitesini zayıflatmak olduğunu söyledi.

Yetkili şu ifadeleri kullandı:

Başkan şu anda bu tür görüşmelerle ilgilenmiyor. Operasyon kesintisiz devam edecek. Belki ileride diplomasi gündeme gelebilir ancak şu an için böyle bir plan yok.

Trump da savaşın ilk günlerinde yaptığı bir sosyal medya paylaşımında İran yönetiminin görüşmek istediğini ancak bunun için artık "çok geç" olduğunu savunmuştu.

Beyaz Saray’dan bir başka yetkili ise İran’da ortaya çıkabilecek yeni bir yönetimin ileride diplomasiye açık olabileceğini ancak mevcut durumda askeri operasyonların süreceğini belirtti.

Washington’da strateji tartışması

Savaşın petrol fiyatlarını artırmasının ABD iç siyasetine de etkileri olabileceği değerlendiriliyor.

Bazı ABD’li yetkililer ve Trump’ın danışmanları, yaklaşan ara seçimler öncesinde artan benzin fiyatlarının Cumhuriyetçi Parti için siyasi risk oluşturabileceği uyarısında bulunarak savaşın hızlı şekilde sonlandırılmasını savunuyor.

Buna karşılık bazı güvenlik yetkilileri ise İran’ın füze programının tamamen ortadan kaldırılması ve nükleer silah geliştirme ihtimalinin engellenmesi için askeri operasyonların sürmesi gerektiğini düşünüyor.

Trump’ın diplomatik girişimleri reddetmesi, yönetimin kısa vadede savaşı bitirmeye yönelik bir strateji benimsemediği şeklinde yorumlanıyor.

İran’da da sertlik yanlıları güç kazanıyor

Kaynaklara göre savaşın ilk günlerinde taraflar gerilimi azaltma ihtimaline daha açık görünüyordu. Hatta bazı ABD’li yetkililerin Umman üzerinden temas kurduğu da belirtiliyor.

İran Ulusal Güvenlik yetkilisi Ali Laricani ile Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin de, olası ateşkes görüşmeleri için Umman üzerinden temas kurmaya çalıştığı öne sürüldü.

Ancak bu girişimlerin ilerleme sağlamadığı belirtiliyor.

Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, savaş ilerledikçe Tahran’ın tutumunun daha da sertleştiğini söyledi.

Yetkili, İran Devrim Muhafızları’nın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolün kaybedilmesini savaşın kaybedilmesiyle eşdeğer gördüğünü belirtti.

"Bu nedenle Devrim Muhafızları herhangi bir ateşkesi veya diplomatik girişimi kabul etmiyor. Çeşitli ülkelerin çabalarına rağmen İran’ın siyasi liderliği de bu görüşmelere katılmayacak" dedi.

Independent Türkçe, Reuters


İran savaşı, Netanyahu’nun siyasi kariyerini nasıl şekillendirecek?

Netanyahu, Ali Hamaney'in öldürülmesinin ardından yerine geçen Mücteba Hamaney'i de tehdit etmişti (AFP)
Netanyahu, Ali Hamaney'in öldürülmesinin ardından yerine geçen Mücteba Hamaney'i de tehdit etmişti (AFP)
TT

İran savaşı, Netanyahu’nun siyasi kariyerini nasıl şekillendirecek?

Netanyahu, Ali Hamaney'in öldürülmesinin ardından yerine geçen Mücteba Hamaney'i de tehdit etmişti (AFP)
Netanyahu, Ali Hamaney'in öldürülmesinin ardından yerine geçen Mücteba Hamaney'i de tehdit etmişti (AFP)

Washington ve Tel Aviv'in Tahran'da rejim değişikliği umutları azalırken, İsrail lideri Binyamin Netanyahu siyasi bir sınavla karşı karşıya.

BBC'nin analizinde, Netanyahu'nun "onlarca yıldır bu an için hazırlandığı" ve siyasi kariyerini "İsrail'i düşmanı İran'a karşı savunma sözü" üzerine inşa ettiği yazılıyor.  

Ancak İsrail ve ABD'nin 28 Şubat'ta başlattığı operasyonda İran'ın dini lideri Ali Hamaney ve Devrim Muhafızları'ndan üst düzey komutanların öldürülmesine rağmen Tahran rejimi hâlâ ayakta.

Hürmüz Boğazı'ndaki krizle birlikte petrol fiyatları yükselmeye devam ederken, savaşı durdurmaları için Tel Aviv ve Washington üzerindeki baskı da artıyor.

Dolayısıyla Netanyahu'nun rejimi devirmeden savaşı sonlandırma planları yapabileceğine dikkat çekiliyor.

