Yönetici ailelerin değişmesi, Afrika cumhuriyetlerinde zulme neden olur mu?

Gabon’da Bongo ailesinin iktidarı devrildi.

Gabon’un başkenti Librevil sokakları geçen ağustos ayının sonunda, darbecilere destek kutlaması yapan insanların akınına uğradı. (Reuters)
Gabon’un başkenti Librevil sokakları geçen ağustos ayının sonunda, darbecilere destek kutlaması yapan insanların akınına uğradı. (Reuters)
TT

Yönetici ailelerin değişmesi, Afrika cumhuriyetlerinde zulme neden olur mu?

Gabon’un başkenti Librevil sokakları geçen ağustos ayının sonunda, darbecilere destek kutlaması yapan insanların akınına uğradı. (Reuters)
Gabon’un başkenti Librevil sokakları geçen ağustos ayının sonunda, darbecilere destek kutlaması yapan insanların akınına uğradı. (Reuters)

Gabon Cumhurbaşkanı Ali Bongo’nun birkaç gün önce devrilmesi, Afrika Kıtası’nda son yıllarda tekrarlanan bir olay haline gelen bir dizi darbenin yalnızca yeni bir ayağı değildi. Bu darbe, Afrika’nın pek çok cumhuriyetinde onlarca yıldır iktidarı elinde bulunduran ailelerin geleceğine dair pek çok soruyu gündeme getirirken iktidar değişiminin cumhuriyetçi sistemin temeli olduğu varsayılıyor.

Gabon örneği, Afrika sahnesinde bir istisna değil. Öyle ki tarihsel kanıtlar, Kenya’da Kenyatta ve Odinga, Tongo’da Gnassingbe, Çad’da Deby, Gana’da Akufo-Addo ailelelerinin ve diğerlerinin tekeli de dahil olmak üzere Kıta’nın cumhuriyetlerinde hükümete hâkim olan birçok ailenin varlığını gösteriyor.

Bongo ailesinin yarım asra yakın süredir Gabon’daki iktidarı elinde tuttuğu biliniyor. Bu ailenin gücü, 1967 yılında ülkenin Cumhurbaşkanı Leon M’ba’nın (bağımsızlıktan sonraki ilk cumhurbaşkanı) ölümünden sonra baba Ömer Bongo’nun iktidara gelmesiyle başladı. 2009 yılında babasının ölümünün ardından Ali Bongo iktidara geldi. Daha sonra darbeci liderlerin Gabon’da (çarşamba) yaptığı açıklamaya göre ülkedeki bir grup askeri lider onu ‘emekliye ayırma’ kararı aldı.

Deby’nin Çad üzerindeki kontrolü

Gabon’dan çok da uzak olmayan Deby ailesi, Idris Deby’nin Başkan Hissene Habre’ye karşı çıktığı ve aynı yılın Aralık ayında iktidarı ele geçirdiği 1990 yılından bu yana Çad’da iktidara hakim durumda. İdris Deby, altıncı kez ülkenin cumhurbaşkanı ilan edilmesinden bir gün sonra, Çad’ın kuzeyinde isyancı gruplara karşı mücadeleye liderlik ederken öldürüldüğü Nisan 2021’e kadar iktidarda kaldı.

Deby’nin ölümünün açıklanmasının hemen ardından oğlu General Mahamat, ‘Çad anayasasının, cumhurbaşkanının ölümü veya görevlerini yerine getirememesi durumunda Meclis Başkanı’nın ülkenin başkanlığını geçici olarak devralmasını öngörmesine rağmen’, doğrudan iktidara geldi. Ülkede yeni cumhurbaşkanlığı seçimi, pozisyonun boşalma tarihinden itibaren en az 45, en fazla 90 gün içinde yapılıyor. Ancak oğul Deby, iktidardaki askeri konseyin başkanlığını üstlendiğini açıkladı ve ardından 18 aylık bir geçiş döneminin başladığını duyurdu. Bu sürenin sonunda başkanlık seçimlerine aday olacağına dair yaygın bir görüş var.