Eski İsrail ulusal güvenlik danışmanı ve Kudüs Strateji ve Güvenlik Enstitüsü düşünce kuruluşundan araştırmacı Tümgeneral Yaakov Amidror, İsrail'in rejimi kendisine tehdit oluşturamayacak kadar zayıflatarak temel hedeflerine ulaşabileceğini savunuyor:

Rejim değişikliğini başarabilirsek, bu Ortadoğu'yu da değiştirir. Ancak sınırlarımızı biliyoruz; biz bir süper güç değiliz ve kararlarımızda alçakgönüllü olmalıyız.

Diğer yandan savaşta "tam zafer" sözüyle destek toplamaya çalışan Netanyahu için Tahran rejimini ayakta bırakmak siyasi açıdan riskli olabilir.

Analist Neri Zilber, Hamas'ın hâlâ Gazze'nin yaklaşık yarısını kontrol ettiğini, Hizbullah'ın da 2024'teki ateşkesin ardından mücadeleyi sürdürdüğünü hatırlatarak, İsrail'in geçen sene haziranda 12 gün süren çatışmaların ardından ciddi risk alarak İran'la çok daha büyük bir savaşa girdiğini vurguluyor:

Netanyahu için tehlike burada yatıyor: Geçmişteki vaatleri ona geri dönecek ve dünyanın en güçlü ordusuyla birlikte bu ölçekte yürütülen mevcut savaş bile onun İsrail halkına vaat ettiği sonuçları getirmeyecek.

İran'a karşı Netanyahu'yla ortak operasyon yürüten ABD Başkanı Donald Trump da rejim değişikliğiyle ilgili çelişkili açıklamalar yapıyor. Savaşın ilk günlerinde hem Trump hem de ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, hedefin rejim değişikliği olduğu yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını savunmuştu.

Daha sonra Trump, açıkça İranlılara ayaklanıp yönetimi ele geçirme çağrısı yapmıştı. Ancak Cumhuriyetçi lider, cuma günü Fox News Radio'ya verdiği söyleşide böyle bir hamlenin "çok zor olacağını" itiraf etti.

Netanyahu da perşembe günkü basın açıklamasında şu ifadeleri kullanmıştı:

Rejimi devirmek için en uygun koşulları yaratıyoruz. Ama İran halkının rejimi devireceğine dair size kesin bir şey söyleyemem. Rejim içeriden devrilir.

Independent Türkçe, Times of Israel, BBC, New York Times


Uydu görüntülerinin analizi, savaşın başlangıcından bu yana İran’da meydana gelen hasarın boyutunu ortaya koyuyor

Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’ın Bender Abbas kentindeki Hafadarya Hava Üssü’ne düzenlenen hava saldırılarının ardından hasar gören binaları gösteriyor. (AP)
Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’ın Bender Abbas kentindeki Hafadarya Hava Üssü’ne düzenlenen hava saldırılarının ardından hasar gören binaları gösteriyor. (AP)
TT

Uydu görüntülerinin analizi, savaşın başlangıcından bu yana İran’da meydana gelen hasarın boyutunu ortaya koyuyor

Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’ın Bender Abbas kentindeki Hafadarya Hava Üssü’ne düzenlenen hava saldırılarının ardından hasar gören binaları gösteriyor. (AP)
Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’ın Bender Abbas kentindeki Hafadarya Hava Üssü’ne düzenlenen hava saldırılarının ardından hasar gören binaları gösteriyor. (AP)

İran içinde bilgi akışına yönelik artan kısıtlamalar ve ülkenin geniş bölgelerinde internetin kesilmesi nedeniyle, uydu görüntüleri sahadaki durumu anlamak ve askeri saldırıların yol açtığı zararları tahmin etmek için temel bir araç haline geldi.

Bu çerçevede yeni bir uydu verisi analizi, yaklaşık iki hafta önce başlayan ABD-İsrail saldırılarından bu yana İran’ın farklı bölgelerindeki tesislerde meydana gelen zararların geniş kapsamlı bir ön görünümünü ortaya koydu.

Şarku’l Avsat’ın Washington Post’tan aktardığına göre, Oregon Eyalet Üniversitesi’nden araştırmacılar tarafından dün yayımlanan analiz, saldırıların başlangıcından bu yana ülkedeki çeşitli tesislerde oluşan yıkımın boyutuna dair şimdiye kadar yayımlanan en kapsamlı tablolardan birini sunuyor.

Çalışmanın sonuçları, zararların geniş çaplı olduğunu ve özellikle nüfus açısından İran’ın en büyük şehri olan başkent Tahran ile ülkenin güney-orta kesimindeki Şiraz şehrinde yoğunlaştığını ortaya koyuyor. Veriler ayrıca, sahil kenti Bender Abbas’ta 40’tan fazla tesisin zarar gördüğünü gösteriyor.

Stratejik açıdan büyük öneme sahip Bender Abbas, İran’ın ana deniz üslerinden birine ev sahipliği yapıyor ve Hürmüz Boğazı’na yakın konumda bulunuyor. Bu boğaz, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği kritik bir su yolu olarak öne çıkıyor. Mevcut askeri gerilimler nedeniyle bölgede petrol yüklü gemiler birikmiş durumda ve İran tarafından olası saldırılar nedeniyle deniz trafiği konusunda endişeler artıyor.

Analizi, Oregon Eyalet Üniversitesi’ne bağlı Çatışma Ekolojisi Araştırmaları Laboratuvarı’ndan Corey Scher ve Jamon Van den Hoek yürüttü. Araştırmacılar, çalışmalarında daha önce dünyanın farklı bölgelerindeki silahlı çatışmaların etkilerini inceleyen veri analiz tekniklerini kullandı.

Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’daki Havarşehr Askeri Üssü’nü hedef alan hava saldırıları sonucu hasar gören binaları gösteriyor. (AP)Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’daki Havarşehr Askeri Üssü’nü hedef alan hava saldırıları sonucu hasar gören binaları gösteriyor. (AP)

Van den Hoek, gözlemlenen hasar desenlerinin geleneksel bir cepheye odaklanmayan saldırıların doğasını yansıttığını belirterek, “Şu anda belirli bir cephe yok; çünkü hasar çok kısa bir zaman diliminde İran’ın farklı bölgelerinde meydana geliyor” dedi.

Araştırmacılar, çalışmalarında 28 Şubat’ta başlayan saldırı öncesi Sentinel-1 uydusundan alınan verileri, 2-10 Mart tarihleri arasında toplanan verilerle karşılaştırdı.

Sentinel-1 uydusu, yeryüzündeki değişimleri izlemek için radar teknolojisi kullanıyor. Bu sayede binalar ve tesislerde meydana gelen hasar veya yıkım gözlemlenebiliyor. Ancak bu analiz türü, tarım alanları, yoğun bitki örtüsüne sahip bölgeler ve gelişmemiş alanlardaki hasarları tespit edemiyor.

Araştırmacılar, bu teknolojinin İran’daki geniş arazi alanlarındaki değişimleri izlemek için eşsiz bir fırsat sunduğunu belirtirken, bazı küçük veya sınırlı hasarları tespit edemeyebileceğini vurguladı.

İran'ın Hark Adası'nın uydu görüntüsü (AFP)İran'ın Hark Adası'nın uydu görüntüsü (AFP)

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth dün Pentagon’da düzenlediği basın toplantısında, ABD-İsrail saldırılarının çatışmanın başından bu yana 15 binden fazla hedefi vurduğunu açıkladı.

Gerginliği artıran bir başka gelişmede ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki gemilere yönelik saldırılarını durdurmaması halinde, İran’a bağlı Hark Adası’ndaki petrol altyapısına yönelik saldırı düzenleyebileceği uyarısında bulundu. Bu açıklama, küresel enerji piyasalarının benzeri görülmemiş bir tedarik sıkıntısı yaşadığı dönemde yapıldı.

Trump, bu uyarıyı sosyal medyada yaptığı bir paylaşımla da destekleyerek, ABD’nin Hark Adası’ndaki askeri hedefleri ‘tamamen yok ettiğini’ duyurdu. Ada, İran’ın petrol ihracatında kritik bir nokta; ülkenin petrol sevkiyatlarının yaklaşık yüzde 90’ı buradan geçiyor ve Hürmüz Boğazı’nın yaklaşık 500 kilometre kuzeybatısında yer alıyor.

Buna rağmen Trump, bugüne kadar ABD saldırılarının ada üzerindeki petrol altyapısını hedef almadığını belirtti ve “Ancak İran veya başka herhangi bir taraf, Hürmüz Boğazı’ndan gemilerin güvenli ve serbest geçişini engelleyecek bir eylemde bulunursa, bu kararı derhal gözden geçiririm” ifadesini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump, (Arşiv-AFP)ABD Başkanı Donald Trump, (Arşiv-AFP)

Trump, İran’ın ABD saldırılarına karşı koyma kapasitesinin bulunmadığını belirterek, “İran ordusu ve bu terörist rejimdeki diğer tüm taraflar silahlarını bırakıp ülkelerinde kalanları kurtarmak için akıllıca davranmalıdır; kalan çok fazla bir şey yok” dedi.

Daha sonra yaptığı bir paylaşımda Trump, medyayı eleştirerek, ‘yalan haber medyası’ olarak nitelendirdiği kuruluşların ABD’nin İran’a yönelik askeri operasyonlarındaki başarıları görmezden geldiğini savundu. Trump ayrıca, İran’ın ‘tamamen yenildiğini’ ve bir anlaşma