Togo’da Gnassingbe

Batı Afrika’nın Atlantik Okyanusu’na bakan küçük Afrika ülkesi Togo’da Gnassingbe ailesi, ülkeyi 55 yıldır yönetiyor. Cumhurbaşkanı Gnassingbe Eyadema, 2005 yılında kalp krizinden öldüğünde, Parlamento Başkanı Fambare Ouattara Natchaba’nın 60 gün içinde yeni cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar geçici olarak ülkenin cumhurbaşkanlığını devralması gerekiyordu. Ancak Togolu yetkililer, ülke dışında bulunan Natchaba’nın ülkeye girişini engelledi ve parlamento, seçimlerin 60 gün içinde yapılmasını gerektiren anayasal şartın kaldırılması yönünde oy kullandı. Eyadema’nın oğlu Faure Gnassingbe’nin başkanlığı devralacağı ve babasının görev süresinin geri kalanında görev yapacağı açıklandı. Şu ana kadar ülkeyi yönetmeye devam eden Faure Gnassingbe, 2020’de dördüncü başkanlık dönemini kazandı ve kendisine 2030’a kadar iktidarda kalmasının kapısını araladı. Böylece ailesinin 1967’den bu yana ülke yönetimindeki hakimiyeti devam etti.

Kenya yönetimindeki aileler

Kenya’da, ülkenin yönetiminin hakimiyeti tek bir aileyle sınırlı değil. Kenyatta ve Odinga aileleri, ülkenin 1960’lardaki bağımsızlığından bu yana hükümette ve muhalefette sandalye değiştirdiler. Uhuru Kenyatta, 9 Nisan 2013’ten bu yana Kenya’nın cumhurbaşkanı olarak görev yapıyordu. Ülkenin 1964-1978 yılları arasındaki ilk cumhurbaşkanı ve önde gelen bağımsızlık liderinin oğlu olan Kenyatta, iktidarını üçüncü bir başkanlık dönemi için uzatmaya çalıştı ancak bunu başaramadı. Geçen yıl yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmamak zorunda kaldı.

Bu seçimler sırasında Kenyatta, seçimleri kazanmayı başaran ve iktidardaki Kenyatta ve Odinga’nın tekelini kırmayı başaran yardımcısı William Ruto pahasına, rakibi muhalefet lideri Raila Odinga’yı desteklemeyi seçti. Ancak Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre her iki ailenin de iktidara geri dönme umuduyla ona karşı kitlesel halk gösterileri kışkırtarak Ruto’ya karşı ittifak kurmayı seçtiği açık.

Afrika tarihi, özellikle de Sahra altı ülkeler konusunda uzmanlaşan Nijeryalı araştırmacı Hekim Necmeddin şu değerlendirmede bulundu:

“Her ne kadar monarşi rejimleri kıtadaki 54 ülkeden yalnızca üçünde (Fas, Lesotho ve Esvati̇ni̇) resmi olarak mevcut olmasa da kendi anayasalarına göre ‘cumhuriyetçi sistemi’ benimseyen birçok ülke, bu sistemin asgari gereklerini yerine getirmiyor. Yönetici ailelerin çoğu, iktidar üzerinde uzun vadeli hegemonya kurmak ve bu gücü aktarmaya yönelik her türlü girişime karşı koymak için siyasi ve toplumsal koşulları kullanıyor.”

Necmeddin, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamasını şöyle sürdürdü:

“İstikrarı ‘tek bir ailede yönetimin sürekliliğine ve hükümdarın oğulları arasında güç aktarımının kolaylığına dayanan’ monarşi rejimlerinin aksine cumhuriyetçi rejimler, iktidarın devri fikrine dayanır ve bu fikrin yokluğu sistemin meşruiyetini etkiler. Birçok Afrika cumhuriyeti üzerinde yönetici ailelerin ve hanedanların birden fazla hegemonya biçimi vardır. Togo, Kenya ve Çad’da olduğu gibi, uzun yıllar iktidarda kalan Uganda, Ekvator Ginesi ve Kamerun yöneticilerinin iktidarı oğullarına devretmeye yönelik planlar yaptığına dair işaretler de mevcut.”

“Bazı Afrika ülkelerinde sorun, cumhuriyet ülkelerindeki bazı yöneticilerin iktidarı sadece çocuklarına değil, eşlerine de devretme girişimiyle sınırlı kalmadı” diyen Nijeryalı araştırmacı, eski Zimbabve Devlet Başkanı Robert Mugabe’nin iktidarı eşine devretme çabalarına dikkat çekti. Bu durum, partisi içinde bir krize ve 2017’de kendisine yönelik darbeye yol açtı. Güney Afrika’da da eski Başkan Jacob Zuma, partisini (Afrika Ulusal Kongresi) eski eşi Nkosazana Dlamini-Zuma’yı ülkenin başkanlığına aday gösterme konusunda etkileyemedi.

Dış müdahalenin etkisi

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi'nin direktör yardımcısı ve Afrika meseleleri konusunda uzman Dr. Ayman es-Seyyid Abdulvahhab, Afrika cumhuriyetlerindeki ‘yönetici aileler’ olgusu ve ‘Kıta’daki birçok ülkenin bağımsızlık sonrası aşamada Batılı modernist bir biçim seçme’ girişimi arasında bağlantı olduğunu söyledi. Abdulvahhab’a göre demokratik cumhuriyetler, iktidarın devrine ve onları yönetecek insanların özgür seçimine ve bunu geleneksel kabile ve aile karakterinin hâkim olduğu toplumlarda uygulama girişimine bağlıdır. Dolayısıyla da miras alınan düşünceler ve daha derin etkiye sahip faktörler hâkim olur.

Abdulvahhab, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada birçok demokratik ülkede Hindistan’da Gandi ailesi, ABD’de Bush ailesi gibi yönetici ailelerin varlığına tanık olunduğuna dikkat çekti. Sözlerine şöyle devam etti:

“Bununla birlikte bu ailelerin üyeleri, ailelerin uzun bir süre boyunca, bazen 50 yıldan fazla bir süre boyunca iktidara hâkim olduğu birçok Afrika cumhuriyeti gerçekliğinden farklı olarak, şeffaf seçimler ve istikrarlı demokratik mekanizmalar yoluyla iktidara ulaşıyor.”

Dr. Ayman es-Seyyid Abdulvahhab, Afrika Kıtası’ndaki belirli cumhuriyetçi ailelerin devam eden yönetimini, bazı ülkelerde yolsuzluğun yayılmasına, kalkınmanın başarısızlığına ve ayrıca bu aileleri destekleyerek ve karşılığında ulusal devletlerin kurumlarını zayıflatarak, kendi çıkarlarını korumak için sıklıkla bu aileleri kullanan dış müdahaleye bağladı. Abdulvahhab sözlerini şöyle sonlandırdı:

“Afrika Kıtası’nın son yıllarda tanık olduğu darbelerin çokluğu, kısmen cumhuriyetçi rejimlerde yönetici ailelerin hayatta kalmasını sağlayan geleneksel faktörler ile bu durumu değiştirmek isteyen sosyal ve askeri seçkinler arasındaki çatışmadan kaynaklanmaktadır.”



Trump İran’ın nükleer programını engelleme sözü verirken Mücteba Hamaney Hürmüz Boğazı’nı kapatma seçeneğinde ısrarcı

TT

Trump İran’ın nükleer programını engelleme sözü verirken Mücteba Hamaney Hürmüz Boğazı’nı kapatma seçeneğinde ısrarcı

Trump İran’ın nükleer programını engelleme sözü verirken Mücteba Hamaney Hürmüz Boğazı’nı kapatma seçeneğinde ısrarcı

Ortadoğu’da birden fazla cephede hızla tırmanan gerilim ortamında ABD Başkanı Donald Trump, Washington’un İran’ın yeniden inşasını “neredeyse imkânsız” hâle getirebileceğini ve  Tahran’ın yenilgi noktasına yaklaştığını belirtti. İran’ın yeni dini lideri Mücteba Hamaney, göreve gelmesinin ardından yayımladığı ilk mesajında Hürmüz Boğazı’nın kapalı tutulması ve boğazı kapatma araçlarının bir baskı unsuru olarak korunması gerektiğini vurguladı.  İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ise savaşın sona ermesi için şartlarını ortaya koyarak saldırıların kalıcı biçimde durmasını garanti altına alacak uluslararası güvenceler verilmesi ve tazminat ödenmesi çağrısında bulundu. Pezeşkiyan ayrıca İran’ın “meşru haklarının” tanınması gerektiğini vurguladı.

Irak’ta ise yetkililer, Perşembe günü erken saatlerde Irak kıyıları açıklarında hedef alınan iki petrol tankerinden birinin mürettebatından bir kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) da Perşembe günü yaptığı açıklamada, Ortadoğu’daki savaşın petrol arzında tarihin en büyük kesintisine yol açtığını belirtti. Bu açıklama, ajansın bir gün önce stratejik petrol rezervlerinden rekor düzeyde petrolün piyasaya sürülmesini onaylamasının ardından geldi.

Sahadaki gelişmelere bakıldığında, son saatlerde İsrail’in Hizbullah’a ait noktalara düzenlediği bir dizi hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinde temkinli bir sakinlik hâkim. Başkentte Armun ve Ramlet el-Beyda bölgelerini de kapsayan saldırılarda ölü ve yaralıların olduğu bildirildi.

Buna paralel bir gelişmede, medya organları İran ve Hizbullah tarafından Tel Aviv’e doğru füzeler fırlatıldığını aktardı. İsrail ordusunun ise Tahran’da İran yönetimine ait hedeflere yönelik geniş çaplı bir hava saldırısı dalgası başlattığı bildirildi.


İran ve Lübnan'daki saldırılar sonrası ilk kez basın toplantısı düzenleyen Netanyahu: İran’ı ve Hizbullah’ı eziyoruz

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AP)
TT

İran ve Lübnan'daki saldırılar sonrası ilk kez basın toplantısı düzenleyen Netanyahu: İran’ı ve Hizbullah’ı eziyoruz

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 28 Şubat’ta İran ile savaşın başlamasından bu yana ilk basın toplantısını bu akşam (Perşembe) düzenledi.

Netanyahu, konuşmasının başında “Hizbullah saldırganlığının ağır bir bedelini ödeyecek” dedi. İsrail’in “İran’ı ve Hizbullah’ı ezdiğini” söyleyen Netanyahu, İran’ın yeni dini lideri Mücteba Hamaney’in “kamuoyu önüne çıkamadığını” öne sürdü.

“İran Devrim Muhafızları ile Besic güçlerine güçlü darbeler indiriyoruz… İran artık eskisi gibi değil” diyen Netanyahu, amaçlarının “İran’ın nükleer ve balistik projelerini yer altına taşımasını engellemek” olduğunu ifade etti.

Netanyahu ayrıca, “Rejim değişikliği için gerekli koşulları hazırlayabiliriz, ancak bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği İran halkının sokaklara çıkmasına bağlıdır” dedi.


İran Cumhurbaşkanı, savaşı sona erdirmek için güvence ve tazminat talep etti

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan (DPA)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan (DPA)
TT

İran Cumhurbaşkanı, savaşı sona erdirmek için güvence ve tazminat talep etti

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan (DPA)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan (DPA)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, dün ülkesine karşı yürütülen savaşı sona erdirmek için gereken şartları sıralayarak, çatışmaların durdurulmasının tek yolunun tüm saldırılara kalıcı olarak son verecek uluslararası garantiler olduğunu belirtti.

Pezeşkiyan ayrıca tazminat çağrısında bulunarak, İran'ın "meşru haklarının" tanınması gerektiğinin altını çizdi, ancak bu hakların niteliğini belirtmedi.

İran iç siyasetini takip eden gözlemciler, açıklamalarının yeni bir dini lider atanması ve bu liderin uluslararası alanda tanınması meselesine işaret ediyor olabileceğini değerlendiriyor.

ABD Başkanı Donald Trump, bu haftanın başlarında babasının yerine yeni Yüksek Lider olarak atanan Mücteba Hameney'den "memnun olmadığını" söylemiş ve yeni liderin "büyük zorluklarla" karşılaşması gerektiğini belirtmişti.

Trump, daha fazla ayrıntıya girmeden, "Barış içinde yaşayabileceğini sanmıyorum" ifadesini kullandı.